3 Nisan 2013 Çarşamba

LigTV'nin Son Yeniliği: Basketbol Quiz!


Hızlı sorular, doğru cevaplar!
Kim maçları Murat Murathanoğlu ile yorumlamak ister?
Basketbol Quiz'de bilgisine güvenen ödülleri kazanıyor!

BBL heyecanını basketbol fanatikleriyle buluşturan LİG TV’nin yeni uygulaması
Basketbol Quiz’den her hafta müthiş ödüller kazanmak için tek yapmanız gereken
http://basketbolquiz.ligtv.com.tr ‘ye kayıt olup, Twitter’daki @basketasiklari hesabından sorulan basketbola dair sorulara #basketbolquiz etiketiyle doğru cevabı vermek.

Siteye üye olarak, her hafta en fazla puanı toplayan kullanıcılar haftanın maçını yerinde izleme ve maç öncesinde Murat Murathanoğlu ve İsmet Badem’le tanışma şansı elde ediyor.
Ayrıca her hafta, puan sıralamasında birinciyi takip eden 5 kullanıcıya ünlü basketbolculardan imzalı basketbol topu, sonraki 5 kullanıcıya ise imzalı poster hediye!

Üye olmak için : http://basketbolquiz.ligtv.com.tr
Soruları takip etmek için: https://twitter.com/basketasiklari

6 Mart 2013 Çarşamba

Salsabasket Özel : Ufuk Sarıca Röportajı


Lig, kupa ve Eurochallenge üçgeninde sezon başından beri yoğun tempoda mücadele eden ve yakaladığı form ile dikkatleri üzerine çeken Pınar Karşıyaka'nın baş antrenörü Ufuk Sarıca ile Türk Telekom maçı öncesi Ankara'da röportaj yapma fırsatı bulduk. Hedeflerine zamanla ve emin adımlarla ilerlediğini düşündüğüm Ufuk Sarıca, içtenliği ve samimiyetiyle sohbetimize renk katarken Efes'ten Karşıyaka'ya, Türk Basketbolunun Avrupa'daki yerinden tutun da kişisel hedefleriyle ilgili bir çok konuda görüşlerini bizimle paylaştı.


Kısa bir süre oyunculuk da yaptığınız Pınar Karşıyaka'da şimdi baş antrenör olarak görev yapıyorsunuz. Buraya gelirken kafanızda soru işaretleri var mıydı?

Açıkcası buraya gelirken benim kafamda pek soru işareti yoktu. Devam eden bir sözleşmem vardı. Fakat Pınar Karşıyaka'daki potansiyeli bildiğim için bu konuda hiç düşünmeden kabul ettim. Şimdi geldiğimiz noktaya baktığımda da bu konuda ne kadar doğru bir karar verdiğimi görüyorum. Karşıyaka sürekli Türkiye Basketbol Ligleri'nde olmuş, heyecan katmış ve ekol olmuş bir takım. Bugün Karşıyaka'yı ligden çıkartırsanız ligin tadı kaçabilir. Basketboldan çok iyi anlayan müthiş bir taraftar kitlesi var. Bunları bilerek burada iyi işler yapmaya geldim.

Sezon başında üçte üç ile güzel bir başlangıç ve bu başlangıcın sonunda da ligde ve Avrupa'da yolunuza emin adımlarla ilerliyorsunuz. Peki sezon başından bu yana geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karşıyaka'da günlük başarılar yakalamaktansa daha ilerisini hedef koyarak yeni değişimler yaptık ve yeni bir takım oluşturduk. Bu bağlamda idari ve yönetimsel açıdan da değişimler yaşadık. Öncelikle sezon başında tüm basketbol kamuoyu beş takımı haklı olarak ön plana çıkartıyorlardı. Çünkü bu beş takım kadro yapısı ve ekonomik anlamda da diğer ekiplerden bir adım öne çıkıyordu. Bizim öncelikli hedefimiz bu beş takımda bir veya ikisinin üzerine çıkabilmekti. Çünkü play-off zamanı gelince saha avantajı yakalayabilirseniz bu takımların üzerinde tamamlamak daha ileriye gitmek açısından çok önemli. Baktığınız zaman son 7-8 senedir bir üst tura çıkamayan bir Karşıyaka var. Bunu gerçekleştirmek amacıyla çıktık ve sürekli söylediğim gibi son topa kadar mücadele eden bir takım oluşturmaya çalıştık. Bu bağlamda da kaybettiğimiz maçlarda bile son topa kadar mücadelemizi verdik. Şimdi bulunduğumuz noktaya bakarak çok kolay olmasa da ilk 4'ün içinde kalmak istiyoruz.

Şimdiki performansı göz önünde bulundurarak ligde ve Eurochallenge'da belirlediğiniz hedefler nelerdir ?

Ligde bizim için çok önemli olan iki tane deplasman maçı kazandık ve de başta bahsettiğim ön plana çıkan takımlardan Beşiktaş'a karşı büyük bir avantaj elde ettik. Fakat bu avantajımızı ve performansımızı ligin sonuna kadar korumamız lazım. Şimdi bulunduğumuz noktadan biraz daha yükselmek istiyoruz. Çünkü önümüzdeki rakiplerle de aramızda birer galibiyet fark var. Yine de en kötü normal sezonu ilk 4 içinde bitirmek istiyoruz. Eurochallenge'da ise grubu lider tamamladıktan sonra Final - Four'u konuşabileceğiz artık. (Röportajımız grubun son maçından önce)

Sizin oyuncularla olan ilişkilerinize gelmek istiyorum. Özellikle Türk oyuncular sizin oyun anlayışınızda ön plana çıkabilmeyi başarıyor. Efes'te Kerem ve Sinan'ın performansının sizinle birlikte nasıl arttığını görmüştük. Yine Karşıyaka'da RHGBSB karşılaşmasında Soner'in, Galatasaray Medical Park karşılaşmasında Bora Hun Paçun'un ve Beşiktaş karşısında da Maxim Mutaf'ın ekstra performanslarıyla gelen galibiyetleri görmüştük. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Öncelikle ben oyuncuları yerli ve yabancı diye ayırmıyorum. Genç oyuncu ve tecrübeli oyuncu diye ayırıyorum. Benim sistemimde çalışan, isteyen ve arzulayan her oyuncunun şansı var. Yerli oyuncu konusuna gelince ben, yerli oyuncuların mutlaka takım içinde aktif rol almaları gerektiğine inanıyorum. Çünkü günümüz basketbol kurallarında görüyoruz ki bazı takımlar tamamen takım yükünü yabancılara dayamış durumda. Bu gayet normal fakat benim düşüncem eğer daha ilerilere gitmek istiyorsan Türk oyuncuların devrede olması gerekiyor. Ben her oyuncudan da verim alınabilineceğini düşünüyorum. Kendim de Efes Pilsen A Takımı'na genç yaşta adım attığım için benim sistemimde eğer bir genç oyuncu benim istediğim gibi çalışıyorsa takımımda her zaman şans bulabilir. Bunun ne zaman nerede olacağı hiç belli olmaz. Mesela bir final maçında da veya her hangi bir lig maçında da olabilir.


Geçtiğimiz iki haftaya dönersek, Beşiktaş'ı mağlup ettiniz daha sonra Türkiye Kupası'nda Fenerbahçe'ye kaybettiniz. Arada altı gün vardı ve bu altı günlük aradan sonra Romanya'ya gittiniz. Romanya'da Gaz Metan Medias karşısında bu seneki Karşıyaka'ya yakışmayan bir performans vardı ortada. Sizce Romanya'daki sıkıntı neydi takımda. Yorgunluk ve yoğun tempo olabilir mi ?

Aslında son bir buçuk aya yakın bir süredir çok yoğun bir tempoda oynuyoruz. Deplasmanlar, All-Star haftası, Eurochallenge ve Türkiye Kupası sürecinde sürekli seyahat etmek durumunda kalıyoruz. Özellikle Eurochallenge'daki Letonya ve Romanya deplasmanı gerçekten sıkıntılı seyahatler. Tabi bunlar bahane değil ama herkesin de bilmesi lazım ki biz Romanya'ya üç uçak değiştirip sonucunda da iki buçuk saat otobüs yolculuğu yaparak ulaştık. Ama bunun dışında bence o maç kolay bir karşılaşma değildi. Ben İzmir'de 30 sayıyla yendiğimiz gün de söylemiştim çünkü Romanya takımı çok hızlı oynayan ve ne yapacağı belli olmayan bir takım. Maçtan önce de onların bu hızlı hücumlarını durdurmamız gerektiğini belirtmiştim. Bu hızlı oyun taraftar atmosferiyle de birleşirse zor durumda kalabilirdik ve nitekim de öyle oldu. Biz o gün çok dağınık bir görüntüdeydik. Sezon başından beri en kötü oyunumuzu oynadık. Bu dağınık oyunun sonucunda da hızlı oynayan bir takıma karşı da ayakta kalamadık. Çok kolay sayılar yiyip skorda sürekli gerilerde gittik. Ben de kenarda sürekli seri yakalayacağımız 5'i bulmaya çalıştım fakat bunu başaramadık. Şunu belirtmek lazım ki biz sezon başından beri %80 galibiyet oranı ile oynayan bir takımız fakat sahada doğruları yapmadığımız gün herkese yenilebiliriz.  Çünkü bizim şu an Anadolu Efes veya Fenerbahçe Ülker gibi geniş bir rotasyonumuz yok ve onların kadrosundaki kadar her an oyunu değiştirebilecek oyuncu sayımız daha az. Ben bu bağlamda galibiyeti normal karşılıyorum. Belki herkese sürpriz oldu fakat kolay maç olmayacağını biliyordum.

Bu süreçte Caner Topaloğlu'nun sakatlığı takımı nasıl etkiledi ?

Yüzde yüz etkiledi. Caner'in sakatlığından sonra Maxim'i transfer etmemiz o bölgedeki açığı kapattık anlamına gelebilir fakat benim oyun düzenimde Caner'in çok önemli bir yeri var. Sert oynayabilen ve uzun forvete yakın bir oyuncu. Takıma o sertliği ve direnci getirebilen bir oyuncu. Bunu kapamaya çalışıyoruz fakat bazen de kapayamadığımız durumlar maalesef ki oluyor.

Sezon başından beri bu yoğun tempoda beşinci yabancıyı neden düşünmediniz ?

Sezon başında ben Türk oyuncuların daha çok rol alabilmesi için ve takım kimyasını daha iyi oluşturabilmek için 4 yabancıyla yola çıkmak istedim. Sezon arasında düşünebilirdik fakat sezon başında istediğim Maxim'in alınmasıyla şu durumda takımı bozmak istemedik. Bunun bir de ekonomik boyutu var tabi ki. Bunu da düşünerek böyle bir şeye kalkışmak istemedik. Fakat ilerisi ne gösterir bilinmez.

Geçen sene de Pınar Karşıyaka'nın Chatman ve Stajonevic gibi önemli yabancıları vardı. Bunlardan bazılarını takımda tutmayı neden düşünmediniz ?

Ben Pınar Karşıyaka ile anlaştığımda Chatman iyi bir kontrat alıp ayrılmıştı. Stajonevic ise TED ile anlaşmak üzereydi. O durumda çok müdahale etme durumumuz yoktu fakat Stajonevic bence çok değerli bir oyuncu. Çünkü onun becerilerine sahip ender pivot var bu ligde. Ama benim sistemime bakarsak Stajonevic olsa çok daha yavaş oynamamız gerekirdi. Tabi imkan olsa ne yapardık bundan tam emin değilim.

Efes Pilsen ile Karşıyaka'yı karşılaştırdığımız zaman şartlar olsun ya da skora etki edecek oyuncu sayısı olsun Efes Pilsen bu konuda çok daha ön plana çıkıyor. Peki sizin Efes'te bulamaıp Karşıyaka'da bulduğunuz şey neydi ?

Bir kere her şeyden önce şunu belirtmek lazım. Ben Efes'te görevi bıraktığım zaman, ligde yanılmıyorsam birinci veya ikinciydik. Bir ya da 2 mağlubiyetimiz vardı. Efes'te de sezona başlarken dokuz tane yeni oyuncuyla başladık yeni bir yapılanmaya gitmiştik. Fakat maçlar başlamadan on gün önce takım toplanabildiği için çalışma imkanımız çok az oldu. Burada da dokuz oyuncuyla sezona başlamıştım fakat Temmuz'da toplanıp çalışma imkanımız oldu. Çok uzun süre ben, düşündüklerimi ve istediklerimi oyunculara anlatabildim. Bu çok önemli. İkincisi ise ; sabır. Bugün FB Ülker'e de bakıyoruz. Euroleague çok zor bir lig. Ne kadar da para harcasan orda kolay maç yok. Euroleague'de kötü durumdalar fakat ligde liderler şu anda. İnsanlar bazı şeylerin hemen olmasını istiyor fakat ben buna karşıyım. Her şey çalışma ve istekle alakalı bu da zaman ve sabır gerektiriyor. Maalesef ki bu bizim ülkemizde böyle. Öte yandan Efes'te beklentiler hep yüksek normal olarak. Devamlı alkışlanacağın tek nokta hep kazanmak orada. Biz burada da bu sene çok az maç kaybettik fakat söylediğim gibi beraber çalışma imkanı bulabildik. Bir de şuna değinmek lazım ki taraftar konusu da çok önemli. Sizi ayağa kaldırabilecek en önemli etkenlerden birisi. Bir şehrin takımı oluyorsun ve taraftarın da bağlılığı çok daha fazla oluyor.

Pınar Karşıyaka ile ilgili ileriki yıllar açısından hedefleriniz var mı ?

Tabi ki var. Burada üzerine koyulursa ben çok daha iyi şeyler yapılacağına eminim. Ama bunun için demin de belirttiğim gibi sabır ve iyi bir planlama lazım. Son yıllarda Karşıyaka'nın bütçesi ne kadar da iyi olsa kademeli olarak bunun da üstüne çıkabilmek lazım. Benim şu andaki amacım seneye en azından takımın Eurocup'ta oynaması ve ligi ise ilk 4'ün içinde bitirmek. İlerisine baktığımızda ise üç sene sonra neden Euroleague olmasın ki. Çünkü Karşıyaka bunu hak ediyor. Aynı zamanda alt yapıyla ilgili de gelişmeler göstermemiz lazım. Karşıyaka'dan her zaman oyuncu çıkmıştır. Bu takıma en az iki tane alt yapıdan oyuncu monte etmemiz lazım.

Bundan bahsetmişken kadronuzda bulunan Mert Celep 1995 doğumlu bir oyuncu. Bu takımda kalıcı olabilecek kapasiteye sahip bir oyuncu mu sizce ?

Olabilir tabi ki fakat çok daha iyi çalışması lazım. Kendine yatırım yapması lazım. Benim gençlerde gördüğüm basketbolu çok seyretmemeleri. Çalışmak elbette ki önemli fakat basketbolu da seyretmeleri lazım. Seyrederken de öncelikle Avrupa basketbolu seyredilmelidir. Mert gibi gençler bizde var. Bu gençlerimizde potansiyel var ama basketbolu daha iyi öğretmek lazım. Daha yolun başındalar bunları işlemek lazım. İlerisi için neden olmasın.



Türkiye Kupası'ndaki Can Maxim Mutaf olayına gelmek istiyorum. O maddeye başlangıçta bir itirazınız olmuş muydu ? 

Bu tabi benim dışımda idari bir konu. Ama bana söylediklerinde yönetimle konuştuktan sonra bir sakınca görmedik. O dönemde Caner'in elinin sakatlanması, sonrasında da Soner'in sakatlanması bir anda kadromuzu daralttı. Fenerbahçe Ülker de sağ olsun bize yardımcı oldu ve bunun sonucunda Can'ı Türkiye Kupası'nda oynattık. Ben bu konuda fazla büyütülecek bir şey görmüyorum.

Peki ligde ve ya play - off'ta Fenerbahçe Ülker ile daha fazla maçta karşı karşıya gelirseniz Can'ı oynatmak için her seferinde bir 30.000 daha mı yatırması gerekiyor Karşıyaka'nın ?

Hayır böyle bir durum yok. Bu sadece bir tane kupa maçı ile ilgiliydi. Lig ile her hangi bir alakası yok.

Karşıyaka ile ilgili sorularım bu kadar. Sizin antrenörlük planlarınız arasında neler var ? Avrupa'yı düşünüyor musunuz?

Var tabi neden olmasın. Burada da çok önemli kulüpler var fakat insan daha da kendini geliştirip üzerine koyarak Avrupa'da çalışmak istiyor. Benim de Avrupa ile ilgili hedeflerim var. Bunun yanında Milli Takım ile ilgili de hedeflerim var. Herkese gurur verir Milli Takımı çalıştırabilmek. Ama orada da bahsettiğimiz sabır olayı çok önemli. Bu bizim ülkemizde pek yok. Biz yetenekli ve kafası çalışan bir milletiz. Sadece biraz sabırlı olamıyoruz.

Türk Basketbolu'nun Avrupa'daki yerini nasıl görüyorsunuz ? Yapılan transferlerle Avrupa'nın en iyi liglerinden biri olduğumuz söyleniyor fakat Euroleague'de takımlarımız pek bir başarı yakalayabilmiş değil. Kendi fikrim Yunanistan'dan örnek vermek gerekirse büyük bir  ekonomik kriz geçirdiler ve bunun sonucunda takımların bütçeleri küçülme gösterdi. Fakat buna rağmen mücadelelerinde ekonomik krizin etkisi hiç olmamış gibi.  Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Benim bu işte gözlemlediğim sadece para ile başarının geleceğini zannetmek pek mümkün değil. Bunu CSKA yapmaya çalıştı fakat o da başarılı olamadı. Belirttiğin gibi bence de bunun en güzel örneği Yunan takımları ve Siena. Bu takımlar başarı için çok fazla para harcanmasına gerek olmadığını gösterdiler. Çünkü onlarda 'yolda büyüyen oyuncular' oldu. Bu çok çok önemli. Dışarıdan 8 tane oyuncu alıp getirip takımın başına da başarılı bir coach koyarak bu iş olmuyor sonuçta. Bunları harmanlamak lazım. Ben yirmi sene önceye dönüyorum. Bizim Avrupa'da şampiyon olduğumuz sene iki tane yabancımız vardı fakat bir sürü de genç oyuncumuz vardı. Biz bunları harmanlamakta hata yapıyoruz bence. Haliyle de böyle paralar harcayıp takım kurunca da dışarıdan da 'bu takım Final Four oynar' damgasını yemek zorunda kalıyorsun. Euroleague'de deplasmanda maç kazanmak kime karşı oynarsan oyna kolay değil. Bunlardan dolayı sıkıntılar baş gösteriyor. Bir kaç tane maç kaybedince camiada işler karışıyor. Antrenörün kafası karışıyor. Bunun üzerine de belirttiğim gibi Euroleague'de daha büyük başarılara ulaşamıyoruz. Ama ben ülkemizi Avrupa'da başarıya çok yakın görüyorum.

Alp Aşırım

24 Şubat 2013 Pazar

Pianigiani Sorunsalı

Ayakların baş, başların ayak olabildiği çok ülke tanımıyorum ben. Fakat bunlardan biri maalesef Türkiye sanırım. Aklınıza gelebilecek her alanda ama. Nitekim şu satırları ilgilendiren basketbol kategorisiyle devam ediyorum.

Sistem yaratmakta net beceriksiz olduğumuzu inkar etmenin lüzümu yok. Yaratılmaya başlanan sistemlerin ne kadar kolay bozulabildiği ise akıllara zarar bir gerçek. Böyle bir durumdayken, Fenerbahçe Ülker de kolay yolu seçmişti ve İtalya basketbolunun yaklaşık son 10 senesine ambargo koyan Simone Pianigiani'yi takımın başına getirmişti. Sanki çok farklı bir şey olacakmış gibi.

Şahsım adına konuşayım, çok dev sevdiğim bir sistem koçudur Pianigiani. Yarattığı Siena'nın sıkı takipçilerinden biriydim. Gördüğü Final Four'lar, Olympiacos mucizesi, çok bir numarası olmayan oyuncuları sistem içinde bambaşka adamlara dönüştürmesi falan çok sağlam işlerdi. Gel gelelim İtalya basketbolunun bir numaralı sorunu olan 'para', Siena'yı da zor durumda bıraktı ve koçun yolu da İstanbul'a düştü.

Yerli takviyelere karışmamış olsa da, yabancı oyuncular onun getirdikleriydi (Bojan hariç). Tek tek incelemeye başlayalım:

Bo McCalebb'in gelişi bayağı beklenti de yarattı ki koçun eski oyuncularından biri olmasının da farklı bir motivasyonu vardı. Nitekim Bo'nun net bir oyunkurucu olmaması nedeniyle yanında oyunu kontrol edebilecek bir kısanın olması mantıklıydı. Ama liderliğin tamamen Emir'de olması işleri tersine çevirdi. Ki Emir'in koca sezonda toplam 10'u geçmeyecek "Bodiroga Çeyrekleri" dışında savunma handikapları çok net sonuçlar getirebiliyor (hatta getirdi bile, hele ki sert bir uzun olmadan Emir'in 4 oynadığı beşler). Özetle burada liderliği Bo'dan alması bildiğimiz Bo'dan bambaşka birini çıkardı ortaya.

Romain Sato için negatif konuşamayacağım. Zaten Obradovic'in bir oyuncuyu net bir şekilde rotasyonuna sokuyor olması hüküm vermek için bence yeterli. Ki bu sezon, şu vakte kadar Bojan'dan sonra en az sırıtan oyuncu. Hatta Bojan'la birlikte sırıtmayan iki oyuncudan biri de olabilir. O kadar düşünmedim.

Andersen - Batiste ise bambaşka bir boyut. David Andersen'in yaz aylarında, herkesten gizlenen bir diz ameliyatı geçirdiği ve anca kendine geldiği dedikoduları döndü, mantıksız da gözükmüyor açıkçası zamanlama bakımından. Geçen sezon özellikle Siena'nın sakatlıklarla cebelliştiği dönemlerde büyük hücum katkısı olmuştu (dipnot: İpekçi'de Galatasaray'a karşı oynadığı son çeyreği halen hatırlamaktayım). David Andersen'in olayı da aşağı yukarı bu zaten. Savunma konusunda hiçbir zaman güvenilir bir oyuncu olmadı Andersen. Ama geçen sene Siena'da tutup, burada tutmayan ne oldu, ondan da bir yere kadar Pianigiani hatası olarak bahsedilebilir.

Obradovic - Diamantidis ikilisi tarafından, biraz disiplin ve bolca ikili oyunla Avrupa'nın tepesine kadar çıkarılan Mike Batiste'in Fenerbahçe'deki kullanımı da doğru değildi. Gerçi Pianigiani'nin pek ikili oyun içermeyen sistemine (Bo'ya alan açmak için olanlar hariç) Batiste gibi ekmeğini devrilerek kazanan bir uzunu eklemenin doğruluğunu da tartışmak lazım. Batiste Pianigiani'nin ilk tercihi olmasa gerek.

Emir'in 4 numara kullanılmasına değinerek ufak bir giriş yapmıştım yerli rotasyonuna, devam edeyim. Barış Ermiş'i bu kadar geç fark etmesi de olacak gibi değildi. Bir ara ciddi ciddi J.R Bremer rotasyondaydı Barış'ın yerine. Neyse, döndüğü hata olarak pozitif sayılabilecek bir durum bu.

İlkan ve Kaya'nın kullanımı keza. İlkan'ın çoğunlukla bench ısıtmasını da kabullenemedim ben. Atletik, sert ve ribaund'cu, kötü bir stile rağmen ceza şutu sayılabilecek de bir şutu mevcut. Kaya'yı da pota altı sertliği açısından kafamda kurdum hep. Gerçi Kaya için basketbol açısından "Elvis binayı terk etmek üzere", ama yine de yer yer daha çok kullanılabilirdi. Keza Oğuz, savunmasını göz ardı edip oynattığı Andersen'den sonra aynı şeyi Oğuz için de yapabilirdi koç. Oğuz'un kötü savunmasına rağmen Euroleague seviyesi için fena bir post hücumu yok.

Bir yanda da 4 kısa sevdası. Emir'i dörde çekip daha yaratıcı bir beşle oynamayı istedi belki ama Andersen, Batiste veya Oğuz gibi savunması aksayabilecek uzunları (Batiste'in savunması burada aksadı gerçi, sıkıyorsa geçen sene aksasaydı) barındıran bir 4 kısayı yaşatmadılar haliyle. Naçizane, İlkan - Kaya'dan biriyle daha çok işe yarabileceğini düşündüm hep bu 4 kısanın.

Pianigiani'nin şimdilik aklıma gelen coaching değerlendirmesi bu. Esas mesele, işin mental boyutu. Hastanelik olmuşken tanınmayacak kadar iyi oynayan bu takımın iç sahadaki Caja Laboral ve Barcelona performanslarının mantıklı bir açıklaması var mı? Kötü oyun vardır, kusura bakmayın ama bu maçlar kepazelikti. Maç sonu basın toplantılarında ise "çok çabuk oyundan düşüyoruz, sonra komple dağılıyoruz" dedi. Şu kadar düşebilmek tamamen coaching işi değil maalesef.

Tanjevic varken Top16'yı göremedi bu takım bir sezon, ki bunu başarmak için hakkaten kötü bir kadro olmak lazım. Spahija ilk sezon harika işler yaptıktan sonra ikinci sezon basketbolu unutmadı ya? Pianigiani İtalya'da basketbol terörü estirirken Türkiye'de bu kadar etkisiz kalması da mı tesadüf? Evet Pianigiani'nin hataları oldu, ama neticede 12 oyuncuyu birden gönderemeyeceğinize göre koçu gönderirsiniz. Oyuncuların hiçbir şekilde kaybetmeyecek olduğu üstünlükleri de budur.

Ertuğrul Erdoğan devam edecek sezon sonuna kadar. Misal Pianigiani efsanesini başlatan olay da buna benzer bir durumdur. Umarım koç başarılı olur, ama yeni sezona yeni koçla girilirse hiç şaşırmam.

15 Şubat 2013 Cuma

Mahmuti - Efes - Gelenek

Basketbolun medyada yerini arttırması 2001 Avrupa ve 2010 Dünya Şampiyonalarıyla özetlenir. Basketbolun medyada yerini korumasını ise Türk takımlarının Avrupa'da şampiyonluk hedefleriyle çıkılan sonu hüzünlü biten masallara dayandırıyorum.


Yıllardır Türk futbol kulüpleri hedefi Avrupa'da kupa olarak koyar, Mart'ı göremezdi. Basketbolda da durum buna doğru yönelmişti. Hedefler Final-Four'du ancak Top 16 sonrasını gören olmuyordu. Futbol kulüpleri Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'a ek olarak geleneğini kaybetmeye başlayan Efes'i de bu takımlardan farksız görüyorduk. Her sezon başı yanlış yapılanmalarla hedefi zirve koyan ancak ne zihniyet olarak ne de ortaya konan performans olarak bunun çeyreğine ulaşamayan Efes günden güne kimliğini kaybediyor, olmadığı bir şeye dönüşüyordu: En çok harcayan ve başarıdan uzaklaşan...



Bu sezon başında bu geleneğin en önemli temsilcilerinden olan Oktay Mahmuti'nin tekrar yuvaya dönmesiyle bir nebze umutlanmıştı eski Efes'i özleyenler. Bir nebze diyorum çünkü Mahmuti'nin istediği kadroyu oluşturma şansı yoktu. Geçen sezondan yüklü kontratları devam eden yabancılar biraz can sıkıyordu. Üstüne Semih Erden, Jordan Farmar gibi sorun olabilme tehlikesi olan isimlere uzun dönemli yüksek maliyetli kontratlar verildi. Sezon başladığında akıllara gelen ilk ve en önemli soru belliydi. Bu takım ne kadar Oktay Mahmuti'nin istediği gibi bir takımdı? Maçlar oynandıkça ufak tefek ışıklar saçılsa da parıldamıyordu bir türlü Efes. Başlarda Farmar'ın sırtladığı takımda o da düzenden çıkınca işler iyice sarpa sarmıştı. Geldiğinden beri yarardan çok zararı olan Barac'ta ısrar eden koç Oktay Mahmuti geçen yıl Zouros'un gelir gelmez rotasyon dışına çıkardığı Vujacic'e de önemli bir kredi sundu. Bu iki ismin iyi yaptığı şeyler olduğunu kabul ediyorum fakat Oktay Mahmuti'nin sıfırdan kuracağı bir takımda bugün bile yer alacaklarını düşünmeme rağmen bugün öyle bir noktaya evrildiler ki hepimiz hayretle bu değişime tanık olduk. Savaşmadığı için eleştirilen Stanko Barac'ı boyalı alanda çarpışan(kısmen) ve ribaundlara da katkı vermeye çabalayan bir oyuncuya dönüştürdü. Sasha Vujacic baskılı savunma yapıyor, mücadele ediyor, rakibin en etkili kısalarıyla cebelleşiyor. Ne kadar inandırıcı olmasa da Sharapova sonrası Vujacic artık basketbolun her yönünde gayret gösteriyor. Bu takıma geldiğinde ne Vujacic ne Barac ne de bu sezon gelip başlarda tek başına götüren Farmar'ın sezon içinde böyle rollerde oynayacağını düşünmediğine eminim. Biz izleyenler bu oyuncuların bu şekilde bir evrim geçirerek Efes'in bu kadar başarılı olabileceğini öngöremezdik.

Basketbolda bir gün iyi olabilirsiniz ama sezon genelinde bunun üzerine koyamadıktan sonra düzenini oturtan takımlar geriden gelerek önünüze çıkabilir. Oktay Mahmuti geldiğinden beri Efes'in gelişimi iki ileri üç geri değil, adım adım sürekli ileri giden düzenin ne kadar muhteşem olduğunu görebiliriz. Uzun bir aradan sonra Final-Four sesi çok güçlü yükseliyor. Efes geleneğini tekrar kazandıran adam Oktay Mahmuti karşısında şapka çıkartmaktan başka yapılacak bir şey yok...

Not: Yazıda hep Efes olarak değindim. Ruhu Efes Pilsen, adı Anadolu Efes olan takımı böyle özetlemek en kolayı belki de.


İbrahim  Tilki

13 Şubat 2013 Çarşamba

Basketbolumuzun Zirve Yaptığı Nokta : TBF TV!


Öncelikle gelişmeleri bekleyip bu konu hakkında sessizliğimi korusam da çoğu basketbolseverden aldığım tepkiler sonucunda bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Basketbol Federasyonu iki senedir bazı TKBL, TB2L, TB3L ve hazırlık turnuvalarını açtığı internet sitesinden TBF TV adı altında izlememizi sağlıyor. Başlangıcından itibaren az da olsa ilgi çekebilmeyi başaran bu uygulama gerek tek kamera sistemi gerekse de tecrübesiz spikerleri bir yana yayının sürekli hata vermesi ve canli istatistik bölümünden bile geride olması yönüyle de tüm basketbolseverleri etkisi altına almış durumda!!

Bunlar dışında sadece Ankara ve İstanbul odaklı olan yayınlar bazı takımları bu yolla bile izlememize engel oluyor. TB2L'yi yakından takip eden biri olarak 21.Haftasına geldiğimiz bu ligin yayın dağılımına baktığımda, lig lideri Torku Selçuk Üni'nin sadece 2 maçının yayınlandığını, bir diğer şampiyonluk adayı Mackolik.com Uşak Üni'nin 2 defa karşılaşmasının yayınlandığını,Yeşilgiresun'un maçının ise hiç yayınlanmadığını gördüm. Yine Bandırma Kırmızı, İzmir BŞB ve her maçını dolu salona oynayan bir diğer ekip BEST Balıkesir'in de hiç bir karşılaşması TBF TV tarafından sezon başından beri gösterilmemiş. Bunları da bir kenara koyarsak, lig başından itibaren haftada iki olan yayınlar zamanla bire düştü ve son iki haftadır da hiç gösterilmemeye başlandı.

Federasyonumuzun bu noktada nasıl ilerlemeler gösterdiğini görmek için ise TBF TV tarafından yayınlanacak bir karşılaşmayı salonda izleme kararı aldım. Maç başlamadan yanından geçen bir oyuncu arkadaşa çok heyecanlı olduğunu ve maç anlatacağını söyleyen spiker arkadaşımızın yaptığı hatalar ise gerçekten anlaşılır gibi değildi. 16-17 yaşlarında bir arkadaş kamerayı bir sağa bir sola çeviriyor, spiker! arkadaş mikrofona dili döndüğünce hakim olmaya çalışıyor, 2 tane de bilgisayar.. Al sana TV işte... Kendilerinden ricam zorunluluk diye görüyorlarsa bu hizmeti o zaman hiç yapmasınlar. Bu konuda eleştirilecek o kadar nokta var ki insan neresinden başlayacağını bilemiyor. Ama daha da ilerleme beklediğimiz basketbolumuzda bunlar olurken bi yerde de hakim olamıyoruz kendimize...

Gereken atılımların yapılacağını umut etmekten başka bişey gelmiyor elimizden.. Sözlerimi bitirirken ki tek isteğim birisinin spiker arkadaşımıza Mackolik.com Uşak Üni.'li oyuncu Justin Carter'ın isminin Vince Carter olmadığını söylemesi...

6 Şubat 2013 Çarşamba

Türkiye Kupası ?

Spor Toto Türkiye Kupası'nda sekizli finaller bugün başlıyor. Eskişehir'de gerçekleştirilecek olan organizasyon, Pazar günü oynanacak final karşılaşmasıyla tamamlanacak.

Federasyonumuz açısından organizasyon ile ilgili bir sıkıntı yok fakat benim kendilerinden bir ricam olucak : Lütfen artık bu kupanın adını Türkiye Kupası olarak değil de Beko Basketbol Ligi Kupası olarak değiştirin. İşimiz laf konuşmaya gelince ülkemizin her yerine basketbol sevgisini aşılamaya çalışıyoruz diyoruz fakat pek bir yol aldığımız söylenemez.

Bu seneden itibaren Türkiye Futbol Federasyonu, başlattığı yeni Türkiye Kupası statüsü ile artık Bölgesel Amatör Lig takımlarını da Türkiye Kupası'na dahil ederek küçük şehirlere de bu heyecanı yaşattı. Bu açıdan kendilerini tebrik etmemek elde değil.

Ama Basketbol Federasyonu, önünde böylesine güzel bir örnek varken henüz bu konuda bir atılım yapmayı bile düşünmemekte.. Oysa ki TB2L ve EBBL takımlarını da bu heyecana dahil etmek, o şehirlere de bu heyecanı yaymak demek, basketbola olan ilgiyi küçük şehirlerimizde de üst düzeye çekmek anlamına gelir.

Batman'da, Siirt'te, Elazığ'da insanlar ne zaman profesyonel bir takımın resmi maç yaptığını görücek acaba.. Bu söylediklerimiz çok zor şeyler değil, yeterki yapılmak istensin.. Siirt Polisgücü'nün Fenerbahçe Ülker veya Anadolu Efes ile eşleştiğini düşünsenize.. Varsın maç 20-120 bitsin.. Kimin umrunda.. Yeterki oradaki insanlar bu heyecanı yaşasın..

1 Şubat 2013 Cuma

Euroleague Haftasından Notlar


Beşiktaş: 55 - Maccabi: 77

Karşılaşma öncesi geçen hafta Siena deplasmanında gösterilen performans, Maccabi'nin ilk tura oranla daha kötü bir form çizgisine sahip olması, evde oynama avantajı gibi etkenlerle hem taraftarlar, hem de Erman Kunter'in söylediği gibi takım, bu maçı gerçekten kazanıp grupta ilk galibiyetlerini alabileceklerine inanmıştı. Fakat Euroleague'de maç kazanmak için en basit açıklamasıyla 'doğruları yapmanız' gerekir ancak siyah beyazlı ekibin ilk 20 dakikada yaptıkları arasından tek bir olumlu detay çıkarmak mümkün değildi.

İlk dakikalarda Vidmar'ın pota altında Shawn James - Nik Caner Medley ikilisine toslaması Beşiktaş'ın gardını düşüren ilk noktaydı. Dışarıda da Ewing - Jerrells gibi hücumu canlandırmanın sadece ve sadece şut atmaktan geçtiğini sanan bir ikiliye sahip olunca Beşiktaş'ın ilk çeyrekte set üzerinden gelen sayısı 0 oldu doğal olarak. Erman Kunter, ikinci çeyrekte bu sorunu aşmak için sakatlıktan yeni dönen ve hazır olmadığı belli olan Tutku Açık'ı bile denedi ama işe yaramadı. Erken açılan farkın getirdiği motivasyon düşüklüğünü Blatt'in ekibi 2. şans ve fast-break sayılarıyla verimli değerlendirdi ve 15 dakika içinde fark 25'i buldu. Tam 8 dakika boyunca 12'de tıkanıp kalan Beşiktaş'ta Kunter'in ilk molayı devre sonlarına doğru alması ayrı bir tartışma konusu.

İlk devre sonundaki asist/top kaybı oranları: Beşiktaş 3/16 - Maccabi: 12/7. Tabloyu en güzel özetleyen istatistik.

Maçın geri kalan bölümünde ise Beşiktaş'a tek umut ışığı veren gelişme Shawn James'in kısa sürede dörtlemesi oldu ancak bu fırsatı da verimli kullanamadılar. Daha 15. dakikada yarattığı farkı maç sonuna kadar rahat bir tempoda koruyarak maçı aldı Maccabi. Basın toplantısında Erman Kunter'in ''Bu seviyelerde mücadele edebilmemiz için zamana ihtiyacımız var, şu anda o seviyede değiliz'' açıklaması çoğu şeyi özetliyor. En ufak bir momentum kaybında önlenemez bir düşüş içerisine girmek, TOP 16 düzeyinin affetmeyeceği şeyler.

Olympiakos: 82 - Fenerbahçe Ülker: 71

Fenerbahçe Ülker'in deplasmandaki son EL galibiyetini hatırlıyor musunuz? Hatırlamamanız mümkün, çünkü takvimi tam 3 ay geriye sarmanız gerek, 19 Ekim'e. Slovenya'da Union Olimpija'yı mağlup etmesinin ardından sarı lacivertliler İstanbul dışında oynadığı son 6 maçı kaybetti. Perşembe akşamı Pire'de de değişen bir şey yoktu.

Fenerbahçe'nin maça çok iyi bir hücum performansıyla başlaması belki de başlarına gelen en kötü şey oldu. Hücumun bu kadar iyi bir start alması zaten berbat olan savunmaya verilen önemi ikinci plana attı. Evet, Fenerbahçe ilk çeyrekte 24 atmıştı ancak 23 sayıyı da potasında görmüştü. Devamlılık sorunu burada tekrar kendini gösterdi, 2. ve 3. çeyrekte Olympiakos 20-25 ile devam ederken sarı lacivetlilerde skor dağılımı 12-13'te kaldı.

Devre sonlarına doğru yaşanan Acie Law - Romain Sato kavgası sonrası iki oyuncunun da atılması iki ekip adına çok büyük bir sıkıntı yaşatabilecek potansiyeldeydi. Emir ve Ömer'in sakatlıkları sebebiyle daralan 2-3 rotasyonu Sato'nun da devre dışı kalmasıyla iyice sınırlandı. Olympiakos cephesinde ise Acie Law, o ana kadar 12 sayıyla maçın en skoreriydi ve Mantzaris'in de yokluğu sebebiyle Spanoulis 1 numarada alternatisiz kaldı. Bu eksiklerin üstünü kapatmakta daha iyi iş çıkaran taraf ev sahibi oldu. İkinci devrenin başından itibaren rüzgarı arkalarına aldılar ve Fenerbahçe'nin kırılması pek de zor olmayan direncini dağıtarak farkı 20 seviyelerine kolayca çıkardılar. İşin ilginci, bu dakikalarda Spanoulis top bile kullanmadı neredeyse.

Fenerbahçe'de sorunların saha içindeki gelişmelerden daha farklı olduğu apaçık belli ancak şu süreçte bu durumu düzeltmek adına atılmış hiçbir adım yok. İlk 6 maç sonunda dereceleri 1/5 ve kaba bir hesapla gruptan çıkmak için minimum %50 galibiyet seviyesine ulaşmaları gerek, bu da fikstürün belli bir aşamasında 4 maçlık bir galibiyet serisi yakalamalarını gerektiriyor. Önlerinde Siena, Caja Laboral ve Khimki deplasmanları var. Kolay gelsin.

Unicaja Malaga: 73 - Anadolu Efes: 78

Anadolu Efes son 1 ay içerisinde Beşiktaş ve Fenerbahçe'ye oranla yükselişte seyrediyor ve bunun geçici bir rüzgar olmadığı, takım karakterinin sezon ilerledikçe oturduğu belli oluyor. Bu akşam da bunları destekleyen bir ilk devre performansı ortaya koydu Efes. Rakip geçen hafta CSKA deplasmanından galibiyet çıkarmış Malaga olmasına rağmen Oktay Mahmuti'nin ekibi kendi oyun karakterini sahaya yansıtmayı başardı. Savunmada ortaya konulan direnç (ikinci çeyreğin ilk 5 dakikasında sayı yemediler), hücumdaki birebir sayısının gün geçtikçe azalması gibi olumlu faktörler Efes'i soyunma odasına 28-38 gibi ciddi bir avantajla götürdü.

3. çeyreğin ortalarında Shipp'in farkı 16'ya çıkaran üçlüğünden sonrası ise pek olumlu seyretmedi lacivert beyazlılar adına. Malaga'nın üzerindeki ölü toprağını atarak dış şutlarda iyi bir yüzde yakalaması ve maalesef Türk takımlarının Avrupa'daki maçlarında genel sorunu haline dönüşen 'rakibin yakaladığı seriler sonrası kolay dağılma' Efes'i de vurdu ve maç 4 dakika içinde tekrardan kafa kafaya geldi. Takımının düşüşe geçtiği sekansta 'yürek koyan' isim kim oldu peki? Tahmin etmek zor değil. Kerem Gönlüm, 'terinin son damlasına kadar' teriminin altını fazlasıyla doldurdu yine bugün. Malaga'nın geri döndüğü anlarda sahada sağlam duran tek oyuncu olmasının yanı sıra, Farmar'la maçı koparan iki isimden biri oldu ayrıca.

Kerem Gönlüm özelinden çıkacak olursak Anadolu Efes, geçirdiği karanlık sekansa rağmen İspanya deplasmanında ayakta kalmayı başararak çok çok kritik bir galibiyet elde etti. Farmar - Gordon - Shipp gibi üst düzey bir backcourt'a ek olarak bugün Kerem Tunçeri ve Vujacic de iyi iş çıkardı. Efes'in asıl sıkıntı yaşadığı/yaşayacağı yer ise pota altı. Burada Semih ve Barac gibi güven vermeyen iki oyuncuya sahipler ve ciddi rakiplere karşı Kerem Gönlüm her zaman yeterli olmayabilir.








31 Ocak 2013 Perşembe

Basketbol Ateşinin Sardığı Bir Şehir : Bolu


Erkekler Bölgesel Basketbol Liginde 4. Grupta yer alan ve oynadığı 11 maçta 10 galibiyet ve 1 mağlubiyet ile TB3L'ye çıkma başarısını gösteren Boluspor'la salsabasket ekibi olarak güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

Basketbol Şube Başkanı Fatih Yamaner ve Baş Antrenör Atalay Gemen ile yaptığımız sohbette takımın hedeflerini, şehrin desteğini ve Bolu basketbolunun durumunu konuşma fırsatı bulduk. Boluspor bünyesinde 2.sezonunu geçiren basketbol şubesinin bu denli yükselişi, dolu tribünlere oynaması ve ardından gelen başarıyla şehir olarak hedefe daha da inandıklarını belirten Yamaner, halkın desteğinin günden güne arttığını ve bir basketbol şehri olma yolunda emin adımlarla ilerlediklerini ifade etti. Yaptıkları iki yeni transferin yanı sıra geçen hafta içinde Darüşşafaka ve Pertevniyal karşısında yaptıkları hazırlık maçlarının çok çok olumlu geçtiğini de sözlerine ekleyen Yamaner, takımlarına inandıklarını ve TB2L yolunda şehir ile bütünleştiklerini de sözlerine ekledi.

Bizleri takım antremanına davet eden ve sözlerine geçen seneki antrenör Cengiz Karadağ'a teşekkür ederek başlayan baş antrenör Gemen ise, Cengiz Hoca'nın şehirde yarattığı basketbol havasına değinerek onun açtığı bu yoldan ilerlediklerini ve Bolu halkının haftalar ilerledikçe artan desteklerini gördükçe başarıya daha da inandıklarını belirtti. EBBL'deki zorlu rakiplere de dikkat çeken Gemen, EBBL'den TB2L'ye çıkmaya aday takım sayısının Beko Basketbol Ligi'ndeki şampiyonluk adayı sayısından bile daha fazla olduğunu da sözlerine ekledi. Takımın şu ana kadarki performansından memnun olduklarını belirten Gemen, ilerleyen haftalardaki zorlu mücadelelerde Bolu Halkının desteğinin daha da artacağına takım olarak emin olduklarını ve bu destekle takımın hedeflerine ulaşmak istediğini de belirtti.

Bizlere verdikleri samimi cevaplar için Şube Başkanı Fatih Yamaner ve Baş Antrenör Atalay Gemen'e salsabasket ekibi olarak teşekkür eder, basketbol ateşinin bu kadar kısa sürede sardığı Bolu şehrine ve Boluspor takımına TB2L yolunda başarılar dileriz...

Alp Aşırım

29 Ocak 2013 Salı

Eurochallenge Gününden Notlar (Karşıyaka - Tofaş)

Pınar Karşıyaka: 89 - Joensuun Kataja: 70 

Son İzmir maceralarında Aliağa'yı 77-64 yenip Eurochallenge biletini kapan Joensuun Kataja için bugünkü maç ilki gibi geçmedi. Arena'da oynadıkları 4 maçta rakiplerine akıl sınırlarını aşan bir şekilde ortalama 29.3 fark atan Karşıyaka, Kataja'nın da deplasmanda varlık göstermesine izin vermedi. Standartı öyle bir yükselttiler ki, 19 fark şu ana kadar sezonun en kötüsü oldu Karşıyaka adına.

Maça yaptıkları hızlı girişin ardından daha 2. çeyreğin başlarında farkı 20 seviyesine çektiler ve maç sonuna kadar korumayı başardılar. Pas trafiğinin yine en üst seviyede olduğu bir hücum performansı izledik yeşil kırmızılılardan. Top kayıplarından buldukları 27 sayı da tempoyu arttırma çabalarının başarılı olduğuna bir kanıt. Bunun üstüne Dixon - Diebler - Can Maxim üçlüsü dışarıdan 15/22 ile atınca Ufuk Sarıca'nın ekibi en ufak bir stres yaşamadan rahat bir galibiyet aldı.

Grupta 3/3 ile gidiyorlar, geri kalan maçlarda da kayıp yaşayacaklarını sanmıyorum. J Grubu'nda Hapoel devre dışı kaldı, Levallois - Gravelines - Szolonki Olaj arasında büyük bir savaş olacak son üç maçta. Oradan kimin geleceğini kestirmek kolay değil ama Karşıyaka adına F4 çok yakın. Şampiyonluk mu? Neden olmasın.

Tofaş: 70 - Krasnye Krylia: 78

Eurochallenge Top 16'da açılışı, skorun son saniyelerde belirlendiği iki maçla yapan Tofaş, Kyrlia karşısında da buna yakın bir senaryoyla karşılaştı. Grup aşaması dahil bu sezon maç kaybetmeyen Rus ekibi karşısında galibiyete çok yaklaştı Tofaş, ancak son çeyrekte eline geçen fırsatları değerlendiremeyince liderliği devralma şansını kaçırdı.

İlk devrede Kyrlia adına en büyük farkı yaratan isim 21 sayıyla oynayan Andre Smith oldu. Karşıyaka günlerinden de alışık olduğumuz üzere 4 numarada oynamasına rağmen dış şut tehditiyle önemli bir skor potansiyeline sahip ve maçın ilk bölümünde Tofaş'tan da onu durdurmaya yönelik bir hamle gelmeyince sezon ortalamasını daha 20 dakikada yakalayıp geçti. Tofaş hücumları ise genellikle Nichols - Elonu üzerinden işledi, bu ikili toplamda 22 sayı üreterek Andre Smith'e kafa tuttu. 3. çeyreğin ortalarında yakaladığı 9-0'lık seri ile rüzgarı ilk kez net bir şekilde arkasına aldı Tofaş, ama uzun vadede korumayı başaramadı. İlk devrenin kahramanı Andre Smith'in yaklaşık 2 dakika içerisinde ürettiği 7 sayı, skordaki üstünlüğü tekrar Kyrlia'ya getirdi. Son çeyreğin ilk dakikalarında sayı bulmak konusunda tıkanan Tofaş'ın imdadına 3+1'lik oyunuyla Lukauskis yetişti ancak Tofaş farkı bir ara 2'ye kadar indirmesine rağmen 3. çeyreğin sonlarında kaybettiği avantajı geri kazanamadı.

İlk maçlar sonunda K Grubu'nda Tofaş - Khimik - Norrköping 1/2 ile eşit derecede. Krylia ise namağlup ünvanını korumaya devam ediyor, büyük ihtimalle birincilik koltuğunu bırakmayacaklardır bundan sonra. Son 3 maçta Bursa'da Norrköping'i mağlup etmenin yanında Khimik veya Kyrlia deplasmanlarının birinden bir galibiyet çıkarmaları şart. İşleri zora girdi.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Texas'tan Akhisar'a Uzanan Bir İstikrar Hikayesi : Tyrone Nelson


Tyrone Nelson ismi çoğu basketbolsevere pek de bir şey çağrıştırmayabilir fakat TB2L'yi yakından takip eden insanlar ve de Akhisarlılar için çok şey ifade eden bu Texas'lı genç, lige damgasını vurması bir yana yaşadıklarıyla da hafızalara kazınıyor. Gelin bir de Nelson'a Salsabasket gözüyle bakalım...

1985 doğumlu Nelson, küçük yaşlarda başlayan basketbol ilgisi sonucunda lise yıllarındaki yeteneğinin farkedilmesi sonucu kendini NCAA liginde New Mexico forması giyerken bulur. NCAA'deki 18 sayı 9 ribaundluk ortalaması sonucu NBA draftlarını beklemeye başlar. Sizin de gördüğünüz gibi buraya kadar herşey gayet düzenli ve normal. Peki Nelson'un NBA draftını beklerken kendini Akhisar'da bulmasını sağlayan şey ne olabilirdi ki?...

Motorla pizza kuryeliği yapan bir kişinin uzun boylu siyahi biri tarafından soyulduğunu polise bildirmesi olabilir miydi acaba... Evet tam da böyle oldu. Kuryenin verdiği ifadeler doğrultusunda Nelson'ı bir alış veriş merkezinde yakalayan polisler apar topar hapise atar bu New Mexico'da parlak günler geçiren genci.

Neticede kefaletle serbest kalan Nelson bu süreçte takımdan atılmış, NBA de artık bir hayal olarak kalmıştır. Yaşadığı günlerin etkisiyle psikolojisi bozulan ve üzerine atılan iftirayla yaşamak zorunda kalan Nelson'a inanan tek kişi eski antrenörüydü. Geçimini sağlamak için Amerika'nın yerel liglerinde forma giymeye başlayan Nelson, lige yeni çıkınca yabancı oyuncu araştırmalarına başlayan Akhisar Bld. yetkilerinin ilgisini çeker. Yapılan anlaşma sonucu Nelson, Akhisar'ın yolunu tutar...

Akhisar Bld.'nin ilk yabancısı olarak kayıtlara giren Nelson, ilk sezonundaki 21.4 sayı, 10.7 ribaundluk ortalamasıyla hafızalara kazınırken, bu formunu ikinci sezonunda devam ettirip 20.4 sayı 11.3 ribaund, üçüncü sezonunda ise 21.7 sayı 11.9 ribaundluk performansıyla göz doldurdu. Şu an dördüncü sezonunu geçiriyor ve önceki sezonlarına yakın ortalamayı tutturmuş durumda. Akhisarlılar için ise bir Amerikalı değil, gerçek bir Akhisar'lı artık..

Onu etrafını saran çocuklara çikolata alırken, sezon çalışmalarına herkesten önce gelirken görmek artık herkes için normal bir hal almış durumda. Sessiz, sakin fakat antrenman ve maçlarda üst düzey hırslı, uyumlu ve fedakar olarak tanımlıyor takım arkadaşları ve antrenörleri .Ve 'Onun gibi yabancı bulmak çok zor' diye de eklemeyi unutmuyorlar. Tabii artık yabancı bir oyuncu değil içlerinden biri olduğunu da açık bir biçimde görüyoruz.

Bu ülkeye bu denli alışmış ve herkes tarafından benimsenmiş bir insanın buradan ayrılması da çok zor olacak elbette fakat artık Nelson'u buraya bağlayan bir detay var. Çünkü geçen sene Urla'nın seçkin ailelerinden Kıdal ailesinin kızı Emine ile dünya evine girdi ve mutlu bir evliliği var...

Hayatında yaşadığı zorluklar ve Akhisar'da olduğu ilk senelerde aile fertlerini bir bir kaybetmesine rağmen, performansından ödün vermeyip karakteriyle de takdir toplayan Tyrone Nelson'un hayat hikayesi gerçekten de şaşırtıcı olaylarla dolu. Ama madalyonun diğer yüzü bu denli istikrarlı ve sorunsuz bir oyuncunun niye BBL ekiplerimizin ilgisini çekememesi. Akhisar'dan Avrupa'ya gitmesini ve ordan daha fazla para vererek almayı mı bekliyoruz acaba!!

Kısacası Nelson kimse görmek istemese de bu ligi domine etmeye devam ediyor. Ona bu istikrarlı performansına hayran olduğumu söylediğimde bana verdiği kısa cevap ise içinde çok şey özetliyor aslında; 'Thanks bro... It's not easy...'

27 Ocak 2013 Pazar

Senaryo Benzer Peki Sonu?

Sezonun ortası geldi ve takımları tek tek ele almaya devam ediyoruz. Bir önceki yazıda Beşiktaş'ın sezonuna bakış atmıştık, sırada Galatasaray Medical Park var.



Cem Akdağ'ın dipten alıp Oktay Mahmuti'yle Euroleague gören Galatasaray Medical Park'ta geçen sezonun sonunda bu başarıları az bulan Ünal Aysal ve kurmayları bükemediği bileği takıma kazandırarak hedefleri büyüttü. Ergin Ataman beraberinde gelen Yağızer Uluğ ve Yakup Sekizkök ikilisi de kenar yönetimi oluşturdu. Henry Domercant&David Hawkins çekirdeği kurulup Jamont Gordon, Milan Macvan, Boniface Ndong, Cenk Akyol, Engin Atsür, Ersin Dağlı gibi Euroleague takımlarında forma giyebilecek isimler kadroya dahil edilince hedefler büyütüldü.

Sezonun ilk kısmını mağlubiyetsiz geçiren Ergin Ataman'ın ekibi Lokomotiv Kuban yenilgisinden sonra duraklama dönemine giren Galatasaray Medical Park dört mağlubiyet daha aldı bu süreçte. Önce Göksenin sonra Domercant sakatlıkları nedeniyle sezonu kapatınca Ergin Ataman kariyeri boyunca en sevdiği yönteme başvurdu, eskiden çalışıp bildiği bir oyuncusuyla yola devam etmek. Carlos Arroyo'nun gelişiyle her şey çözüldü derken David Hawkins'in yasaklı(keyif verici) madde kullanması baş ağrılarını arttırmaya yetti. Sezon başında takımın direksiyonunda olması planlanan iki isim de sezon sonu gelmeden denklemden çıktılar.

Hafızaları biraz tazelersek buna benzer olaylar geçen sezon TBL'de başka bir takımın yaşadıklarına az çok benziyor. Beşiktaş geçtiğimiz sezona Deron Williams, Semih Erden, Lamar Odom, Marcellus Kemp, David Hawkins gibi iddialı bir çekirdek kurarak sezona başlamıştı. D-Will, Semih ve Odom lokavtla takımdan ayrıldı, Marcellus Kemp sakatlıklardan kurtulamadı. Lokavtla gidenleri David Hawkins'le bağdaştırabiliriz. Kemp benzeri durum Domercant ve Göksenin'in başına geldi. Beşiktaş'ta sezon başında yan rolde düşünülen Hawkins sürükleyici olmuştu, burada da Jamont Gordon'un Arroyo'nun gelişiyle birlikte yükselişine dikkat çekmekte fayda var. Arroyo yine bildiğimiz gibi, Ulm ve Antalya BB maçlarında çok daha hazır bir şekilde etkili bir performans ortaya koydu. Bu yazı okunduğu sırada gündemde olan üç numara transferi yapılıp Bonsu'yla olan benzerlik de tamamlanmış olabilir.

Şimdilik kötü giden bir şey yok Galatasaray'da ama bu yapı ciddi bir sınav vermedi henüz. Galatasaray Medical Park ve geçen yılki Beşiktaş belki farklı yapılanmalar, farklı amaçlarla oluşturulan kadrolardı ama yollar kesişti. Bakalım Ergin Ataman kendini tekrarlayabilecek mi?

Murat Didin & Serdar Apaydın (Foto)


Fotoğraf yine her hatırladığımızda derin bir 'Heeeey gidi günler heyyy!' çektiğim 90'lı yılların ilk çeyreğinden. Murat Didin hem Ankara TED Kolejliler'in hem de A Milli Takımı'n başında Mehmet Baturalp ile birlikte. Hatta aynı dönemlerde çeşitli yaş gruplarındaki Milli Takım'ları da sayarsak bir ara 4-5 takımı aynı anda çalıştırmışlığı da var kendisinin. A Milli Takım kadrosunu seçerken dönemin iki önemli ismi Levent Topsakal ve Tamer Oyguç'u gözünün pek tutmaması, hatta Levent ile mecazi anlamda kanlı bıçaklı olması o dönemin basketbol merkezli haberlerinin ilk sıralarında genelde. İşte o Murat Didin'in TED Kolejliler takımındaki genç yeteneği Serdar Apaydın ile olan nostaljik bir karesi. Murat abinin simsiyah saçları ve bıyıkları dikkatlerden kaçmıyor tabii. Kendisi ODTÜ İnşaat Mühendisliği mezunudur, ama böyle bir okulu kazanıp güzel de bir ortalamayla bitirmek değil, basketbol denen merete koçluk yapmak düşürmüş adamın saçlarına ince ince akları. Al sana koç olmanın zorlukları Volume: 13214152353..

Dip not: Murat Didin TED Kolejliler günlerinin ardından F.Bahçe'nin başına geçer ve daha ilk senesinde Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı kazanıp kariyerinde 1. lig seviyesindeki ilk kupasını kaldırır. Sonra Ülkerspor ile 1 lig, 2 Cumhurbaşkanlığı kupası daha ekler kariyerine. Şimdilerde Almanya'da Gloria Giants Dusseldorf takımında, takımın sahibi, koçu, herşeyi. Gözlerden uzakta ama gönüllerden değil. Serdar Apaydın ise geçen yıl Antalya BŞB ile yaşadığı kısa koçluk kariyerinin ardından şimdilerde F.Bahçe Ülker A Takımı'nın menajeri.

25 Ocak 2013 Cuma

İlginç Coğrafyalardan Türkiye'ye

Yolu Türkiye Basketbol Ligi'nden geçmiş veyahut geçiyor olan, enteresan uyruklara sahip oyuncuları derledik. Elbet göz ardı edilen veya yaş itibariyle hatırlayamadığım olmuştur. Affola.


Sammy Mejia / Dominik Cumhuriyeti  Pasifik’in güzel bir köşesinden, Amerika’daki lise ve üniversite kariyerinin ardından Avrupa’ya yol almak zor olsa gerek. D-League’de de tutunamadıktan sonra 1 senelik Yunanistan macerası, onu Erman Kunter’in radarına sokmaya yetmiş olsa gerek. Cholet’de Euroleague gördükten sonra bir sene CSKA’da bench ısıtma aktarmalı Banvit’le anlaştı. Çok dev bir karaktere sahip, ecnebilerin deyimiyle ‘driven’. Fakat Banvit’te başaracakları için çok uzun bir zamanı yok.

Dominick Mejia / Dominik Cumhuriyeti  07-08 sezonunda Kepez Bld. kadrosunda bulunduğunun kanıtı var fakat hatırlayabilene şapka çıkartırım. Zaten listeye almamın önemli sebeplerinden biri tek maça çıkmış ve o maçta da sadece bir (sayıyla 1) ribaund almış olması ve Sammy Mejia’yla olası akrabalığı. İkincisi pek olası değil de, yine de belirtmek gerek.

Romain Sato / Orta Afrika Cumhuriyeti  NCAA’de bir Orta Afrikalı. Liseyi ve üniversiteyi Amerika’da okuyan Sato, 2004 yılında San Antonio Spurs tarafından draft edilse de çok geçmeden yolunu Avrupa’ya çevirmek zorunda kaldı. İtalya 2. Ligi’nde çılgın attıktan sonra bir hegemonya öncesindeki Montepaschi Siena’yla anlaşarak İtalya basketbolunun tepesine yerleşen takımın bir parçası oldu. Panathinaikos’la geçirdiği 2 senenin ardından da Fenerbahçe Ülker’in pek iyi gitmeyen sezonundaki nadir pozitif etmenlerden şu sıralarda.

Kimani Ffriend / Jamaika  Chuck Kornegay’in takımdan ayrılmasının ardından Murat Didin’in Beşiktaş’a bir armağanı oldu Kimani. Çok dev hücum yetenekleri olmamasına rağmen ribaund ve blok yetisini dev yüreğiyle birleştirince taraftardan çok büyük bir sevgiyle karşılaşması da çok sürmedi.  Özellikle maç içindeki bir pozisyonda topun kendisinden çıktığını taraftara işaret edip ortalığı yatıştırmasını hala net hatırlarım. Sonraki sezonlarda Mersin Bşb. ve Bornova Bld. ile ülke sınırları içine dönse de Beşiktaş’taki çizgisini yakalayamadı.

Trevor Harvey / Bahama Adaları  Florida State gibi gayet iyi bir üniversitede kolej kariyerini geçiren Harvey, profesyonel kariyerine Fenerbahçe’de başladı. İyi fiziğiyle beraber blok ve ribaund özellikleri göze çarpıyordu. Nitekim buradaki kariyerinden fazlasını göremedi. Fenerbahçe’den sonra Fransa’da 1 sezon Chalon forması terlettikten sonra Bulgaristan, İsveç, Macaristan gibi ülkelerde kariyerini sürdürmeye çalışsa da pek başarılı olamadı bu konuda. Şu sıralar neyle uğraştığına dair herhangi bir veri yok. Belki ailesinin yanına dönmüş, kendi toprağını falan işliyordur.

Paul Afeaki / Tonga Krallığı  Pasifik Okyanusu’nun güneyinde kalan bu oluşumu açıkçası ben de ilk defa duyuyorum. Utah Üniversitesi’nden mezun olan Afeaki’nin, Galatasaray’la anlaşacakken Fenerbahçe’li yöneticiler tarafından kaçırılıp kulübe kazandırıldığına dair de bir hikaye mevcut. Türkiye’de 1995 yılında düzenlenen All-Star’daki smaç şampiyonluğu dahil olmak üzere, gücünü saçlarından aldığını iddia etmesi de farklı bir konu. Türkiye kariyerinden sonra Japonya ve Lübnan’da oynamış, hatta Lübnan’da vatandaşlığa geçip 2002 Dünya Şampiyonası’nda Lübnan formasıyla Türkiye karşısına çıkmışlığı da var. Hayat çok enteresan.

Ali Nayab / Afganistan  98-99 sezonunda, o zamanların Mydonose Ted Kolejlileri’nin ligde tutunmasının baş mimarlarından kendisi. 12,5 sayı – 4,5 asiste yakın ortalamalar tutturması yine kayda değer bir olay. Tabii bu tek sezondan sonrası yok istatistiklerde. Belki ülkesine döndüğünde işgal kuvvetlerinin gazabına maruz kalmıştır, kim bilir.

*Esteban Batista da basketbol haritasında pek büyük yüzölçümü olmayan Uruguay vatandaşıdır. Bir ara yazacaktım buraya uzun uzun, sonra niyeyse vazgeçtim. Onu da ekleyeyim unutmadan.

*Anton Cogic, 84-85 ve 85-86’da İtü forması giymiş. Fakat uyruğuna dair herhangi bir bilgi bulamadım maalesef. Bu bilinmezlik nedeniyle burada ufak bir kısmı hak ediyor.

*Carlos Morban (Dominik Cum. / Erdemir),   Ja Ja Richards (Virjin Adaları / Mersin Bşb.) de uzun uzun değinilmeyecek, ama görmezden de gelemediğim iki isim. Çok göze batmadılar zaten oynadıkları sürede.

Not: Bu son. Niye büyük fontta olduğunu anlamadım, düzeltemedim de.

Feda'nın Basketbol Yolu

Beko Basketbol Ligi'nde ilk yarı tamamlandı, Avrupa kupalarında ilk turlar çoktan tamamlandı, takvimler Şubat 2013'e geldi. Sezonun yarısını devirdiğimizi düşünürsek takımların durumuna bir bakmak lazım. İlk olarak Beşiktaş'a bir bakalım.



Geçen sezon Ergin Ataman'la D-Will çehresinde ilginç bir yapı kuran, lokavtla sezon içinde yeniden yapılanan ve rakiplerinin yetersizliğini çok iyi değerlendiren siyah beyazlılar önce Türkiye Kupası', sonra Eurochallenge son olarak Beko Basketbol Ligi'nde zafere uzandılar. Sezon bitti Demirören ailesi kulüp sponsorluğundan çekildi, Ergin hoca gemiyi 'ilk terk eden olmadan gitti' ve "FEDA" sezonu basketbol şubesinde de başlamış oldu. İlk hamle olarak Erman Kunter'le anlaşan Beşiktaş için zorlu sezon başlangıcı yapılmış oldu.

Ezeli rakiplerin istemediği isimler kadroya katılınca taraftardan çatlak sesler gelmeye başlamıştı. Bütçe düşük olunca Erman Kunter tanıdığı ve potansiyelini ortaya çıkarmayı bekleyen isimlere(Dasic?) yöneldi transfer döneminde.

Euroleague ilk turunda CSKA Moskova-Barcelona ikilisi haricinde oynanan altı maçta beş galibiyet taraftarı biraz aldatmış olsa gerek Top 16'da ilk dört maçta galibiyet gelmemesi çok sorgulandı. Hatta bu tartışmalar o kadar büyüdü ki Erman Kunter'inden oyuncularına herkes hedef tahtasına konuldu. Çok tartışılan Curtis Jerrells'ın Euroleague'deki üç sayı yüzdesi %39'a ulaşmışken Partizan'da %13, Fenerbahçe Ülker'de %28'di. TBL'de ise %46'ya kadar çıkıyor bu istatistik. Top kaybı istatistiğinde ise ligde maç başına 2 top kaybediyor Jerrells. Top kullanma açısından ligdeki türevlerinden Farmar ve Kalin Lucas'ın da Jerrells'la çok yakın olması durumun korkulduğu kadar olmadığını gösteriyor. Bu bardağın dolu tarafı. Boş tarafına bakacak olursak herkesin ortak fikri Jerrells'ın takımı oynatamaması olacaktır. Jerrells Brose Baskets ve Lietuvos Rytas maçını kazandıran isim olduğunda taraftar nasıl takımı oynatamama özelliğini görmediyse Top 16'da da buna çok fazla takılıyor. Erman Kunter de durumun farkında olduğu için bunlara çok kulak asmıyor olsa gerek. Lafı uzatmadan Jerrells'ı uluslararası alanda örneklendirmek gerekirse aklıma Russell Westbrook geliyor. İkisi de çok iyi niyetle bir şeyler yapmak istiyorlar ama bazen tek başına bir yükü sırtlayamıyor insan, onun ağırlığında eziliyor böyle olunca o çaba da anlamını yitiriyor. Jerrells ve Westbrook'un da problemi bu bana göre.

En çok eleştirilen Jerrells konusunu geçtiğimize göre diğer hedef tahtasına konulanlara geçme vakti. Patrick Christopher, Daniel Ewing ve Randal Falker'ın yetersizliklerine karşı çıkacak olmayacağı gibi bu düşük maliyetlerde daha iyisini bulmak çok da kolay değil. Dasiç alınabilir bir riskti. Geçen sezon Hawkins, Bonsu ve Arroyo gibi transferlerden çok farkı yok. Tutsa yıldız olup Beşiktaş'ın çocuğu olacaktı, tutmayınca olmadı. Markota ve Vidmar için kötü sebepler diye bir şey yok ki izahı olsun diyip geçiyorum, aksini düşünen çarpılabilir.

Genel anlamda daha genişleyen yerli rotasyonunda istenilenin alınamamasını da ele almak gerek. Muratcan çok önemli bir rol üstleniyor, çok iyi bir sezon geçiriyor. Serhat Çetin geçen yıldan daha kötü durumda gözükse de dakikaların azalmasıyla istatistiklerin düşmesine bağdaştırmak mümkün. Can Akın ise sakatlıktan sonra bir türlü maç ritmini bulamadı. Tutku sakatlıklardan arınamayan bir başka isimdi. Cevher Özer'in formsuz bir sezon geçirdiğini kabul edelim. Cemal ve Barış'tan beklentileri düşük tutmakta fayda var ancak Cemal geldiğinden beri parkedeki görüntüsüyle sezon başından bu yana kendisini hazır tuttuğunu gösterdi. Açıkçası benim beklediğimden birkaç kademe daha hazır görünmüştü Nalga.

Toparlamak gerekirse Beşiktaş için kabul edilebilir bir sezon. Yanlışlar yok mu elbette var. Ancak Abdullah Sözer'in garip açıklamalarını, Haluk Yıldırım'ın enteresan muhasebe hesaplarını bir kenara bırakmak gerek. Hawkins, Arroyo, Ersin Dağlı ve yardımcı koçlar Galatasaray'a kaptırıldı diye kızan taraftarlar eğer Hawkins takımda tutulsaydı son yaşananlardan sonra kim bilir neler diyecekti bu açıdan bakmış mıydınız? Bunun geleceği görmekle hiç alakası yok ama başarılı olmak için Türk spikerlerin çok sevdiği "Biraz da şans lazım" cümlesini hatırlatmak gerekiyor. Hawkins konusunda Beşiktaş yönetimi şansıyla filmin sonunda gülen taraf olabilme şansını yakaladı. Bu yıl az parayla küçük dağlar yaratılmadı elbette ama Erman Kunter vizyonu biraz sabır gerektiriyor. Beşiktaş bu sezon birçoklarına göre başarılı değil çünkü geçen yılın üç kupalı takımı. Peki başarılı kabul edilmenin şartı ne? Maalesef Türkiye'de Bütçe&Beklenti hiçbir zaman doğru ayarlanmıyor, ayarlanamayacak da. Eğer Erman Kunter rahat kararlar alabileceği bir ortamda burada devam edecekse ilerleyen yıllarda bu sezonun emekleme dönemi olduğunu görebiliriz. Sabırla ilgili birçok atasözü var kapanışı onlardan biriyle yaptığımı düşünün.

İbrahim Tilki

23 Ocak 2013 Çarşamba

Karşıyaka - LigTV - Bir Garip Hikaye

LigTV ilk yarının analizini yaparken, ilk 15 maçın sonunda en iyi takımı 'Pınar Karşıyaka' olarak seçti. Gerçekten de Ufuk Sarıca yönetiminde baştan aşağıya yenilenmiş kadrosuyla ligin tepe takımlarını bir bir devirerek, deplasmanlarda da geçen yıllara göre çok daha dominant bir karakter ortaya koyarak, 15 maçta tam 12 galibiyet alarak ve hatta Avrupa Kupası'nda da çeyrek final adına yoluna emin adımlarla yürüyerek bu övgüyü fazlasıyla hak eden bir takım Karşıyaka.

Lakin koca bir ironi temalı kısa hikayemiz tam da burada başlıyor..

- Pınar Karşıyaka'yı devrenin en iyi takımı seçen: Lig TV
- LigTV: Beko Basketbol Ligi'nin tüm yayın haklarının sahibi
- Pınar Karşıyaka'nın ilk yarıda oynadığı lig maçı sayısı: 15
- Pınar Karşıyaka'nın LigTV'den naklen yayınlanan maç sayısı: 4
- Pınar Karşıyaka'nın İstanbul takımları dışındaki takımlarla yaptığı maç sayısı: 11
- Kaf-Kaf'ın İstanbul dışı takımlarla oynadığı maçlardan naklen yayınlanan maç sayısı: 0

Başka sözüm yok hakim bey..