31 Temmuz 2008 Perşembe

Hay O 'Dıvayn' Diyen Dilini..

Hay o 'Dıvayn' diyen dilini eşek arıları soksun emi İhsan Bayülken. Geçtik maçın tekrarını izlemek için ekran başına. Daha bismillah hava atışı yapıldı, 'Dıvayn Howard' diye bir sesle irkildim. Yanlış duydum herhalde dedim. Sonra bir daha, bir daha, bir daha... Ailemizin yorumcusu 2 saatte belki toplam 1000 defa 'Dıvayn' dedi asıl adı Dwight olan Howard'a. Özlemiştik onu aslında. Geçen yılki 'Vırayt' (Wright demek istiyor) ve 'Danli' (Dudley demek istiyor) hitaplarıyla kalbimizde taht kurmuştu kendisi. Kurduğu tahta iyice yerleşti bugün.

Daha neler göreceğiz beyimizden bakalım. (!)

Maça gelecek olursak, ben takımı genel olarak beğendim diyerek gireyim yazıma. Yani rakibimizden ziyade kendimizi analiz etmeye çalışırsak daha doğru bir yol izlemiş oluruz diye düşünüyorum. Maça istekli başladık bir kere. Cenk ve Ersan'ın iştahlı oyunları, onlara Kerem'in buram buram olgunluk akan yönetimi ilk çeyreğin en güzel yanlarıydı. Rakibin üçlüklerle ayakta kaldığı bir çeyrekte onların silahıyla (fast-breaklerle) bile vurduk onları. Bir hızlı hücumda Kerem Tunçeri'nin LeBron'un üzerinden bıraktığı turnikede müthiş keyif aldım. Banttan izlediğim bir maçta evde havlu sallayan bir bench oyuncusu moduna geçtim adeta o turnikeden sonra. Ender'in dağlardan taşlardan salladığı bir üçlükle öne bile geçtik bu çeyrekte. O kadar iyiydik yani. Sonra Kanada maçının en iyisi Dwayne Wade öyle bir hareketlilik getirdi ki oyuna, bizim devler de sanki evde ekran başında izler gibi izlediler onu. Peşpeşe 3-4 hücumla anamızı ağlattı herif.

İkinci çeyrek ipimizin çekildiği, idam fermanımızın yazıldığı 10 dakika oldu. Savunmada vitesi 3'e, 4'e en son da 5'e taktılar, ne pas yapabildik ne doğru düzgün bir hücum. Zaten topu topu da 7 sayı bulabildik koca çeyrekte. Tek iyi yanımız savunmada dikkatli olmamız ve onlara da sadece 23 sayı imkanı tanımamızdı. Hatta onlar kadar olmasa da biz de top çaldık defansif konsantrasyonumuz ve bilinçli baskımızla. Ömer Onan & Kerem Tunçeri ikilisi Kidd & Kobe ikilisinden tam 3 top çaldılar üst üste. En son top çalış da Cenk Akyol'dan geldi. Kobe'nin ellerinin arasından aldı götürdü topu. Götürdü de ne yaptı? Yandan Chris Paul geliyor diye eli ayağına dolandı, saçma sapan bir turnike attı. Sokamadı, harcadı güzelim pozisyonu. Ulan vuruversene içine o topu. Yaz kariyerine böyle güzel bir pozisyonu.

İkinci yarıda iş biraz formaliteye döndü. Kaybedilen toplar, yenilen bomboş fast-breakler derken fark büyüdü ve tempo rölantiye indi. Her ne olursa olsun ben takımda iyiye giden bir şeyler gördüm. Hatta iyiye giden bir çok şey gördüm. Cenk Akyol denen adama Amerika dedin mi bir şeyler oluyor he. :) Herifin yürümesi bile değişiyor sanki. Bugün oldukça iyiydi, istekliydi, inşallah böyle devam eder. Ersan'ın geçen yazki hayalet hali gitmiş, gayet tırmalayan, ekmeğini taştan çıkaran, o bildiğimiz Ersan gelmiş. Barcelona ile Play-Off'larda yakaladığı yükseliş aynen devam ediyor. Kerem Tunçeri yine bu takıma çok şeyler katacak. En azından başı kesik dana gibi koşturan Ender'i daha az seyredeceğiz. :)

Hidayet ve Ömer Aşık'ın da katılmasıyla daha efektif bir hal alacağız şüphesiz. Ama yine düşününce Ersin Görkem, Ümit Sonkol, Cemal Nalga falan gereksiz hamleler bunlar. 4 sene önce İstanbul'da ABD ile 2 maç yapmıştık. O zamanki kadroda da Valentin Pastal, Cevher Özer vs. vardı. Geleceğin takımı diyordu Tanjevic. Nerelerdeler şimdi o Valentin'ler, o Cevher'ler? Hadi Ersin Görkem'i ayıralım bunlardan ama Ümit Sonkol, Cemal Nalga falan nedir yani? Fatih Solak'ı hiç saymıyorum bile. Kenara kaç blok oldu diye sormaktan oyuna bakmayı unutan bir adamdır kendisi. Onu da severiz ailecek. Senede 3 doz almaya çalışırız düzenli olarak. Goy goy olsun diye. :)

Normal Sonuç (114-82)

Şirkette olduğumdan maçı izleyemedim ama beklendiği gibi bitmiş. İlk çeyrekte kafa kafaya tutmuşuz maçı hatta bir ara öne de geçmişiz. Sonra ikinci çeyrekte sadece 7 sayı üretebilmemizle başlayan 30 dakikalık periyotta ezilmişiz. Çok da ciddiye almamak lazım kanımca bu maçı. Yine de kendimi bizim çocukların yerine koyuyorum, acayip bir duygudur herhalde bu adamlara karşı oynamak. Ne bileyim Ömer Onan'ın Kobe'yi savunması mesela. Bu arada Kobe maçı 9 sayıyla tamamlamış. Ömer'in savunmasının bunda etkisi var mıydı acaba? :) Merak ettim. Akşam tekrarında bakıp görmek lazım. Daha detaylı bir analizi o zaman yaparız.

Maçın bilgilerine ve istatistiklerine şuradan bakabilirsiniz.

Bu arada benim gibi maçı izleyemeyenler varsa akşam saat 20:00'de ve gece saat 00:00'da NTVSpor tekrarını verecekmiş. Öyle gözüküyor yayın akışında. Bilginize.

Rakip Rüya Takım

Öyle çakma rüya takım falan değil ama, bildiğin kemiksiz rüya takım. Pekin Olimpiyatları'nda altın madalya için rezervasyonunu şimdiden yaptıran, son yıllarda unutulmuş olan 'Rüya Takım' kavramını belleklere kanırta kanırta kazımak amacıyla toplanan bir takım.

TSİ saat 15:00'te Çin'in Macau kentinde ABD ile karşılaşıyoruz bugün. NTVSpor naklen verecek maçı. Bir kaç gün önce Kanada ile yaptıkları hazırlık maçını 120-65 kazanmışlardı. Bugün biz çıkıyoruz karşılarına. Ömer Aşık yok, Hidayet Türkoğlu çok zor, Ömer Aşık'ın yerine kadroya dahil edilen Fatih Solak zaten Türkiye'de katılacak takıma. Yenmemiz imkansız da inşallah fark yemeyiz öyle dünyalar kadar diyoruz ve bir de rakibin kadrosunu vererek hafif hafif yazıyı noktalıyoruz.

Kobe Bryant (L.A. Lakers)
LeBron James (Cleveland Cavaliers)
Jason Kidd (Dallas Mavericks)
Carlos Boozer (Utah Jazz)
Dwight Howard (Orlando Magic)
Michael Reed (Milwaukee Bucks)
Dwyane Wade (Miami Heat)
Carmelo Anthony (Denver Nuggets)
Chris Bosh (Toronto Raptors)
Tayshaun Prince (Detroit Pistons)
Deron Williams (Utah Jazz)
Chris Paul (New Orleans Hornets)

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Kepez'in Üçüncü Yabancısı Torrell Martin

Kepez Belediyesi hız kesmeden transferlere devam ediyor. Bavcic ve Jones'un ardından üçüncü yabancı transferlerini de açıkladılar. Geçen sezon Polonya'da Slask Wroclaw takımında oynayan ve Uleb Cup'ta da forma giyen Torrell Martin yeni sezonda Kepez Belediyesi'nin başarısı için ter dökecek.

Winthrop üniversitesi çıkışlı, 1985 doğumlu ve 2,00 boyundaki oyuncunun 2007-08 sezonundaki Uleb Cup istatistiklerine buradan ulaşabilirsiniz.

Joseph Jones Kimdir?

Kepez Belediyesi'nin yeni transferi Joseph Jones'u da iyice bir tanıyalım derim, ne dersiniz?. Erinç sağolsun beni kırmayıp diğer takımların yabancılarına da el attı.

JOSEPH JONES

Boy: 205 cm
Agirlik: 110 Kg
Dogum Tarihi: 1986
Pozisyonu: PF/C
Universite: Texas A&M Aggies

Joseph Jones, NCAA’de ucuncu senesinin ardindan NBA Draft’leri icin sansini denemis fakat ozellikle savunmadaki kotu oyunu ve de faul atislarinin cok da iyi olmamasi sebebi ile NCAA’de bir sene daha gecirmek icin okuluna geri donmus bir oyuncu. Acikcasi bu zayif yonlerinin kendisinin NBA sansini onemli olcude azaltacagina inandigimiz icin, ve ne olursa olsun NBA’i denemek icin yaz kampindan yaz kampina kosarken, Avrupa takimlarinin tekliflerini geri cevirecegi icin, bir firsat olarak listemize dahil ettik.

Oncelikle kendisinin genel oyun yapisi hakkinda bahsetmek istiyoruz. Savunmada cok da efor sarfetmeyi sevmeyen bir oyuncu. Fakat unutmamak gereken bir nokta var ki kendisi hakkindaki bu yorumlar gayet rekabetci bir konferansta mucadele ederken olusturulan benchmark’lar temel alinarak yapilan yorumlar. Sonuc itibariyle bu konferansta ortalama bir performans sergileyen bir oyuncu, TBL’de ust duzey performansli bir oyuncu olabilir.

Oyun yapisi set hucumu oynayan takimlara daha fazla uyum gosteren birisi. Ozellikle sirti potaya donukken hizli ayaklari sayesinde rakibini gecmesi ile potaya rahatca yonelebiliyor. Potaya yuzu donuk oynamayi cok fazla sevmemesi, fast-break’lerden uzak kalmasina sebep oluyor. Ayrica NBA kamplarinda gecen sene yapilan bir yorum da, kendisinin hizli tempoda uzun sure mucadele edebilecek fiziksel kapasitede olmadigi yonundeydi. Orta mesafe sutunun cok da istenen duzeyde olmamasi sebebi ile de hucum yonunde yapabilecekleri cok cesitli olamiyor.

Fakat tum bu dezavantajlara ragmen yukarida bahsettigimiz gibi, hizli ayaklara sahip olmasi, kendisinden fiziksel olarak ustun olan rakiplere karsi bile kolay sayilar bulmasini sagliyor. Ayrica TBL’inde bazi takimlarin oyuncularinin hakemler tarafindan goreceli olarak kollanmasi ile, bu oyuncularin pota alti savunmalarinin kurallar cercevesinde izin verilenden daha sert oldugunu biliyoruz. Joseph Jones, bu tarz mucadelelere alisik bir oyuncu ve fiziksel temastan sonra bile dengeli sut kullanabilen biri.

Lise kariyerini takimini sampiyonluga tasiyarak noktalayan Jones, bu sayede Rivals.com tarafindan ulkenin en iyi on ikinci oyuncusu olarak gosterilmisti, NCAA’e girmeden once. Lise’de oynadigi son 23 macta yaptigi istatistikler; 22.4 sayi, 15.1 rebound. Texas A&M disinda, cok onemli basketbol okullari olan Kansas ve Texas tarafindan da teklif goturulen Jones, o okullari secmek yerine kendi oyun tarzina daha yatkin Texas A&M’i secip NCAA’e adim atmis.

Ilk senesinde tum maclarda ilk bes olarak cikan Jones, sezonu tecrubesizligine ragmen, 12.7 sayi ve 7.3 rebound ortalamasi ile tamamladi. Bu performansi da CollegeInsider.com tarafindan kendisinin sezonun en iyi bes ilk sinif ogrencisinden biri olarak gosterilmesini sagladi. 23 macta cift haneli sayilara ulasirken, 7 macta da double-double yapti. NIT ilk turunda Clemson Tigers’a karsi 25 sayi kaydedip takiminin bir ust tura cikmasinda cok onemli rol oynadi.

Ikinci senesinde mac basina attigi sayi ortalamasini 15.3’e tasirken, ayni zamanda derslerindeki basarisi sayesinde de oduller aldi. Bu konuya kisaca deginmek istiyoruz. Her ne kadar basketbol oyunculari kolay bolumlerde egitim alsalar da, cok ciddi mucadelenin yasandigi konferanslarda mucadele edip, neredeyse hic bir sekilde devam zorunlulugunun olmadigi ve hocalarin cok da fazla iltimas tanimadigi (bir sezonda gerekli ortalamayi tutturamadigi icin takimdan uzaklasitirlan yuzlerce oyuncu var) bir ortamda akademik basari saglamak, oyuncunun calisma hirsi, etik degerlere duydugu saygi ve karakteri hakkinda cok buyuk bir aydinlatici nokta oldugunu dusunuyoruz. Ikinci sezonunda mac basina 30 dakikadan az sure almasina ragmen, NCAA genelinde hem mac basina sayi hem de mac basina rebound istatistiklerinde ilk 10’da yer aldi.

Ucuncu sezonunda ise takiminin NCAA Tournament’daki zorlu maclarinda hucumda en cok guvenilen oyuncusu oldu, 13.3 sayi ve 8 rebound. Sezon boyunca oynadiklari zorlu maclardan belki de en onemlisi ulkenin bir numarasi olarak gosterilen UCLA’e karsi oynadiklari mac. Bu macta Joseph Jones 11 sayi 13 rebound performansi ile spor haberlerinde kendisinden bahsedilmesini sagladi. Orta mesafe sutunu gelistirmek icin cok calisan Jones, her ne kadar bu konuda istenilen seviyede olamasa da bu sezon sonunda 30 uc sayi denemesinin 12 tanesinde sayi buldu.

Son sezonunda ise takiminin genclestirme politikasi sebebi ile daha az sureler bulabildi. Mac basina aldigi sure 24.5 dakikaya duserken, sayi ortalamasi da 10.3’e dustu. Bunda bir etken de ucuncu sinif sonunda NBA sansini zorlamasi ve istedigi sonucu alamamasi uzerine moralinin bozulmasi olabilir. Cok fazla faul problemine girmese de, fiziksel oyundan kacmadigi icin, ve defansta ozellikle double-team’e yardimci olarak gittiginde pozisyonu kaybedip kolayca yerine donemedigi icin nispeten biraz daha faul almaya yatkin bir oyuncu. Fakat buna ragmen kariyerini mac basina ortalama 3 faul civarinda bitirdi.

Leon Williams & Keith Brumbaugh Kimdir?

Kendisi de bir Clemson mezunu olan, NCAA bilgisi had safhada olan Karşıyaka'lı dostum Erinç Atilla'nın NCAA patentli yabancılar hakkında bir şeyler karalayacağından dün bahsetiştim. Önce kendi takımından başladı işe elbette. Mike Benton yazısından sonra diğer 2 transfer Leon Williams ve Keith Brumbaugh hakkında da dökmüş bildiklerini kafsinkaf.org'a. Keyifle okunası iki yazı çıkmış ortaya. Bir göz atın derim. Özellikle Brumbaugh'nun hikayesi ve 35 sayıyla oynamasının asıl nedenleri oldukça ilginç.

Leon Williams analizi için burayı,
Keith Brumbaugh analizi için de şurayı kullanabilirsiniz.

29 Temmuz 2008 Salı

Telekom'dan Winston Bombası

Pana'dan adam almayanı dövüyorlar da biz mi bilmiyoruz? :) G.Saray Cafe Crown'un Zizic transferinden sonra bir Pana'lı daha memleket topraklarına katıldı. Kennedy Winston, ki kendisiyle G.Saray Cafe Crown da ciddi şekilde ilgileniyordu, Türk Telekom ile anlaşmış. Talkbasket sitesi şöyle girmiş haberi.

Alabama çıkışlı Kennedy Winston 2005 yılında NBA draftlarına girdi ancak hiçbir takım tarafından seçilmeyince 'Ver elini Avrupa' dedi. Önce Gran Canaria'da oynadı. Sonra Panionios takımında (Fiba Cup'ta eski Efes'li Hutson ve Perperoglou ile fena benzetmişlerdi Telekom'u) forma giydi. Ve son olarak da geçen sezon Panathinaikos formasıyla salındı parkelerde.

Daha bu haftasonu TBL Nostalji köşesinde Henry Turner'ı yazarken, Panionios - Fenerbahçe maçında Turner 40 küsür sayı atınca, F.Bahçe'li yöneticiler adını bir kenara yazmışlardı demiştik. Yine Panionios ve yine benzer bir hikaye aslında. Hutson ve Winston isimlerini Telekom - Panionios maçlarında iyice bir kavramıştık. Belki Telekom'lu yöneticiler de o zaman not ettiler bu adamın adını bir köşeye. :)

Neresinden bakarsanız bakın, sağlam transfer. Telekom'un 3 numara açığını kapatır rahat rahat. Avrupa basketbolundaki tecrübesi de cabası. Panionios'ta oynarkenki Euro Cup istatistikleri ve geçen yıl Pana'daki EL istatistikleri de elimizin altında dursun şöyle.

Ligde herkesin maşallahı var valla. Geçen yıldan çok çok daha fazla bilinmeyene sahip bu yıl denklem. Çöz çözebilirsen.

Mike Green İmzalamış

Antalya BŞB'nin yeni oyun kurucusu Mike Green imzayı çakmış. Doğan Hakyemez de pek bir mutlu. İstatistikleri kadar, referansları kadar oynasa yeter, ligin tozunu atarız sırıtışı var hafiften suratında.

Mike Green hakkında transfer bittiğinde bir şeyler karalamıştık. Bakmak isteyenler varsa buradan bakabilirler.

Girona'nın Yerine Bilbao

Şok bir kapanma kararı alan Akasyavu Girona'nın yerine Eurocup'a kimin çağırılacağı merak konusuydu. Hatta geçen yılın Uleb dördüncüsü olan ama bu yıl iki ön eleme oynamak durumunda kalan temsilcimiz G.Saray Cafe Crown da umutlanmıştı belki ön eleme oynamadan direk gruplara alınırım diyerekten.

Karar açıklanmış. Girona'nın yerine kupaya bir başka İspanyol ekibi Iurbentia Bilbao Basket çağırılmış. Aynı haklarla. Bilbao takımının web sitesine de şu şekilde yansımış haber. Bilbao Basket geçen yıl ACB'yi 21-13'lük bir seri ile 6. sırada tamamlamıştı. Sonrasında ilk turda Barcelona'yla eşleşip 2-0 ile elenmişlerdi. Bilginize.

Mike Benton Kimdir?

Pınar Karşıyaka'ın yabancı transfer olarak ilk açıkladığı isim olan Mike Benton hakkında kısa bir bilgi vermiştim ben. NCAA bilgisine çok ama çok güvendiğim Karşıyaka'lı dostum Erinç Atilla da, kafsinkaf.org sitesinde Mike Benton hakkında bir şeyler karalamış. Paylaşayım istedim.

Kendisi de bir Clemson mezunudur. NCAA bilgisinin sınırları pek tarif edilebilir cinsten değildir. Karşıyaka'nın diğer yabancıları ve ligdeki diğer takımların yabancı transferleri hakkındaki değişik infoları da bizimle paylaşacak. Öpüyorum kendisini buradan.

Erdemir de Yabancı Transferine Başladı

Ligin yeni ekiplerinden Erdemir de yabancı transferine başladı. Nate Funk ve James Lang ile anlaşmaya varmışlar.

Nate Funk 5 yıllık Creighton macerasından sonra geçen sezonu Almanya'nın Eisbaren Bremerhaven takımında geçirdi. 1983 doğumlu ve 1,90 boyundaki oyuncunun istatistiklerine buradan bakabilirsiniz.

James Lang de 1983 doğumlu. 2,08 boyundaki oyuncu geçen sezonu NBDL takımlarından Utah Flash'de geçirmişti. Onun istatistiklerine de şuradan bakabilirsiniz.

Karşıyaka 2 Yabancı Daha Aldı

Pınar Karşıyaka'nın Mike Benton transferini haftasonu duyurmuştuk. İki yeni transfer haberi daha geldi İzmir ekibinden. Leon Williams ve Keith Brumbaugh ile anlaşılmış.

İlk resimde görülen Leon Williams 1986 doğumlu ve Ohio'dan bu yıl mezun olmuş. 2,03 boyundaki oyuncu 4 numarada oynuyor. Bu yılki istatistiklerinin içinde ribaund kısmı oldukça dikkat çekici. Zaten maç başına 4,3 ribaund alarak NCAA'de bu konuda ilk beşe girivermiş. Kariyerindeki 123 maçın hepsinde ilk 5 başlama başarısını gösteren Williams, takımı Ohio'nun oynadığı konferansta her yıl da en iyi beşe seçilmiş. Kariyer istatistiklerine buradan, oyuncu hakkındaki bilgilere de şuradan ulaşabilirsiniz.

İkinci resimde yer alan Keith Brumbaugh ise 2.06'lık boyuna rağmen ve 3 numaralarda oynuyor. İsabetli şutlarıyla tanınan solak basketbolcu, geçen yıl Hillsborough Koleji'nde 35.0 sayı, 8.2 ribaunt, 5.8 asist, 4.0 top çalma gibi müthiş denebilecek ortalamalar yakalamış. Ama bunu kendi seviyesinden çok daha düşük bir ligde yapmış. Peki neden orada oynamış? Sicilinde hırsızlık, marijuana ile yakalanma gibi suçlar var. Haliyle de çoğu kaliteli okul ona kapılarını kapatmış. Yoksa yeteneğinin herkes farkında, hatta gelecek vaadeden 15 isimden biri olarak gösterilmiş zamanında. Ama işler yolunda gitmemiş pek. Oyuncu hakkındaki bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

Kepez Bld. Joseph Jones İle Anlaştı

Kepez Bld.'de Edin Bavcic'in ardından ikinci yabancı transferi de gerçekleşti. Texas A&M Aggies takımında oynayan Joseph Jones ile anlaşmaya varıldı. 1986 doğumlu ve 2,06 boyundaki pivotun kariyer istatistiklerine buradan ulaşabilirsiniz.

3 ve 4 numaralarda oynayacak olan Bavcic'in 2,10; 5 numarada oynayacak Jones'un ise 2,06 olması da ayrı bir ilginç not olarak blogdaki yerini alıversin bakalım.

Kral Artık Toronto Semalarında

Tanjevic & Uslu ortak yapımı ve Demirel destekli bir giyotine kurban giden Willie Solomon yeni sezonda NBA'de mücadele edecek. Kanada ekibi Toronto Raptors resmi açıklamayı yaptı.

Kral her ne şekilde gönderilmiş olursa olsun kraldır ve her zaman bu taraftarın gönlünde olacaktır. Kazandırdığı 2 şampiyonluk ne zaman akıllara gelse, hemen peşi sıra o da akıllara gelecektir. Zor bir adamdı yalan değil, kontrolden çıkması da çok basitti. Ama büyük oyuncuydu vesselam. Saygıyla önünde eğiliyoruz.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Türk Telekom Basketbol Fotoları Yarışması

Türk Telekom’un, fotoğraf kareleriyle basketbol heyecanını ölümsüzleştirmek amacıyla foto muhabirlerine yönelik başlattığı “Türk Telekom Foto Muhabirleri Basketbol Fotoğrafları Yarışması” sonuçlanmış. Çok ilginç kareler var. Ödül alan 6 resmin 5 tanesi Telekom maçlarından, 1 tanesi ise F.Bahçe Ülker - Panathinaikos maçından. Buyrun ödül alan 6 fotoğraf karşınızda.

Jüri Özel Ödülü - Ali Özkan (Zaman Gazetesi)


Jüri Özel Ödülü - Mesut Yıldırım (Zaman Gazetesi)

Türk Telekom Özel Ödülü - Ali Ünal (Zaman Gazetesi)

Yarışma Üçüncüsü - Hikmet Saatçi (Anadolu Ajansı)

Yarışma İkincisi - Selçuk Mumcu (Sabah Gazetesi)

Yarışma Birincisi - Halil Özkan (Yeni Şafak Gazetesi)


Ne Ağız Varmış Ulan Bende

Aga yok böyle şey ya. Daha 15 gün önce oturduk yok şöyle güzel dergi, yok böyle güzel dergi, yok acayip keyif aldım, yok mutlaka okuyun vs vs. dedik. Şimdi kalkıp olana bakın. Takip ettiğim blogların birinden aldığım habere ister istemez şöyle derin bir oha çektim.

Harbiden ne ağız varmış bende.

Efes Geleceği de Düşünüyor

Bu yıl ligde ve Euroleague'de iddialı olacak bir kadro kuran Efes Pilsen, bir yandan da Darüşşafaka Isuzu adıyla TBL'de mücadele edecek olan pilot takımı için arayışlarını sürdürüyor. 5 sezondur Split formasını giyen Hrvoje Peric için Efes Pilsen'in 250.000 Euro ödeyebileceğini yazmış Hırvat basını.

Bora Hun Paçun, Emre Bayav, Barış Hersek gibi isimleri Daçka'ya kaydırmayı planlayan biracılar aynı zamanda genç ve gelecek vaadeden yabancılarla da bu kadroyu süslemek amacındalar. 1985 doğumlu ve 2,03 boyundaki Peric'in istatistiklerine buradan ulaşabilirsiniz.

27 Temmuz 2008 Pazar

Mike Green Antalya BŞB'de

Yukarıdaki resimde amcayı 3 kişi zaptetmeye çalışıyor. Kolej basketbolunu pek takip etmem ama adamın istatistikler ve referanslar oldukça sağlam. Son iki yıldır Butler Bulldogs takımında oynayan Mike Green, geçtiğimiz sezon kendi konferansının en iyi oyuncusu seçilmiş. Ayrıca en iyi beş ve en iyi defansif beş kadrolarında da yer almış.

Marsh ve Lucas ile yollarını ayırdıktan sonra, önce Melvin'i transfer etmişti Antalya BŞB. Guard sorununu da 1985 doğumlu 1,84 boyundaki Mike Green ile çözdüler. Hesapta olmayan iki transfer olmasına rağmen çabucak hallettiler işlerini.

KSK'ye Tanıdık Pivot

Yerli transferinde her talip oldukları adamı Aliağa'nın fiyat yükselterek ellerinden kapması nedeniyle biraz kel kalan Pınar Karşıyaka, rotasını yabancı transferine çevirdi. Ve ilk açıklanan isim 2 sezon önce ülkemizde Büyük Kolej forması giyen ve bu sürede adından sıkça söz ettiren Mike Benton oldu.

Büyük Kolej macerasının ardından, Didin'li D.Bank Skyliners ve bir başka Alman ekibi TBB Trier formaları da giyen Benton, bu yıl Karşıyaka seyircisini coşturmak için yeniden Türkiye'de. Bloklarıyla ve skorer kimliğiyle meşhurdur malum, bol bol blok seyredeceğiz bu yıl. Ömer Aşık'a rakip geldi diyebiliriz blok krallığında.

1980 doğumlu ve 2,06 boyundaki oyuncunun Büyük Kolej istatistiklerine şuradan, D.Bank Skyliners istatistiklerine şuradan, TBB Trier istatistiklerine de buradan ulaşabilirsiniz.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Peters Olmadı Humphrey Oldu

Transfer edildi diye açıklanan James Peters'ın Güney Kore ekiplerinden biriyle anlaşması üzerine yukarıdaki resimde Bynum'a blok çakarken görülen Ryan Humphrey ile anlaşmış Mersin BŞB. Kariyeri pek doyurucu olmasa da NBA tozu yutmuş, ortalarda gezinmiş, bir ara İtalya'da, en son Kıbrıs'ta görülmüş. Düşünmüş taşınmış Mersin'e gelmiş. E hoşgelmiş.

Akasyavu Girona Artık Yok

Geçen sezonun Uleb Cup finalisti olan ve son yıllarda yaptığı yatırımlarla dikkat çeken Akasyavu Girona ekibi, maddi imkansızlıkları sebep göstererek faaliyetlerini durdurma kararı aldığını açıkladı. Sadece altyapılarda hizmet vermeye devam edecekmiş kulüp. Şaşırdım ne yalan söyleyeyim.

Uleb, onların yerine ya yeni bir takımı davet edecek ya da eleme oynayacak takımlardan birini direkt olarak gruplara atacak. Geçen yıl Uleb Cup dördüncüsü olarak büyük bir başarıya imza atan G.Saray Cafe Crown iki ön eleme oynayacaktı bu yıl, belki onlar alınır gruplara. Kimbilir?

TBL Nostalji #2: Henry Turner

TBL Nostalji köşemizi geçen hafta Charles Shackleford ile açmıştık. Çok müthiş bir oyuncu olmasından dolayı değil de, aklıma gelen unutulmaz bir anıyı da hatırlatmış oluruz diye onu tercih etmiştik. Bu hafta ise performansı nedeniyle unutulmazlar arasına girmiş bir oyuncuyu yazalım dedik. Henry Turner'ı. Unutulmaz efsanelerden birini.

Avrupa'nın Jordan'ı idi o. Onu Türkiye'de 3 sene izleyebilmiş olmak, çıplak gözle hareketlerini gözlemleyebilmiş olmak, sokakta arkadaşlarla basketbol oynarken onun gibi şut atmaya çalışmak bile müthişti. Peki ya onun müthişliği? Fenerbahçe formasıyla tam 3 sezon salındı parkelerde. Ekürisi diyebileceğimiz Dallas Comegys ve dönemin genç ama süper yeteneği İbrahim Kutluay ile birlikte 3 silahşörler deniyordu onlara. Şanssızlıkları 3 silahşör + 7 kazma (tabiri caizse) ile oynamalarıydı.:) Osman Yaycıoğulları, Erdal Koşan, Hicri Güneri, Güray Kanan vs vs. Bu adamlarla oynamak zorunda kaldılar. Hatta dönemin Fenerbahçe kadrosunun bir resmini de koyacak olursak, ne demek istediğim biraz daha net anlaşılacaktır.

Neyse biz dönelim yine Turner'a. Turner'ın Fenerbahçe'li yetkililer tarafından ilk dikkat çekişi Fenerbahçe'ye karşı Panionios formasıyla 40 küsür sayı attığı maçtı. O maçı takip eden sezonda Sacramento Kings'te oynamış, sonra da 95-96 sezonunda forma giymek için Fenerbahçe'ye gelmişti. Dallas Comegys ve İbrahim ile müthiş bir üçlü olup takımı sırtlamışlardı. Fade-away şutlarına kimse bir önlem alamazdı Turner'ın. Yumuşacık bileği ile havada süzülerek attığı şutları kolay kolay hafızalardan silinmez onu izleyebilenler için. Üçlük, penetre, smaç.. Ne ararsan var, 10 parmağında 10 marifet derler ya, tam karşılığı. 96-97 sezonunda ligde sayı kralı oluşu, aynı hafta içerisinde 1 Avrupa, 1 de Lig maçında 46 ve 42 sayı atması, tıpkı Yunanistan'da olduğu gibi burada da maçlarda özel seyircisinin olması. Say say bitmez ki.

Ama taraftarın onu ve Comegys'i bu kadar bağrına basmasının asıl nedeni yürekten oynamalarıydı. Öyle bir G.Saray maçı var ki, Turner dendiğinde akla gelecek ilk maçlardan biridir. TV başındayım, F.Bahçe ve G.Saray karşılaşıyorlar ligde. F.Bahçe maçı önde götürüyor, Turner - Comegys - İbrahim üçlüsü şov yapıyor, Turner kendisini tutan iki savunmacısına da beşer faul aldırıp oyun dışı bırakıyor (ki onlardan birisi Lütfi Arıboğan'dı), herşey F.Bahçe'nin lehine. Sonra Turner sakatlanıyor ayak bileğinden ve maça devam edemiyor. G.Saray farkı eritiyor, skora dengeyi getiriyor, maç uzatmalara gidiyor. Uzatma dakikalarında G.Saray öne geçiyor, sonra tünelde Turner görünüyor, bileğinde kocaman bir bandajla hafif de topallayarak sahaya çıkıyor. Oyuna giriyor, dipten bir fade-away atıyor. Sayı üretmeye kaldığı yerden devam ediyor. F.Bahçe yeniden öne geçiyor. Ve o Turner sakat bileğinin üzerinde zıplayarak G.Saray'lı Burak Sezgin'e bir blok vuruyor ki, işte maç orada bitiyor. Bu maça salonda ya da ekran başında tanıklık etmiş birisi sanmıyorum ki unutabilsin gördüklerini. Maçtan sonra öğreniyoruz ki, Turner bileğinin çatlak olmasına rağmen çıkmış sahaya. Hangi taraftar tapmaz böyle oyuncuya bir düşünün.

Madem başladık, onla ilgili unutamadığım anılarımdan birini daha anlatayım. Caferağa'da F.Bahçe maçındayım, rakip kim tam hatırlamıyorum. Müthiş insan Erdal Koşan, Henry Turner'a bir pas attı, top Turner'ın yaklaşık 1,5 metre üstünden geçip dank diye Caferağa'nın duvarlarına çarptı. Turner döndü kenara, yeter artık alın beni oyundan dedi. :) Dedik ya adamların şanssızlığı 3 kişinin yanında 7 tane dip level adamın oynamasıydı diye. Bir skorer için Erdal Koşan'ın eline bakmak ne demektir, bunu bilir misiniz? Çok zor şeydir gerçekten.

Neyse ki son senelerinde Levent Topsakal ve Serdar Apaydın gibi o zamanların iki iyi yerli ismini katmışlardı kadroya da adamlar rahat nefes almışlardı. O yıl şampiyonluk bekleniyordu kadrodan ama yine de Ülker ve Efes'in kadroları çok daha derindi. Yarı finale çıkılmasına, hatta Ülker'le oynanan ilk maçın kazanılmasına rağmen, peşpeşe 2 maç kaybedilince finale çıkan taraf Ülker olmuştu. Seriyi 2-1'e getiren son maçta Henry Turner ve Dallas Comegys'in 6'şar sayı ile oynamış olmaları ise onların sonunu hazırlamıştı. Zaten o sezonu takip eden yılda da Abdul-Rauf'lu, Tabak'lı, McRae'li, Milic'li rüya kadro kurulmuştu. Ama Erdal Koşan yine vardı. Hatta unutulmaz anılarıyla birlikte vardı. Ben şu Dream Team ve Erdal Koşan yazı başlıklarını bir kenara not edeyim de ilerde onlara da değiniriz Nostalji köşemizde.

Velhasıl kelam Henry Turner candır, canandır. Ne o G.Saray maçı unutulur, ne de 3 yılda yaptıkları. Son senesinde Türk vatandaşlığına geçip Hakkı Uzun adını bile almıştır. O kadar bizdendir yani. :)

Bavcic Kepez Forması Giyecek

Edin Bavcic, KK Bosna takımıyla geçen yıl Uleb'de Telekom'un rakibi olmuştu, gruptan çıkamamışlardı ve elenmişlerdi. Sonra ligde şampiyon oldular. Takımın dikkat çekici isimlerinden biri olan Edin Bavcic Kepez Belediyesi ile anlaşmış.

2,10 boyunda ve 24 yaşındaki oyuncu 3-4 pozisyonlarında oynayabiliyor. Boyu uzun, hızı da iyi, haliyle match-up sorunları yaratıyor savunmacısına. Gerçi geçen yılki Uleb istatistikleri pek iç açıcı değil. Hatta bu yaz Summer League'de Philadelphia forması giydi, orada da pek göze batmadı. NBA yolu tıkalı gibi şimdilik. Ama Partizan'ı geçip şampiyon oldular ligde ve Bavcic ligde iyi bir performans gösterdi. Kepez değil de, KK Bosna'dan daha iyi ama yine Avrupa'da oynayan bir takıma gitse çok daha güzel olabilirdi. Her ne olursa olsun kariyerinin gidişatı açısından çok önemli bir yıl bu yıl. Neal'ı, Hosley'i, Marshall'ı düşünün. Avrupa'da mı oynadılar? Hayır, tamamen TBL'deki performanslarıyla mevcut kontratlarının beşer onar katlarını kaptılar.

25 Temmuz 2008 Cuma

Macau Yolcusuyuz

ABD'nin davetlisi olarak gideceğimiz Macau'ya hareket yarın. İki hazırlık maçı yapacağız. ABD ve Litvanya ile. Her iki maçı da NTV naklen ekranlara getirecek. Ömer Aşık'ın bugünkü sakatlığının ardından apar topar birileri kadroya çağırılmazsa, oynanacak iki maçta o bölge epeyce aksayabilir.

Millilerin maç programı şöyle:

31 Temmuz Perşembe 15:00: ABD - Türkiye (NTV)
2 Ağustos Cumartesi 15:00: Litvanya - Türkiye (NTV)

Haydaaaaa !!!!

A Milli Takım'dan aldığımız şok haberle sarsıldık. Ömer Aşık bu sabahki idmanda sakatlanmış. Dizi dönmüş, kontrollerden sonra anlaşılmış ki sağ diz yan bağlarında esneme ve yırtılma varmış. 6 hafta oynayamaz denmiş. :(

Geçmiş olsun aslan parçasına.

Bakalım Tanjevic elemeler için kimi dahil edecek kadroya? Ermal? Kaya? Zor ama Hüseyin?

Belki de çağırmaz kimseyi. Belli mi olur.

Serkan İnan Kepez'e Geçti

Kepez Belediyesi, Güven Esmer dışındaki tüm oyuncularını kaybedince mecburen transfere yöneldi. Bu bağlamda 2 yıldır Alpella forması giyen, Aydın Örs döneminde Fenerbahçe kadrosunda da yer alan Serkan İnan ile anlaşmışlar. Ekmeğini şutundan kazanan bir oyuncudur, başka ekstraları yoktur pek, oyunu genel hatlarıyla rakip defansa kendini unutturup üçlük atmak üzerine kuruludur.

Marsh Gider Melvin Gelir

Antalya BŞB'de kapı dışarı edilen Marsh ve Lucas'tan Marsh olanının yeri dolduruldu. Geçen sezon İtalyan Cimberio Varese'de oynayan Marcus Melvin ile anlaşmışlar. Varese formasıyla 30 maçta 8,1 sayı, 4,4 ribaund ortalamaları tutturmuş. Solakmış, dış ve orta mesafeli şutları iyiymiş.

Antalya BŞB kulübünün resmi sitesinde okudum haberi, sevgili Dodo'nun açıklamaları da hemen göze çarpıyor. Yok Marsh'tan şöyle daha iyi, yok Marsh'tan böyle daha iyi. Hemen tu kaka yapmışlar geçen sezonki en iyi adamlarını.

İlk Resmi Açıklama Kakiouzis'ten

Michalis Kakiouzis transferi hakkında resmi açıklamayı Efes cephesinden bekliyorduk biz ama Kakiouzis'in resmi sitesinde bulduk. www.kakiouzis.com adresinde yazılana göre Kakiouzis yeni sezonda Efes Pilsen forması giyecek. Her iki taraf için de hayırlısı olsun.

24 Temmuz 2008 Perşembe

Daçka'lı Johnson da Banvit'te

Geçtiğimiz sezon ligin dibine demir atmış durumdaki Darüşşafaka'nın mucizevi kurtuluşunu hepimiz hatırlıyoruz. Önce Halil Üner ile anlaştılar, ardından eldeki yabancıları değiştirdiler. Ve adeta yepyeni bir takım oldular. O yabancıların biri vardı ki her maç 20'den aşağı atmaz, keyfine göre 30'u da görürdü. Dalron Lamar Johnson'dan bahsediyorum. Şahsen Fantezi Basketbol'da da değişmez elemanlarımdan biriydi kendisi.

Banvit ile imzalamış. Hayırlı olsun. İyi, güzel, hoş ama bir yandan da düşünüyorum, Banvit'in kadroda zaten Crispin vardı, üstüne NCAA'den sayı kralı Agudio'yu aldılar, şimdi de Johnson. Bu adamların hepsi top kullanmayı seven adamlar. Kaç topla oynamayı düşünüyor acaba Selçuk hoca? :)

Edit: Numaraiki blogunun yazarlarından ve bu blogun sağlam takipçilerinden Sheed sağolsun Lance Williams'ı hatırlatmış yaptığı yorumuyla. Lance Williams top alamazsa (ki şu durumda gayet olası duruyor) ağız burun dalar bu üçüne benden söylemesi. :)

Efes'ten Kakiouzis Hamlesi

Efes Pilsen'in Yunan oyuncu Michalis Kakiouzis ile anlaştığı söyleniyor. Henüz resmi bir açıklama yok Efes yönetiminden. Bitirilen transferleri çoğu zaman erkenden giren birkaç yabancı sitede de girilmemiş haber. Ama söylenenler Ergin Ataman'ın Siena'da iken beraber çalıştığı 32 yaşındaki oyuncuyu takımına kattığı. Bekleyelim görelim.

22 Temmuz 2008 Salı

Banvit'in Yeni Forveti Agudio

Banvit yeni sezondaki forvetini buldu. Dört sezondur NCAA'de Hofstra forması giyen Antoine Agudio, geçen yılki üstün performansıyla takımının mücadele ettiği konferansta sayı kralı olmayı başarmıştı. Forma giydiği 27 maçta 22,7 sayı, 3,9 ribaund, 2,9 asist ortalamaları tutturan 1985 doğumlu oyuncunun son 4 yıldaki istatistiklerine buradan bakabilirsiniz.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Cancer-Free Bir Üçlük Uzmanı

Mersin BŞB takımı James Peters'ın ardından ikinci yabancı oyuncu transferini de gerçekleştirdi. Geçen sezonu Tennessee'de tamamlayan ve şu anda Denver Nuggets ile Summer League'de mücadele eden Christopher Franklin Lofton, 15,5 sayı, 3,2 ribaund, 1,3 asist ortalamaları tutturarak, takımının mücadele ettiği konferans içerisinde yılın oyuncusu seçilmeyi başardı.

22 yaşında ve 1,80 boyundaki Lofton özellikle üçlük çizgisinin gerisindeki etkinliği ile biliniyor. Denediği 1021 üçlük atıştan 431 tanesinde isabet kaydetmiş olması onu NCAA tarihindeki en yüzdeli üçüncü adam konumuna getiriyor. Gayet etkileyici, öyle değil mi?

Onun hakkındaki en ilginç not ise 2007 sezonunun ardından kendisine 'Testis Kanseri' teşhisi konmasıydı. Bunu ilk başlarda ailesi, oda arkadaşı ve bir kaç üniversite görevlisi dışında kimseye söylemeyen Lofton, geçirdiği radyasyon tedavisi ve ameliyat sonrasında bu hastalığını yendi. Yani artık o bir cancer-free.

Vidmar Birinci Oldu

Dün haberini geçtiğim yarışma bugün sona erdi. Ve Euroleague'de 2007-08 sezonunda oynanan maçlar içinde yakalanan en güzel karelerin yarıştığı Euroleague Photo Face-Off'u, Bajramovic'in üzerinden attığı ilginç hook-shot ile Gasper Vidmar kazandı.

Sırada taraftar fotoğraflarının yarışacağı yarışma var, hatırlayacaksınız Efes Pilsen'li minik bir taraftar geçen seneki yarışmanın kazananı olmuştu. Belki yine bizden birileri alır şampiyonluğu. Kimbilir.

20 Temmuz 2008 Pazar

Euroleague Photo Face-Off

Euroleague resmi sitesinde, bu yılın en güzel fotoğrafları yarışıyor. Finalde iki tanıdık isim var. Gasper Vidmar ve Marko Milic. Vidmar'ın Bajramovic üzerinden attığı ilginç hook ile Milic'in topu oyunda tutabilmek için yaptığı plonjon son ikiye kaldılar. Oylama yarın bitiyor.

Hem oylamaya katılmak hem de önceki turlarda elenen resimlere bakmak için şurayı kullanabilirsiniz. Finaldeki mevcut tabloya ve Vidmar'ın buraya kadar gelirkenki oy marjına bakarsak şampiyon şimdiden belli diyebiliriz. Zaten memleket olarak pek bir severiz böyle oy vermeli işleri falan.:)

TBL Nostalji #1: Charles Shackleford

Evet, ne zamandır aklımda olan TBL Nostalji köşesini açmış bulunmaktayım. Bu köşenin ilk konuğu 95-96 sezonunda Ülker forması giyen Charles Shackleford. TBL'i o yıllarda göz ucuyla bile takip ettiyseniz onu hatırlarsınız. Hiç tanımıyorsanız da bu yazıdan sonra tanımadığınıza yanarsınız. Çünkü o bu ülke basketbol tarihinden geçen en ilginç basketbolculardan biridir. Kolay değildir onu unutmak. Hele bir olayı vardır ki...

Yavaştan başlayalım onu tanıtmaya, 1966 doğumlu 2.07 boyundaki bu adamın basketbolculuğuna kimse laf edemezdi. Daha doğrusu yeteneklerine. Öyle ki bir maymundan farksız kollarıyla rakipleri üçer beşer bloklar, aldığı ribaundları potadan potaya pas olarak gönderir, boyalı alanda tutulması çok zor bir adamdır hatta hatta Ülker'e geldiği zaman 'Avrupa'nın Shaq'ı' ünvanını bile almıştır. Maçlarda hiç bıkmadan üçlükler yollardı potaya. Bazen girerdi, genelde girmezdi. Ama o vazgeçmezdi. İsminin okunuşu aslında gayet basit olmasına rağmen İsmet Badem bir türlü söyleyemezdi. Murat Murathanoğlu da aksine o kadar güzel söylerdi ki, bazen maçlarda İsmet Badem maçı falan bırakıp (ki genelde zaten maçla ilgilenmezdi) Murat Murathanoğlu'na 'Bi daha söyle, bi daha söyle' diye tuttururdu.

Lakin bu ilginç adam, isterse ağzıyla kuş tutmuş olsaydı da farketmezdi. Bir olayı vardı ki, ne yaparsa yapsın onun önüne geçemezdi. Ve ben ne zaman onun adını duysam, yine o olay gözümün önüne gelirdi.

Avrupa Kulüpler Kupası çeyrek finale kalma grubu. Son hafta. Gruptan iki takım çıkacak. Lider CSKA garantilemiş, arkasında Ülker var. Ülker'in hemen 1 galibiyet arkasında ise Unicaja Malaga ve Antibes var. Ülker - Unicaja Malaga ile karşılaşacak, Antibes ise CSKA ile. Ülker ilk maçı 5 sayıyla kazandığı için deplasmanda, bu maçta 6 sayı fark yemediği takdirde Malaga'nın önünde yer alacak. Şayet Antibes kazanırsa ise Ülker 20 fark da yese, üçlü averaj devreye girecek ve çıkan Ülker olacak. Ama Antibes'i kimse hesaba katmıyor CSKA ile oynadığı için tabii. İş bizim maçta bitecek.

Ülker - Unicaja Malaga maçı başlar, kafa kafaya gider. Son saniyelere Malaga 1 sayıyla önde girer. Adamlar gidip bir umutla Shackleford'a faul yaparlar. Çünkü 1 sayıyla yenmek bir şeye yaramıyor. Zamanın kenar yönetimi Shackleford'a bilerek kaçırması için bağırır çağırır. İlk şutu o kadar alakasız bir yere atar ki Shackleford, hakem yanına gelip 'Oha artık bu kadar da yapma' der nezaketen. Shackleford ikinciyi biraz daha düzgün kaçırayım (en azından panyanın ortasına çarpsın) derken, lap diye sokmasın mı? Herkes şokta, Malaga'lılar inanamıyor. Kimse inanamıyor.

Malaga'lı oyuncular kalan saniyeleri eritip, maçın uzatmaya gitmesini sağlarlar. Ve uzatmada da 9 sayı farkı çakarlar. Malaga'lı oyuncular turu geçtik sanarlar ama Antibes'in CSKA'yı yenip sürpriz yapmasıyla tur atlayan taraf Ülker olur. Shackleford'a rağmen. Maçtan sonra kendisine uzatılan mikrofonlara 'O topu hayaletler soktu' diyerek Türk basketbol taraihinde unutulmaz bir repliğe imza atan Shackleford; Ülker'den sonra gittiği Aris formasıyla Koraç'ta Tofaş'ın kaybettiği trajik finalin de kahramanlarından biri olmuştu. Aris'in en etkili isimlerinden biriydi. Rashard'ın da sakat olmasıyla içeride at koşturmuştu. Onu en son 1999 yılında Charlotte Hornets formasıyla görmüştüm yanılmıyorsam aktif olarak. Sonra da zaten 2006 yılında arabasında uyuşturucu, esrar, ruhsatsız silah vs vs. taşımaktan tutuklanmış, kefaletle serbest bırakılmıştı falan.

Ne farkeder ki, adam isterse çağ değiştirecek bir olaya imza atsın. Biz onu Malaga maçıyla hatırlayacağız. Ve hiç unutmayacağız. Allah iyiliğini versin emi Shackleford. :)

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Özyer'in Tercihleri Strickland ve Graves-Davis

Zizic bombasının ardından G.Saray Cafe Crown hız kesmedi ve 2 ismi daha renklerine bağladı. 2 gün önce yine bu sayfadan duyurduğumuz Strickland haberi gerçeğe dönüştü ayrıca Pau Orthez takımının skorer ismi Antonio Graves-Davis de transfer edildi.

Graves-Davis skor yükünü üstlenebilecek bir oyuncu. Lige renk katacağı kesin. Strickland ise zaten belli standartı olan bir guard. Onun için en büyük soru işareti büyük takımda nasıl oynayacağı. Alpella'da takımın lideri konumundaydı ve yeri geldiğinde 24 saniye topu kimseye vermeden hücumları sonlandırıyordu. G.Saray Cafe Crown'da böyle bir şey olmayacak, takım oyunu içerisindeki performansı; onun kalibresini biraz daha netleştirecek kafalarda.

Drobnjak Yugo'sun Oğlum Sen

Geride bıraktığımız yıl Beşiktaş Cola Turka'nın Türk statüsünde oynatırım diyerekten devre arasında kadrosuna kattığı, sonrasında işler düşünüldüğü gibi gitmeyince yabancı kontenjanında oynattığı Predrag Drobnjak için şimdi de Efes Pilsen uğraşıyor. Türk yapayım, kadroma katayım diyorlar. Aslında bu işin kolay olmadığını geçen sene Ergin Ataman bu hayali kurarken Slam dergisi yazmıştı. ''Drobnjak öyle ha demeyle Türk yapılamaz, he ama Beşiktaş'lı yöneticilerin üst kademe tanıdıkları varsa bilemeyiz'' diyerek. Hakikatten de olmadı.

Hatta bu hamle Beşiktaş Cola Turka'ya çok pahalıya patladı. Ergin Ataman'ın bütün planları alt üst oldu, Kaya'nın formsuzluğunda mecburen Peja oynadı, bu sefer kısa rotasyonuna bir Türk daha monte edilmek zorunda kaldı, aşı tutmadı, Nicevic-Onur Aydın değişikliği denendi, o da olmadı, Chase - Dalmau - M.Yağmur hangisi oynasın falan filan derken Beşiktaş Cola Turka Play-Off'a veda ediverdi.

Neyse biz asıl konuya dönelim. Efendim, bu adamın Türk olması öyle kolay değil. Neden? Çünkü bu adam kendi ülkesinin milli formasını giymiş, hatta abartmış madalyalar bile kazanmıştır.:) Statü biraz zorlaşıyor bu tip oyuncular için. Kalkıp bir Solomon'u iki günde Türk yapabilirsiniz mesela ama en basitinden Gasper Vidmar'ı yapamazsınız. Yani yaparsınız da kolay olmaz. Tıpkı Peja'da olduğu gibi işte. Efes uğraşıyor, belki onlar daha sağlam tanıdıklara sahiptir yaptırırlar. Belli olmaz burası Türkiye en nihayetinde. Ama zor olduğunu ve bunun nedenini bilin, yeter.

Resime gelesek olursak, arşivi karıştırıyordum buldum. Koyayım dedim. Peja'nın Efes yıllarından. Onun arkasındaki adamı tanıdınız mı peki? Evet doğru tahmin, Beşiktaş Cola Turka'yı bu yıl çalıştıracak olan Hakan Demir. Zamanında Efes'te yardımcı antrenördü malum.

18 Temmuz 2008 Cuma

Bergersen Geri Döndü

Ligin yeni ekiplerinden Aliağa Belediyesi, 2005-06 sezonunda Pınar Karşıyaka forması giyen Roberto Bergersen ile anlaşmaya varmış. Bergersen'in Karşıyaka'daki üstün performansı ve kalpten oyunu, hele hele de 39 sayı attığı Beşiktaş Cola Turka maçı hala akıllardadır. Parasızlık nedeniyle sezonun son 10 maçlık kısmını yerli oyuncularla oynamak zorunda kalan İzmir ekibinde gemiyi en son terkeden yabancı Bergersen'di. Hatta aylık 1000 dolara bile razı iken kendisine hiç ödeme yapılmaması nedeniyle ayrılmıştı takımdan. Şimdi yeniden İzmir'e dönüyor. Bu kez Aliağa forması giymek için. Bakalım KSK'li taraftarların buna tepkisi ne olacak?

Aliağa'daki transferler Bergersen ile de sınırlı değil. Daçka'dan Ceyhun Altay ve geçen yıl Selçuk Üniversitesi'nde Mete Babaoğlu ile ilk TBL deneyimini yaşama fırsatı bulan Hazer Avcı da Aliağa sınırlarına girmişler. Hazer Avcı 87 doğumlu ve 2,06 boyunda. Onu ilk kez geçen sezon öncesindeki Opel Türkiye Kupası elemelerinde izlemiştim. Gerek oyun stiliyle gerekse de dizine kadar çektiği çoraplarıyla Ersan Ilyasova'ya benzetmiştim. Geçen yıl fazla süre almadı ama aldığı dakikalarda iyi işler yaptı. Bu yıl çok daha iyi olabilir onun için.

Zizic & Parçalı

Yakışmış parçalı forma Zizic'e. Resim imza töreninden.

Bas Gaza Kartal Bas Gaza

Beşiktaş Cola Turka Chatman ve Austin'in ardından hiç ara vermeden Prokom'un Sırp pivotu Jovo Stanojevic'i de renklerine bağladı. Kariyerinde Novi Sad, Kızılyıldız, Maccabi Ironi, Partizan, Alba Berlin ve son olarak Prokom Trefl gibi takımları bulunduran 31 yaşındaki oyuncunun geçen yılki EL istatistikleri ise, bir önceki yıl Alba formasıyla yakaladığı istatistiklerin yanında biraz sönük kalıyor.

Cimbom'da Tanıdık Bir Aday

G.Saray Cafe Crown'da oyun kurucu arayışlarında tanıdık bir ismin adı öne çıkmaya başladı. 2 yıldır Alpella formasıyla TBL'de boy gösteren Marshall Strickland, Murat Özyer'in listesinde üst sıralara tırmanmış. Alpella'da oynarken F.Bahçe Ülker ile antrenmanlara çıkan, hatta geçen sezon öncesindeki hazırlık maçlarında F.Bahçe Ülker forması giyen Marshall, Alpella'nın küme düşmesi ve ardından Trabzonspor ile birleşmesiyle boşa çıkmıştı.

Alaeddin abi onun için çok övücü konuşmuştu ilk sezonunda, 'Büyük takımların hepsinde rahatlıkla oynar' demişti hatta bir sohbetimiz sırasında. Alpella'da bu yıl genelde topu elinde çok tutup, 24 saniye dolarken Ogün, Serhat, Can gibi adamların elinde patlattığı hücum setleriyle kafamda soru işaretleri oluştursa da, sağlam kumaşa sahip bir guarddır kesinlikle. Manyak da bir bileği vardır. Büyük takım performansı nasıl olur? Onu da izleyip görmek lazım.