10 Ağustos 2008 Pazar

3+2 Sadece 5 Değildir

G.Saray Cafe Crown'da Gurovic & Milojevic transferlerinden sonra kadro netleşti. Ve şu aralar herkes Murat Özyer'i konuşmaya başladı. 2 yıldır bir çok konuda (kendi taraftarları da dahil) eleştirilen genç coach bu yıl ne yapacak acaba diye. Bir kere işe baştan bir giriş yapalım. Özyer sağlam bir G.Saray taraftarı olmasına rağmen (ki taraftarların ona acımasız olamayışının en büyük nedenidir bu) taraftar ve yönetim tarafından iki yıllık performansıyla beğenilmeyen biri. Aslında çok da başarısız değil kendisi. İlk sezonunda olabilecek en iyi yerde bitirdi ligi dördüncü olarak, geçen sezon ise belki bir yarı final yapılabilirdi ama Telekom'la eşleşip erken elenildi. Bunun yanında Uleb Cup'da elde edilen dördüncülük başarısı. 3 sezon önce Play-Out oynayan bir takım için fazlasıyla iyi neticeler bence. Ama iş detayda gizli. Murat Özyer Ülker ile yaşadığı şampiyonlukla cebine koyduğu redileri tüketiyor gibi biraz. Onu detaylı izleyen gözler, G.Saray'ın maçlarda 8-0, 10-0 gibi seriler yemesine rağmen müdahale edemeyişini farkediyor artık, ya da takım disiplini konusunda bazı sıkıntılar yaşadığını. Taktiksel zenginlik yaratamayıp, rakibi çözebilecek ya da kilitleyebilecek hamleler yapamadığını da. Hatta bu yıl Caferağa'da kaybedilen Alpella maçında (ki salon G.Saray taraftarıyla dolup taşmıştı) yaşanan bir olay vardı ki; Ahmet Dedehayır'ın da ona güvenmediğini bizzat 5 metre önümde görmemi sağlamıştı. Alpella Ömer Aşık'ın ayrılmasında sonra sudan çıkmış balığa dönmüştü ve tam 7 maçtır kazanamıyordu. Sıradaki maç ise G.Saray Cafe Crown ile idi. Salon sarı kırmızıya bürünmüştü haliyle. G.Saray Cafe Crown fark atacak derken, kafa kafaya giden maçın sonlarına doğru Alpella öne geçmesin mi. Ahmet Dedehayır hemen sol tarafımdan bir hışımla ayağa kalkıp, kenarda kot-tşört oturan Tufan'ı yanına çağırdı. Tufan şaşırdı, koşa koşa geldi. 'Git şu hocaya söyle, adam gibi oynatsın şu takımı, benim tepemi attırmasın' diyaloğu karşısında ne yapacağını şaşıran Tufan, benche doğru yol alıp Özyer'in kulağına Dedehayır'ın bu talebini fısıldadı. Maç yine de kaybedildi, Dedehayır burnundan soluyarak daldı soyunma odası girişine. Sonrasını bilemiyorum. Ama fişin çekildiğini o gün hissetmiştim. Zaten bu yıl hocayı beklediğim şekilde kovdular. Sonra Ülker'e de bi sittir çektiler. Telekom işi olmayınca, önce Ülker'e sonra da Özyer'e paşa paşa döndüler.

Neyse konu tam anlamıyla bu değildi ama laf lafı açtı anlattık bir şeyler. Ben bu yıl Özyer'i bekleyen en büyük sıkıntıdan bahsedecektim. Evet kendisine güvenilmediğini bilmesi başlı başına bir sıkıntı ama teknik & taktik olarak onu bekleyen asıl büyük zorluk '3+2' kuralı. Yani yabancıların sadece üçünü aynı anda sahaya sürebilme, ve yanlarına 2 adet yerliyi mutlaka koyma kuralı.

Geçen yıl Blatt ve Ataman'ın başını yemedi mi bu sistem? Euroleague'de 5 Amerika'lı ile oynayan hatta bu yüzden 'Efes Dark' başlıklı yazılara meze olan Blatt, ligde 3+2 kuralında bir türlü dengeyi kuramadı. Elinde yerli oyuncu opsiyonu gayet fazla olmasına rağmen yapamadı hem de bunu. Acaba ona 3+2 sistemi hakkında hiç mi bilgi vermemişlerdi diye düşünmüştüm ciddi ciddi. Bir ara takımda 6 yabancı oldu hatta. EL'de 6 yabancıyla oynadıkları maç hatırlıyorum. 5'i aynı anda sahada. :) Ataman'ın olayı ise daha farklıydı. Yerli oyuncu rotasyonu dardı. Kaya Peker ve Sinan Güler tamam da diğer adamlar bildiğin fıss. Yine de iyi sağladı Ataman dengeyi. Zaten bilinçli kurmuştu kadroyu. Sinan ve Kaya oynadığı sürece bir şekilde gideceklerdi. Ama Kaya'ya Dinamo Moskova'dan teklif geldi, Kaya'nın aklı uçtu gitti, gitmek istedi ama gönderilmedi, sonra Ataman'la arası bozuldu.. velhasıl kelam performansı düştü. Drobnjak oraya monte edildi (Ataman'ın bir hayal kırıklığı da Drobnjak da olmuştu zaten, Türk statüsünde oynatırız diye aldılar ama oynatamadılar). Drobnjak monte edilince bu sefer bir yabancı kısa kenara çekildi. Bu sefer Sinan dışında ikinci bir yerli kısa arayışına girdi. Mehmet olmadı, Erkan olmadı. Sonra Nicevic kenara Onur Aydın oyuna denendi. O da olmadı. Derken zaten Telekom eledi geçti Beşiktaş Cola Turka'yı.

Bu yıl G.Saray Cafe Crown'a bakıyoruz. Yabancılar gerçekten iyi. Özellikle Zizic - Gurovic - Milojevic üçlüsü iyi oldu. Graves-Davis de hareketli ve şutör bir oyuncu. En zayıf halka Marshall Strickland olarak gözüküyor. Onun hakkındaki en büyük soru işaretim (kendisini iki yıldır gayet yakından takip ediyorum) büyük takımda nasıl oynayacağıdır. Çünkü onu izlediğim takım Alpella idi ve bir numaralı opsiyon oydu her zaman. Ne bir uzun besliyordu, ne bir set oynatıyordu. Şimdi büyük takımdaki performansını onun hakkında net bir fikir oluşturmak açısından merakla bekliyorum. Ama Alaeddin Yakan'ın bir muhabbetmiz sırasında onun için söylediği 'Tam bir büyük takım guardı' lafını da sürekli kulak arkasında tutuyorum.

Yabancılar iyi evet ama yerli kadro? Cenk Akyol Efes'e geri döndü, Fatih Solak gitti. Gelen tek isim Polat Kocaoğlu. Hüseyin Beşok bu yıl bir yaş daha yaşlandı. Ama hala takımın en efektif yerlisi. Tufan Ersöz var. Yeni transfer gibi sayabiliriz onu. Etti 2. Murat Kaya, Cüneyt Erden, Erdem Türetken, Cemal Nalga. Ben ilk bakışta geçen yılki Beşiktaş Cola Turka'ya çok benzetiyorum yapıyı. Kaya'ya Hüseyin karşılık geliyor, Sinan'a Tufan, Erkan'a Murat, Cevher'e Erdem, Onur'a Cemal. Cuk oturuyor vallahi. Bir tek Cüneyt Erden & Mehmet Yağmur eşleşmesinde Cüneyt biraz ağır basıyor o kadar.

Murat Özyer içiçn en büyük sorun bu yerli yabancı kadrosunu 3+2 kuralı dahilinde harmanlayabilmek olacaktır bence. Eldeki yabancılardan hangi ikisini kenarda tutabilecek? Haydi Marshall'ı koyduk kenara. İkinci en muhtemel isim Milojevic. Graves - Tufan - Gurovic - Zizic - Hüseyin beşi en ideal beş gibi duruyor şimdilik. Hüseyin çıktığında ne olur? Zizic 5'e kayar, Polat 4'ü takviyeler. Olmadı Marshall girer, Murat iki numaraya geçer. Gibi onlarca varyasyon var denenebilecek. Ama işte bu kadar kolay olmuyor o işler. Kağıt üstünde bunu yapabiliyorsun ama maç içinde durum değişiyor. Oyuncunun o günkü performansı (atıyorum Milojevic manyal oynuyordur o gün, mutlaka sahada tutmalısındır. Ama Tufan da faul problemine girmiştir), sahadaki ekstrem durumlar (faul problemi, rakibe göre önlem) hep bu kağıt üstündeki planların çöpe gitmesine sebep olur.

3+2 sadece 5 değildir yani. Deriiin bir problemdir kendisi.

Ne kadar sağlam yerli rotasyonun varsa bu problem o kadar kolaylaşır. Yok eğer tam tersi söz konusuysa ise, işte o zaman ya kapı önü ya da Matematik 1 bilgilerinizi tazeleme kursu paklar sizi.

2 Yorum Yapılmış:

Sheed dedi ki...

matematik 1'in altından kalkar murat özyer de, player psychology(PSY101), effective practices(BAS201E), game strategy 2(BAS402).. bunları da vermesi lazım önce =P

"i'll stay home forever
where two and two always makes a five"
bi de bu var thom yorke'tan ;)

ciddi havamdayken yazdığım galatasaray yazısı için numaraiki'yi ziyaret ediniz..
böyle de yaparım reklamımı..

saLsa dedi ki...

Hehehe.. Ulen ne güldüm sabah sabah..

Süper..:)

Bu arada reklam da feda olsun sana yiğidim..:)