17 Ağustos 2008 Pazar

Hangi Ekolle Kime Kafa Tutuyoruz?

Dün Hasan Ali Atasoy'un Fanatik gazetesindeki köşe yazısını okudum da, Türk medyasının ve onlarla paralel olarak Türk insanının ve onlarla paralel olarak da Türk takımlarının, oyuncularının, yöneticilerinin rakibi küçümseme sevdalarına ufak bir gönderme yapmıştı. Steaua Bükreş ve Partizan gibi yıllardır belli bir ekole sahip takımları bir kalemde lokuma döndürüp, 'kek kura' şeklinde tanımlayışımızın ne denli saçma olduğundan bahsetmiş. Ve eklemiş; 'Sen kimsin yahu? Hangi ekolle kime kafa tutuyorsun arkadaş? Hadi onu geçtim kimi küçümsüyorsun?'

Şimdi sabah da Karadağ maçı hakkındaki yorumları okuyunca bu yorumun asıl basketbol için daha geçerli bir yazı olduğuna karar verdim. Çünkü futbolda bir şekilde ucundan kıyısından bir karakterimiz oluşmakta, ama basketbolda tam gaz karaktersizliğe doğru gidiyoruz gibi sanki.

Karadağ'ın bize karşı oynattığı oyunculara ve sayı dağılımlarına bir bakın: Scepanovic 19, Cook 3, Pekovic 21, Maras 2, Bakic 2, Golubovic 2, Drobnjak 5, Ivanovic 2, Koljevic 9, Bogavac 9, Jesterovic , Vranes

Drobnjak ve Scepanovic'i iyi hatırlarız, ikincilikle kapadığımız Avrupa Şampiyonası'nda bizi deviren takımdaydılar. Omar Cook'u da Kızılyıldız'dan tanıyoruz. Gerçi bu maçta belalısı Sinan Güler'i karşısında görünce pek bir varlık gösterememiş ama ortalama üstü bir guard. Ve Yugo'ların basketbol dünyasına son armağanı olan Pekovic. Bakıyorsun bakıyorsun. Yahu bu adamlar bir ekol ya. Yugoslavya bölünsün paramparça olsun, ucundan küçücük bir devlet kurulsun, o da bir ekoldür. Adam Scepanovic'i, Drobnjak'ı hala takır takır oynatıyor.

Ya sen? Ne ekolün var? 20 yaşındaki gençlere şans verilmesi güzel. Ama bu olay bir ekol müdür? Onlardan daha iyi durumdaki adamları kenarda bırakarak onlara yıllarca tahammül etmek, bazılarını bazen kadroya alıp bazen almamak, sonra kıçın sıkışınca yaşlı deyip de kadroya almadığın adamı tekrar kadroya çağırmak, 2 sene önce takımın abisi diye lanse ettiğin adamın şimdi yüzüne bakmamak, taaa kaç sene önce iki tane ABD maçına çıkardığın ve geleceğin yıldızları dediğin Cevher, Valentin gibi adamların belki de adını unutmak.. ve daha niceleri. Bunlar bir ekol yaratmaz bu ülkede.

Ve biz ekol sandığımız düzensizliklerle ancak yalancı başarılar yakalarız. Yukarıdaki resimi niye koydum ona da geleyim. Kadroya bir bakın Allah aşkına. Bence müthiş. Şu an için bile müthiş. Hatta iddia ediyorum. Bu kadro (Ufuk ve Harun dahil) şu anda sahaya çıksın, bizim Milli Takım'ı devirir. Hem de evire çevire devirir. 2010'da sahaya çıksınlar (Ufuk ve Harun yine dahil) yine devirirler.

Bizim bir ekolümüz yok ama başarılı olabileceğimiz bazı değerlerimiz var (dı). Artık onlar da yok. Japonya'da ağzımıza çalınan bir Dünya altıncılığı var evet ama bu yalancı başarılar konusuna bir örnek değil midir sizce de? Devamlılığı olmayan bir şey ne kadar hafızalarda kalabilir ki daha fazla?

Blogun takipçilerinden bir arkadaşın Karadağ maçından sonra yazdığı gibi, 'Bizi ciddi anlamda bir başarısızlık uyandırır bu uykudan. Evet biliyorum canice bir çözüm olacak ama bu takım Avrupa Şampiyonası'na gidemesin istiyorum. Ancak o zaman bir şeylerin farkına varabiliriz.'

Doğru söze ne hacet.

edit: Dünkü maçta Ömer Onan da sakatlanmış. Dizi dönmüş yanılmıyorsam. Elemelerde oynamama durumu varmış. Galiba yukarısı da istemiyor bizim Avrupa Şampiyonası'na gitmemizi. :)

1 Yorum Var:

Adsız dedi ki...

Hasan Ali Atasoy örneği vermeseydin bari, Aziz Yıldırım kadar Fenerbahçe'ye bağlı bir şahıs. Yıldırım'ın bindiği uçağa biner, kaldığı otel odasının yan odasında yatar.

Hasan Ali Atasoy demeyin sakın!