31 Ekim 2008 Cuma

Akatlar'da Yayın Krizi

Bugün TBL'de 2 maç vardı ver her ikisi de Spormax'ten yayınlanacaktı. Banvit - G.Saray Cafe Crown maçını izledik iyi hoş. Sonra bekliyoruz ki diğer maç başlasın, ama Arsenal Tottenham maçına girildi. Son anda yayın akışı değişti diye düşündüm hemen. Ama gelen haberler işin öyle olmadığı yönünde.

Yıldırım Demirören'den gelen talimatla yayıncı kuruluş Akatlar'a alınmamış. Sebep olarak da federasyon tarafından yayın parası olarak kendilerine herhangi bir ödeme yapılmaması gösteriliyor. Federasyon ile Digiturk arasında dolardaki artış nedeniyle bir anlaşmazlık olduğunu duymuştum. Digiturk ihaleyi dolar üzerinden bir teklif vererek almıştı hatırlarsanız, daha sonra federasyona kuru sabitleyelim önerisiyle gitmişler. Turgay Demirel de bunu kabul etmemiş. Sözleşme imzalanmadığı söyleniyor hatta taraflar arasında. Çıkar yakında kokusu iyice.

Butler Beşiktaş Cola Turka'da

Jovo Stanojevic'in yerine uzun oyuncu bakan Beşiktaş Cola Turka, daha önce ligimizde Tekel forması giymiş olan Reginald Butler ile anlaştı. Tekel'in küme düştüğü sezon, ligin 10. haftasında transfer edilen Butler'ın Tekel formasıyla istatistiklerine şuradan bakabilirsiniz. İlk geldiği sırada epey kiloluydu o zamanlar. Yani bildiğin göğüsleri sarkmış, kıçı başı ayrı şişmiş bir adamdı. Sonra sağlam form tutup filinta gibi olmuştu. Muazzam bir bileği var. Yumuşacık. Faul atarken dikkat edin kendisine derim. Tekel maçlarında hep faul olsun da, Butler hep faul çizgisine gitsin derdik izlerken. Hayırlı olsun bakalım. Bugünkü Oyak maçına yetiştirmeye çalışıyorlar Butler'ı.

TBL'de 3. Hafta Programı

31 Ekim Cuma
18:30 Banvit - G.Saray Cafe Crown (Spormax)
20:30 Beşiktaş Cola Turka - Oyak Renault (Spormax)

1 Kasım Cumartesi
16:00 Antalya BŞB - Erdemir
16:00 M.A. Selçuk Üniversitesi - Efes Pilsen (SkyTürk)

2 Kasım Pazar
14:00 Türk Telekom - Casa Ted Kolejliler
14:00 F.Bahçe Ülker - Mersin BŞB (Spormax)
16:00 Aliağa Petkim - Kepez Belediyesi

3 Kasım Pazartesi
20:00 Darüşşafaka Cooper Tires - Pınar Karşıyaka (Spormax)

Galibiyet ve Enes

Yine sözün özünü baştan söyleyelim, dün beğenmedim F.Bahçe Ülker'i. Tau'daki sistem oyunundan eser yoktu dün sahada. Hani karşılarında birazcık daha iyi bir takım olsa, ya da belki Alba'da Femerling olsa 2'de 0 çekmiş olabilirdi temsilcimiz. 33 tane üçlük denemek pek de mantık dahili bir hücum şekli olmasa gerek. Kimbilir kaç tane fast break yedi sarı lacivertliler maç içerisinde. Sayan oldu mu hiç?

Dünden akılda kalanlar, elbetteki de galibiyet, Mirsad'ın most effective oyunu, Mrsic'in ilk 4 üçlüğünde isabet bulamamasına karşın bıkmayıp sonraki 6 denemesinin 5'inde isabet bulması (peşpeşe 2 üçlüğü vardı ki ikinci yarıda, maçta ibrelerin tersine dönmesine bir numaralı engeldi) ve bir de Enes Kanter tabii. Daha maçın 5. dakikasında aldı onu oyuna Tanjevic. Tribünlerde, benchte, saha içinde oynayan diğer 4 kişide müthiş bir coşku oluştu bir anda. 16 yaşındaki bir oyuncuya daha maçın 5. dakikasında 'Gir aslanım sahaya, göster kendini' denmesi; onun için, takımı için, antrenörü için, arkadaşları için, alesi için ve kendisi için ne büyük bir gururdur. Koçum benim, aslanlar gibi de mücadele etti. Elbette biraz heyecanlıydı ama o da zaten bu işin doğasında var. Tam emin değilim, Euroleague tarihini çok da fazla irdeleyen biri de değilim ama Euroleague'de forma giymiş en genç oyuncu olabilir kendisi.

Dün Alba'da Jenkins oldukça ekstra attı ama bu tip durumlara da hazır olmalıyız. Evet Jenkins 5 maçta bir belki böyle oynar ya da 10 maçta bir. Ama bizim karşımızdaki takımlardan her maç ayrı bir süpriz skorer çıkabilir. Dün Jenkins'i ilginçtir ama en iyi tutan o bücürük Green'di. Bir lafımız da Hakan Demirel'e olsun. Oynadığı dakikalar takımı için kayıp dakika olarak geçmeye devam ediyor. İlginç ama ben bir düzelme göremiyorum hala onda. Halbuki bu yıl ciddi anlamda iyimserdim onun için.

Takımın havası iyi, dün 1 kez geriye düştük maçın ilk 3-5 dakikası haricinde, oradan da kurtulmayı bildik. Kazandık mutluyuz ama süper miyiz? Değiliz. Hatta ortalamanın da altındaydık dünkü maçta. 82-73 F.Bahçe Ülker üstünlüğüyle biten maçın detaylı istatistiklerine şuradan bakabilirsiniz.

30 Ekim 2008 Perşembe

Yaz Ordan Bir 3 Ay da Bergersen'e

Bu aralar 3-4 ay sahalardan uzak kalmak moda oldu belli. Aliağa'da Roberto Bergersen elindeki kırık nedeniyle ilk 2 maçı kaçırmıştı. Bugün duyduk, bir 3 ay da o yokmuş. Hazırlık maçlarında 35 dakikaya yakın süre veriyordu Mete Babaoğlu ona. Efes'ten sonra Aliağa'da da planlar değişiyor anlayacağınız.

İbo - İTÜ - İmza - Ve Bolca Taş

İbrahim Kutluay kendisini 1 yıllığına İTÜ'ye bağlayan imzayı atmış. İmza töreninde Aziz Yıldırım'ın sözleri hatırlatılmış kendisine, o da 'Bana Aziz Yıldırım'dan teknik adamlıkla ilgili herhangi bir teklif gelmedi' demiş. İbo'dan sonra sözü alan İTÜ rektörü ise olaya noktayı koymuş: 'Aziz Yıldırım artık İbrahim ile ilgili konuşurken dikkatli olsun, İbrahim artık İTÜ'lü, arkasında İTÜ var'. :)

Efes'in 7. Yabancısı: Dwayne Jones

Efes Pilsen'de Kasun'un 3-4 ay sahalardan uzak kalacak olması moralleri ve elbette planları bozdu. Biracılar bu gelişme karşısında bir şeyler yapmalıydı ve ellerini beklediğimizden de çabuk tuttular. Dwayne Jones yarın İstanbul'da olacakmış. 25 yaşında ve 2.11 boyundaki Jones en son Orlando Magic forması giymişti. Resim ne alaka diyebilirsiniz? Ne bileyim tatlı geldi koydum, belki de az önce benzeri bir şey yememden kaynaklı da olabilir bu sempatim. :) Bu arada ilginç de bir dip not, bu transferle birlikte Efes'teki yabancı sayısı da 7 oldu. Var mıdır arttıran?

Çarşambadan Kalanlar

Dün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı idi. Ben dışarıdaydım bütün gün ama basketbolda takvim epey bir kalabalıktı. Kısaca değinelim neler olup bittiğine dün.

Öncelikle geçen hafta sonu yarıda kalan Erdemir - Daçka maçı tamamlanmış. Maçın son 20 saniyesine 66-64 önde giren Daçka, bitime 4 saniye kala Erdemir'li Funk'ın üçlüğüne engel olamayınca maçtan yenilgiyle ayrılmış (67-66).

Efes Pilsen, sancılı bir dönemden geçmesine rağmen şanslı fikstürünün avantajını kullanmaya devam etmiş. Kazanılması gereken Milano maçını kayıpsız geçerek, İtalya'dan mutlu haberler yollamış bize. 81-71'lik skor ve ribaundlarda 33-30'luk üstünlük çok güzel, yalnız benim gözüme çarpan Sinan Güler yine 27 saniyecik oynamış. Sakatlığı falan olsa hiç oynamaz, ama 2-3 maçtır aldığı süre hep bu civarda. 20 saniye, 25 saniye, hadi bilemedin 27 saniye. İlginç.

Bayanlar'da hem Fenerbahçe hem de Beşiktaş Cola Turka üzmüş bizi. Siyah beyazlılar Akatlar'da İspanyol Avenida'ya 61-67 mağlup olurken, Fenerbahçe son 2 yılın şampiyonu Spartak Moskova'dan bir araba dolusu fark yiyip oturmuş (95-52). Rus temsilcisinin formasını giyen Şaziye de 9 sayı bırakmış potamıza.

Bir haber de Aliağa Petkim'den verelim. Son yabancı transferini Aerick Sanders'ı alarak gerçekleştirmişlerdi hatırlarsınız. Mete Babaoğlu'nun Tuborg'dan eski öğrencisiydi. 1 aylık sürede gösterdiği performansı yeterli bulmamışlar ve paketlemişler elemanı. Yerine yeni yabancı bakıyorlarmış.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Derin Darbe

Sabah duyum şeklindeydi, akşamına olay hemen netleşti. Kasun'un ameliyat gerçekleşmiş, başarıyla da geçmiş. Sol el bilekte kopan bağ yerine dikilmiş. Basketbola dönüşü için verilen tahmini süre ise 3-4 ay. Daha tek bir resmi maça da çıkmamıştı adam Efes formasıyla.

Döndük Ulan

Evimize döndük, yarın öbür gün saçma bir yasak daha çıkarsa, yine taşırız blogumuzu. Nasılsa adresimiz değişmiyor hiçbir zaman.

Trajikomik

''2010 Dünya Şampiyonası finalleri için istenen 5 salondan sadece 2 tanesi hazır. Ufak da olsa organizasyonu kaybetme tehlikemiz var'' demiş sevgili federasyon başkanımız. Zaten bu da olursa, arşa değer belki başımız.

Ama işi bir de diğer taraftan düşününce; bu adamın bu açıklamayı yapmış olması, bu yazının federasyon resmi sitesinde yayınlanmış olması, işlerin iyiye gittiğine bir işaret bence. Şimdi bu açıklamayı yapıyor, 2 sene sonra da ‘Bakııın, ben taa nerelerden nerelere getirdim olayı’ diyecek. Reklamın babasını yapacak tahminimce. Ama kendince.

Yoksa niye birden bu açıklamayı atsın ortaya. Aylardan beri nasıl örtbas ediyorlarsa, yine öyle yaparlardı. Değil mi ama?

Efes'te Sorun Sanılandan Büyük

Efes Pilsen’de özellikle Mario Kasun’un sakatlığının ne derece büyük sorunlara yol açabileceğini epey bir yazıp çizmiştik. Hatta bunun sonuçlarını ilk EL maçı olan Partizan maçında da görmüştük (Ribaundlarda ikiye katlanmışlardı Sırp takımı tarafından). 2-3 hafta içinde dönecek denmişti Kasun için ama son okuduğum haberler ve son kulağıma gelenler, Kasun’un ameliyat olacağı ve 3-4 ay sahalardan uzak kalacağı. Hatta bir sitede bu süreyi 6 ay olarak okudum. Ayrıca Banvit maçında bileğinden sakatlanan Shumpert’in durumu da beklenenden ciddiymiş. 3 hafta gibi bir süre de onun için veriliyor. Şayet bu haberler doğruysa vay ki ne vay.

Birinci ağızdan teyit ettirmeye çalışıyorum olayı, detayları buradan bildireceğim yine.

28 Ekim 2008 Salı

İbo Resmen İTÜ'de

İbrahim Kutluay & İTÜ birlikteliği nihayet resmileşti. Aslında zaten İTÜ’lü bir arkadaşımızın vasıtasıyla 2-3 haftadır İbo’nun İTÜ ile idmanlara çıktığı haberini alıp, burada da yazmıştık. Aha yukarı idmandan çekilen resmi de ekledim. İbo bu Perşembe Kuruçeşme Ottoman Otel’de düzenlenecek olan imza töreniyle resmen İTÜ’lü olacak. E haydi hayırlısı bakalım.

Sete Sadık KSK

Dün Arena’da sezon açıldı Telekom maçı ile. Şahsen Karşıyaka’yı ilk kez izleyecek olmamdan dolayı epey bir merak içerisindeydim. Maçın son 2-3 dakikasını saymaz isek Pınar Karşıyaka’nın sete sadık, top dolaştıran bir oyun oynadığını söyleyebiliriz. Bu da ne demek oluyor? Bu yılki takım yıllardır alıştığımız KSK profiline tamamen zıt bir yapıya sahip. Ayhan Kalyoncu takımı baya ciddi ciddi set oynayan takım haline getirmiş. Böyle olunca hızlı hücum pek olmuyor, sete sete savunmalar oluyor ve haliyle de skor baya düşük kalıyor. Kendi kendime KSK bu sen misin diye çok kez soruverdim.

Maça gelecek olursak önce konuk ekipten başlayalım. Telekom tam bir fiyaskoydu. Başka bir tarifi yok. Michael Wright bu maçta aylar sonra müthiş bir performansla geri dönmese iddia ediyorum ki, Arena’dan çıkamazlardı. İlk hafta Erdemir karşısında neden zorlanıldığını şimdi daha net anlıyoruz. İlginç bir maçtı onlar adına. Bakmayın sakın skorun 7 farkla bittiğine.

7 farkla bitti maç çünkü KSK’li oyuncular resmen şiştiler maçın sonlarında. Mims (ki kendisi takımın kritik anlarda eline bakabileceği tek isim) maçın sonlarında sahada bile yoktu. Leon zaten öldü bitti. Böyle olunca saçma sapan şutlar denendi yorgunlukla birlikte. Ben Leon’u çok beğendim. Mims hakkında hala soru işaretleri var kafamda ama Leon iyi. Hem ribaundlardaki yeteneği hem de orta mesafe şutlara olan yatkınlığı; bu ligde çok söz sahibi yapar onu. Yeni yabancının mutlaka iyi şutu olmalı. Gelmiş İzmir’e Gerald Brown. Tahminen haftaya Daçka maçında oynar.

Kadro genişliğinin avantajını iyi kullanan Telekom, maçın sonlarında diri kaldı. Bir de dediğim gibi Wright’ın bu maçla döneceği tutunca, rakibini zorlansa da alt etmeyi başardı Sunter’in öğrencileri. Wright’ı da pek bir özlemişim onu farkettim yalnız.

Yayıncı kuruluşun maç sonunda yayınladığı maçtaki güzel anlardan oluşan videoya şuradan bakabilirsiniz.

26 Ekim 2008 Pazar

Devam Ediyoruz !!!

Yasak gelmiş olabilir ama bir şekilde post eklemeyi başarıyorum siteye. Lakin tek eksiğim şimdilik resim ekleyebilmek. Zamanla onu da buluruz bir şekilde.:)

Neyse efendim asıl olan yazılanlardır, biz de yazmaya devam ediyoruz. Öyle ya da böyle şimdilik devam ediyoruz.

Ligde 2. hafta maçları Pınar Karşıyaka - Türk Telekom maçı haricinde tamamlandı. A bir de yarım kalan Erdemir - Darüşşafaka Cooper Tires maçı var tabii. Hem skorbord hem de 24 saniye aygıtı bozulunca öyle bir salonda maç oynanması da ihtimal dışı kalıyor elbette.

Maçların 6 tanesi cumartesi günüydü. İlk maçta Efes Pilsen ile Oyak Renault kapıştı. Kupada bu iki takımın mücadelesinde sahadan sadece 1 farkla galip ayrılabilmişti Efes Pilsen. Banvit ve Partizan maçlarındaki pek de umut vermeyen görüntü, Oyak Renault'ya yapılan yarı saha baskısıyla bu maçlık ortadan kalktı. Oyak tahminlerimin de altında kötü oynadı. Özellikle Alex Gordon'u ben ilk kez izledim, resmen felaketti. Zaten bir yerden sonra Yücel abi tamamen yerlilere döndü. Maçı kaybettik, bari 1-2 genç kazanalım gibilerinden. Elbette hedef maç değildi onlar için ama daha 5. dakikada maçın antrenman maçı havasına bürüneceğini onlar da tahmin etmiyorlardı kuşkusuz.

İlk haftanın fiyakalı delikanlısı Banvit ise Selçuk deplasmanındaydı. İlk yarıyı hatta üçüncü çeyreği de gayet güzel bir şekilde önde kapadılar. Ama gel gelelim son çeyrekte müthiş bir geri dönüşle maçı kazanan taraf Konya ekibi oldu. Saunders'ın skor anlamındaki kısırlığı ribaund kısmındaki patlamasıyla (20'ye yakın ribaund aldı) kendini gizledi. Sadece Ufuk Kaçar ve Monty Mack'in eline bakıyor olmaları trajik bir olay ama adamların ikisi de skor atınca sorun kalmıyor ortada. Nijerya'lı eleman Ibekwe de maşallah bu maçta da pek sağlam istatistikler yakaladı. Böyle olunca Banvit'in Crispin - Williams - Yunus üçlüsüyle ürettiği skor da anlamsız kaldı tabii.

Lige mağlubiyetle başlayan iki ekip Ankara'da kapıştılar. Biri son şampiyon F.Bahçe Ülker'den bir araba dolusu fark yiyip dönen Casa Ted Kolejliler, diğeri de kendi evinde hemşehrisi Pınar Karşıyaka'ya teslim olan Aliağa Petkim. Maça Kolej ekibi hızlı başlayıp, güzel bir diferans yakaladı. Ancak Aliağa önce farkı eritip, sonra da öldürücü darbeyi son çeyreğe sakladı. Son çeyrekte skor berabereyken bir anda 14-15 sayılara kadar çıktı. Aliağa da işin şifresi Reese. İlk hafta çok kötü oynamıştı ve takım yenilgiye mahkum olmuştu, bu hafta ise takımının toplam sayısının neredeyse yarısını (33 sayı) Reese attı. Değişik takım işte, Reese ve diğer yabancılar iyi attıkça kazanırlar, atamadıkça yenilirler. Kolej'deki tehlike çanları da bangır bangır çalmaya devam ediyor.

Günün bir diğer naklen yayınlanan maçında G.Saray Cafe Crown ile Antalya BŞB takımları karşılaştılar. Her iki takımın da yerli oyuncularının sakatlıkları nedeniyle, yerli rotasyonları fazlasıyla dardı. Maçın ilk 15 dakikası da kafa kafaya geçti zaten. Ama hem ilk yarının sonlarında hem de ikinci yarının tamamında sarı kırmızı bir şov vardı sahada. Maçtan önce maçın 24 sayı farkla G.Saray Cafe Crown tarafından kazanılacağı söylense, Murat Özyer ya da herhangi bir G.Saray Cafe Crown'lu yetkili, oyuncu, taraftar buna inanmazdı. Ama öyle oldu. Cemal bir ara 2-3 blok çaktı peşpeşe. Gurovic coştu, taraftar ayrı coştu, takım ayrı coştu. Ve bunların hepsini ligin belki de en iyi set oyunu oynyan takımına karşı yaptılar. Antalya BŞB kişilere pek bağlı değildir ama bu maçta Ersin Görkem'i de Can Akın'ı da fazlasıyla aradılar.

G.Saray Cafe Crown İstanbul'da şov yapadursun, ezeli rakibi Beşiktaş Cola Turka ise Mersin'de kolu kanadı kırık bir şekilde uçmaya çabalayıp, sonunda da uçamayıp yere çakıldı. Chatman'ın sakatlığı, Stanojevic'in 100.000 dolarlık bir menajer payı nedeniyle sözleşmesinin feshi ve basında çıkan ekonomik kriz (Beşiktaş Cola Turka ve ekonomik kriz kavramları kardeş oldular zaten artık) fazlasıyla engel oldu onların bu maç üzerinde iddialı olmasına. Rakip de ilk maçını son anda kaybetmiş, gayet iyi yabancılarla gayet iyi kadro kurmuş, iç sahada dolu tribünlere oynayan Mersin BŞB olunca yenilgi de kaçınılmaz oldu. Ffriend, Lofton, McCalebb oyuna ağırlıklarını koydular, Eddie Basden ise ilk kez Mersin formasını giyerek siftah yaptı. Beşiktaş Cola Turka Chatman'sız oynadığı her maçta zorlanacaktır, çünkü bu takımın hem kupada hem de hazırlık maçlarında iyi oynamasının başlıca nedeni Chatman idi. Sahada bariz bir fark yaratıyordu. E yokluğu da yaratıyor tabi böyle olunca, ama aleyhte. :)

Pazar günü yani bugün tek maç vardı. Ama o da Efes - Oyak maçı gibi daha 5 dakikada antrenman maçına döndü. Antalya'da Kepez Belediyesi'nin yeni salonunun açılışı maç açısından tam bir fiyasko oldu. 90-49 bitti maç. F.Bahçe Ülker yine 5 eksiğiyle oynadı. Ömer Aşık, Semih Erden, Ömer Onan, Gordan Giricek ve Serhat Çetin. Bildiğin kafaya oynayacak bir takım çıkıyor bu 5'ten. :) Ama güzel bir kimya yakalaı F.Bahçe Ülker. Tau maçında yenilgiye rağmen verilen umutlar, ligin ikinci maçının da uzak ara kazanılmasına yetti de arttı bile. Enes Kanter nihayet huzurlarına çıktı TBL seyircisinin. 8 sayı, 12 ribaund ile oynadı. İlk maçı için hiç de fena değil vallahi. İlk periyotta Vidmar & Mirsad ikilisinin, ikinci ve üçüncü çeyrekte Devin Smith'in, son çeyrekte ise Oğuz Savaş'ın oyunlarını izlemek oldukça keyifliydi. Kepez bugün kötü yüzdeyle attı, kötü oynadı, maça konsantre değillerdi vs. Pivot eksiklikleri çok göze çarpıyor ama bugün içeride Shaq de olsa bir fark olmazdı açıkçası. Komple kötüydüler. Yine de hedef maçlarda onları takip emek çok daha mantıklı. Potansiyel var, yok değil.

Yarın 2. haftanın son maçı İzmir'de. O maçın detaylarını da yarın gireriz artık.

Salsabasket'i izlemeye devam edin, çünkü ben yazmaya devam ediyorum. :)

24 Ekim 2008 Cuma

Hamdolsun !!!!

Blogger'a da sansür gelmiş. Memleketimin her şeyi doğru, bir tek Blogger'dı derdi. Onu da çözdüler, vatan kurtuldu demektir bu. Yasaklı haliyle ilk mesajımızı atalım bakalım. Ne demiş bir büyüğümüz?

- Hamdolsun.

Olsun anasını satayım.

Olmadı Be Efes (61-60)

Olmadı be Efes. Uğraştın, didindin, çabaladın yenilmeyi başaramadın. 15 farktan dönen bir Partizan, ribaundlarda bizi ikiye katlayan bir Partizan, bir iki eli yüzü düzgün adamı olsaydı muhtemelen bizi burda yenmiş bir şekilde evine dönecek olan bir Partizan.

Kasunsuzluk epey bir etki etti maça. 43-20 gibi ezici bir üstünlük kurdular ribaundlarda. Dua edelim ki bu maçı galibiyetle kapadık. Yeni kurulmuş bir takım olarak zaten fazlaca sancısı var Efes'in şu aşamada, bir de Kasunsuzluk gelince üstüne; iyiden iyiye alınacak her galibiyete dua edecek pozisyona geldiler.

Kazandık ama kan kustuk özellikle son 2 dakika içerisinde. Adamların peşpeşe denediği üçlüklerden biri otursa, gereksiz bir yenilgiyle kapayacaktık akşamı. Neyse ki kazandık, mutluyuz. Buyrun maçın detaylı istatistikleri şurada. He bir de Vujanic. Öpüyoruz ellerinden.

23 Ekim 2008 Perşembe

TBL'de 2.Hafta Programı

25 Ekim Cumartesi
14:00 Efes Pilsen - Oyak Renault (SKYTürk)
16:00 Casa Ted Kolejliler - Aliağa Petkim
17:00 G.Saray Cafe Crown - Antalya BŞB (SKYTürk)
17:00 M.A. Selçuk Üniversitesi - Banvit
18:00 Mersin BŞB - Beşiktaş Cola Turka
18:00 Erdemir - Darüşşafaka Cooper Tires

26 Ekim Pazar
14:00 Kepez Belediyesi - F.Bahçe Ülker (Spormax)

27 Ekim Pazartesi
20:00 Pınar Karşıyaka - Türk Telekom (Spormax)

Rakiplerde Tanıdıklar Var

Eurocup ve Eurochallenge'da eleme maçları oynayan ekiplerimiz salı günü turlamışlardı. Antalya BŞB ve Banvit'in rakiplerine baktığımız zaman tanıdık yüzler görüyoruz. Antalya BŞB, Murat Didin'in çalıştırdığı D.Bank Skyliners ile eşleşirken, Banvit'in rakibi geçen yıl G.Saray Cafe Crown'da forma giyen Darrell Mitchell'in takımı Proteas EKA AEL oldu.

Eurocup'taki temsilcimiz G.Saray Cafe Crown ise Buducnost ile eşleşti. İlk maçlar 4 Kasım'da, rövanşlar 11 Kasım'da. Banvit'in ilk maç içerde, diğer takımlarımızın ilk maçları dışarıda. Bol şans hepsine.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Turgay Demirel Hayatının Golünü Yedi

Of of offf. Resmen uzak mesafelerden taktılar topu Turgay Demirel'in doksanına. Bir süredir bir çok yerde Turgay Demirel'in genel kurul öncesindeki prosedürlerde usulsüzlük yaptığı yazıldı çizildi. Özellikle Ahmet Kurt önderliğindeki www.basketdergisi.com sitesinde bu işin üstüne fazlasıyla gidildi. En nihayetinde top GSGM Tahkim Kurulu'nun önüne geldi.

Ve bugün açıklandı ki, GSGM Tahkim Kurulu yapılan itiraz dilekçelerini dikkate alıp, 24 Ekim Cuma günü yapılacak olan genel kurul ve başkanlık seçimini iptal etmiş. Yeni bir seçim tarihi belirlenip, 1 ay öncesinden de bu tarih duyurulacakmış. Başkanın adı değişmez ama bu yenen golün de inkarını gerektirmez.

Feci taktılar doksana. Demirel belki de hayatının golünü yedi.

Spurs Yanlışından Çabuk Dönmüş

Duyunca şok geçirdiğimi söylemiştim zamanında. Ama çabuk dönmüş yanlışından Spurs. Charles Gaines'e kapı gösterilmiş. Şimdi kendisi yeniden Avrupa yollarında. Zaten öyle de olması gerekiyor yani mantık sınırları dahilinde. Gaines nireeee, NBA nire?

Stanojevic Ayrıldı

Beşiktaş Cola Turka'da Jovo Stanojevic ile yollar ayrıldı. Ailevi sebepler nedeniyle verimli bir performans gösteremediği belirten Sırp oyuncutakımdan ayrılmak istediğini belirtmiş. Yönetim de kabul etmiş. Oynadığı maçlarda Prkacin tarzı oyunuyla (Bir kaç boy küçüğü tabi oyun olarak) farkettik onu. Austin ile beraber fazla lükstüler. Çok ağır kalıyorlardı içeride çünkü. Kepez maçında bile yedikleri penetre sayılarının fazlalığı bir şeyleri belirtiyordu. İyi bir transfer yapabilirlerse hayırlı bir ayrılık olur bence.

Firesiz Yola Devam

Fiba Eurocup ve Eurochallenge'daki 3 temsilcimiz, geçen hafta avantajlı skorlarla evlerine dönmüşlerdi, dün de hepsi farkı çakıp rakiplerine yola devam demişler. Asıl zor kısım bundan sonra başlıyor 3 ekip için de.

Maçların detaylı istatistiklerine skorlara tıklayarak bakabilirsiniz.
G.Saray Cafe Crown: 94 - Siauliai: 63
Antalya BŞB: 89 - Spartak Pleven: 70
Banvit: 112 - CSU Atlassib: 77

Maçları takip edemedim ama istatistiklere baktım da, Banvit'in üçlük deneme ve isabet rakamları yine ilgimi çekti. 16/30 ile oynamışlar. Bunun 6/7'si Agudio'ya ait. Vallahi soktukları sürece sorun yok da, gün gelip de sokamazlarsa ne olacak çok merak ediyorum. :)

21 Ekim 2008 Salı

3 Kişi Çıkar mı?

Haydi babalar, 3 kişi toplanalım da 3'e 3 bir maç çevirelim şu rakiple.

Erdemir'de Guard Değişikliği

Erdemir sezona girerken NCAA şampiyonu Kansas'ın guardı Russell Robinson'ı getirmişti malum. Sonra felaket bir kupa performansının ardından yollar ayrılmış. Zaten ligin ilk maçında da kadroda yoktu. Yerine yeni guardı Fransa'dan bulmuşlar. Hyeres-Toulon takımının 33 yaşındaki guardı Sean Colson ile anlaşmışlar. 1,83 boyundaki Colson'un kariyer istatistiklerine şuradan ulaşabilirsiniz.

Şifre Mifre Yok

Nihayet TBF'den resmi bir açıklama geldi. TBL maçları 2008-09 ve 2009-10 sezonlarında Spormax & SkyTürk kanallarından tüm Digiturk paketlerine şifresiz olacak şekilde yayınlanacakmış. Yani en düşük pakete üye Digiturk üyesi bile TBL maçları esnasında Spormax kanalını izleyebilecek. Güzel haber. Yine de tam anlamıyla şifresiz sayılmaz, en nihayetinde bir Digiturk üyeliği gerektiriyor. Ama buna da şükür de dedirtmiyor değil hani çoğu kişi için.

KSK Tercihini Yaptı: Gerald Brown

Keith Brumbaugh'nun gönderilmesinden sonra yabancı arayışlarına başlayan KSK, senelik 50 bin dolar verecek şekilde yeni bir yabancıyla anlaştı. Loyola'dan Gerald Brown takımın dördüncü yabancısı oldu. Kolejden gelen oyuncuları bize tanıtmasıyla ünlü Erinç'in kafsinkaf.org sitesindeki detaylı Gerald Brown analizini şuradan okuyabilirsiniz. Biz de kariyer istatistiklerini verelim şöyle, tam teçhizat olsun.

20 Ekim 2008 Pazartesi

2 Dakikanın Bedeli (80-70)

Müthiş bir ilk 18 dakika. Sonra bir o kadar berbat bir 2 dakika. Yenen 8-0'lık seri ve soyunma odasına 42-34 gibi hiç de maçın hakkı olmayan bir skorla gitmek; Tau karşısında Euroleague sezonunu açan F.Bahçe Ülker'de moralleri bozdu hiç şüphe yok ki. Zaten ikinci yarıda bu 2 dakikanın ceremesini epey bir çekti F.Bahçe Ülker. Fark bir ara 14'e kadar ama F.Bahçe Ülker cidden iyi oynadı. Takım hiçbir zaman paniklemedi, dağılmadı. Elbette hücumda hep doğruları yaptıkları söylenemez ama Giricek gibi bu takımın en büyük skor opsiyonunun (tahminimce maç öncesinde sakatlandı) oynamadığı bir maçta olurdu böyle şeyler. Çok önemli değil gibi gelebilir ama Serhat Çetin'in yokluğu bile çok etkiledi takımı. Kısa rotasyonu çok dar kaldı.

İlk yarıdan başlayalım. Cidden bildiğiniz tecrübeli bir Avrupa takımı gibi oynadı sarı lacivertliler. Ben epey keyif aldım. Bu yarıda tek eksi yan Rakocevic'in bir türlü durdurulamamasıydı. Rakocevic'in şut stilini oldum olası sevememişimdir. Güven veren bir sitle sahip değil bence. Ama ilk yarıda 20 sayı bıraktı potaya. 34-34 iken skor, son 2 dakikada yapılan acemice hatalar, Vidmar'ın (artık öğren be adam şu pozisyonlarda topu potanın içine vurmayı) pota altında Telekom kupa maçındaki gibi basit bir pozisyonu blok yiyerek harcaması, Tanjevic'in teknik faulü 42-34'lük skoru doğurdu.

İkinci yarının ilk 10 dakikasında bu farkın gölgesinden kurtulamadık hiç. Farkı eritemeyince, bu sefer geriye koşamadık, hazırlıksız yakalandık, fark açıldı. Tanjevic belli bir dönemde Hakan Demirel'i soktu oyuna. Evet mecburiyettendi ama yine de umutlu olmaya çalıştım. Sağolsun Hakan full zarar ziyandı yine. 2 turnikeye girdi, ikisini de yüzüne gözüne bulaştırdı, elindeki topu kaptırdı (Mrsic de bugün 2 kritik top kaybı yaptı, bomboş turnikeler yedik). Ve maçın döndüğü nokta. Alan savunmasına döndük, sinsi sinsi yaklaştık. Ribaundlarda biraz etkili olabilsek herşey çok daha farklı olabilirdi belki ama Green'in çaldığı topun akabinde Mrsic'in üçlüğüyle fark 2'ye inince (70-68) Allaaah diyerekten doğruldum yattığım yerden. Ama sonu iyi olmadı, oynayamadık, getiremedik işin sonunu. 80-70 ile sahadan ayrıldık. Yenildik ama takımın ortaya koyduğu karakter, bunca eksiğe rağmen pes etmeyiş ve ekran başından dahi anlaşılabilen birlik bütünlük hoş donelerdi sarı lacivertliler adına.

İlk yarıda Rakocevic, ikinci yarıda McDonald sıkıntı yarattılar fazlasıyla. Alan savunmamız bizi maça ortak etti ama bu sırada o kadar çok hücum ribaundu verdik ki rakibe, grubun 1 numaralı takımını deplasmanda yenerek başlama şansımızı ortadan kaldıran en büyük istatistiki farklılık da oradaydı zaten. Ömer Aşıkkkk diyoruz ve yazıyı bitiriyoruz. Bugün çok arandın be koçum.

Son paragrafı da Mustafa İyi ve Çetin Yılmaz'a ayıralım. Splitter'i İspanyol milli takımının oyuncusu yapan, Teletovic'in tepeden attığı üçlük için onun şutu değil şeklinde yorumuu getiren Mustafa İyi vasat bir not alıverdi benden. Çetin Yılmaz ise TTNet Beykoz koçluğundan önceki dönemlerde nasılsa öyle hala. Fark 5'e inmiş. Bu hücumda yemeden gidip basketi atarsak çok iyi olacak diyor. E iyi olacak hocam tabii. Olmaz olur mu? Ama stüdyodan iyi bir sinerji yarattılar haklarını verelim. Çetin Yılmaz takım ha geldi ha gelecek diye diye geri döndürüp maça ortak etti F.Bahçe Ülker'i. Sezar'ın hakkı Sezar'a. :) Ama teknik taktik yorumlar zayıf tabi. Skor yazarı denen adamlar var ya, bu da onun skor yorumcusu versiyonu. Sürekli matematik dersindeymiş hissi uyandıran yorumlarını özlemişiz Çetin abi. :) Ve unutmadan, maçın hakemleri: Saygıyla eğiliyoruz efendim önünüzde. Müthiştiniz.

Maçın detaylı istatistikleri şurada.

19 Ekim 2008 Pazar

Pazar Notları

Banvit: 105 - Efes Pilsen: 91

Bazı maçlar vardır, soyunma odasında konuşulanlar, çizilen setler, takım düzeni falan yalan olur komple. Aha bu maç da öyleydi işte. Banvit çok ekstra işler yapmadı bugün. Sadece insanüstü bir şekilde üçlük attılar. 14/27 nasıl bir yüzdedir? Var mıdır tarifi? Geçen yıl da böyle maçlar oynamış ama maçların ikinci yarılarında hep teslim olmuşlardı büyük takımlara karşı. Bu kez maçın sonuna kadar iyiydiler ve maçı da aldılar.

Evsahibi ekipten başlayalım. Uzunları hiç kullanmadılar neredeyse. Crispin ile, Yunus ile dışarıdan, Agudio ile de hızlı hücumlarla vurdular Efes'i. Kupada üçte sıfır çekmiş olmalarını bugünkü galibiyetle unutturdular camiaya. Ama bunu sadece üçlük yüzdeleriyle yapmış olmaları şimdilik pek havalanmamaları gerektiğini düşündürüyor bana. Ne yalan söyleyeyim, Crispin gibi bir guardım olacağına milyarlarca borcum olsun daha iyi. Sevmiyorum böyle adamı. Ama adam çıkıp tek başına maç alabiliyor işte. Tabi geçen sezon yaptığı gibi (ve bu sezon da mutlaka yapacağı gibi) bir sürü de maç verebiliyor. Ama olsun dışarıdan böyle bir adamı izlemek de keyifli. Bugünkü istatistiğine bakıyorsunuz 35 sayı, 10 asist. Şapka çıkarmamak mümkün değil. Hele ki bazı sayıları var ki, izle izle doyulmaz. Yunus da en az onun kadar iyiydi ofansif anlamda. Agudio şut için alınmıştı ama bugün şuttan ziyade fast-breakleri bitiren adam olarak gözüktü.

Efes'te Kasun yoktu amenna. Ama Banvit Lance Williams ya da Dalron Johnson ile burayı kullanmadı hiç. Belki Kasun olsa bir korku salıcılık sağlardı takıma ama takımda genel olarak bir savunma özürü vardı bugün. Ben uzun yıllardır Efes'i böylesine aciz görmemiştim savunmada. Elini kolunu sallaya sallaya girdi Banvit'li oyuncular içeri. Cenk 19 sayı atıyor, Vujanic 21 sayı atıyor ama bir anlam ifade etmiyor tabii. Banvit öyle sinir bozucuydu ki bugün, Efes'in ayağa kalkması gibi bir durum söz konusu değildi. Bu arada Shumpert de bir pozisyonda ayağının üstüne ters düşüp sakatlandı bileğinden. Partizan maçında sanmıyorum ki oynayabilsin.

Maçın detaylı istatistikleri şurada.

Aliğa Petkim: 73 - Pınar Karşıyaka: 80

İyi bir hazırlık dönemi geçirmiş olmalarının da etkisiyle İzmir derbisi öncesinde Aliağa Petkim cephesinden bir galibiyet bekliyordum. Ama yanılttı Karşıyaka beni. Gerçi maç içerisinde Aliağa'nın skoru açabileceği anlar oldu ama nedense Karşıyaka kilitlendikçe onlar da kilitlendi. En sonunda Karşıyaka açıldı, onlar kilitli kaldı. Maçı da Karşıyaka aldı götürdü. Son çeyrekte (Bora'nın son saniyedeki hiçbir anlam ifade etmeyen üçlüğünü saymaz isek) sadece 6 sayı üretebildiler. E mağlubiyeti de hak ettiler tabi.

Evsahibinde Roberto Bergersen'in parmağında bir kırık varmış, oynamamış o nedenle bu maçta. Maçın ilk 35 dakikasını hep önde götürdüler. İki kez farkı 8'e çektiler yanılmıyorsam ama en sonunda patladılar. Aslında onlar için hep yazdım burada; kişisel yeteneklere bakan, takım oyunundan uzak bir ekipler diye. Reese her maç süper oynayacak diye bir kaide yok sonuçta. Bu maçta 15 sayı üretmiş ama 0/4 üçlük, 5/10 faul yüzdesi ile oynamak, sadece 2 asist yapmış olmak fazlasıyla kötü onun adına. Tabii dolayısıyla takımı adına da. Düşünün ki onun açığını Bora Sancar kapatmaya çalışmış skor olarak ve tam 15 sayı da o atmış. :) Davis yine iyiydi ama son çeyrekte dördüncü faulünü alınca bir süre kenarda oturdu, o sürede de zaten skor tıkanmıştı, her iki ekip de hücumlardan boş dönüyordu.

Pınar Karşıyaka dördüncü yabancısnı bulamadı daha. Daha doğrusu resmi olarak açıklamadı. Erinç'in dediğine göre biriyle anlaşmışlar çünkü. Ama bu maçta oynamadı yani en nihayetinde. Mims skor olarak eline bakılacak bir numaralı adamdı. Ve o da yanıltmadı, sorumluluk aldı, topları kullandı, 28 sayı üretti. Kiloları yüzünden pek verimli olamayan Benton bugün 35 dakika oynayıp 12 sayı üretmiş, 11 ribaund almış, 3 de blok çakmış. Bundan iyisi can sağlığı valla. Leon da 9 sayı atmış, 12 ribaundla beraber. Ekstrayı ise Hakan Köseoğlu yapmış. Geçen yılın asist kralı olmasından mütevellit 7 asistine şaşırmadık da 18 sayısı muazzam olmuş. Katalizör etkisi yapmış maşallah.

Maçı izleyemedik, izleyen Erinç'in yorumlarını bu yazının altında bulursunuz mutlaka. Gelir karalar şimdi sevinçli sevinçli bir şeyler. Biz istatistikleri verelim çekilelim aradan. Aşıklar baş başa kalsınlar.

Maçın istatistikleri şurada.

Turgay Demirel Bu Akşam SkyTürk'te

Federasyon başkanı Turgay Demirel bu akşam 22:10'da SkyTürk'te yayınlanacak olan Basketbol Panorama programına konuk olacakmış. Programı Gürkan Kağan Öztürk hazırlayıp sunuyor. Yorumcu olarak Nejat Sayman da var. Ayrıca bu programa özgü olarak Zaman gazetesi spor müdürü Serkan Akçan, Milliyet yazarı Gökhan Türe ve Fanatik yazarı Gökhan German da yer alacakmış. Başkan gündemdeki soruları yanıtlayacakmış. Şu sıralar federasyon başkanlığı seçimi muhabbeti yüzünden epey eleştiriliyor Demirel, ufak bir savunma yapacak heralde.

18 Ekim 2008 Cumartesi

Cumartesi Ertesi

Darüşşafaka Cooper Tires: 58 - G.Saray Cafe Crown: 73

Yukarıdaki resim aslında maçın özeti. Cidden. Hani çoğu kişinin kafasında kupadaki sürpriz bir kez daha gerçekleşir mi sorusu vardı ama Daçka'nın üçlüklerde o günkü gibi yüzdeli oynayamayışı, içerideki güçlerinin kısıtlı oluşu da Zizic'in, Cemal'in, Milojevic'in şov yapmasına yol açtı. Daçka'nın içeriye sertlik katacak bir uzuna ihtiyacı var mutlaka. Alpella ligdeki ilk sezonunda Ömer Aşık ve Withers faktörüyle orada pek sırıtmamıştı. Ancak onların da 2-3 numaralarda büyük sıkıntıları vardı. Ogün, Can, Caner, Birkan gibi isimlerin bu seviyeye adapte olmaları kolay olmamıştı. Daçka'da ise tam tersi. Kısalar iyi, hatta uzunlar da kısalar kadar iyi şutör ama içeride sertlik koyacak bir adam yok.

G.Saray Cafe Crown Litvanya dönüşünde kendini pek sıkmadan kazandı bugün. Maçın başında Zizic ve Milojevic ikilisi istedikleri herşeyi yaptılar. Paslaştılar, skor yaptılar, rakibi dağıttılar. İkinci yarıda ise maç tamamen koptu. Sonlara doğru onlar da maç bitse de gitsek havasına büründüler, Daçka yalandan da olsa farkı eritti biraz.

Daçka'da Soner müthiş durumda. Bu sene onun için inanılmaz geçecek gibi duruyor. Leunen bu tip maçlarda olmasa da, kendi dengi rakipler karşısında daha etkili olacaktır. Kumaşı gayet iyi. G.Saray Cafe Crown'da Polat Kocaoğlu'nun sakatlığı biraz can sıktı. Zaten Tufan ve Murat sakat diye 3+2 kuralı iyice içinden çıkılmaz bir hale geliyor, bir de üstüne Polat sakatlandı. Dizinin orası kötü oldu bir pozisyonda. Maç esnasında doktor en iyi ihtimalle 3 hafta dedi ama bekleyip göreceğiz bakalım. Bugün Hüseyin Beşok hiç dakika almadı, unutmadan onu da yazalım.

Maçın detaylı istatistikleri şurada.

Türk Telekom: 70 - Erdemir: 61

Telekom geçen yıl Türkiye Kupası'nı aldıktan sonra peşpeşe maçlar kaybetmişti hatırlarsanız. Zafer sarhoşu olup kupayla kapı kapı gezip antrenman yapmayı unutmuşlardı. :) Bugün de sanki öyle bir hava vardı gibi. Livescore'dan takip ettim maçı, bir türlü o beklediğim reaksiyonu veremediler. Geçen yılki o dönemlerini anımsadım birden.

Maçın başında Tutku berbat başladı, sonra Blakney girdi o da berbat oynadı. Ve bu sırada Erdemir 28-18 öne fırladı. Maçın 12 ya da 13. dakikasıydı bu sırada. Ercüment Sunter Barış Ermiş'i sürdü sahaya. Ve Telekom Barış sayesinde şöyle bir kendine geldi. 16-4'lük bir seri yakalayıp devreyi 34-31 önde bitirdiler. Barış Ermiş kısa sürede 6 sayı, 4 top çalma yaparak takımını silkindirdi.

İkinci yarıda da farkı 10 sayı civarına çekip, o civarda tuttular hep. Ama dedim ya o beklenen arayı açma olayını bir türlü gerçekleştiremediler. Erdemir'de bugün Russell Robinson yoktu sahada. NCAA şampiyonunun guardıydı kendisi biliyorsunuz. Ama hazırlık maçlarında kötü performans sergilemişti. Gönderildi mi yoksa sakat mı, bilmiyorum ama öğrenirim. Onu yokluğunda Mithat Demirel de azıcık süre aldı. 7 dakika sahada kaldı sadece. Guard kim oynadı? Nate Funk. 2 diye alınmıştı, 1'e kaydı bugün. Takımının herşeyi zaten. 16 sayı üretti. İçeride de Thomas faktörü var. Ayı gibi güçlü bir adam tabiri caizse. 13 sayı, 13 ribaund yaptı bugün. En ilginç not ise geçen yıl Beykoz'un 3-5 dakika kullandığı, tecrübesinden yararlanmaya çalıştığı Alper Yılmaz'ın 35 dakika sahada kalmasıydı. Sadece 2 sayı üretti ama defansif anlamda iyiydi yine heralde. Çünkü hem fark açılmadı hiç, hem de dediğim gibi 35 dakika sahada kaldı.

Telekom'da Wright yine 9 dakika oynadı. Bir türlü tam randımana ulaşamadı hala. Serkan Erdoğan yine skor anlamında en öndeydi. Bir de Dudley eşlik etti ona. Zaten formu had safhada Dudley'nin şu sıralar. Sonuçta galibiyetle başladılar ama kupa ertesinde yine performans düşüklüğü yaşamaları, Telekom kupa alınca ertesi maça dikkat etmek yönünde bir kez daha uyardı beni.

Maçın detaylı istatistikleri şurada.

Antalya BŞB: 91 - M.A. Selçuk Üniversitesi: 82

Can Akın ve Ersin Görkem'in yokluğunda Orhun En sürpriz bir isimle çıkmıştı hafta içindeki Bulgaristan deplasmanına. Hadi Doğan'ı o isim. İyi bir performans sergileyip beni de şaşırtmıştı Hadi. Zira Orhun Ene geçen yıl onu hiç kullanmamıştı neredeyse. Birden bire takıma koyması garibime gitmişti. Hadi'nin iyi oynaması da üstüne tuz biber olmuştu. :)

Bugün yine Hadi vardı ilk 5'te. Ve maç bittiğinde Green ile birlikte takımının en iyisiydi yine. 19 sayı üretti. 5/7 üçlük yüdesi ile oynadı. Alkışları gönderelim buradan hem Hadi'ye hem de Orhun Ene'ye. Maçın ilk yarısı değişik geçti aslında. G.Saray Cafe Crown maçını TV'den seyrederken bu maçın da ilk yarısını livescore'dan takip ettim. İlk çeyrek 20-15 Antalya üstünlüğü ile bitmişti. Sonra Selçuk Üniversitesi ilk 3 dakikada 10-0'lık bir seriyle skoru 25-20'ye getirdi. Ama devrenbin bitiminde 44-31'lik Antalya üstünlüğü yazıyordu skorbordda. Bu da 24-6'lık bir Antalya serisine tekabül etmekte.

Koynya ekibinde yeni transfer Ibekwe öne çıkmış. 27 sayı, 7 ribaund, 3 blok ile oynamış. Mack 17 sayı atmış, normal. Dunn biraz şaşırttı beni. İstatistikleri hazırlık maçları ve kupa maçlarının aksine baya düşük kalmış. Antalya'da Green 21 sayıyla başı çekmiş Hadi'nin önünde. Douthit ve King de peşi sıra sıralanmışlar arkalarına.

Maçın detaylı istatistikleri şurada.

Oyak Renault: 71 - Mersin BŞB: 70

Yücel abi takımı okutmuş üfletmiş anlaşıldı. Kupada 3 maçlarını da son 10-15 saniye içerisinde kaybeden Oyak'ın dramatik durumunu buradan yazmıştım. Ve koca karı çözümü de olsa, bir çözüm önermiştim esprili olarak. Bugün kendini belli etti hemen. :) Maçın sonlarına 66-56 geride girmelerine rağmen müthiş bir geri dönüşle maçı 71-70 aldılar. Galibiyeti getiren basket 4 saniye kala Alper Saruhan'dan geldi. E kötü talih de böylece bertaraf edilmiş oldu.

Mersin BŞB kağıt üstünde daha iyi bir kadroya sahip olmasına rağmen, Yücel Platin'in maç bırakmayan Oyak'ına boyun eğmek zorunda kaldı. Aslında kendi hatalarıydı. Son 30-35 saniyede 5 sayı öndeydiler çünkü. :) En büyük şansları iyi bir yerli rotasyona sahip olmalarıydı benim için. Ama bugün o isimler (Ümit Sonkol İnanç Koç, Altan Erol vs.) skor üretmeyince McClebb, Lofton, Ffriend üçlüsünün ellerine baktılar sadece. Oyak'ta ise Gordon yine en skorer. Arkadan içerideki 2 yabancı uzun (Jones ve Stiemsma) ve bir de maçı getiren Alper Saruhan. Yettiler Mersin'e. Bu maçı takip ederken Mersin'den bir de transfer haberi geli. Eddie Basden ile anlaşmışlar. Sevindim, sevdiğim bir adamı yeniden bu ligde izleyecek olduğum için.

Maçın detaylı istatistikleri burada.

Eddie Basden Mersin BŞB'de

Oy oy oyyy.. Habere bak hele. F.Bahçe taraftarlarının sevgilisi Eddie Basden Mersin BŞB ile anlaşmış. Önce Beşiktaş taraftarlarının aşkı Ffriend'i almışlardı, şimdi de Basden. Sempatik bir takım oluyor Mersin BŞB git gide.

17 Ekim 2008 Cuma

Uzun Uzadıya Uzatmayayım

Başlıkta da dediğim üzere uzun uzadıya uzatmayayım. Gecenin şifresi Kepez'in gerçek bir uzunu olmayışıydı. Ama tahmin ettiğim gibi Beşiktaş Cola Turka gerektiği kadar kolay kazanamadı maçı. Çünkü onların da ellerindeki uzunlar o dominasyonu sağlayacak tarzda isimler değiller. Stanojevic ve Austin ile rakibine boyalı alanda üstünlük sağlamaya çalışan Hakan Demir, aynı oyuncuların yavaş bacakları yüzünden bir araba dolusu turnike yedi içeriden. Siyah beyazlı ekip için kritik nokta da buydu gelecek adına.

Beşiktaş Cola Turka maçın her dakikasını önde götürdü. 0-0 dışında skora denge falan gelmedi. Ama Kepez bir ara farkı 3 sayıya kadar indirmişti, şansları yaver gitse galip bile çıkarlardı. Ama işleri oldukça zordu. Acilen bir 5 numara bulmaları gerekiyor, bas bas bağırdı bugün bu ihtiyaçları. Kepez'de Kammron Taylor skor kapasitesi iyi bir oyuncu ancak bir guard bu kadar çok top kaybeder mi Allah aşkına? Ve öyle böyle de değil, dribblingin ortasında elindeki topu kaybediyor yani. 3 kez yaptı aynı hatayı, 6 sayı olarak yazıldı Beşiktaş hanesine bu hataların cezası. Yabancı oyuncularıyla ayakta durduklarını biliyordum, Bavcic de idare etti bugün. Kendinden 1-2 beden büyük rakiplerine karşı elinden geleni yapmaya çalıştı. Tabii Mesut da öyle. Ama Torrell Martin'i ayıralım bütün takımdan. Adam çok değişik yahu. Maç boyunca 2 ayağının aynı anda yere bastığı kaç dakika vardır acaba topu topu? Hopluyor, zıplıyor, her topa uzanıyor, her ribaunda dalıyor, şutu çok çok güvenilir olmasa da fena değil, takıma renk katıyor, şevk katıyor. Bugün o olmasa fark 30-40 olurdu bence. Reaksiyonun çıkış noktası oydu Antalya ekibinde.

Beşiktaş Cola Turka maça şanssız bir sakatlıkla başladı. Mire Chatman (ki kendisi Solomon & El-Amin ikilisinin memleketi terketmesinin ardından belki de ligin en iyi 1-2 guardından biri durumunda) bir turnike pozisyonunda adelesinden sakatlandı. Gerçi sonra sağlık ekibi, oyuna girebilir dese de, koç Hakan Demir (ki o da bir doktordur) onu riske etmedi ve bütün bir maçı Mehmet Yağmur ile oynadı. Takımın keskin nişancıları Ömer Ünver ve Haluk Yıldırım bugün suskundular. Sorumluluğu Muratcan aldı son dakikalarda. Mehmet de iyi katkı verdi. Maçın başında Adem 7 sayı buldu, sonr sustu. Hakan Demir maç boyunca Austin & Stanojevic ikilisiyle uzunsuz rakiplerine boyalı alan üstünlüğü kurmaya çalıştı. Ama eldeki malzeme bunu çok da layıkıyla yerine getiremedi. İki uzun da çok ağır. Austin zaten Mirsad gibi dışarılarda oynamayı seviyor hücumda. Ağır oluşları savunmada da baş ağrıttı. Rakibin tek dayanağı vardı ellerinde, baskı yapmak ve hücumda üçlüklere bel bağlamak. Baskı olayını hadi biraz biraz yaptılarsa da, üçlük yüzdelerinin felaket oluşu, olası bir felaketi de engelledi. Yoksa uzun uzadıya bu uzunsuz takımın galibiyetini yazardık uzun uzun. Neyse ki olmadı, maç sonunda rakibinin yorgunlkuğunu ve düşen gardını iyi değerlendiren siyah beyazlılar, sezona galibiyetle başlamış oldular. 90-76.

Maçın detaylı istatistikleri şurada.

İbo İTÜ İdmanında

İTÜ'lü bir arkadaşımdan aldım haberi. İbrahim Kutluay bugün İTÜ idmanındaymış. Takımla beraber çalışıyormuş gayet. Harun Erdenay da oradaymış ama fitness takılmakla yetinmiş. Hayırlısı olsun valla. Seneye İTÜ'yü yeniden TBL'de izleyeceğiz gibi duruyor şimdilik. Harun tek başına yetmemişti geçen sene, bu yıl İbo takviyesi de geldi. :)

Bu Gala Epey Farklı Gala

Dün TBL 2008-09'un galası vardı malum. Kalite açısından pek tatmin etmese de, özlemişliğin verdiği duyguları bastırma açısından görevini fazlasıyla yerine getirdi diyebilirim. Bu arada Spormax'in maç sırasında şifresiz bir şekilde tüm Digitürk paketlerine açık duruma getirilmesi de, şayet her basket maçında böyle olacaksa, oldukça sevindirici. Çekimler falan çok kaliteydi, hakkını verelim.

Gelelim maça biz. Bir kavga düşünün, adamın teki diğerine daha kavganın başında bir tane sağlam indirmiş olsun. Nasıl ki o darbeyi lan heriften bir daha hayır gelmez ise dünkü maç da öyleydi. F.Bahçe Ülker maça öyle bir başladı ki, aslında Casa Ted Kolejliler maça öyle bir başladı ki, 5 dakikada maçın rengi de gidişatı da belli oldu. Sonra elini kolunu sallaya sallaya aldı maçı Tanjevic'in öğrencileri. 83-46. Oldukça da farklı bir gala yaşamış olduk bizde.

Hazırlık maçları, kupa maçları ve Cumhurbaşkanlığı kupası maçlarındaki ideal beşi Green - Serhat - Giricek - Mirsad - Vidmar şeklindeydi F.Bahçe Ülker'in. Serhat hafif bel ağrıları nedeniyle bu haftayı idmansız geçirince Mrsic başladı onun yerine. Maç boyunca yine rotasyonunu gayet iyi kullandı Tanjevic. Baktığımız zaman 8 oyuncunun 19-23 dakika aralığında süre aldığını görüyoruz. Deli bir rotasyon bu. Ve işin anjevic için güzel tarafı şu anda Giricek dahil kimse bu rotasyondan şikayetçi değil. Takımın en çok süre alanı Vidmar oldu. Tam 23 dakika sahada kaldı. Aslında bu detaydan çok daha önemli detaylar vardı onun adına. 11 sayı, 11 ribaund ile double-double yapıp 2 de blok çakması da değil. Tam 23 dakika sahada kalıp tek bir faul bile yapmaması. :) İlginç ama gerçek. :) A bir de Hansen'in üzerinden vurduğu tek el smaç vardı ki, sormayın gitsin. Ben Giricek'i yine beğendim. Yani çok kıstas alınacak bir maç değildi bu ama iştahı ve sahadaki duruşu çok hoşuma gidiyor 2 maçtır. Preldzic'in 16 sayısı, Smith'in tüm pis işleri yaparım havası, Green'in 7 asisti, Oğuz'un parmak ucu hassasiyetinin ne denli mükemmel olduğunu dün 2-3 pozisyonda yeniden gösterişi ve Mirsad'ın Hansen'den yediği bir araba blok; sarı lacivertli takım adına dünkü maçtan akılda kalan notlardı.

Ankara ekibinde coach Haydar Kemal Ateş, kupadaki G.Saray Cafe Crown maçında diskalifiye olduğundan dolayı maçı kenardan izledi. Takım da maçı içerden izledi aslında. Hiç beğenmedim Ted'i. Kevin Bell hakkında net bir karar veremedim ama net bir şey söyleyebilirim ki şut stili iğrenç. Prowell'da bir şeyler olduğu belli, katkı sağlayacaktır o. Hansen bloklarıyla geceye renk kattı. Ben Önder'in çabasını da beğendim. Ama ne yapacak adam tek başına. Polat Kaya, Özgür Adıgüzel, hele hele Caner Öner. Yoktular sahada. Bu Caner resmen harcadı kendini. 2 sezon önce Alpella'daki halini düşünüyorum, bir de şimdiki haline bakıyorum. Çağ değiştirmiş gibi oluyorum şerefsizim. Şimdilik izlenimlerim kötü Kolej ekibi hakkında. Rotasyonları dar, as kadro diyebileceğimiz adamlar yetersiz. Bakalım neler yapacaklar bu uzun maratonda. Maçtan önce Haydar Kemal Ateş kopardı yine beni bu arada. Röportaj yapıyorlar, laf arasında benim hayatımda ilk kez diskalifiye cezası almama sebep olan hakem arkadaşıma buradan selam yolluyorum falan dedi. Koptum direkt. Boşuna demedik renkli kişiliktir, maç önü ve maç sonu yorumları CMYLMZ tadında takip edilesidir diye.

Maçın detaylı istatistikleri şurada.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Kasunsuzluk

Efes cephesinden gelen haberler kötü. Mario Kasun elinden sakatlanmış 3 hafta yokmuş. Kaya Peker ise 1 hafta yok deniliyor. Lig maçında oynayamayacakmış ama hafta içindeki Partizan maçına yetiştirilmeye çalışılıyormuş. Hep yazdık ettik, bu takımın Kasun dışında gerçek bir 5 numarasının olmaması baş ağrıtabilir ileride diye. Şom ağızlılıktan mı, iyi insan olmaktan mıdır bilemeyeceğim ama hemen gerçekleşivermiş senaryo.

Şimdi Kaya ve Kasun yokken, orası kime kalıyor? Kakiouzis ve Kerem'e. Hadi biraz da Shumpert'e. E haydi biraz da Barış Hersek'e. Ligde ilk maç Banvit deplasmanı, oradaki sınav neyse de (Banvit 3'lük çalışıyor çünkü genelde, Lance'i kullanırlarsa onlar da baş ağrıtabilirler pekala) Partizan şayet içeriden biraz tırmalarsa başını ağrıtabilir Efes Pilsen'in. Ha keza Kaya gelse bile diğer 2 haftada yine Kasun'suz oynayacak olan Efes Pilsen'i ligde kolay bir fikstür beklese de asıl sınav EL'deki maçlarda olacak. Bakalım, bekleyelim, görelim. Sonra bir analiz daha döneriz buraya.

14 Ekim 2008 Salı

Beraberlikler Takımı

G.Saray Cafe Crown bu gidişle 'Beraberlikler Takımı' olarak tanınacak Avrupa'da. Önce geçen yıl Asvel karşısında alınan beraberlik, bugün de Siauliai karşısında alınan beraberlik. Bakalım kaç beraberlik daha göreceğiz onlardan. :) Neyse efendim bugün güzel bir gün oldu, Avrupa'daki 2 temsilcimiz kazandı, G.Saray Cafe Crown da beraberlikle dönüp bir üst tur için avantajı cebine koydu.

Siauliai: 73 - G.Saray Cafe Crown: 73

Yenilenmiş G.Saray Cafe Crown'u ilk kez izleyecektim bu yıl. Keyifle oturdum ekran başına. Az çok biliyorduk aksayacak yerleri ama bu kadar aksayacağını inanın hiç tahmin etmiyordum. İlk yarıda öyle facia bir defans vardı ki, aman yarabbi evlere şenlik. Hani o hazırlık maçlarında her maç 85-90 yiyen takımı o ilk 20 dakikada gayet net anladım yani. Nitekim ilk yarı da 46-29 Litvanya'lıların üstünlüğü ile bitti. İkinci yarıda da tam tersi, savunmanın dozunu baya bir arttıran, önde basan, üçlüklerle de moral bulan bir sarı kırmızılı ekip vardı sahada. Adamların zaten mecali yok top oynamaya, iki göstermelik baskı yapsan elleri ayaklarına karışıyor. G.Saray Cafe Crown bunu yaptı, daha doğrusu yapmayı akıl etti ve farkı eritti. Son çeyrekte oyuna ağırlığı koyup, farkı da 10 sayıya çektiler. Ancaaak 73-63'lük skoru yakalayan Özyer'in öğrencileri, abidik gubidik hücumlar yapmayı akıllı oynamaya tercih edince maç sonunda tabeladaki skor 73-73 olarak belirdi. Koskoca bir 10-0'lık seri. Rakibin gardını düşürmüş, nakavt olmuş, sen orada o rakibine 10-0 seri veriyorsun. Diyecek söz yok. Evet avantajlı bir skor, evet bunları burada çiğ çiğ yeriz ama bu kadar iniş çıkış pek bir hayra alamet değil şahsen. Bir şey anlayamadım ben onlardan. Her takımdan 20 sayı fark da yerler, her takıma 20 sayı da fark atarlar şu halleriyle. O kıvamdalar yani.

Maçın istatistikleri ve skor dağılımı şurada. Büyük insan Cüneyt Erden yine takımının 1 numaralı şutörü olmuş. 8 üçlük kullanmış. Kendimi Gurovic'in yerine koyuyorum da, içim acır vallahi böyle bir tabloda. 1 değil, 2 değil, 3 değil. Kaç maçtır böyle çünkü. Hazır Gurovic demişken, dövmesi bugün kapalı değildi. Bandajlı sansür olayı TBL maçlarında geçerli olacak heralde.

CSU Atlassib: 67 - Banvit: 74

EuroChallenge'daki temsilcilerimizden Banvit, Romen rakibine karşı maçı rahat götürmüş. İlk 30 dakika sonundaki skor 56-39 ile Banvit lehineymiş. Ama öyle felaket bir son çeyrek oynanmış ki az kalsın maç gidiyormuş. Son çeyreğin 2-3 dakikasında skor 58-56'ya kadar düşmüş. Tam 17-2'lik bir seri yemişiz yani. Sonra Crispin çıkmış sahneye ve takımını kurtarmış. Maçı da 7 sayyı farkla almışız. Maçın sayı dağılımı ve istatistikleri şurada.

Banvit'in 3/21'lik felaket üçlük yüzdesi hemen göze çarpıyor. Böyle bir takım nasıl maç kazanır? Elbette karşısında 4/29 gibi daha felaket bir yüzdeyle üçlük atan takım bulursa. :) Ha bir de iki takımda hemen hemen aynı sayıda faul çizgisine gitmişler. Biz % 88,5 ile atarken onlar % 52 ile atmışlar. Bu da galibiyet olarak geri dönmüş işte bize.

Spartak Pleven: 83 - Antalya BŞB: 87

EuroChallenge'daki bir diğer temsilcimiz Antalya BŞB ise Banvit'in aksine, geriden gelen taraf olmuş. Son çeyreğe 8 sayı geride girmişiz ama maçı 4 sayı farkla almışız. Can Akın ve Ersin Görkem'in yokluklarında 4 yabancısını ilk beşte başlatmış Orhun Ene. Ligde böyle bir rahatlığı olmayacak tabii. İlk 5'te başlayan tek yerli isim Hadi Doğan'ın attığı 10 sayı oldukça hoş. Beklemezdim ondan. :) Douthit 9 sayı atarak biraz ortalama altında kalmış ama King ve Melvin'in 20'şer sayısı kapamış o açığı. Ha bir de emektar Boris var. Yine yazmış 10 sayıyı hanesine. Her maç alttan alttan atıyor 10 sayıyı maşallah. Sayı dağılımı ve maçın istatistikleri şurada.

Maçların rövanşları haftaya salı oynanacak. Büyük bir süpriz olmazsa 3 takım da atlar. Bu turu geçtikten sonra gruplara kalabilmek için birer tur daha geçmemiz lazım. Hayırlısı bakalım. Sezon yavaş yavaş başladı valla. 1 gün sonra da lig başlıyor. Daha ne ister bu bünye. :)

KSK - Şam - Kayısı

Pınar KSK, bu haftasonu başlayacak TBL öncesinde hazırlık maçları yapmak amacıyla İstanbul'a gelmiş. Dün Suriye Milli Takımı ile karşılaşmışlar ve sahadan 84-47 galip ayrılmışlar. Hakan Köseoğlu oynatılmamış, dinlendirilmiş. Skor dağılımı söyle oluşmuş:

Benton 14, Leon 18, Mims 9, Erhan 3, Ömer 9, Furkan 15, Gökper 2, Can 10, Nehir 4

Bugün saat 17:00'de de Beşiktaş Cola Turka ile bir hazırlık maçı yapacaklarmış. Suriye maçından daha ciddi bir hazırlık maçı olacağı kesin. :)

edit: Beşiktaş Cola Turka: 66 - Pınar KSK: 60

13 Ekim 2008 Pazartesi

Sezonu Açıyoruz

Haydi hayırlısı bakalım, ilk haftanın programı belli olmuş. Naklen yayın konusuna ufaktan da olsa bir isim konmuş nihayet. 8 maçın 4'ü canlı yayınlanacak. 3 tanesi Spormax'ten, 1 tanesi ise SkyTürk'ten. Şölen başlasııııın.

16.10.08 Perşembe
20:00 F.Bahçe Ülker - Casa TED Kolejliler (Spormax)

17.10.08 Cuma
20:00 Beşiktaş Cola Turka - Kepez Belediyesi (Spormax)

18.10.08 Cumartesi
15:30 Darüşşafaka Cooper Tires - G.Saray Cafe Crown (SkyTürk)
17:00 Türk Telekom - Erdemir
16:00 Antalya BŞB - M.A. Selçuk Üniversitesi
18:00 Oyak Renault - Mersin BŞB

19.10.08 Pazar
16:00 Banvit - Efes Pilsen (Spormax)
16:00 Aliağa Petkim - Pınar Karşıyaka

12 Ekim 2008 Pazar

Matematikten Korkmak

Böyle bir tabir vardır değil mi? Öğretmenler hep matematik korkulacak bir ders değil diyerekten bu korkuya sahip öğrencilerini gaza getirmeye çalışırlar. Sezon haftaya başlayacak. Hiç şüphe yok ki, yeni sezon öncesi koçlar arasında 3+2 denkleminden en çok korkan Murat Özyer.

Önce Tufan Ersöz sakatlandı ve uzunca bir süre sahalarda olmayacağı açıklandı. Bugün de öğrendim ki Murat Kaya'nın baldırında bir problem oluşmuş. 1 ay civarında yokmuş. Uleb'de takım sırıtmaz da TBL için matematik cidden korkutucu bir hal almaya başladı sarı kırmızılılarda. Cüneyt ve Erdem'in maksimumlarını vermeleri gerekecek bu dönemde. Allah kolaylık versin Özyer'e. Zaten dar bir yerli rotasyonu vardı takımın. Tufan ve Murat gidince hepten tarumar oldu orası.

Bu arada hazır laf G.Saray Cafe Crown'dan açılmışken, Marshall Strickland'ın gönderilme durumu varmış, kulağıma fısır fısır geliyor arkalardan. Çıkar 1-2 güne kokusu.

İbo - AKP - Kadıköy

Gece nette geziniyordum, gözüme çarptı bu haber. Ne desem bilemedim? Doğru mudur değil midir bilmiyorum ama doğru olduğunu farzedelim, şayet İbo seçimi kazanamazsa benim tavsiyem Rıdvan Dilmen, Aydın Örs ya da başkanlık koltuğundan o zamana kadar inerse Aziz Yıldırım'ın kapısını da çalmalarıdır. İşte o zaman garanti kazanırlar.

Hamza Yerlikaya'nın milletvekili olduğu bir ülkede her şey olur. :)

11 Ekim 2008 Cumartesi

Giricek & Kewell

Yatmaya değil oynamaya gelmiş Giricek belli. Basketbola yeni başlamışçasına istekli ve coşkuluydu bugün. İzlerken sahadaki karakterini Kewell'a benzettim taze bir örnek olarak. Huyum kurusun seviyorum böyle yabancıları. Efendi, kibirsiz, işini bilen, buram buram tecrübe, profesyonellik ve ustalık kokan adamlar bunlar. Sportif kariyerlerini noktaladıkları dakikaya kadar bozmazlar bu profillerini. En önemlisi de, her takım taraftarı tarafından sevilirler. Dedim ya işte bayılıyorum böyle adamlara.

Düşününce çoğaltılabilir bu grubun üyeleri. Bir Pierre van Hooijdonk mesela. Kendini 20 yaşında dünya starı zanneden bir çok gencimize ibret olacak adamlardır bunlar ama anlayana tabii. Venn şemasında gösterirsek bu kümelerin kesiştiği yeri, elimizdeki elemanlar şunlar olacaktır tahminen:

İşine saygı duymak, rakibine saygı duymak ve çalışmak.

Greencek

Yine sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. Eğer ki bir takımın Gordan Giricek'i varsa, son top onun tarafından kullanılır. Evet Green'in eli sıcaktı evet morali yüksekti ama peşpeşe attığı 2 üçlük yüzünden de gözler onun üstündeydi. Daha güzel bir hücum yapılabilirdi bal gibi.

Neyse efendim maça geçelim biraz. Telekom bildiğimiz gibi başlamadı aslında maça. Dudley'nin orta mesafe şutları yoktu mesela. F.Bahçe Ülker'de Green ve Giricek ağırlıklı hücumlarla skor önde götürüldü. Serkan Erdoğan'ın Serhat Çetin tarafından çok iyi savunulduğuna etrafımdakilerin dikkatini çekerken, önce Serhat'ın orta sahada yere düşmesi, sonraki pozisyonda da perdede takılıp kalmasının sonucunda 2 üçlük yollayıverdi Serkan Erdoğan. Bana da etrafımdan gelen 'Şomağızlı' imalı bakışlar kaldı. :)

İkinci çeyrekte ise iki taraf da idare etti bence. Dudley ve Lang'in 3-4 hücum üst üste pota altında yarattıkları ufak çaplı mucizeler sayı olarak Telekom hanesine yazıldı. Bu arada unutmadan onu da yazayım, Lang F.Bahçe Ülker maçlarında ayrı bir motivasyonla oynuyor kesinlikle. Hani bazı insanların oyuncu şansı vardır ve bazı takımlara tutar, bazılarına tutmaz. Lang'in şans meleği F.Bahçe Ülker formasını pek bir seviyor, çok belli.

İkinci yarıda maçta ilk kopma yaşandı. Hemen daha üçüncü çeyrek başında F.Bahçe Ülker hücumda tıkanınca Telekom farkı 10'a kadar çekti. 53-43 oldu skor. Hücumda tıkanıklığın sebebinin sahadaki beşin Emir, Smith, Serhat, Rasim ve Vidmar olmasından kaynaklandığını çözebilmek için çok usta bir yorumcu ya da yüksek basketbol bilgisine sahip olmak gerekmiyordu. Tanjevic geç de olsa görüp Giricek'i oyuna aldı. Savunmadaki sertleşme ve hücumda usta ellere sahip olma farkı eritmeye yetti. Yanılmıyorsam 11-2'lik bir seri yakaladı sarı lacivertliler bu dönemde. Telekom'un tek bulduğu sayı Tutku'nun sol turnikesiydi.

Son çeyrekte F.Bahçe Ülker bir kez daha uyudu. Belirli bir süre skoru yakın tutan İstanbul ekibi, bir türlü reaksiyonu gösteremedi. Hani savunmada durduruyorsun rakibini ama sayı bulamıyorsun. Gel babam git babam, skor erimiyor, fark aynı civarda kalıyor. (Burada F.Bahçe Ülker'in geçen yılki Kinsey ve White ile sahip olduğu hızlı hücum gücünün epey azaldığı konusunu attım ortaya. Sonra dedim yazayım bunu bir kenara, güzel yazı konusu olur diye.) Ben reaksiyonu F.Bahçe Ülker'den bekliyordum ki, reaksiyonu gösteren Blakney oldu. Kritik yerde peşpeşe 7 sayı buldu (Burada bulunan bir baskette Green'in yaşatacağı 1 numaralı dezavantajı da görmüş olduk saha üstünde. Blakney gibi bir adam kolayca jump-shot basketi buluverdi çaprazdan. Karşısında Green olunca bunlar kolay oluyor tabii normalden) ve farkı 8'e çekti. Blakney'nin 7 sayısından önce fark 1 iken Green'in ikili sıkıştırmada kalıp, hatalı yürüme yapmasının ve bir de takım oyun kurarken kaptırdığı topun etkisi de azami derecedeydi. Ne garip ki hataları yapan da takımı geriye döndüren de Green oldu. Maç koptu derken 2 kritik üçlük yollayıp (ki 1 tanesi ''from downtown''u geçtim direk bildiğimiz ''dağlardan taşlardan''dı yani) takımı maça ortak etti. Üstüne bir de Telekom 1 faul kaçırmaz mı? Fark 3. Üçlüğü atarsan uzuyor maç. Atamazsan kaybediyorsun. Telekom faul yapmadı (bence kumar oynadı) ama üçlük yememek için pür dikkat durumdaydılar. Öyle dikkatliydiler ki içerisi bomboştu, Green dışarıda tıkanınca ya Allah deyip daldı içeriye garanti basket olsun diye ama kaçıverdi. Ve maç da gidiverdi.

Şimdi tartışalım bunu. Green'in o turnike girse ne olacaktı? Telekom'a hemen faul yapacaklardı ve el mecbur bir kez daha basket bulması gerekecekti F.Bahçe Ülker'in. Ve bu defa daha az bir sürede yapması gerekecekti bunu. Çok da mantıklı bir hareket değildi yani. Aslında gözler kendi üstündeyken asıl Giricek'i görebilirdi. Süre vardı çünkü. Sakin olunabilirdi Greencek olmak yerine. Kendi getirdi, kendi götürdü yani maçı Green.

Özlemişiz be yav. Nasıl da özlemişiz hem de. Gözlerim bayram etti. Telekom'da Wright hala süre alamıyor adamakıllı. Bugün de 1-2 dakika ya oynadı ya oynamadı. O takıma girince mutlaka bir level daha atlayacaklar. El-Amin tarzı bir winner oyuncu eksiklikleri bugün pek sırıtmadı ama üstü kapanası bir olay da değil yani. Serkan Erdoğan her zaman dediğim gibi bir numaralı skor opsiyonu takımın. O kötü oynarsa, bir çok maçı kaybedebilirler. O iyi oynarsa da bir çok maçı kazanabilirler. F.Bahçe Ülker'i de bazı dakikalar hariç beğendim. Özellikle Giricek'in kibirsiz oyunu muazzam. Yatmaya değil, top oynamaya gelmiş buraya besbelli. Tam bir yıldız ve hiçbir şekilde itici de değil. Ben Kewell'a benzettim sahadaki duruşunu. Efendilik ve işini bilir hareketleri yüzünden. Sarı lacivertlilerde Tanjevic'in doğrularına daha uygun bir takım oluşturulmuş bu yıl. Ömer Aşık, Semih Erden ve Ömer Onan gibi ciddi eksiklere rağmen iyi bir mücadele ortaya koydular. Rasim'in vurdumduymazlığı, Preldzic'in bazen abartıya kaçan şut seçimleri ve Vidmar'ın hücum performansı onlar adına eksi noktalardı. Devin Smith'in skor üretemeyişi de onları epey bir zorladı.

Son cümlemizi ufak bir detay vererek kuralım. Gözünüzden kaçmış olabilir belki ama faul çizgisinin olduğu yerlerde Teknosa reklamı vardı. Kupa maçlarında yaşanan canlı yayın rezaleti ve Teknosa'dan gelen tepkiye karşılık çamsakızı çoban armağanı bir hediye vermiş Turgay Demirel. Böyle de naif ve düşünceli bir başkanımız var işte. :)

Antalya BŞB Sıkıntılı

Antalya BŞB'de ameliyat olan Can Akın'dan sonra Ersin Görkem de bir süre sahalardan uzak kalacakmış. Kupada oynadıkları Efes Pilsen maçında dizi dönmüş, yapılan kontrollerden sonra aynı bölgede yırtık da tespit edilmiş. Açıklanan süre 1,5 ay civarı ama inşallah Ömer Aşık'a benzemez sonu.

Can Akın'ın yokluğunu bir şekilde kompanze ediyorlardı ama Ersin Görkem'in yokluğu ciddi sıkıntılar doğuracaktır. King'in sorumluluk alması gerekecek. Douthit zaten sürekli oynayacak, Can yok diye Green de kısa sürelerle kenara gelecek Cemal tarafından yedeklenerek. Görünen o ki kabak Melvin'in başına patlayacak. :) 3+2 formülünü iyice bir öğrenir artık 1,5 ay süresince.

Augustus'tan Sevgilerle

Maçın ilk 3 çeyreğini izlemedim, hafta içi iş yorgunluğunu haftasonu alışverişiyle atmak için dışarıdaydım. Erkekler maçını kaçırmamak için biraz sabah saatlerine kaydırdık haftasonu eğlencemizi. Bu maçı da kaçırdık haliyle. Son çeyreğini izleyebildim, orada da maç kopmuştu zaten.

Skor beklediğim gibi. Şaşırmadım. G.Saray bu yıl transfer döneminde akıllı hamleler yaparken, F.Bahçe geçen yıla göre en büyük gücünü (Cappie'yi) kaybetti. Takımın bu yılki 1 numaralı skor opsiyonu Powell da bu maçta oynamayınca aşağı yukarı galibi tahmin edebildik maçtan önce. Son bir kaç sezondur Cappie'nin yaptığı ligi domine etme işini bu yıl Augustus yapacak. Bu çok açık. Nasıl ki Cappie'yi izlemek diğer takım taraftarlarına da keyif veriyorsa, Augustus için de aynı duygular beslenecek. Bayanlarda bu tip isimler yaratır farkları. Augustus, Cappie gibi isimler isterse maçtan 1 saat önce insin uçaktan, yine de oynarlar.

Tebrikler G.Saray'a. Geçen yıl 5 kişilik rotasyonla gerekli mesajı vermişlerdi ezeli rakiplerine. Transfer döneminde de doğru hamleleri yapınca, ilk raundda sahadan galibiyetle ayrılmayı başardılar. Son yıllardaki kupa ve şampiyonluk özlemlerinden doğan üst düzey motivasyon da cabası. Bu yıl F.Bahçe geçtiğimiz sezonlardaki gibi boş bir ligde oynamayacak. Ciddi bir rakibi var. Hatta bana sorarsanız ligin favorisi de Augustus'lu Galatasaray. Mevcut kadrolar için konuşuyorum tabii.

10 Ekim 2008 Cuma

En Büyük Kupa (!)

Hep ilginç gelmiştir Cumhurbaşkanlığı Kupası'na 'En Büyük Kupa' denmesi. Ama resimden de göreceğiniz üzere yıllardır böyle geçer basın literatürümüzde. Pazar günü sabah gazetelerde ya da internet sitelerinde de büyük ihtimalle bu başlığa benzer başlıkları göreceksiniz. Peki gerçekten en büyük kupa mıdır bu kupa? Bence değildir. Ben şampiyonluktan öte bir başarı hikayesi bilmem hiçbir spor dalında. Hele ki böyle tek maçlık kupalar, hiçbir şekilde esamesi bile okunmayacak şeylerdir benim gözümde.

Ama heyecanı da vardır tabii. Güzel moral olur sezon öncesinde, rakibine karşı kurduğun psikolojik üstünlük de cabası. Hoştur yani bu kupayı da almak. Yarın geçen sezonun şampiyonu F.Bahçe Ülker ile kupa şampiyonu Türk Telekom bu 'En büyük' kupa için kapışacaklar. Güzel olacak. Bu maçtan önce de bayanlarda F.Bahçe ve G.Saray yine 'En Büyük' kupanın bu kez bayanlar için üretilmiş versiyonuna ulaşabilmek için mücadele edecekler. O maç da güzel olacak.

Haftaya başlayacak lig öncesinde iyi bir ısınma turu olacak. Türk Telekom'u 2 kere izleme fırsatı bulduk ama F.Bahçe Ülker'i ve yeni transferlerini ilk kez izleyeceğiz. Keza bu yıl bayanlarda iyi hamleler yapan, güzel bir kadro kuran ve şampiyonluğu kapmaya kararlı olan G.Saray ile son yılların şampiyonluklara ambargo koyan takımı F.Bahçe'nin mücadelesi de iyi bir derbi olacak sezona hazırlık yapan bünyeler için. Her iki maça da canlı yayın var, her iki maçta da heyecan garantisi var. E bundan iyisi benim bildiğim bir tek Şam'da kayısı var. Buyrun ekran başına. Lig öncesi ısınma turuna.

14:00 F.Bahçe - G.Saray (Kanal24)
17:30 F.Bahçe Ülker - Türk Telekom (SkyTürk & Spormax)

Mahallenin James White'ı

Mahallenin James White'ı. Yoksa Dıvayn (!) Howard'ı mı demeliydim. :)

Varsa sizin de elinizde ilginç fotolar, mail adresi sağ alt köşede.
Paylaşmaktan mutluluk duyarız efendim.

9 Ekim 2008 Perşembe

Bir Hıncal Uluç Klasiği

Hıncal Uluç bugün yine saçmalamış.

Yahu nasıl bir mantıktır bu? Neymiş efendim Ülker grubu G.Saray'ın başında Murat Özyer'i tutarak F.Bahçe Ülker'e rakip çıkmasını engellemek istiyormuş. Bu ne kadar içi boş bir ithamdır böyle? Sormazlar mı adama peki Ülker grubu sırf Fenerbahçe Ülker rahat şampiyon olsun diye mi aldı o zaman Gurovic'i, Zizic'i, onu bunu diye? Doğru ya, geçen yılki Dee Brown transferi, ya da yine geçen yıl Uleb'de 4. olup Avrupa'da adını duyuran G.Saray Cafe Crown kadrosu da sırf F.Bahçe Ülker rahatça şampiyon olsun diye kurulmuştu, nasıl da farketmedik. Ya daaaa, geçen yıl kısa vadede bu ülkede bir takımı en çabuk başarıya götürebilecek koçlardan biri olan Ergin Ataman'ı Beşiktaş Cola Turka'nın başına getirmek, sonra o kadroyu yerli yabancı yıldızlarla süslemek falan, bunlar da hep bu planın bir parçasıydı değil mi? Hatta G.Saray'a Dee Brown'u, Hüseyin'i, Beşiktaş'a Nicevic'i, Shumpert'i, Kaya'yı alırken F.Bahçe Ülker'e daha bıyıkları terlememiş iki genç Sloven Preldzic ve Vidmar'ı almak da hep planlı hamlelerdi değil mi Hıncal Uluç? Şampiyonluk daha bu transferler ile F.Bahçe Ülker'e gelmişti değil mi? Kimse farkedememişti bunları da bir tek sen farketmiştin.

Hiç mi düşünmüyorsun acaba geçen yıl içerde dışarıda şampiyonluğa oynayan Beşiktaş Cola Turka şimdi neden kadroyu da hedefleri de daralttı? Müthiş Demirören yönetimi basketbol için kendilerine verilen 1 yıllık parayı tamamen futbol şubesine harcayıverdi de ondan. Oyuncular takımdan kaçarak gittiler de ondan. G.Saray Cafe Crown cephesinde işler gayet derli toplu. En azından mali açıdan. Hangi sarı kırmızılı oyuncuyla konuşsam maaşlarının tıkır tıkır yattığını, hiçbir problemlerinin olmadığını belirtiyor. Beşiktaş Cola Turka'da işlerin böyle yürümüyor olmasının suçlusu sanmıyorum ki Ülker grubu olsun. Ya da Beşiktaş Cola Turka'nın bu yıl geçen yıldan biraz daha iddiasız olmasının.

Neyse konudan fazla sapmayalım. Hıncal Uluç'un yazdıklarında doğru kısımlar yok mu peki? Var elbette. Mesela Murat Özyer'i gerçekten Ülker grubu tutuyor takımın başında. Çünkü kendi bünyelerinden çıkardıkları bir hocanın göz önünde durmasını istiyorlar. Ama bu demek değildir ki, Özyer'i içeride tetikçi diye tutuyorlar ve F.Bahçe Ülker şampiyonluklarına zemin hazırlıyorlar. Her iki takım için de gayet güzel paralar harcanıyor, gayet isimli yıldızlar kadrolara katılıyor ve gayet de şampiyonluğa oynayacak takımlar oluşturuluyor. Ayrıca evet Erman Kunter'di ilk düşünülen isim, ama olmadı. Türk Telekom'la basketbol takımı için yapılması düşünülen büyük bütçeli anlaşma suya düşünce Erman Kunter işi de gerçekleşmedi.

Okurken güldüydüm şirkette sabah, akşama da vakit bulunca karalayayım dedim bir şeyler. He bunca şey yazdım diye sanılmasın ki Ülker grubuyla bir alakam var ya da sanılmasın ki Özyer'ciyim. Yarın çıkıp hem Ülker grubunu hem de Özyer'i eleştiririm (ki Özyer konusunda çok yazı yazacağım). Ama mantıklı sebeplerle. Eleştirilerimin içi dolu olur. Böyle önden bakıldığında arkası gözüken şeffaflıkta olmaz yazdıklarım.

Saygılar efendim.

TED Kolej Bombalamış

Malum, kupada G.Saray Cafe Crown'a Ted Kolej karşısında en az 19 fark gerekiyordu. Ve sarı kırmızılı takım daha ilk çeyrekten 20 üstü farkı yakalayıvermişti. Sonrasında, olanlara tepki gösteren Haydar Kemal Ateş iki teknik faul üst üste alıp diskalifiye olmuştu. Maç da uzak ara kaybedilmişti. Hoş Haluk Yıldırım'ın son saniyelerde gelen üçlüğü olmasa G.Saray Cafe Crown da çıkamayacaktı ama Ted Kolej'in şansı kendi maçlarındaki sonuçla tamamen tükenmişti. Başkent ekibi bugün bir bildiri yayınlamış. Ve maçta yaşanan olayları kınamış.

Canlı yayın olmayan bir maçta neler yaşanmıştır ya da kim haklıdır bilemeyiz elbette. O yüzden ekstra bir yorum yapmadan sadece bildiriyi paylaşmaktır bize düşen.

Benim www.die4you.org adresinde okuduğum bildiriye buradan ulaşabilirsiniz.

Keith Kapı Şurada Oğlum

Transfer edildiği zaman Erinç onu bizlere gayet detaylı bir şekilde anlatmıştı ve ben de şahsen kendisinden epey umutluydum. Ama gel gelelim kupa maçlarında üstünde bir ölü toprağı olduğu da net bir şekilde belliydi. Bugün öğrendim ki; KSK yönetimi gönderme kararı almış. Sebep olarak da değişik pozisyonları oynayabilen yeni bir oyuncu ihtiyaçlarının belirmesi gösterilmiş. Ama Erinç'ten öğrendiğim kadarıyla savunmasının sıfır olması nedeniyle gönderilmiş. Kendisi de zaten epey bir üzgünmüş ayrılacağı için. Peki Karşıyaka'nın atacak mı yoksa tutacak mı bir adama ihtiyacı vardı? Bence atacak. Ama Ayhan Kalyoncu'ya göre de tutacak.

8 Ekim 2008 Çarşamba

15 Saniye Az Olsa

Teknosa Türkiye Kupası'nın ilk kısmını geride bıraktık. Bu 6 günün en şanssızı, en bahtsızı, en kendini harcayanı kimdi? Uzak ara Oyak Renault. Maçlar 39 dakika 45 saniye olsaydı şu anda 3'te 3 yapmış bir şekilde çeyrek final kutlamaları yapıyor olacaklardı. Ya şimdi? Sıfır galibiyet, üç acı mağlubiyet ve haliyle yitiriren bir özgüven.

İlk maçta Efes Pilsen'e karşı son 10 saniyede 1 sayı ile öndeyken, Shumpert'e faul yaptılar üçlük atarken. 2/3 ile attı, yenildiler. Antalya karşısında son 6 saniyeye 3 sayı önde girdiler, taktik faul yapmadılar, üçlüğü yediler, maç uzadı, uzatmalarda sadece 2 sayı atıp fark yediler. Bugün iddiasız bir Selçuk Üniversitesi maçı oynadılar ama soları farklı olmadı. Son 15 saniyeye 1 sayı önde girdiler, Alex Dunn'ın basket faulüne engel olamadılar, 2 sayı farkla baş önde bir şekilde sahadan ayrıldılar.

Yücel abi acilen kurşun mu döktürüyor, takımı bir hacı hocaya mı okutuyor, ne yapıyorsa yapsın, yoksa bu sezon böyle bitmez. :) Takım iyi yolda, bu yıl da çok can yakacaklar gibi ama şu işe bir çare bulmak lazım. Maç sonları candır, canandır en nihayetinde.

Edremit Ne Ola ki?

Vallahi ben çıkarmadım. Çocukluk kahramanlarımızdan İsmet Badem söylemiş. Haydi biz onun Erdemir olduğunu anlıyoruz da, Edremit'li biri okuyup 'Ulan 1.Lig'e çıkmışız haberimiz yok' demesin. :)

Bu arada yıllardır tarzı da hiç değişmemiş İsmet Badem'in. Sıfır teknik detay, bolca magazinel yaklaşım, üstlerine serpiştirilmiş bulutlar, kuşlar, yıldızlar ve bunların güzellikleri. Seviyorduk çocukken. Onun görevi kendi zamanının genç nesline basketbolu sevdirmekti. Yani bizlere. Başardı da. Öptük seni buradan İsmet abi.