30 Kasım 2008 Pazar

İhtiyacı Olan Kazandı

Lig ve Avrupa’da oynadığı son 3 maçından da mağlubiyetle ayrılan F.Bahçe Ülker ile ligde namağlup yoluna devam eden ve Avrupa’daki ilk maçında İsrail’den galibiyet çıkaran moralli Türk Telekom 8. haftanın son maçında karşı karşıya geldiler. Sezon başında Cumhurbaşkanlığı Kupası için de kapışmışlıkları olan iki ekibin mücadelesinden gülerek ayrılan taraf galibiyete daha çok ihtiyacı olan F.Bahçe Ülker oldu. Bir ara farkı 14 sayıya kadar çıkaran F.Bahçe Ülker, rakibine yakalanıp hatta bir de 7 sayı farkla geriye düşmesine rağmen, son periyottaki etkili savunmasıyla maçı çevirmeyi başardı.

Maça ev sahibi ekip Green – Ömer – Emir – Mirsad – Vidmar beşi ile başlarken, konuk takım Tutku – Serkan – Winston – Dudley – Lang dizilişini tercih etti. Serkan Erdoğan’dan gelebilecek olası sayıların önünü Ömer Onan’ın etkili savunmasıyla kapamayı düşünen Tanjevic, bu planında başarılı oldu. İlk 5 dakika 11-4 evsahibi takımın üstünlüğü ile geçildi. F.Bahçe Ülker Vidmar ile içeriden Mirsad ile dışarıdan sayılar bulurken, Türk Telekom cephesinde sadece Dudley’nin bulduğu iki yüksek post basketi vardı. F.Bahçe Ülker’in etkili savunmasına karşı bir türlü doğru şutları bulamayan Ankara ekibi, bulduklarında da isabet sağlayamayınca sürekli fast-break yemeye başladı. Savunma ribaundlarını toplayıp hızlı hücumlarla kolayca sayıya giden F.Bahçe Ülker son 3 dakikada 9-0’lık seri yakalayarak ilk 10 dakikayı 25-11 üstünlükle kapadı.

İkinci çeyrekte uzun bir süredir sakatlığı nedeniyle forma giyemeyen Giricek de formasına kavuştu. Bu bölümde Türk Telekom cephesinde Wright ve Blakney devreye girdiler. Buldukları sayılarla takımlarını maça ortak eden ikili, 10 dakikalık sürede toplam 19 sayıya imza attılar. Her iki takımın da savunmalarının pek iyi olmayışı her iki potada da kolay sayılar izlememize sebep olurken Barış Özcan’ın kritik bir boş üçlüğü çemberin içinden çıkınca Türk Telekom farkı 5’e indirme şansını kaçırdı. Bu üçlük girse 36-31 olacak skor, bir anda 42-28’e fırladı. Ancak devrenin son 2 dakikasında Tutku’nun üçlüğüyle başlayan iyi bir Türk Telekom dönüşü izledik. 11-2’lik bir seri yakalayarak skoru 44-39’a getiren başkent ekibi soyunma odasına sadece 5 sayı farkla gitti.

İkinci yarının başlamasıyla birlikte her iki takım da savunma dişlilerini sıktı. Türk Telekom ilk 3,5 dakikada 9-0’lık bir seri yakalayarak skorda 49-44 öne geçti. F.Bahçe Ülker ilk yarıdaki hızlı hücum ve kolay basketleri bulamayınca son maçlardaki en büyük hastalığına, yani üç sayılık atışlara yöneldi. Buradan yine ekmek çıkaramayan sarı lacivertlilerde boyalı alandan sayılara ulaşmak isteyen Tanjevic, Oğuz Savaş’ı oyuna aldı. Bu hamleyle rakibinin o müthiş rüzgarını biraz olsun dindirdiler. Üçüncü çeyrek biterken skor tabelasında 63-57 Türk Telekom üstünlüğü yazıyordu.

Son çeyreğe taraftarının da müthiş desteğiyle giren F.Bahçe Ülker, Smith ve Oğuz’un sayılarıyla rakibine yaklaşırken 1,5 dakika içerisinde skoru 65-64’e getirerek farkı 1 sayıya indirdi. Üçüncü çeyrekte dozunu arttıran savunmalar bu çeyrekte artık tavan yaptı. Türk Telekom’da geriden geliş ve öne geçişin bir numaralı mimarı olan Wright da durunca, skor üretimi iyice zayıfladı. Maçın bitimine 2 dakika kala skor 71-70 iken Smith’in Wright’a vurduğu müthiş blok ev sahibi takım adına galibiyete olan inancı biraz daha arttırdı. Smith önce kendisi bir sayı buldu, sonra da savunmada Blakney’den topu kapıp Giricek’in smacıyla biten hızlı hücumun hazırlayıcısı oldu. Ve bitime 22 saniye kala skor F.Bahçe Ülker lehine 74-71’e geldi. Türk Telekom’un hücumunda girmeyen topu önce Dudley kendini yere atarak Tutku’ya kazandırdı, Tutku da aynı şekilde düşerken topu dipte bekleyen Bekir ile buluşturdu. Bekir şuta kalkarken kendisine yapılan faulden doğan 3 atıştan 2’sini sayıya çevirirken skor 74-73’e geldi. Marques Green’in kendisine yapılan faullerden 1 tanesinde isabet bulması ve sonrasında Bekir’in son saniyede yolladığı şutun çembere çarpıp çıkmasıyla maçın da skoru belirlenmiş oldu (75-73).

Gordan Giricek ve Semih Erden’in dönmesiyle rotasyonu oldukça genişleyen F.Bahçe Ülker kritik bir maçtan galibiyetle ayrılarak kötü gidişe dur derken, Türk Telekom bu sezon ligdeki ilk yenilgisini almış oldu. F.Bahçe Ülker’in son maçlarda süren üçlük hastalığı bu maçta da devam etti. 24 üçlük denemesinin sadece 5’inde isabet bulabilen sarı lacivertlilerde o 5 isabetli şutun 2 tanesinin de Mirsad tarafından daha ilk çeyrek içerisinde atılmış olduğunu belirtelim. Maçta Türk Telekom adına en dikkat çeken isim 20 sayı üreten Michael Wright oldu. Evsahibi takımda ise özellikle son çeyrekte Smith & Oğuz ikilisinin etkili oyunu galibiyetin anahtarıydı bir nevi.

Kaspars Kambala

Kaspars Kambala'nın doping cezası 2009 Ocak ayında bitiyor. Basketbola yeniden dönüş hazırlığında Letonya'lı. Bir çok talibi varmış, bunların içinde İbo'lu İTÜ ve birkaç TBL takımı da var. Hayırlısı bakalım. Hala Mirsad & Haislip kavgasında Haislip'i kucaklayıp 'Geç şöyle otur bakalım' demesi ve bir Efes maçında dirsek darbesiyle Prkacin'in burnunu kırması aklımdadır. Öyle bir bünyenin basketboldan men cezası aldıktan sonra boksa başlaması da gayet normal tabii. :)

Engel Dinlemez Şampiyonlar

Kaç kişinin dikkatini çeker, ya da kaç kişinin umurunda olur bilmiyorum ama G.Saray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, geçen yılki Avrupa Şampiyonluğu başarısından sonra Japonya'da düzenlenen Kıtalararası Şampiyona'yı da kazandı. Avrupa'nın en büyüğü etiketiyle geldikleri şampiyonadan Dünya'nın en büyüğü olarak dönüyorlar. Namağlup bir şekilde uzandılar kupaya. Ne demişler? Sevda engel tanımaz. Ele ayağa engel vurulsa da, yüreğe engel konulamaz.

8. Hafta - Cuma & Cumartesi Maçları

Haftanın ilk maçında Oyak Renault ile Antalya BŞB karşı karşıya geldiler. Bursa ekibi rakibini tıpkı Telekom maçında olduğu gibi yine köşeye sıkıştırdı ama bir türlü kopup götüremedi maçı. Evren Büker sadece 12 dakika sahada kaldı faul problemi nedeniyle. Burada Ahmet Erdoğan'dan ekstra bir katkı aldı Yücel Platin. Ahmet maçın sonunda 3/4 üçlükle 10 s, 5 r, 5 a istatistiklerine sahip oldu ancak asıl kritik yerde 2 faul atışını da kaçırarak maçın uzamasını sağladı. Bir tanesini atsa maç bitecekti olmadı. Uzatmalarda maç kafa kafaya gitti ama sonunda Antalya BŞB aldı (84-85). Elde Douthit, Ersin, King gibi daha çok yaratıcı oyuncusu olan onlardı ve ekstraları onlar sağladılar. Renault'da Joseph çok çabaladı. Alper Saruhan'daki ilginç düşüş ise devam ediyor. Antalya ekibinde biz geçen yıldan beri set oyununa çok alışmıştık ama bu yıl çok daha kişisel becerilere bakıyorlar. Bu maçtaki toplam 12 asist sayısı bunu net bir şekilde anlatıyor.

Karşıyaka - Erdemir kapışması ise NBA maçlarını aratmayacak bir tempoda başladı. Erdal Bibo'nun ilk çeyrek kasedini izleyen bir Lakers scout'u onu Kobe'ye yedek yapabilir miyiz acaba diye düşünebilir. :) Evsahibi takım yabancılarının oyuna ağırlık koymasıyla maçı geçen yıl sıkça yaptığı gibi bol skorlu ve farklı bir şekilde kazandı (96-84). Mims'i çok beğenmeye başladım ben. Gerçi geçen yıla göre yabancılar biraz alt level kaldılar ama yine de bu tip maçlarda bariz farklarını koyuyorlar ortaya. Mims, Leon, Benton iyiydiler bu maçta. Ömer Kahyaoğlu'nun 20 dakikada 15 sayı üretmesi KSK için oldukça önemli. Bunu sıkça yapması gerekiyor. Geçen yıl Renault'da bunu sıkça yapıyordu. Erdemir'de ise işler sıkıntıya girdi artık iyice. Eğer haftaya iç sahada Ted Kolej'e de yenilirlerse, hocanın gitmesini isteyen taraftarların bu isteği yerine gelebilir.

Cumartesi maçlarının ilkinde stresli Beşiktaş Cola Turka ile şu ana kadar 4 galibiyet alıp beklenti üstü bir performans sergileyen Darüşşafaka Cooper Tires karşılaştılar. Beşiktaş Cola Turka'da yeni transferler Jimmy Baxter ve Dennis Mims toplamda 30 sayı üreterek bir anlamda maçtaki farkın da tarifini yaptılar (80-47). Rahatlamış Daçka belki de kafalarında bu maçı oynamadan kaybetmişlerdi. Zaten o da olmasa Soner'in 0 sayı attığı bir maçı kazanma şanslarının sıfır olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı? Beşiktaş Cola Turka'da Baxter 20 sayı attı ama asıl dikkati Adem Ören'e çekelim. 20 s, 11 r, 4 a. Müthiş rakamlar. Son maçların formda isimlerinden Cevher de yine 15 sayısını üretmiş. Mims'in ligdeki ilk maçında 10 s, 10 r ile merhaba demesi de hoş olmuş. A bu arada, Ömer Ünver de ses vermiş nihayet. 12 dakika oynayıp 7 sayı atmış. İyi bari, en azından yaşadığını hissettik.

Hafta içinde Haydar Kemal Ateş'i paketleyip, yerine Hasan Özmeriç'i getiren Casa Ted Kolejliler, yeni hocasıyla ilk sınavını G.Saray Cafe Crown'a karşı verdi. Daha kendi dişine göre bir takımla karşılaşsalar, ilk galibiyetlerini alabilirlerdi bu moralle ama rakip G.Saray Cafe Crown olunca diş geçirmek de kolay olmamış (66-75). Yine de son periyoda berabere girmiş olmaları onlar için gelecek haftalar adına iyi bir ışık. Sarı kırmızılı takımda Milojevic, Hüseyin, Gurovic üçlüsü skor olarak öne çıkmışlar. Zizic ise sadece 6 dakika oynayıp, yine sıfır sayıyla bitirmiş maçı. Yolcudur abbas, bağlasan durmaz modu tam. Maçta Polat Kaya'nın omzu çıkış bu arada uyduğuma göre. Ve bunun üstüne G.Saray taraftarları tribünlerde 'Oooh oooh' çekmişler. Futbol sahalarında görüyoruz bunları yeterki kadar, bari parkeye taşımayalım derim ben.

Çile bülbülüm çile şarkısını Kepez Belediyesi için yollayalım buradan. TED Kolej neyse de, bu hafta onlardan ilk galibiyetlerini ciddi bir şekilde bekliyordum ben. Ama yine uzatmalarda verdiler maçı. Bu yıl kupa dahil kaçıncı uzayan maçları oldu bu yahu? Selçuk Üniversitesi altın değerinde bir galibiyetle dönüyor Antalya'dan. Tebrikler gerçekten (66-68). Maçtan önce deseler ki Kepez'de Hakan Eol 22 sayı atacak, galibiyetten bir gram şüphe etmezdim. Çünkü ekstra bir adam Hakan Erol. Diğer skor atacak adamlar normal sayılarına ulaşsalar maçı alıp götürürlerdi. Ama olmamış işte. Bavcic - Martin - Traylor üçlüsü anca toplamda ulaşabilmişler Hakan Erol'un tek başına ürettiği sayıya. Hafta içinde 35'lik McLinton'ı aldılar. Ben sandım Kammron'ı 2 numarada kullacaklar. Ama dünkü maçta yokmuş. Sepetlediler sanırım. 5 yabancı olunca ekstra para vermek gerekiyor malum federasyon havuzuna. Onu göze almadılar herhalde. Biz burada son top geyiği yapmıştık bir postta. Dün Sabit Hadzic maçın normal süresinin bitimine 17 saniye kala Berent'in üçlüğüyle 1 sayı öne geçtiklerinde. Hemen taktik faul yapmış Ibekwe'ye ve son topu kendilerine almış. Ibekwe 1'ini sokmuş, Kepez son hücumda boş dönmüş maç uzamış. Uzatma dakikalarında ise son anlarda gelen İbrahim Öztürk üçlüğüyle maçı alan Selçuk Üniversitesi olmuş.

Geçen hafta Antalya BŞB deplasmanından inanılmaz değerli bir galibiyetle dönen Mersin BŞB, Lofton'suz çıktıkları maçta Banvit'e uzatmalarda teslim olarak geçen haftaki galibiyeti çöpe attılar (96-100). İç sahada bu tip maçları kazanır normalde Mersin ama Lofton gerçekten çok önemli bir yapıtaşı onlar adına. Bir anda onsuz kalmak, takımın düzenini mutlaka bozmuştur. McCalebb 28 sayı, 8 r, 7 a ile triple-double'ı kaçırmış ve takımı adına öne çıkmış, Ffriend 26 sayı atmış (yüzdelere dikkat !! ikiliklerde 9/12, faullerde 8/10). Benvit'te ise Agudio hariç diğer yabancılar takımı sırtlamaya devam ediyor. Crispin 30 sayı atmış, manyak adam ya. :) Banvit de şaka maka 8'de 6 oldu valla. Süper gidiyorlar. Şu galibiyet çok çok önemli.

Dünün son maçında eleştiri yağmuruna tutulan Efes Pilsen ile son 2 haftada Beşiktaş Cola Turka ve F.Bahçe Ülker galibiyetleriyle moral fazlalığı yaşayan Aliağa Petkim kapıştılar. Maçı izleyemedim, dışardaydım ama Ergin Ataman'ın bu tip maçlara takımını iyi konsantre ettiğini biliyoruz zaten. Sevmiyor bu tip maçlarda sürpriz yenilgiler almayı ligde. Nitekim üçüncü çeyrek sonunda bitirdikleri maçı rahat bir şekilde kazandılar (92-78). Ergin Ataman bu maçta dakikaları epey dengeli dağıtmış. Sinan bile 10 dakika oynamış, düşünün. :) Yaşlı kurt Smith 31 sayı bırakmış potaya, maşallah. Zaten o da olmasa nice olurdu Efes hücum setlerinin hali, çok merak ediyorum. Konuk Aliağa Petkim'de dikkat çekenler ise 23 sayı, 6 r, 5 a ile Reese ve 15 s, 16 r, 3 a, 1 blok (Bloğunu yazmayı unutmayalım, kızar Fatih bize) Fatih Solak olmuş.

Bugün haftanın son maçında F.Bahçe Ülker ve Türk Telekom karşı karşıya gelecek. Salonda olacağım, bu yıl Abdi İpekçi'ye hiç gitmediydim, siftahı yapalım bakalım. Son 3 maçını kaybetmiş F.Bahçe Ülker ile ligde namağlup giden, Avrupa'daki maçını da alan Telekom'un kapışması keyifli olacak hiç şüphe yok ki. Maçı SkyTürk verecek saat 16:00'da.

29 Kasım 2008 Cumartesi

TBL Nostalji #3: Petar Naumoski

Türkiye'ye basketbolu sevdiren adamlardan biridir Naumoski. 7 numaralı formasıyla, formasının askısına terini silmesiyle ve Efes Pilsen'le yaşadıklarıyla adını bu ülke basketboluna altın harflerle yazmıştır. Hatta öyle ki onun zamanlarında sokakta çoğu küçük çocuk NBA'den oyuncu ismi söylemek yerine 'Naumoski' adını haykırırdı basketbol oynarken. Ne kaslı ve şişirilmiş bir vücudu vardı, ne de öyle deve gibi bir uzunluğu. Gayet devlet memuru tipli bir adamdı. Belki de o yüzden bu kadar yakın hissettik onu kendimize. Ne var lan, ben de oynarım onun gibi, ben de silerim terimi formamın askısına, ben de üçlük atarım hiç kendimi kasmadan diyebilmemizi sağladı belki de o sıradan tipiyle.

1992-93 sezonuyla başladı Efes kariyeri. O yıl Efes Pilsen normal sezonda ve Play-Off'ta oynadığı 37 maçı da kazanarak şampiyon oldu. Avrupa'da ise Avrupa Kulüpler Kupası adıyla oynanan kupada finale kadar çıktık ama finalde Torino'da oynanan maçta Aris'e kaybettik. Bir de üstüne bir araba dayak yemiştik. Kabus gibiydi şimdi hatırlayınca. 1993-94 sezonunda da şampiyon oldu Efes. Ve o yılın bitiminde Petar Naumoski Benetton Treviso'ya transfer oldu. Benetton formasıyla İstanbul'da Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finali oynadı. 25 sayı attı, takımı kupayı kaldırdı. Aynı yıl Efes Pilsen'de guard koltuğunda Chris Corchiani, Gökhan Güney, Bora Sancar üçlüsü vardı. Ligde şampiyonluk gelmemişti. Bunun üzerine Naumoski 1 yıllık aradan sonra yeniden Efes'e geldi. Bu sefer daha tecrübeliydi. Ve hedef Avrupa'da başarıydı. Çok bekletmedi bizi Petar. Efes'e yeniden merhaba dediği 1995-96 sezonunda lig şampiyonluğunun yanında bir de Koraç kupası zaferi elde edilmişti. Efes Pilsen zirve yapmıştı artık. Sıradaki hedef en büyük kupada Final-4 oynamaktı. Naumoski Koraç zaferinin ardından 3 yıl daha Efes'te oynadı. Bu üç yılın ilkinde şampiyonluk geldi, diğer ikisinde ise finalde önce Ülkerspor'a, sonra da Tofaş'a kaybettiler. Avrupa mı? Bir türlü olmadı. O beklenen başarı bir türlü gelmedi.

Naumoski Efes'teki son senesi olan 1998-99 sezonu final serisinde son 2 maçta sadece 8 ve 1 sayı atmıştı. Neden böyle bir şey olmuştu peki? Evet Alper Yılmaz onu acayip kilitliyordu ama işin altında asıl büyük bir neden daha vardı. O yıl Naumoski'ye normal sezonu lider bitirip, bir de Play-Off'ta finale kalınırsa 250 bin dolar alacağı söylenmişti Pano Natof tarafından. Naumoski finale kalınmasının ardından hakkı olan bu parayı isteyince Pano Natof kendisine 60 bin dolar vermeye kalkmış. O da hakkı olan parayı istemekte diretmiş. Alamamış. Aydın Örs'le konuşmuş, 'Finale motive ol, şampiyon olalım, sonra konuşuruz' yanıtını almış. Ama motive olamamış. Şampiyonluk kaçmış, ardından da Naumoski kaçmış.

Efes defterini buruk kapatan Petar, yeniden Benetton'a döndü. 1 yıl orada oynadıktan sonra, Ergin Ataman'ın çalıştırdığı M.Siena'ya transfer oldu. O yıl Ergin Ataman'la birlikte Saporta Kupası'nı kazandılar. Sonrasında 2004 sezonunda Ataman'ın çalıştırdığı Ülkerspor bastı parayı getirdi Naumoski'yi. Yarım sezon Ülker forması giydi ama eskisi gibi değildi tabii. Milletvekilliği yapıyordu en son Makedonya'da.

Biz onu Efes kariyeriyle biliriz aga. Gerisine karışmayız. O Efes Pilsen'in bayrak adamlarındandır. Eliyle 4 işaret ettiği zaman, 4 adamın dışarıya çekildiği, ve Naumoski'nin tek başına oynadığı seti kim unutabilir acaba? Onun zamanında hücum süresi 30 saniye idi. Petar hiç abartısız 25 saniye elinde tutardı topu. Sonra ya kendi oynardı, ya da Volkan Aydın & Ufuk Sarıca ikilisinden birinin eline yollardı ki üçlük atsınlar diye. Volkan & Ufuk için pek de hayırlı bir adam değildi aslında düşününce. 'Petar Pilsen' denirdi bir aralar Efes Pilsen'e. Hatta o zamanların müthiş yorumcusu İsmet Badem'in 'Naumoski'nin sazı eline alması lazım' repliği de efsaneler arasındadır.

Kendisi hakkında unutamadığım bir detay vardı. Bir röportajında sağ bileğini ödüllendirmek için bilmem kaç bin $'lık Rolex saat aldığını söylemişti. Hoş bir detaydı. Şimdi düşündüm de nasıl bir fetiş alanına giriyor acaba bu? :) Efes Pilsen'e transfer olduğunda tercümanlığını yapması için kulübe gelen Oktay Mahmuti'nin zamanla kendini geliştirmesi ve en sonunda Efes Pilsen başantrenörü pozisyonuna gelmesi de yine küçük ama güzel bir detaydır. En unutamadığım performanslarından biri de, Koraç zaferinin kazanıldığı yıl Bologna deplasmanında daha ilk yarıda 4 faul almasına rağmen, ikinci yarıda hiç korkmadan savunma yapmaya çalışması, elini kolunu oraya buraya gözünü karartarak sallamasıdır. Nasıl almadı o beşinci faulü hiç anlamadım. Hem de direkt olarak Efes'i katletmek amacıyla sahada olan bir hakem grubundan. Muazzamdı.

Değişik bir adamdı. Stili vardı. Kendi gibiydi.

Çocukluk kahramanlarımızdandır. Büyük başarılar kazanmıştır Efes'le. Koraç zaferinden sonra konulan 'En büyük kupada Final-4 oynamak' hedefine ulaşamama nedeni olarak Efes yönetiminin bir türlü kaliteli yabancıları katamayışını göstermişti. Ama hemen onun Efes defterini kapattığı sezon Damir Mulaomerovic'li kadroyla Final-4 başarısı gelince ortaya da ironik bir tablo çıkıvermiştir. Saygılarımızı yollayalım buradan kendisine. Türkiye'ye basketbolu sevdiren adam. Ne kadar teşekkür etsek azdır sana.

Laf-ü Güzaf #3

'Şimdi Vidmar'ın karşısında daha dişine göre bir uzun var. Dişine göre derken; onun uzunluğunda, ondan daha uzun.. (sessizlik)'

Ailemizin yorumcusu Çetin Yılmaz, Roma - F.Bahçe Ülker maçında Brezec hakkında konuşuyor.

28 Kasım 2008 Cuma

PG Aranıyor

Galatasaray Cafe Crown'da Marshall Strickland'ın beklenti altı kalması nedeniyle yeni bir oyun kurucu arayışı başladı. Bu bölgede mecburiyetten Graves'in oynamasının Graves'in asıl performansını düşürdüğünü (nihayet) farkeden yönetim, transfer çalışmalarına başlamış. Bunun için ilk temas ligimizde Tekel ve Banvit formaları da giymiş olan Rashid Atkins ile kurulmuş. Ancak Oostende takımının yeni koçu onu bırakmamış. Arayışlar devam ediyor. NBDL'e yönelinmiş ama yine de ilk tercih Avrupa tecrübesi olan bir oyuncuymuş. Ayrıca Zizic'in Joventut Badalona'ya transferi için de pazartesine kadar süre tanınmış. Büyük ihtimalle o iş de biter pazartesi.

Eee var mıdır bir PG öneriniz Galatasaray Cafe Crown'a?

Şimdi Nerede? #4: Andre Woolridge

Önce Beşiktaş forması altında tanışmıştık onla. Ekürisi Kevin Thompson ile birlikte güzel bir ikili olmuşlardı. Ahmet Fetgeri'de oynuyordu o zamanlar Beşiktaş maçlarını. Rüçhan falan vardı kadroda. Hatta Çağatay Çırpıcıoğlu ismi bile geldi aklıma nerden geldiyse. :) Hey gidi hey yahu. Yaşlandık mı ne? Gerçi biz yaşlandık da Woolridge yerinde mi saydı. O da 35 oldu helalinden.

Son 1,5 yıldır Oyak Renault forması giyiyordu. Geçen yıl kupada finale kalırlarken bir Efes yarı final maçı oynadıydı ki, zannedersin Kobe, zannedersin majesteleri. İzlerken bizim ağzımız açık kalmıştı. Gerçi o maçın sonrasında ertesi gün Telekom finalinde doğal olarak bitmiş tükenmiş bir Woolridge vardı ama genel olarak zaten Oyak Renault takımı yorgundu. İhtiyarın yorgun olması normal.

Bu yıl yok kendisi Oyak Renault kadrosunda. Merak eden var mı acaba nerede diye? Belki vardır diyerekten yazayım dedim. Kasım ayı başında Kıbrıs Rum Kesimi takımlarından Keravnos Strovolou ile anlaştı Woolridge. EuroChallenge'da da mücadele ediyorlar. Hatta geçen gün ilk maçlarında Alman ekibi Telekom Baskets Bonn'a farklı yenildiler deplasmanda. Andre ilk beş başladı ama takım olarak kötüydüler. Ligde ise 5'te 5 ile lider durumdalar. Woolridge son 3 maçtır oynuyor. Son maçında 29 dakika sahada kaldı, 7 sayı, 7 asist, 3 de ribaund yaptı. İş yapar orada çok rahat.

5. Dakikadan Sonra Belli Oldu (76-67)

Hani derler ya, maç başlamadan belliydi ne olacağı diye. O kadar olmasa da, bu maç da 5. dakikada belli etti ne şekilde gideceğini. İlk 5 dakikada Rasim'in iki üçlüğü ve düşük oyun temposu, aklıma hemen geçen yılki Roma deplasmanını getirdi. Galibiyet için heveslendim ama sağolsun F.Bahçe Ülker 10-2'lik bir seri yiyerek skor avantajını rakibine verdi, bir daha da öne geçemedi zaten. Hücumdaki F.Bahçe Ülker tablosunu hayretle izliyorum son bir kaç maçtır. Bu kadar yüklenilirmi üçlüğe? Sağlıklı bir düşünce midir bu? İçeriden sadece 13 isabetli atış bulabilmek, etkili uzunları olan bir takıma yakışıyor mu? Yapılan basit fauller cabası. Adamlar 33 kere faul çizgisine gidiyor. F.Bahçe Ülker? Sadece 16 kere. İlk 5 dakikanın ardından kazanılamayacağı belli oldu maçın. Zaten son 5 dakikasında da uyuyakalmışım. O derece yani. Geçen yılki Efes Dark filminin başrol oyuncularından Andre Hutson maçın adamı olurken, F.Bahçe Ülker'de bir tek Mirsad sivrildi. Emir Preldzic bir tanesi ilk çeyrekte, ikincisi üçüncü çeyrekte olmak üzere, iki saçma şut deneyip takıma fast-break yedirince Tanjevic'in hışmına uğrayıverdi, Semih Erden uzun aradan sonra forma giydi ama hazır değil elbette, Vidmar zaten maçın başında üçledi, Ömer Onan etkisizdi, Ener sadece 2 dakika göründü sonra hemen kenara alındı, Giricek zaten kenarda yine tşörtüyle. Bir de Green vakası. Beklediğimden çok daha silik geçiyor F.Bahçe Ülker kariyeri.

Grubun diğer maçlarında Joventut evinde TAU'yu, Olimpija ise evinde Alba'yı devirdiler. Grup biraz karıştı aslında Joventut galibiyetiyle. Roma (4-1) ile lider, arkadan (3-2) ile TAU ve F.Bahçe Ülker geliyor. Sonra (2-3) ile Joventut ve Alba. Altta da (1-5) ile Olimpija. Bu gruptan avantajlı bir şekilde çıkmak için içeride Joventut ve Roma maçları mutlaka kazanılmalı. Kalan 3 maçtan da -TAU, Alba (d), Olimpija (d)- ne yapıp edip 2 galibiyet çıkartılmalı.

27 Kasım 2008 Perşembe

Drobnjak Efes İçin İstanbul'da

Ahmet (#21) sağolsun çaktı cepten SMS'i, haberdar etti bu durumdan beni. Belgrad-İstanbul seferindeymiş ve Predrag Drobnjak da aynı uçaktaymış. Sohbet etmişler biraz, Efes'le telefondan anlaştıklarını ve apar topar İstanbul'a çağırıldığını söylemiş Peja. Tahminen ilk geçen de biz oluyoruz haberi. Direkt olarak uçaktan alıyoruz istihbaratı. :) Eyvallah Ahmet.

Pişmanlık mı? Asla

'Hosley elbette iyi bir oyuncu ama biz ondan bu patlamayı beklemiyorduk. Kendisi bir ara gündemimizdeydi evet ama bu almadığımız için pişman olduğumuz anlamına gelmiyor.'

Efes'i Anlayan Beri Gelsin

Efes Pilsen evinde Real Madrid'e farklı teslim oldu (81-95). Şahsım adına konuşacak olursam galibiyet falan beklemiyordum zaten Efes'ten ama izlediğim tablo beni ciddi anlamda düşünmeye zorluyor. Bir kere hücumda çok kısır Efes, ne yaptığını bilmiyorlar, ne bir sistem ne bir set, hiçbir şey yok. Garibim 35'lik Smith sazı eline alacak da Efes hücumda şenlenecek. Yok ya. Defans yapıyor gibi zannediyorsunuz Efes'i, ama detaylı bakınca o da yok. Artık Efes maçlarında alıştığımız çoğu sahne dün yine oynandı. Sinan hiç süre almadı, Engin Atsür bu defa kadroda bile yoktu, Kakiouzis ve Shumpert katkısız kaldılar, Cenk desen Allah'lık. Bunların yanında hücumda o bahsettiğimiz sistemsizliğin sonucu olarak ortaya çıkan toplamda 8 asist rakamı. Bir de üstüne 4/20'lik muazzam üç sayı yüzdesi gelince karşımızdaki tablo epeyce bir karanlık oluveriyor. Real'de eski dost Quinton Hosley ufak çaplı bir show sundu bizlere. Plaza onu genelde 3 olarak oynattı. Karşıyaka'da genelde 4 numarada görüyorduk onu. Savunmada biraz yetersiz kaldı ama hem Efes hücum elemanlarının hücumdaki başarısızlıkları hem de kendi hücum performansı bunun üstünü çok güzel bir şekilde kapadı.

Eurocup'tan bir alt kupaya, Eurochallenge'a düşen G.Saray Cafe Crown ise ilk maçında İstanbul'da karşılaştığı KK Zagreb'i uzatmalarda geçti. Maçın büyük bir kısmını 4-5 sayı geride götüren sarı kırmızılılar, bitime 7 saniye kala Cüneyt'in faul atışlarıyla skoru 68-68'e getirdi. Zagreb son hücumda başarılı olamayınca maç uzadı. Uzatmalarda ise işler G.Saray Cafe Crown'un tahmin edebileceğinden de daha iyi gidince, farklı bir skor oluşuverdi. (87-72) Maçta son günlerin popüler adamı Zizic hiç süre almadı. Milojevic & Gurovic'in toplam 46 sayısı ise galibiyetin anahtarı oldu bir yerde.

26 Kasım 2008 Çarşamba

Yakışıklı Abdi İpekçi

Efes Pilsen - Real Madrid maçına bakıyorum da, Abdi İpekçi'ye yeni dijital reklam panoları konmuş. Hoş olmuş, güzel gözüktü gözüme. Zengin göstermiş. :)

34'lük McLinton Kepez'de

Kepez yetkilileri ligde 7'de 0 çekmiş olmalarına biraz içerlemiş olacaklar ki, hemen yeni bir yabancı takviyesi yapmışlar. Kammron Taylor'ın tam bir 1 numara gibi oynayamaması onları o bölgede Berent ve Arda'ya bakar konuma düşürmüştü. Taylor'ı son maçta 2 gibi kullandılar daha çok. Oyun kurucu pozisyonu için ise bugün açıkladılar ki, 34 yaşındaki Darren McLinton ile anlaşmışlar. 1,84 boyundaki oyuncu en son bu yıl Ukrayna 2. Ligi'ne düşen Cherkassy Monkeys semalarında görülmüş. Kariyer istatistiklerine şuradan bakabilirsiniz. Kariyerinde Cibona, Geoplin, U.Olimpija, Ural Great, Köln, Frankfurt gibi takımlar var. Ama hiçbirinde uzun kalamamış, hatta takım değiştirmeden geçirdiği sezon sayısı 1 ya da 2.

Psikolojik olarak çok zor durumda Kepez. Son Banvit maçında geriye düşer düşmez 10 dakika içinde bir araba dolusu fark yemelerinin başka bir tarifi yok çünkü. Bu hafta onlardan galibiyet haberi gelecek gibi hissediyorum. Yine de skor olarak baştan itibaren ipleri ellerine almalılar. Yoksa kazanamamadan doğan bu psikolojik dumur onları epey bir zorlar bu maçta da.

TBL'de 8. Hafta Programı

28 Kasım Cuma
18:00 Oyak Renault – Antalya BŞB
20:00 Pınar Karşıyaka – Erdemir (Spormax)

29 Kasım Cumartesi
15:00 Beşiktaş Cola Turka – Darüşşafaka Cooper Tires (Spormax)
16:00 Casa TED Kolejliler – Galatasaray Cafe Crown
16:00 Kepez Belediyesi – M.A. Selçuk Üniversitesi
16:30 Mersin BŞB – Banvit
17:00 Efes Pilsen – Aliağa Petkim (SkyTürk)

30 Kasım Pazar
16:00 Fenerbahçe Ülker – Türk Telekom (SkyTürk)

Eurocup'da İlk Hafta

Eurocup'taki temsilcilerimiz ilk haftayı 1 galibiyet, 1 mağlubiyet ile kapadılar. İsrail deplasmanında Bnei Hasharon ile karşılaşan Telekom çok rahat oynadı. Maçın ilk yarısını seyredebildim ama belliydi yani maçın farka gideceği. Maçın sonunda oluşan skor çok da sürpriz olmadı benim için (54-76). Zaten Telekom artık bu kupanın kaşar takımlarından biri. Ve ciddi anlamda tecrübeli. Rakip 2/18 ile üçlük atarak zaten kendi ipini kendi çekti bir yerde. Telekom ise onlara 7/19 ile karşılık verdi. 3 tane Bekir (3/3 ile attı), 3 tane de Serkan. İşlem tamam. Bu arada grubun diğer maçında da iki Yunan ekibi kapışmış. Panellinios keni sahasında Aris'e 69-71 yenilmiş. Aris ve Telekom çıkacaklardır zaten buradan, sanmıyorum ki bir sürpriz olsun.

Ligde tepetaklak giden Beşiktaş Cola Turka ise Türk Telekom maçındaki hayat belirtilerinden sonra bugün de Mahmuti'nin Benetton'u karşısında iyi bir oyun ortaya koymuş aslında. İlk yarıda bir ara farkı 15'e kadar çıkartmışlar. Bu dönemde Adem'in üçlükler etkiliymiş baya (Zaten maçı da 4/4 üçlükle kapatmış). İlk yarıyı 40-28, üçüncü çeyreği de 52-48 önde kapamış Beşiktaş Cola Turka ama içeriden epey etkili olmuşlar. Özellikle eski dost Nicevic epey hırpalamış boyalı alanı. Maç sonunda uzun zamandır maç kazanamama psikolojisinin de etkisiyle teslim bayrağını çekmiş takım (72-77). Siyah beyazlılarda bu maçta Yeşilyurt'tan alınan Dennis Demarlow Mims de ilk kez oynamış. Register etmişler demek ki nihayet. 7 sayı, 7 ribaund yapmış. Merak ediyorum bakalım nasıl bir adam çıkacak. Yeni transfer Jimmy Baxter ise Mire Chatman ile birlikte toplam 1/9 üçlük isabeti ile oynayıp ufak çaplı bir rezalete imza atmış. Cevher yine tam gaz devam. 23 sayı bulmuş, 5/9 üçlükle oynamış. Ömer Ünver ise yine süre almamış. Takım bu kadar kötü durumdayken Ömer Ünver'in süre alamamasının altında pek de masum şeyler arayamıyorum ne yazık ki ben. Var mutlaka bir şeyler. Beşiktaş Cola Turka'nın grubundaki diğer maçta ise Khimky, Le Havre'yi 79-55 ile paketlemiş evine. Khimky arkası Benetton da bu gruptan çıkacak olası sonuçtur. Ha bu arada unutmadan, Marcus Faison oynamamış bu maçta. Maddi kriz onu da mı vurdu yoksa sonunda?

25 Kasım 2008 Salı

Efes Pilsen Euroleague Resmi Sponsoru


Efes Pilsen, Euroleague resmi sponsorlarından biri olmuş. Hoş bir olay. Euroleague resmi sitesinden şu şekilde duyurulmuş haber. Nike, Unicef, Sportingbet, GNTO gibi sponsorların arasına Efes Pilsen de katılmış artık.

Kürkçü Dükkanı

Ufak bir flashback yapalım;

28 Temmuz 2008: Hasan Özmeriç ile yola devam ediyoruz.
12 Ağustos 2008: Hasan Özmeriç ve ekibiyle yollarımızı ayırdık.
12 Ağustos 2008: Yeni hocamız Haydar Kemal Ateş.
25 Kasım 2008: Haydar Kemal Ateş görevinden ayrıldı.
25 Kasım 2008: Yeni hocamız yine yeni yeniden Hasan Özmeriç.

Yaklaşık 4 ay içinde bu gelişmeler yaşandı Casa Ted Kolejliler'de. Şimdi ne oldu? Dönüldü, dolaşıldı, aynı yere gelindi. Değişen ne? Kaybedilen koca bir itibar ve ligde 7'de sıfır çekmek. Sadece kulüp değil, Hasan Özmeriç de bu gidiş ve geri dönüş adına neden-sebep açıklanana kadar irtifa kaybetmiş vaziyette kalacaktır benim için. Kulübe yakın kaynaklar, bu süreçte olanların kesinlikle bir sır olarak aile içinde kalacağını söylüyorlar. Saygı duymak gerekir. Ama merak da etmiyor değilim hani. Ne amaçladılar bu hamleleri yaparken diye.

3 senelik Ted Kolejliler kariyerinde, ilk senesinde takımı TBL'e çıkarmış, sonraki 2 sezonda ise Play-Off oynatmış bir Hasan Özmeriç'in görevden alınıp yerine Haydar Kemal Ateş'in getirilmesi aklın mantığın alabileceği bir hamle değildi çünkü.

Şefim, Bizim Bir Haydari Vardı

Casa Ted Kolejliler Haydar Kemal Ateş ile yollarını ayırmış.
Yeni hocanın ismi gün içerisinde açıklanacakmış.
# Haydari

Yücel Platin Röportajı

10 numara bir adam Yücel Platin. Zaten tanışmadan da en sağlam fanlarından biriydim, bir de üstüne tanıyınca, çıplak gözle o keyfi tadınca daha bir arttı hayranlığım. Acayip samimi bir sohbet oldu. Zaten gider gitmez 'Vay, alemin en vahşi basketbol yazarı' şeklinde karşılanınca, takip edildiğimizi anlayıp pis bir sırıtışı oturttuk suratımıza. Röportajdan oldukça keyif aldık biz yaparken, Yücel abi de sağolsun pek bir beğendi soruları, güle oynaya geçirdik vakti. Buyrun röportajın detayları; keyifle okuyacaksınız eminim.

SB: İlk olarak Yücel Platin kimdir, nedir, Oyak Renault'dan önce neler yapmıştırdan başlayalım isterseniz. Mesela sanmıyorum ki çoğu kişi bilsin sizin İTÜ mezunu bir mühendis olduğunuzu.

YP: 1970 doğumluyum. İstanbul St. Joseph Fransız Lisesi mezunuyum. Daha sonra İTÜ Kimya Mühendisliği'ni bitirdim. Ama okurken kafaya koymuştum ben antrenörlüğü. O yüzden biraz da almış olmak için aldım diyebilirim diplomayı. Oyak Renault'dan önce ne yaptım? İTÜ'de altyapılarda çalıştım, Beşiktaş'ta 1 yıl Erman abinin (Kunter) yanındaydım. Sonra 3 yıl boyunca yine Beşiktaş'ta Ahmet Kandemir'in yardımcılığını yaptım. 2001-02 sezonunda Okan Çevik'in asistanlığını yaptım Oyak Renault'da. Ardından başantrenör oldum. Arada ufak bir Banvit macerası yaşadım. Onun dışında da sürekli olarak Oyak Renault'daydım.

SB: Banvit macerasının kötü geçmesindeki nedenler neydi?

YP: Çok uzun zaman önce olmuş bir olay olduğundan, fazla üzerinde durmamak gerektiğini düşünüyorum. Banvit şu anda basketbola önem veren, fazlasıyla takdir ettiğim bir kulüp.

SB: O zamanlar şimdiki kadar iyi bir organizasyon da yoktu zaten Banvit'te.

YP: Tabii, o zamanlar daha yeni yeni başlıyorlardı. Ama şimdi bakıyoruz, A takım olarak iyiler evet ama altyapıda da oldukça iyiler. Kısa sürede yılların kulüplerine yetiştiler neredeyse. Tesis olarak da atılım içerisindeler. Yatakhaneleriyle, lojmanlarıyla, düzenleriyle gayet sağlam bir yapıdalar şu anda.

SB: Oyak Renault'nun kulüp organizasyonundan, işlerin nasıl yürüdüğünden bahsedelim biraz. Nispeten dar bir bütçeniz olmasına rağmen, bir kez olsun hatırlamıyorum ki Oyak Renault takımı basına parasızlık ya da ücretlerin ödenmemesi nedeniyle malzeme olsun. Hatırlamıyorum ki bir oyuncu maaşını alamadığı için Bursa'yı terketsin. Nasıl işliyor bu makina?

YP: Şöyle bir örnekle başlayayım; 2003-04 sezonuydu (ligden düştüğümüz sezon), 1 yabancı ile başlamıştık lige. Sonra guard pozisyonu için bir yabancı ihtiyacımız daha doğdu. Ben yönetimle 2 ay boyunca konuştum ettim, mutlaka almalıyız falan diye. Ama yönetimin bana cevabı: 'Bankada o para olmadan bu transferi asla yapamayız. Çünkü bizim diğer oyuncularımıza karşı yükümlülüklerimiz var'' olmuştu. Bu Türkiye için oldukça ters bir düşünce. Türkiye'de çoğu zaman 'Alalım, nasılsa bir yerden buluruz parayı' mantığı çalışmakta malum. Ben o zamanlar yönetimin bu cevabına epey bir kızmıştım, üzülmüştüm ama şimdi yıllar geçtikçe ve olgunlaştıkça; aslında duruşun çok önemli olduğunu, düşmenin çıkmanın değil kulüp duruşunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorum. Bütçemiz düşük olabilir ama bütçe verimliliği diye bir kavram var. Bence Oyak Renault ligde bütçesini en verimli kullanan takım . Bunda menajerimiz Sabri Can ve genel sekreterimiz İsmail abinin paylarını da atlamayalım. Müthiş bir uyumla çalışıyoruz.

SB: Biraz daha derine inelim o zaman, kendi çalışma sisteminizden konuşalım. Ben 3D ismini verdiğiniz bir kuralınız olduğunu biliyorum mesela. Nedir Yücel Platin'in çalışma şekli, prensipleri, doğruları?

YP: 3D kuralını biliyor olmanıza çok sevindim. 3D kuralı (Disiplin, dürüstlük, duyarlılık) şöyle özetlenebilir: Bir takım yaratıyorsunuz ve 12 tane süperego oyuncunuz oluyor. Siz bu 12 adamı bir şekilde aynı hedefe kilitlemelisiniz. Bunun için bir disiplin gerekli. Ama bu disiplin kelimesi bir askeri disiplin olarak algılanmasın sakın. Örneğin ben deplasmanlarda oyuncularıma serbest gezme hakkı veririm, bir çok konuda da yine onları rahat bırakırım. Çünkü basketbol gibi yaratıcılık isteyen bir sporda, normal hayatında yaratıcılığı olmayan bir adama saha içinde 'Haydi yarat bakalım' demek saçma olur. Benim disiplinim şudur: Herkes kendi hareket alanında, başkasının alanına girmeden istediğini yapabilir. Mesela ben bu takımın koçuyum ve direksiyon bendedir. Kimse de alamaz benden o direksiyonu.

Dürüstlüğe gelecek olursak; baktığınızda her takımın iyi ve kötü günleri olabiliyor. Eğer ki siz takım içindeki ilişkileri dürüstlük üzerine kurmuşsanız, o kötü günler çok çabuk atlatılıyor. Çünkü herkes dürüstçe kendine bir pay çıkarmaya başlıyor o kötü günlerde.

Duyarlılık ise oyuncuların yaptıkları işe ve aldıkları sonuçlara olan duyarlılığıdır benim için. Sabah kahvaltısını ederken, idmana gelirken, galibiyetten sonra, mağlubiyetten sonra sürekli hissetmelerini istiyorum onlardan. Ustalarımızdan Cahit Altınay'ın bir lafı vardır 'Evlat! Maçı kazandıktan sonra 1 gün keyfini sür, çünkü 2 gün sonra hayat yeniden başlıyor' diye. O yüzden duyarlı olup galibiyeti de mağlubiyeti de hissetmek lazım.

SB: Geçen yılki takımda Andre Woolridge gibi, Ömer Kahyaoğlu gibi tecrübeli isimler vardı. Maç içinde bu oyuncular takımı toparlıyorlardı, gerektiğinde takımın dağılmasını engelliyorlardı, kısaca takıma abilik ediyorladı. Ve bu çok önemliydi. Bu yıl bu oyuncular yok. Abi diyebileceğimiz bir tek Nedim Dal var. Ama Andre ya da Ömer gibi bir rolü yok onun. Geçen yılki takımla bu yılki takımı kıyaslayacak olursak, geçen yıldan farklı olarak neler var Oyak Renault'da bu yıl?

YP: Geçen yılki takımda bir Andre Woolridge olayı vardı. Benim bir çok yabancı oyuncum oldu ama o gerçekten başkaydı. Herşeyden önce inanılmaz bir winnerdı. Ama Andre'yi kaybettik bu yıl. Biz her yıl Ocak-Şubat gibi bir sonraki yılın planlarını yapmaya başlıyoruz. Geçen yıl o dönemlerde, yeni sezonda Andre'yi kaybedebileceğimiz ihtimalinin farkındaydık. Hem yaşı hem de iyi oyunu nedeniyle. Özellikle kupadaki Efes yarı final maçından sonra fiyatının artacağını da tahmin ettik. Çok sağlam bir menajeri var kendisinin, böyle bir fırsatı kaçırmayacaktı. O yüzden biz Andre'sizliği düşünerek o zamanlardan yaptık planımızı.

Bu seneki takıma gelecek olursak, çok daha potansiyelli bir takım olduğumuzu düşünüyorum ben. Yani yukarı gitme konusunda geçen yıldan çok daha potansiyelliyiz. Ama geçen yılki takımın tecrübesi çok fazlaydı dediğin gibi. Bu seneki en önemli soru şu olabilir bizim için: 'Bu eldeki yukarı gitme potansiyelini hangi verimlilikle kullanacağız?'. Şimdilik işler iyi gidiyor ama ligin daha 6 haftası bitti sadece. Yolumuz çok uzun ve dikenli. Kimileri geçen yılki ligden daha yumuşak bir ligimiz olduğunu söylüyor ama ben buna katılmıyorum. Yine ligde bir maç kazanacağız diye canımız çıkıyor açıkçası.

SB: Yabancı oyuncu transferlerinde ince eleyip sık dokuduğunuzu biliyorum. Geçen sezon 2 pozisyon için 150'ye yakın oyuncu kasedi izlediğinizi duymuştum. Bu konuda nasıl bir yol izliyorsunuz?

YP: Öncelikle ben çok şanslıyım. 4-5 yıldır beraber çalıştığım yardımcı koçumuz Murat Yılmaz var. Geçen seneki NCAA maçlarının 120 tanesi onun sayesinde bizim arşivimize girdi. Öyle ki menajerler bize bir isim önerdiğinde, o menajerlerin yolladığı kasetler gelmeden biz kendi arşivimizden o oyuncunun 3-4 maçını izlemiş oluyoruz. İş o konuma geldi artık. Bizim bir de analiz programımız var. O program sayesinde oyuncuların bireysel incelemelerini yapıyoruz. Çok gezmiş oyuncuyu almam. Aynı ülkeye 2-3 kez gitmiş oyuncuları tercih ederim. Ön elemeyi öyle yapıyoruz bir kere. Sonra Avrupa'ya daha yakın oyunculara yöneliyorum. Çünkü bazı oyuncular var, Pasifik tarafında oynamak istiyorlar, oraya alışmışlar. Rookielerde doğu konferansı oyuncularını tercih etmeye çalışıyorum. Yine de en büyük yardımcımızın bilgisayardaki analiz programımız diyebilirim. Çünkü çıplak gözle izlerken kaçırdığımız birçok artı ya da eksi detayı verebiliyor bize. Bir de Internet sağolsun, son adım olarak o oyuncular hakkında yerel gazetelerde çıkmış haberlere bakıyoruz. Kişisel hayatları hakkında bilgi alıyoruz.

SB: Bu yılki yabancılarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

YP: Bizim gibi küçük bütçeli takımların izleyeceği yol bellidir. 3 tane rookieyi bulacaksın ve onları adam edeceksin. Yalnız biz bu yıl bir karar aldık ve 3 yabancıyı da iyi okullardan alalım dedik. Belli bir saygınlığı, belli bir kültürü olan okullara yöneldik. Greg Stiemsma Wisconsin mezunu, Joseph Jones Tezas AM mezunu, Alex Gordon ise Vanderbilt mezunu. 3'ü de iyi okullardan mezun yani. Buna çok dikkat ettik bu yıl.

Greg'i transfer ederek ciddi bir risk aldık biz. Son 2 yılda 10 dakika ortalama ile oynamıştı çünkü. Brian Butch'un yedeğiydi. Ama biz ondaki potansiyeli gördük ve şu anda çok da iyi oynuyor Greg. Joseph Jones çok önemli bir oyuncu. Ben Vegas'ta hayran kalmıştım ona. Ama o zaman bütçemiz yetmemişti. Sonra dolaylı yoldan (Kepez'e dua ediyor hoca burada:)) ulaştık ona. Joseph Jones son Aliağa maçında 26 sayı, 9 ribaund ile oynadı ama hepsinden önemlisi 4 asist yaptı. Benim için paslaşabilmek çok önemli. Çünkü ancak bu şekilde güzel ve keyif veren basketbolu oynayabileceğimizi düşünüyorum. Alex Gordon ise acayip hiperaktif bir adam. Genel olarak 3 yabancımız da oturdu diyebilirim. Tabii burada geçen yılki yabancı oyuncularımızın da haklarını yemeyelim. Monwell Randle'ın bu takım üzerindeki emeklerini es geçemeyiz hiçbir şekilde. Benim hayatımda gördüğüm en iyi savunmacılardan biriydi. Geçen sene hatırlarsanız alan savunmasında çok başarılı olmuştuk. Hem 1-2-2'de hem de 2-3'te en kritik adam Randle idi.

SB: Uzunları genelde şut atabilen oyunculardan seçiyorsunuz. Ama bu seneki uzunlar Greg ve Joseph sanki bu konuda biraz zayıf gibiler. Gerçi Joseph son maçlarda atmaya başladı ama.

YP: Greg de başladı aslında atmaya. :) Joseph zaten şutu olan bir oyuncu ama benim 1-4-5 ya da 2-4-5 ile oynadığım bir üçgen hücum sistemim var. O sistemde Alex pek başarılı olamamıştı. O yüzden de uzunlara o şut ortamını yaratamadık bir türlü. Ama Aliağa maçında becerdik bunu. Zaten Joseph da 3 tane üçlükle başladı maça.

Uzunların şut atabilmesi çok önemli. Çünkü eğer o korkuyu rakibimizin üstüne salabilirsek, savunma kurgularının bozulması çok daha kolay oluyor, penetrelerde seçeneklerimiz artıyor.

SB: Joseph Jones'un Kepez üzerinden Bursa'ya geliş süreci nasıl gelişti?

YP: Kepez bir 5 numara arıyordu. Joseph da baktığımız zaman saf bir 4 numara. Maç içerisinde 5 de oynayabiliyor (mesela Aliağa maçında 8 dakika 5 numarada kullandık onu) ama asıl yeri 4. Kepez'in onu boşa çıkarmasından sonra oyuncunun Türk menajeri Murat Aşık (kendisi benim tarz oyuncuları sevdiğimi çok iyi bilir) bana 'Bekle' haberini yolladı. Sonrasında da gerçekleşti bu transfer. Murat Aşık'ın emekleri çok fazladır yani. Ama Joseph da büyük bir fedakarlık yaptı bize gelerek. Onu da atlamayalım. Kendisi çok da karakterli bir oyuncu.

Dünkü idmanda bir hareketi vardı mesela, idmanı kesip bütün takımı yanıma topladım ve görmeyenlere de anlattım. Bir pozisyonda Joseph şuta kalktı, tam o sırada Süt (Serhat Büker'i kastediyor hoca :)) içeri kat etti. Joseph gördü onu ama şutunu kurmuştu, 'Süt, I saw you' dedi ve attı şutu. Çok güzel bir olaydı bu. Resmen özür diledi orada. Çok önemli bir detaydı benim için.

SB: Bu yıl vitrine çıkacak sürpriz oyuncu Tufan Önen olacak galiba. Tufan hakkındaki yorumlarınız nedir?

YP: Tufan Aliağa maçında çok kötüydü. Son Telekom maçında da ben oynatmadım (Bu arada röportajın akşamında oynanan Daçka maçında da oynatmadı hoca Tufan'ı). Ama son zamanlarda gördüğüm en ciddi atlet oyunculardan biri. Çembere gitmeyi çok seviyor. Küçük problemleri var teknik ve fundemental konusunda. Mutlaka iyi bir yerlere gelecek ama o da kendisine çok dikkat etmeli, kendisine sürekli yatırım yapmalı. Olgunlaşmış bir oyuncu günde 1 maç seyrediyorsa, ya da 2 günde 1 maç seyrediyorsa, genç bir yuncu olara 2 idman arasında 1 maç izlemesi gerekir Tufan'ın.

Benim için dünyanın en zor ligi Euroleague'dir. NBA bana biraz yalan dünya gibi geliyor. Play-Off'lar çok sert oluyor diyorlar, bakıyorum Play-Off'ta da bir sertlik göremiyorum. Mesela Kobe Bryant 81 sayı attı bir maçta, Amerikalılar bolca reklamını yaptılar bu 81 sayının. Kobe Bryant gelsin CSKA'ya atsın 81 sayı, nasıl atacak bakalım. 20-25'ten sonra çemberi göstermezler adama. O yüzden genç oyuncular Euroleague gibi bir organizasyonu izleyebiliyor olmanın avantajını kullanıp bol bol maç izlemeliler bence.

SB: Az bütçe ile büyük işler başaran bu adama diğer takımlardan teklifler gelmiyor mu?

YP: Bu yıl 2 takımdan teklif aldım. Bir tanesini hiç düşünmedim ama diğeri ile bitme aşamasına gelmişti neredeyse. Ama olmadı. Oyak Renault ile devam ediyorum gördüğünüz üzere. Çok da mutluyum.

SB: Kişisel olarak hedefleri nedir Yücel Platin'in?

YP: Burada 8. yılım bitiyor. Oyak Renault ve Yücel Platin isimleri birbirleriyle çok özdeşleştiler. Ama antrenörlüğün ruhunda bir challenge vardır, bir mücadele vardır. Ne yalan söyleyeyim, yurtdışında çalışmayı çok istiyorum. Avrupa Kupası kariyerim hiç olmadığından, bir anda İspanya, İtalya diye açılmadan, 2 kademeli olarak ilerleme taraftarıyım. Daha alt seviye liglerden Almanya, Belçika, hatta Polonya olabilir. Burada Avrupa Kupası oynayan bir takımla deneyim kazanıp, sonra zıplanabilir üst liglere. Ama Mayıs'a kadar hiçbir şey düşünmüyorum.

SB: Sözleşmeniz bu yıl bitiyor mu?

YP: 1 yılı daha var sözleşmemin ama kulübüm bu konuda çok anlayışlı. Karşılıklı anlaşma ortamında çok da önemi yok o sözleşmelerin.

SB: Bursa basketbolu hakkındaki yorumlarınız nedir? Son yıllarda bariz bir gerileme var Bursa basketbolunda. Hem altyapı hem üstyapı olarak.

YP: Evet kesinlikle var. Bursa'da 2 lokomotif var bildiğiniz üzere. Oyak Renault ve Tofaş. Tofaş 2. ligde oynadığından iyi oyuncu çıksa da gözükmüyor pek ama Tofaş'ın her zaman bir ciddiyeti vardır. Bu yıl çok da iyi bir takım kurdurlar, lige döneceklerine inanıyorum.

Biz Sabri ile konuşup çok ciddi bir karar verdik ve 2 jenerasyonu yok ettik bizim kulüpte. Kolay bir karar değildi ama 91-92 doğumluları tamamen kaldırdık ve 93'lülerle yola devam ediyoruz. Bir 93'lü takımımız var, acayip iyiler. Bu yıl yıldız oynuyorlar. 2 yıl da genç oynayacak aynı takım. Ciddi hedef koyduğumuz bir takım. Çok da keyifliler.

Ama o yok ettiğimiz 91-92 jenerasyonu nedeniyle önümüzdeki birkaç sezon ciddi bir alttan adam çıkarma sorunu yaşayacak Oyak Renault. Bu zamana kadar hep iyi şeyleri konuştuk, arada kötülerden de bahsedelim. 93'lüler yetişene kadar biraz sancılı olacağız. Bu yıl bir çok oyuncunun sözleşmesi de bitiyor. Evren Büker, Ahmet Erdoğan, Serhat Büker, Alper Saruhan,hatta Nedim Dal. Hepsinin sözleşmesi bitiyor bu yıl. Oğuz ve Tufan kalıyor bir tek. 2-3 sezon epey sıkıntı yaşayacağız, dikkatli olmak lazım. Ama bu kulüp çok tecrübeli bir kulüp. Mutlaka bir çözüm üretecektir. 93'lülerden itibaren ise ciddi anlamda bir alttan beslenme yaşayacak takım.

SB: Dediğiniz gibi Renault yönetimi artık bu işin kıdemlilerinden. Ve bir çaresini bulurlar, ben inanıyorum.

YP: Ben sana şöyle bir şey söyleyeyim Anıl. Geçen gün Sabri ile konuşuyorduk öyle bir şeyler atıştırırken. O sırada gelecek seneyi kabataslak hazırladık bile. Yani bütün oyuncuları kaybetsek bile yerlerine koyulabilecek isimlerden oluşan planımız şimdiden hazır gibi.

SB: Telekom, Efes, F.Bahçe Ülker gibi büyük bütçeli takımlardan birine gitseniz, Renult'daki o takım kimyasını oluşturma konusunda bir sıkıntı yaşar mısınız? Avrup'da hatta kendi ligimizde bile bir sürü örneği var bunun. Bir sürü yıldız oyuncu var ama takım olamıyorlar. Yücel Platin'in takımındaki o havayı yakalayamıyorlar mesela.

YP: Senin ağzından bunları duyduğum için gerçekten gurur duyuyorum. İleride bir gün daha büyük bir takıma gidersem, şu anki prensiplerimi kesinlikle değiştirmeyeceğimi biliyorum. Çünkü beni ben yapan o prensiplerim. Başarılı olurum, olmam bunu bilemem ama prensiplerimi, doğrularımı yıkmam.

SB: Telekom'a karşı bir şanssızlığı var mı Oyak Renault ve Yücel Platin'in? :) 7 maç mı oldu 8 maç mı oldu hep mağlubiyet, hep mağlubiyet. :)

YP: (Gülüyor) Var var, kesinlikle var. Mesela geçen sene Nejat Sayman'ın çok güzel bir lafı vardı: 'Oyak Renault takımı Yunan takımı gibi, momenti kimseye bırakmıyor' diye. Hakikaten öyleydi. Ama bir tek Telekom'a karşı bir türlü oyunu istediğimiz şekle sokamıyorduk. Sürekli onların istediği gibi gidiyordu tempo. Bunun da nedeni El-Amin & Tutku faktörüydü.

Benim takımımın en büyük özelliği 3 numaraların dahi dribbling yapabilen oyuncular olmasıdır. Alper mesela. Serhat'ı bile zorluyorum bu yönde. Ki Serhat'ın o yönü çok da iyi değildir. Yine Tufan'ı bunun için epey teşvik ediyorum falan. 2 numaralarım zaten guard gibidirler. Evren mesela. Telekom'da Tutku ve El-Amin ikisi birden dirbbling yapan adamlar olunca bir türlü alamıyorduk kontrolü elimize. Bu yıl El-Amin'siz yakaladık, maçın büyük bir kısmını önde götürdük, köşeye de kıstırdık onları ama yine olmadı. :)

SB: Kendi jenerasyonunuzdan beğendiğiniz koçlar var mı?

YP: Ben öncelikle bütün samimiyetimle şunu söylemek istiyorum: Türk Basketbol Antrenörlüğü çok çok önemli bir yere geldi. Bir ekol olduk bence. Ve şu anda Türk antrenörlerin büyük bir kısmı genç jenerasyon. Kimleri beğendiğim sorusuna gelecek olursak ise: Ahmet Çakı'nın verdiği emeklerden dolayı çok takdir edilecek bir koç olduğunu düşünüyorum. Keza bir Orhun Ene modeli var mesela. Genelde yıldız oyunculuktan koçluğa geçiş çok kolay birşey gibi görülür bazı oyuncular tarafından. Ama Orhun böyle yapmadı ve kendine çok emek verdi. Taa Işıkspor'dan başlayarak adımlarını atmaya başladı. Kesinlikle çok beğeniyorum onu. Artık ne kadar genç jenerasyon sayılır ama Ahmet Kandemir'i de beğenirim her zaman. Onun oyuncu seçimleri, kendi basketbolunu takımına çabuk adapte etmesi falan alkışa değer. Ki bu yıl kurduğu Mersin BŞB takımı bana göre ligde ilk 6'nın en büyük adayı tepe takımların ardından.

SB: Ligde kim öne çıkıyor size göre? Şampiyonluk yolunda kimi daha şanslı görüyorsunuz?

YP: Geçen gün bir yorum yaptım, sonra kendim de beğendim yaptığım yorumu. :) Ben Efes ve F.Bahçe Ülker'i biraz daha önde görüyorum. Efes'in sakatı Kasun ve F.Bahçe Ülker'in sakatı Ömer Aşık'tan hangisi sakatlıktan kurtulduktan sonra takımlarına daha çok katkı yaparsa o takım şampiyon olur bence. Telekom da çok iyi ama bu ikilinin biraz daha arkasındalar. Benim sıralamam: Efes ve F.Bahçe Ülker öndeler, onların hemen arkasından Telekom geliyor, biraz daha arkalarında da G.Saray Cafe Crown var.

SB: Milli Takım ve Tanjevic hakkındaki yorumlarınızı da alalım.

YP: Ben koç Tanjevic'in çok önemli işler yaptığını düşünüyorum. 2 sene önce biraz daha farklı düşünüyordum ama şimdi çok pozitifim ona karşı. Bir kere tam bir 'Usta' olduğunu düşünüyorum kendisinin. Örneğin; kendimize sormamız lazım, kaç kişi Enes Kanter'i Alba Berlin maçında oynatır ve o kadar da süre oyunda tutar diye.

Milli Takım için ise Avrupa Şampiyonası'na kalmak biraz fazla abartıldı gibi bence. Yani orası zaten bizim olmamız gereken yerdi ve bu yoldaki rakiplerimiz de çok zorlu değildi açıkçası. Polonya biletini almamızdan daha önemli olan, orada birşeyler yapabileceğimizin sinyallerinin verilmesiydi. Bizim basketbolumuzun en büyük sorunu bir sistemin, bir kimyanın olmamasıydı. Az paslaşan, az asist yapan, düşük momentle oynayan bir takımdık. Bu eleme grubunda bunu değiştirdik. Asıl önemli olan o bence. Yoksa biz zaten elemeleri geçmek zorundaydık. Tanjevic'in gün geçtikçe takıma daha fazla hakim olmaya başladığını düşünüyorum. Onun hakkında eleştiri yapmak benim haddim değildir yanlış anlaşılmasın. Benim saygı duyduğum bir ustamdır kendisi.

SB: Devşirme guard olayı vardı bir ara alevlenen. O konudaki fikriniz nedir?

YP: Ben çok olumlu bakıyorum buna. Bu tip işlerin, eğer ki Türk basketboluna faydası olacaksa yapılması taraftarıyım. Mesela Fatih Terim. Herkes Mehmet Aurelio Milli Takım'da oynar mı oynamaz mı diye tartışırken, aldı kadroya adamı, oynattı. Hem o tartışmaları kesmiş oldu, hem de takımı olumlu etkileyen bir hamle yapmış oldu. Dediğim gibi karşı değilim bu tip hamlelere.

SB: Hocam benden bu kadar, ağzınıza sağlık, kocaman da teşekkürler.

YP: Ben teşekkür ederim Anıl. Oldukça güzel sorulardı. Çok keyif aldım.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Sürpriz Yok

Beklenen son gerçekleşmiş. 161 delegeden 136 tanesi oy kullanmış. Turgay Demirel bu oyların 85 tanesini almış ve 4 yıl daha başkanlık koltuğunda oturmaya hak kazanmış. Selam Gökçe ise 51 oy almış. Bence yine iyi bir rakam. Kısa zamanda 51 oy hiç de fena değil.

Genel Kurul Başladı

TBF başkanının belirleneceği genel kurul başlamış. Haydi hayırlısı diyelim. Sonuç az çok belli gibi ama sürpriz bekleyenler de az değil. :) Olur mu? Zor.

23 Kasım 2008 Pazar

7. Hafta - Pazar Maçları

Pazar programındaki 3 maç da aynı saatte başladı. TV'den takip ettim Aliağa Petkim - F.Bahçe Ülker maçını. Ve F.Bahçe Ülker'in bu yıl ilk kez bu denli kötü savunma yaptığına şahit oldum. Geçen hafta Beşiktaş Cola Turka deplasmanından galibiyet çıkaran Aliağa Petkim, bir darbe de F.Bahçe Ülker'e vurdu (82-71). İlk yarı bittiğinde sarı lacivertli takımın yediği toplam sayı tam 52 idi. Böyle bir şeyi bu yıl hiç yaşamadılar. Hatta o sayıyı 40 dakikada yedikleri maçlar bile var. Davis'in taa Ted Kolej macerasından beri hastasıyım, sürekli de yazdım buradan. Bugün Bülent Ersoy tabiriyle fevkaladenin fevkindeydi. 36 sayı ile yıkıp geçti F.Bahçe Ülker'i. Zaten Davis, Reese ve Wilmont üçlüsü takımın bulduğu 82 sayının 74'üne imza attılar. Diğer tarafta ise tek ayakta kalan adam Vidmar idi mücadele olarak. Biraz da Mirsad diyelim ilk yarıda. Diğerleri gamsızın önde gideni. Hele Hakan Demirel. Hala aldığı dakikalar sadece zarar ziyan olarak işliyor F.Bahçe Ülker hanesine. Artık yavaş yavaş sormaya başlıyorum kendi kendime; 'Yok mu aga bu ülkede başka umut vaat eden genç bir guard?' diye. Olmuyor yani çünkü. Net bir şekilde belli. Ol-mu-yor.

Diğer 2 maçta, ligin siftah yapamayan takımları yine aynı bekaretlerini devam ettirdiler. Galibiyete ulaşamadılar. TED Kolej, Konya deplasmanında ilk yar biraz direnç gösterdi ama sonra dağıldılar (88-79). Selçuk Üniversitesi iç sahada yine kazandı. Ve bunu yaparken sayıyı da ilk kez bu denli dengeli dağıttılar. Ted Kolej'deki kan kaybı devam ediyor. Tek sevindirici taraf, Caner Öner'in 24 sayısıydı. Son haftalardaki kıpırdanışı devam ediyor Caner'in. Erek Hansen ise bir maçı daha 0 (yazıyla sıfır) sayıyla kapatmanın gururunu yaşayadursun bu arada.

Ha patladı ha patlayacak diye diye galibiyet beklediğim Kepez Belediyesi 3 haftadır beni yanıltıyor. Bu kez yine yaklaşmışlar ama yine kaybetmişler (102-84). İlk çeyreği 4 sayı, ilk yarıyı 1 sayı ile önde kapayan Antalya ekibi, üçüncü çeyrek sonunda sadece 1 sayı ile gerideymiş amma velakin son çeyrek skoru 28-11. Şaka gibi resmen. Bildiğiniz şaka yani. Martin 10, Taylor 9 sayı atmışlar. Biraz fazla atsalar alırlardı maçı tahminen. Çünkü Bavcic ve Berent'ten çok ekstra sayılar bulmuşlar. Evsahibinde temel taşlar Crispin ve Lance Williams yine toplamda 49 sayıyı bulmuşlar. Allah onları nazardan korusun vallahi. Birinden birine bir şey olsa Banvit mağlup. Kepez son periyotta fark açılınca dağılmış gitmiş. Bu da onların şu anki psikolojilerinin ne denli yumuşak ve hassas olduğunun kanıtı. Ufacık bir geriye düşüşte geriye dönemeyecek kadar yorgunlar kafaca. Haftaya da galibiyet çıkaramazlarsa, sağlam bir kurşun döktürsünler zaten. Ya da direkt bu hafta içi gidip yapsınlar bu işi.

22 Kasım 2008 Cumartesi

7. Hafta - Cumartesi Maçları

Zizic krizi yaşamakla meşgul olan G.Saray Cafe Crown, Pınar Karşıyaka'yı ağırladı Ayhan Şahenk'te. Maçın ilk yarısını izleyebildim TV'den. KSK devreyi önde kapadı ama bu üstünlüğün yalancıktan bir üstünlük olduğu kolayca anlaşılıyordu. Nitekim ikinci yarıda maç beklenen şeklini almış (71-55). Zizic 20 küsür dakika oynamış, sadece 2 sayı atmış. Bedenen olmasa da kafaca ayrılmış G.Saray Cafe Crown'dan. İlk yarıda Cemal'in gösterdiği reaksiyon gayet iyidi, maç sonunda oluşan rakamları da (13 sayı, 10 ribaund, 3 blok) hoş olmuş. Hakan Köseoğlu ise ne zaman şut atmayı öğrenecek çok merak içerisindeyim. Bir guard bu kadar mı kötü şut atar? Hayır zaten adam potaya bakmıyor, attığı şutlar hep mecburi şutlar. Yani hani bomboş, e bunu da atmazsam ayıp denecek şutlar. Ama istatistikleri ikiliklerde 0/2, üçlüklerde 0/6. Acilen şut becerisi diliyoruz kendisine yukarıdan.

Daçka - Oyak Renault maçını izlemek için Ayhan Şahenk'teki yerimizi aldığımızda livescore'dan Telekom - Beşiktaş Cola Turka ve Antalya BŞB - Mersin BŞB maçlarına baktım. Telekom maçının son çeyreğe girilirken kafa kafaya olması epey bir şaşırttı önce beni. Dedim Baxter 30 falan mı attı acaba. Ama baktım onda pek bir hareket yok, Chatman ve Faison kıpırdanmış. Bir de üstlerine son maçların formda adamı Cevher eklenince beklenenden çok daha fazla tutunmuşlar maça. Son 2 dakikaya kadar maç kafa kafayaydı ve son anlarda koptu (87-83). Baxter 12 dakika oynamış 8 sayı atmış, 5 de faul alıp kenara gelmiş. Bu arada Ömer Ünver 0 (yazıyla sıfır) dakika. Ne umutlarla alınmıştı halbuki adam. Antalya'daki zorlu maçta ise son anlarda her iki takım da birbirlerine ikram etmeye çalıştılar maçı. Yani yapılanlara nasıl bir ad konulur bilemiyorum. Livescore'dan takip etmeye çalışan ben bile çileden çıktım. Komik komik hatalar, büyük büyük ikramlar. Ama her iki takımda bu ikramları reddedince, maç uzadı. Uzatma dakikalarında ise işi götüren taraf konuk Mersin BŞB oldu (99-103). Antalya BŞB içeride pek maç kaybetmiyordu, Mersin BŞB de dışarıda pek kazanamıyordu. 2 tabu da yıkılıverdi bu vesileyle. Yalnız baktım da Antalya BŞB ne yapmış öyle. Tam 37 üçlük denemişler maçta, 18'inde isabet bulmuşlar. Mersin BŞB'nin bu alandaki istatistiği ise sadece 9/21. Zaten bunların 5/9'u Lofton'dan, 3/3'ü de Altan Erol'dan. Ersin Görkem maçta üçlükleri faul atışlarından daha yüzdeli atmış. Üçlüklerde 5/8 yüzde tutturan milli oyuncu, faullerde 3/8 atmış. Şaşırtıcı bir yüzde aslında. Laf hazır faul yüzdelerinden açılmışken, Kimani Ffriend'e de bir selam gönderelim. Yine 3/11 ile oynamış paşam faullerde.

Gelelim esas maça. Bütün günü Oyak Renault ile geçirince, içimden bir Renault galibiyeti geçirerek gittim salona, ama oyuncular pek o şekilde gelmemişlerdi ne yalan söyleyeyim. Renault'yu Renault yapan en büyük özellik olan 'sertlik' bu maçta yerini yellere bırakmıştı bir kere. Ne kısalar ne uzunlar hiçbir şey yapamadılar. Daçka'lı oyuncular kısaları kolayca geçip, içerideki uzunlarla pick'n roll oynadılar. Ve buna ne Nedim ne de Greg çare olamadılar. Zaten Daçka'nın iki sayılık yüzdesini oluşturan rakamlara (26/50) bakarsak ne demek istediğim ortaya çıkar. Adamlar üs kurdular boyalı alana. Öyle ki; Daçka'nın bu yıl bir çok maçı kazanmasındaki ekstra etken olan üçlük yüzdelerinin sadece 3/15 olması bile enterese etmedi onları. O yüzdeyi de Leunen kurtardı zaten 2/2 atarak. Oyak Renault'nun yüzdeler ise tam bir felaket. Hiç yazmasam daha iyi yani. Evren 1/8 üçlük, Alper 2/9 üçlük, Alex 3/8 üçlük, Joseph 0/4 üçlük.. falan filan. İntihar sebebi direkt. :) Emre Bayav'ı çok beğendim. İçeriden epey çalıştı. 17 sayı, 7 ribaund yapmış zaten. Ama Daçka'nın asıl olayı Soner Şentürk. İnanılmazdı bugün. Öyle bir gelişme göstermiş ki; ağzım açık kaldı. Takımın saha içindeki her şeyi. Hani takımın geri kalanından 3 tane adam eksik olsun yine de fark etmez. Yeter ki Soner olsun o takımda. Öyle bir şey. Her penetresi sonuca gitti. Ya sayı olarak, ya da sayı pası olarak. Her topu istedi, arkadaşlarına kendini gösterdi. Gözlerimin pasını şööööyle bir sildi. Helal olsun vallahi. Ekrem abi de zaten, binbir sorumlulukla donatmış kaptanını. Maç içinde Hammonds çok silik gözüktü gözüme ama istatistiklere bakınca 13 s, 4 r, 6 a yazıyordu isminin karşılığında. Hangi ara yaptı bu adam bunları diye de sormadım değil hani kendime. :) Hakederek kazandı yani Daçka. Bugün Oyak Renault hiçbir konuda iyi değildi. En önemlisi hiç ama hiç sert değillerdi. (70-58) Hava da berbat, arabalı vapur falan çalışmaz. Eğer yarın sabahı beklemeyip bu akşamdan döndülerse Bursa'ya, Körfez'i dolaşmışlardır uzuuun uzun. İyi bir ceza olur işte oyunculara. Temiz hava alırlar, açılırlar, kendilerine gelirler. Değil mi Yücel abi? :)

Günün kapanışını ise Erdemir ile Efes Pilsen yapmışlar. Formda ve moralli Efes kolay bir galibiyete imza atmış Erdemir'de. Evsahibi ekip attıkları sayı olarak kendi standartlarında kalmış ama yedikleri sayı uçmuş birazcık. 85 yiyerek kazandıkları maç sayısı koca sezon boyunca ya 2, ya da 3 olur çünkü maksimum (61-85).

Renault İle Bir Gün

Bugün bütün gün Oyak Renault takımıyla beraberdik. Sabah kahvaltısıyla başlayan, Yücel Platin röportajıyla devam eden, muhabbet ve öğle yemeği ile katmerlenen dostluk, akşamki maçı bench arkasından izleme ile zirveye ulaştı. Bu blogu okuyanlar bilir, sağlam bir Yücel Platin fanıyımdır. Gördüğüm sıcacık karşılama, epeyce bir ilgi ve samimi sohbet zevkten dört köşe etti beni. Sadece Yücel abi değil, takım menajeri Sabri Can, takım genel menajeri, yardımcı hoca ve BK forumundan tanıştığım Özgür'e de buradan sevgilerimizi yollayalım. Eve dönüş İstanbul'daki fırtına-yağmur nedeniyle biraz sancılı, biraz sulu olsa da; değdi mi? Değdi. Hem de 100 kere değdi. Ekiple muhabbet burada kalmaz tabii ki, bir ara Bursa'ya da kaçacağım. Hem bir de evlerinde ziyaret etmiş oluruz, hem de hazır Bursa'ya gitmişken şöyle adamakıllı bir İskender yeriz. Günün maçlarının yorumlarını da biraz kendime geldikten sonra karalarım artık.

21 Kasım 2008 Cuma

Kontrpiye

G.Saray Cafe Crown'da hareketlilik başladı. Ama beklenmedik bir yerden. Herkes Marshall gider, belki Özyer gider gibi hayallere daladursun, takımın en iyi adamlarından Zizic gitmek istediğini söylemiş. Euroleague'de oynayan bir İspanyol takımı (ki Joventut olması kuvvetle muhtemel) Zizic'e teklif götürmüş. O da yönetime gitmek istediğini belirtmiş. Açıklananlara göre bonservis karşılığı verilme durumu var Zizic'in. Ama şimdilik net bir şey yok. Efes'in Jones'u göndermesiyle aynı zamana denk gelmesi nedeniyle Efes & Zizic flörtü olduğunu savunanlar da var (herhangi bir şey duymadım bu konuyla ilgili). Hatta asıl bomba, Milojevic'in de gitmek üzere olduğu. Evet bir hareketlilik bekleniyordu ama böylesi bir kontrpiye de adamı kalpten götürür yahu. Zira takımın istatistikler üzerinden konuşacak olursak en iyi 2 adamından bahsediyoruz.

Kimmiş O Arkadaşlar?

Jimmy Baxter: 'Birçok Amerikalı arkadaşım Beşiktaş Cola Turka’nın Türkiye’deki en iyi takımlardan birisi olduğunu düşünüyor.'

7 Dakika

Charlotte Observer'da yazana göre Charlotte Bobcats Efes'li Dwayne Jones ile ilgileniyormuş. Hatta haber çarşamba günü yazılmış, perşembe günü oyuncu idmanda olabilir bile demişler. Efesliler forumunda sağlam bir kaynak imzasıyla, Jones'un gönderildiğini de okudum. Kasun sakatlanınca büyük umutlarla gelmişti ama sadece 2 maçta forma giyebildi. Toplam 7 dakika oynadı, 1 sayı attı.

edit: Jones Efes'ten ayrılmış, Bobcats ile anlaşmış.

20 Kasım 2008 Perşembe

Röportaj Ön Hazırlık

Cumartesi günü Oyak Renault head coachu Yücel Platin ile bir röportaj yapacağım. Kendisine sormak istediğiniz sorular varsa buradan yazarsanız sevinirim.

Baxter Resmen Duyuruldu

Beşiktaş Cola Turka bir kaç gün önce yazdığım Jimmy Baxter ismini resmen duyurmuş. Hareketli bir oyuncu, mutlaka takımın şu anki ateşleyici adam eksikliğini giderecektir br nebze de olsa. Geçen sezonu Ventspils formasıyla tamamlamıştı, bu yıl ise Oostende'ye geçmişti. Ventspils'de smaç şampiyonu oldu, spektaküler de bir adam yani. Harap bitap durumdaki Beşiktaş Cola Turka'ya ilaç olabilecek mi, tek başına yetebilecek mi, göreceğiz. Diğer isim Jelanie McCoy için ise bir açıklama yok şimdilik. Yakındır onun ya da bir başka uzun oyuncunun adının da duyurulması. Butler'ı sepetleyecekler çünkü.

Jimmy Baxter'ın istatistiklerine şuradan bakabilirsiniz.

Son Top

Dün Reha Öz'ün son saniye üçlüğünden sonra yine hortladı içimde bu konu. Maç berabere ve son hücumu rakibiniz yapıyor, faul yapıp son hücumu kendiniz mi yaparsınız, yoksa savunmanıza mı güvenirsiniz? Hocaların tercihleri farklı oluyor tabii bu konuda. En basiti dün Hakan Demir savunmasına güvendi ve maçı riske etmedi ama diğer tarafta bir gün önce Kepez hocası Hadzic aynı durumda faul yaptı ve son topu kendiler kullandılar. Gerçi faul yaptıkları adam 2'sini de attı ve sonra Kepez bir ikilik basket bularak maçı gecikmeli olarak uzattı ama Hadzic maçı kazanmak için hamlesini yaptı. Savunma yaparak en iyi ihtimalle maçı uzatabilirsiniz çünkü. Maç içindeki duruma göre de değişebilir bu karar elbette. Yani her hoca sabit aynı tercihi yapar diye bir durum da yok. Atıyorum rakibin en önemli oyuncusu 5 faulle kanardadır, savunmamı yapayım, uzatmada nasılsa çakarım diye de düşünebilir koç. Bu da işin bir başka kısmı tabii. Ama bence dün Hakan Demir faul yapmalıydı ve son topu kendine almalıydı, çünkü zaten 5 yerliyle oynuyordu ve artık adamların dili dışarıya çıkmıştı. Maç uzasaydı yedikleri fark 3'ten daha fazla olurdu. Eminim.

Haydi bakalım, günün konusu bu olsun. Sizin tercihiniz nedir bu konuda? Savunma mı, hücum mu?

Jest

Selçuk Üniversitesi'nin Karşıyaka deplasmanındaki anlamlı pankartı.

19 Kasım 2008 Çarşamba

6. Hafta Notları

Sevmiyorum ligi hafta içi oynattıklarında. Bütün maçları aynı gün aynı saate koyuyorlar, ne adam gibi takip edebiliyoruz, ne adam gibi vakit ayırabiliyoruz işten güçten ne de keyifle arkamıza yaslanıp izleyemiyoruz maçları. Hafta sonu bile taraftar gelmiyor maça, sen bir de hafta içi yapıyorsun. Bugün oynanan 7 maçtaki toplam seyirci bir Abdi İpekçi'yi doldurur mu sizce? Naklen yayınlanan iki maç da bomboş tribünlereydi vallahi. Neyse, işten biraz erken çıktık, koşturduk, neymiş efendim Beşiktaş Cola Turka - Aliağa Petkim maçına yetişecekmişim. Gören duyan deli der. :)

Geldik oturduk ekran başına, nasıl bir maç oldu anlayamadım. Her iki takım da bir ara kontrolü kaybettiler ilk yarıda, şuursuzca basket oynadılar. Bir oraya fast-break bir buraya fast-break, bir oraya panyalı üçlük, bir buraya. Başım döndü. Beşiktaş Cola Turka'da Chatman sakat diye oynamadı. Yesinler onun sakatlığını, para alamadım oynamam demiyor da sakatım diyor. Butler desen 3-4 dakika ya oynadı ya oynamadı. Faison da sırf zarar ziyan (toplam 0/7 saha içi isabeti) olunca Hakan Demir maç boyunca yerli malu kadrosuyla oynadı. Aslan gibi de oynadı çocuklar. 40'ına merdivan dayamış Haluk önderliğinde Cevher, Adem, Muratcan ve Mehmet Yağmur adeta onur mücadelesi verdiler. Kapasitelerinin üstüne çıkmaya çalıştılar, becerdiler, beceremediler ama maça tutundular. Ve ciddi anlamda siyah beyazlılar alsın istedim maçı sonlarda. Ama öyle bir Reha Öz vardı ki sahada, tam günündeydi. Maç boyunca 10 atış denedi, 10'u da üçlük. Ve tam 7 isabet. En anlamlısı ise son saniyede geleniydi. Maçı 76-73 aldılar o üçlükle. Beşiktaş Cola Turka'yı maça tutunduran en önemli detay ribaundlardaydı. 43-27'lik üstünlük onlara epey bir fazla top kullanma şansı verdi ama dedik ya, takımın yıldızı Haluk idi, herkes onun eline baktı, düşünün durumu. Ona rağmen tutundular maça. Mehmet Yağmur erine biraz daha potaya bakabilen, şut tehdidi olan bir adam olsaydı ellerine galibiyet çıkarabilirlerdi bu maçtan. Olmadı işte. Kendileri gibi maddi krizlerle boğuşmakta olan Aliağa Petkim altın değerinde bir galibiyet çıkardı İstanbul'dan. Alkışlamaktan başka bir şey gelmez elimden. Hem Hakan Demir'i hem de o dilleri dışarı çıkana kadar mücadele eden yerli adamları. Bir de Reha Öz'ü tabi. Fatih Solak da 6 blok vurdu. En önem verdiği istatistik budur malum kendisinin, yazmadan geçmeyelim.

Aynı saatlerde oynanan diğer maçta Mersin BŞB kendi evinde Daçka'yı devirdi (86-74). Daçka'nın ekstra fark yaratan ve onlara galibiyete uzanmada yardımcı olan üçlük yüzdeleri bugün sadece 5/15'te kaldı. Haliyle olmadı bu defa. Yeni transfer Banks 21 sayı ile en efektif maçını oynadı. Evsahibinde ise yabancılara bu defa İnanç Koç da eşlik etti. İçeride kazanmayı seven Mersin BŞB, alışkanlığını devam ettirdi.

Erdemir'de planlar defansif yönde tutmuş ama ofansif yönde işlememiş. Funk, Colson, Thomas üçlüsünün sadece 16 sayı üretebildiği bir maçta değil G.Saray Cafe Crown'u, hiçbir TBL takımını yenemezler. Yenemediler de zaten (53-63). Bir ara skor 45-38 idi ve 45 sayının 23'ü Zizic'ten gelmişti sarı kırmızılılar adına. Gerçi maçı da 23 sayıyla tamamladı Zizic ama galibiyeti alan adam olmuş bir kere. Gurovic'in 14 dakika, Hüseyin Beşok'un 23 dakika sahada kalmaları ilginç detaylar olarak gözüme çarptı.

Kepez gibi ligde galibiyetle tanışamamış olan Casa Ted Kolejliler bugün Banvit'i ağırladı sahasında. Ben maçtan önce belki bir sürpriz olabilir diyordum ama yok, olmamış. Geçen maçta biraz kıpırdanan Caner Öner bu maçta da buradayım, ölmedim mesajını vermiş. Tek sevindirici gelişme bu Kolej cephesinde. Önder'in 19 sayılık performansı da alkışa değer. Ama Erek Hansen koca maçı 0 sayı ile tamamlıyorsa işler imkansız hale geliyor biraz tabii. Banvit Crispin + Williams'ın toplam 40 sayısıyla vurup geçmiş rakibini (68-78).

Oyak Renault herkesi yener eder de 3 yıldır ne ligde ne kupada ne de başka herhangi bir platformda Telekom'u yenememiştir. İlginç bir istatistik ama severim böyle serileri ben. Ters gelmiyor demek ki Yücel abinin oyunu Ercüment Sunter'e derim kendi kendime. Bugün de bu şekile giriştim maça ama Renault baya bildiğin büyük takım gibi maçı domine eden, maçı önde götüren, sürekli 6-8 farkı koyan taraftı maçta. İlk yarıda bir ara 10'a kadar çektiler farkı ama ilk yarının sonlarında Yücel abi bir teknik faul aldı. Fark orada biraz eridi. İkinci yarıda ise özellikle son çeyrekte teslim bayrağını çekti Bursa ekibi, Telekom karşısındaki şanssızlığı kırma fırsatını yine tepti (70-76). Maçın istatistiklerine bakıyorum, Telekom (ki bu yıl oyun planlarında ğçlükler oldukça önemli bir yere sahip) sadece 12 üçlük denemiş ve bunların 5'inde isabet bulmuş. Madeni içeride bulmuş olacaklar ki, sürekli içeriyi zorlamışlar. Bunun akabinde hem rakibin iki uzunu faul problemine girmiş hem de tam 35 kez faul çizgisine gitmişler. Gerçi ilk yarıda bunların epeycesini kaçırdılar ama maç sonundaki yüzdeleri 21/35 ile idare eder boyuta geldi. Diğer tarafta Oyak Renault'nun kullandığı serbest atış sayısı ise sadece 17.

Ligdeki iki galibiyetini de çoook gerilerden gelerek alan Selçuk Üniversitesi bugün Karşıyaka deplasmanında az kalsın bir mucizeye daha imza atıyordu. Maçta farkın bir ara 15'e kadar gelmesiyle rahatlayan ve biraz da cıvıyan evsahibi ekip aradaki farkın eridiğinin farkına varamamış olacak ki, son hücumda Ibekwe biraz düzgün hücum etse maçı kaybedeceklerdi (93-92). Mims'in evsahibi adına 29 sayı, 9 ribaund ile öne çıktığı maçta, konuk takımın en sivrileni ise yine Ibekwe olmuş. Tam 31 sayı, 9 ribaund üretmiş. Oyunuyla, haliyle, fiziğiyle tam o eski Karşıyaka yapısına uygun bir adam aslında. Seneye alsa ya onu Karşıyaka. :) Bu arada maç öncesinde Karşıyaka'nın yeni transferi Gerald Brown'un kadroda olmadığını öğrendik, gönderilmiş olabilir. Detay alamadım daha tam. Fatih Solak'ın blok performansının bir benzerini de Benton koymuş bugün sahaya, tribündeki arkadaşlar 6-7 blok saymış, gayet sağlam vallahi.

Günün en son ve en önemli maçında ise Efes Pilsen nihayet seriyi kırdı bu maçta. Maç çok ilginç gelişti aslında. F.Bahçe Ülker'in kafaca bu maçı istemediği çok net belliydi bir kere herşeyden önce. Yorgunluk olsun, sakatların eksikliğini artık hissedilir boyutlara ulaşması olsun belini büküvermiş takımın. Bugün hiç etliye sütlüye bulaşmadan sadece üçlük atarak maçı geçirdiler. Ona rağmen alabilirlerdi maçı. Bir çok kritik kırılma noktası vardı maçta. İlk yarının sonlarında Mirsad'ın kendini guard zannedip top getirmeye çalışırken yaptığı top kaybı, ardından Mrsic'in başarısız hücum faul gösterme girişimi sayesinde devre sonunda 7-0'lık bir seri yedi sarı lacivertliler. İşin ilginç tarafı, 2. çeyrekte sadece 9 sayı üretebildi F.Bahçe Ülker ve bunu da 3 adet üçlük atarak yaptı. Komik ama gerçek. Efes'in içerideki savunması iyiydi falan ama asıl sorun F.Bahçe Ülker'deki oyuncuların penetre etmeye hallerini dahi olmayışıydı. Öyle ki sakatlıktan yeni dönen ve sadece 1 idmana çıkan Ömer Onan takımın en iyi ve en isteklisiydi bugün. Oynamaz diye düşündüğüm adam, 12 dakika oynadı ama en efektif oydu belki de. Emir ve Mirsad ise takımın dibine dinamit koydular. Mirsad sene başından beri takımın en iyisiydi, bugün hiçbir şey yapmadı aldığı ribaundlar dışında. Her hareketi zarar ziyandı. Emir Preldzic ise maçın sonunda en kritik yerde 3 kez üstüste top kaybı yaparak Tanjevic'i de isyan ettirdi. Aynı hataları Hakan yapsa 1 sene takımdan kesilirdi ama Emir'i kesmez tabii. Bu yılki müthiş çıkışının yanında, bu tip hatalar olabilir. Neyse işte, 37 tane üçlük denemiş sarı lacivertliler totalde, dakika başına 1 üçlük yani neredeyse. Hayır zaten bu halde bile bu maçı alsalardı, ciddi anlamda bir büyü bir sihir karıştığını düşünecektim bu işe. Komple yenilenmiş Efes, 10-0'lık serinin psikolojik baskısını hiçbir şekilde hissetmeyen oyuncularıyla aldı götürdü maçı (69-63), skoru dengeli dağıttılar, kadroyu fazla zorlamadı Ataman, 6-7 oyuncuyla oynayıp bitirdi maçı, akıllıca oynadılar, hücumda da rahattılar çünkü savunma yapamadı F.Bahçe Ülker. Böylece ligde tek yenilgisiz takım Telekom kaldı. Alışkınız zaten onların ligin başlarında öne düşmesine. Yadırganacak bir şey yok. :)

Teşekkür

M.A. Selçuk Üniversitesi'nin web sitesi selcukbasketbol.org adresinde iki hafta önce İlker Türel ve Cengiz Karadağ ile yaptığımız röportaja yer verilmiş. Teşekkür yollayalım buradan kendilerine.

Topsakal Üstü Az Kriz

İlk göreve geldiğinde yapacağı işi tam net anlayamadığımı yazmıştım burada. Mert Uyguç ve Ali Türsan ile birlikte toplam 3 menajeri olmuştu G.Saray Cafe Crown'un. Aynı yazımda bu 3 menajerin görevlerinin ne olduğunu çözemediğimi de yazmıştım. Komedi fazla sürmemiş, Levent Topsakal'ı görevden almış G.Saray yönetimi. Sebep olarak da yüksek maaşını göstermişler. Komediyi komediyle bitirmek olmuş yaptıkları biraz. Yahu bunun mantık içi bir gerekçe olmadığını sokaktaki çocuk bile bilir. Yüksek maaşını ödeyemiyoruz, yolladık. Kriz vurdu G.Saray yönetimini de haberimiz mi yok? O zaman yarın Gurovic'i de yollayabilirler yok abi ödeyemiyoruz maaşını diyerek.

İşin aslı bu değil elbette. G.Saray'da basketbol şubede ciddi bir hareketlilik var. Levent Topsakal yazılıyor çiziliyor her yerde ama asıl Hakan Aydınol bıraktı görevi. O önemli. Hakan Aydınol kimdir? Ülker'in adamı. Cafe Crown sponsorluğundan sonra G.Saray Cafe Crown takımında görev yapan bir yönetici diyelim haydi. Biliniyor ki Marshall Strickland'ı da, Levent Topsakal'ı da bu takıma getiren kişi. Şimdi Hakan Aydınol gitti, Levent Topsakal gitti, Marshall'ın da gitmesi yakın. Kriz falan bahane, ciddi anlamda sponsora gider koyuyor bu kez G.Saray yönetimi. Sene başında yapmaya çalışıp da yapamadıklarını sene içinde yapıyorlar. Nasılsa seneye Telekom sponsorluğu gelecek, dertler bitecek. Rahat durumdalar, elleri de kuvetli. Bir tek Murat Özyer kaldı orada Ülker'den, onun da kolu kanadı kırık işte. Skibbe misali yardımcılarını, destekçilerini gönderdi yönetim Özyer'in. Tek başına kaldı. Arkası da hiç olmadığı kadar boş bu defa.

Topsakal üstü az kriz durumu var yani anlayacağınız. Kriz işin bahanesi, olay yemeğin yanında yenen turşuda. Yani sponsorda. Hatta bir de yemeğin üstüne yenecek tatlı var ki, o da asıl kaymağı olacak işin. Ahmet Dedehayır, is this your turn? :)

18 Kasım 2008 Salı

Biri Şapkadan Tavşan Çıkarmak mı Dedi?

Bugün Antalya BŞB karşısında da galip gelemeyen Kepez Belediyesi 6'da 0 ile yoluna devam ededursun, yönetim Boşnak koç Sabit Hadzic'in biletini kesmeye hazırlanıyor. Yerine gelmesi muhtemel isim de geçtiğimiz sezon Darüşşafaka ile şapkadan tavşan çıkaran Halil Üner. Gel hocam bir tavşan da Antalya'da çıkart diyecekler herhalde.

Bu arada Antalya derbisinin son kısmını izledim, 70-61 öndeydi Kepez, bir aptallık, bir şapşallık derken skor oldu 70-71. Maçı güç bela uzattılar. Uzatmalarda ise sonlarda savunma ribaundu komedisi yaşadılar. Peşpeşe 3 hücum ribaundu verdiler Antalya BŞB'ye, ilkinde fark 1 idi, ikincisinde ise 2 idi. Yani alsalar o ribaundlardan birini, maçı döndürebilirlerdi. Ama olmadı. Herşeyde bir hayır vardır diyelim. Traktör bugün en etkin oyununu oynamış. Daha da iyi olacaktır. Kolay kolay durdurulacak bir adam değil sonuçta. Guard bölgesi ise Allah'a emanet. Arda ile Berent ile bu iş yürür mü? Yürümez. Halil Üner gelirse şayet, ilk işi bir guard getirmek olur tahminen bu takıma. 1-2 numara arasına sıkışmış Kammron Taylor'ı da paketlerler.