25 Kasım 2008 Salı

Yücel Platin Röportajı

10 numara bir adam Yücel Platin. Zaten tanışmadan da en sağlam fanlarından biriydim, bir de üstüne tanıyınca, çıplak gözle o keyfi tadınca daha bir arttı hayranlığım. Acayip samimi bir sohbet oldu. Zaten gider gitmez 'Vay, alemin en vahşi basketbol yazarı' şeklinde karşılanınca, takip edildiğimizi anlayıp pis bir sırıtışı oturttuk suratımıza. Röportajdan oldukça keyif aldık biz yaparken, Yücel abi de sağolsun pek bir beğendi soruları, güle oynaya geçirdik vakti. Buyrun röportajın detayları; keyifle okuyacaksınız eminim.

SB: İlk olarak Yücel Platin kimdir, nedir, Oyak Renault'dan önce neler yapmıştırdan başlayalım isterseniz. Mesela sanmıyorum ki çoğu kişi bilsin sizin İTÜ mezunu bir mühendis olduğunuzu.

YP: 1970 doğumluyum. İstanbul St. Joseph Fransız Lisesi mezunuyum. Daha sonra İTÜ Kimya Mühendisliği'ni bitirdim. Ama okurken kafaya koymuştum ben antrenörlüğü. O yüzden biraz da almış olmak için aldım diyebilirim diplomayı. Oyak Renault'dan önce ne yaptım? İTÜ'de altyapılarda çalıştım, Beşiktaş'ta 1 yıl Erman abinin (Kunter) yanındaydım. Sonra 3 yıl boyunca yine Beşiktaş'ta Ahmet Kandemir'in yardımcılığını yaptım. 2001-02 sezonunda Okan Çevik'in asistanlığını yaptım Oyak Renault'da. Ardından başantrenör oldum. Arada ufak bir Banvit macerası yaşadım. Onun dışında da sürekli olarak Oyak Renault'daydım.

SB: Banvit macerasının kötü geçmesindeki nedenler neydi?

YP: Çok uzun zaman önce olmuş bir olay olduğundan, fazla üzerinde durmamak gerektiğini düşünüyorum. Banvit şu anda basketbola önem veren, fazlasıyla takdir ettiğim bir kulüp.

SB: O zamanlar şimdiki kadar iyi bir organizasyon da yoktu zaten Banvit'te.

YP: Tabii, o zamanlar daha yeni yeni başlıyorlardı. Ama şimdi bakıyoruz, A takım olarak iyiler evet ama altyapıda da oldukça iyiler. Kısa sürede yılların kulüplerine yetiştiler neredeyse. Tesis olarak da atılım içerisindeler. Yatakhaneleriyle, lojmanlarıyla, düzenleriyle gayet sağlam bir yapıdalar şu anda.

SB: Oyak Renault'nun kulüp organizasyonundan, işlerin nasıl yürüdüğünden bahsedelim biraz. Nispeten dar bir bütçeniz olmasına rağmen, bir kez olsun hatırlamıyorum ki Oyak Renault takımı basına parasızlık ya da ücretlerin ödenmemesi nedeniyle malzeme olsun. Hatırlamıyorum ki bir oyuncu maaşını alamadığı için Bursa'yı terketsin. Nasıl işliyor bu makina?

YP: Şöyle bir örnekle başlayayım; 2003-04 sezonuydu (ligden düştüğümüz sezon), 1 yabancı ile başlamıştık lige. Sonra guard pozisyonu için bir yabancı ihtiyacımız daha doğdu. Ben yönetimle 2 ay boyunca konuştum ettim, mutlaka almalıyız falan diye. Ama yönetimin bana cevabı: 'Bankada o para olmadan bu transferi asla yapamayız. Çünkü bizim diğer oyuncularımıza karşı yükümlülüklerimiz var'' olmuştu. Bu Türkiye için oldukça ters bir düşünce. Türkiye'de çoğu zaman 'Alalım, nasılsa bir yerden buluruz parayı' mantığı çalışmakta malum. Ben o zamanlar yönetimin bu cevabına epey bir kızmıştım, üzülmüştüm ama şimdi yıllar geçtikçe ve olgunlaştıkça; aslında duruşun çok önemli olduğunu, düşmenin çıkmanın değil kulüp duruşunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorum. Bütçemiz düşük olabilir ama bütçe verimliliği diye bir kavram var. Bence Oyak Renault ligde bütçesini en verimli kullanan takım . Bunda menajerimiz Sabri Can ve genel sekreterimiz İsmail abinin paylarını da atlamayalım. Müthiş bir uyumla çalışıyoruz.

SB: Biraz daha derine inelim o zaman, kendi çalışma sisteminizden konuşalım. Ben 3D ismini verdiğiniz bir kuralınız olduğunu biliyorum mesela. Nedir Yücel Platin'in çalışma şekli, prensipleri, doğruları?

YP: 3D kuralını biliyor olmanıza çok sevindim. 3D kuralı (Disiplin, dürüstlük, duyarlılık) şöyle özetlenebilir: Bir takım yaratıyorsunuz ve 12 tane süperego oyuncunuz oluyor. Siz bu 12 adamı bir şekilde aynı hedefe kilitlemelisiniz. Bunun için bir disiplin gerekli. Ama bu disiplin kelimesi bir askeri disiplin olarak algılanmasın sakın. Örneğin ben deplasmanlarda oyuncularıma serbest gezme hakkı veririm, bir çok konuda da yine onları rahat bırakırım. Çünkü basketbol gibi yaratıcılık isteyen bir sporda, normal hayatında yaratıcılığı olmayan bir adama saha içinde 'Haydi yarat bakalım' demek saçma olur. Benim disiplinim şudur: Herkes kendi hareket alanında, başkasının alanına girmeden istediğini yapabilir. Mesela ben bu takımın koçuyum ve direksiyon bendedir. Kimse de alamaz benden o direksiyonu.

Dürüstlüğe gelecek olursak; baktığınızda her takımın iyi ve kötü günleri olabiliyor. Eğer ki siz takım içindeki ilişkileri dürüstlük üzerine kurmuşsanız, o kötü günler çok çabuk atlatılıyor. Çünkü herkes dürüstçe kendine bir pay çıkarmaya başlıyor o kötü günlerde.

Duyarlılık ise oyuncuların yaptıkları işe ve aldıkları sonuçlara olan duyarlılığıdır benim için. Sabah kahvaltısını ederken, idmana gelirken, galibiyetten sonra, mağlubiyetten sonra sürekli hissetmelerini istiyorum onlardan. Ustalarımızdan Cahit Altınay'ın bir lafı vardır 'Evlat! Maçı kazandıktan sonra 1 gün keyfini sür, çünkü 2 gün sonra hayat yeniden başlıyor' diye. O yüzden duyarlı olup galibiyeti de mağlubiyeti de hissetmek lazım.

SB: Geçen yılki takımda Andre Woolridge gibi, Ömer Kahyaoğlu gibi tecrübeli isimler vardı. Maç içinde bu oyuncular takımı toparlıyorlardı, gerektiğinde takımın dağılmasını engelliyorlardı, kısaca takıma abilik ediyorladı. Ve bu çok önemliydi. Bu yıl bu oyuncular yok. Abi diyebileceğimiz bir tek Nedim Dal var. Ama Andre ya da Ömer gibi bir rolü yok onun. Geçen yılki takımla bu yılki takımı kıyaslayacak olursak, geçen yıldan farklı olarak neler var Oyak Renault'da bu yıl?

YP: Geçen yılki takımda bir Andre Woolridge olayı vardı. Benim bir çok yabancı oyuncum oldu ama o gerçekten başkaydı. Herşeyden önce inanılmaz bir winnerdı. Ama Andre'yi kaybettik bu yıl. Biz her yıl Ocak-Şubat gibi bir sonraki yılın planlarını yapmaya başlıyoruz. Geçen yıl o dönemlerde, yeni sezonda Andre'yi kaybedebileceğimiz ihtimalinin farkındaydık. Hem yaşı hem de iyi oyunu nedeniyle. Özellikle kupadaki Efes yarı final maçından sonra fiyatının artacağını da tahmin ettik. Çok sağlam bir menajeri var kendisinin, böyle bir fırsatı kaçırmayacaktı. O yüzden biz Andre'sizliği düşünerek o zamanlardan yaptık planımızı.

Bu seneki takıma gelecek olursak, çok daha potansiyelli bir takım olduğumuzu düşünüyorum ben. Yani yukarı gitme konusunda geçen yıldan çok daha potansiyelliyiz. Ama geçen yılki takımın tecrübesi çok fazlaydı dediğin gibi. Bu seneki en önemli soru şu olabilir bizim için: 'Bu eldeki yukarı gitme potansiyelini hangi verimlilikle kullanacağız?'. Şimdilik işler iyi gidiyor ama ligin daha 6 haftası bitti sadece. Yolumuz çok uzun ve dikenli. Kimileri geçen yılki ligden daha yumuşak bir ligimiz olduğunu söylüyor ama ben buna katılmıyorum. Yine ligde bir maç kazanacağız diye canımız çıkıyor açıkçası.

SB: Yabancı oyuncu transferlerinde ince eleyip sık dokuduğunuzu biliyorum. Geçen sezon 2 pozisyon için 150'ye yakın oyuncu kasedi izlediğinizi duymuştum. Bu konuda nasıl bir yol izliyorsunuz?

YP: Öncelikle ben çok şanslıyım. 4-5 yıldır beraber çalıştığım yardımcı koçumuz Murat Yılmaz var. Geçen seneki NCAA maçlarının 120 tanesi onun sayesinde bizim arşivimize girdi. Öyle ki menajerler bize bir isim önerdiğinde, o menajerlerin yolladığı kasetler gelmeden biz kendi arşivimizden o oyuncunun 3-4 maçını izlemiş oluyoruz. İş o konuma geldi artık. Bizim bir de analiz programımız var. O program sayesinde oyuncuların bireysel incelemelerini yapıyoruz. Çok gezmiş oyuncuyu almam. Aynı ülkeye 2-3 kez gitmiş oyuncuları tercih ederim. Ön elemeyi öyle yapıyoruz bir kere. Sonra Avrupa'ya daha yakın oyunculara yöneliyorum. Çünkü bazı oyuncular var, Pasifik tarafında oynamak istiyorlar, oraya alışmışlar. Rookielerde doğu konferansı oyuncularını tercih etmeye çalışıyorum. Yine de en büyük yardımcımızın bilgisayardaki analiz programımız diyebilirim. Çünkü çıplak gözle izlerken kaçırdığımız birçok artı ya da eksi detayı verebiliyor bize. Bir de Internet sağolsun, son adım olarak o oyuncular hakkında yerel gazetelerde çıkmış haberlere bakıyoruz. Kişisel hayatları hakkında bilgi alıyoruz.

SB: Bu yılki yabancılarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

YP: Bizim gibi küçük bütçeli takımların izleyeceği yol bellidir. 3 tane rookieyi bulacaksın ve onları adam edeceksin. Yalnız biz bu yıl bir karar aldık ve 3 yabancıyı da iyi okullardan alalım dedik. Belli bir saygınlığı, belli bir kültürü olan okullara yöneldik. Greg Stiemsma Wisconsin mezunu, Joseph Jones Tezas AM mezunu, Alex Gordon ise Vanderbilt mezunu. 3'ü de iyi okullardan mezun yani. Buna çok dikkat ettik bu yıl.

Greg'i transfer ederek ciddi bir risk aldık biz. Son 2 yılda 10 dakika ortalama ile oynamıştı çünkü. Brian Butch'un yedeğiydi. Ama biz ondaki potansiyeli gördük ve şu anda çok da iyi oynuyor Greg. Joseph Jones çok önemli bir oyuncu. Ben Vegas'ta hayran kalmıştım ona. Ama o zaman bütçemiz yetmemişti. Sonra dolaylı yoldan (Kepez'e dua ediyor hoca burada:)) ulaştık ona. Joseph Jones son Aliağa maçında 26 sayı, 9 ribaund ile oynadı ama hepsinden önemlisi 4 asist yaptı. Benim için paslaşabilmek çok önemli. Çünkü ancak bu şekilde güzel ve keyif veren basketbolu oynayabileceğimizi düşünüyorum. Alex Gordon ise acayip hiperaktif bir adam. Genel olarak 3 yabancımız da oturdu diyebilirim. Tabii burada geçen yılki yabancı oyuncularımızın da haklarını yemeyelim. Monwell Randle'ın bu takım üzerindeki emeklerini es geçemeyiz hiçbir şekilde. Benim hayatımda gördüğüm en iyi savunmacılardan biriydi. Geçen sene hatırlarsanız alan savunmasında çok başarılı olmuştuk. Hem 1-2-2'de hem de 2-3'te en kritik adam Randle idi.

SB: Uzunları genelde şut atabilen oyunculardan seçiyorsunuz. Ama bu seneki uzunlar Greg ve Joseph sanki bu konuda biraz zayıf gibiler. Gerçi Joseph son maçlarda atmaya başladı ama.

YP: Greg de başladı aslında atmaya. :) Joseph zaten şutu olan bir oyuncu ama benim 1-4-5 ya da 2-4-5 ile oynadığım bir üçgen hücum sistemim var. O sistemde Alex pek başarılı olamamıştı. O yüzden de uzunlara o şut ortamını yaratamadık bir türlü. Ama Aliağa maçında becerdik bunu. Zaten Joseph da 3 tane üçlükle başladı maça.

Uzunların şut atabilmesi çok önemli. Çünkü eğer o korkuyu rakibimizin üstüne salabilirsek, savunma kurgularının bozulması çok daha kolay oluyor, penetrelerde seçeneklerimiz artıyor.

SB: Joseph Jones'un Kepez üzerinden Bursa'ya geliş süreci nasıl gelişti?

YP: Kepez bir 5 numara arıyordu. Joseph da baktığımız zaman saf bir 4 numara. Maç içerisinde 5 de oynayabiliyor (mesela Aliağa maçında 8 dakika 5 numarada kullandık onu) ama asıl yeri 4. Kepez'in onu boşa çıkarmasından sonra oyuncunun Türk menajeri Murat Aşık (kendisi benim tarz oyuncuları sevdiğimi çok iyi bilir) bana 'Bekle' haberini yolladı. Sonrasında da gerçekleşti bu transfer. Murat Aşık'ın emekleri çok fazladır yani. Ama Joseph da büyük bir fedakarlık yaptı bize gelerek. Onu da atlamayalım. Kendisi çok da karakterli bir oyuncu.

Dünkü idmanda bir hareketi vardı mesela, idmanı kesip bütün takımı yanıma topladım ve görmeyenlere de anlattım. Bir pozisyonda Joseph şuta kalktı, tam o sırada Süt (Serhat Büker'i kastediyor hoca :)) içeri kat etti. Joseph gördü onu ama şutunu kurmuştu, 'Süt, I saw you' dedi ve attı şutu. Çok güzel bir olaydı bu. Resmen özür diledi orada. Çok önemli bir detaydı benim için.

SB: Bu yıl vitrine çıkacak sürpriz oyuncu Tufan Önen olacak galiba. Tufan hakkındaki yorumlarınız nedir?

YP: Tufan Aliağa maçında çok kötüydü. Son Telekom maçında da ben oynatmadım (Bu arada röportajın akşamında oynanan Daçka maçında da oynatmadı hoca Tufan'ı). Ama son zamanlarda gördüğüm en ciddi atlet oyunculardan biri. Çembere gitmeyi çok seviyor. Küçük problemleri var teknik ve fundemental konusunda. Mutlaka iyi bir yerlere gelecek ama o da kendisine çok dikkat etmeli, kendisine sürekli yatırım yapmalı. Olgunlaşmış bir oyuncu günde 1 maç seyrediyorsa, ya da 2 günde 1 maç seyrediyorsa, genç bir yuncu olara 2 idman arasında 1 maç izlemesi gerekir Tufan'ın.

Benim için dünyanın en zor ligi Euroleague'dir. NBA bana biraz yalan dünya gibi geliyor. Play-Off'lar çok sert oluyor diyorlar, bakıyorum Play-Off'ta da bir sertlik göremiyorum. Mesela Kobe Bryant 81 sayı attı bir maçta, Amerikalılar bolca reklamını yaptılar bu 81 sayının. Kobe Bryant gelsin CSKA'ya atsın 81 sayı, nasıl atacak bakalım. 20-25'ten sonra çemberi göstermezler adama. O yüzden genç oyuncular Euroleague gibi bir organizasyonu izleyebiliyor olmanın avantajını kullanıp bol bol maç izlemeliler bence.

SB: Az bütçe ile büyük işler başaran bu adama diğer takımlardan teklifler gelmiyor mu?

YP: Bu yıl 2 takımdan teklif aldım. Bir tanesini hiç düşünmedim ama diğeri ile bitme aşamasına gelmişti neredeyse. Ama olmadı. Oyak Renault ile devam ediyorum gördüğünüz üzere. Çok da mutluyum.

SB: Kişisel olarak hedefleri nedir Yücel Platin'in?

YP: Burada 8. yılım bitiyor. Oyak Renault ve Yücel Platin isimleri birbirleriyle çok özdeşleştiler. Ama antrenörlüğün ruhunda bir challenge vardır, bir mücadele vardır. Ne yalan söyleyeyim, yurtdışında çalışmayı çok istiyorum. Avrupa Kupası kariyerim hiç olmadığından, bir anda İspanya, İtalya diye açılmadan, 2 kademeli olarak ilerleme taraftarıyım. Daha alt seviye liglerden Almanya, Belçika, hatta Polonya olabilir. Burada Avrupa Kupası oynayan bir takımla deneyim kazanıp, sonra zıplanabilir üst liglere. Ama Mayıs'a kadar hiçbir şey düşünmüyorum.

SB: Sözleşmeniz bu yıl bitiyor mu?

YP: 1 yılı daha var sözleşmemin ama kulübüm bu konuda çok anlayışlı. Karşılıklı anlaşma ortamında çok da önemi yok o sözleşmelerin.

SB: Bursa basketbolu hakkındaki yorumlarınız nedir? Son yıllarda bariz bir gerileme var Bursa basketbolunda. Hem altyapı hem üstyapı olarak.

YP: Evet kesinlikle var. Bursa'da 2 lokomotif var bildiğiniz üzere. Oyak Renault ve Tofaş. Tofaş 2. ligde oynadığından iyi oyuncu çıksa da gözükmüyor pek ama Tofaş'ın her zaman bir ciddiyeti vardır. Bu yıl çok da iyi bir takım kurdurlar, lige döneceklerine inanıyorum.

Biz Sabri ile konuşup çok ciddi bir karar verdik ve 2 jenerasyonu yok ettik bizim kulüpte. Kolay bir karar değildi ama 91-92 doğumluları tamamen kaldırdık ve 93'lülerle yola devam ediyoruz. Bir 93'lü takımımız var, acayip iyiler. Bu yıl yıldız oynuyorlar. 2 yıl da genç oynayacak aynı takım. Ciddi hedef koyduğumuz bir takım. Çok da keyifliler.

Ama o yok ettiğimiz 91-92 jenerasyonu nedeniyle önümüzdeki birkaç sezon ciddi bir alttan adam çıkarma sorunu yaşayacak Oyak Renault. Bu zamana kadar hep iyi şeyleri konuştuk, arada kötülerden de bahsedelim. 93'lüler yetişene kadar biraz sancılı olacağız. Bu yıl bir çok oyuncunun sözleşmesi de bitiyor. Evren Büker, Ahmet Erdoğan, Serhat Büker, Alper Saruhan,hatta Nedim Dal. Hepsinin sözleşmesi bitiyor bu yıl. Oğuz ve Tufan kalıyor bir tek. 2-3 sezon epey sıkıntı yaşayacağız, dikkatli olmak lazım. Ama bu kulüp çok tecrübeli bir kulüp. Mutlaka bir çözüm üretecektir. 93'lülerden itibaren ise ciddi anlamda bir alttan beslenme yaşayacak takım.

SB: Dediğiniz gibi Renault yönetimi artık bu işin kıdemlilerinden. Ve bir çaresini bulurlar, ben inanıyorum.

YP: Ben sana şöyle bir şey söyleyeyim Anıl. Geçen gün Sabri ile konuşuyorduk öyle bir şeyler atıştırırken. O sırada gelecek seneyi kabataslak hazırladık bile. Yani bütün oyuncuları kaybetsek bile yerlerine koyulabilecek isimlerden oluşan planımız şimdiden hazır gibi.

SB: Telekom, Efes, F.Bahçe Ülker gibi büyük bütçeli takımlardan birine gitseniz, Renult'daki o takım kimyasını oluşturma konusunda bir sıkıntı yaşar mısınız? Avrup'da hatta kendi ligimizde bile bir sürü örneği var bunun. Bir sürü yıldız oyuncu var ama takım olamıyorlar. Yücel Platin'in takımındaki o havayı yakalayamıyorlar mesela.

YP: Senin ağzından bunları duyduğum için gerçekten gurur duyuyorum. İleride bir gün daha büyük bir takıma gidersem, şu anki prensiplerimi kesinlikle değiştirmeyeceğimi biliyorum. Çünkü beni ben yapan o prensiplerim. Başarılı olurum, olmam bunu bilemem ama prensiplerimi, doğrularımı yıkmam.

SB: Telekom'a karşı bir şanssızlığı var mı Oyak Renault ve Yücel Platin'in? :) 7 maç mı oldu 8 maç mı oldu hep mağlubiyet, hep mağlubiyet. :)

YP: (Gülüyor) Var var, kesinlikle var. Mesela geçen sene Nejat Sayman'ın çok güzel bir lafı vardı: 'Oyak Renault takımı Yunan takımı gibi, momenti kimseye bırakmıyor' diye. Hakikaten öyleydi. Ama bir tek Telekom'a karşı bir türlü oyunu istediğimiz şekle sokamıyorduk. Sürekli onların istediği gibi gidiyordu tempo. Bunun da nedeni El-Amin & Tutku faktörüydü.

Benim takımımın en büyük özelliği 3 numaraların dahi dribbling yapabilen oyuncular olmasıdır. Alper mesela. Serhat'ı bile zorluyorum bu yönde. Ki Serhat'ın o yönü çok da iyi değildir. Yine Tufan'ı bunun için epey teşvik ediyorum falan. 2 numaralarım zaten guard gibidirler. Evren mesela. Telekom'da Tutku ve El-Amin ikisi birden dirbbling yapan adamlar olunca bir türlü alamıyorduk kontrolü elimize. Bu yıl El-Amin'siz yakaladık, maçın büyük bir kısmını önde götürdük, köşeye de kıstırdık onları ama yine olmadı. :)

SB: Kendi jenerasyonunuzdan beğendiğiniz koçlar var mı?

YP: Ben öncelikle bütün samimiyetimle şunu söylemek istiyorum: Türk Basketbol Antrenörlüğü çok çok önemli bir yere geldi. Bir ekol olduk bence. Ve şu anda Türk antrenörlerin büyük bir kısmı genç jenerasyon. Kimleri beğendiğim sorusuna gelecek olursak ise: Ahmet Çakı'nın verdiği emeklerden dolayı çok takdir edilecek bir koç olduğunu düşünüyorum. Keza bir Orhun Ene modeli var mesela. Genelde yıldız oyunculuktan koçluğa geçiş çok kolay birşey gibi görülür bazı oyuncular tarafından. Ama Orhun böyle yapmadı ve kendine çok emek verdi. Taa Işıkspor'dan başlayarak adımlarını atmaya başladı. Kesinlikle çok beğeniyorum onu. Artık ne kadar genç jenerasyon sayılır ama Ahmet Kandemir'i de beğenirim her zaman. Onun oyuncu seçimleri, kendi basketbolunu takımına çabuk adapte etmesi falan alkışa değer. Ki bu yıl kurduğu Mersin BŞB takımı bana göre ligde ilk 6'nın en büyük adayı tepe takımların ardından.

SB: Ligde kim öne çıkıyor size göre? Şampiyonluk yolunda kimi daha şanslı görüyorsunuz?

YP: Geçen gün bir yorum yaptım, sonra kendim de beğendim yaptığım yorumu. :) Ben Efes ve F.Bahçe Ülker'i biraz daha önde görüyorum. Efes'in sakatı Kasun ve F.Bahçe Ülker'in sakatı Ömer Aşık'tan hangisi sakatlıktan kurtulduktan sonra takımlarına daha çok katkı yaparsa o takım şampiyon olur bence. Telekom da çok iyi ama bu ikilinin biraz daha arkasındalar. Benim sıralamam: Efes ve F.Bahçe Ülker öndeler, onların hemen arkasından Telekom geliyor, biraz daha arkalarında da G.Saray Cafe Crown var.

SB: Milli Takım ve Tanjevic hakkındaki yorumlarınızı da alalım.

YP: Ben koç Tanjevic'in çok önemli işler yaptığını düşünüyorum. 2 sene önce biraz daha farklı düşünüyordum ama şimdi çok pozitifim ona karşı. Bir kere tam bir 'Usta' olduğunu düşünüyorum kendisinin. Örneğin; kendimize sormamız lazım, kaç kişi Enes Kanter'i Alba Berlin maçında oynatır ve o kadar da süre oyunda tutar diye.

Milli Takım için ise Avrupa Şampiyonası'na kalmak biraz fazla abartıldı gibi bence. Yani orası zaten bizim olmamız gereken yerdi ve bu yoldaki rakiplerimiz de çok zorlu değildi açıkçası. Polonya biletini almamızdan daha önemli olan, orada birşeyler yapabileceğimizin sinyallerinin verilmesiydi. Bizim basketbolumuzun en büyük sorunu bir sistemin, bir kimyanın olmamasıydı. Az paslaşan, az asist yapan, düşük momentle oynayan bir takımdık. Bu eleme grubunda bunu değiştirdik. Asıl önemli olan o bence. Yoksa biz zaten elemeleri geçmek zorundaydık. Tanjevic'in gün geçtikçe takıma daha fazla hakim olmaya başladığını düşünüyorum. Onun hakkında eleştiri yapmak benim haddim değildir yanlış anlaşılmasın. Benim saygı duyduğum bir ustamdır kendisi.

SB: Devşirme guard olayı vardı bir ara alevlenen. O konudaki fikriniz nedir?

YP: Ben çok olumlu bakıyorum buna. Bu tip işlerin, eğer ki Türk basketboluna faydası olacaksa yapılması taraftarıyım. Mesela Fatih Terim. Herkes Mehmet Aurelio Milli Takım'da oynar mı oynamaz mı diye tartışırken, aldı kadroya adamı, oynattı. Hem o tartışmaları kesmiş oldu, hem de takımı olumlu etkileyen bir hamle yapmış oldu. Dediğim gibi karşı değilim bu tip hamlelere.

SB: Hocam benden bu kadar, ağzınıza sağlık, kocaman da teşekkürler.

YP: Ben teşekkür ederim Anıl. Oldukça güzel sorulardı. Çok keyif aldım.

11 Yorum Yapılmış:

# 21 dedi ki...

Okurken çok keyif aldım Anıl ; hakikaten çok güzel olmuş. Eline ağzına sağlık.

vselcuk dedi ki...

cok guzel bir roportaj olmus , ellerine saglik Anil , devamini bekliyoruz bu roportalarin :)

dejavu_c dedi ki...

Eline sağlık Anıl,çok güzel olmuş.

Sheed dedi ki...

biz de çok keyif aldık.. tebrikler..

Erinc Atilla dedi ki...

anil cok iyi is cikarmissin...joseph jones ile ilgili sorulari sordugun icin tesekkur ederim...

saLsa dedi ki...

@ Erinç,

Hocayla beraber senin Joseph Jones yazını okuduk blogdan.. Epey beğendi, dur dur çok güzel başladı yazı deyip, bütün yazıyı okudu keyifle.. Haberin olsun..;)

Erinc Atilla dedi ki...

hehe...

cok saolasin anil'cim...

acaba 200-300bin dolar bulup bu ise mi girsek ?? yok yok, blog yazarligi degil, menajerlik...

:)

bizim mekip cok saglam, bi tane de avrupa'yi avucunun ici gibi bilen birini kattik mi (acaba kim??) voltran, voltran, voltran !!!

serpil dedi ki...

bir fenerbahçe taraftarı olarak futbola daha çok ilgisi olan biri olarak sizi tebrik ediyorum. basketbolu sevdiren insanlardansınız. hakkaten çok güzel röportaj devamını bekleriz :)

serpil dedi ki...

koyu bir fenerbahçe futbol taraftarı olarak basketbolu pek bilmeyen biriyim. sizi okumak hakkaten zevk. bu arada röportaj harika olmuş zayenizde basketbol bilgim artmakta. tekrar teşekkürler..

Efsane Mrsiç dedi ki...

Tebrik ediyorum Anıl'cım her
zamanki gibi gayet başarılı bir
röportaj olmuş.
Hem keyif aldım hem faydalandım.

Adsız dedi ki...

Süper ..süper ...süper Anıl Bey ,çok çok tebrikler devamlarını bekliyoruz..ABP