31 Aralık 2008 Çarşamba

Hataları Vardı Ama Katkıları da

Murat Özyer'in görevden alınışının sıcaklığı hafif hafif kaybolmuşken, karalayalım bakalım bir şeyler. Öncelikle Murat Özyer'in ne kadar iyi bir Galatasaray'lı olduğunu, ne kadar efendi biri olduğunu ve ne kadar saygıda kusur etmeyecek bir yapıda olduğunun bir kez daha üstüne basarak başlayalım yazımıza. Kendisiyle 1 kez röportaj, birçok kez de unofficial konuşma fırsatı buldum. Saygılı, kaliteli, efendi, ama epey çekingen ve genelde de yanlış anlaşılmaktan korkan biriymiş izlenimi bıraktı hep bende. Bu konulardaki fikrim hiç bir zaman değişmedi. Ama bu sezon başında G.Saray kulübünün kendisine kapıyı göstermesi ve gidip Erman Kunter'le anlaşmasından sonra, araya giren 'Biz olduğumuz sürece, Özyer de olacak' ana temalı sponsor tehdidi vesilesi ile yeniden paşa paşa görevine dönmesini yakıştıramamıştım ona. Herkesle çatır çatır tartışabileceğim o adam gibi adamlığından ufak bir puan kırdım kendi içimde. Yalan yok.

Yaklaşık 2,5 sezonluk G.Saray Cafe Crown serüveni boyunca coaching konusundaki büyük temel yanlışlarını, takım yönetme konusundaki eksikliklerini kendimce hep yazmaya çalıştım. Zaten eleştirilerimin tek dayanak noktası da bu konuydu. Murat Özyer'in kendisi ya da kişiliği değil, tamamen G.Saray Cafe Crown benchinde iken yaptıkları ve yapamadıklarıydı.

Amma velakin, Murat Özyer'in 100. yılında dibe vurup küme düşmekten son anda (TBL'deki takım sayısının 14'ten 16'ya çıkarılması sayesinde) kurtulmuş koskoca bir camianın, her zaman ses getirmiş olduğu basketbol branşında yeniden ses getirir vaziyete, yeniden taraftarını salona çeker duruma gelmesindeki rolünü de es geçmeyelim. Çok iyi hatırlıyorum, Özyer'in G.Saray Cafe Crown ile çıktığı ilk lig maçında Haldun Alagaş'ta Tekel'e karşı oynayacaklardı. Gittim biraz sohbet ettik hocayla, gözleri ışıl ışıldı. 'Biz bu yıl sıralamadaki başarıdan ziyade yeniden bir ayağa kalkışı istiyoruz' demişti, taraftarı yeniden salona çekmeyi amaçladıklarını, bu ilk yıllarının bir yeniden dönüş yılı olması için uğraşacaklarını söylemişti. Gerçekten de bunu başardı Özyer o sene. Uyuyan hatta nefes almakta bile zorlanan bir şubeye hareketlilik getirdi. Play-Off'larda yarı finale çıkıp F.Bahçe Ülker'e elendiler ama bence gelebilecekleri maksimum yere de geldiler. O sene çoğu sarı kırmızılı taraftar bu başarıyla da tatmin olmazken, ben gidip kendi taraftar forumlarında yine bu fikirlerimi yazmıştım. Kimisinden tepki almıştım, kimisi tarafından haklı bulunmuştum ama Özyer bence o yıl yapabileceğinin maksimumunu yapmıştı. He Ahmet Cömert'te F.Bahçe Ülker'den yenen tarihi fark olmasa daha güzel olurdu elbet ama ona da fazla takılmamak lazım.

Uyur vaziyetten kurtulup gayet kıpır kıpır bir görünüme bürünen şubede, bunla paralel olarak hedefler de büyüdü. Aslında kurulan kadrolar hiç bir zaman aynı hedef için yarıştıkları rakiplerinin kalitesine ve derinliğine erişememiş olsa da o takımın adı Galatasaray'dı ve adı bile şampiyonluğa oynamalıydı. Türk insanına bunu anlatamazdın ki. F.Bahçe Ülker'deki yerli oyunculara bak, bir de bendekilere bak diyemezdi hiç kimse. Ya da Efes'le, Telekom'la kıyaslayamazdı kendi takımlarını hiçbir aklı başında yönetici.

07-08 sezonu kupadan eleniş şokuyla başladı, sonrasında ligde fırtına gibi tamamlanan bir ilk yarı ama ikinci yarıda gösterilen performans düşüklüğü, ligi 5. sırada bitiriş ve Telekom'a süpürülüş. Kötü bir performanstı cidden. Ama Avrupa'da alınan dördüncülük başarısı, mantıklı düşünecek olursak henüz 2. yılındaki bir takım için gayet iyi idi. Bu yıl Özyer gönderildi, sonra tekrar döndürüldü. Ama olay bir kez koptu yani, ne olursa olsun iki taraf da birbirine aynı gözle bakamazdı bir daha. Bakamadı da. Bu yılki oyunun kimseyi tatmin etmemesi (ligdeki suni galibiyet yüzdesine rağmen) üzerine yollar ayrıldı. Çoğu G.Saray Cafe Crown taraftarı bu sonu istiyordu. Kimisi sırf Türk genlerinde bulunan 'İstifa' diye bağırma kapasitesinin yüksekliği yüzünden, kimisi de gerçekten mantıklı saha içi yetersizliklere dayandırarak bunu istiyordu. Ben ikinci kesimdekilerle hemfikirdim. Olmuyordu artık ve yollar ayrılmalıydı.

Ancak hiç bir zaman da Murat Özyer'in bu kulüpte ölü bir vaziyetteyken devraldığı basketbol şubesine yaptığı katkılar da atlanmamalıydı. Taraftar forumlarında bu noktaya değinen bir çok farkındalık sahibi taraftar gördüm ama yine de beklediğim oranda değillerdi. Ben yazmadan geçmek istemedim bu gerçeği. Evet coaching konusundaki yanlışlarını, sahip olduğu silahlarını kullanabilecek bir set yazamayışını, oyuncularına hükmedemeyişini, en son uzunsuz oynayan Beşiktaş Cola Turka'ya karşı yaptığı fahiş hataları ve daha nicesini burada gayet ağır bir biçimde eleştirdim ama hakkını da teslim etmek lazım. Bir şekilde bir yerden kıvılcımı yaktı bu şube için Özyer. Devamını getirmek de başkalarına kalsın. Özyer'in elinden bu kadarı geldi diye düşünebiliriz.

Az kaldı unutuyordum. Özyer'in saha içi hatalarını eleştirdik ettik hep ama sanılmasın ki o şubeyi yönetenler sütten çıkma ak kaşık. Oradan da bir orak geçirmek lazım. Hiç yoktan kökünün kazınması gereken bir adam tanıyorum ben mesela.

3 Yorum Yapılmış:

Consigliere dedi ki...

anıl,

tebrik etmek lazım gerçekten mükemmel bir yazı olmuş eline sağlık üstad

Kapali Ust dedi ki...

Kendi blogumda da Murat Özyer hakkında bir çok kez bir şeyler karalamış biri olarak düşündüklerimin en güzel yazıya dökülmüş halini burda buldum, elinize sağlık. Murat Özyer çok iyi bir Galatasaraylı ve beyefendiydi. Bu özellikleri bile sırf bu adamı desteklemek için bizi tribünlere çekti. Ama unutulan bir şey vardı en son kupasını 1994-1995 yılında görmüş ve basketbol aşığı bir çok taraftarı olan bu camia artık yeni kupalar görmek istiyordu ve bu güruh doğal olarak sahada yapılan yanlışlıklara sesini çıkarmaya başladı çeşitli mecralarda. İşte bu noktada Murat Özyer kontrolünü kaybetti çünkü nerdeyse göreve geldiğinden beri kayıtsız, şartsız destekleyen camiada çatlak sesler çıkmaya başlamıştı, coachluk/yöneticilik tecrübesi de çok yeterli olmadığı için krizi yönetemedi ve adım adım bu güne gelindi. Gelinen bu noktanın en büyük sorumlusu ise sene sonu Murat Özyerle devam etmeme kararı aldıktan sonra tekrar kürkçü dükkanına dönüp Murat Özyerle devam kararı alanlardır, onların da yöneticilik tecrübesi ayrı bir soru işaretidir, yönetimin inanmadığı bir hocaya, basketbolcuların inanmasını beklemek zaten büyük saçmalıktı ve olmadı.

tozlu parkeler dedi ki...

Bu yıl hem Galatasaray hem de Beşiktaş iyi giden işlere nasıl çomak sokulup berbat edilir konulu dersleri verdi hepimize, sağolsunlar. Fenerbahçe yönetiminin futbol takımını ve tribünleri ne hallere nasıl soktuklarını iyice inceleyip feyz aldılar sanırım.