28 Şubat 2009 Cumartesi

20. Hafta - Cumartesi Notları

Son maça bakabildim bir tek bugün o da bölük pörçük, geldim inceledim hemen istatistikleri, maçı izleyen arkadaşlarla da paslaştım, topladık bir kaç ince not, paylaşalım hemen.

İlk maçta Telekom Mersin deplasmanında ikinci çeyrekte bir ara farkı çift hanelere çekmiş ama sonra Mersin yeniden toparlamış, son dakikaya kadar kafa kafaya giden maçı Telekom almış (79-83). Zaten hiç de öne geçirmemişler Mersin'i o geri dönüşe rağmen. Kimani 22 kere faul çizgisine gidip 13 isabet bulmuş. F.Bahçe'yi üçlüklerle yıkan Mersin bu kez 4/14'te kalmış. Telekom'da Wright 9/10 ikilik yüzdesi ile 22 sayı üretirken, yeni transfer Bajramovic de oynamış. 17 dakikada 9 sayı, 5 ribaund ama üçlük yüzdesi felaket (1/7).

TED düştü dediydik 2-3 hafta önce kıyamet kopmuştu, e düştü işte baba. :) Şaka bir yana bugün yaklaşmışlar galibiyete ama Douthit'siz oynayan Antalya BŞB, son anda Mims'in elinden bulduğu üçlükle maçı yine vermiş rakibine (74-75). Son 1 dakika içinde 6 tane faul kaçırmışlar, bunlar hep maç kaybetme alışkanlığından kaynaklanıyor işte. Zaten maçı belirleyen de o faul yüzdeleri olmuş. Kolej 13/23 ile atarken, Antalya 23/28 atmış. İlk çeyreği geride kapamasına rağmen müthiş bir ikinci çeyrek oynayarak devreyi 43-29 önde kapayan Kolej bugün de başaramamış galip gelmeyi. Önder 2/9 ile üçlük atmasına rağmen 19 s - 8 r - 3 blok ile eksra bir performans koymuş ortaya, Prowell da 20 atmış. Unutuyordum az kalsın, Strickland'ın şut yüzdesi de berbat, 1/7 ikilik. Antalya tarafında da yüzdeler pek iyi değil. Mesela Marsh bir tek kupadaki G.Saray maçında iyi yüzdeyle oynamıştı, bugün yine yerlerdeymiş yüzdesi. Maçı alan Mims'in o ana kadarki yüzdelerinin ikilikte 1/7, üçlükte ise 1/6 olması da basketbolun ne derece keyifli bir spor olduğunu gösteriyor işte. Adam kalkıp maçı kazandıran üçlüğü yollayabiliyor işte bunca kötü yüzdelere rağmen. Bir tek orada Green'in yüzdeleri istikrarlı. Herif inanılmaz yüzdeli faul atıyor, bugün de 12/12 atmış. Guard dediğin atacak faulleri ama Green iyi bir guard değil, buradan bu sonuç çıkmasın. :) Can Akın'ın 5/8 üçlük yüzdesi de gözden kaçmasın.

Kepez geçen hafta Erdemir kazanınca, bu hafta mutlaka kazanılması gereken bir maç oynadı. Maçın başından itibaren ağırlığını koyup, maçın sonlarında farkı kapattırsa da rakibine skor ütünlüğünü vermeyip sahadan galibiyetle ayrılmışlar (75-74). Bitime 17 saniye kala Melih üçlüğü yollayıp farkı 1'e indirmiş, sonra McLinton 1/2 ile faul atmış. Maçın skorunu ise son anda kendisine yapılan faulden doğan atışlarda 1/2 yüzde tutturan Hammonds tayin etmiş. Halbuki evsahibi 3. çeyrekte bir ara skoru 50-33'e kadar getirmiş. Kepez'de Serkan, Arda ve Berent yoktu, hatta onların yokluğunda 1 numarada oynayan Barış Güney 31 dakika sahada kalıp 0/1 ikilik, 1/7 üçlük, toplamda 3 sayı ve 5 faulle berbat bir katkı vermiş, hatta hatta Traylor sadece 17 dakika sahada kalıp sadece 9 sayı üretebilmiş, sadece 1 ribaund alabilmiş. Buna rağmen maçı almaları sevindirici onlar adına. Fitch yine en skorer. Daçka'da ise Melih ve Barış Hersek'in totalde 9/12 üçlük yüzdesiyle ürettikleri toplam 31 sayı dikkat çekici.

Kritik bir galibiyet de Renault'dan gelmiş. Reese'siz Aliağa maça 9-23'lük bir baskınla başlamış, devreyi 30-39 önde kapamış ama sonra Renault'dan sağlam bir seri gelmiş. Son çeyrekte Serhat Büker ve Fatih Solak diskalifiye olmuşlar, geri dönüşün arkasını da iyi getiren Renault maçı da almayı başarmış (71-66). İlk çeyrekteki baskının ardından 30 dakikada sadece 43 sayı yiyen, hatta ikinci yarıda sadece 27 sayı yiyen Renault'ya kocaman bir alkış gitsin buradan. Alex Gordon'un 20 sayısı var ama yüzdeler yerlerde. 2/7 ikilik, 4/10 üçlük. Maçın adamı kesinlikle Evren Büker istatistiklere bakınca. 40 dakika sahada kalmış, 15 s - 9 r - 7 a. Maşallah diyelim babaya. Jo'nun yüksek istatistiklerine alışınca bugünkü rakamları pek bir az geldi gözüme. Reese olmayınca iş Bora abiye düşüyor tabii. 38 dakika sahada kalmış bugün, 7 s - 2 r - 7 a yapmış. Onlarda skoru taşıyan Davis ve Wilmont olmuş toplamda 44 sayıyla. Ama yetmemiş işte. Renault derin bir nefes almış bu galibiyetle, Aliağa ise ligin dibindeki heyecana hoşgelmiş.

Günün en önemli maçında G.Saray Cafe Crown gayet maçın son anına kadar oyunda kalıp çatır çatır mücadele etti. Hosley ve Tolliver takviyeleri takımı epey bir renklendirmiş, maçla ilgili detaylı bir yazıyı tamamını izledikten sonra yazarım ama Tolliver'ın da şutu varmış, dipten bir üçlük yollayınca dedim tamam üçlük show devam. Zaten ilk yarıda 7/12 mi ne attı yine sarı kırmızılılar. 3/4'ü Hüseyin'den. :) Yeniler toplam 28 attı, Hüseyin tek başına 23 attı ama 2. çeyreğin tamamı ve 3. çeyreğin ortasına kadar olan sürede yine Charles Smith & Kaya Peker merkezli bir Efes üstünlüğü vardı skorda. Orada farkı açtılar biraz, kalan 15 dakikada da onun ekmeğini yediler (79-75).G.Saray Cafe Crown biraz daha üçlüğe olan bağımlılığını azaltırsa çok iyi takım olurlar bence, hele Tufan falan da dönerse Koray hoca iyice kafayı yer artık bolluktan. Bugün zaten afalladı bir, adam alışmıştı 6-7 kişiyle oynamaya. Takımın ne zamandır lokomotifi olan Polat Kocaoğlu hiç süre almadı ona rağmen 10 kişiye dağıttı toplam 200 dakikayı, düşünün işte olayı. Graves ve Tufan da yok daha. :)

TBL'de 20. Hafta Programı

28 Şubat Cumartesi
15:00
Mersin BŞB - Türk Telekom (SkyTürk)
16:00 Casa TED Kolejliler-Antalya BŞB
16:00 Kepez Belediye - Darüşşafaka Cooper Tires
17:00 OYAK Renault - Aliağa Petkim
19:15 Efes Pilsen - G.Saray Cafe Crown (Spormax)

1 Mart Pazar
17:00 Beşiktaş Cola Turka - F.Bahçe Ülker (Spormax)
17:00 Pınar Karşıyaka - Banvit
17:00 Erdemir - M.A. Selçuk Üniversitesi

27 Şubat 2009 Cuma

Bora Hun Paçun

Bora Hun Paçun'dan haberi olan var mıydı? Ben demin öğrendim, Makedonya'nın Rabotnicki takımına kiralanmış. Hatta iki de maç oynamış. Çocuğun ağzına ettiler afedersiniz. Daçka'da ne güzel bulmuştu yerini, takır takır da oynuyordu. Aman EL elden gidiyor diye ne yapacaklarını şaşırdıkları dönemde Jones, Drobnjak, Hammonds derken Bora da kaynadı arada. Oynatmayacağını bile bile aldı Ataman onu. Hammonds gibi sadece EL için de alınmadığından lig kadrosuna da adını yazdırdılar. Haliyle Daçka'ya geri dönemiyor. Çocuğu kiralık olarak Makedonya'ya göndermişler. Yahu ne diye aldınız bu adamı o zaman Daçka'dan? Ne güzel oynuyordu ilk beş. Yoook, olur mu? Nasılsa Efes modeli gitti, yaşasın Ataman modeli.

Yaz oradan hanene 1 boş sene daha Bora.

Dodo ile Dobra Dobra

Kupa maçları için İzmir'e ayak bastığımız günün sabahında Doğan Hakyemez'i kapıp götürdük kahvaltıya. Sağolsun o da epey dobra bir üslupla anlatmak istediklerini anlattı bizlere. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık ama maçı alsalardı daha da güzel olacaktı. Zira akşam programını iptal ettik İzmir maceraları kısa sürünce. :) Takımla ilgili konuşalım dedik ve konuyu hemen Orhun Ene'ye getirdik. Dodo dertli Orhun konusunda, biraz da sinirli.

'Bizim Orhun & Altar'ı beraber almamızın nedeni şuydu; Orhun burada büyük işler başaracak ve büyük takımlar dikkatini çekecek. Onlardan biriyle sözleşme imzaladığında da bizim tarafımızdaki sistemi Altar devam ettirecek. Söze kimsenin bilmediği bir detayla gireyim. Orhun Ene, daha geçen yılın başında biz kupada tur atlayamayınca istifa etmişti ilk olarak. Ama hem Altar hem de ben, daha takımın yeni kurulmuş bir takım olduğunu ve kupada tur atlayamamanın hiç de önemli olmadığını ona söyleyerek, üstüne bir de o zamanki uzunumuzu gönderip Douthit'i alarak onu bu kararından vazgeçirdik. Zaten bu hamle de cuk oturdu ve güzel bir sezon geçirdik. Bu yıl transfer dönemine geldik, takım yapılacak. Orhun'a dedik kimleri istiyorsun diye. Bernard King'i istediğini söyledi. 40.000$ bonservis, 25.000$ da aylıkla isteğini karşıladık. Sonra Ümit Türkoğlu dedi, aldık. Ben takımda kalmasını istemediğim halde, sırf o istiyor diye -maaşını da arttırarak- Nedim Yücel'i kadroda tuttuk. Son olarak da Marsh ve Lucas'a geldi sıra. Marsh bizden 175, Lucas da 100 alıyorlardı. Bu sezon takımda kalmak için biri 400 istedi, diğeri de 250. Marsh için primler dahil 330'a kadar çıktık ama yok adam kabul etmiyor. Orhun da illa kalsın diye tutturuyor. Dedim bak Orhun, kulüpte para yok. Adam dinlemedi bile beni. Neyse bu bana küstü, Milli Takım kampına gitti. Oradan konuşuyoruz telefondan, dedim Orhun 240 bin doların var, bir tane 4 numara bul. Hayır bulmuyorum, siz bulun diye cevap veriyor bana. Neyse o uzatmaya devam etti, gittik Melvin'i bulduk. Aradım Orhun'u dedim böyle bir oyuncu bulduk, onaylıyor musun? O da onaylıyorum abi dedi ve aldık. Melvin iyi de bir oyuncuydu ama koçun sana moral vermezse, koçun sana destek olmazsa sen oynar mısın? Adam da oynamadı işte. Yoksa bize kupada ve Avrupa'da tur atlatan oydu. Şimdi Orhun'un istifa mektubuna bakıyorsun, transfer döneminde istediklerim yapılmadı diye ayrıldım yazıyor. Hangi istediğin yapılmamış? Bir tek Marsh ve Lucas'ı tutamamışız elde, o da istedikleri uçuk rakamlardan dolayı. Haydi madem biz senin istediklerini yapamadık, bırak ne alıyorsun bu takımı? Madem yarı yolda bırakacaksın, bırak Altar alsın takımı en başta. Bıraktığı maça da bak, Beşiktaş'a karşı ilk yarı 19 sayı öndeyiz, maç bitiyor 19 sayı gerideyiz. Var mı böyle bir şey? Maç bitiminde takımın herşeyini teslim ettiğin Bernard King ile küfürleşiyorsun, 'Fuck'lar havada uçuşuyor, kavga ediyorsun. Yine de istifa ettiğini öğrendiğimizde Altar ve ben günlerce ikna etmek için kendimizi paralıyoruz. Şimdi kendisi çıkmış diyor ki bana kalmam için ısrar etmediler. Yahu daha nasıl ısrar edilebilir? Yani bu kadar nankörlük görmedim ben. Sonra asıl bomba, öğrendik ki geçen haftalarda Antalya'ya gelmiş Orhun. Bir tek bizi aramamış ama bütün takımdaki oyuncularla yemek yemiş. Şimdi ben bu hareketi unutmam, elbet bir yerde karşılaşırız kendisiyle. He Orhun'un kulübün parasal anlamda sıkıştığımız anlarda bizim de yaptığımız gibi kendi cebinden oyunculara para verdiği ve büyük fedakarlıklar yaptığı da doğrudur ama overall tablo budur işte. Zaten o verdiği paraları da aldı, kimsenin parası kalmaz burada'.

Ateşi yüksek bir Orhun cevabı zaten muhabbetin büyük bir kısmını kapladı ama oradan bağlayarak konuyu menajerlere getirdik. Son Nedim Yücel mevzusundan dolayı o konuda da epey dertli Dodo. Menajer Engin Bayav'ın ısrarla Nedim'i Mersin'e götürmeye çalıştığını söylüyor. Ve ekliyor: 'Yahu bu adam benim sözleşmeli oyuncum, nereye götürüyorsun? Allem etti kallem etti, götürdü adamı. Menajerler takımları hiç ama hiç düşünmüyorlar. Tamamen kendi komisyonlarının derdindeler. Bir oyuncuyu aynı sezonda 2 ayrı takıma vermek onlar için bulunmaz nimet. 2 kere komisyon alıyorlar çünkü. Bence bu huylarından vageçmeliler. Menajer dediğin takım ve oyuncu arasında köprü olmalıdır. Oyuncuyu savunduğu kadar, takımı da savunmalıdır. Ama nerdee'.

Yanımızda Karşıyaka'lı 2 arkadaş olmasından mütevellit konu dolaylı yoldan da olsa Karşıyaka'ya geliyor. Dodo 'Her takımda çalışırım, yeter ki uygun ortam, uygun yatırım sağlansın. Hatta abartmayayım ama Pınar Karşıyaka'yı 2,5-3 M $'lık bir bütçe ve o muhteşem taraftarıyla Avrupa Şampiyonu bile yaparım' diyerek gönülleri fethediyor. Neden olmasın valla diyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz, oradan buradan konuşuyoruz, derken saatlerimize bakıyoruz, oo birazdan Erdemir - Aliağa maçı başlayacak, haydi hafiften hareketlenelim de 10 saatlik maç keyfinin ateşini yakalım diyoruz. Ve ayrılıyoruz. Sizle de bu kadarını paylaşabiliyoruz sohbetimizin. Teşekkürler Dodo. Fotoda da sol tarafta cannksk ve hasanerdem var, bu blogdan da tanıyorsunuz kendilerini. Bir teşekkür de onlara gitsin bu vesileyle, İzmir'deki efsane misafirperverlikleri için.

Create Player

Milli süperstarımız Cenk Akyol demiş ki: 'Geçmişte NBA hayalim vardı ama şu anda Efes Pilsen'de olmaktan mutluyum'. İyi de paşam zaten kuyruk yok ki kapında, bu halinle NBA'de anca benim biraderin yaptığı gibi Create Player usulü oynayabilirsin diyor ve gülüp geçiyorum sabah sabah.

26 Şubat 2009 Perşembe

Tolliver & Hosley G.Saray'da

Ve beklenen an. Tolliver'ı dün öğrenmiştim de bugün Hosley ismini de görünce oha demiştim. Saatime bakıyorum, 15:00 şu anda. Az önce konuştum Mert Uyguç ile, o daha İtalya'daymış ama her iki oyuncunun işini de bitirmiş kulüp. Hayırlı olsun tüm G.Saray'lılara. Özellikle Hosley bomba ötesi olmuş. Kapıvermişler hemen, muazzam bir hamle. Acele acele konuştuk soramadım ama büyük olasılıkla ya Milo ya Guro'dan biri de yolcu. 6 yabancı oluyor kadroda çünkü, 1 tanesi fazlalık.

Cibona Baskını (64-86)

Grup zordu eyvallah, kimse de bu takımı bu gruptan niye çıkamadı diye eleştiremez ancaaaak, dünkü rezil oyunun hiçbir tarifi yoktur basketbol kitabında. İstanbul'da her yıl en az 1 tane berbat oyununa alıştık artık sarı lacivertlilerin. Güçlü takımlara değil, yenebileceği ve zaten mutlaka da kazanmak zorunda olduğu takımlara karşı maç kaybetmesi kötü bir hastalığı F.Bahçe Ülker'in. Bunu 2 sene önce de yaşadık, geçen sene de yaşadık, dün de yaşadık. Savunma evlere şenlik, hücum desen rezalet. Herkes kaldırıp atıyor topu ama isabetli şut yok. Semih efendi topu alıyor eline, hücum süresinin bitimine 8 saniye var, tutuyor bir şeyler yapıyor, sonra fade-away yolluyor. Sonuç? Airball. Giricek Zagreb'deki ilk maçta da feci bir yüzdeyle atmıştı ilk yarı, dün sağolsun o maçı ve son Efes kupa maçının dejavusunu yaşattı bize (1/6 ikilik, 1/5 üçlük, 0/1 faul yüzdeleri). Rakip de aksine iyi günündeydi. Haydi diyelim tamam dışarıdan çok yüzdeli attılar, e anam babam o zaman 2 sene önce Mersin'de oynayıp da bir şey yapamayan Jared Homan'ı nasıl adam ettiniz içeride? Paşa elini kolunu sallaya sallaya girip aynı şekilde bıraktı turnikeleri. Prkacin desen aynı, adam istediği gibi hükmetti bizim uzunlara. Koyuyor dirseği (as always) dönüyor, bırakıyor hook-shot'ı. Biz de babayı Mirsad'la savunmaya çalışıyoruz. Sebep? 4 kısaya döndük. 5. uzunumuz da Mirsad. Amaç? Az sallamışız ya dışarıdan, daha çok sallayalım. Dünkü performansın kabulü çok zor benim tarafımda. Yenersin yenemezsin, gruptan çıkarsın çıkamazsın o ayrı. Ama sen bu kadar vurdumduymaz olamazsın. Olursan da iki adım ileri atamazsın.

G.Saray Cafe Crown'un maçını izeyemedim, canlı yayın yoktu. İlk çeyreği 9 sayı ile önde kapamışlar ama sonra vermişler maçı, ikinci yarıda da fark olmuş zaten (93-77). Yine Graves'siz ve Milo'suz olduklarını da belirtelim hemen. Ha bir de Hüseyin Beşok maça 3/3 üçlük isabetiyle başlamış dün. Adam bildiğin pure-shooter oldu vallahi 33'ünden sonra. :)

25 Şubat 2009 Çarşamba

G.Saray'ın Uzunu Tolliver mı?

G.Saray Cafe Crown uzun oyuncu konusundaki çalışmalarını tamamlayıp bir isimle anlaşmış nihayet. Kim olduğunu yarın öğreneceğiz resmi siteden. Benim kulağıma gelen isim Anthony Tolliver. Creighton mezunu, San Antonio'da idi en son. Ocak ayında serbest kalıp free-agent'a düşmüş. Kesin bir bilgi değil, sadece bir duyum. Bu arada Bonsu-Mensah'ı San Antonio Spurs almış. Cibona maçı yazısı mı? O da yarına kalsın, zira kalemimin ucunu iyice açıp da girmek istiyorum... yazıya.

Yol Geçen Hanı

İlk yarıdaki Fenerbahçe Ülker defansını anlatacak daha iyi bir tanım bulamadım. Hababam üçlük sallamak üzerine kurulu 20 dakikalık müthiş hücum performansına uygun bir terim bulma işini ise size bırakıyorum. 2/14 üçlük, 3/12 faul yüzdesi. Müthiş müthiş. 27-49 geride kapadılar Cibona karşısında ilk yarıyı. Ha bir de ufak bir sorum var Digiturk'e. Çetin Yılmaz'ın sesini kısma şansımız var mı? Varsa ben o hakkımı kullanmak istiyorum da.

Kapıııııış

Çocukluğumuzda futbolcu kartları, taso falan vardı. Mahallenin büyükleri yüksek bir yere çıkıp ellerindeki kart ya da tasoları 'Kapıııııış' diye bağıraraktan savururlardı. Biz de kapışırdık tabii. Ara sıra artistlik olsun diye elimdeki aynı kartları ya da aynı tasoları ben de bu yolla dağıtırdım arkadaşlara. Nasılsa aynısından bende var, namımız yürüsün hesabı. Neyse niye bu kadar derine gittim bilmiyorum, alt tarafı Real Madrid'in Quinton Hosley'i gönderdiğini ve bunun diğer takımlar üzerinde yaratacağı olası etkiyi anlatmak istemiştim ben. Bizim lige dönse ya keşke. Yalnız olaya bak he, burada iki eliyle bir işi doğrultamayan Winston gidiyor, geçen yıl bu ligin en efektif olan adamının yerine Madrid kadrosuna giriyor. Var bu işte bir terslik ama du bakalım.

Şanssız İnsanlar

İzmir Halkapınar Spor Salonu'nun girişinde asılıydı bu afiş. Hoş düşünülmüş bir tanıtım ama insan korkmuyor da değil ya biz de göremezsek diye. Olur mu olur sonuçta. :)

24 Şubat 2009 Salı

Basketbola İddaa Geldi Geliyor

Bu hafta ya da haftaya başlayacakmış artık. NBA, TBL ve Avrupa Ligleri dahil hepsi var. Kökende bahis olunca ilgimizi çekiyor tabii. Artık tahminleri official yazabileceğiz yani. :) Sistem hakkında öğrendiğim birkaç şey var, onları paylaşayım, gerçi bunlara da kesin minimum 4 maç zamazingosu konup insanın hevesi kırılacaktır ama ilk etapta güzel duruyor.

ML (Moneyline) bahisi yok bir kere, kazanır bahisleri hep handikap üzerinden oynanacak. Hem ilk yarı hem maç sonu bahisi var. Artı bir de u/o var işte. Örnekle özetleyecek olursam:

Mesela, Efes - Daçka maçı var, handikapı Efes lehine ilk yarı için -5,5, maç sonu için de -11,5 belirlemiş olsunlar.

Efes İlk Yarıyı Kazanır (yani Efes -5,5) - 1.70
Daçka İlk Yarıyı Kazanır (yani Daçka +5,5) - 1.70
Efe Maçı Kazanır (yani Efes -11,5) - 1.70
Daçka Maçı Kazanır (yani Daçka +11,5) - 1.70
Under / Over oranları - 1.70
İlk Yarı Efes (-5.5) / İkinci Yarı Efes (-11,5) - 2.25
İlk Yarı Daçka (-11,5) / İkinci Yarı Daçka (-11,5) - 2.25
İlk Yarı Efes (-5,5) / İkinci Yarı Daçka (+11,5) - 4.00
İlk Yarı Daçka (+5,5) / İkinci Yarı Efes (-11,5) - 4.00

Oranlar böyle, sistem böyle. Fena değil ama oranların düşüklüğü (çünkü en düşük 1.83 oran yazıyorlar bunlara nette) ve minimum 4 maç yazma zorunluluğu işleri biraz bulandırıyor. Her şekilde ortam renklenecek ama o kesin.

Bilgin Gökberk

'Köyün Delisi' diyor kendine. E haksız da değil yani, bu şartlarda onun gibi konuşmak için, yeri geldiği zaman sırf farklı olması yüzünden ona kapıların kapanmasını sağladığı için deli olması lazım bir insanın. Ama o öyle değil işte. 'Benim amacım ne en çok okunan yazar olmak, ne de en çok izlenen yorumcu olmak. Benim amacım sadece mutlu olmak' diye özetliyor hayat felsefesini. Bu yüzden de olduğu gibi davranıyor hep. Farklı olmuyor, içinde neyse dışında da o oluyor. Ama kendiyle aynı işi yapan adamlardan farklı oluyor doğru. Çünkü herkes birilerini kırmayayım, birilerini incitmeyeyim, aman sivrilip de işimden olmayayım, aman bana göre ak olana sırf herkes kara diyor diye kara diyeyim derken, o sadece bildiğini söylüyor. Gördüğünü yorumluyor. Seviyorum seni be Bilgin abi. Hastanım hatta. Burada bizim yaptığımız işin, gördüğünü söyleme işinin öncülerindendir. Dün Ahmet Kurt ile birlikte SkyTürk'teki Basketbol Panorama programındaydı. Program Pazar günüydü aslında da ben o vakitlerde İzmir'den döndüğümden dün yakaladım tekrarını. Aman mest oldum yahu ekran başında. SkyTürk yetkililerine attığım, Ahmet Kurt programın daimi konuğu olsun temalı mailim ciddiye alınmış ya da onlar da olayın Nur Germen'in yaptığı hmmm ya bu sarı oğlan (Crispin'i kastediyor) yine ne yapmış böyle tadındaki yorumlarıyla bu işin yürümeyeceğini anlamışlar ki Ahmet abi ilk çıktığı günden beri orada. Dün Bilgin abi de oradaydı işte. Az kaldı rakımı mezemi hazırlayıp öyle izleyecektim programı. Seviyorum ikisini de. Kendime benzetiyorum belki onları, yapmak istediklerime, yaptıklarıma. Dün yine güzel noktalar vardı programda. Bilgin Gökberk'in 'Kız arkadaşıma ben Telekom'luyum desem benden ayrılır' sözünün üstüne Ahmet Kurt'un 'Sabret, seneye birleşmeden sonra rahat rahat söylersin' lafı süperdi mesela. Ya da yine Bilgin Gökberk'in Cenk Akyol ve Ender Arslan ile ilgili yaptığı yorumlar. Ender'in piyasaya çıktığından beri dirhem gelişme göstermediğini, Cenk'i İstanbul'un göbeğine koysan 3 kişi tanımaz diyerekten biraz da mübalağa katarak anlattığı şımarıklığını herkes biliyor da bir tek böyle adamlar söyleyebiliyor işte çatır çatır.

Varsın olsun Bilgin Gökberk sırf Ömer Üründül'ün bloklar arası bağlantılarına uyum sağlayamadığı ve hatta biraz da farklı olduğu için, hatta hatta siyah kısa kollu tşört giydiği için TRT'den ayrılmış olsun, ya da sırf düzene baş kaldırıp kimilerinin demek isteyip de diyemediği şeyleri söylediğinden epeyce bir eleştiriliyor olsun. Hiç sorun değil. Unutmasın ki onun bu halini, hatta onun gibi olan herkesi seven bir çok kişi var etrafta. Belki milyon dolarlar veremiyoruz yalakalık yapan spor yazarlarına ve TV yorumcularına verildiği gibi ama naçizane sitemizde naçizane bir post atabiliyoruz biz de. Ama biliyorum ki bu zaten onu daha çok mutlu edendir, haliyle de hayattaki amacına ulaşmasını sağlayandır. Öpüyorum abicim seni.

Bajramovic Telekom'da

Telekom düşündüğüm gibi bir hamle yapmış. Kyiv'e yönelip Bajramovic'in işini bitirmişler. Yakında Penn'i de alır bir takım kesin. Hayırlısı olsun, bence iyi bir seçim. Winston'ın bölgede Bekir ve Barış var sonuçta bir şekilde gider orası. Dudley'nin yedeği yoktu, yani bana göre yoktu. Asım, Lang ve Wright 5 oynarlar, orada çıkıp 4 numara işi göremezler, ki göremiyorlardı da zaten. Dudley'le dönüşümlü iyi gider Bajramovic. G.Saray da hayırlısıyla açıklasa ya bir uzununun kim olduğunu. Jankunas mı olur, Mensah-Bonsu mu olur, kim olacaksa olsun artık.

Burak Bıyıktay Göreve

Dün Yağızer Uluğ dedik ama yapılan toplantıdan sonra Burak Bıyıktay'ın göreve getirilmesine karar verilmiş. Burak abinin 10 parmakta 10 marifet zaten. Yeri geliyor menajer, yeri geliyor coach. Hatta adam lazım olursa girip 1-2 üçlük de sallar, zamanının iyi üçlükçülerindendi hatırlarsınız. Birkaç set çizseniz üzerine helalinden maç başına en az 6 sayı yazar bu yaşında bile.

edit: Yağızer Uluğ da istifa etmiş.

23 Şubat 2009 Pazartesi

Telekom'dan Madrid'e

Bir ayrılık da Telekom'da gerçekleşmiş. Sezon başında Pana'dan büyük umutlarla transfer edilen ama bana göre bekleneni veremeyen Kennedy Winston Real Madrid'e transfer olmuş. Sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilmiş ve yerine yeni bir oyuncu bakılıyormuş. Kim olabilir, var mı tahmini ya da fikri olan?

Hakan Demir Gitti

Hedefi şampiyonluk olarak göstermişti Hakan Demir sezon başında. Epey pembe bir hedefti ama sonuçta bu oyunun kuralı da buydu. Gelip de hedef Play-Off diyemezdi ya, öyle olduğunu bildiği halde. Para krizi, oyuncuların onu sevmemesi ve en son olarak da soyunma odasındaki kavga -ki doğruymuş, öğrendim- ipini çekti Hakan Demir'in. İstifa etmiş, yönetim de hayır dememiş. Yola Yağızer Uluğ ile devam edilebilirmiş. Takıma pozitif bir etki yapacağı kesin bu hamlenin. Sonuçta takımda seveni yoktu Hakan hocanın desem abartmış olmayacağımdan eminim.

Kupada Finale Kalma Şifresi

Özgür Bıyık. Geçen yıl Oyak Renault kadrosundaydı, bu yıl da Erdemir kadrosunda. Bireysel katkısının boyutları çok fazla değil belki ama 2 yıldır kupada final oynuyor sürpriz bir takımla. Seneye kupada finale çıkmak isteyenlere duyurulur.

Efes Pilsen: 79 - Erdemir: 70

Teknosa Türkiye Kupası'nın sahibini belirleyecek olan final müsabakası için tıpkı iki finalist takım Efes Pilsen ve Erdemir gibi biz de İzmir Halkapınar Spor Salonu'ndaki yerimizi aldık. Efes Pilsen'in kağıt üstünde daha ağır favori gözükmesi ve hatta Erdemir'in bir önceki gün 50 dakikalık inanılmaz efor harcanan bir maçtan çıkmış olması gibi nedenler birçok kişinin final maçından farklı bir skor beklemesine yol açmıştı. Ancak turnuvanın en keyif veren takımı Erdemir finalde de aynı keyifli mücadelesini ortaya koyup, maç boyunca oyunda kalarak beklenenin aksine oldukça çekişmeli bir final izlettirdi seyircilere. Sonunda kupayı kazanan yine beklendiği gibi Efes Pilsen oldu ancak Erdemir'in mücadelesi de en az onların başarısı kadar alkışlanacak düzeydeydi.

Maça hücum ribaundlarındaki etkinliği ile iyi bir giriş yapan Efes Pilsen ilk 2 dakikayı 5-0 önde geçerken, bir türlü topu eline alamayan Erdemir bu 2 dakikalık bölümde yalnızca tek bir hücum yapma şansı bulabildi. Şansını sürekli olarak üçlük çizgisinin gerisinden attığı şutlarla zorlayan Erdemir bu şutlarda da isabet sağlayamayınca ilk 5 dakikalık kısmı 8-4 geride tamamladı. Erdemir'in ilk 4 sayısı da Erdal Bibo'dan geldi. Daha sonra savunmadaki direncini arttıran ve hücumda da topu içeriye indirmeye başlayan kırmızı beyazlılar Mithat Demirel'in faul atışlarıyla çeyreğin bitimine 3 buçuk dakika kala 8-8 ile skora eşitliği getirdi ve sonrasında da Nate Funk'ın basketiyle maçta ilk kez öne geçti. Çeyreğin skorunu Mithat Demirel'in serbest atışı belirlerken tabelada 14-15 Erdemir üstünlüğü yazmaktaydı.

İkinci çeyrek karşılıklı serilerle başladı. Her iki takımın da sırayla ikişer kez bulduğu 5'er sayılık seriler maçın ilk yarısının bitimine 4 dakika kala skoru 25-25'e taşıdı. Bu dakikadan sonra sahneye çıkan tecrübeli isim Charles Smith peşpeşe bulduğu 2 üçlükle devrenin skorunun 38-31 Efes Pilsen lehine bitmesini sağladı. İlk 2 gün rakiplerine özellikle üç sayılık atışlardaki yüksek isabet yüzdesiyle üstünlük sağlayan Erdemir final maçının ilk 20 dakikasında sadece 2/11 ile üçlük atarken, Efes Pilsen'in aynı kategorideki yüzdesi 7/11 idi. Bunda 3/3 ile oynayan Smith'in payı da oldukça büyüktü elbette.

Üçüncü çeyreğe Erdemir üç sayılık atışlarda isabet bulmaya başlayarak girdi. Burgess ve Erdal ile iki isabetli üçlük bulan Erdemir'e Efes Pilsen'in yanıtı yine Charles Smith ile geldi. Son periyoda girmemize 4 dakika kala 50-41 Efes Pilsen lehine olan skor, Funk ve Hakan Demirel'in sayıları ile 3 dakika kala 52-47'ye, 1 dakika kala da 55-50'ye geldi. Maçı kopartmayı bir türlü başaramayan Efes Pilsen üçüncü çeyreğin sonlarında Kaya ve Ender ile sayılar bulup final periyoduna 59-52 önde girmelerini sağladı ki bu da onları biraz olsun rahatlattı.

Maçın galibinin belli olacağı son periyoda sürpriz bir isimle girdi Ahmet Çakı. Ve o sürpriz isim Caner Şentürk iyi bir reaksiyon gösterip takımının ilk 5 sayısına imza atıp farkı bitime 7 dakika kala yeniden 5'e indirdi. Ancak Erdal Bibo'nun top kaybı sonrasında Kaya Peker'in bulduğu smaç rüzgarı yeniden Efes Pilsen tarafına çevirdi. Buna rağmen maçtan kopmamakta ısrarlı olan Erdemir, turnuvanın başarılı isimlerinden Barbour'un kaydettiği isabetli üçlükle bitime 4 buçuk dakika kala skoru 66-62'ye kadar getirip Efes Pilsen'in ciddi anlamda strese girmesine vesile oldu. Ama Efes Pilsen'in imdadına fark 4 iken yaptığı top kaybı ve ardından aldığı sportmenlik dışı faul ile Hakan Demirel yetişti. Bu avantajı skoru 71-62'ye, farkı da 9 sayıya çıkararak değerlendiren Efes Pilsen skordaki avantajını maç sonuna kadar sürdürdü ve 79-70'lik skorla kupaya uzanan taraf oldu.

22 Şubat 2009 Pazar

Onur Aydın Sezonu Kapatmış

Mersin BŞB'de Onur Aydın sezonu kapamış. Sağ ayak ön çapraz bağlar kopmuş Aliağa Petkim maçındaki sakatlık anında. Bu çarşamba ameliyat olacakmış, 3-4 ay yazın diyorlar kafadan. Geçmiş olsun diyelim, tam da ritmini bulmuştu Mersin, zorlanabilirler uzun rotasyonunda. Yine de yatıp kalksınlar dua etsinler, ya birkaç hafta önce Nedim Yücel'i transfer etmemiş olsalardı? Beterin de beteri var.

Final Öncesi Bir Erdemir Yazısı

Finali izleyip kapanışı yapacağız bugün İzmir'de. Gece yola çıkıp sabah işe gitmek böylesi güzel bir 3 günlük İzmir kaçamağının ardından ne kadar cazip gelebilir ki? Ama hayat bu, kurallar böyle. Madem son günümüz burada, final öncesinde finalist takımlar hakkında güzel birer inceleme yazısı patlatalım da kendimizi bulalım biraz.

Erdemir'den başlayalım izninizle. Bu turnuvanın büyük sürprizi oldular. Aslında Ahmet Çakı ile birlikte orada ortaya çıkan bariz bir değişim vardı ama bunu bu derece yakından deneyimlemek olayın güzelliğini daha bir arttırıyor benim tarafımda. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim, taş gibi takım olmuşlar, lamı cimi yok. Küme düşeceklerini düşünmüyordum ama buradaki performans ve başarıdan sonra tamamen kafamdan attım bu düşünceyi. Zaten bu tip bir başarının takımın sahip olduğu karaktere ve özgüvene ne derece pozitif etki ettiğini hepimiz biliyoruz. Bundan sonrası çok daha iyi olacaktır Erdemir için. Ne yapıyor peki bu Erdemir?. Bir kere James Thomas denen insanüstü yaratık boyalı alanda manyak işler yapıyor. 2 uzunla tek başına baş edebilecek kadar güçlü bir isim, o izlenimi uyandırıyor direkt olarak izleyenlerde. İçeride Thomas'a sırt dayalı nasılsa, yeri geliyor onun yanına Burgess konuluyor ve boyalı alanda daha dominant bir güç sahibi olunuyor, yeri geliyor Emre Ekim ya da 4 kısaya dönülen sistemle biraz daha dışarıya kaçılıyor. Hakan Demirel'in bir an önce oynayabileceği bir takıma gidip hem kendini hem de o takımı kurtarması gerektiğine inanıyordum, yanılmadım. Çok değişmiş Hakan, bariz bir özgüven ve sorumluluk patlaması yaşıyor. G.Saray Cafe Crown maçında çok kritik bir pozisyonda iki rakibinin arasından elindeki topu bel arkasından çevirerek geçmesi ve ohaa lan kaybediyordu hissini bize uyandırması buna en güzel kanıt. Korkusuzca drive edip, yetersiz denilen finshing yeteneğini kullanması falan da çok hoş. Ancak onu yedekleyen Mithat Demirel'de net bir problem var. Sürekli zarar yazıyor takıma. Dün maçın 2 kez uzamasında onun payı vardı, erken vurabilirdi darbeyi Erdemir. Gerçi kritik dakikaları bir ara sadece Mithat ile oynayan Ahmet Çakı'nın da bu yanlışta büyük payı vardı. Topun elde kalmasını istediklerinde Hakan & Mithat ikillisinden beraber fayfalanıyorlar, ki bu Funk'ın yokluğunda ya da Barbour'un kullanılmasına ihtiyaç duyulduğunda onlara büyük bir derinlik kazandırıyor. Erdal Bibo ve Nate Funk bu takımın finishing konusunda ihtisas yapmış adamları. Erdal bazen çılgınca oynayabiliyor ama Funk'ın sabit iyi performansı onlar adına çok önemli. Hatta olmazsa olmaz. Dün o 5 faul aldıktan sonra takımdaki ona olan ihtiyacın boyutlarını çok net görebildik tribünden. Barbour ise takımın free takılanı. Dün bir çok pozisyonda one-man-show tadındaki atakları ve geri çekilip bıraktığı fade-awayleri ile takımını skorda sürükledi. Şut stili değişik, özellikle boş kaldığı pozisyonlarda 1 saatte şluta kalkıyor ve her seferinde yer mi lan acaba blok hissi uyandırıyor ama hareketliyken şuta kalkışta bu sorunu yaşamıyor pek. Ha bir de deli zıplıyor yahu eleman. Bir ribaundda baktık beli Thomas'ın kafa hizasındaydı. Höh çektik bir.

Savunma yönleri çok iyi değil bence Erdemir'in, onlar ekmeklerini atarak kazanıyorlar. Ama bazı anlarda iyi konsantre oluyorlar. Bunun Thomas ve Burgess'ın bir arada oynadıkları zamanda olması bir işaret aslında. Sokmuyorlar rakibi içeriye, soksalar da blok çakma ihtimalleri yüksek oluyor. Bugün Efes Pilsen karşısında hem 50 dakikalık bir yarı finalden çıkmış olmaları hem de sert savunmayla karşılaşma ihtimalleri onlar için ciddi derecede zor kılacak bu maçı. Ama ne farkeder ki? Onlar şimdiden gönüllerin şampiyonu oldular çoğu basketbolsever için. Tıpkı geçen yıl Yücel Platin'li Oyak Renault'nun olduğu gibi. Dünkü 2 uzatmalı yarı final maçı ciddi anlamda keyif verici bir ilaç tadındaydı ki bu da zaten onların bu sempatiyi kazanmasındaki en önemli etkendi. Bugün finale zaten birçok şeyi kazanmış bir biçimde çıkacak Ahmet Çakı ve öğrencileri, o yüzden sonucun onlar adına çok da bir önemi olmayacak.

Efes Pilsen yazısını kupa sonrasına bırakalım, oradaki ciddi değişimleri de karalayalım detaylı bir şekilde. Şimdi maç öncesinde biraz karın doyurmaca, biraz İzmir daha İzmir'in keyfini çıkarmaca vakti.

Beşiktaş'ta Kavga

Gece Haber1903'te gördüm de, Beşiktaş Cola Turka'nın Efes Pilsen'e yenildiği ve elendiği maçın sonrasında soyunma odasında sağlam bir kavga çıkmış. Hakan Demir, Adem Ören'e bağırmış ve oyuncusunu soyunma odasından kovmuş. Bunun üzerine kaptan Haluk Yıldırım hocasına çıkışmış ve 'Yeter artık, buradan birinin çıkması gerekiyorsa ben çıkarım' demiş. Hakan Demir de sinirli bir şekilde soyunma odasını terkedip gitmiş. Zaten maçtan sonra da basın toplantısını menajer Burak Bıyıktay düzenlemiş. İzmir'deyiz ama bu tip detayları yakalayamıyoruz tabii. Hayır benim anlamadığım takım bunca para sorununa rağmen ligde toparlayıp gayet iyi bir yere gelmişken, Efes'e normal bir şekilde yenilip elendi diye ne bu şiddet bu celal. Hakan Demir bağırığ çağıracağına alnından öpüversin bu çocukları. Hele ki bir de yerli oyunculara bağırıyor, en kötü zamanda bu adamlar çıkarmadı mı seni bataktan? İlginç oğlu ilginç valla.

21 Şubat 2009 Cumartesi

Efes Pilsen: 68 - F.Bahçe Ülker: 60

Kırıldı bir kere seri ligde, arkası da kupada geldi. Ergin Ataman iyi çalışmış dersine, kısa ve net. Bir önceki günün iki kahramanı Mirsad & Giricek'i tamamen etkisiz hale getirdi. İki adamın ilk yarıda attıkları toplam sayı sadece 5. Galibiyetin şifresi de burada gizli zaten. Marques Green 13 sayıyla en skorer oluyorsa bir terslik var demektir zaten sarı lacivertliler adına. Hak etti Efes sonuna kadar. Çok iyi hücum etmediler belki ama iyi savunma yaptılar. Yarın Erdemir'i yenerek kupaya uzanmalarının benim için olma yüzdesi %99. Sürpriz beklemiyorum, he ama olsa sevinirim. Zira Erdemir epey sevdirdi bana kendini bu turnuvada. Velhasıl kelam, evlli evine köylü köyüne, hep beraber yarın maksimum 500 kişinin izleyeceği Erdemir-Efes finaline. :) Bugünün en çok üzüleni Teknosa oldu kesinlikle, en istemeyecekleri final oldu zira.

Erdemir: 97 - G.Saray Cafe Crown: 95

O ne maçtı öyle yahu. İlk günün bütün yoğunluğu geçti gitti üzerimizden yemin ederim. Geçen yıl Renault'nun yaptığının tıpkısının aynısını Erdemir yaptı bugün. Belki daha fazlasını da başarırlar kimbilir? Ama zor tabii. Funk'ın 5 faulle kenarda olup uzatmalarda takımını yalnız bırakmasına ve Murat Kaya'nın içinde 3 sayılık basket+faule kadar herşeyi barındıran 32 sayılık performansına rağmen aldı Erdemir maçı. Hakan Demirel'in 21 sayısına Barbour'un 19, Erdal'ın 16 ve Funk'ın 15 sayılık performanslarını da ekleyince güzel, keyifli ve izlenesi bir takım oluverdiler. Salondaki F.Bahçe'li taraftarların da desteğini arkasına aldılar verdikleri mücadeleyle. Üçlük yağmurunu bugün aksi istikamette yaşayan sarı kırmızılı takımda Gurovic'in ilk çeyrekte 10 sayı atıp sonra yatması ve maçı da 10 sayıyla tamamlaması nedense aklıma Koray Hoca'nın onun hakkında söylediği olumsuz cümleleri getirdi. Haklısın be baba dedim içimden. Maçın son hücumunda Murat'a üçlük denetmesi de maçın uzamaması içindi, ya kazanalım ya gidelim dedi Koray hoca. Uzasa oynatacak adam kalmamıştı zira içeride. Gerçi finale kalsalardı dünkü yorgunluğun üstüne bugün de 40 küsür dakika oyunda kalan isimleriyle ne yaparlardı o da ayrı bir merak konusu ya, neyse.

Gelişim Koleji: 77 - İTÜ: 81

Yarı final maçlarına kaçmadan önce Gelişim-İTÜ maçını izleyelim dedik bir, maçın iknci çeyreğinde girdik içeri, dördüncü çeyrek başlarında da çıktık salondan. Biz çıkarken 12 sayıyla Gelişim Koleji öndeydi sonra nasıl olmuşsa dönmüş maç. Yuh dedim skoru görünce. Neyse burası beni çok ilgilendirmiyor da, maçta sahadaki basketbolu bırakıp izlenecek çok daha bomba şeyler vardı. Gelişim Koleji tribünlerinin yaş ortalaması 10 falan ama çıkardıkları ses ciddi derecede yüksek. Epeyce bir de bağırıyorlar. 'İbo bizi diskoya götür', 'İstanbul Teknik Anaokulu', 'Burası İzmir, İstanbul değil' tezahüratları epey keyifliydi. Bir avuç İTÜ taraftarının -ki yaş ortalamaları nereden baksan 20 civarı- onları ciddiye alıp muhabbeti neredeyse 'Oraya geliriz ananızı şöyle bir öperiz' havasına getirmelerini şaşırarak izledim. Hani çocukla çocuk olmanın sınırlarını tarumar ettiler desem yeridir. Bir de o Gelişim'li taraftarların -pardon taraftar adaylarının :)- birbirleriyle olan diyalogları da manyaktı. Arada bazıları var öne çıkan -geleceğin tribün liderleri- herkesi organize etmeye çalışıyorlar falan. Keyifliydi, güzel geldi kahvaltı üstüne. İTÜ'de David Lee Dixon var yabancı olarak, Selçuk Üniversitesi'nde falan da oynadıydı 2 sene önce. Anam ne şişmiş o herif öyle yav, kıçı bir yere gidiyor, başı ayrı bir yere gidiyor adamın. İbrahim Kutluay zaten sürekli hakemlerle dirsek temasında, üçüncü çeyrekte bir yerde önce teknik faul aldı, sonra hemen sonraki hücumda hücum faul aldı, kafayı sıyırdı hafif. Zaten biz çıktıktan sonra da 5 faul almış ama son çeyrekte 6 sayı falan atmış olmalı zira biz çıkarken yanlış hatırlamıyorsam 13 sayıdaydı. Keşke çıkmasaydık da görseydik şu maçın son çeyreğini merak ettim şimdi, ciddi şapşallık yapmış Gelişim Koleji oradan maçı verip. Hakemlerin -özellikle İbo'ya teknik+hücum faul çaldıkları için- değişme ihtimali yüksek olan özgüvenlerini de deneyimleyemedik böylece. Harun'u da ne zamandır görmemiştik güzel oldu izlemek, Gelişim'de Özcan Sürücü'yü beğendim, yazdım ismini bir kenara. Neyse ben Erdemir - G.Saray Cafe Crown maçına konsantre olayım en iyisi. Erdemir fena başlamadı maça, Hakan Demirel ve Erdal Bibo özellikle. Cimbom'da da Gurovic var bugün şu ana kadar sahnede. İlk çeyrek bitiyor birazdan.

Kupada 1. Günün Ardından

Dünün son 2 maçına yorum girememiştik, şöyle bir kısa özet de onlar için geçmek gerekir herhalde. Efes Pilsen - Beşiktaş Cola Turka maçı lig maçındakinin aynısı oldu direkt. Efes erkenden bir farkı koydu araya, sonra biraz rehavet ve Beşiktaş Cola Turka'nın farkı indirmesi, ardından bir vites yükseltme sayesinde farkın bir daha açılması. Zaten Efes favoriydi de siyah beyazlı takımın onca antrenmansızlığa rağmen -hafta içinde para sorunu yüzünden idmana çıkmamıştı oyuncular biliyorsunuz- bu mücadele gerçekten alkışa değer. Maç sonunda Cevher 20 sayıyla sahanın en skoreri oldu, Efes'te ise 6 tane adam çift haneli sayılara ulaşmasına rağmen maçın yıldızı 5 sayı yanılmıyorsam da 6-7 ribaund ile Kaya Peker oldu. Anladım bir kaç ribaundda delli gibi mücadele etti de maçın yıldızı olacak ne yaptı anlayamadık biz. Bir eleştiri de Beşiktaş taraftarına. Dün küfür eden tek taraftar onlardı. Kendi maçları esnasında maçtan umudu kesip karşı taraftaki F.Bahçe taraftarına sarmaları, sürekli küfür ederek ortamı germe çalışmaları pek yakışmadı onlara.

Son maçta F.Bahçe Ülker, geçen yılki kupa yarı finalinin rövanşını çok fena aldı. Maça Dudley'nin basketiyle 2-0 önde başlayan Telekom bir daha da skor üstünlüğünü göremedi zaten. Hatta maçın 5. dakikasında skor 12-2 idi, fark o dakikadan sonra 1-2 kez 10 sayının altına düştü yanılmıyorsam. Fena ezdi F.Bahçe Ülker. Giricek'i çok beğendim, Mirsad da Renault karşısında aldığı gazı devam ettirdi. Takım olarak da savunmada iyiydiler, Telekom ise hiç sahaya gelmemiş gibiydi. Şaşırttı bu kötü oyun beni.

Yarı final kura çekiminde ise G.Saray Cafe Crown yine güzel bir kura çekip final yolunu açtı kendine. Gerçi Graves ve Milo oynamamaya devam ederse takımın 1 numaralı adamı Hüseyin'in 3 gün üstüste maç trafiğini nasıl kaldıracağını merak ediyorum. Zaten onu da yaparsa mevcut durumda onu ayakta alkışlayan ben ne yaparım artık bilmiyorum. Adam aştı kendini. F.Bahçe Ülker - Efes Pilsen eşleşmesi ise dünkü Telekom maçından sonra bir erken final daha olacak sarı lacivertliler adına. Taraftar bugün de epey etkili olur salonda dünden sonra. Pazar günü bir F.Bahçe - G.Saray derbisi izler miyiz İzmir'de? Neden olmasın, geçen yıl NBA'de Lakers - Boston finalinin nasıl da özlemle istendiğini biliyoruz. Acaba bu da böyle bir senaryo mu diye içimden geçirmedim değil. Bence olacak da zaten. :)

20 Şubat 2009 Cuma

G.Saray Cafe Crown: 92 - Antalya BŞB: 83

Fotoyu bizzat seçtim, Hüseyin bugün bunu epeyce bir yaptı. Hüseyin bugün aslında her bir şeyi yaptı. G.Saray Cafe Crown Graves'siz de kazandı. Milo da yoktu hem de. Ama Antalya BŞB karşısında sadece ilk yarıda bir iki kez geriye düştüler onun dışında hep forse eden taraf oldular. Hüseyin zaten insan falan değil, kariyerinin en zirve günlerinde bile ben onu böyle hatırlamıyorum. Antalya BŞB ise dağınık, savruk. Bir düzen var gibi görünse de yok aslında. Altar abi lig maçında bir araba üçlük yiyerek yenildiği sarı kırmızılılara 11 tanesi ilk yarıda olmak üzere tam 15 üçlük yiyerek (yani yine bir araba üçlük yiyerek) boyun eğiyorsa ciddi ciddi bir problem var demektir. Pres görünümlü, bol açıklı şeyin karşılığı savunma ise Antalya taraflarında, biz bırakıp gidelim bu işi. Gurovic'in 3 adet fast-break'i hiç etmesini de atlamayalım.

Erdemir: 89 - Aliağa Petkim: 68

Günün ilk maçını Erdemir uzak ara aldı. Üçüncü çeyrekte peşpeşe 4 tane üçlükle girdiler olaya zaten orada da koptu maç. Reese'siz Aliağa Bora Sancar'ı yanılmıyorsam 40 dakika kullandı, olmadı tabii. Erdemir'de 6 farklı isim çift haneye ulaştılar, maçın yıldızı da Thomas oldu. Renault'lu abilerimiz sevinsinler, Reese haftaya yok. :)

10 Saat Basketbol

10 saatlik aralıksız basketbol keyfi için aldık bakalım salondaki yerimizi. Sabah da Dodo ile beraberdik kahvaltıda, röportaj tadındaki konuşmamızın detaylarını da yayınlarım bir fırsatını bulunca. Şimdi let the show begin.

Alex Gordon Röportajı

Oyak Renault'nun skorer ismi Alex Gordon ile F.Bahçe Ülker maçının sabahında keyifli bir röportaj patlatmıştım resmi site için. Okumak isteyenleri şurada bir ağırlamak isterim.

19 Şubat 2009 Perşembe

Haydi Rastgele

Çıktık yola. Sabaha İzmir'deyiz nasipse. Wireless da tam gaz he otobüste. :)

Ve Tufan Göründü

İzmir'deki idmandan bir foto. Düz koşu da olsa, eşofman giyip kenardan bakmak da olsa Tufan göründü. Bekleyenlere duyurulur. Fotoğraf resmi siteden.

Reese'e 2 Maç Ceza

Aliağa Petkim - Mersin BŞB maçının son anları epey bir olaylı geçmiş. Lofton 3 saniye kala bulduğu 3 sayılık isabetle farkı 3'e çıkarmıştı (amma 3 kullandım be), sonra Reese'e faul yapılmış ancak o faul sırasında Reese voleybol çizgisinden salladığı topu basket yapmayı bilmiş. Ama hakemler sayıyı vermemiş, faul daha önce demiş. Haliyle bir cıngar kopmuş tabii. Maçın sonunda Reese boş durmamış, hakeme güzel bir saymış sövmüş. Cezası da 2 maç olmuş. Yarınki Erdemir maçında yok şimdi. Şayet elenirlerse ligdeki Renault maçında da yok. Ki bu durumda Renault'lu abilerimizin ellerinde Erdemir bayraklarıyla İzmir'e akabileceklerini de düşünmüyor değilim. :) Hayır hepsini geçtim 40 dakika boyunca Bora abiyi izleyecek olmak da hayli nostaljik dakikalara sürükleyecek bizi. Reese sakatken süper oynamıştı 2-3 maç. Tekrarlayabilecek mi? Göreceğiz.

2012'ye Kadar Euroleague

F.Bahçe Ülker ve Efes Pilsen 2012'ye kadar Euroleague'deler. Direkt olarak. Paylaşmadan geçmeyeyim dedim. Ayrıca Türkiye'den 2 takımla sınırlı diye de bir şey yok. Atıyorum Telekom bu yıl Eurocup'ı alsın, seneye 3 takımla gidelim. Sunter & Euroleague. O da güzel. :)

21 Numara

BasketbolTürkiye oluşumundan silah arkadaşım Ahmet Melik Subaşı, bir süredir yeteri kadar vakit ayırmadığı bloguna artık bomba gibi bir geri dönüş yaptı. NBA bana biraz uzak olsa da, oradaki bilgisine hep güvenmişimdir Ahmet'in. 6. Adam'da ve MeltemTV'de de hep yanımdaydı kendisi. Blogunu tanıtmak boynumuzun borcudur, girmek, görmek, okumak isteyenler için ise linki şudur. Ekleyin derim sık kullanılanlara. Pişman olmazsınız.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Graves İzmir'de Yok

G.Saray Cafe Crown bu kez ciddi bir sorunla karşı karşıya işte. Herkesin eksikliği kapanır ama Graves'in yeri biraz zor dolar. Hem savunmada hem hücumda takımının bir numaralı adamı oldu hep sezon başından beri. Ve şimdi sakatlığı nedeniyle İzmir'de oynanacak olan kupa maçlarında yok. Hatta belki Milo da oynayamayabilirmiş, ağrıları varmış.

Uzanmışım Kumsala

2 hafta önce oynanan Kepez - Aliağa maçından bir sahne.

17 Şubat 2009 Salı

Gazanfer Özcan

Mekanın cennet olsun ehtiyar. Mekanın cennet olsun usta. :(

Keep Cool Man

G.Saray derbisini uzak ara kazanan F.Bahçe'li bayanların soyunma odasından bir kare. Kahramanımız Haydar Kemal Ateş'in cool duruşu da pek bir sempatik. Hele arkasındaki Nevriye'yi de işin içine katınca ufak çaplı bir rap klibinden screenshot almış havası da uyandırmıyor değil hani. Laf onlara gelmişken, bugün Ekaterinburg ile oynadıkları çeyrek final ilk maçını 94-62 kaybetmişler. Tur şansları çok çok azdı zaten, tahminen Caferağa'da yaparlar vedayı.

Uslu Şov

Bugün FBTV'deki Potada Fener programının konuğu olmuş Mahmut Uslu. Ve samimi, açık, net konuşmuş. Şu işi ayda bir de olsa yapsak, bir düzene oturtsak ne güzel olur be hacı. Fena mı işte ne güzel bir çok şeyi öğrenmiş oluyoruz rahatça. Neler demiş peki Mahmut Uslu bugün?

Sezon başında Siena'nın 2 oyuncusu McIntyre & Domercant'e transfer teklifi iletmişler ama olmamış. Sonra Green & Smith'e yönelmişler. Smith'le son haftalarda düşen performansı hakkında konuşacaklarmış. İlk başlardaki oyunuyla 'İşte tam aradığımız adam' dedirten oyuncunun son haftalardaki düşüşü acaba bu adam aradığımız adam değil mi sorusunu gündeme getirmiş.

Oyun kurucu arayışları varmış (Nihayet bir resmi ağızdan duyabildik bunu) ama bulamıyorlarmış, bulurlarsa alacaklarmış. Solomon'u geri alma ihtimalleri olduğunu ama onun da NBA'i çok seviyor oluşu işlerini zorlaştırıyormuş. Kinsey'i takımda tutmak istemişler, hatta Türk yapıp onun üstüne takım kurmak istemişler ama NBA engeli orada da karşılarına çıkmış.

Zafer Kalaycıoğlu'nun kendilerini sattığını söylemiş açık açık. İşler yolunda giderken başka maceralara soyunduğunu belirtmiş. A takımındaki görevinden alındığını da eklemiş. Bu olayların sonrasında G.Saray başkanının Murat Özaydınlı'yı arayarak 'Biz Zafer Kalaycıoğlu'nun sözleşmeli antrenörünüz olduğunu bilmiyorduk, benim için bu iş bitmiştir' dediğini, üstüne 'Orada basketbola bakan kişi epey bir tecrübesiz, saçma sapan işler yapıyor' da diyerek kaymaklı bir biçimde sunmuş medyaya.

Bayan takımına da bir 4 numara alma ihtimalleri varmış. Seneye bayan takımı için mutlaka sponsor istiyorlarmış. Ayrıca maliyetleri düşürüp altyapıdan çıkan isimlere yöneleceklermiş. Erkek takımında 6 tane altyapıdan çıkan adam olacakmış mesela seneye.

Bu arada Ömer Onan'ın kupa maçlarında oynayamayacağı, Semih Erden'in de Telekom maçında sahada olamayacağını söylemiş. Kötü haber F.Bahçe Ülker için.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Kartal'da Boykot Zamanı

Beşiktaş Cola Turka'da her sezon mütemadiyen 3-5 kere çıkmasına alıştığımız para krizi ve arkasından oyuncuların idmana çıkmama durumu yine yeni yeniden hortlamış. Yerli oyuncuların 3 aydır para alamadıklarını öğrendim sağlam bir kaynaktan, yabancıların durumu daha iyiymiş ama onların da paraları varmış içeride. Buna bağlı olarak bugün idmana çıkmamış siyah beyazlı basketbolcular, yarın da çıkmayacaklarmış, hatta tahminen İzmir'e idman yapmadan gideceklermiş. Artık cidden üzülmüyorum bu tip haberlere. Siyah beyazlı takımda oynayan arkadaşlarım yok mu? Var, ama cidden üzülmüyorum. Futbol takımına oluk oluk para akarken, hatta şu şubeye ait üç kuruş para bile futbol şubesine aktarılırken, takımın şube direktörü çıkıp 'Yeni transferimiz Williams da Efes Pilsen maçında sahadaki yerini alacak' şeklinde bir cümle kurup olaylardan ne derece bihaber olduğunu alenen gösterirken kimse benden bu takıma üzülmemi beklemesin. Üzülsem üzülsem 3 aydır para alamamalarına rağmen son 12 lig maçlarının 9'unu alan oyunculara üzülürüm.

Kupada Kuralar Çekildi

13:45 Erdemir - Aliağa Petkim
16:00 G.Saray Cafe Crown - Antalya BŞB
18:15 Beşiktaş Cola Turka - Efes Pilsen
20:30 F.Bahçe Ülker - Türk Telekom

Tahminler arasında tutturan var mı bir bakacağım uygun vaktimde. Yayıncı kuruluş da NTVSpor'muş bu arada. Bilginize.

15 Şubat 2009 Pazar

19. Hafta - Pazar Maçları

Haftanın son maçından başlayalım yazmaya. Sabah Oyak Renault kampındaydım malum Alex Gordon röportajı için. Öyle aman aman bir galibiyet havası yoktu ortamda ama maçta o kadar kötü bir F.Bahçe Ülker vardı ki, onlar da bu görüntüyle birlikte devleştikleri devleştiler. Savunmalarının dozajı gayet üst seviyede idi, hücumda da Gordon - Jones - Fobbs ile sayılar bulmakta sıkıntı yaşamadılar, bunun karşılığını da son çeyreğe 48-61 önde girerek aldılar. Ama işte paşaların canı basketbol oynamak istedi son 10 dakikada. Mirsad önderliğindeki, Giricek ve Mrsic tecrübeleri ile destekli, Vidmar ve Preldzic'le gençlik ateşli beş, son 10 dakikada 29-9'luk bir seri yakalayıp maçı 77-70 ile getirdiler F.Bahçe Ülker'e. Renault'nun bu çeyrekteki tek basketi Serhat Büker'in süre biterken sağ dipten bulduğu üçlüktü, diğer 6 sayı faullerden. Artık bir Oyak Renault klasiği diyeceğim bu sona. Yazsam roman olacak derecede database'i var Bursa ekibinin bu tip maçlarla ilgili. Getir getir, son çeyrekte ver. Erdemir de Bandırma'dan galibiyetle dönmüş, e ateş seni çağırıyor be Yücel abi. Aman şöyle açık dur şu ateşe. Bu maçın resmi sitedeki detaylı yazısını da şuradan okuyabilirsiniz, ben yazdım ayıptır söylemesi. :P

Erdemir dedik madem, onlara geçelim ikinci sırada. Banvit'i Bandırma'da yenmek öyle her babayiğidin harcı değildir ama adamlar takır takır oynayıp yenmişler vallahi (96-105). Ben Aliağa - Mersin maçını livescore'dan, F.Bahçe Ülker - Renault maçını da TV'den takip ettim o yüzden bu maçı atladım ama ne zaman baksam Erdemir öndeydi. Maçın sonunda istatistiklere baktım, evsahibi takımda Crispin'in 33 sayısı (7/12 üçlük) gözüme çarptı hemen. Takım olarak 10/26 ile üçlük atan Banvit'te 7/12'lik kısmı Crispin oluşturuyorsa bu yüzdeyi kim bu hale soktu diye bir bakındım, bir de ne göreyim? Yunus Çankaya 1/8 ile oynamış üçlüğün gerisinden. Hey maşallah heyy. Allah nazarlardan saklasın ne diyelim. Bir de konuk takıma baktım; Barbour 28, Erdal 21 (5/8 üçlük), Hakan 17, Thomas ise 12 sayı ile oynamışlar. Thomas (nam-ı diğer Kingo Disco) 16 da ribaund alıp içeriyi hieeeyt tarzı bir narayla karartmış. Müthiş derecede kritik bir galibiyet vallahi. Kepez'in 1 gaibiyet üstüne çıktılar, 2 hafta sonra da Kepez ne yapar eder alır içerde Daçka maçını. Sahi Ted Kolej kurtulabilirdi değil mi bu takımların arasından? :)

Geçen haftanın fiyakalı delikanlısı Mersin BŞB de ligin ilk yarısında özellikle iç sahada haybeden kaybettiği maçların acısını Aliağa Petkim deplasmanından galibiyetle dönerek çıkardı (76-78). Başrolde yine aynı adam vardı. Geçen haftaki 47 sayının yarısından biraz fazlasını attı belki ama 25 s (5/8 üçlük), 5 r, 2 a, 4 tç istatistikleri, en kritik dakikalarda attığı sayılarla ve hepsinden önemlisi bitime 3 saniye kala bulduğu üçlükle fişi çeken adam oldu Lofton. Üçüncü çeyreğin ortasında bir ara 53-39 Aliağa üstünlüğü vardı skorda. Oradan dönüp geldiler ve aldılar maçı. Üçüncü çeyreğin sonunda farkı erittiler, dördüncü çeyreğin başlarında öne geçtiler. Reese'in 20 saniye kala bulduğu üçlükle dengeye gelen skoru (75-75), bitim 3 saniye kala Lofton'un elinden gelen üçlükle kendi lehlerine döndürdüler. Reha Öz'ün 1/9'luk üçlük yüzdesi de şaka gibiymiş tıpkı Yunus'un yüzdesinin olduğu gibi. Önemli bir galibiyet oldu onlar için. Şimdi 2 hafta sonra kıyamet kopacak Bursa'da. Renault - Aliağa maçı bir takımı küme düşme potasının bir adım üstüne taşıyıp oksijen takviyesi görevi görürken, diğer takımı ateşin derinliklerine doğru iteleyecek. Tabii bir de Selçuk Üniversitesi gerçeği var ortada. Ki bence Ted'in yanında gidecek 2. takım da onlar olacak gibi ama hiç belli de olmaz bu işler. Ama Kepez, Erdemir ve Renault gitmesin istiyorum. Gitmeyi hak etmiyorlar bence. Hiç hem de.

Poşu Modası

Poşu modası dört bir yanı sarmaya devam ediyor. Bana azami derecede itici gelse de, modanın çekim alanına giren son kişi Kimani Ffriend olmuş. F.Bahçe Ülker maçı sonrasında bir arkadaşımın kendisiyle çektirdiği resimden alıntıdır. Arkadaşı kestik, Kimani'yi yalnız bıraktık tabii.

3'ü 1 Arada

"Takımı satan, onu kovan, küfür yiyen. 3'ü 1 arada. Utanmazlar"

Beşiktaş taraftarının Efes maçında açtığı bir pankart.

14 Şubat 2009 Cumartesi

Sevgililer Günü Maç mı Olur Kardeşim? :)

Sevgililer Günü bahanesiyle maç falan izlemedim bugün. Akşam 7'de evdeydim, ara ara Beşiktaş Cola Turka - Efes Pilsen maçına baktım ama orada da pek hayat olmayınca, kombineleri peder ve biradere verip maça gönderdik diye açtık Fenerbahçe maçını. Anam o da ne biçim bir maç oldu, iyi ki gitmedik bir stada, 7 tane salladılar bizimkiler. Ulen Güiza ya sende var bir şey ya bende. İkimizden biri gitmesin artık şu stada. :)

TBL'de sürpriz olmamış. Koydum çayımı çorbamı, inceledim maçların istatistiklerini. G.Saray Cafe Crown bugün yenilebilir dediydim kendi kendime. Maçın başında da 25-14'lük bir Selçuk üstünlüğü var ama evsahibi felaket bir üçüncü çeyrek oynayınca (9-32) maçı da alıp gitmiş lig ikincisi (66-88). Milojevic 19 s, 12 r ile double double yapmış, Hüseyin ve Murat da ona destek vermiş. Evsahibinden Ufuk Kaçar ise 14 s, 10 r, 9 a ile -geçen hafta Fitch'e olduğu gibi- triple-double kapısından 1 asist eksiği yüzünden geçememiş. Bir gözüme çarpan da Atkins'in 9 top kaybı istatistiği. Takım 17 top kaybı yapmış, 9'u Atkins'den. İlginç. Selçuk TED'e yarenlik yapacak gibi sanki TB2L yolculuğunda, yaklaşık 5-6 hafta önce bu fikrimi söylemiştim İlker'e, inşallah yanılırım ama böyle giderlerse işleri zor gibi sanki. Hele ki 4 yabancının toplam sayısı bugünkü gibi 28'de kalırsa, Ufuk garibim bir tarafını da yırtsa maç kazanamazlar bu ligde.

Hafta içinde Benetton baskınıyla neye uğradığını şaşıran Telekom, bugün zorlandığı ve 30 dakika boyunca skorda kafa kafaya gittikleri maçta Kepez'i son çeyrekteki oyunuyla devirmiş (102-90). Bekir 29 atmış (5/7 üçlük yüzdesi), yanına da 7 r, 5 a koymuş. Panoramaya balıklama dalmış. Serkan'ın 20 sayısı da güzel orada. Kepez'i ise klasik olarak Fitch - Traylor - Saunders üçlüsü taşımış. 64 sayı bu üçlüden. Yetmemiş ama önümüzdeki haftalarda iç sahada falan alır maçları Kepez, kalırlar bu ligde.

Küme düştü dedik diye baya eleştirildik ama gitti artık Kolej agalar. Şayet kümede kalınacak ve bir mucizeye imza atılacaksa, bugünkü maç kazanılması gereken bir maçtı ama olmadı. Daçka maçın başında 25-9'u yakalamış. Sonra 14. dakikada fark 10'a inmiş bir kere, ondan sonra 10'a bile inmemiş bir daha. Temiz, netbir galibiyet olmuş Daçka adına (69-53). Kolej'de zaten bakıyorum Prowell + Hansen toplam 13 sayıda kalmışlar, skor da normal bu şartlar altında. 12/28 ikilik, 5/26 üçlük yüzdeleri düşündürücü. Daçka'da Leunen 20 s, 11 r, 3 a, 4 tç ile maçın adamı olmuş, Hammonds ve Banks'de toplamda 30 atıp ona destek çıkmışlar.

Hafta içinde para krizi yüzünden çalkantılı günler geçiren Antalya BŞB, maçın son dakikasında farkın 3'e kadar inmesine rağmen maçı almayı başarmış (82-79). Nefes almışlar diyebiliriz bir anlamda. Tam 5 oyuncu çift haneli sayılar üretmiş Antalya'da. Marsh 20, Mims 17 ile öne çıkıyorlar bu beşli arasında. Karşıyaka'da ise yine alıştığımız adamlar ön planda. Leon 20 s, 14 r ile Hakan Köseoğlu ise 21 s, 12 a ile çılgın performanslar çıkarmaya devam etmişler ama yetememişler. Ömer Kahyaoğlu'nun 15 sayılık peformansı ekstra geldi gözüme. Son haftaların etkili isimlerinden Benton'ın 2 sayıda kalmış olması da atlanmadan belirtilecek bir dipnot maça dair.

Haftanın maçı dedik ama Efes gayet rahat götürdü maçı. Arada Cenk'in canı sıkıldı, fark kapansın istedi, fark biraz kapanır gibi oldu, sonra Efes yine açtı, sonra Cenk'in yine canı sıkıldı falan. Böyle geçti gitti maç. 82-94'lük galibiyet Efes Pilsen'in liderliği iyiden iyiye garanti altına almasına yardımcı oldu. Haftaya da G.Saray Cafe Crown'u yenerlerse -ki bence yenecekler- liderlik cepte olacak. Sonrası da onlara kalacak. Baxter'ın, Chatman'ın, Wesson'ın performansları Beşiktaş Cola Turka için iyi bir sinyal. Hedef maç değildi pek onlar için, kazansalar ekstra olurdu, olmadı, sorun değil. Efes'te skor yine dağıldı, kimse öne çıkmadı. Derler ya takım olarak savunma yaptık, takım olarak hücum yaptık diye. Heh ondan işte. :)

Zafer Kalaycıoğlu'nun ve üstüne bir de Amerika'ya giden Katie Smith'in olmaması nedeniyle gözümdeki popülaritesini yitiren, bu nedenle kaçırdığım için pek de üzülmediğim Caferağa'daki F.Bahçe - G.Saray bayanlar derbisi ise epeyce bir farklı bitmiş (82-55). Sevgililer Günü'ne denk gelen maçı kim kazanırsa diğerine makara yapacaktı, F.Bahçe kazandı, söz hakkı onlarda. Herkesin Sevgililer Günü kutlu olsun bu vesileyle.

Bir James White Klasiği

James White 'The Flight' dün gece yine iş başındaydı. D-League All-Star haftasonunun yetenek gününde smaç konusundaki maharetleriyle yine kaptı birinciliği. Bu yıl zaten hali hazırda müthiş bir yıl geçiren, Development League'in en skorer ikinci oyuncusu olan, 29 maçta ortalama 40 dakika sahada kalıp maç başına 25.8 sayı rakamına ulaşan oyuncu NBA duvarını bu kez çok daha ciddi şekilde tıklıyor. Sezon başında Çin'e gitme durumu olan ancak son anda vazgeçip D-League'e gelen White, belki de hayatının en kritik noktasında en kritik kararı doğru bir şekilde vererek virajı kusursuz dönmeyi başardı. Ne diyelim yolun açık olsun be White.

13 Şubat 2009 Cuma

Williams mı? Hangi Williams?

''..Taraftarlarımızı bu önemli maç için yarın BJK Cola Turka Arena'ya bekliyoruz. Kendi salonumuzda rakiplerimizin başarıyla çıkması zor. Yeni transferimiz Williams da oynayacak. Takımda bir sıkıntı bulunmuyor..''

Beşiktaş Cola Turka şube direktörü Hasan Bozkurter'in Efes Pilsen maçı öncesinde Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamadan bir kesit. Yeni transfer Williams derken kimi kastediyor ki acaba? 1,5 ay önce falan denenen ama sonra beğenilmeyip gönderilen Justin Williams'ı mı? Yoksa 1 aydır takımla maçlara çıkan Wesson'ı hiç izlemeyip adını da Williams diye mi hatırlamış? Ya da en son ihtimal Beşiktaş Cola Turka yeni bir transfer yapmış.

Alex Gordon Röportajı - Ön Hazırlık

Oyak Renault'nun All-Star guardı Alex Gordon ile pazar sabahı bir röportaj patlatıyorum. Ne zamandır boşlamıştık röportaj işini, tekrar bir ısındıralım bünyeyi. Hem TBL resmi sitesinde hem de burada yayımlanacak. Sormak istediğiniz bir şey varsa yorum kısmından yollayın, her zaman olduğu gibi sizin sorularınıza da röportajda yer vereyim. Böyle çok daha keyifli oluyor. Bu arada çok da sağlam bir hikayesi var Alex'in. Bilmeyenler röportajı okurken öğrenir artık.

'Yokum' Diyooor (55-65)

Ya tamam ya devam maçıydı. F.Bahçe Ülker Cibona'nın sunduğu 'Grup sonunculuğu' teklfine 'Yokum' cevabını vererek şansını son maça kadar zorlama kararı aldı (55-65). Aslında maç sıkıcıydı, ara sıra Aşk-ı Memnu'ya zap yapıp Behlül & Bihter'in yasak aşkını izlemekten daha bir keyif aldım. İlk yarının tıpkı bir gün önce oynanan Siena - CSKA maçında olduğu 27-22 bitmesinden sonra, ikinci yarıda sahada daha diri, daha potaya yönelen bir F.Bahçe Ülker vardı. İki takımın iyi savunma yaptığı kadar berbat hücum etmelerinden de mütevellit, böyle düşük skorlu bir maç çıktı ortaya. F.Bahçe Ülker 3. çeyrekte 19, son çeyrekte de 24 sayı bulup maç ortalamasının epeyce bir üstüne çıkınca da maç kendiliğinden geliverdi zaten.

F.Bahçe Ülker'de gözüme çarpan şu oldu; Giricek'in dönmesi elbette süper ancak takımdaki oyuncuların o yokken çok fazla sorumluluk almaları ve işin kötüsü buna alışmış olmaları Giricek'in dönüşü ile birleşince ortaya bir geçiş dönemi çıkartmış sanki. Ömer ve Mirsad dahil herkes topu eline aldığında -şayet Giricek oyundaysa- onu arıyor, onla bir göz teması kurmaya çalışıyor veya topu direkt ona aktarmaya çalışıyor. Bu bir geçiş süreci ortaya çıkartıyor ister istemez. Giricek demişken dün eski takımına kıyak mı geçti ne yaptıysa artık, 0/5 üçlük (ki 2 tanesi airball idi) pek bir yakışıksız kaldı onun adının yanında. Ama müthiş bir silah, hastasıyız ailecek. Dün Tanjevic de çok öyle başdöndürücü bir rotasyon denemedi maçta. Green, Mirsad, Giricek 30 dakikanın üstünde süre aldılar. Keza Ömer de 27 dakika oynadı. Green F.Bahçe Ülker forması altındaki en potayı düşünür maçlarından birini oynadı, özellikle ilk yarıda. İkinci yarıda sazı daha çok Giricek ve Mirsad aldı eline. Bir de Semih'in maçın sonlarına doğru peşpeşe 3 hücumda yaptığı 3 doğru hareket ve biri direkt, ikisi Mirsad üzerinden olmak üzere haneye yazdırdığı 3 basket vardı ki sormayın gitsin. O ana kadar tipik Semih modeli izleyip ekran başında delirirken, o 3 doğru hücum oldukça keyiflendirdi beni. Zaten o bölüm de maçın koptuğu kısma denk düşüyor.

Sonuçta kazanılması gereken bir maçtı ve F.Bahçe Ülker rakibini uyuta uyuta aldı maçı. Şimdi içerideki Cibona maçını alıp, Siena ile İstanbul'da 9 sayı fark atmamızın gerektiği bir final oynamaya kalıyor iş. Olur mu? Neden olmasın. Top tamamen F.Bahçe Ülker seyircisinde diyebiliriz artık. En az takımları kadar onlar da taşın altına ellerini sokmalılar. İşin ucu onlara da dokunuyor artık. Tabii tüm bunların üstüne bir de kocaman bir Ah çekmiyor değilim. Şayet CSKA Siena'yı yenseydi İtalya'da, son maçta 9 fark değil, yarım fark bile yetecekti sarı lacivertlilere. Hayırlısı.