26 Şubat 2009 Perşembe

Cibona Baskını (64-86)

Grup zordu eyvallah, kimse de bu takımı bu gruptan niye çıkamadı diye eleştiremez ancaaaak, dünkü rezil oyunun hiçbir tarifi yoktur basketbol kitabında. İstanbul'da her yıl en az 1 tane berbat oyununa alıştık artık sarı lacivertlilerin. Güçlü takımlara değil, yenebileceği ve zaten mutlaka da kazanmak zorunda olduğu takımlara karşı maç kaybetmesi kötü bir hastalığı F.Bahçe Ülker'in. Bunu 2 sene önce de yaşadık, geçen sene de yaşadık, dün de yaşadık. Savunma evlere şenlik, hücum desen rezalet. Herkes kaldırıp atıyor topu ama isabetli şut yok. Semih efendi topu alıyor eline, hücum süresinin bitimine 8 saniye var, tutuyor bir şeyler yapıyor, sonra fade-away yolluyor. Sonuç? Airball. Giricek Zagreb'deki ilk maçta da feci bir yüzdeyle atmıştı ilk yarı, dün sağolsun o maçı ve son Efes kupa maçının dejavusunu yaşattı bize (1/6 ikilik, 1/5 üçlük, 0/1 faul yüzdeleri). Rakip de aksine iyi günündeydi. Haydi diyelim tamam dışarıdan çok yüzdeli attılar, e anam babam o zaman 2 sene önce Mersin'de oynayıp da bir şey yapamayan Jared Homan'ı nasıl adam ettiniz içeride? Paşa elini kolunu sallaya sallaya girip aynı şekilde bıraktı turnikeleri. Prkacin desen aynı, adam istediği gibi hükmetti bizim uzunlara. Koyuyor dirseği (as always) dönüyor, bırakıyor hook-shot'ı. Biz de babayı Mirsad'la savunmaya çalışıyoruz. Sebep? 4 kısaya döndük. 5. uzunumuz da Mirsad. Amaç? Az sallamışız ya dışarıdan, daha çok sallayalım. Dünkü performansın kabulü çok zor benim tarafımda. Yenersin yenemezsin, gruptan çıkarsın çıkamazsın o ayrı. Ama sen bu kadar vurdumduymaz olamazsın. Olursan da iki adım ileri atamazsın.

G.Saray Cafe Crown'un maçını izeyemedim, canlı yayın yoktu. İlk çeyreği 9 sayı ile önde kapamışlar ama sonra vermişler maçı, ikinci yarıda da fark olmuş zaten (93-77). Yine Graves'siz ve Milo'suz olduklarını da belirtelim hemen. Ha bir de Hüseyin Beşok maça 3/3 üçlük isabetiyle başlamış dün. Adam bildiğin pure-shooter oldu vallahi 33'ünden sonra. :)

4 Yorum Yapılmış:

cannksk dedi ki...

birader bırak artık takımda hata aramayı. bu mağlubiyet müstahak sana , elini attığın yer kuruyor, büyükcene bir hamama falan git en kısa zamanda :D şu iddia işini sen yazdın ya kesin makineler falan arızalanacak bu hafta

çikozi dedi ki...

Nedim Karakas Smith´in yoklugunu hissettik demis.Bence bu herseyi acikliyor sanki adami saglam oldugu zamanlarda sahada gördük de!

tozlu parkeler dedi ki...

Kupada yarı finalde elenmenin ardından, Euroleague'e 1 gün erken dönebilmenin iyi olduğunu düşünmüştüm ama Efes karşısındaki dağınık ve dirençsiz oyun özellikle de Griçek'in dönüşü sonrası yeni bir boyut kazanan şuursuzca hücum etmek aklımı iyice karıştırmıştı.


Esasen henüz sezon başında kadro kurulurken aklımı kurcalayan temel sorun şuydu. Geçen yılın takımının temel karakteristik özelliği baskılı dış alan savunmasıyken bunu rakiplere kan işeterek yapan takımın dış oyuncularından 3 ünü birden gönderip yerlerine onlar gibi sert ve baskılı savunma yapamayan 3 oyuncu alırsanız bu tedbil nasıl bir alt üste yol açar.


Sezon başından bu yana takımın istikrarsız görüntüsünün altında bu sorunun da ciddi ciddi etkili olduğunu düşünüyorum. Aslında Euroleague'de zor deplasmanlarda rakibi uyuta uyuta oynanan bir tempoyu oturtup maç sonlarını başabaş götürüp sonlarda darbeyi vurduğu deplasman maçlarında takım adına umutlanmadık değil. Badolona ve Cibona deplasmanlarında bu şekilde alınan galibiyetler hem ümit telkin edici hem de pek değerliydi.


Ancak bu galibiyetlere rağmen özellikle tempolu oyunun gerektiği iç saha maçlarında takımın günden güne daha şuursuz hücum ediyor oluşu hep can sıkıcı oldu. Dün Cibona karşısında yine bu ne yaptığını bilmeden topu dolaştırıp, süre dolarken allah ne verdiyse sallamak hali artık bu takımın bir hafıza değil bit guarda sahip olması gerektiğini tartışmasız biçimde ve bir kez daha gösterdi.


Mahmut Uslu bir süredir ''Solomon'un gitmesini biz istemedik, sezon başında Mc Intyre'a transfer teklifinde bulunduk, Kerem'i bizde istedik ama Efes'e gitti'' falan diyerek Green'in Euroleague'deki hedefler için yetersiz olduğunu kabul eder açıklamalar yapıyor ama Tanjeviç'in dominant guard istemediği saha içinde topu herkese eşit biçimde dağıtacak ve insiyatif almak yerine her koşulda kendi çizdiği setlerin dışına çıkmayacak bir guarddan yana tercihini kullandığı için Green'de bu kadar ısrar ettiği de bir gerçek.


Elbette dünkü berbat oyunun tek sorumlusu, Euroleague düzeyinde bir guarda sahip olmamamız değil. Ama bir kalemde Solomon-Kinsey-White üçlüsüyle yollarınızı ayırdığınızda bu üç oyuncunun Ömer Onan'la birlikte geçen yılki takımın temel karakteristiği olan ön alan savunmasının temel taşları olduklarını, bir anlamda takımın omurgasını oluşturduklarını hesaba katmayıp onların sertliğinde olmayan dış oyuncuları tercih ederseniz dünkü kırılgan, dağınık takımın hali şaşırtıcı olmamalı.


Bu takımın kötü oynamaya, hele de Euroleague'de farklı yenilmeye hakkı var elbette. Her kötü sonuçtan sonra yabancı haklarımızın ikisi niye 3-4 yıl sonra üst düzey oyuncu olabilecek Emir'le Vidmar'dan yana kullanıyoruz diyenlerle de aramıza kalın ayrım çizgilerini çekelim, son 1-2 yıldır özellikle Yunan ve Rus takımlarının şişirilmiş dev bütçelerle dengeleri sarstığı Avrupa basketbolunun bu en üst düzey liginde onların bütçeleriyle başa çıkamayacağınıza göre başka bir yol bulmanız gayet doğal. Temel olarak kariyerinin zirvesinde, birbirleriyle sorun yaşamadan bu dirençli ve finalleri iyi oynayan takımın temel taşlarını oluşturan tecrübeli yerli oyuncularla henüz gelişim süreçlerinin başlarında olmalarına rağmen Euroleague'in bile hatırı sayılır pota altı gücünü oluşturan gençlerin oluşturduğu kadro ve sürekli alttan gelicek oyuncularla kadro kalitesinin sürekliliğini sağlama.


5 yabancı hakkınızı bu düzeyde size sınıf atlatacak oyuculardan yana kullanma şansınız da hele de fiyatlar böylesine çıldırmışken hiç yok. Tutulan yol doğrudur ama geçen yılki takımı bu sezon özellikle tempolu maçlarda böyle helva gibi dağılan bir forma sokmanın sorumluluğu da bu yolu tuttururken alkışı hakedenlere aittir.


He dünkü maç için hafifletici sebebler sıralanabilir. Zagrep'te düşük tempoda afallayıp nedeyse hiç atamayan Cibona'nın her attığının girmesi, hiç bir savunma hamlesinin akı dışı şutların girmesine engel olamaması, Griçek'in dönüşü sonrası hücum planlarının henüz oturmaması, Preldziç'in bu şaşırtıcı derecede formsuz günlerinde bir de Smith'in sakatlığı falan. Ama eğer bu bahanelerin ardına sığınacak olursanız, Green'in bugüne dek oynadığı tüm Euroleague maçlarında top çaldığından dem vurup ön alan savunmamız yeterli derseniz bu harika kadronun günden güne yumuşak ve dağınık bir takım olma yolunda gidişine, erezyonuna müdahalesiz kalırsınız.

Olympian dedi ki...

tozlu parkeler gayet detayli yazmissin, ben de senin soylediklerin uzerinden birkac sey soylemek istiyorum.

giricek in donusu, preldzic i bitirdi resmen. potansiyeli en yuksek oyuncumuz, cok ciddi konsantrasyon kaybi yasiyor ama biz buna bir cozum bulamiyoruz, daha da kotusu aramiyoruz bile o cozumu buyuk ihtimalle.

herkesce yazilan, giricek e gore bir hucum planimizin olmamasi zaten en buyuk sorun. suursuz hucumun giricek in girisiyle artmasi da cok normal. efes macinin ikinci yarisinda her sete yerlestigimizde bakiyoruz, green hangi oyunu gosterecek diye ama hicbir sey gostermedi neredeyse 20 dakika boyunca. gittik attik geldik.

solomon varken de bu boyleydi ama green den iki gomlek daha iyi oyuncu olmasi durumu ortuyordu (ne kadar ortuyorsa iste). benim asil takildigim ve sinirlerimi bozan olay da bu. bizim planimiz ne? nasil bir basketbl oynamaya calisiyoruz? bunun cevabini basketbol subesinden kim verebilir acaba? kinsey ve white li basketboldan, green ve giricek li basketbola donus bir stratejiyse, neden hala ayni basketbolu oynamaya calisiyoruz?

ne oynamak istedigimiz basektbola gore kadro kuruyoruz, ne de elimizdeki kadroya gore basketbol oynuyoruz. genc oyuncu tercihlerini ben de kesinlikle destekliyorum. ama 2011 de final hedefi koyup da kimseyi kandirmasinlar, hele ki o genc yeteneklerden biri vidmar ise.