31 Mart 2009 Salı

13 Nisan - Kralın Dönüşü

13 Nisan'da dönüyorum, bekleyin beni.

Mahalle Kavgası

Mahallenin bücürü Green gelir ve topun sahibi olmasından mütevellit kadroları kurma gücünü de elinde bulunduran Hakan'a 'Beni de oynatsana' der. Hakan alaycı bir bakışla 'Bu boyla mı oynayacaksın, hadi oradan' der. Green çok sinirlenir ve zıplayıp bir kafa yapıştırır Hakan'a. Hakan aldığı darbenin etkisiyle yere yığılır, o yaşlarda büyük bir güç simgesi olan top da yokuştan aşağıya yuvarlanır hızlana hızlana. O sırada bakkalın önünde yarım ekmek arası kaşar+salam kombinasyonuyla karınlarını doyurmakta olan Leon ve Gerald -Hakan'ın kankası ve haliyle maç kadrosunun da as adamları olurlar- olaya müdahale etmek için 'Hakan'a dalıyorlar, koşun lan' diyerekten olay yerine intikal ederler. Belki bu resim gerçekte bunu yansıtmıyor ama hafif kısık ve pek tabii biraz nostaljik gözlerle bakınca bal gibi de olabilir diyor insan. 'Bizim arkadaşa dalıyorlar, koşun lan' çocukluğumuzun klasik repliklerindendir. Tabii topun sahibi olan adamın güçlü olması ve herkese sittir çekebilmesi de yine çok uzaklarda olmayan bir kavramdır. Bir de camdan annem çıkıp 'Haydi oğlum yemek hazır, çık yukarı yemeğini ye, sonra yine inersin. Hem bak Susam Sokağı'nın tekrarı da başladı' dese tam olurdu ama yok o kadarı da olmuyor yani. Ben denedim, siz denemeyin. :)

30 Mart 2009 Pazartesi

Dönüşü Muhteşem Olanlar

TBL.org.tr adresindeki araştırma yazıları tüm hızıyla devam ediyor. Bu hafta sırada benim yazı var. 24 haftalık dilimde yaşanan en çılgın geri dönüşleri bir yazıda toplamaya çalıştım. Şuradan okuyabilirsiniz.

Bir Kahramanlık Hikayesi: Alex Gordon

Burnuna darbeyi alıyor, hafif bir kırılma, kanlar falan hak getire. Sonra ufak -pardon kocaman- bir tampon. Salıyorlar sahaya haydi devam. Sonuç mu? 34 sayı ve işlem tamam. Hatta pozunu bile vermiş kerata, 'Çektim fişi, problem yok' dercesine. Galibiyetler kolay kazanılmaz, kahramanlık hikayeleri de kolay yazılmaz. Alex Banvit maçında ikisini birden becermiş. Kenar yönetim de mest elbet.

29 Mart 2009 Pazar

İşlem Tamam

İddaa'da bu hafta da 2'de 2 yaptık, hatta 3'de 3 de denebilir, sonuçta F.Bahçe Ülker için hem ilk yarı hem de maç sonu handikapını önermiştik. 101-78 bitmiş, dışardaydım, livescore'dan takip ettim ilk 23-24 dakikayı. İlk çeyrekte 7/11'lik yüzde ile 7 üçlük bulmuştu F.Bahçe Ülker, maç sonundaki yüzdeleri 18/27. Üçlüklerin yarısı Ömer Onan & Devin Smith ikilisinden. Epeyce insanüstü bir yüzde. İkilik yüzdesinden de yüksek. Ömer ve Smith'in kupon yaparkenki resimleri falan düşerse nete, şaşırmam. Aynı şekilde Emir'in de öyle. İlk yarıda bir girdi oyuna, fark eridi tek haneye kadar düştü, dedik 'Kastın mı var be Emir?'. :) Hammonds'ın triple double'ı yalayıp giden performansını da atlamış olmayalım aman. 15 sayı - 11 ribaund - 7 asist - 4 top çalma rakamları pek bir etkileyici duruyor.

Bu da Ataman Rotasyonu

Tanjevic sonrası dönemde ülkenin en önemli kavramlarından biri haline gelen 'Rotasyon' isimli meretin dünkü Efes Pilsen - Pınar Karşıyaka maçında Ergin Ataman tarafından uygulanışı. Hani kadroda 11 değilde 10 adam olsa herkese 20'şer dakika verecekmiş neredeyse. İstatistikleri incelerken gözüme çarptı, hani hak geçmesin dercesine bir rotasyon olmuş. Aynı maçtan gözüme çarpan bir diğer istatistik de son haftaların flaş adamı Hakan Köseoğlu'nun 5 sayı - 4 asist de kalması ve tm 7 de top kaybı yapması.

28 Mart 2009 Cumartesi

Sıkışık Cumartesi

Cumartesi programı haftanın 1 maç haricinde tamamının oynanacağı bir menü olarak fazlasıyla karışıktı, sıkışıktı, büzüşüktü, boğuşuktu. Kepez Belediye G.Saray Cafe Crown'u 75-69 yenip içeride kazanmaya devam ederken, 10. haftada Halil Üner'in göreve gelmesiyle başlayan 1 kazan - 1 kaybet serisini de bozmamış oldu. 15 haftada 8 galibiyet 7 mağlubiyetleri var, haftaya sırada mağlubiyet var istatistiksel olarak. G.Saray Cafe Crown'un Hosley & Tolliver'a sağlam bir gusül aldırması lazım. Adamların forma giydiği 7 resmi maçta 6 yenilgisi var takımın. Sarı kırmızılı takımda günler sıkıntılı geçmekte.

Telekom, El-Amin'in 13 dakika forma giyip 2 sayıyla oynadığı maçta Aliağa deplasmanından 1 sayı farkla da olsa galibiyeti kapmış ve galibiyet serisini 11'e çıkartmış (69-70). Aliağa geçen haftadan sonra bu hafta da bir büyüğe kafa tutmuş ama yine becerememiş. Akıllar başa geç mi geldi ne? 15. sıradalar, bakalım çıkabilecekler mi? Bugün son hücumda Bora Sancar'ın üçlük girse maçı da alacaklarmış aslında ama şans da pek sevmiyor onları elbette. Zaten Reese de 8 sayıyla oynamış bugün sadece. O atmadan onlar nasıl kazanacak? Telekom'da El-Amin sönük kalmış ama Bajramovic ışıl ışıl parlamaya devam ediyor. Adam level atlattı takıma resmen.

Erdemir, geçen haftanın fiyakalı delikanlısı TED'i deplasmanda yenip iyi performansını sürdürmüş (68-72). Lider Efes de ligin deplasman fukarası Pınar Karşıyaka'yı farklı geçip liderlik koltuğundaki sefasına devam demiş (84-60). Mersin ilk yarıda bir ara çift haneli farkla geriye düşse de son 3 maçını da kazanıp morallenen Selçuk Üniversitesi'ni 89-75 gibi farklı bir skorla devirerek Play-Off yolunda çok önemli bir galibiyeti daha hanesine yazdırmış. İlk yarıdaki maçta sezonun en manyak comebackine imza atan Beşiktaş Cola Turka lig beşinciliği için hayati önem taşıyan maçta iç sahada Antalya'ya boyun eğdi (84-92). İkili averajı rakibine kaptırmadılar belki ama koltuğu kaptırdılar. Şimdi 1 galibiyet gerisindeler Antalya'nın. Burak Bıyıktay'ın da alt biten maçı yok bu arada.

Asıl en merak ettiğim maç ise Bursa'da idi. Seçim falan olmasa gidecektim ne güzel, çok da keyifli maç oldu livescore'a yansıdığı kadarıyla. Uzatmalara gitti maç, Crispin + Lance'in 47 sayısına Alex Gordon + Evren'in 65 sayısıyla cevap veren Renault sahadan 92-86 galip ayrılıp hem kümede kalma denen zımbırtıyla tamamen bağlantısını kopardı hem de bildiğin Play-Off için sapasağlam bir konum aldı. Banvit'in baş aşağıya düşüşü devam etsin bakalım. Son yılların taş gibi takımı Banvit, kimin küme düşeceğini sorduğumuz ankette bile 6 oy alıyorsa işler yolunda değil demektir. Kolay değil son 15 maçta 12 yenilgi. Vay babam vay. Ha bir de Renault için kilit adam olan Joseph Jones maçın daha 5. dakikasında 3 faul oldu. Maçı kaç faulle tamamladı peki? Üç. :)

Günün en kazançlıları Renault ve Mersin. En yandım Allah diyeni de Aliağa Petkim. Yarın F.Bahçe Ülker de kazanırsa, sarı lacivertlileri kazançlılar listesine, Daçka'yı da yandım Allah diyenlere ekleyiveririz. Hafta içinde sağlam bir kümede kalma yazısı yazasım var, şöyle ikili averajlarla, kalan maçlarla bezeli. Ve bu yazıda Renault olmayacak, olsa da yalandan olacak. Bu günleri de gördük ya, vallahi helal olsun şu Yücel Platin'e.

27 Mart 2009 Cuma

Aşk

100. yılında şampiyonluğa ulaşan F.Bahçe Ülker takımının soyunma odasında Mirsad - Ömer - Solomon ve Zeki Gülay kupaya olan aşklarını cümle aleme göstermekle meşguller.

İtalyan İşi

Basketboldaki Avrupa maceralarımızda İtalyan ekipleri sıklıkla karşımıza çıkmakta ve sıklıkla da canımızı yakmakta. Özellikle de bayan basketbolunda. 2001 sezonunda Ronchetti Kupası finalinde Botaş İtalyan takımı Familia Schio'ya kaybedip şampiyonluğu kaçırmıştı, sonra 2005 yılı Fiba Eurocup finalinde bir başka İtalyan takımı Phard Napoli Fenerbahçe'nin elinden kupayı alıvermişti, son olarak ise geçen yıl Fiba Eurocup yarı finalinde Galatasaray'ı eleyen İtalyan Beretta Familia. Ne çektiysek İtalyanlardan çektik bayanlarda. Şimdi Galatasaray bayanları Fiba Eurocup finalinde ve rakip yine bir İtalyan. Taranto Cras Basket. Şanssızlığı kırma zamanı, kupayı ele alma zamanı.

Avrupa, kupa, final, İtalyan kelimeleri yanyana gelince de Efes Pilsen'in müthiş Koraç şampiyonluğu geliyor hemen akla. Zamanının en şaşalı kadrolarından, Bogdan Tanjevic yönetimindeki Stefanel Milano'yu ne de güzel haklamıştık ama. Hey gidi hey. İlk maçın son saniyesinde Fucka'nın yapamadığı basket, ikinci maçın sonları, ciddi kalp krizi sebepleriydi düşününce.

26 Mart 2009 Perşembe

TBL'de 24. Hafta Programı

28 Mart Cumartesi
15:00 Aliağa Petkim - Türk Telekom
15:30 Kepez Belediye - G.Saray Cafe Crown (Spormax)
16:00 Casa TED Kolejliler - Erdemir
17:00 Efes Pilsen - Pınar Karşıyaka
17:45 Beşiktaş Cola Turka - Antalya BŞB (Spormax)
18:00 Oyak Renault - Banvit
18:00 Mersin BŞB - M.A. Selçuk Üniversitesi

29 Mart Pazar
19:00
F.Bahçe Ülker - Darüşşafaka Cooper Tires (Spormax)

25 Mart 2009 Çarşamba

Hosley & Hüseyin Kavgası

Karşıyaka deplasmanında benchte birbirlerine dalacak raddeye gelen Hosley ve Hüseyin'in o ateşli dakikalarından bir kare. Elime geçti, paylaşayım dedim.

Eurocup'ta Yılın Koçu: Mahmuti

Oktay Mahmuti Eurocup'ta yılın koçu seçilmiş. Önemli bir başarı, çok çok önemli hatta. Telekom - Benetton maçının haberlerinde Mahmuti adını tek bir satırda dahi geçirmeyen bazı basın organları artık öpe öpe yazarlar koçun adını. Öyle bir şarkı da vardı değil mi: Kapıma bir gün ipe ipe geleceksin..

Hakan Köseoğlu Röportajı - Ön Hazırlık

Zamanı gelmişti artık. Geçen sezonun asist kralı, bu yılın da uzak ara asist krallığındaki en şanslı adamı Hakan Köseoğlu ile TBL.org.tr için bir röportaj patlatacağız. Sorularınızı her zaman olduğu gibi yine buradan bana paslayabilirsiniz.

Düello

2006-07 sezonu, Beşiktaş Cola Turka - M.A. Selçuk Üniversitesi maçı. Reese ve Bora adam dövmeye gelircesine yaklaşıyorlar birbirlerine. Göz göze gelmişler, birbirlerini bir düelloya davet ediyorlar sanki. Ya da sadece basit bir guard savunması. :)

24 Mart 2009 Salı

Dakika mı? Para mı?

Bodoslamadan gireceğim konuya. Bugün El-Amin de transfer edilince 4. guard konumuna düşen Barış Ermiş'tir yazıyı kaleme almamın nedeni. Ne zamandır aklımdaydı aslında bu konu ama bugüne kısmetmiş. Şimdi efendim bu genç oyuncularımız bana göre parayı dakikaya tercih eden arkadaşlarımızdır. Çok mu ağır oldu? Belki ağır olmuş olabilir ama akıllı kararlar vermedikleri kesin hepsinin de. Ha belki Sinan'ı diğerlerinden ayırabiliriz. Zira Ergin Ataman'ın ona sadece ön alan baskısı yapacağı zamanlarda dakika vereceğini bilseydi gelmeyebilirdi Efes'e. Ama diğerleri? İzninizle onlara edecek üç beş kelamım var.

Resimdeki sırayla gidelim. Engin Atsür. Bu yıl sakatlığı yüzünden pek kadroda bulunamadı ama bulunsaydı ne olacaktı sorusunun cevabı hangimizde 'Ortalama 20 ya da üstü dakika alır' olurdu sorabilir miyim? İmkansız. Peki senin yaşın kaç Engin? 25. Yani patlamayı yaptın yaptın, yoksa ortalama bir guard olarak ya da hakkında 'Yahu çok potansiyelli adam', 'Çok efendi, kültürlü bir guard' şeklinde yorumlar yapılan bir guard olarak takılacaksın bu piyasada. Bunu ben o biz siz onlar görüyor da sen niye göremiyorsun? Sezon başında seni deli gibi isteyen G.Saray Cafe Crown'a gitseydin mesela, Marshall'mış, Atkins'miş, esamesi okunur muydu bu adamların? Takır takır alırdın süreni, gösterirdin kendini. Sonra daha güçlü bir vaziyette çalardın Efes'in kapısını. Ender'in bile yedeği olarak değil de birinci guard olarak girerdin Merter tesislerine.

Barış Ermiş'e ne demeli? Geçen sene KSK formalı röportajlarını çıkarttırmayın bana şimdi. Dedikleri hala aklımda: 'Sonunda limitsizce süre bulabildiğim, kendimi gösterebildiğim bir takımdayım. Çok mutluyum, çünkü oynuyorum' ya da bunun türevi olan cümlelerle donatmıyor muydu sayfaları? Ki zaten doğrusu da bu değil miydi? E ne diye oynamayacağını bildiğin halde -hatta bir kere gidip de oynamayı beceremediğin takıma, aynı hocaya- gidersin? KSK'nin sana sunduğu sözleşmenin 3-4-5-6 -her ne haltsa- katı olduğu için olmasın? Nerde kaldı peki gelişmek, oynamak? Hani nerde geçen seneki dakikaların, istatistiklerin, sorumlulukların? Hani Barış bunu KSK forması altında yaşamasa, süre almanın keyfini çatmasa bu hataya düşmesini kabullenebilirim belki ama o bile düşüyorsa bu hataya, para denen meret cidden 1 numara.

Sinan Güler'i yazının başında da söylediğim üzere ayırıyorum bu üçlüden. Zira üst level bir takım kadrosunda bulunmayı hakediyordu kesinlikle. Ha belki 1 sene daha sürekli oynayabileceği bir takımda takılamaz mıydı? Takılırdı elbette ama yükselmek onun hakkıydı diyebiliriz. Onun olayı biraz yanlış tercihle alakalı. Ergin Ataman kuyruğu sıkışınca gençleri görmez oldu, onu sadece ön alan baskısı yapacağı zamanlarda ya da kopan maçlarda hatırlar oldu. Geçen sezon önce Beşiktaş Cola Turka ile sonra da yazın Milli Takım ile birlikte güzel bir sıçrama yapan Sinan'ın isminin karşısında 1-2 dakika yazar oldu bu sezon. Onun tercihi de bir ihtimal F.Bahçe Ülker olabilirdi, zira Tanjevic onu 2 numarada kullanabilirdi daha sık ama orada da Mrsic, Ömer Onan gibi ustalar var. Ve kuyruğu sıkışınca bu ustalara gözü kapalı dakika veren bir diğer adam da Tanjevic.

Gelelim zurnanın son deliğine. Serhat Çetin. F.Bahçe Ülker'e transferinin nasıl gerçekleştiğini hepimiz hatırlıyoruz. Resmi siteden yapılan 'F.Bahçe Ülker altyapısında Serhat kalitesinde birçok gencimiz var, o nedenle Serhat ile ilgilenmiyoruz' açıklamasının üstünden bir kaç hafta geçmeden kadroya katılmıştı genç oyuncu. Burada golü yiyen yönetimdi ama Serhat'ı kimin istediğini bilen hala yok. Tanjevic'in istemediği kesin de, net cevap ne bilmiyorum. Çok da önemli değil zaten bu. Geçen yıl Alpella'ya yollanmıştı Tanjevic tarafından, süre alsın, gelişsin, pişsin, iyice sıçrama yapsın diye. Ne oldu? Alpella küme düştü ama Serhat orada çırpınan oyunuyla, takıma liderlik edişiyle 'Ben buradayım' mesajını verdi. Verdi de, alan oldu mu? En azından Tanjevic aldı mı? Almadı. Kupa maçlarında yalandan ilk beş başlatmalar, sonra 1 hata yapınca kenara çekip adamın dakikasını 3-4 dakikayla kısıtlamak ne zamandan beri genç yetiştiriciliği oldu? Serhat kendisi söylemişti bana, 'Ben Preldzic'ten daha iyi oyuncuyum' diye. Evet öylesin, ama neden o zaman ikinci hatta üçüncü tercih olduğunu adın gibi bildiğin yerdesin? En azından başvursana yönetime be koçum, 'Beni kiralık verin bir yerlere, ben bu yılı oynamadan geçirirsem bu benim için intihar olur' desene. Belki o zaman değerini anlarlar.

Bu gençlerin mantığını anlamadım, anlamıyorum, anlamayacağım. En basiti Aliağa'da hiç süre almayan genç bir oyuncunun bile aylık maaşı benimkinin 2-2,5 katı iken nedir bu yaşta böylesi bir para aşkı? Sen zaten ortalamanın çok çok üstünde kazanıyorsun en ortalama takımda bile, git, oyna, öyle gel imzala şu bol sıfırlı kontratları. Hem daha çok itibar görürsün, hem de belki yarın öbür gün bir çocuğun duvarını süslersin posterinle. Fena mı olur? Diyorum ya işte anlayamıyorum. He Asım Pars'ı anlıyorum ama. Adam bir sezon hayatının topunu oynadı Karşıyaka'da, gitti kaptı Telekom'dan bol sıfırlı kontratı. Yaş kaç? 33. Hayatının fırsatıydı, kaçırmadı. Alley-hoop'luk pası hiç bekletmeden vurdu potanın içine. Süper Loto talihlisi olmaktan sonra gelebilecek en müthiş şeydi Asım'ın başına, almasa aptallık ederdi. :)

Telekom'da 2. El-Amin Devri

Çakmış resmi imzayı. 3 ay için 350.000 Euro alacakmış.

Şimdi Nerede? #12: Marc Jackson

Aslında nerede olduğunu çoğu kişi biliyor -birkaç hafta önce Telekom'a karşı seyrettik en basiti- ama madem nostaljik bir resmini koyacağız, hali hazırda da adam oynuyor topunu, 'Şimdi Nerede?' köşesini bir ziyaret edeyim dedim.

Tofaş'ın 2 Griffith döneminin arasına sıkışan 97-98 sezonunda pivot bölgesini teslim ettiği adamdır Marc Jackson. Zaten kariyerinde fiyat/performans olarak en iyi zamanı da o sezondu. 27 maçta oynayıp bir tanesinde bile tek haneli sayıda kalmadığı gibi 20 sayı, 10 küsür de ribaund ortalamaları yapmıştır. Yalnız adamın belden yukarısı ve belden aşağısı bariz alakasızdı birbirinden. Hani üst taraf Kambala, alt taraf M. Kemal Bitim desem çok abartmış olmam sanırsam. Kısa bir Efes macerası da yaşadı Jackson 99-00 sezonunda ama baskebolu bilmiyor len bu herif denilerekten postalanıverdiydi. Sonra zaten yolu NBA'e düştü, GSW, Minnesotta, Phila, New Orleans derken soluğu sezon Yunanistan taraflarında, Olympiakos'ta aldı. Koç Yannakis onu kadroda düşünmeyince bu yıl ki durağı ise Rusya oldu. Unics Kazan'la Eurocup'ta ilerlemeye devam ediyor paşa. En son Telekom'a 18 attı Ankara'da.

Resim Tofaş yıllarından, arkada da o dönemin fiyakalı arabalarından Tempra. SX midir SX-AK mıdır hiç de anlamam o işlerden ama beleş olduğu kesin. :) Severdik kendisini, renkli kişilikti. Jackson'ın daha da renklisi Marcus Webb'di zaten. O da ayrı bir efsaneydi.

23 Mart 2009 Pazartesi

Ne Ayak Varmış Be

Caner Öner. Son 3 sezonda formasını giydiği tüm takımlar 2. lig yolcusu oldular. TBL'deki ilk sezonunda Alpella ile ligi 11. bitirmişti bir tek, sonra Alpella ikinci senesinde düştü, geçen yıl TTNet Beykoz, bu yıl da Casa TED Kolejliler. Adı uğursuza çıkacak Caner'in bu gidişle.

G.Saray'lı Dabovic

Fotoğraf dünkü bayanlar derbisinden. Dabovic çekmiş sarı kırmızı eşofmanları üstüne, belli ki kapı dışarı edildiği eski takımının hocasını ve oyuncularını tahrik edesi gelmiş ablamızın. Bu hareketiyle bile çiçeği burnunda VJ'in Türkiye kurallarını hemen kavradığını anlayabiliyoruz. Sansasyon yarat, adın tepeden hiç inmesin. Denklem basit nasılsa. Sonu Dabovic ile aynı olan bir diğer ablamız Hornbuckle da tam tersi sessiz sedasız, onun daha çok fırın ekmek yemesi lazım.

22 Mart 2009 Pazar

Pazar Gecesi Haberleri - Kısa Kısa

İlk haber Telekom'dan, almışlar El-Amin'i, yarın takıma katılacakmış. İkinci haber Gurovic'ten, bugün maç esnasında öğrendim, fıtık teşhisi konmuş ve 1 ay yokmuş. Zaten 6 yabancı olmuşlardı, dolaylı yoldan kenarda kalacak adam belli olmuş oldu. Üçüncü haber Efes cephesinden. Bugün Aliağa maçı sırasında takım otobüsüne hırsız girmiş ve elektronik eşya, laptop, cep telefonu ne varsa götürmüş. Basket Dergisi sitesinde gördüm bu haberi, paylaşayım dedim. Dördüncü haber ise F.Bahçe Ülker taraflarından. Az önce SkyTürk'te Basketbol Panorama programına bağlandı Mahmut Uslu ve 'Solomon bizim oyuncumuz, geri almayı istiyoruz, sadece 2 ay değil 2 sene + 2 aylığına alacağız onu. O da takımdaki arkadaşlığı ve İstanbul'u çok özlediğini söylüyor' dedi. Programın sunucusu Gürkan abi 'Biliyoruz ki Green ilk tercihiniz değildi, McIntyre'ı istiyordunuz. Green'den yana bir pişmanlık var mı?' diye son bir hamle yaptı. O soruya cevabı ise daha bir bombaydı Uslu'nun: 'Pişman olmak gibi bir durumumuz yok, kendisinden memnunuz. Hatta seneye de kadroda tutacağız onu Solomon'la beraber. Ayrıca ben isim falan bilmem sadece Siena guardı değil o Litvanya'daki guardı da istedik ama olmadı' dedi. Gece gece güldüm, özellikle son kısma.

Pazarın Sonrası

TBL'de 4 maçlık Pazar programı da bitti gitti. Oynanan maçların üçünü deplasman takımlarının alması hoş bir detay oldu bugün adına. 23 hafta sonunda üst taraf hafif hafif şekillenirken altta ve ortada kıyametler kopuyor. TED'in G.Saray'ı devirmesini bir alttaki postta uzun uzun yazdık zaten. Saat 4'te başlayan maçlardan Play-Off yolunda hayati önem taşıyan Bandırma'daki buluşmada Mersin baskını yaşandı. Maçın başından farkı yakaladı güney ekibi, evsahibi sadece üçüncü çeyreğin ortasında farkı bire indirebildi, sonra zaten yine Mersin açtı farkı (80-95). Böylece hem çok önemli bir galibiyeti hem de rakibine karşı ikili averaj üstünlüğü cebine koydu. 2 galibiyet diyebiliriz kabaca. Banvit'in baş aşağı gidişi devam ediyor. Son 14 maçtaki 11. yenilgileri oldu bu. Haftaya Renault'ya da kaybederlerse ciddi ciddi küme düşme hattına kadar inmiş olacaklar. Mersin de içerde kaybettiği maçların acısını dışarıda aldığı ekstra galibiyetlerle çıkarıyor.

Baş aşağı giden tek takım Banvit değil, Aliağa Petkim de onlardan farksız. Hatta daha bile kötü. Onların da son 13 maçta 11 yenilgileri oldu. Para krizi, Fatih Solak'ın cezası, bir de Dalron Johnson'un takımdan ayrılması derken küme düşme sınırına kadar indiler. Bakalım tecrübeli oyunculara sahip İzmir takımı buradan çıkabilecek mi? Bugün Efes karşısında kolay lokma olmadılar, hatta bitime 3 dakika kala farkı 3'e kadar indirdiler ama galibiyete yetmedi bu (75-81). Efes de hafiften rölanti tempoya geçti galiba zirvede tamamlayacakları aşağı yukarı garanti olunca.

Ve geldik küme düşme yolundaki çok çok çok önemli maça. Selçuk Üniversitesi 2 yeni yabancısıyla birlikte çıktığı maçın ilk 7 dakikasında sadece 2 sayı yedi, farklı skoru yakaladı, devreyi 7, üçüncü çeyreği ise 6 sayı farkla önde kapadı. Ama son çeyrekte Kepez deli bir giriş yaptı. 5 dakikada 3-15'lik seri yakalayıp skoru 61-67'ye taşıdılar ama sonra batırdılar. Kalan 5 dakikada mikrofonu eline alan Selçuk rakibine sadece 4 sayı imkanı verip sahadan 78-71 galip ayrıldı. İlk yarıda Antalya'da oynanan maçı da kazandıklarından ikili averajı da kendi yanlarına aldılar. Selçuk'un son 3 maçın üçünü de alma hedefleri vardı ve ben buna kendi kafamda pek ihtimal vermiyordum yalan yok. Ama çok sağlam döndüler virajı vallahi. Arada Mack & Butler olayını da güzel kapadılar, helal yani ne diyeyim.

Bandırma'da Ümit Sonkol ve McCalebb'in performansları, Aliağa'da Reese'in triple-double'a göz kırpması, İlker Türel'in 8 asisti günün pek güzel hareketler bunlarıydı.

TED Kolejliler'den G.Saray'a Çelme (63-74)

Maçın başında Prowell'ı kenarda tutup Marshall & Alper ikilisini çift guard olarak kullanan Hasan Özmeriç, takımından belki de kendisinin bile beklemediği kadar iyi bir reaksiyon aldı. İki guarda Polat Kaya'nın hareketli, Önder'in de sürekli olarak tepeden dışarı kaçan oyunu eklenince TED Kolej'in basketbolu seyrine doyum olmaz bir hale geldi. Kayan hücumları, sürekli feyklerle savunma şaşırtmaları, penetrelerle rakibin iç dış dengesini bozmaları, kendilerine boş üçlük şanslarını yaratmaları, Strickland'la Önder'le bu boş üçleri sokmaları ve Hansen gibi bir uzunu da ortada çıpa olarak kullanmaları bana nedense Baldwin zamanındaki Banvit'i hatırlattı. G.Saray Cafe Crown bu bölümde rakibini bir türlü savunamadı, hücumda da rastgele atılan toplar gelince fark her geçen dakika açılmaya başladı. 8, 10, 12 derken 20 sınırına kadar dayandı fark. Bu sırada takımın esas oğlanlarından Prowell'ı da kattı rotasyona. O da 2 üçlükle olaya dahil olunca devreye 7 dakika kala skor 12-35'i görüverdi. Mola alıp hatta bir de eline tornavida alıp savunma dişlilerini sıkan Koray Mincinozlu buradan takımı döndürse döndürse Hüseyin & Cüneyt merkezli bir hareketin döndüreceğinin bilncinde olarak iki tecrübeli ismi sahaya sürdü. Ön alan baskısıyla başlayıp kendi yarı sahasının ön alanında da ikili sıkıştırmalarla devam eden G.Saray savunması; maç kazanamama alışkanlığının da etkisiyle -son haftalarda bolca yaptığı gibi- yine bir tıkanma belirtisi gösterdi. Topu potaya atamadan dönülen hücumlar, top getirirken yapılan top kayıpları derken G.Saray'da girmeyen şutlar da girmeye başladı. Hüseyin & Cüneyt merkez üssüne içeriden Tolliver da katkı yapmaya devam edince devre sonunda tabelada yazan skor 35-40'ı, haliyle de 7 dakika içindeki 23-5'lik G.Saray Cafe Crown serisini işaret etmekteydi.

Üçüncü çeyrek her iki takımın da skor bulma adına hadım olduğu 10 dakikalık dilimdi. Totalde iki takım sadece 21 sayı atabildiler. Ama çeyreğin en önemli notu, geri dönüş ateşini yakıp da onca sayı geriden gelen G.Saray Cafe Crown'un bu çeyreğin bitimine 02:45 kala Polat Kocaoğlu'nun elinden bulduğu üçlükle skoru 47-46'ya getirip maçta ilk kez öne geçmesiydi. Kalan bölümde sadece 3 sayı atabildi iki takım ve çeyrek 48-48 eşitlikle sonuçlandı. Bu dakikada hiçbir G.Saray taraftarı maçtan mağlubiyetle ayrılınacağını ummuyordu elbette, hatta son çeyrekte vurup geçilir diye düşünüyorlardır da eminim. Ama kazın ayağı öyle olmadı işte. TED Kolej son haftalarda göstermeyi başaramadığı son dakika reaksiyonlarını bu maçta göstermeyi başardı. Önce Önder Külçebaş çıktı sahneye peşpeşe 8 sayı üretip takımını cesaretlendirdi, üstüne Caner Öner'in sol dipten yolladığı üçlük geldi ve skor bitime 3 dakika kala başkent ekibi lehine 58-66'ya geldi. Kalan dakikalarda faul hakkını erken doldurma nedeniyle rakibine faul çizgisinden kolay sayı imkanı tanıyan sarı kırmızılılar, sahadan 63-74'lük skorla yenik ayrıldı.

Tolliver & Hosley takviyelerinin ardından oynanan 6 resmi maçta 5. yenilgi oldu bu. Tesadüf mü? Bence değil. Tolliver katkı yapıyor ama o geldiğinden beri Milojevic sürekli kenarda, Hosley'nin çift haneli sayılarına bakmayın, hücumlarda takımını satmaya devam ediyor, Atkins kafaca bugün maçta değildi zaten, Graves de kötü günlerinden birindeydi. Koray hocaya ne demeli sen maça Altay'la başlıyorsun, yani sen bile ciddiye almıyorsun rakibi. TED Kolej cephesindeki onurlu duruşu ve karakterli mücadeleyi övmeden bitirmeyeceğim elbette yazımı. Marshall Strickland bugün bir kez daha gösterdi ki kötü bir guard değil kesinlikle, hem skoru var hem takımını oynatıyor ama büyük takım guardı değil. Ligin ilk 4 sırasına kadar her takımda rahat oynar, gerçi F.Bahçe Ülker'de Green'den çok daha verimli bile olabilirdi ama neyse oralara hiç girmeyeyim. Önder Külçebaş Banvit günlerinden bir buket sundu, Hansen canla başla oynadı, Prowell üçlükler dışında yoktu ama gerek de olmadı ona. Caner Öner, Alper Özcan, Caner Erdeniz öyle dik bir mücadele koydular ki ortaya; ligin puan tablosunu bilmeyen ve şu maçı izleyen biri onların ligin tepe 5-6 takımından biri olduğunu düşünürdü. Kaptan Özgür kötüydü bugün ama onu da kompanse etti takım. Ve Hasan Özmeriç. Seviyorum hocam seni. Yönetimin sene başındaki macera hevesi olmasa bu takım burada mı olurdu sorusu aklımın hep köşesinde, lütfen kimse de kızmasın bu yüzden bana. Kocaman bir helal olsun gitsin hem Ted Kolej staffına hem de oyuncularına. Son haftalarda iyi oyuna, iyi mücadeleye rağmen sondaki hatalar nedeniyle ucu ucuna verilen maçların üstüne böyle bir galibiyetin geleceği belliydi bir yerlerde. Hasan Hoca'nın maçtan sonra dediği gibi onurlu mücadeleye devam.

Maçın en magazinel detayı da sona kaldı bak. G.Saray taraftarları maçın kaybedildiğini anladıkları anda hep bir ağızdan başladılar tezahürata: 'Murat Hoca oleyyyy'.

4 Katlı Pasta

2006-07 sezonundaki Efes-Mersin maçından bir kare. Pastanın katları alttan üste: Ümit Sonkol - Ermal Kuqo - Jared Homan - Marcus Haislip.

21 Mart 2009 Cumartesi

Renault Bu Kez Sonda Aldı (76-80)

Hep sonda kaybedecek değiller ya, bugün de onlar sonda kazandılar. Daçka - BJK maçı TV'de, bu maç livescore'da şeklinde takip ettim 2 maçı. TV'deki maç özellikle ikinci yarıda bayınca livescore'a kanalize oldum. İlk çeyreği önde kapadı Renault 15-20'lik skor ile, ikinci çeyreğin de belli bir kısmını önde geçtiler ama sonra Antalya gelmeye başladı. 25-24 ile skor üstünlüğünü yakaladılar, sonra farkı açıp 42-35'i gördüler, devre de 42-37 bitti zaten.

Üçüncü çeyrek söz sırası yeniden Renault'da idi. 10 dakikalık dilimde 7-18'lik bir seri var Bursa ekibi lehine, bu sayede de son çeyreğe 49-55 önde girdiler. Ben tabii yine biliyorum başıma gelecekleri, hazırladım kendimi Antalya'nın Renault'yu yakalamasına ve hatta öne geçmesine. Faul problemine girip, son çeyrekteki faul hakkını da 5 dakika olmadan dolduran Renault yine mi kaybedecekti yoksa? Yücel abiye kurşun döktürmesi için bir hacı hoca telefonu mu arasam diye düşünürken Renault farkı açıp 11 yapmasın mı? Dedim e artık oldu herhalde bu iş. Yok abi yine olmadı. Maç 63-63'e geldi. Gülmekle ağlamak arasında gittim geldim, orada Ahmet'in üçlüğünü gördüm, sonra Nedim'den üçlük, sonra bir daha Ahmet. Renault Fobbs ve Jones'un 5 faulle kenarda olmasına rağmen üçlerle ve Evren'le oyuna tutundu. Bitime bir hücum süresinden az kala da 3 farkı yakalayıp Antalya'nın yapacağı son hücumu savunma moduna geçti.

İşte tam orada Nedim Dal sahneye çıktı, 'Yahu bu işin heyecanı eksik biraz heyecan katalım' demiş olacak ki, gidip ligin en sağlam faul atıcılarından Green'e üçlük atış sırasında bir faul yapıverdi. Benim suratta yine bir gülümseme oluştu tabii. Ama verilmiş sadakası varmış herhalde Nedim'in, Green 2/3 attı. Sonra Gordon'a faul ve maç Renault'da. Livescore'dan bile keyif almayı başardıysam, bir de salonda olsam nasıl olacaktı kimbilir.

Renault ile ilgili son paragraf yukarıdaki fotoya dair olsun. Fotoğraf 2006-07 sezonunun son maçı olan G.Saray Cafe Crown maçından sonra çekilmiş. Hatırlayacaksınız Renault o galibiyetle ligde kalmış, hemşehrisi Tofaş TB2L yolcusu olmuştu. Yücel abi havalara atılmış, bilmiyorum bugün de attılar mı ama bir benzer yan var ki bence ligde kalmıştır Renault artık. Artık tatlı tatlı Play-Off mücadelesi verebilirler. Olursa ekstra olur, olmazsa da canları sağ olur. Benden kocaman bir tebrik Bursa dolaylarına.

Günün diğer maçlarında Beşiktaş Cola Turka Daçka'yı rahat devirdi (79-86). Bakmayın maçın 7 farkla bittiğine sırf kafadan 8 sayıyı Soner attı son dakika içerisinde. Daçka ribaundlarda 43-25 üstünlük sağlayıp, neredeyse rakibinin toplam ribaund sayısı kadar (23) hücum ribaundu alsa da berbat şut yüzdesiyle rakibine maçı verdi. Bir ara 10 farkı gördüler onlar da ama Beşiktaş sağlam vurdu geçti. Burak Bıyıktay'dan sonra 3-5 saniye içinde biten Beşiktaş Cola Turka hücumlarını görmek, hele ki Daçka gibi bir takıma karşı görmek ekstra bir tebriği hakeder bana göre. Hafta boyunca idmana çıkmayıp Cuma günü hafif bir şut idmanı yapan ama bu maçta yine döktüren Mehmet Yağmur da özel bir tebriği hak etmekte. Erdemir ise bir ara 14-15 sayı geriye düştüğü ve son saniyelere kadar kafa kafaya giden maçta Pınar Karşıyaka'yı 1 sayıyla geçip kümde kalma yolunda kritik bir galibiyete imza attı (82-81). Bu maçta iki takım da üçlük olup yağdılar resmen, bir ara her hücum üçlükle bitti abartısız. Maçın son hücumu Karşıyaka'daydı ama isabet bulamayınca 2 puan Erdemir'de kaldı, gelemedi İzmir'e.

Türk Telekom: 87 - F.Bahçe Ülker: 78

Ciddi anlamda düşünceler içerisindeyim deplasmanlarda bu takımın neden sürekli rakibini 8-10 farktan kovalaması hakkında. Ama cevap bulamıyorum. Ercüment Sunter'in çok ekstra bir şey yapmasına gerek kalmıyor Tanjevic'e karşı oynadığı maçlarda, zira o herşeyi düşünüp yapıyor ve rakibine altın tepside sunuyor zaten. Üstüne bir de artık bir klasik haline gelen Kris Lang'in F.Bahçe Ülker maçlarındaki career-high oyununu ekleyince al bir de buradan yak kıvamına geliyor maç F.Bahçe taraftarı için.

Maçtan önce bu maçın konuk takım adına şampiyonluk yolunda dev bir adım niteliği taşıdığını yazdım her platformda. Nedenleri basitti. Buradan galibiyet ile dönülmesi halinde lig ikinciliği konusunda dev bir adım atılacaktı, yarı finaldeki olası rakiplerinden birine 1-0'lık avantajı cebine koyacaktın, final yolunu açacaktın vs vs. Ama maç sonundaki tabloya bakıyorsun kapkaranlık. Lig ikinciliği ihtimali sıfır denecek kadar az. Çünkü rakibine ikili averajda da üstünlüğü kaptırdı sarı lacivertliler. Bu da demek oluyor ki son 7 haftada rakibinden 3 galibiyet daha fazla alması gerekiyor takımın. Geçeceksin o işi kısaca. Daha G.Saray Cafe Crown'u hesaba bile katmadım yani. Böyle de ince bir çizgiydi işte bu maç. Aynı avantaj ve dezavantajların Telekom için de geçerli olduğu maçta tüm bu olasılıklara hakim olan, bu konuları yalamış yutmuş ve bilincinde olan taraf kimdi? Türk Telekom elbette. F.Bahçe Ülker'de maç öncesinde 5 dakika oynarsa süper olur diye düşündüğüm Ömer Aşık 20 dakika sahada kalıyor ve takımının en dienç gösteren, baş kaldıran adamı oluyor. Sizce de yok mu burada bir terslik?

Maça karşılıklı basketlerle başlandı, ilk çeyrek de öyle geçti. Tutku'yu ne Green'le ne de Emir'le durduramayan Tanjevic Mrsic piyonunu kullandı bu iş için. İşe de yaradı sayılır, biraz reaksiyon görünce tıkanan Tutku defansa da bocalamaya başladı, Mrsic 2 penetreyle dalıp sayılar bile buldu hatta o yaşında. Farkı 6-7 sayıya çıkaran sarı lacivertliler taraftarlarını galibiyet için umutlandırırken maçın onlar adına ilk kırılma anı yaşandı. Skor 27-33 iken Oğuz Savaş'ın pota altında boş bir pozisyonu kaçırması ve ardından faul yaparak Lang'i faul çizgisine yollamasının üstüne bir de Bajramovic ile kafa kafaya çarpışan Mirsad'ın kaşının yarılması nedeniyle kenara gelmesi maçın rüzgarını Telekom lehine çeviriverdi. Tanjevic'in bu rüzgarın terse esmeye başladığı ve rüzgarın şiddetlendiği anlarda mola alıp takıma bir iki soluklanma imkanı vermemesinin tarifini ise ben bilmiyorum açıkçası, kesin tecrübeli hoca biliyordur ama. :)

Devreyi 6 sayı ile önde kapayan Telekom üçüncü çeyrekte hücumda bocalatıp rakibine farkı 3-4 sayıya kadar indirme fırsatı tanısa da Serkan ve Bekir'in üçlükleri, hatta kaç maçtır rezil performanslar gösteren Balakney'nin bile sayılarıyla skordaki 8-9 sayılık farkı yeniden ele geçirdi. Tutku & Lang ikili oyunlarından hiç bahsetmiyorum bile. Aynı sayıyı aynı şekilde aynı maçta 8927438643 kez yemek ancak Tanjevic takımına mahsus bir şeydir tahminen. Babam bile ekran başında yahu hep aynı sayıyı yiyoruz diyebiliyorsa tecrübeli koç da diyebiliyordur diye düşünüyorum. Hata mı ediyorum acaba? :)

Son çeyreğe 9 sayıyla girilmesine rağmen maç bir türlü kopmuyor, F.Bahçe taraftarı saçma da olsa garip bir umutla maçı izlemeye devam ediyor. Ve önce Ömer Onan'ın sonra da Mrsic'in iki üçlüğü ile fark 3'e kadar iniyor. Bu fark eriyişinde önce Dudley'e sonra da Lang'e 2 sağlam blok çakan, bir hücumda da pas arası yapan Ömer Aşık'ın katkısını atlamayalım. Dedik ya yazının başında da en dirençli adam oydu diye. Tam da buralarda çok efektifti işte. Ancak Ömer Aşık'ın pas arası yapmasıyla topu kucağında bulan Damir Mrsic 3'e 1 hücumda öyle gereksiz bir şekilde turnikeye girip blok yedi ki, bu da zaten maçın sarı lacivertli takım adına ikinci ve asıl önemli kırılma anıydı. Pozisyon döndü Bekir'in elinde sol dipte üçlük+faul'e ve haliyle 4 sayıya dönüştü, üstüne bir de Bajramovic'in üçlüğü gelince maç da bitti gitti zaten. Yalnız Mrsic'in 3'e 1 harcadığı pozisyon öncesinde orta çizgide Telekom'lu oyuncunun yaptığı hatta evet yaptım diye el bile kaldırdığı faulü çalmadı hakemler. Belki de avantaja bıraktılar kimbilir. Fenerasyon ya isimleri, hazır 3'e 1 gidiyorlarken faul çalıp atağı kesmeyeyim boşver diye düşünmüş de olabilirler.

Telekom altın değerinde bir galibiyet aldı. Şayet F.Bahçe Ülker kazansa onlardan çok daha büyük bir avantajı cebine koyacaktı ama yenilginin daha çok can yakacağı taraf maçı almayı başardı. Konuk takım kanadında maçı kazanmak için sahaya çıktığını belirten tek adam ise uzun sakatlık dönemi ardından formasına kavuşan Ömer Aşık'tı. Telekom'da Bekir ve Serkan'ın toplamda 8/8 ile üçlük atması, Tutku'nun geçen haftaki Beşiktaş Cola Turka maçından sonra bu maçta da 10 asist yapması, Lang'in her F.Bahçe Ülker maçında olduğu gibi yine coşup 20 sayıya ulaşması maçı evsahibine getiren başlıca noktalardı. Yerlere atlamaları, mücadele etmeleri daha çok inanmaları da vardı tabii. Konuk takımda ise Oğuz Savaş'ın daha ilk çeyrekte bir pota altından bir de kenardan topu oyuna sokarken yaptığı top kayıpları bile konsantrasyonun ne derece sıfır olduğunu anlatmaya yeter benim kafamda.

Kim? Giricek mi? Valla artık ben onda da bir suç bulmuyorum. Suçlu Giricek ve Mrsic oyundayken Emir'le bitmek zorunda bırakılan 2 hücum setinin yazarındadır. Gurovic'e özel set yazmıyor diye eleştirdiğimiz Murat Özyer'e selam olsun. Yalnız değilsin hoca, bak usta da yanında.

Ve Ömer Aşık Sahada

Uzuuuun bir sakatlık döneminin ardından yaklaşık 2 hafta önce idmanlara başlamıştı Ömer. Az önce Spormax bağlandı salona ve Ömer'i ısınırken gördüm. Telekom maçı kadrosuna alınmış, oynar mı oynamaz mı bilinmez ama onu orada ısınırken görmek bile sevindirdi beni. Fazlasıyla. Hoşgeldin çalışmaktan yılmayan adam.

edit: İlk çeyreğin sonlarında girdi oyuna Ömer.

20 Mart 2009 Cuma

Deneme 1, 2

Quinton Day dediydik ama olmadı o transfer, yani oldu aslında ama oyuncu ailevi problemler nedeniyle bu sezon sonuna kadar basketbol oynamamaya karar vermiş. Selçuk Üniversitesi Marlon Smith'i denemeye aldı, birkaç gündür Konya'da eleman. Geçer not alırsa Kepez maçında sahada olacakmış. Bu sezona Kıbrıs'ta Omonia Nicosia takımında başlamış, istatistikleri şurada, takımı lig sonuncusu, eleman Hunter mezunuymuş ayrıca. Erinç var mı bilgi oyuncunun kolej yıllarıyla ilgili? :)

Yunanistan'dan Sevgilerle

Torrell Martin

Glocal Consultancy

Bizim blogun sıkı takipçilerinden ve özellikle NCAA'den yatay geçiş yapan yabancılar hakkındaki analizleri, keza Amerikalı oyuncuların memleketlerinde geçirdikleri yıllardan hayatlarına ait hoş detayları buradan paylaşarak bizleri mest eden Erinç Atilla ve beraberindeki grubun; İş hayatı, farklı iş dalları üzerine karalamaya başladıkları bir blog: Glocal Consultancy. Şuradan bir göz gezdirin derim. Ekip sağlam, blog daha yeni ama zamanla -içi doldukça- takip altına alacağınızdan eminim. Hayırlı olsun tekrardan kardeşim.

19 Mart 2009 Perşembe

Kupa Geliyor Kupa

İlk maç 14 sayı ile kaybedilmişti, umut vardı elbette final için. Ama sarı kırmızılılar ikinci çeyrekte sadece 6 sayı atabilip devreyi de 22-28 geride kapayınca, ben de ekranı kapayıp çıktım şirketten. Eve geldim bir de ne göreyim. 62-39'luk bir G.Saray galibiyeti. Yuh diyorum ben izninizle. Bir çeyrekte 6 diğerinde de sadece 5 sayı yemişler, Augustus denen insanüstü varlık rakibin toplamından sadece 1 sayı eksik atmış. Asıl bomba haber, kupanın en büyük favorisi Dinamo Moskova elenmiş. Finaldeki rakip İtalyan Taranto. Tek maç değil final, eski usül çift ayak. İlk maç 2 Nisan'da İtalya'da, ikinci maç 9 Nisan'da Ayhan Şahenk'te. 10 fark bile yense İtalya'da, burada döner o maç, eminim. Kupa için ortam müsait yani, artık söz sizde kızlar.

TBL - Araştırma Yazıları

TBL.org.tr adresinde Mete Aktaş yönetimindeki ekip -ki ben de ekipte yer almaktayım- siteyi ele geçirmeye devam ediyor. :) Siteyi daha güncel, daha ziyaret edilir, daha çekici nasıl kılarız sorusuna cevap olarak bulunan yenilikler birbiri ardına geliyor. TBL Panorama, özgün maç yazıları, haftalık röportajlar derken şimdi de 'Araştırma' isminde bir köşe açtık. Burada keyifle okuyacağınızı düşündüğümüz yazılar paylaşılacak. Köşenin ilk konuğu Emre. Kendisi blog aleminde Tardini olarak da tanınmakta. Ligdeki oyun kurucuları mercek altına aldığı yazısına şuradan ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki yazı: üzerine saLsa sosu gezdirilmiş bir 'Sezonun en manyak comebackleri' yazısı olacak, yine bu blogun müdavimlerinden cemsheed'in 'Genç Yetenekler' yazısı da gümbür gümbür geliyor. Biraz TV ağzıyla olacak ama cidden bizi izlemeye devam edin.

TBL İddaa'da

İddaa'nın 20-21-22-23 Mart için çıkardığı basketbol programında bu hafta TBL de yer alıyor. Bütün maçların olmayacağını duymuştum, ki bu hafta da 5 maç var zaten İddaa programında. Büyük hali için resmin üzerine tıklayınız.

Johnson Aliağa'dan Ayrıldı

Aliağa Petkim'in başarılı oyuncularından Dalron Johnson takımdan ayrılmış. Hırvat Split'e gitti deniyor, tam öğrenemedim onu ama takımdan ayrılmış orası kesin. Bir sezon içinde 3. takımı olacak kendisinin.

TBL'de 23. Hafta Programı

21 Mart Cumartesi
14:30 Türk Telekom - F.Bahçe Ülker (Spormax)
16:00 Antalya BŞB - Oyak Renault
16:00 Darüşşafaka Cooper Tires - Beşiktaş Cola Turka (
SkyTürk)
17:00 Erdemir - Pınar Karşıyaka

22 Mart Pazar
13:30 G.Saray Cafe Crown - Casa TED Kolejliler (Spormax)
16:00 Aliağa Petkim - Efes Pilsen
16:00 Banvit - Mersin BŞB
16:00 M.A. Selçuk Üniversitesi - Kepez Belediye

Pazar günü hem Bandırma'da hem de Konya'da iki tane sapasağlam maç var ama yayıncı kuruluş gitmiş hangi maçı seçmiş. Ne diyeyim ki ben daha ya. Ha keza Cumartesi de Antalya BŞB - Renault maçını verebilirlerdi mesela. Ama yok Ayhan Şahenk yakın ya, tatlı geliyor tabii.

18 Mart 2009 Çarşamba

Tanjevic de Memo'yu Kesip Atmış

Malum bu ara 'kesin atmak' moda. A Milli Takım koçu Bogdan Tanjevic de bu modaya kayıtsız kalamamış. HaberTürk gazetesinden Gökhan Türe'ye verdiği demeçlerle Mehmet Okur'u Polonya '09 kadrosuna almayacağını belirtmiş, tabii sadece bu kadarcık dememiş, biraz da açmış olayı.

'Yıllarca milli formayı giymiş bir oyuncu, milli formaya bir anda nasıl bu kadar kayıtsız kalabilir? Mehmet’in Milli Takım’a karşı en küçük bir saygısı kalmadığını düşünüyorum. Avrupa Şampiyonası elemelerine gelmeyeceğini bildirdi, biz de buna saygı duyduk. Ama buna rağmen o takım arkadaşlarına hak ettiği saygıyı göstermedi. Sakat olduğu süreçte takım arkadaşları canla başla çalışırken, bir antrenmana gelip de ziyaret etmeyi fazla gördü, kazandıklarında bir telefon açıp kutlamadı. Biraz ilgi gösterse, moral verse kötü mü olurdu?

2009 Eleme Grubu maçlarında, Milli Takım’a gelen tüm oyuncuların, milli forma için arzu ve istekle mücadele ettiğini, formasının hakkını vermek için çırpındığını hepimiz gördük. Milli Takım’daki diğer oyuncular hayvan mı ki parkede ciğerleri patlayana kadar mücadele edip, canla başla savaşıyorlar? Milli forma kutsaldır. Bize de milli forma için canını verecek, o formanın onuru için savaşacak oyuncular lazım.

Bir de Hidayet Türkoğlu’na bakın. O da NBA’de oynuyor. Ama takım arkadaşları için mükemmel bir örnek. Milli Takım’a seve seve gelip, NBA kimliğini rafa kaldırıp, iyi bir takım oyuncusu olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapıyor. Sahada en ufak bencillik göstermeden, ribaunda atlayıp, canla başla savunma yapıyor, kendine değil takımın başarısı için oynuyor.

Mehmet, milli formayı giymek için en ufak bir arzu ve istek göstermedi. İyi niyetli olsaydı, bunun için kimse onu arayıp peşinde koşmadan ilgisini belli ederdi. Ben, Mehmet’in oynamak için yeterince istek duyduğuna inanmıyorum. Bu yüzden de onu 2009 Polonya kadrosuna almamaya karar verdim.'

Kerem Tatilde

Yapılacak iş değil biliyorum bu yağmurda soğukta -zira benim de havuz tatil iştahım tavan yaptı- ama güzel resim be aga.

17 Mart 2009 Salı

Selçuk'un İkinci Transferi: Quinton Day

Butler ve Mack arkası 2. transfer de tamamlandı. 2-3 numaralarda oynayabilen Leroy Hickerson'dan sonra geçen sezonu Işıkspor formasıyla TB2L'de geçiren Quinton Day ile de anlaşıldı. 84 doğumlu, 1.85 metre boyundaki guard bu sezona Polonya Ligi takımlarından Sokol Znicz Jaroslaw'da başladı, orada tutturduğu istatistikler şurada. Geçen yıl Işıkspor formasıyla ise toplam 11 maçta forma giymiş, 20.3 sayı - 4.3 ribaund - 3.6 asist - 2.5 top çalma - 3.4 top kaybı ortalamaları ile oynamış. Dün ortaya attığımız 'İkinci yabancı tanıdık bir isim olacak gibi sanki' tezimiz de tutmuş oldu böylece. Gerçi ben TBL tecrübeli birilerini bekliyordum ama bu da tanıdık sonuçta. 1-2 maçını izlemişliğim var en kötü. :)

Bu arada az önce öğrendim, TED maçında İlker Türel'in burnu kırılmış. Maskeyle falan da olsa çıkmaya çalışacakmış maça. Maske deyince de aklıma sex shoptan alınıp alınmadığı hala büyük bir muamma olan Servet Çetin maskesi geldi. Ne alakaysa. Adam tarz yarattı bildiğin. :) Geçmiş olsun kardeşim, tam da fırsat bulup birinci guardlığa kurulmuşken olacak iş mi bu diyorum ama vardır bir hayır bunda da. Tekrardan geçmiş olsun.

Oylar Teknoblog'a

'Altın Örümcek' ödülü blog aleminin saygın ödüllerinden biridir. Şirketten arkadaşım ve aynı zamanda benim blogun da altyapı işlerini yürüten Sabri Küstür'e ait Teknoblog sitesi en iyi blog dalında son 10'a kaldı. Buradan sonra artık halk oylaması konuşacak. Teknoblog'a şuradan göz gezdirebilirsiniz. Teknoloji konusunda deli bir içeriğe sahip, ne ararsan var denecek tatta. Eğer ki beğenirseniz ve oy vermek isterseniz de ALTIN 564 yazıp 3969'a yolluyorsunuz. Karşılığı sadece 2 kontör. Zaten her numaradan sadece 1 kez oy gönderebiliyorsunuz. Yazması benden, tartıp değerlendirmesi sizden.

97 Model Renault

Bu aralar nostaljik yolculuk Bursa semalarından devam etmekte. 1997-98 sezonundaki Oyak Renault kadrosunun fotosunu Erdem ulaştırmıştı bana. Kendisine teşekkür edip kadronun elemanlarını hatırlama işine koyulalım.

Üst sıra: Hakan Engin, Mesut Gökçe, Barış Özcan, Quadre Lollis, Benjamin Handlogten, Mehmet Okur, Ufuk Gürgen. Alt sıra: Onur Yarangüme, Vedat Erman, Bora Sancar, Hüseyin Başak, Barış Akyurt, Sezer Mehmet.

Lollis ve Handlogten 1999-00'de beraberce Galatasaray'a, 2000-01'de ise yine beraberce Ülker'e transfer olmuşlardı. Dönemin yapışık ikizlerindendiler, birinin adını anınca akla hemen diğeri gelirdi. Kağıt üstünde 12 sene geçmiş ama ben dün gibi hatırlıyorum bu adamların maçlarını izleyişimi.

16 Mart 2009 Pazartesi

Hickerson Selçuk Üniversitesi'nde

Butler ve Mack'i uyuşturucuya kurban veren Konya ekibi, gidenlerin yerlerini doldurmak üzere harekete geçti. İlk anlaşma Leroy Hickerson ile sağlanmış, diğer yabancı da bu hafta sonuna kadar yetiştirilecekmiş. Artık kim olur göreceğiz. İçimden bir ses tanıdık biri olacak diyor ama sadece his. Unutmadan, Hickerson'un bu sezona başladığı Meksika'daki 3 maçında ortaya koyduğu performanslara da şuradan bakabilirsiniz.

edit: Hickerson'ın detaylı istatistiklerine ve videolarına blog takipçilerinin yorum kısmında paylaştığı linklerden ulaşabilirsiniz.

Ahmetbasic Fotoları

Pınar Karşıyaka'nın yeni transferi Mirza Ahmetbasic'in net üzerinde sadece tek bir fotoğrafı olunca pek verimli olmuyordu onunla ilgili postlar. Sağolsun Erinç yetişmiş imdadımıza, çekmiş maç önünde ve maç içinde birkaç foto. Sağolsun, ellerine sağlık. Gerçi ben hayli kırpıp biçip kaliteyi düşürdüm ama olsun kaliteli halleri benim arşivde. :)

Mims de Uyuşturucu Kurbanı

Geçen hafta Selçuk'tan 2 oyuncuyu uyuşturucuya kurban vermiştik, bugün bir kurban da Beşiktaş Cola Turka tarafından geldi. Dennis Mims'in yapılan testler sonucunda idrarında Marihuana'ya rastlanmış. Haberi öğrenince kulüpten doğrulattım gelişmeyi. Sözleşmesi falan feshedilmiş zaten. Gittikçe Ergenekon davasına dönüyor bu iş, en sonunda yine dönüp dolaşıp o malum soruya geliyoruz herhalde. Sanki kullanmayan Amerikalı oyuncu mu var şu mereti? %10-%20?

Müthiş İkili - Efsane Kadro

Efsane ikili, efsane kadro. Steven Rogers, Asım Pars, Slaven Rimac, Rashard Griffith, David Rivers, Murat Konuk, Hüseyin Demiral, Mehmet Okur, Şemsettin Baş, Cüneyt Erden, Alper Yılmaz, Serkan Erdoğan. Hüseyin hariç hepsi belli bir kalibreye sahip oyuncular. Hüseyin de nazarlık misali takılmış arada. Ama cidden efsane bir kadroydu. 2 sene oynadılar ama o kadar süre bile yetti tarihe geçmeleri adına.

15 Mart 2009 Pazar

Pankart (Salon Versiyon)

Buyrun bu da olay pankartın salondaki görüntüsü. Yalnız Efesliler forumunda bu pankarttan dolayı kulübe ceza gelebileceği konuşuluyor. Hafta içinde belli olur olayın getirisi, ben de merak ediyorum ne olacağını. Bana medeni ve kaliteli bir tepki gibi geliyor hala düşününce ama sizin fikriniz ne bilemiyorum tabii. Hakediyor mu cezayı? Ne dersiniz?

Efes Pilsen: 87 - Erdemir: 70

Çağlar'ın (dejavu) klavyesinden dökülen detaylı maç yazısını şuradan okuyabilirsiniz diyerek gireyim yazıya. Maç idman havasında geçti, Efes antrenman tesislerinde Erdemir'i konuk etmiş de sezon öncesi bir hazırlık maçı yapıyorlarmış tadındaydı. Bir ara üçüncü çeyrekte Erdemir farkı 4-5 sayıya kadar çekti ama nefesleri yetmedi. Farkın o kadar inmesi de peşpeşe buldukları üçlükler sayesindeydi. O kadar çok üçlük endeksli oynadılar ki maçtaki ilk 15 sayılarını 5 üçlük ile buldular. Kerem Gönlüm'ün ilk çeyrek sonunda orta sahadan soktuğu üçlük, Hakan Demirel'in üst üste iki üçlük isabet bulmasından sonra Ataman'ın Kerem'i savunmada ciddiyetsiz bulup kenara alması, Efes'in ikinci yarıda sol dipten en az 4 üçlük bulması, Erdemir'in bir ara 3 hücumda 1 top taşıma yapması, Kasun'un maç kadrosunda olmaması, Vujanic'in uzun bir aradan sonra sahaya çıkması ve elbette maç başındaki pankartlı tepki maçtan akılda kalan notlardı. Şu top taşıma işine bir ayar vermek lazım ama, yani bazen o kadar abuk subuk pozisyonlarda çalıyorlar ki ben hala anlayamadım tam standartlarını. Sportmenlik dışı faul kuralı nispeten oturdu gibi de top taşımada hala sorunlar var. Kasun'un maç kadrosunda olmamasının nedeni ufak bir sakatlık falan mıydı yoksa son birkaç maçta yerlerde gezinen performansı mıydı bilemiyorum. Bilen varsa paylaşsın, sevinirim.