30 Nisan 2009 Perşembe

TB2L Final Grubu - 3. Gün

Trabzonspor işin Antalya ayağına heyecansız gidilmesine razı gelemedi ve son çeyrekteki müthiş performansıyla Tofaş'ı devirmeyi başardı (71-65). Çeyrek başına neredeyse ortalama 30 sayı atılan bir maçın, bir çeyreğinde -hele ki son çeyreğinde- tek başınıza 28 sayı üretiyorsanız zaten maç içi dengelerde büyük bir fark yaratmış oluyorsunuz. Ogün ve Can'ın performansları hayli etkileyici gerçekten. Can'ın elleri kadar çenesi de biraz oynuyor ama Ogün tam bir oyuncu olmuş canlı canlı seyretmeyeli. Beğendim. Tofaş ikinci yarının başlarında 32-43'lük skorla farkı 11'e kadar çıkarmışken, maç sonunda 10 sayı farkla (67-57) geriye düşmeyi başararak ilk 2 günkü o geri dönüş mucizeleriyle alakasız bir performans çizdi. Dedim ya Trabzon'lu oyuncular işin Antalya ayağının heyecansız ve sonu belli maçlara sahne olmasını istememiş olacak ki, sağlam bir performansla maçı lehlerine çevirmeyi bildiler. Tofaş şayet TBL vizesi almayı başaramazsa -son 2 yıldır olduğu gibi- bu maçı mum ya da benzeri bir şeyle ararlar. Hem de çok.

Günün ilk maçını ise izleyemedim yine iş nedeniyle. İTÜ ilk 2 maça benzer bir performansla erkenden farkı koymuş (20'yi görmüş geçmiş fark) Bornova karşısında, sonra sonlara doğru rakibine farkı eritme şansı vermiş. Ama bu sefer 9 sayıda bırakmış, daha doğrusu maç bitmiş, daha fazla kapanmasına süre yetmemiş (94-85). İbrahim coşmuş, 8/15 üçlükle oynamış. Trabzon'un Tofaş'ı devirmesiyle de 4 takım birden umutlarını Antalya'ya taşımış oldular. Umut şehri Antalya, söyle bakalım bana. Kim çıkacak bir üst klasmana?

Ahmet Çakı Röportajı

Geçen hafta Cuma günü Ahmet Çakı ile bir röportaj yapmıştık hatırlarsınız. Resmi sitedeki yerini aldı bu röportaj. Ahmet hoca hayli keyifli bir adam. Herşeyden önce çok mütevazı. En güzeli ise birşeyler başarmış olmanın verdiği mutluluk gözlerinden okunabiliyor. Röportajı şuradan okuyabilirsiniz. Mete abi de Atatürk gibi durmuş fotoğrafta. :) Öpüyoruz kendisini.

29 Nisan 2009 Çarşamba

TB2L Final Grubu - 2. Gün

Dün Tofaş karşısında gerekli sinyalleri çakan Bornova, bugün Trabzon'a silleyi indirmiş (73-68). Trabzon yarın Tofaş'a da kaybederse iyice elini ayağını çekmiş olacak işten. Akşamki maç yani izleyebildiğim maçta ise İTÜ dünkü kadar şanslı değildi açıkçası. Dün Trabzon karşısında da farkı yakalayıp sonra rakibine yakalanmışlardı ama skorda geriye düşmemişlerdi. Bugün Tofaş maçın büyük bir kısmını geride, 5-6 dakikalık bir kısmını ise çift haneli farkla geride götürürken, ikinci yarıda hafif hafif, işleye işleye geldi ve önce Melih Sevda (ki dünkü Bornova maçını da getiren adamdı), sonra da Can Altıntığ'ın performanslarıyla skor üstünlüğünü eline almayı başardı. Bir daha da vermediler zaten skor üstünlüğünü rakiplerine (83-85). İbo ilk yarı 20 sayı, attı maçı son saniyelerde attığı 2 faul sonrasında 22 sayıyla tamamladı, koca bir yalan ikinci yarı oynadı yani. Harun biraz çırpındı ama o da yetmedi. Cihad'ın ribaund aldığı bir pozisyondan sonra hakemler Harun aleyhine bir faul yarattılar hiç yoktan, ki o sırada skor 73-77 idi. Cihad attı iki faulü de, farkı 6'ya çekti. Sonra Harun o sinirle gidip dannnn diye adama vurunca bu defa haklı bir şekilde hücum faulle cezalandırıldı. Haydi İbo'yu anlıyorum, fazla sinirleniyor, hakemlere küfrediyor falan da Harun'a yakışmadı bence o kasıtlı faul. Faul demişken Tofaş'a maçı getiren noktanın, ikinci yarıdaki müthiş inançlı ve diri oyun dışında 26/27'lik faul yüzdeleri olduğunu da atlamayalım. Ben çok beğeniyorum Tofaş'ın gençlerini. Dünden sonra bugün de gerilerden gelerek kazandılar maçı. İTÜ ise 2 maçtır eline aldığı skor avantajını layıkıyla kullanamıyor. Dün Trabzon salladıydı, bugün Tofaş yıktı onları. Yaş ortalamasının dezavantajını yaşıyorlar sanki biraz biraz. Ve iki maçtır rahat kazanmak varken, maçın sonlarında fazlasıyla efor sarfediyorlar. Yarın Bornova bir güzellik yapıyor mu bu yorgun İTÜ'ye? Yapar yapar vallahi. Bugün Recep Şen'in son saniyelerdeki olayı da süperdi. Fark 2, 5 saniye var, taktik faul yapmak lazım. Ama faul yapmak için Tofaş'lı oyuncuları karşılayan uçtaki İTÜ'lüler 40'lık Harun ve koca kıçını kaldırmak için vinç ihtiyacı olan Dixon. Değil 5 saniye,l 5 saat koşsalar yetişemezlerdi rakiplerine. Yetişemediler de zaten. Faul yapamadan süre bitti. Hafif şaşkınlıkla izledim o 5 saniyeyi.

Son paragrafı yorumcumuz Nur Germen'e ayıralım. Dün yaptı 'Tamam, olabilir' dedim ama bugün yapınca 'Yeter' deme gereği hissettim birden. Yahu nedir bu İTÜ ve İbo fetişi? Maç boyunca tecrübe de tecrübe, İbo da İbo. Sahada bir sürü pırıl pırıl çocuk oynuyor be abi, onlardan da bahsetsen ya azıcık. Tanıdığından da şüpheliyim gerçi. Dün bundan önceki 2 sezon boyunca TBL'de 25-30 dakika ortalamayla oynayan Ogün Sevinç'i sanki ilk kez görüyormuş gibiydi zira. En son şu kanıya vardım, acaba yaştan dolayı mı sempatik buluyor İTÜ'yü bu adam? Malum biraz zorlasak o da girebilir İTÜ'de rotasyona. Alt tarafı 2-3 yaş oynar ortalama. :)

Mete Babaoğlu Konya'da (mı?)

Mete Babaoğlu Konya'da ama Selçuk Üniversitesi'nde mi, orası tam belli değil. Mete Babaoğlu şu anda oynanmakta olan İTÜ-Tofaş maçını M.A. Selçuk Üniversitesi asbaşkanı Mehmet Kamanlı ile beraber, yanyana izliyormuş. Muhabbet de epey bir koyuymuş. Sözleşme imzalamaya geldi duyumları var. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Basketbol ligimizin Yılmaz Vural'ına selam olsun bu vesileyle. Adam All-Star koçu baba boru mu, elbette talibi bol olur. :)

28 Nisan 2009 Salı

TB2L Final Grubu - 1. Gün

İlk günün maçları tamamlandı. İlk maçı izleyemedim ama ne zaman skor sorsam Bornova öndeydi. Hatta bir ara çift haneli farklarda gezindi oyun. Ama son bir kaç dakikada rakibini yakalayan Tofaş (ki burada Melih Sevda'nın kritik bir oyunu gizli) uzatma dakikalarında maçı kazanmayı başarmış (94-86). Tofaş sezonun en iyi galibiyet yüzdesine sahip takımı ama oldukça gençler, yine de böyle bir farktan gelip maçı kazanmaları onlar için iyiye işaret. Bornova kendisi hakkında averaj takımı olur diye düşünenlere o kadar da kolay lokma değilim mesajını verdi bu arada. Gerçi galibiyeti alsalar, daha da sağlam bir mesaj verirlerdi ama alamamışlar. İkinci maçta ise İTÜ beklediğimden çok çok daha zorlandı. Aslında tecrübeli isimlerinin oyuna ağırlık koymasıyla maç içinde 2 kez ciddi farkları yakaladılar ama her seferinde rakibine yakalandılar. Özellikle Ogün'ün dengesiz ama isabetli üçlükleri onlara fazlasıyla zor anlar yaşattı. Son Beykoz maçında galibiyeti ve final grubu biletimni getiren basketi atan Recai'nin son saniyedeki turnikesi (ki gayet de boştu) girse bu maç da uzayacaktı. Girmedi, İTÜ aldı (85-87). Umut Tınay'sız beklediğimden de iyi oynadı Trabzon, Burak ve Volkan iyi idare ettiler orayı. Birkan da ben ölmeden şu faul atışlarını bir geliştirse de gözüm açık gitmesem.

F.Bahçe Ülker: 109 - St. Petersburg: 106

Solomon röportajı için Dereağzı'ndaydık bugün, gerçi tam anlamıyla yapamadık ve yarına kaldı işin çoğu ama gitmişken hazırlık maçını izledik, güzel oldu. Rus St.Petersburg takımıyla 5 periyotluk bir maç yaptı sarı lacivertliler. İlk 3 çeyreğini geriden gelerek götüren F.Bahçe Ülker; Aziz Yıldırım, Murat Özaydınlı ve Şekip Mosturoğlu'nun birden o kıç kadar Dereağzı Salonu'na girmesiyle hareketlendiler ve maçı sonlarda zorlansalar da aldılar.

Smith, Vidmar, Ömer Onan, Mirsad oynamadılar, Mrsic üçüncü çeyreğin sonlarında girdi, Rasim az oynadı, Serhat ikinci çeyreğin sonunda 8 sayı buldu (2 tanesi güzel set hücumlarının sonunda bulunan boş şutlardı), Ömer Aşık kötüydü, Giricek idare etti (Tanjevic maç boyunca Giricek ile bağıra çağıra konuştu, artık azar mı kaydı yoksa başka bir şey miydi anlayamadık), Solomon ve Green 50 dakikanın rahat bir 35 dakikasında beraber çift guard olarak oynadılar, Solomon'un dördüncü çeyreğin sonundaki üstüste 3 üçlüğü ve yine beşnci periyodun sonundaki 2 üçlüğü güzeldi, Emir de 3 tane set sonu üçlüğü sokarak iyi yüzdeyle attı. Yarın aynı takımla saat 18:00'de bir maç daha yapacak F.Bahçe Ülker. Rakipte eski KSK'lı emektar Pashutin'i, yine eski Beşiktaş'lı Meshcheryakov'u ve Nikita Kurbanov'u izlemek keyifliydi. Biz Mete abi ile 91 numaralı formasıyla boyalı alanın anasını ağlatan Milovan Rakovic'i beğendik. Hafif undersized ama iyi oyuncu, şutu da var.

F.Bahçe Ülker'li oyuncular idman atletleriyle çıktılar maça, çoğu altına kolsuz tşörtlerden giymişlerdi, bir tanesi de vardı ki uzun kollu sweat ile oynadı maçın ilk yarısını. Sonra Aziz Yıldırım azarlamış olabilir 'Bu ne lan böyle' diye, çıkardı ikinci yarıda, normale döndü Green efendi. Zaten nasıl oynar bir insan bu kılıkta basketbol yahu? Dayanamaz sıvarım ben kolları. Bir de Mrsic gibi o idman atletini çıplak vücuda giyenler vardı ki; onlar da sanki böyle pazar sabahında yataktan yeni kalkmış da maça çıkmış havası uyandırdılar. :)

Dodo'nun Hediye Paketi

Öğlen yemeğine çıkmaya hazırlanıyordum ki telefonum çaldı, arayan Dodo idi. 'Hediye paketi hazır Anıl' dedi. Dedim abi ne paketi? 'Hani Orhun Ene geçen sezon yıllık 170 bin alırken bu yıl için 430 bin isteyen, sonra bizim kulüp bütçesini zorlayarak çıktığımız 330 bin rakamını reddeden Marsh'ı alamadık diye bize küsmüştü ya. Gelsin şimdi Marsh'ı istesin Banvit'e, bedava vereceğim, hatta ellerimle paketleyeceğim' dedi. Karşılıklı biraz gülüştük ama 'Ciddiyim bak, yaz mutlaka bu teklifimi' dedi. Görevimizi yapıp yazalım biz de, gitsin mesaj gideceği yere. Bu arada Marsh'ın 4 aylığına 100 bine oynadığını da dip not olarak ekleyelim. Orhun Ene kulüpten ayrıldıktan sonra Marsh'ın yeniden transfer edilmesi belki bir rastlantı, belki bir ironi ama sezon başında istediği ücretin çok çok altında oynuyor Marsh şu anda. Yazmadan geçmeyelim bu detayı. Ve son bir dip not. Ligde son hafta Antalya BŞB - Banvit maçı var. Belki Marsh transferi 2 hafta sonra sonuçlanır, kimbilir. :p

Cengiz Karadağ Devri Kapandı

M.A. Selçuk Üniversitesi'nin bu hafta yabancısız ve 7 kişilik rotasyonla oynayan Aliağa Petkim'e yenilmesinin ardından yönetimdeki homurdanmalar artıp, hocanın kellesini almaya kadar uzanmış nihayet. Hoca da zaten mutsuzmuş, arkasından işler çevriliyormuş, yeni koç adaylarıyla görüşüldüğünü öğrenmiş falan. Anlayacağınız karşılıklı bir güvensizlik ortamı oluşmuş, bunun üzerine en mantıklı yol olan 'Ayrılık' kararı hayata geçirilmiş. Her iki taraf içn de hayırlısı olsun. Takımı kalan 2 maçta yardımcı antrenör Gökhan Güney çalıştıracakmış.

27 Nisan 2009 Pazartesi

F.Bahçe Finalde (64-68)

Cumartesi günü oynanan serinin ikinci maçından önce Çağlar'a (dejavu) 'İlkini G.Saray alır, ikincisini F.Bahçe alır, finale de F.Bahçe kalır' demiştim Ayhan Şahenk'teki maçlar için. Öyle de oldu ama bunda, özellikle az önce biten maçta F.Bahçe'nin galibiyetinde Işıl'ın sakatlanmasının payı oldukça fazlaydı. Suratının şeklini görünce sakatlığın ciddi olduğunu ve maça devam edemeyeceğini anladım, korkum daha da ciddi bir şeyin olması. İnşallah yoktur ama var gibiydi. Bir yırtık, bir kopma çıkabilir. Kocaman bir geçmiş olsun kendisine.

Neyse efendim, maç F.Bahçe adına oldukça kötü başladı. Hücumda kötüydüler takım halinde, Nevriye içeriden habire boş dönüyor, savunmada sarı kırmızılı oyunculara direnemiyorlardı. Işıl'ın fazlasıyla boş kalarak cesaretlendiği ve attığı üçlükler girince, buna bir de Augustus ve Dudleyvari pozisyonlarda üst üste 3 kez başarı sağlayan Young eklenince fark bir anda 10-12 seviyesine geldi 15. dakikada. Sonra Işıl sakatlandı. Kendi topuna daldı ribaund için, Yasemin ile çarpıştı ve yere inerken de ters bastı. Diz kötü gitti. O anda ibreler psikolojik olarak F.Bahçe lehine döndüydü ama skor pek de öyle yazmıyordu. Ajavon'un bireysel direnişi dışında pek bir şey üretemeyen F.Bahçe soyunma odasına 7 farkla (42-35) geride giderken üzülsem mi yoksa sevinsem mi ikileminde bir moddaydı.

İkinci yarıda Işıl'ın yerine Tuğba'yı koyarak başladı Okan Çevik. Ama Tuğba'nın 2-3 dakika içinde 3 faul yapıp total faulünü 4'e yükseltmesi Işıl'dan sonra ikinci darbe olarak yazıldı G.Saray tarafına. Son olarak guard bölgesine güzelim yüzünü maskeyle kapamak zorunda kalarak Servet'in dişi versiyonu gibi takılan Esra'ya kaldı. İkinci yarıda bir süre daha G.Saray üstünlüğü şeklinde ilerlerken maç, evsahibinin yerli kısaları sazı ellerine aldılar. Aldılar ama almaz olsalardı dedirttiler taraftarlarına. Esra, Tuğba ve Şaziye toplam 0/14 üçlük yüzdesiyle oynayıp, onların bu yüzdesinden gazı alan ve tamamen içeri gömülen F.Bahçe'li bayanlara galibiyet davetiyesini çıkarttı. Ajavon'un etkin oyununa, Smith'in tecrübesi de hafif hafif eklenince ibrelerin psikolojik kısmı dışındaki somut bölümleri de F.Bahçe lehine döndü. Powell'ın zorlama basketiyle 4 sayılık üstünlüğü ele geçiren F.Bahçe, 6-0'lık G.Saray serisine engel olamayıp rakibini yeniden skorda üstün hale soktu. Maçın bitimine 4,5 dakika kala bir periyottaki 4 faul hakkını dolduran G.Saray'a karşı penetre etmeyi akıl edemeyen F.Bahçe bir türlü maçı koparamadı. G.Saray'lı kısalar üçlükleri karavana yollamaya devam edince bitime 1 dakika kala Katie Smith aldı topu eline. Ve 'Bırakın len, penetre edeceğiniz yok, habire topu dışarıda geveliyorsunuz' der gibi daldı içeri ve aldı faulü. Faullerin ardından öne geçen F.Bahçe rakibine sayı şansı vermeyip, sonraki taktik faulleri de değerlendirince adını finale yazdıran taraf oldu. Ajavon'un Cappie Jr. olma yolunda emin adımlarla yürüyüşü güzel de Smith'in daha çok sorumlulk alması ve elbette F.Bahçe kenar yönetiminin de onun üzerine daha çok set yazması lazım, hatun boş yakaladı mı yazıyor çünkü. Yeter ki topu döndürüp onu boşta bulabilsinler. Ajavon zaten manyak, her türlü atıyor. :)

Yalnız bakmayın siz koca bir ikinci yarıda 22 sayı yiyen F.Bahçe'ye. Yani savunmada iyi olduklarını falan sanmayın. Şuradan bu pijamalı halimle kalkıp gitsem G.Saray'lı kızların ikinci yarıda kaçırdığı o 10 küsür boş üçlükten en az 3-5 tanesini sokardım yani. Ajavon ve Smith çok daha zorlarını sokarken onlar ısrarla karavana dediler. Haliyle maçı da verdiler. Zaten şöyle bir bakınca Işıl dışında sayı üretebilen bir yerli oyuncu yok G.Saray'da. İlginç bir dip not. Bu sonuçla F.Bahçe'li kızlar bir kez daha finale çıkıp Çarşamba günkü maçın ardından belirlenecek olan rakibini beklemeye başladı.

Son paragraf da FBTV'ye gitsin. Burada onları çok eleştirdiydim, özellikle bazen taraflı anlatımın da dozunu kaçırdıklarından dem vurdum ama bugün Işıl'ın sakatlandığı pozisyondan sonraki 'Işıl'ın inşallah ciddi bir şeyi yoktur, inşallah hemen ayağa kalkıp sahaya döner' ve maçın ikinci yarısındaki 'İnşallah Işıl'ın çok ciddi bir şeyi yoktur' temennileri küçük ama hoş bir detaydı benim için. Işıl gibi F.Bahçe taraftarları arasında pek de sevilmeyen bir isim için bu temennide bulunmaları gerçekten hoşuma gitti. Umursamayabilirlerdi. Yapmadılar. Teşekkürü de hak ettiler.

White for Vendetta

Benziyorlar bence. :)

26 Nisan 2009 Pazar

Aliağa'nın Direnişi (60-50)

Alkışlıyorum çocukların hepsini. Yani bilmiyorum, oldukça gurur verici bir sonuç olmalı bu onlar adına. Yabancı oyuncular ve Mete Babaoğlu da uzaktan izleyip görsünler işte. Hele bir de ligde kalmayı başarırlarsa seyreyleyin cümbüşü siz. Bugünkü galibiyetle Selçuk Üniversitesi'ne karşı da ikili averajı ceplerine koydular. Kepez'e karşı zaten üstündüler. Şimdi Kepez düştü sondan ikinci sıraya. Kepez şayet ligde kalmak istiyorsa mutlaka maç kazanmalı artık. Halil abi demiştir 'Nerden çıktı şimdi bu?' diye. Çünkü o hesaplarını Aliağa'nın düşmesi üzerine yapıp hafif çaplı bir tatile bile başlamış diye duydum ben. Kepez'in son iki maç içeride Mersin ve dışarıda Renault. Aliağa'nın ise dışarıda G.Saray, içeride Erdemir. İkisi de sıfır çekebilirler. Böylece Kepez düşer. Yani anlayacağınız Halil abi kafa tatilinden bu akşam itibariyle geriye döner, dönmek zorunda.

Dün Berkay'ın -Bora'nın da sakatlanıp sezonu kapatmasından sonra- 40 dakika süre alacağını yazmıştım, aslında güveniyorum ben ona. Bugünkü performansına bakıyorum, takımının sadece 60 sayı attığı bir maçta tam 11 asisti var. 5 sayı da kendi bulmuş. E zaten skorun yarısına etki etmiş, daha ne yapsın? Keza bu sezon çizgisini sürekli yukarılara taşıyan Hakan Yapar da KSK'lı Leon'a özenip 11 s - 19 r - 4 tç ile oynamış. Fatih Solak coşmuş, Ceyhun Altay coşmuş. Bir tek Reha sırıtmış 0/10 üçlük yüzdesi ile. Murat Akın Türk işi kadrosuyla geçen hafta Bandırma'da yaktığı sürpriz sinyalini Konya ekibinin suratına patlatıvermiş. Helal olsun.

Selçuk Üniversitesi'ne de bir o kadar yuh olsun. Nedir abi bu? Tamam eyvallah deplasmanda kazanamıyorsun, ya da zor kazanıyorsun da 50 sayıda kalmak nedir? Takım halinde üçlük yüzdeleri 4/27. Ufuk Kaçar 0/7, İlker Türel 1/9. Zaten yarısından çoğunu Ufuk ve İlker oluşturmuş yüzdenin. Hickerson nerede? Hala geçen haftaki smacın etkisinde mi acaba? Hani diyorum şu yabancıların uyuşturucu işinden ayrıldıkları zamana ve sonrasına denk gelen 5 kritik maçta 4 galibiyet çıkarmamış olsalar kimbilir şu anda ne halde olurlardı diye? Hayırlısı vallahi. Onların da fiksütr zor. Alltaki ikili birer galibiyet çıkartır da Selçuk Üniversiesi de Telekom iç ve Daçka dış maçlarında sıfır çekerse, bu durumun sonuçları pek de hoş olmaz Konya için.

Günün diğer maçlarında Rusya'dan iki maç yaparak direkt Antalya'a geçen Efes Pilsen Kepez deplasmanında 79-90 kazanmış, son 3 haftayı yenilgiyle kapayan Telekom ise 2 maç üstüste alan Banvit'i 93-79 ile geçmiş. O maçta El-Amin'in de 11 asisti var, tıpkı Aliağa'lı Berkay gibi. Ama işte Telekom 93 atmış, Aliağa ise sadece 60. Berkay iyi iş başarmış iyi. Yalnız Banvit bu maç öncesinde Atatürk Spor Salonu'nda idman yapamamış o garip. Güreş müsabakalarından fırsat bulup da Banvit'e tahsis edememişler salonu 1-2 saatliğine. İlginç. Ve düşündürücü tabii. Bandırma ekibi de gitmiş Ted Kolej'in sahasında çalışmış.

Kepez'in yenememesi normal de Aliağa'nın galibiyetini kimse beklemiyordu. Hele Halil abi hiç beklemiyordu. Halil abi kafaca çıktığı tatilden döner artık bugünden sonra. Biz dün konuşuyorduk kendi aramızda, son hafta Kepez ligde kalmayı garantilemiş olursa Bursa'ya gelmez bile dedik ama şimdi öpe öpe gelecekler.

Pixel Pixel Yaparım Seni

F.Bahçe Ülker - G.Saray Cafe Crown maçında hemen yanımızda duran hayvani objektif. O ne abi öyle? Oyuncuların kıllarıyla ilgilli bir çalışma falan mı yapılacak acaba? Çok merak içindeyim şu objektiften çıkan resimler konusunda. Olayı farketmemiz de bir garip. Ben önce Uche geldi sandım salona, sonra baktık objektifmiş. :)

Hesaplar, Kitaplar

Madem Bursa'dayız, canlı seyrettiğimiz maçtan başlayalım. Renault çok kötüydü bir kere. Yani maç boyunca oyun KSK stilinde gitti. Renault bir türlü alıştığı düzen basketbolunu uygulayamadı bugün. Düzensizlik takımı KSK ligdeki İzmir dışı ikinci galibiyetine imza atarak Play-Off yolundaki en büyük rakibini hafiften bir saf dışı bırakma olayına girdi (93-94). Gerçi KSK zor bir 2 maçlık fikstürle karşı karşıya, nispeten Renault da kolay bir 2 hafta oynayacak. Yine de Renault'nun sağlam bir avantaj kaybettiği gerçek. Bu yıl ilk kez hedef maçına çıktı Bursa ekibi ve bunu kazanmayı başaramadı. KSK'da Leon Willliams farkı yaratan 1 numaralı adamdı. 29 sayı - 19 ribaund sağlam performans ama etkisi sadece bu kadar değil. Aldığı ribaundların çoğu hücum ribaundu ve onların da çoğu sayıyla sonuçlandı. Ve tabii faul atışları. 48 tane faul atışı kolay rastlanacak bir şey değil. Benim yorumum bugün hakemlerin de Renault aleyhinde çalıştığı yönünde. Zira oyunun sertleşmesine hiç izin vermediler. Düşünsenize şut denemesi yapmayan Hakan Köseoğlu, sadece 1 metre sağa 1 metre sola giderek basketbol oynadı ve tam 20 kez faul çizgisine geldi. Bunun tarifini ben pek yapamadım aslında. Konuk takımda Gökper Gen de normal sürenin sonlarında Valentin'le beraber önce takımı yaktı, sonra ise 1 turnike, 1 de asistle maçı alan adamlardan oldu. Onu savunan daha doğrusu savunamayan ve maç boyunca hiçbir varlık gösteremeyen Ahmet Erdoğan'a da selam olsun. Ne berbat bir performanstı o öyle.

Beşiktaş Cola Turka Erdemir'i rahat geçti. Bu kadar rahat olmasını beklemiyordum şahsen hafta başında ama dün Ahmet Çakı röportajı sırasında genç koçun ağzından dökülen 'Hedefe ulaşmış olmak yani ligde kalmak oyuncuların biraz rahatlamasına sebep oldu. İlk idmanımız çok kötüydü mesela bu hafta' cümleleri biraz fikir vermişti bu maç hakkında. Sonuçta rahat bir evsahibi galibiyeti çıkmış oradan (99-77).

Daçka'ya konuk olan Antalya BŞB ise normal sürenin sonlarında yaptığı aptallıklarla aldığı maçı verdi. Önce son saniyelerde bir üçlük yiyerek maçı uzattırdılar, sonra da uzatmalarda kötü oynayıp maçı kaybettiler (75-71). Aklıma hemen 'Acaba Antalya BŞB ayar mı yapıyor?' sorusu geldi. Çünkü G.Saray Cafe Crown'un ligi dördüncü bitirme ihtimali epey bir kuvvetlendi. Beşinci olup G.Saray Cafe Crown ile eşleşeceğime ya 6 ya da 7 olurum, Telekom'la eşleşirim, seriye de paşa paşa 1-0 önde başlarım demiş olabilirler. Ki gayet de mantıklı. Hem zaten Beşiktaş Cola Turka için de iyi olur bu. Alan memnun satan memnun durumu olabilir yani. Ne bileyim aklıma geldi öyle bir.

Ve Lofton. İnsan evladı mısın be yavrum sen? Adamın damarlarına Türk kanı enjekte edildi herhalde. Haberden nasıl bir gaz aldıysa çıkıp 61 sayıyı yollayıvermiş TED Kolej potasına. 17/22 üçlük yüzdesini bir takım yakalayamaz toplam olarak. Bu kadar net söylüyorum. Maçı zaten bir araba farkla almışlar da (116-70) Lofton'un pardon Latif'in performans uçmuş gitmiş. 'Birinci belli, ikinci kim ikinci?' olayına benzedi bu. Lofton sayı olayında kendi çalıyor kendi oynuyor paşa. Muazzam vallahi, muazzam.

25 Nisan 2009 Cumartesi

Slam de Kapandı

Artık 'Sıradaki?' de diyemeyeceğiz. Çünkü piyasada basketbol dergisi kalmadı. Son kale Slam'di, o da düştü. Bilmiyorum farkettiniz mi ama Nisan sayısı çıkmadı derginin. Dün öğrendim onun da ruhuna bir Fatiha okunmuş. Haydi cümleten geçmiş olsun. Kimse ağlamasın ama çıkıp da. Ellerimizle gömdük hepsini.

Bora Sezonu Kapadı, Yabancılar Yok

Bursa'dayım öyle aman aman güncelleyemeyebilirim blogu ama haberleri de geçmek lazım. Aliağa'da Bora Sancar bileğinden sakatlanmış, yırtık varmış galiba, sezonu kapamış. Yabancılar kesin olarak yok, Davis de gelip eşyalarını toplamış ve ayrılmış. Guard bölgesi bizim Berkay'a kaldı. Onun adına güzel bir fırsat, gösterir inşallah kendini. Aliağa yarın evinde Selçuk Üniversitesi'ni ağırlıyor, işleri zor ama geçen hafta Bandırma'da iyi direnmişti Türk işi kadro. Yarın ne olacak göreceğiz.

24 Nisan 2009 Cuma

F.Bahçe Ülker: 89 - G.Saray Cafe Crown: 62

Maça Cüneyt - Atkins ikilisini beraberce sahaya sürüp, 3 numaraya da Hosley'i koyan Koray hocanın planları pek tutmadı. Burada bir numaralı set çift guardla dikkati dağıtıp, topu da dolandırıp, Cüneyt'i boş şutlarla buluşturmaktı. Ama bu plan işlemedi. Bu dakikaları Ömer Onan ve Oğuz Savaş'ın orta ve uzun mesafeli şutlarıyla geçiştiren F.Bahçe Ülker vardı. Green'in 2 faul yapıp kenara gelmesi ve elbette Solomon'un oyuna girmesi Abdi İpekçi'yi hafiften bir salladı. Hosley'nin dağlara taşlara giden şutlarıyla hücumlardan boş dönen sarı kırmızılılar ilk 10 dakikayı 24-15 geride kapadı. İlk çeyreğin bitiminde salonda (TV'den ekranın karşısındaki tribünün en üstündeki yerde oturan) bir grup sarı lacivertli taraftar 'Yönetim İstifa' diye bağırdı ısrarla. Tribünlerden de epey bir tepki gördüler tabii.

İkinci çeyreğin başında ilginç bir olay yaşandı. F.Bahçe Ülker'in hücum süresinin bitmesine 2 saniye kala top dışarı çıktı, kenardan sokulacak oyuna. Anonsçu Mustafa sürenin 2 saniye kaldığını hem Türkçe hem de İngilizce anons etti. Biz dedik 'Vaaay havasını da yaptı' ama Giricek top eline geldiğinde halen durumdan bihaber bir şekilde geveleyince süre doldu. Tabii patlattık biz de hemen, 'Abi bu takıma Sırpça anons lazım' diye. :) Emir hemen 2 faul yaptı (ki birinde genç Altay güzel bir üçlük + faul aldırdı, ama sonra bir daha şut kullanmaya cesaret etmedi), Mirsad dizini işaret edip doğrudan doğruya soyunma odasına gitti, Tolliver tepede bomboş pozisyonlarda şut denemeyip (sanki Beşiktaş Cola Turka maçında babamdı o deli şut yüzdesiyle oynayan) penetre ya da yan pas yaparak topları kaybetti ve Mrsic. Adam oyuna girdi. İnsan bir selamun aleyküm der, bir merhaba der, yok direkt salladı 2 tane üçlüğü. Oradan başlayıp 14-0'lık bir F.Bahçe Ülker serisi geldi arkasından ve skor 40-20 oldu. Maçın kırıldığı yerdi zaten bu seri. İlk yarı sonunda skor 45-29 olarak yazdı tabelada. Tabii farkın 20 sayıdan devre sonunda 16'ya inmesinde F.Bahçe'li taraftarların payını da atlamayalım. Fark olmuş 20, takım almış gazını gidiyor, 'Çıldırın çıldırın bilmemne çocukları' diye yırtınıyorlar, hakem oyunu durduruyor, anons yaptırıyor haklı olarak, sonra çat 5-0'lık seri. Bu oyunu bu ülkede öğreneceğimiz günü görürsem gözüm açık gitmez vallahi.

İkinci yarıda takım savunmaları her iki takım adına da düştü. Zorlasalar her hücum sayı olacaktı hele ki üçüncü çeyreğin ilk kısmında. Ömer Onan alev alev yanarak başladı ikinci yarıya, konuk takımda ise Atkins'in Milo'nun perdelerinden çıkıp bulduğu jump-shotlar vardı. Arada hakemin hatalı bir karşılıklı faul kararı sıkıştı, Ömer'in Cüneyt'e faulü sırasında Cüneyt bir şey yapmamıştı ama karşılıklı faul çalındı. Ve F.Bahçe Ülker'in stop ettiği an geldi. 59-39 ile farkı yeniden 20'ye çeken sarı lacivertliler uzunca bir süre 59 sayısında kalıp rakibinin farkı 13'e kadar indirmesini seyrettiler. Tabii Tanjevic de geniş kadrosuyla mıncık mıncık oynayarak buna katkıda bulundu. Sarı kırmızılı oyuncular farkın az da olsa erimesinden sonra kendi kendilerine bir 'Acaba?' çekerlerken, son saniyede Preldzic'in ligin ilk yarısında Ayhan Şahenk'te oynanan maçta attığı mucizevi zorlama üçlüklerinin bir benzeri geldi ve üçüncü çeyreğin kapanışı 63-48 olarak yapıldı.

Son çeyrekte ise aradaki fark tatlı tatlı korundu, Hosley birşeyler yapmaya çalıştı, direndi skorda ama hep bireysel. Devin Smith bir pozisyonda Hüseyin'in falan üstünden sağlam bir hücum ribaundu çekti ve hemen devamında turnikeye girdi. Hosley'nin blok da tepesine indi. Sonra bir kaç hücum sora bu kez Smith Hosley'i blokladı arkadan gelip, hesabı kapattı. Tıpkı üçüncü çeyreğin sonunda olduğu gibi Emir Preldzic yine bir üçlükle haftanın en önemli maçının kapanışını yaptı. 89-62 maçı kazanan F.Bahçe Ülker, hem ik yarıdaki 16 sayılık yenilginin rövanşını aldı hem de rakibini ligde dördüncülük koltuğuna itti. Tepedeki isyankar grup maçın son çeyreğinde ve maç bitiminde de tepkilerini göstermeye devam ettiler, Aziz Yıldırım ve yönetim aleyhine bağırdılar sürekli. Zaten onlar da olmasa tribünler 10 numaraydı bugün. Tabii edilen küfürleri saymıyorum. Artık alıştırdılar bizi sağolsunlar, her salonda aynısı. Futbol taraftarları salonlara geldikçe bu gerçek de değişmeyecek ne yazık ki. Küfürlerden nasibini alan Hüseyin Beşok, maç boyunca oyuna konsantre olamadı, erken faul problemine girdi, ilk yarıdaki üçlükler girmedi, son çeyrekte biraz kıpırdanır gibi olsa da genel anlamda terleyemeden maçı bitirdi. Baskıyı ve üzerine oynanmasını kaldıramadı pek.

Sonuçta özlemişim Abdi İpekçi'yi. Sağla bir tribün de vardı bugün salonda. Bir ara herkes maçı falan bıraktı onları seyretti. 2 kez anons yapılmasını sağlayacak kadar küfür etmeleri hiçbir zaman alkışlanacak değil benim tarafımdan ama küfür harici süperdiler gerçekten. F.Bahçe Ülker G.Saray Cafe Crown'un sadece 3/16'lık isabet oranı yakalayabildiği üçlük atışlarda 12/25 ile oynayıp, kendisi için çok önemli bir maçı sahaya sürdüğü 12 oyuncusuna da sayı ürettirerek 27 sayı farkla kazanırken, Vidmar'ın kadro dışı kalmış Solomon'un da rotasyona eklenmiş versiyonlu kadrosunun derinliğiyle küçük de bir 'Oha' çektirtiverdi.

Orhun Ene & Banvit

Hayırlı olsun, bu sabah Orhun Ene kendisini 3 yıllığına Banvit koçu yapan sözleşmeye imzasını attı. Mantıklı bir evllilik oldu gibi duruyor. Orhun Ene belli doğruları olan, Antalya BŞB'de güzel bir ilk sezon geçiren, genç neslin başarılı koçlarından biri. Son Antalya olayları biraz can sıkıcı olsa da Banvit'te istediği ortamı yakalaması olası. Banvit de ısrarla bir şeyleri doğru yapmaya çalışan, bu sırada bazen yanlışlıklarla da tanışan bir kulüp. Ama seviyorum onları. Güzel, sıcak bir camia. Selçuk Ernak'a büyük yetkiler verip koca takımı tamamen onun istekleri doğrultusunda donatmış bir takım olarak aynı şeyleri Orhun Ene için de yapacaklardır. Bakalım Orhun Ene ne yapacak? İnşallah herşey güzel olur.

Cihan Latif

Ümit Avcı yazmış bugün, Chris Lofton'u Türk yapıp Milli Takım'da oynatma fikri harekete geçirilmiş. Yani ilk yapacağımız devşirme Lofton mu olmalı? Eyvallah leblebi gibi üçlük atıyor, eyvallah F.Bahçe Ülker'e 47 sayı atıp tarihe de geçti ve yine eyvallah kanseri yenip basketbola devam ediyor olması biz Türklerin pek seveceği türden acılıkta bir hikaye ama yok yani. Madem imkanım var, McCalebb'i tercih ederdim şahsen. Solomon'u zaten geçin ya. Sorunlu, disiplinsiz, anneanesi 5 kere, babaannesi 8 kere ölen bir adamdı değil mi o? Ne işimiz var onla? Hem zaten bizim sorunumuz 2 numarada. İbrahim, Serkan falan Lofton'un yanında berbat birer şutör, nasıl da unuttum. Çok mantıklı bir hamle gerçekten şayet doğruysa.

Solomon dedim de, geçen sene sonunda önce Turgay Demirel, sonra da Mahmut Uslu -yukarıda yazdığım sıfatları kullanarak- peşpeşe kötülemişlerdi bu amcayı. Doğru hatırlıyorum değil mi? Şimdi Mahmut Uslu bugün gelip tribündeki yerini alır, Solomon'u destekler, hatta Solomon'u en çok isteyen de oydu zaten değil mi? Ne biçim bir dünya ulan bu.

Neyse ya asıl konuya dönelim biz. Ben Chris Lofton'un ismini bile hazırladım ne olur ne olmaz diye. Cihan Latif. Patenti bendedir, eğer koyulursa bu isim, telif hakkımı isterim. Ona göre. :)

23 Nisan 2009 Perşembe

Bekle Beni Bursa

Bekle beni, Cumartesi oradayım. :)

TBL'de 28. Hafta Programı

24 Nisan Cuma
20:00 F.Bahçe Ülker - G.Saray Cafe Crown (Spormax)

25 Nisan Cumartesi
15:00 Beşiktaş Cola Turka - Erdemir (Spormax)
15:30 Darüşşafaka Cooper Tires - Antalya BŞB
16:00 Oyak Renault - Pınar Karşıyaka
(SkyTürk)
18:00 Mersin BŞB - Casa TED Kolejliler

26 Nisan Pazar
16:00 Türk Telekom - Banvit (SkyTürk)
16:00 Kepez Belediye - Efes Pilsen
16:00 Aliağa Petkim - M.A. Selçuk Üniversitesi

Antrenman Sahası

Devrem, BasketbolTürkiye'deki silah arkadaşlarımdan ve bu forumun en sıkı takipçilerinden biri olan hasanerdem'in blogu kıvama gelmeye başladı. Futbol ağırlıklı, işin komik ve stresten uzak yanlarını inceleyip sunan keyifli bir blog olarak sık kullanılanlar listenizdeki yerini alması kuvvetle muhtemel. Şuradan ziyaret edebilirsiniz. İyi bloglamalar kardeşim.

22 Nisan 2009 Çarşamba

Ahmet Çakı Röportajı - Ön Hazırlık

Evet sezonun en flaş antrenörlerinden biri olan, hatta belki de en flaşı olan Ahmet Çakı ile bu Cuma bir röportaj patlatacağız. Tek galibiyetle devraldığı Erdemir'i önce kupada finale, sonra da ligde 12 galibiyetle Play-Off yarışının içine taşıyan genç koça sorularınız vardır mutlaka. Alalım bakalım buradan.

Prensip

Ahmet Dedehayır bugünkü Fanatik gazetesinde çıkan röportajında (röportaj da Yalçın Dümer imzalı) prensipleri olduğundan bahsetmiş, bu prensipler ışığında Fenerbahçe'den hiçbir oyuncuyla ilgilenmeyeceklerini, hatta teklif dahi götürmelerinin mümkün olmadığını söylemiş. E be kuzum, sen değil miydin Fenerbahçe'nin sözleşmeli koçunu Florya'da idmana çıkartan, deplasmanda takım benchinin arkasında oturtan? Nerdeydi prensipler o zaman? Yoksa taze bir prensip mi bu?

This is Matrix

Melih Mahmutoğlu (Daçka) - Okan Bayülgen'in Komser Şekspir filmindeki 'What is Matrix ulan!!!' repliğine ithafen.

21 Nisan 2009 Salı

Bi Yanak Ver Nuru Kalbimin

Geçen sezon Telekom'un G.Saray Cafe Crown'u Williams'ın son saniye basketiyle devirdiği ve Play-Off yarı final vizesi aldığı maçtan sonra yardımcı antrenör Merih Çakıroğlu koç Ercüment Sunter'le bu sevinci paylaşma çabasındayken.

20 Nisan 2009 Pazartesi

Kolej Kepez'i Karıştırdı

Kepez kazanmak istiyor, istiyor da herşey de öyle lafla olmuyor işte. Sahada mücadele etmeyene ekmek yok bu ligde. Yabancılarını yollamış, etkisiz eleman Volkan Çetintahra'yı saymaz isek pivotsuz Kolej çıkıp aslanlar gibi oynayarak yenebiliyor Kepez'i. 1 hafta önce KSK maçından sonra kendisiyle yapılan röportajda 'Kepez neden deplasmanlarda başarılı olamıyor?' sorusuna 'Ben geldikten sonra deplasmanlarda hep zor rakiplerle oynadık, kendi dengimiz takımlardan bir tek Erdemir'e kaybettik. Şimdi bu hafta Casa Ted'i yeneceğiz, sonra Renault'yu da deplasmanda yeneceğiz' cevabını veren Halil Üner daha ilk haftadan yedi lafını. Tabii bunun acısı da bir şekilde çıkmalıydı takımdan. Tüm oyunculara para cezası kesilmiş, yenilgiyi umursamayan tavırlar içinde olan (nasıl bir lafsa bu) Edmund Saunders kadro dışı bırakılmış. Anlayacağınız ortalık epey bir karışık Kepez taraflarında.

Banvit'te Orhun Ene Sesleri

Banvit beklentilerin altında kaldıkları bir sezonda herşeye rağmen Play-Off mücadelesinin içinde dururken, yeni sezonun planlarını da yapmaya başladı. Selçuk Ernak'ın görevden alınmasının ardından koltuk yardımcı koç Yalçın Küçüközkan'a kalmıştı ancak yeni sezonda bu böyle olmayacak. Adaylar var epeyce bir. Orhun Ene, Murat Özyer hatta hatta Aydın Örs bile adı geçen isimlerden. Ancak bugün aldığım haber sonrası Orhun Ene ile çok çok büyük ölçüde anlaşmanın sağlandığını öğrendim, sonra teyit de ettirdim bu haberi ancak yine de kesinleşmemiş daha tam, son anda bir sürpriz olursa şaşırmayın yani. Yine de Orhun Ene'yi turuncu renge sahip bir başka TBL takımının hocası olarak gözünüzün önüne getirmeye başlayın, oldu sayılır bu iş. Bugün de Orhun Ene'nin resmini koymuştuk bloga Dodo ile birlikte. İyi insanmışım, tak diye ikinci haber geldi kendisiyle ilgili.

Uçtu Uçtu Hickerson Uçtu (Video)




Videosunu bulamadım sağda solda, dün SkyTürk'teki program esnasında bizzat telefonla çektim görüntüleri. Kalite düşük ama olaya hakim olmak için yeterli herhalde. :) İyi seyirler. Adam ne uçtu yalnız ya. Ki Ömer Aşık gibi bir blok manyağının üstünden bir de. Hickerson'ı takibe almakta fayda var, adamın her maç var bir jeneriklik smacı.

Dodo & Orhun

Geçen sezonun başındaki moral motivasyon gezisinden bir foto. Laptoptaki fotolar arasında gezinirken buldum, hoşuma da gitti, hazır bahar gelmiş biz de şirkette t-shirt ile gezmeye başlamışken paylaşalım gitsin dedim. Canım da çekmedi değil hani. Kerem Tunçeri'nin şu fotosundan bile daha etkileyici durmakta su. Ne de olsa Deniz > Havuz, her zaman için.

19 Nisan 2009 Pazar

Pazar Ziyafeti

Güzel bir maç izleyeceğimden emindim naklen yayın programındaki maçta. Sadece atmosferi ve sahada iyi basketbol oynamaya çalışan 2 takım olacak olmasını düşünmem bile bu kanıya varmam için yeterliydi zaten. Ahmet Çakı ve Yücel Platin'in öğrencileri -her ne kadar bol top kaybı yapsalar da- keyifli bir maç izlettirdiler. Yahu seyircili maç olsun da çamurdan olsun anasını satayım. Erdemir son ana kadar çekişmeye sahne olan maçta evsahibi olmanın avantajıyla galip gelmeyi bildi (79-77). Şimdi Play-Off yolundaki 4 takım da tıpkı tepedeki üçlü gibi aynı hizaya geldiler. Haftaya Renault-KSK maçı kıyamet gibi maç olacak, ben de orada olacağım çok şükür. Tam maçına denk getirdik vallahi.

Bugün her iki takım için de sürpriz şeyler oldu aslında, mesela Renault'da Gordon & Fobbs'un hatta Jones'un bu kadar pasif olacakları ve işin büyük kısmının yerli oyunculara kalacağı sanmıyorumki planlar dahilinde olsun. Keza Erdemir'in boyalı alandaki boğası Thomas'ın da bir maçı 4 sayı - 4 ribaund ile tamamlaması pek alışkın olduğumuz bir şey değil. Ancak onun kötü gününde oluşunu ve maç içindeki planlarda ikinci sıraya inmesinde Burgess'ın performansının etkisi de tartışılmaz. Geçen yıl Beykoz'da bir çok kez şahit olduğumuz insanüstü performanslarından, çılgın alley-hooplarından bir demet sundu bizlere. 17 sayı - 17 ribaund - 3 asist - 1 blok ile günün kahramanıydı. Kenardan gelen Barbour da iyi katkı verdi. Renault'da Evren'in ve Alper'in çabaları yetersiz kaldı, buna rağmen maçın ortağıydılar son dakikaya kadar.

Günün diğer iki maçının ikisinde de sürpriz sonuç çıkacaktı ki, bir tanesi son çeyrekte kelek yaptı. Yabancıları olmadan sahaya çıkan TED Kolejliler ve Aliağa Petkim, rakiplerine korkulu dakikalar yaşattı. Aliağa maçı almayı beceremedi ama TED sağlam bir tavşan doğurttu Kepez'e. Önder Külçebaş önderliğinde yakılan direniş ateşi, Alper Özcan ile, Caner Öner ile, Polat Kaya ile alevlendi ve Kepez'in sofrasına umulmadık bir yenilgi olarak düşüverdi (91-80). Traylor bu maçta tek başına maçı alamıyorsa yazık gerçekten. Önder Külçebaş gibi 3'ten bozma bir 4 numaranın, tek başına direndiği, yanında kaç senedir tek bir olumlu işi olmayan Volkan Çetintahra'nın olduğu bir takıma içerden üstünlük kuramayıp bir de üstüne Önder'den 28 sayı yemeyi nasıl becerdiklerini acayip merak ediyorum. Maçın kasedine ulaşmaya çalışacağım. Hasan Özmeriç'e kocaman tebrikler, aslanlar gibi oynatıyor takımını. İnsan hep aynı soruyu soruyor işte kendi kendine, bu takım sezona Hasan Özmeriç'le girse ne olurdu? Önder'in 28 sayı - 8 ribaund - 2 asist - 1 top çalma - 2 blokluk performansı, Alper Özcan'ın 35 dakika boyunca takımı yönetişini 13 sayı 4 ribaund - 5 asist- 3 top çalma ile süslemesi hoş detaylar Kolej adına.

Aliağa ise maçın başında 10 sayıyla öne düştü, sonra Banvit geldi yakaladı onları. 2. yarı sürekli başa baş geçti, son çeyreğin son 3 dakikasında da skor kafa kafayaydı hatta ama sonra 79-70 olarak sonuçlandı oyun. Mehmet Keseratar'ın son çeyrek performansı hakkında iyi şeyler gelmedi kulağıma ama görmeden konuşmak pek tarzım değildir. Lance Williams'ın 28 sayısı var evsahibi takım adına. Aliağa'da ise Reha Öz & Hakan Yapar'ın toplam 43 sayısı var, ekstra oğlu ekstra katkı gördüler yerlilerden. Murat Aşkın yönetiminde son 3 haftada bir sürpriz yapıp ligde kalırlar mı? Kepez'e karşı ikili averajda öndeler, ilk yarıda 1 sayıyla kaybettikleri Selçuk Üniversitesi'ni de haftaya içeride ağırlıyorlar. Haftaya bir galibiyet çıkartabilirlerse (Davis hafta içi Aliağa'ya dönecekmiş bu arada) neden olmasın. Her iki takıma karşı da ikili averajda üstün olmak onlara belki bir mucize şansı yaratabilir.

Krizi Yönetebilmek

Ufak bir tebrik hakediliyor Antalya taraflarında. Ligde birçok takım yaşadı para temalı krizi ancak hiçbiri Antalya kadar 'Başarıyla harmanlı' bir şekilde bertaraf edemedi bunu. Doğan Hakyemez'in seveni de sevmeyeni de çoktur ancak tecrübesinin boyutlarını bu yıl bir kez daha deneyimleme fırsatı bulduk diye düşünmekteyim. Ligin ikinci yarısının hemen başlarında 'Bu saatten sonra Play-Off yapabilirsek iyidir' tarzında bir açıklaması olmuştu Dodo'nun, detaylarına girince hakikatten ortalığın Antalya BŞB adına epey karanlık olduğu da anlaşılıyordu. Ancak tecrübeli Dodo, sporculukları maksimum özveriyle birleşmiş yerli oyuncular ve Orhun Ene'nin yerini doldurmak için dümene geçen Altar Tunçkol bu krizi iyi yönetip ligin beşincilik sırasına kadar çıkardılar takımı. Orhun Ene sonrası dönemde yapılan hamlelerin hepsi yerindeydi, etkilerini de gösterdiler zaten. Altar hocayı burada epey eleştirdiydim, özellikle lig ve kupada oynadıkları iki G.Saray Cafe Cafe Crown maçındaki yanlışlarından ötürü. Ancak yine burada birçok kez yazdığım gibi ligde başarılı olmasını istediğim koçlardan biridir kendisi. Ahmet Çakı ve Yücel Platin ile birlikte. Ne zamandır aklımdaydı böyle ufak bir teşekkür & tebrik yazısı yazmak, nasip bu güzel Pazar gününeymiş.

18 Nisan 2009 Cumartesi

G.Saray CC: 111 - Beşiktaş CT: 94

İlk 12-13 dakika itibariyle fazlasıyla dış şut odaklı bir derbi oldu. Öyle ki ilk çeyrek 29-17 bitti ve iki takımın toplam üçlük yüzdesi 10/14'tü. Bunların 7/9'u G.Saray'a aitti ve aynı G.Saray 9/11'i de gördü 2. çeyreğin hemen başında. İlk çeyreğin sonunda Cüneyt'in uzun mesafelerden yolladığı üçlük ve takım olarak yakaladıkları yüzde bana İzmir'de Antalya BŞB ile oynadıkları kupa çeyrek final maçını anımsattı. Hazır üçlükler ve bu vesileyle farkın açılmasına değinmişken, maçın spikeri Melih Gümüşbıçak'a da bir değinelim. Melih Gümüşbıçak'ın fanatik bir Beşiktaş taraftarı olduğunu biz LigTV'deki futbol maçlarından biliyoruz eyvallah da, bilmeyen bir adam izlese bugünkü maçı, şöyle bir ne oluyor ya, niye adam bu kadar ruhsuz anlatıyor diye düşünür. Yahu sen bir derbi maç anlatıyorsun, tuttuğun takım farklı geriye düşmüş olabilir, rakip takır takır ne sallasa giriyor da olabilir, ama senin maçın içine etme lüksün yok, sanki Milli Takım Dünya Kupası'nda final maçına çıkmış ve 5-0 mağlup durumdaymış da sen de o maçı anlatıyormuşsun hissini bana vermene de gerek yok. Buna bir ayar gelir herhalde Digitürk taraflarından, zira Beşiktaş'ın 10-20 farkla önde götürdüğü maçlardaki desibelini her maçta görmek isteriz kendisinden. 'G.Saray'dan bir üçlük daha, ama zannetmiyorum ki böyle gitsin', 'Beşiktaş üçlüklere acil bir önlem almalı', 'G.Saray bir kez daha üçlük deniyor (ses burada kısılıyor) ve bu da isabetli (üzgün bir ses tonu)', 'Beşiktaş bir maçta yenecek sayıyı ilk yarıda yedi' cümleleri ve Altay Özurgancı'ya 2-3 dakika boyunca ısrarla Alpay demesi beni fazlasıyla rahatsız etti, sizi bilmem. Neyse maça dönelim biz yeniden.

G.Saray'da Hosley & Tolliver yoktu ilk 5'te. Milo & Hüseyin ile, dışarıda da Atkins & Graves ile transferler öncesi düzenine yakındı takım. Beşiktaş zaten dar kadrosu yüzünden alıştığımız bir rotasyonla oynadığından orada pek bir sürpriz yok. Maçın başı dengeli gitti karşılıklı şutlarla ama sonra G.Saray'ın bu dış şut bombardımanı dozajı artınca fark da arttı. İlk yarı skoru 63-44 gibi abartı bir şekilde oluştu. İkinci yarıda bir Beşikaş serisi izledik başta. Skoru 6 dakika içinde 67-65'e kadar getiren Beşiktaş, sonrasında skorun 80-67'ye gelmesine engel olamadı. Farkın eridiği kısımda benim evde yatarak yaptığım gibi kenardan maçı izleyen Koray hocaya da selam olsun. Son çeyrekte aradaki farkı tatlı tatlı koruyan evsahibi takım, önemli bir galibiyete imzasını atmış oldu. 111-94'lük skor bir Avrupa ligi maçı için anormal gibi gözükse de Bırak Bıyıktay'ın Beşiktaş'ı için fazlasıyla normal. Siyah beyazlıların savunma yapmak gibi bir düşüncesiz yok zira. Bu zihniyet onlara küçük maçlarda çok maç kazandırabilir ama büyük maçlarda tökezlemeleri kuvvetle muhtemel. G.Saray'da ise bu kötü savunmayı değerlendirmek dışında ekstra bir şey yoktu bugün. Aslında vardı ya, Hüseyin Beşok yeniden sorumluluklarla donatılmış gibi geldi bana. Hafta içinde yapılan toplantıların bir getirisi olabilir mi bu? diye düşündüm ben, günahı boynuma.

Tolliver 30 sayı attı. Ve bunu 8/8 ikilik, 4/6 üçlük yüzdeleri ile yaptı. Sadece bu yüzde bile Beşiktaş tarafındaki savunma özrünün bir izahıdır aslında. Lig ikinciliğini kapma yarışında 3 takım da aynı hizadalar artık. Son 3 haftada kendi aralarında oynayacakları 2 maç olayı netleştirecek. Bakalım bu üç takım Efes arkasına nasıl dizilecek.

Telekom Cepten Yemeye Devam (84-79)

Telekom yine yenildi. 'Yine' kelimesini hem son 3 haftada 3. yenilgileri olduğundan hem de Antalya'nın TBL'e çıktığı geçen sezondan beri oynadıkları 4 lig maçında 4. yenilgileri olduğundan kullanıyorum. Hangisi ilginizi çekerse artık. Antalya deplasmanında son çeyreğe 7 sayı önde girdiler (52-59) ama yine galip gelemediler. Son 10 dakikada 32-20'lik bir Antalya serisi var. Ercüment Sunter şaşırmıştır kesin bu işe. Arşivimden çıkardığım bir resminde olduğu gibi 'Yahu ne yapıyorsunuz?' diye bir tepki de vermiş olabilir oyuncularına. El-Amin'in ayağı uğursuz geldi herhalde. Bu sonuçla şu anda 3 takım da 8'er mağlubiyetli oldular. Tabii akşama derbi maçın sonucuna göre göreceğiz G.Saray Cafe Crown 8 mağlubiyette mi kalacak yoksa 9'a mı çıkacak? Sunter buradan da ikinciliği kaptırırsa -ki son 2 haftada alınan mağlubiyetlerden sonra ben bile bekler oldum- direkt bıraksın bu işi. Hani bu zamana kadar bırakmadı, bari bu sefer bıraksın.

Mersin'den de bahis oranlarına göre konuşacak olursak sürpriz bir galibiyet bekliyordum KSK deplasmanında. Yanıltmamışlar, maçı baştan sona önde götürüp sonunda da galibiyet uzanmışlar (74-82). Yarınki Erdemir - Renault maçı tam seyretmelik maç oldu böylece. Renault yenerse 1 galibiyet fazlayla sekizinciliğe oturacak, Erdemir yenerse KSK - Renault - Erdemir hepsi aynı hizaya gelecek. Haftaya da Renault - KSK var. Kısmetse oradayım, güzel maç olacak o da.

Trabzonspor - Beykoz maçında ise yine nefesler kesildi, livescore'dan takip ettim. Beykoz son dakika içinde 1 sayı öne geçti bulduğu basketle. Ardından Recai ile bir basket bulup tekrar öne fırladı Trabzon. Beykoz hücumdan boş döndü, faul yapıldı, Trabzon 2 faulü de kaçırdı, Beykoz basket bulamadı, maç da öyle bitti. Trabzon final grubuna kaldı. Maçın sonlarında hakem hatası, o, bu, şu oldu mu bilemiyoruz izlemediğimiz için, izleyen varsa bir ses versin bakalım.

17 Nisan 2009 Cuma

Solomon Sahada

Ve hasret bitti. Vidmar'ın sakatlığı nedeniyle maç kadrosuna alınan Solomon, Green'in ilk çeyrekte 2 faule ulaşmasıyla birlikte kendini sahada buldu. Seni yeniden izleyebilmek pek bir güzel be Solomon. Gerçi İlker 2 tane üçlüğü yasladı hemen karnına ama olsun alışır, toparlanır, kral o sonuçta. Ne derler? Varlığı yeter.

Leroy Hickerson da öyle bir smaç vurdu ki Ömer Aşık'ın üzerinden ilk yarıda, aman aman. İnsan insana yapmaz öyle muamele. Yakalayabildiğim kadarıyla smacın fotoğrafı yukarıda. Ama bakmakla olmaz, seyretmek lazım. Derken Solomon ilk sayılarına kavuştu maçın ikinci yarısında yolladığı üçlükle.

Ali Ağa'nın Bir Çiftliği Var

Aliağa'da Davis ve Reese hafta başından beri yoklar ortada, 8 kişi idman yapıyordu takım. Marshall falan zaten kaçmıştı biliyorsunuz 3 günde başına gelecekleri anlayıp. Dün yerli oyunculara nafaka verir gibi 1'er milyar dağıtılmış. Yabancı oyuncuları oynatabilmek için ise full maaşları ödenebilir mi sorusuna cevap aranmış. Hala yabancıların peşindeler yani. Ulan bırak oyna Türklerle, ver çocukların paralarını, düşüyorsan da düş adam gibi. Bugün de Mete Babaoğlu bırakmış görevi. Sevmez zaten Mete abi fazla sıkıya gelmeyi, bu kadar dayanması bile şaşırtıcı. Geçen sene Selçuk'u limana yanaştırmıştı kendisi, hatta bu blogun da ilk postudur o yazı. Bu yıl gemiden atlayanlardan biri oldu. Sezona KSK'nin onun bunun ilgilendiği oyuncuları yüksek miktar peşinat ve daha dolgun maaşlarla kafalayarak giren ve bu sayede piyasaya hızlı bir giriş yapan Aliağa'nın düşüşü de hızlı oldu. Hayırlı uğurlu olsun.

Konya Kolbastısı

Konya'da Renault galibiyeti sonrası yaşanan galibiyet sevinci. Murat Yolcu başrolde. Bu da Konya kolbastısı mı oluyor? :) Fotoğraf için Alperen'e teşekkürler.

16 Nisan 2009 Perşembe

Gitar & Davul

'...Takımda farklı şeyleri yapabilen oyuncuların olması güzel bir şey. Solomon gitar çalarken Green de davul çalabilir...'
Bogdan Tanjevic'in Solomon transferiyle ilgili yorumu.

PS3'e Guitar Hero aldım bu arada, sadece gitar + oyun, baterisi sonraya kısmetse. Yarın elimde olacak, Çağlar'ım sağolsun. Tanjevic'in sözünü duyunca aklıma geldi, paylaşayım dedim.

Oscar Torres Telekom'da

Oscar Torres Telekom'da imiş. Bizim basında haberi çıkmadı ama Venezuella'lı oyuncunun eski takımı Snaidero Udine'nin resmi sitesine şu şekilde düşmüş haber. Telekom Kennedy Winston'ın yerine adam arıyordu eyvallah da El-Amin'in de takıma katıldığı düşünülürse şişti de şişti kadro. Ercüment Sunter doktordan unutkanlık hastalığı olmadığına dair bir rapor mu aldı acaba da Telekom bu kadar şişirdi kadroyu. Yoksa bildiğimiz Ercüment Sunter boğulur gider bu kadroda. Bu yıl -özellikle de son dönemde- performans patlaması yaşayan Bekir'e de üstü kapalı bir mesaj var sanki burada. Ağzınla kuş tutsan 3 numarayı sana teslim etmeyiz gibilerinden.

Kariyerinde NBA var, 2007 yılında Avrupa devi CSKA var, yaş 33, tecrübe had safhada, bu yıl ki Udine performansı da şurada. Hayırlı olsun diyelim Telekom'a.

TBL'de 27. Hafta Programı

17 Nisan Cuma
18:00 Darüşşafaka Cooper Tires – Efes Pilsen
18:00 M.A. Selçuk Üniversitesi – F.Bahçe Ülker
(Spormax)

18 Nisan Cumartesi
15:00 Antalya BŞB – Türk Telekom
16:00 Pınar Karşıyaka – Mersin BŞB
19:00 G.Saray Cafe Crown – Beşiktaş Cola Turka
(Spormax)

19 Nisan Pazar
16:00 Casa TED Kolejliler – Kepez Belediye
16:00 Banvit – Aliağa Petkim
16:00 Erdemir – Oyak Renault
(SkyTürk)

15 Nisan 2009 Çarşamba

İstanbul Kanatlarımın Altında

Ve Solo-Man İstanbul'da.

Talih Kuşu

Dünden yapmıştık rezervasyonumuzu bu yazı hakkında. Aslında söyleyeceklerim çok da uzun değil. Dallandırıp budaklandırmak, lafı dolandırmak amacında da değilim. Şimdi efendim iki güzide bayan basketbol takımımız da birer kupa kazandılar. G.Saray Fiba Eurocup'ta, F.Bahçe ise Teknosa Türkiye Kupası'nda mutlu sona ulaştılar. Lig şampiyonluğunu da eğer ki sezonun flaş ekibi Samsun Basket bir sürpriz yapmaz ise bu iki takımdan biri alacak. Takımların koç koltuklarında oturan isimler kimler? Okan Çevik ve Haydar Kemal Ateş. İki koçun da kariyerlerinde geçen haftaya kadar kupa yoktu diye biliyorum, varsa da lise takımıyla onla bunladır. Haydi Okan Çevik Daçka'da falan güzel işler yapmıştı da Haydar Kemal Ateş'in sağlam bir CV'si dahi yok, elini attığını kurutmuş.

Peki bu iki kupa sahibi koçumuzun ortak özellikleri ne? Bence başlarına konan talih kuşu. Okan Çevik liseli olmasından sebep oturuyor o koltukta. Yeri gelmişken söyleyeyim sarı kırmızılı takımdaki bu liseli olsun çamurdan olsun mantığını da pek mantıklı bulmamaktayım ben. Zira bugün öğrendim bir arkadaşımdan, Okan Çevik'ten önce o koltuk için düşünülen isim Fehmi Sadıkoğlu imiş. Adam 'Yahu boşverin benim heyecanım falan kalmadı' demiş olmasına rağmen kendisine ısrarla koçluk teklif edilmiş. Sonra peşin para isteyince, cüzi bir miktara 'He' diyen hatta -burada bir mübalağa vardır- 'Üstüne para bile veririm' diyebilecek olan Okan Çevik'e yönelinmiş. Haydar Kemal Ateş'in koltuğa oturuşu ise zaten apayrı bir olay. Bana göre 'Komedi' bile denebilir hatta. Önce Zafer Kalaycıoğlu'na rahatın batması, onun zehirli sularda gezmesi, sonra yönetim tarafından kendisine değişik bir muamelenin yapılması falan filan. Bunları zaten zamanında uzun uzun konuşmuştuk. Sonra Mahmut Uslu'nun kolejden arkadaşı olan Haydar Kemal Ateş'e teklif götürülüyor. Teklif gitmeden cevabı gelmiştir diye tahmin ediyorum yine ufak bir mübalağa yaparak. Velhasıl kelam iki koç da şu anda Türkiye'nin en büyük takımlarından 2 tanesinin başındalar ve hatta şu anda ikisi de birer kupa sahibi durumundalar.

Amca dayı ilişkisi mi, ahbap ilişkisi mi, yüksek mevkilerde tanıdığım var torpili mi, yoksa talih kuşu mu dersiniz siz buna bilmiyorum ama ben en zararsız olanını, yani talih kuşunu seçiyorum. İlkokul Paşakapısı, Ortaokul İstek Belde, Lise Haydarpaşa. Konar mı dersiniz bir talih kuşu da bu başa? :)

14 Nisan 2009 Salı

Şampiyon Fenerbahçe !! (63-60)

Fenerbahçe Avrupa Şampiyonu rütbesiyle Kayseri'ye gelen, aslında bu yüzden de biraz konsantrasyon eksikliği içindeki Galatasaray'ı sonlarda işi biraz strese soksa da geçmeyi başarıp Türkiye Kupası'na uzandı. Şirkette olduğumdan maçı livescore'dan takip ettim, 10+ fark sürekli olarak duruyordu arada, sonra başka işlere döndüm falan, bir baktım hop fark 2'ye düşmüş. Sonra sonda 2 faul isabetli olunca, 63-60 yaptılar skoru, öyle de bitti zaten. G.Saray'ın son hücum öncesi aldığı molada ikilik denemek üzerine bir set yazması ise sadece livescore'dan takip eden beni değil, ekran başındaki birçok arkadaşımı da şaşırtmış. Üst üste 6 senedir şampiyon oluyor Fenerbahçe Türkiye Kupası'nda. Güzel bir başarı, güzel bir dominasyon. Tebrikler emeği geçenlere.

Yalnız benim bu 8'li final ile ilgili anlayamadığım bir şeyler var? Neden Pazar - P.tesi - Salı üçgenine sıkıştırıldı maçlar? Cuma - C.tesi - Pazar daha uygun değil midir? Haydi onu geçtim, maçlar ve özellikle de final maçı neden öğlen saatinde idi? Arkamızdan atlı mı kovalıyor? Ya da Kayseri'de işyerleri, devlet daireleri falan 3 gibi mi kapanıyor? Benim akıl tıkanık, var mıdır sizde mantıklı bir açıklama?

Yarın da bir yazı yazacağım bayan basketboluyla ilgili. Daha doğrusu dolaylı yoldan bayan basketboluyla ilgili. Asıl ana konu 'Talih Kuşu' olacak. Hani şu ummadığın anda başa konan var ya. Heh işte ondan.

13 Nisan 2009 Pazartesi

Basden - Clark - Solomon

2006-07 sezonu arşivimden çıkmış bir foto. Ortada TBL'de oynadığı her takımı şampiyon yapan Ira Clark, solda bir insan ağzının yana doğru maksimum ne kadar açılabileceğini göstermeye çalışan Basden, sağda da esas oğlan Solomon. Onun için de 13 Nisan dedik ama rötar yaptı, yarın öbürgün İstanbul'da olur herhalde.

Evren Büker Uçar Gider

Evren Büker'i dün methettik, hatta Milli Takım forması bile giydirdik. Zira hakediyor adam. Dün Yücel Platin bağlandı canlı yayına SkyTürk'te. Konu galibiyet üzerinde ufak bir tur attıktan sonra Evren'e geldi. Yücel abinin yorumu net: 'Türkiye'nin en iyi birkaç 2 numarasından biri' diyor Evren için. Yalan değil. Ama asıl bomba açıklaması 'Sözleşmesi biten Evren'i takımda tutabilecek misiniz?' sorusundan sonra geldi. 'Bizim bütçemiz onu tutmak için teşebbüs etmemize bile yetmeyecek gibi duruyor' diyerek gece gece gülümsetti beni. Hoş bir şey, sen tut adamı 2. ligden kap getir, ona güven, süre ver, sorumluluk ver ve sonra o adam gelişsin, sapasağlam bir basketçi olsun, büyük takımların kapısını dan dan diye vursun. Çocuk büyütmek gibi bir şey bu da. Yaşattığı gurur hayli fazla olmalı.

Yolun açık olsun Evren, bakalım kim kapacak seni?

Aliağa'da Sorun Yok, Hı Hı Tamam

Aliağa Petkim yönetimi değil miydi geçen aylarda çıkıp açıklama yaparak oyuncuların parası ödeniyor, kim çıkartıyor len bu paraların ödenmediği olayını falan diye fırça kayan? Ne oldu babalar şimdi? Sean Marshall'a peşin para garantisi verilmiş, apar topar Daçka maçına yetiştirilmiş, sonra para ödenmemiş, adam da çekmiş gitmiş. Reese hakkında şaşkın olduğumu 'Sağlam bir peşin para almış olacak ki hala terketmedi takımı' cümlemle açıklamıştım Cuma günü. O da dayanamamış, Antalya BŞB maçında oynamak istemediğini söylemiş. Tek yabancı Davis var, o da eğer ödeme yapılmazsa Salı günü free. Zaten adamın taliplisi çok, normaldir de zaten, taş gibi adam. Ufukta yerli oyuncularla sezonu bitirme gözüküyor şimdilik Aliağa için. Hayır Petkim'e laf söylemeye kalksalar, orada da çarpılırlar, zira adamlar anlaşmada yazan miktarı takır takır ödediler zamanında. Net bir şey var ki, hesap kitap yapılmadan bu işlere bulaşıldı, eldeki bütçeye göre yani bir diğer deyişle eldeki yorgana göre ayak uzatılmadı. Pupa yelkeni gibi açılındı, açılınca da bir daha toparlanamadı. Sonra neymiş efendim yerli oyuncular para almadan oynuyorlarmış, çok büyük özveri gösteriyorlarmış, aslanlarmış kaplanlarmış. Geçin o işleri. Bir aslanlık kaplanlık da yönetimler yapsın da biz görelim. Hep oyuncular hep oyuncular. Ted'in yanına yazarız Aliağa'nın adını, yakındır.

12 Nisan 2009 Pazar

Kepez - KSK Kavgası (Video)

Cumartesi günü oynanan ve sonunda umrukların konuştuğu Kepez - KSK maçının Antalya'daki bir yerel TV'den videolu görüntüsü yollandı mailime. Şuradan bakabilirsiniz. Explorer ile açarsanız çalışıyor link, ben Mozilla ile denedim açılmadı ilk başta. Bilginiz olsun. Videoda maçtan görüntüler, kavga görüntüleri, maçın sonundaki o kritik pozisyon ve Halil Üner'in açıklamaları var. Leon'a yapılan şeyin adı faul ama sürenin durumunu göremiyoruz tabii. Halil Üner açık açık tehdit savurmuş basın toplantısında. Videoda yer almayan ama metnini okuduğum Ayhan Kalyoncu'nun basın toplantısında ise 'Maça mı çıktık, savaşa mı çıktık, anlayamadık. Maç boyunca olan küfürleşmeler ortamı gerdi, hakemler de Kepez lehine çalıştı' demiş. Sonra gazetecilerden biri Gerald'ın yumruğunu sormuş, koçun cevabı 'Yumruktan öncesini konuşmak daha mantıklı, zira oyuncum tahrik oldu' demiş. Bunun üstüne bir kez daha hamle yapan gazetecinin 'Yani oyuncunuzun yumruk atmasını tasvip ediyor musunuz?' şeklindeki sorusuna ise 'Siz Antalya'lı bir gazetecisiniz, böyle soru sormanız normal' şeklinde yanıt vermiş.

Ligin ilk yarısındaki maçta Halil Üner & Hakan Köseoğlu arasında bir sürtüşme olmuştu, o buraya da sıçramış gibi. Şimdi SkyTürk'teki programda önce Kepez menajeri Engin Taşkıran bağlandı 'Bizim taraftarımız ligin en centilmen taraftarıdır' dedi, sonra da KSK'den Mehmet Peköz bağlandı, o da olanlardan şikayetçi, Halil Üner'in tavşanlarına laf etti, hatta 2010 Dünya Şampiyonası'nda Antalya'nın önemli merkezlerden biri olması nedeniyle Antalya takımlarının kollandığını belirtir bir açıklamada bulundu hattan ayrılırken. Şimdi de Halil Üner bağlandı yayına, Mehmet Peköz'e zamanında KSK için de şapkadan bir çok tavşan çıkarttığını, onları da küme düşmekten kurtardığını belirtti.

Kepez ligde kalırsa seneye oynanacak KSK maçları oldukça hareketli geçecek, kesin.

Dünya Derbisi

Bu mudur 1 haftadır beklediğimiz dünya derbisi? Futbol harici her şey vardı sahada. Akşam akşam midem bulandı izlediğim adı futbol olmayan şeyden. Maçın tek güzel şeyi şu resimdir herhalde. Muazzam, çekenin ellerine sağlık, yaratıcılık bu, fotoğrafçılık bu.

Oyak Renault: 81 - G.Saray Cafe Crown: 69

Cuma Telekom ve F.Bahçe Ülker kaybedince G.Saray Cafe Crown için 3.lük hatta belki bir 2.lik için sağlam bir iştah oluşmuştu. Ama aynı iştah Renault için de geçerliydi. Zira alt taraf ile bağlantısını koparan ve hafif hafif Play-Off planları yapmaya başlayan Bursa ekibinin ilk 8 yolundaki tüm rakipleri de kazanmıştı. Onlar için de mutlak galibiyet hedeflenen bir maç oldu yani bugünkü mücadele.

Maçın başından itibaren oyuna ağırlığını koydu Renault ve şayet yanlış hatırlamıyorsam rakibine skor üstünlüğünü hiç vermeden maçı tamamlayıp kazandı. İlk yarıda araya koyduğu farkı tecrübeli rakibine yer yer kapattırsa da, ekstra üçlüklerle o hevesini sürekli olarak kırmayı başardı Bursa ekibi. Yalnız bazı noktalarda Alper'in, Gordon'un gereksiz erkenlikteki şut seçimleri, bazı noktalarda ise farkı korumak için tempoyu düşürme hamleleri onlara zor dakikalar yaşattı. Yahu koş koş onayınca dağıtıyorsun işte rakibini, ne vites küçültüyorsun. Geçen hafta Mersin yaptı, gördü anyayı konyayı. Bugün üçlüklerde çok yüzdeli olmasalar belki Renault'da aynı sonla karşı kaşıya kalabilirdi. Aslında bu derece üçlük bağımlısı oyun pek sevdiğim bir şey değildir ama Renault bu işi farklı yapıyor, topu gerçekten güzel döndürüyorlar. Hani öyle sallama üçlük sayısı öyle aman aman değil. Elbette Serhat Büker'in kalkıp 3/3 ile üçlük atması kendisini bile şaşırtacak bir olay ancak, Jojo'nun Evren'in hatta Gordon'un çoğu üçlüğü belirli bir set sonucunda ortaya çıkan olaylar. Gerçi yine de maç bitiminde Renault istatistiklerine bakınca üçlük denemesinin ve isabetinin, ikiliklerin sayılarına göre fazla olması (11/21 ikilik, 16/35 üçlük) maçı izlemeyenlere garip gelebilir.

İlk yarıda maçın o belirli bir farka oturması sırasında boyalı alandaki Jones & Fobbs manyaklığı neydi öyle peki? Uçanı kaçanı blokladılar adamlar. Ki blok vurdukları adamlar da Hosley, Hüseyin, Milo, Tolliver. Öyle Atkins'i, Cüneyt'i falan bloklamadılar yani.

Arşive bakıyoruz, G.Saray'ın Renault deplasmanındaki son galibiyetinin tarihi 19.02.2000. 9 seneden de fazla olmuş. Renault bugün de kazandı, KSK deplasmanından sonra Renault deplasmanındaki fobisi de devam etti yani sarı kırmızılıların. Fobi deyince aklıma hep Yücel abinin Sunter fobisi geliyor. Orası ayrı bir olay ama adamın bir G.Saray hobisi olduğu da bir gerçek, özellikle Bursa'daki maçlarda. Bir yolunu bulup kazanıyor adam.

G.Saray Cafe Crown ise altın tepside kendine sunulan ikramı geri çevirdi. Maçı geri çevirme çabaları ise sağ dipten, sol dipten, göbekten yedikleri üçlüklerle püskürtüldü. Sunter evde bayramını yapmıştır, keza Tanjevic de. Hosley'li Tolliver'lı G.Saray Cafe Crown'un 7. lig maçında 5. mağlubiyeti oldu bu. Kazanlan Erdemir ve Mersin maçlarının da nasıl ıkına sıkına kazanıldığını biliyoruz. Var bir sıkıntı var, net yani. Murat Kaya, Erdem Türetken, Tufan Ersöz hatta Milan Gurovic. Bu adamlar da gelirse Koray hoca işi gücü bırakıp yine meditasyon seanslarına başlayabilir benden söylemesi. 2 adam tüm rotasyonu tarumar ettiyse bir de bu adamların geldiğini düşünmek sırf düşünce olarak bile akıl sağlığını tehdit ediyor.

Maçla ilgili son paragraf, en özel adama ayrılsın. Evren Büker bu yılın benim gözümdeki en gelişim gösteren ismidir. Soner Şentürk onu 3-4 boy arkadan takip etmektedir. Bugün yapmadığı şey var mıydı sahada? Üçlük vardı, smaç vardı, ters turnike vardı, penetre vardı, ribaund vardı, blok vardı (Altay bu gece uyuyabilir mi acaba?), e asist de vardı. Daha ne olacak? 18 sayı, 4 ribaund, 8 asist ile man of the match'tır kendisi. Hatta full sezon göz önüne alındığında man of the team'dir. Sezon sonu sözleşmesi bitiyor, tepelerden bir yerden taliplisi olabilir, sağlam bir kontrat kapabilir, Renault'nun onu elde tutması çok çok zor. Aslında 1985 yazan nüfus kağıdıyla Mr. Tanjevic'in de dikkatini çekemez mi? Yaş haddine takılmayan, performansıyla aha da ben buradayım diyen, hırsı gözlerinden fışkıran bir adamı üzerinde ay-yıldızlı formayla düşününce ben pek bir mutlu oluyorum. 23 Nisan haftasında Bursa'da olacağım bir mani çıkmaz ise, KSK maçı için. Evren'le bir röportaj için şimdiden yapıyorum rezervasyonu.

Bugün bir maç daha vardı aynı saatte başlayan. Cuma günü paraları ödendikten sonra tam tekmil İzmir deplasmanına giden Antalya BŞB'li oyuncular (bir tek sakat olan Mims yoktu) küme düşme hattında çırpınan Aliağa'yı son anlarda zorlansalar da 90-101 ile mağlup etmeyi başardılar. Aliağa'da ülkesine dönen Marshall yoktu, Reese kadrodaydı ama hiç oynamadı. Reha 27, Hazer 15, Ceyhun 17, Bora 11 atıp ekstra katkılar verdiler ama Antalya tarafında da Ersin & Can ikilisinin toplam 60 sayısı vardı. O taraf biraz daha ağır bastı. Fark 20'yi falan gördü bir ara, dedim rahar rahat alırlar maçı, sonlarda 2 sayıya kadar inince (88-90) biraz heyecan gelir gibi oldu ama Aliağa ihtiyacı olan galibiyete uzanmayı başaramadı.

TB2L Heyecanı Tam Gaz

TB2L'de sona yaklaştıkça ortalık daha da hareketleniyor. İTÜ, genç Çanakkale'yi rahat geçmiş, seriyi de tahminen 2-0 alacaklardır zaten. Maçın başında Tolga Tekinalp, ikinci yarısında ise İbo ağırlıklarını koymuşlar oyuna. İbo 38 atmış. Bir de David Lee Dixon'ı ilk kez gören arkadaşlarım ufak çaplı bir şok geçirmişler, yahu kaç ay önce İzmir'de gördüydüm ben, gerekli yorumu da yazmıştım şurada. Kıç ayrı baş ayrı gidiyor herifte. Öyle şişmiş yani.

Final 4'da İzmir'i temsil edecek takımı belirleyecek olan seride ise Bornova kazandı ilk maçı. Avantajı cebe indirdiler. Diğer 2 seri fazlasıyla kanlı geçmeye adaydı, öyle de oldu zaten ilk maçlar itibariyle. Tofaş Pertevniyal'i Bursa'da yenmiş ama sonraında Pertevniyal'den sağlam bir bildiri gelmiş. Basket Dergisi sitesi koymuş yazının tamamını, tekrardan koymaya gerek yok, şuradan okuyabilirsiniz. Tofaş yarı finale çıkacaktır büyük olasılıkla ama Pertevniyl'in sesine kulak vermeden de etmemek gerek.

Trabzon - Beykoz eşleşmesinden ise ilk maç itibariyle sürpriz bir sonuç çıktı. Deplasmanda galibiyeti cebe indiren Beykoz, İstanbul'da kazanmayı başarabilirse işi bitirecek. Yapabilirlerse TBL yolunda en iddialı ekiplerden biri olan Trabzon'u saf dışı bırakmış olacaklar ki ciddi anlamda büyük bir başarı olacak onlar adına. Maçla ilgili birkaç detay okudum da, gözüme en fazla çarpan ise Trabzon'lu oyuncuların bazılarının seyirciyi tahrik etmeleri, bunun doğrultusunda zaten basketbolu yeni yeni tanıyan Trabzon seyircisinin küfre başvurması ve aynı küfürlü üslubu benchteki Can Özcan'ın da göstermesi oldu. Can geçen sene Alpella'da oynarken de Ted maçında kenardan sağlam küfürler edip diskalifiye edilmişti. Geçen yıl bu vakayı gözümle görüp kulağımla duyduğumdan Beykoz maçıyla ilgili bu detaya kolayca inanabiliyorum ne yalan söyleyeyim.

Sonuçta ağır abiler Tofaş ve İTÜ çıkacak gibi duruyorlar bu silsilenin içinden. Belki Trabzon bir sürpriz yapar diyorduk ama onlar da Beykoz'a ilk maçı kaybedip işleri zora soktular. Geçen sene final grubunda Aliağa ve Erdemir'e geçilip 1 yıl daha TB2L'de kalan babalar bu yıl 1 yıl rötarlı da olsa gelirler diye tahmin etmekteyim.