31 Mayıs 2009 Pazar

F.Bahçe Ülker de Finalde (70-57)

İlk 2 maçta toplam 57 sayı atmıştı El-Amin & Serkan ikilisi. Bugün takım halinde ulaşabildiler o sayıya. Arşive baktım, en son 12 Aralık 2003 tarihinde oynanan ve 55-51 kazanılan Tofaş maçında gördüm bu kadar düşük bir Türk Telekom skorunu. Hoş bir detay olarak yazalım kenara.

Peki neydi maçı bu kadar düşük skora götüren? Özellikle de Telekom'u. Bir kere sezon boyunca maç başına 10 isabet buldukları üçlük çizgisinin gerisinden sadece 4 isabet bulabildiler. Sonra ısrarla topu içeriye indirmek isteyince içeride epey uzun zorluklarla karşılaştılar. İkilik yüzdelerinin 18/41 olması da bunun en güzel kanıtı zaten. F.Bahçe Ülker'in ikilik denemeleri genelde boyalı alan içinden olduğundan 20/33 gibi iyi sayılabilecek bir yüzde ortaya çıkarken, kaçan boş üçlükler maçın erken kopmasını epeyce bir engelledi. Ama Telekom'dan 4 üçlük fazla bulmaları, 13 sayılık farkın da net açıklayıcısı idi.

Maç boyalı alana inen toplarla başladı. F.Bahçe Ömer Aşık ve özellikle Semih'i, Telekom ise Dudley & Lang ikilisini kullanarak bulmaya çalıştı sayılarını. El-Amin'in maça kafaca hazır olmadığını ispat eden 2 basit top kaybı, Ömer Aşık'ın erkenden 2. faulünü alması derken Smith'in devreye girmesiyle hızlı hücumların da yardımıyla 15-10'luk skoru yakaladı F.Bahçe Ülker. Ancak önce Semih'in kaçırdığı 2 faul, sonra da farkı açma hevesiyle atılan -aslında boş da olan- 4 üçlüğün kaçması F.Bahçe Ülker'in hevesini kursağında bıraktı farkı açma konusunda. Telekom toparladı geldi, ilk çeyreği de 16-17 önde kapadı. Çeyreğe baktığımız zaman F.Bahçe Ülker'in o boş kaçan peşpeşe 4 üçlüğü dışında her iki takımın da sadece birer üçlük denemiş olmaları sanırım topun içeri inme oranını yeterli oranda anlatıyordur.

İkinci çeyrek bir Oğuz Savaş resitali ile başladı. Bunu Ankara'daki son maçta da yapmıştı değil mi bu adam? Ama bu defa daha bir başkaydı. Repertuarındaki herşeyi gösterdi Oğuz. Hele postun resmi de olan bir ters turnikesi vardı ki, of of of. 5 dakika içinde 16-4'lük bir seriye uzanan F.Bahçe Ülker'de 16 sayının 9'unu atan Oğuz'dan süper bir ters turnike geldiydi ki Ercüment Sunter molayı alıverdi. Kalan 5 dakikada özellikle Torres'in Oğuz'a yanıt verircesine bulduğu 10 sayıyla farkı kapatma işaretleri veren Telekom'a son cevap Solomon'dan geldi. Uzaklardan bulduğu el üstü üçlükle devre skorunu 39-30 olarak tayin eden başarılı oyuncunun maçı bu basket dışında sayı atamadan tamamlayacağını da o an maçı izleyen hiç kimse tahmin etmiyordu muhtemelen.

Biraz sertleşen savunmaların, biraz isabetsiz şutların, biraz da acemice yapılan top kayıplarının birleşimi sonunda oluşan kısır oğlu kısır üçüncü çeyrekte F.Bahçe Ülker'in -çoğu maçta ve bu serinin 2 maçında olduğu gibi- yine fobisi tutuverdi. İlk 4,5 dakikası sadece 2-2 geçilen koca 10 dakikanın bitmesine 4 dakika kala Telekom 10-3'lük bir seriyle farkı 2 sayıya kadar çekti. Maçın ilk 1-2 dakikasındaki 1-2 kez ele geçirilen skor üstünlüğü dışında maçı sürekli geride götüren Telekom bu kez ilk 2 maçta olduğu kadar şanslı değildi. 2 sayıya kadar indirdiği farkı tamamen eritemediler bu defa. Önce Preldzic, sonra da çeyrek biterken Green buldukları sayılarla son çeyreğe 46-40 girilmesini sağladılar.

Son çeyreğin ilk 3,5 dakikasında 10-2'lik bir seri yakalayan ve rakibinin son direnişini de boşa çıkartan F.Bahçe Ülker'de Devin Smith çıktı sahneye. Sezon başında yakaladığı formunu sezon ortalarında düşüren, hatta bunun üzerine bir röportajda Mahmut Uslu'nun ağzından 'Smith'in bizim gerçekten aradığımız adam olup olmadığını ciddi ciddi düşünmeye başladık' cümlesinin dökülmesini sağlayan Smith, özellikle bu seride yeniden o formunu hatırladı. Son çeyrekteki 9 Smith sayısına sağ dipten bulduğu boş üçlükle yardım eden Oğuz Savaş, bu basketiyle farkı 15'e çekip maçtaki en büyük farkı bize yaşattı. Bu maçta Dudley ile birlikte takımı adına bir şeyler yapmaya çalışan tek isim olan Torres'in boş turnikesi ise maçın skorunu belli etti (70-57).

Dönüp bakıyorum, Serkan 2 sayı attı, 16 dakika oynayıp tıpkı ilk maçtaki gibi hiçbir şey yapmadı. El-Amin 7 sayı attı ama maç içinde adı bile duyulmadı, Green'in savunmasında harap oldu. Yerli oyuncular sadece 9 sayı attı, ki onların 5'i de Mutlu'dan geldi. Barış ve Bekir çoğu büyük maçta olduğu gibi yine sıfır çekti. E böyle olunca maç kazanmak da hayal oluyor elbette. F.Bahçe Ülker cephesinde ise ilk 2 maça ilk 5'te başlayan Rasim dakika bile almadı, büyük güç Mirsad sayı atamadı, Solomon sadece 3 sayı attı, Ömer Aşık hiçbir şey yapmadan 4 faul aldı, Green desen iyi savunmasını yaptı ama hücumda sadece 2 sayıda kaldı. Ama ortaya yine de 13 sayılık fark çıktı. Neden? Takım oyunu dedikleri meret işte. Bugün de sahneye Smith çıktı, Oğuz çıktı, Semih çıktı, Emir çıktı. Skor değişmedi, hatta ilginçtir ki serinin en farklı maçı oldu. Hem de bu fark serinin hatta bu sezonun en düşük skorlu maçında oldu.

Başkan Adaylığından Koçluğa

Son TBF başkanlığı seçiminde Turgay Demirel'in karşısında ikinci aday olarak yer alan ancak yarışı kazanamayan Dr. Selam Gökçe, bu sezon ligi son sırada tamamlayıp TB2L yolunu tutan ve geçen sezon başında olduğu gibi bu sezon başında da Hasan Özmeriç ile yollarını ayıran Ted Kolejliler ile anlaşmış. Hayırlısı olsun.

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Meditatif Stres

Sen bırak Udaypur'u, Puna'yı, meditatif seansları, kalk gel stresin göbeği İstanbul'a. Sonra da şampiyonluğun en güçlü adayı olarak gösterilen Efes Pilsen'e elendin diye böyle bir muameleye maruz kal. Ben pek anlam veremedim bu tepkiye, hele Murat Özyer diye bağırılmasına hiç anlam veremedim. Murat Özyer baştayken istifaya davet edenler şimdi Koray hocayı istifaya davet ediyorlar. Hem de Murat Özyer diye bağırarak. İlginç ne bileyim. Mantıksız en azından. Koray hocanın bu yarım sezonluk stresi atması için kaç yıl daha meditasyon yapması gerekir bilmiyorum ama 27 yıllık stresten arındırdığı bünyesine en az o ortadan kaldırdığı stres kadarını yeniden yüklediği kesin.

Efes Finalde (78-90)

F.Bahçe Ülker'in Ankara'dan 2-0 ile dönmesinden sonra kafamda küçücük, minicik bir yer kaplayan G.Saray galibiyeti ihtimali de uçup gitmişti bu maç için. Ergin Ataman yarın bitme şansı olan bir seriden gelecek rakibinin karşısın gereksiz yere 1 maç daha yaparak çıkmak istemeyecektir diye düşündüm. Üstüne bir de Koray hoca maçtan önce Milojevic'in bugün oynayamayacağı haberini verip, oyuncuları ve hatta kendilerini bu maça motive etme konusunda sıkıntılar yaşadıklarını belirtince 'Başlamadan bitmiş' bir maçı izlemek için kuruldum koltuğuma.

Efes sağlam başladı. Thornton ve Smith merkezli hücumlarıyla bir anda farkı yakalayıverip daha 5. dakikayı çift haneli farklarla geçti. Hüseyin'in sayıları -ama içerden değil dışardan- ile rakibine direnmeye çalışan G.Saray Cafe Crown ikinci çeyrekte 14'e kadar çıkan farkı -sadece kendisinin oynayabilmesi için 2. bir basketbol topuna daha ihtiyacı olan- Hosley'nin sayılarıyla 6'ya kadar düşüren evsahibinde az da olsa yeşeren umutlar vardı ki Shumpert denen 'Yokedici' peşpeşe bulduğu 8 sayısıyla sonlarını hazırlayıverdi. Bu 8 sayılık resitali öncesinde pota altından Sinan'ın çıkardığı topu bomboş bir smaçla bitirmesine Shumpert'in kurnazlığı mı yoksa G.Saray savunmasının uyuması mı diyelim? Ne dersiniz? 2 gün önce Telekom'a belki de finali kaybettiren 'Savunma Uykusu' bugün de yine karşımızdaydı. Hoş o maçtaki kadar ölümcül bir yerde olmadı ama bu seviyede bunları görmek -hem de 2 gün arayla- pek de hoşuma gitmedi benim.

Üçüncü çeyreğe Kasun'la içeriden Ender'le de dışarıdan -4/4 üçlük isabetiyle oynadı bugün Ender, ki bir üçlüğünün tarifi hiç de kolay değil şahsen- sayılar bularak ve 7-0'lık bir seri yakalayarak giren Efes Pilsen farkı 20'ye dayandırdı. Aynı çeyreğin içinde 23 sayılık farkı da yakalayıp maçtaki en yüksek farka selam çakan lacivert-beyazlılar son çeyreğe 55-75'lik skorla girdiler. Son çeyrekte ise basketbol oynamak istemedi paşaların canı. Hatta yanlış hatırlamıyorsam ilk 4 dakika sayı bile üretmediler hiç. G.Saray Tolliver, Cüneyt, Hosley derken -taraftar da maçı bırakmış oyunculara kişisel tezahüratlar yaparlarken ve hatta eski koç Murat Özyer'i anarlarken- fark tek hanelere kadar indi. Ama Milojevic'in yokluğunda boyalı alanda oynamaya hevesli adamı kalmayan G.Saray'da öyle dandik bir savunma anlayışı vardı ki Efes'li oyuncular her istediklerinde sayı üretebileceklerinin bilincindeydiler.

Sonunda kazanan -beklendiği gibi- Efes oldu. Seri ile ilgili tek merak edilen G.Saray'ın süpürülüp süpürülmeyeceği idi, onun da cevabını bugün almış olduk. Seri 2-0'a geldikten sonra normal sezonda sadece 2 kez yenilmiş bir takımı hiç yenilmeden üst üste 3 kez yenemeyeceklerinin oyuncular -hatta staff bile- farkındaydı. Fazla uzamadan bitti haliyle seri. Bu arada G.Saray'ın bu savunmasızlığa rağmen ilginç bir istatistiği vardı bu sene. Normal sezonda hiç 100 yememişlerdi. Ama iş Play-Off'a gelince biraz farklılaştı tabii. 6 maç yaptılar, bunların 3'ünde 100 sayıdan fazlasını gördüler potalarında. Bugün Efes son çeyrekte salmasa bu yüzde 4/6 olacaktı, ki bu da herşeyin açıklayıcısı zaten.

Altar Tunçkol'un Antalya'sı

Yeni sezonda oyuncu bütçesini 1.5 Milyon TL olarak açıklayan ve buna bağlı olarak Doğan Hakyemez ile yollarını ayırmak zorunda kalan Antalya BŞB'de koç Altar Tunçkol görevine devam ediyor. Yönetimle olan görüşmelerinde isteklerinin hepsini kabul ettiren genç koç 2 sezondur olduğu gibi bu sezon da Antalya'da olacak. Staff'ta Gülhan Öztürk dışında kayıp yok. Peki kadro nasıl olacak? Bir kere yabancıların tamamı yolcu. Yerli kadrodan sözleşmesi bitmeyen tek oyuncu olan Yunus Akçay ve Hadi Doğan kesin kalıyorlar, Can ve Ersin için ise tüm şartlar zorlanıyor. Diğer yerli isimlerle -başta kaptan M. Kemal Bitim olmak üzere- ise görüşülecek ve durum sonra netleşecekmiş. Altyapıdan çıkan genç oyuncular Can Özbek ve Can Yalman da takımın 13. ve 14. oyuncusu olarak sezon boyunca A takımda olacaklarmış. Yabancı olarak 3 isim alacaklarını söyleyen Altar abinin yerli piyasadan ilgilendiği isimler ise küme düşen Kolejliler'den Önder Külçebaş ve Polat Kaya, Daçka'dan eski öğrencisi olan Banvit'li Oktay Yılmaz, yine Banvit'ten Umut Yenice, bir kez daha Banvit'ten ama bu sefer Genç versiyonundan 87'li Sertay Gürsu, bir diğer düşen ekip Selçuk Üniversitesi'nden Mutlu Demir, Beşiktaş Cola Turka'dan Azmi Turgut ve Aliağa'dan Ceyhun Altay. Şahsen Can ve Ersin kadroda tutulabilirse, bu ilgilenilen yerli isimler -özellikle Önder ve Polat takviyeleri- ve alınacak 3 doğru yabancıyla yine taş gibi bir takım olur Antalya.

Salsabasket özel haberidir.

29 Mayıs 2009 Cuma

Bir Devam da Kepez'den

Beşiktaş, Mersin, Aliağa derken bir 'Aynı koçla devam kararı' da Kepez'den geldi.

Aliağa'da Yeni Sezon Planları

Sezonu mucizevi bir hikaye ile ligde kalarak bitiren Aliağa Petkim'de takımı yeni sezonda da Murat Aşkın çalıştıracakmış. 3 kaliteli yabancı alıp eldeki yerli kadrosundan da ilk etapta Berkay, Hakan, Ceyhun, Eren ve Reha'yı tutmak amacındalarmış. Hakan'ın ve Berkay son maçlardaki Türk işi kadroda yaptıkları işlerle güzel birer sözleşmeyi hak etmişlerdi zaten. Fatih Solak konusunda ise pek de niyetli değilmiş kulüp. Zaten o da başka bir yere kapağı atmak niyetindeymiş. Banvit ve Beşiktaş Cola Turka kulağıma gelen ilk duyumlar Fatih adına. Bir de Petkim tarafından gelen bir talep varmış. 'Geçen sezon bizi rezil ettiniz, bu sene yönetim bizde olsun, paralar tıkır tıkır ödensin, işler aksamasın' gibilerinden bir şeyler söylemişler. Haksız da değil adamlar.

S.S.

S.Ö (Solomon'dan Önce) ligde oynadığı 26 maçta 8 yenilgi alan F.Bahçe Ülker, S.S (Solomon'dan Sonra) Play-Off ve lig dahil 8'de 8 yaptı. Solomon ilk başlardaki o eski görüntüsünden uzak, takımı oynatmaya çalışan oyununu Telekom serisiyle birlikte hafif hafif sivrileştirmeye, istatistik kağıdının skor kısmına da etki eder vaziyete getirmeye başladı. Kısaca can yakmaya başladı yeniden. Yıldız oyuncunun Avrupa kariyerinde kupasız geçirdiği sezon yok. Bu yıl da bu gelenek devam eder mi, yoksa Efes Solomon'a kariyerinin ilk kupasız sezonunu geçirtir mi? Cevabı final serisinde.

28 Mayıs 2009 Perşembe

Türk Telekom: 79 - F.Bahçe Ülker: 85

Güzel maç oldu. Yine ilk yarıda F.Bahçe çift haneli farkı gördü, yine 3. çeyrekte Telekom geri geldi, yine skorda öne geçmeyi başardı. Ama bu kez maç sonuna kadar oyun kafa kafaya gitti ve onca çatır çatır mücadelenin sonunu bir anlık 'Uyku' moduna geçen Telekom savunması belirledi. Mirsad kenar topunda boş bir üçlük buldu, döndü bir tane de ballı kaymaklı panyalı bir üçlük daha soktu. Bitti gitti işte. Acı ama gerçek.

Maça ilk maçtaki beşinin aynısıyla (Green - Mrsic - Smith - Rasim - Semih) ile başladı F.Bahçe Ülker. Telekom'da ise Tutku'nun yerine El-Amin, Barış'ın yerine de Serkan vardı ilk beşte. Kalan üçlü ilk maçtaki gibi Bekir - Bajramovic - Lang şeklinde idi. Maç sakin başladı, 3 dakika geçildiğinde tabelada sadece 2-2 yazıyordu. Gerçi nasıl bir sakinlikse 3 dakikada 4 faul hakkını dolduruverdi F.Bahçe. Bu avantajını oldukça iyi kullandı Telekom. Çeyreğin tamamını faul çizgisinde geçirdiler desek abartmış olmayız herhalde. Lang'in alıştığımız F.Bahçe Ülke maçı performanslarından birini sergileyecekmiş gibi başladığı ve 9 sayı ürettiği çeyrekte son 2 dakikaya 18-18 eşitlikle girildi. Önce Smith, sonra da Green ve Semih'in ikişer faule ulaştığı konuk takımda kenardan gelen Solomon ve Mirsad'ın çılgın performansları oyundaki dengeleri alt üst etmeye başladı. Çeyreğin kalan 2 dakikasına 13-3'lük bir seri sığdıran sarı lacivertliler 1/4 üçlük atarak girdikleri maçın ilk 10 dakikasını 6/10 üçlük yüzdesiyle tamamlayıp erkenden 10 farkı yakaladılar (21-31). 21 sayısının 11'ini faullerden bulan Telekom'un ilk çeyreği hiç üçlük denemeden geçmeleri komik ve pek de alışık olmadığımız bir durumdu. Kenardan gelen Solomon ve Mirsad'ın katkıları ise toplamda 14 sayı idi. Hele 5 dakikada 8 sayı - 5 asist üreten Solomon'un çeyrek bitiminde -Serkan'ın belini kırarak- bulduğu üçlüğün ardından sevinç gösterisi olarak parkelere düşen 'Ruh'; iki takım arasındaki büyük farklardan biri olarak da kendini belli ediyordu.

İkinci çeyreğe Oğuz ile başladı F.Bahçe Ülker. Maç yine ilk çeyrekteki gibi kısır başladı, ilk 4 dakikanın skoru 4-4 idi ve konuk takımın 4 sayısı da Oğuz'dan gelmişti. Nasıl da unuttum? Bu çeyrekte de 2 dakika içinde 3 faule ulaşmayı başardı F.Bahçe Ülker. Ama çeyrek sonuna kadar başka faul yapmadan 3 faulde kalmayı başaran da yine onlardı. Mirsad'ın Oğuz'a yardıma gelip peşpeşe 5 sayı atmasıyla skor maçta ilk kez 13 farka geldi, devreye 5 dakika vardı. O sırada Telekom taraftarlarından 'Aldığınız paranın hakkını verin !!' tezahüratları yükselmeye başladı.

Devreye 01:10 kala Tutku ile bu maçtaki ilk üçlük isabetine ulaşan Telekom farkı 10'a indirmeyi başardı. Kalan sürede Oğuz'un tek faul sayısı dışında sayı çıkmayınca devrenin skoru 36-47 olarak belirlendi. İlk çeyreği 9 sayıyla tamamlayan Lang, bu çeyrek sadece 2 sayı bulabildi. İlk maçın 20 dakikalık kısmını 2 sayı ile tamamlayan ama sonradan ortalığın anasını ağlatan El-Amin ise benzer bir performansla ilk yarıyı 4 sayıcık atarak tamamladı. Dedim ya ilk üçlük isabetini Tutku ile bitime 01:10 kala buldular diye. Rakibe bakıyorsun 7/15 ile üçlük atmış, dönüyorsun Telekom'a bakıyorsun; 1/5. E olmuyor tabii.

İlk çeyreğe Semih, ikincisine Oğuz ile başlayan Tanjevic, üçüncü bölüme ise Ömer Aşık ile girdi. O da tıpkı Oğuz gibi fırtına misali başladı çeyreğine. 5 sayı buldu daha ilk dakikalarda ama bir şey unutuluyordu. Bu çeyrek üçüncü çeyrekti ve Telekom için geri gelme çeyreğiydi. İlk maçın uyurgezeri, bu maçın da ilk yarısını 2/4 faul yüzdesi ile bulduğu 2 sayı dışında sayı atamadan tamamlayan Serkan Erdoğan yarı final serisindeki ilk basketini ikinci maçın 24. dakikasında buldu. Ben ki bu ince detayı yine önümdeki notlara düşerken, 'Sen misin benle makara yapan' dercesine azıtmaya başladı Serkan. 2 gün önce El-Amin'in giydiği 'Kahraman' yeleğini bu kez de o giydi. Başladı atmaya. 3'lük, 2'lik, ne gelirse. Araya bir Solomon üçlüğü sıkıştı, onun dışında sarı lacivertlilerin sayısı yok bu sıralarda. Solomon'un top kaybı yapıp arkasından da kasti faul aldığı pozisyon onun Tanjevic tarafından kenara alınmasına yetti. Gerçi asıl sorun işin efansif kısmındaydı bence. Öyle ya, ilk maçta El-Amin'i tutuyordu Solomon, o çeyrekte coşmuştu yıldız oyuncu. Bugün Green'le beraberdiler ve Green El-Amin'i, Solomon da Serkan'ı almıştı. Ama bu sefer de Serkan coştu. Rastlantı mıydı yoksa bu? Green köpek gibi guard savunması yaparken Solomon alışkın olmadığı 2 numara savunmasını yine yapamadı. Serkan'a biraz Bajramovic, biraz El-Amin, hafif de bir Tutku eklenince son çeyreğe 01:20 kala skor üstünlüğü 58-57 ile Telekom tarafına geçti. Devreden itibaren 22-10'luk bir seri demek oluyor bu. Ömer Aşık ve Devin Smith'in hücum ribaundlarındaki başarısı olmasa nasıl ayakta kalırdı F.Bahçe Ülker, onu bilmiyorum bak. Çünkü 10 dakika içinde tamamen kilit duruma girdiler hücum anlamında. Girmeyen topları Ömer ve Smith topladı da skor 60-61 şeklini aldı ve son bölüme öyle girildi.

Son bölüm garip bir basketle başladı. Orta sahadan topu oyuna sokan F.Bahçe Ülker tam 4 saniye içinde rakibinin yarı sahasında 2'ye 2 kaldı ve Ömer Aşık'ın basket-faulü geldi. Yani bir çeyrek böyle mi başlar, bir ilk savunma böyle mi olur? Ben çözemedim bunu. Ercüment abi ilerde bir gün antrenör kursunda anlatır mutlaka. Neyse Serkan yine Green tarafından pasifize edilmeye başlamıştı ki devreye Dudley çıkıverdi. Ersin Dağlı ismiyle bize hemşo olma yolunda dev bir adım atan uzun oyuncu takımının bulduğu 6 sayının tamamına imza atarak güzel bir giriş yaptı kapanış çeyreğine. Skor bir oraya bir buraya giderken Serkan çıktı yenide devreye. Preldzic'in bulduğu 2 kritik baskete 2 üçlük bir de ikilik ile yanıt veren skorer isim son 02:45'e 75-75 eşitlikle girilmesini sağladı. Bu sırada oyun bir o potada bir bu potada şeklinde oynanıyor ve hızına yetişmekte zorlanılıyordu. Derken F.Bahçe hücumunda top Telekom'lu oyunculardan dışarı çıktı ve oyuna kenardan başlanıldı. İşte tam o sırada, tam o kora kor mücadelenin, o çetin savaşın ortasında 'Su uyur düşman uyumaz' mantığıyla su gibi uyuyan rakip savumanın bir anlık dalgınlığını idmanda şut çalışırcasına attığı üçlükle değerlendiren Mirsad skora 3 sayılık diferansı getirdi. Telekom El-Amin'in pota altından kaçırdığı bomboş lay-up yüzünden sayısız döndü, arkasından Mirsad bir üçlük de 24 saniye biterken salladı. Zor, alakasız ama güzel giden şut panyalı bir biçimde sayıya dönüşünce finalin adı da belli oluverdi işte. İlk devrede tam 7 üçlük isabeti bulan F.Bahçe Ülker ikinci yarının ilk 18 dakikasında sadece 2 üçlük bulabilmişti, ki bu 2 ekstra üçlük imdada yetişti, maç F.Bahçe'ye geldi (79-85).

Ömer Onan ve Gordan Giricek'ten yoksun olmasıyla 2-3 numaralarda zorlanır diye düşündüğüm F.Bahçe Ülker, rakibinin 5 numarasızlığını ilk maçtan sonra bu maçta da kullanıp ribaund sayılarındaki farklarla maçların gidişatını değiştirdi. Seriyi 2-0'a getirip, rakibini 3 maç üst üste kazanma zorunluluğuna itti. Telekom'un bugünün ardından başını kaldıracak hali yok artık. Kaan Kural demişti '3-0 biter' diye bu seri için. Haklı çıkacak babacan. Bir kocaman sevgi saygı da ona gitsin bu vesileyle. NTVSpor'daki yazıları muazzam gidiyor, özellikle son yazısı yine pek bir keyifliydi.

Ne diyorduk? Ha Telekom. E koçun kadar, planın programın kadar konuşacaksın baba bu devirde. Nasıl ki oyunculara milyon dolarlar saçmayı biliyorsun, onları çalıştıracak hocaya da biraz özen göstereceksin. Emekliliği geleni emekli edeceksin, ya da iyi yaptığı şeyleri yapmasını devam ettireceği bir pozisyona kaydıracaksın. Ama bir zahmet o koltukta oturtmayacaksın. Son olur zaten bu sene. Artık aptal bir insan bile görür duruma geldi bu gerçeği. Mersin maçlarında Telekom için yanan alarmları yaza yaza usanmıştık, bir bir çıktığını görüyoruz bugünkü duruma baktığımızda. Bugün El-Amin de yoktu sahada, bir tek Serkan, haydi biraz da Dudley & Bajramovic ile tutundular diyelim oyuna, diğer taraf uzunlarıyla, kısalarıyla, forvetleriyle yine ağır bastı, yine daha takım gibi oldu. Olayı noktalayan ise Mirsad Türkcan oldu. F.Bahçe Ülker'deki muhtemelen son maçlarını oynayan yıldız oyuncu şampiyonluk kupasını yine en çok isteyen adamlardan biri. Seviyorum onun bu huyunu. Kötü huyları da var mutlaka ama bu yanının kıskanılacak derecede iyi olduğu da inkar edilemez bir gerçek.

Mirsad Aldı Götürdü

F.Bahçe Ülker finalde diyebiliriz artık. Deplasmandaki 2. Telekom maçını da alıp eve maksimumda dönüyorlar (79-85). İlk maçın üçüncü çeyreğindeki El-Amin performansının benzerini bu defa ilk maçın uyurgezeri Serkan Erdoğan gerçekleştirdi. Yine ilk maçtaki gibi çift haneli farklardan gelip öne geçti Telekom. Ama bu defa öyle ilk maçtaki gibi 5 saniye sürmedi skordaki denge. Son 2 buçuk dakikaya kadar kafa kafaya gidildi. Ama işte o son 2 dakikada gelen 2 Mirsad üçlüğü yok mu? Aldı götürdü maçı işte. İlkinde topu kenardan sokan F.Bahçe'ye karşı uyuyan bir Telekom savunması, ikincisinde ise artık bal mı dersiniz, şans mı dersiniz, ne derseniz ondan vardı. Skoru 75-75'ten 75-81'e zıplatırken takımını da finale uçurdu. Detaylı maç yazısı daha sonra. Önce biraz mola.

Efes Finalden 1 Adım Uzakta (103-77)

Ya evet yoktu bir beklentim G.Saray'dan yana ama yine de kurulduk ekranın başına, izleyiverdik maçı. İlk çeyreğin 27-25, devrenin ise 58-48 bitmesinden anlaşılacağı üzere sertlik açısından, savunma açısından pek de öyle Play-Off yarı final maçı gibi gelişmedi oyun. Efes Pilsen'in tatlı tatlı, fazla da kendini kasmadan bulduğu sayılara önce boyalı alanda Milo & Hüseyin ikilisini kullanarak, sonra Hüseyin & Hosley'nin dışarıdan bulduğu üçlüklerle cevap veren sarı kırmızılılar ikinci çeyrekte de Cüneyt Erden'in sayesinde hücumdaki etkinliklerine devam ettiler. İkinci yarı başladı, Tolliver niyetlendi bu defa sazı ele almaya. Yolladığı iki üçlük ve ürettiği 8 sayıyla 8-0'lık bir serinin ateşini yaktı, fark da 4'e kadar indi bu vesileyle. 63-59'a kadar gelen skordan sonra ise o dakikaya kadar G.Saray'ın savunmasızlığına neden ayak uydurduğunu bir türlü anlayamadığım Efes Pilsend'de savunma driverı bulundu nihayet. Smith'in -ki kendisi 28 dakikalık oyununa sığdırdığı 28 sayı, 7 ribaund, 3 asist, 3 top çalma ve 1 muazzam blok ile ne kadar özel bir adam olduğunu bir kez daha gösterdi- üçlüğü ile kırılan G.Saray serisi maç sonu geldiğinde 63-59'un ardından yakalanan 40-18'lik bir Efes Pilsen serisiyle tarumar ediliverdi.

Dünkü galibiyetin ardından finale sadece 1 galibiyet uzaklıkta duran Efes Pilsen'de Ergin Ataman'ın Sinan'ı sezon içindekinden daha çok kullanması ve maç sonunda da galibiyetteki Sinan faktörünü atlamayan bir açıklama yapması sevindirici. G.Saray Cafe Crown cephesinde ise Koray Mincinozlu'nun Efes Pilsen için yaptığı 'Ben hayatımda bu kadar sert takım görmedim' açıklaması var ki evlere şenlik. İçimden 'Onlar da muhtemelen bu kadar sertlikten uzak bir takım görmemişlerdir' diyesim geldi ve hatta dedim de ama duyulmamıştır kendisi tarafından. Ha bir de şu Hosley konusu. 1 maç önce 'Disiplin' nedeniyle cezalandırılıp kadroya alınmayan yıldız oyuncu dün kadrodaydı ve G.Saray'a transfer olduğundan beri çıktığı 15. TBL maçında en fazla süreyi dünkü maçta aldı. Tam 36:54 dakika. Disiplin dedikleri meret bu olsa gerek.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Hosley In, Gurovic Out

Disiplinsizlik cezası 1 maç sürdü, bugün Hosley yeniden kadroda (Tahmin ettiğimiz ve beklediğimiz gibi). Gurovic ise 5 yabancıyı kenardan izleyen 1 konumunda. Maç başladı, ilk çeyrekte 27-25 Efes üstünlüğü var. Kolay pota altı sayıları, yüzdeli üçlükler ve elbette savunmasızlıkların bileşkesinde oluşmuş bir skor oldu. Efes biraz vidaları sıksa farkı açacak gibi duruyor, G.Saray savunma yapmadan atarak gidiyor ama bakalım Hosley'nin satış şutları isabetsiz olmaya başlayınca ne yapacaklar? Efes'te de Smith şov var küçük çaplı. Amcam ince ince işliyor yine nakışını.

26 Mayıs 2009 Salı

Türk Telekom: 81 - F.Bahçe Ülker: 86

F.Bahçe Ülker Ankara'daki serinin ilk maçını kazanarak saha avantajını kendi lehine çevirirken başrolde sezonun en çok eleştirilen adamı olan Marques Green vardı. Attığı kritik üçlükler ve son bölümde -üçüncü çeyrekte azmış durumda olan- El-Amin'e yaptığı savunma ile takımına maçı getirdi. Wright'ı gönderen, sakatlıktan yeni çıkan Lang'den de sadece 12 dakika yararlanabilen Türk Telekom 5 numarada çok kel kaldı. F.Bahçe Ülker'in 37 ribaunduna 20 ribaund ile cevap verebildiler. Sarı lacivertliler tam 15 hücum ribaundu alırken, Telekom sadece 3 kez ikinci hücum şansı yakaladı. El-Amin'in üçüncü çeyrekteki insanüstü oyunu olmasa Telekom'da hiçbir numara yoktu bugün, bu kadarını da beklemiyordum açıkçası. Hele Serkan Erdoğan'ın 20 dakika boyunca sahada kalıp sadece 1 üçlük denemesi, onda da isabet bulamayıp maçı sayı atamadan tamamlaması işin vehametini daha da büyüterek gözler önüne serdi.

Ömer Onan ve Gordan Giricek'in sakatlıkları nedeniyle kadroda olmadığı F.Bahçe Ülker'de maça başlayan beş oldukça ilginç bir 5'ti. Green - Mrsic - Smith - Rasim - Semih dizilişini ben daha önce hiç hatırlamıyorum ilk 5 olarak. Buna karşılık Telekom'un beşi Tutku - Barış - Bekir - Bajramovic - Lang şeklinde ve daha dengeli bir beşti. İlk 5 dakikada F.Bahçe Ülker sürekli olarak dış şut denemesinde bulunurken bunlarda sıfır isabet sağlayınca ilk 5 dakikalık bölüm 9-4 gibi kel bir skorla geçildi. Bu kısımda Rasim'in oyunun 2 alanında da takındığı 'Nerdeyim ben?' tavrı ona maç sonuna kadar bir daha sahaya girememe cezası olarak döndü. 5 dakikalık kısmı Tutku'nun 3 asisti, F.Bahçe Ülker maçlarında bir Telekom klasiği haline gelen Tutku & Lang ikili oyunları, içer penetre edip Bekir'le üçü çakmak şeklinde geçen başkent ekibine ilk isyan Solomon'dan geldi. Tepeden El-Amin'in yaptığı faulü üçlük basketle süsleyen yıldız oyuncu; maça bir türlü giremeyen takımını oyunun içine atıverdi. Ardından Mrsic'in de Solomon'un mesajını almışçasına yolladığı 2 üçlük gelince oyunun ritmi F.Bahçe Ülker lehine kaymaya başladı. İlk çeyrek bittiğinde skor 19-21 ile sarı lacivertliler lehine idi ve Solomon & Mrsic ikilisinin toplam 14 sayısı vardı.

İkinci çeyreğe hızlı bir baskınla giren son 2 sezonun şampiyonu Oğuz Savaş'ın 5, Solomon'un da 3 sayı ile katkıda bulunduğu 8-0'lık bir seri yakalayıp farkı açmaya başladı. Devreye 6 dakika kala 14 dakikadır sahada olan Mrsic'i kenara alıp Solomon - Green ikilisine döndü Tanjevic. Semih'in smacıyla farkı ilk kez çift hanelere taşıyan konuk takım, uzun oyuncuları Oğuz ve Ömer Aşık ile boyalı alandan kolay sayılar üretmeye başlayınca skor 26-37'ye kadar geldi. Buraları Asım Pars ile oynadı Ercüment Sunter ama yok yani Asım buraları kaldıracak kapasitede ya da en azından kafa yapısında değil. Elinden geleni yapmaya çalıştıysa da sırıttı orada. Mecburen Mersin maçlarında iş yapan ama 'Sağlam uzunlara karşı ne yaparlar?' sorusunu da beraberlerinde taşıyan Dudley - Bajramovic ikilisine geçtiler. Bu hamle işe yaradı ve hem dışarı kaçarak hem de ayak çabukluklarıyla prim yapan Telekom'un 4 numaraları buldukları sayılarla 2 dakika kala farkı 4 sayıya kadar çektiler. 37'de takılıp kalan ve rakibine farkı kapatma şansı veren F.Bahçe Ülker'de ise imdada Mirsad & Smith yetişti. Buldukları 5 sayıyla farkı yeniden 9'a çektiler. Kalan sürede Dudley'nin 1/2 faulüne 2 bomboş Mrsic üçlüğüyle cevap vermek isteyen F.Bahçe Ülker, tecrübeli yıldızın ayda yılda bir kaçıracağı şutları kaçıracağının tutmasıyla beraberinde sadece 8 sayılık bir avantajı götürerek soyunma odasına gitti (34-42).

Telekom'un 5-0'lık serisiyle 3'e inen farkın Mirsad'ın iki üçlüğüyle yeniden 9'a çıktıği üçüncü çeyreğin ilk dakikalarının ardından El-Amin 3. faulünü alıverdi. O an önümdeki notlara 'O ana kadar hiçbir şey yapmayan El-Amin 3. faulünü yaptı' diye yazdım. Yazmaz olaydım :). Geldiğinden beri gösterdiği düşük performanslar ve bu maçta koca bir ilk yarıda verebildiği 2 sayılık katkı düşünüldüğünde pek de birşey veremeyeceği düşünülen o adam küllerinden doğuverdi. Maziyi hatırladı sanki. 3. faulünü almasına rağmen 'Zaten fark açılmış, kaparsa El-Amin kapar' mantığıyla giden Sunter onu oyunda tuttu. Ve belki de hayatının en büyük doğrusunu yaptı. :) O andan itibaren sazı eline almak deyiminin bokunu çıkartan El-Amin bir çeyrekten de az bir süreye tam 20 sayı sığdırdı. Kimseye vermedi, tek başına hücum etti, üçlük attı, penetre etti, tek başına takımını maça ortak etti ve öne geçirdi. 03:30 kala skorda 54-52'lik Telekom üstünlüğü yazıyordu ve bu da çeyrek başından beri 20-10'luk bir seriye karşılık geliyordu. Bu öne geçişin Telekom adına sadece 10 saniye süreceğini ve maç boyunca bir daha hiç öne geçemeyeceklerini o zaman El-Amin dahil kimse düşünmüyordu elbet ama Smith, Solomon, Green gibi isimlerin sayılarıyla El-Amin'e karşılık veren F.Bahçe Ülker'de galibiyete inanç fazlasıyla vardı.

Son çeyreğe 61-63 ile girildi, üçüncü çeyreğin manyak adamı El-Amin'i Marques Green ile savunarak başladı Tanjevic. Zira Solomon üçüncü çeyrekte eleğe dönmüştü El-Amin karşısında. Tabii bu noktada Green'in bu işin altından bu derece başarıyla kalkacağını da düşünmüyordu kimse. Ama düşünülmeyen bir şey daha oldu ve El-Amin durduruldu gerçekten, hem de Marques Green savunmasıyla. Yetmedi, son çeyreğin üç farklı kritik yerinde 3 de kritik üçlük buldu Green. Üçüncü çeyreğin sonlarında gelen üçlüğünü de sayarsak 4 öldürücü üçlük ediyor ki ciddi bir katkıydı bu. Hele süre biterken sağlardan taşlardan attığı bir üçlükle skoru 3 dakika kala 71-80'e taşıması var ki, öldürücü bir darbeydi o işte. İlk 4 dakikada sadece 2 sayı üretebilen Telekom, Bekir ve El-Amin'in ikişer üçlüğüyle skorda tutunmaya çalıştıysa da taktik faulleri sokan konuk ekip final yolunca kocamaaaan bir dev adım anlamındaki galibiyeti aldı çıkardı Ankara'dan (81-86). Maçın sonunda Emir Preldzic'in kendi faul çizgisinden karşı potaya yolladığı üçlük panyalı bir şekilde 'Çuf' sesi çıkarttı ama süre bitti diye sayılmadı basket. Hoş bir andı o da.

Artık avantaj F.Bahçe Ülker'e geçti. İstanbul'daki maçları alsa yetiyor final için. Ama ben bugünkü maçı gördükten sonra, hele ki bir de maçın bitimine 5 dakika kala Green'e kaptırdığı topun ardından orta sahanın orada sakatlanan Tutku da oynamaz ise F.Bahçe Ülker'in 2-0'lık bir avantajla evine dönmesine hiç ama hiç şaşırmayacağım. Bugünü tekrardan bir refresh atıyorum kafada, Oğuz'u beğendiğimi hatırlıyorum hemen. Semih kısa sürede fauller yapıp yine adamı delirtti, Preldzic iyi katkı verdi yine. Telekom'da ise El-Amin arkasına biraz Torres, biraz da Bajramovic'i koy. Gerisi külliyen yalan. Ha bir de ilk yarıda Bajramovic'in çemberin içinden çıkan faulünün ardından sanki sayı olmuş gibi 'Bajramoviiiic' diye bağıran anonsçu vardı, onu nasıl unuttum. :)

Başın Sağolsun Ahmet Kurt

Ahmet Kurt'un annesi Saime Kurt bugün vefat etmiş. Merhumenin toprağı bol, mekanı da cennet olur inşallah. Allah geride kalanlara kocaman kocaman sabır versin.

Ve Hakyemez Antalya'dan Ayrıldı

Yeni yönetimle parasal konularda ve bütçede anlaşamayan Doğan Hakyemez'in pazartesi günü Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın ile görüşeceğini ve durumun bu toplantının ardından netleşeceğini geçen hafta yazmıştım. Dünkü toplantının ardından Doğan Hakyemez Antalya BŞB takımından resmen ayrılmış. Detayları yarın saat 12:00'de yapacağı basın toplantısıyla bildirecekmiş. Haberi biz verelim, detaylar için ise yarınki basın toplantısını bekleyelim.

Şafak Edge

Dün Orhun Ene'nin bahsettiği Şafak Edge. Henüz 1992 Kasım doğumlu. 2008 yazında Yıldız Milli Takım'ın kazandığı Avrupa üçüncülüğünde 28.5 dakika ve 13.8 sayı, 1.9 asist, 1.8 ribaund, 0.9 top çalma ortalamaları ile dikkat çekmişti. Hatta bu başarısı nedeniyle yurda döndükten sonra -bu tip konulara oldukça önem veren- Banvit yönetimi tarafından da hem maddi hem de manevi olarak ödüllendirilmişti. Bu sezonu TB2L'de mücadele eden Genç Banvitliler ile geçirdikten sonra, Genç Erkekler Şampiyonası'nda mücadele etti. Finale kadar yenilmeden gelip, finalde Pertevniyal'e boyun eğen ve Türkiye ikincisi olan Genç Banvitliler'de yine oyun kurucu mevkiisinde onun adı vardı. Takımca elde ettikleri bu başarı da Banvit yönetimi tarafından full kadro kutlandı. Orhun Ene de bu memleketin gördüğü en iyi yerli guardlardan biri -kimilerine göre en iyisi- olarak Şafak'ta o ışığı görmüş olacak ki yeni sezon planlarında korkmadan 3. 4. guard olarak onun adını veriyor. Şafak hakkında gelen referanslar hep sağlam. Pas yeteneği, dikine gitme kabiliyeti, penetresi, şutu, yön değiştirmesi, herşeyi yerindeymiş. Kendine örnek aldığı isim ise Kerem Tunçeri. Kerem'in arkasında Ender gibi, Hakan gibi nispeten bekleneni bir türlü veremeyen isimlerle donanmış Milli Takım guard bölgesine pekala ilaç olabilir bu gidişle. Adını sizin de bir kenara yazmanızı öneriyorum, ileride nasıl olsa sıkça duyacaksınız.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Banvit'te Yeni Sezon Planları

Banvit'in yeni koçu Orhun Ene ile sezonun son haftasındaki Renault - Kepez maçının ardından Bursa'da konuşmuştuk, kendisine ilk sorum 'Crispin'le devam edecek misin?' olmuştu. O gün devam etmeyeceğinin rengini vermişti genç koç ama kesin olmadığı için yazmamıştım. Bugün yine konuştuk, yazabiliriz artık. Crispin'in iyi bir oyuncu olduğunu, Bandırma ile bütünleştiğini ama kendi kuracağı düzende yeri olmadığını söyledi Orhun Ene. O bölgeyi tamamen yerli oyuncularla geçecekler. Mevcut kadrodaki Yiğitcan, İbrahim ve altyapıdan Şafak üçlüsüne TBL'de süre konusunda sıkıntı çeken yerli guardlardan birini ekleyeceklermiş. Böyle olunca akla gelen isimler malum. Engin Atsür ve Barış Ermiş. Eski Banvit'li ve aynı zamanda Antalya'dan Ene'nin eski öğrencisi olan Can Akın da var listede.

Mevcut yabancılardan sadece Lance Williams tutuluyor kadroda. Forte -ki zaten kendisi TB2L'deki Genç Banvitliler için alınmıştı- ve Brown da tıpkı Crispin gibi yolcular. Williams'a stepne olarak iyi bir yerli uzun düşünülüyor. Akıllara bu kez de Fatih Solak geliyor. Taliplisi çok ama Banvit de bir ihtimal alabilir onu. Toplam 3 yabancı düşünülüyor kadroda. Adaylardan birisi yine eski Antalya'lı Jamon Lucas. Hem 1 hem 2 oynayan bir isim olarak işine yarayabilir. Yunus ve Caner'in ikişer yıllık sözleşmeleri var. Erolcan'a da oldukça güveniyor Orhun Ene. Duruma göre şayet iyi bir yerli 5 numara yedeği bulamazlarsa, 3+1'e girişip +1'i yabancı bir uzunla geçebilirlermiş.

Şimdilik haberler böyle, direkt olarak birinci ağızdan, kesin ve net. Yabancılar netleştikten sonra yerli kadrosuna da ince bir ayar çekilir mutlaka. Çakışmalar olmasın, pozisyonlarda tıkanmalar olmasın diye.

Türk Telekom - F.Bahçe Ülker (İnceleme)

TBL.org.tr için hazırladığım Türk Telekom - F.Bahçe Ülker serisi inceleme yazısına şuradan ulaşabilirsiniz. Söz konusu mekan resmi site olunca cümleler yuvarlak oluyor haliyle. Dokunduramıyoruz ne Sunter'e, ne Tanjevic'e, ne de başka herhangi bir kimseye. Salsa soslu versiyonlarını yazmayı düşünüyorum her iki serinin de ama dur bakalım, herşeyin başı zaman bulabilmek. :)

24 Mayıs 2009 Pazar

TBL - Yarı Final Programı

26 Mayıs Salı
20:00 Türk Telekom – F.Bahçe Ülker (Spormax)
27 Mayıs Çarşamba
19:00 Efes Pilsen – G.Saray Cafe Crown (
Spormax)
28 Mayıs Perşembe
Türk Telekom – F.Bahçe Ülker
30 Mayıs Cumartesi
G.Saray Cafe Crown – Efes Pilsen
31 Mayıs Pazar
F.Bahçe Ülker – Türk Telekom
1 Haziran Pazartesi
G.Saray Cafe Crown – Efes Pilsen (Gerekirse)
2 Haziran Salı
F.Bahçe Ülker – Türk Telekom (Gerekirse)
4 Haziran Perşembe
Efes Pilsen – G.Saray Cafe Crown (
Gerekirse)
5 Haziran Cuma
Türk Telekom – F.Bahçe Ülker (
Gerekirse)

Gecikmiş Derbi Yazısı (102-115)

Dün maçı canlı izleyemeyince Pazar sabahımızın startını biraz erken verip Spormax'te saat 9'a doğru başlayan tekrarıyla rejenere ettik bünyeyi. Buyrun efendim benim gözüme takıldığı kadarıyla derbi:

İlk çeyrekte amma çember dövdü yahu öyle takımlar? Her şut karavana oldu. G.Saray Milo & Hüseyin işbirlikli pota altı oyunlarıyla ve Atkins'in orta mesafe stop-jump-shot'larıyla Beşiktaş ise Wesson ile Cevher'in kişisel gayretleriyle sayılarını ürettiler. Akatlar'da geçen maç olayın koptuğu ikinci çeyreğin bir benzeri daha mı yaşanacaktı yoksa? Beşiktaş gayet güzel bir şekilde girdiği ikinci çeyrekte 17-7'lik bir seri yakalayıp farkı çift hanlere taşırken, maçın ilk isabetliği üçlüğü devreye 06:30 kala Chatman'dan geldi. Bu vakte kadar 0/7 atan Beşiktaş ve 0/10 atan G.Saray adeta uyandılar ve toplamda 5 isabetli üçlük buldular peşpeşe. Maç tam koptu kopacak derken Koray Mincinozlu'dan bir zone savunma hamlesi geldi. Ve işin rengi değişti, olay gittiği yerden geri geldi. Beşiktaş'lı oyuncular sanki ilk kez alan savunmasına karşı hücum ediyormuşçasına acemice şut seçimleri ve hatalar yaparken G.Saray da Murat & Milo'nun sayılarıyla tatlı tatlı farkı kapadı. Engin Kennerman'ın Ömer Ünver'e çaldığı -sanki biraz uyduruk- sportmenlik dışı faul sonrasında Murat Kaya'nın 1/2 faul, ve ardından da Tolliver'ın bir üçlük atmasıyla maç 41-39'a geliverdi. Alan savunmasına karşı Cevher'in tepeden gelen tek üçlüğü dışında sayı üretemeyen siyah beyazlılar, Mehmet Yağmur'un Murat Kaya'ya yaptığı net faulün çalınmayışının ardından bulduğu fast-break'i Cevher ile bitirerek alan savunmasına karşı 5. sayısını bulurken, bu basket devrenin de skorunu tayin etmiş oldu (43-39).

Devreyi moralli kapayan G.Saray ikinci yarıya zone'u bırakıp yeniden adam adama oynayarak girdi. İlk 3 dakikalık kısmı 10-0'lık bir seriyle geçen sarı kırmızılılar bir anda skorda öne fırladılar. Wesson ile bu çeyrekteki ilk basketine 3 dakika sonra ulaşabilen Beşiktaş savunmada aksayınca bu kez Tolliver devreye girdi. Fark 7 sayı iken önce Haluk'un üçlüğü ardından da o zamana kadar 10 sayı - 4 ribaund - 5 asist ile oynayıp müthiş bir performans gösteren Milojevic'in 10 saniye içinde bir hücum, bir savunma ve bir de teknik faul ile 5'lemesi ve kenara gelmesi ile maça yeniden tutundu. Şayet Milo biraz dikkatli olsa, iyi ritim yakalamış olan takımı maçı bu çeyrekte koparabilirdi. Faul hakkını tez zamanda dolduran G.Saray'a karşı bol bol faul sayıları bulan Beşiktaş skoru 01:30 kala kafa kafaya getirirken, bu sırada G.Saray ekmeğini üçlüklerle çıkarttı. Wesson'un tepeden bulduğu iki üçlük ve bu maçtaki ilk sayılarını üçüncü çeyreğin bitimine 2 dakika kala bulabilen Baxter'ın 4 sayısıyla skorda yeniden öne geçen Beşiktaş, Cevher'in çeyrek biterken bulduğu mucize üçlükle son çeyreğe yine tıpkı devre sonunda olduğu gibi 4 sayıyla önde girdi (71-67). 56 sayının atıldığı bu çeyrekte toplam 9 üçlük atılması ise bu kısma ait hoş bir detaydı.

Bir ara 7 sayı geriye düşmesine rağmen Milo'nun teknik faulünün ardından durumu toparlayan ve 4 sayı farkla öne geçen Beşiktaş son çeyreğe bunun moraliyle girdi. İlk 4 dakikayı da 5-2'lik bir seri ile geçip rakibine Hüseyin'in faul çizgisinden bulduğu 2 sayı dışında sayı izni vermediler ve maçı alacaklarmış gibi bir ışık yaktılar. Ama siyah beyazlılar hali hazırda 7 sayı olan farkı üçlüklerle açmaya çalışınca işler hafif hafif tersine döndü. İkinci çeyrekteki zone hamlesine son çeyrekte bir kez daha başvuran Koray hoca bu hamlesinde de başarılı oldu. Hüseyin'in 2 faul sayısıyla son çeyrekteki 3. ve 4. sayılarına ulaşan sarı kırmızılılar Murat Kaya'nın üçlüğü ile skoru 76-76'ya getirdi. Son çeyreğin en skoreri Hüseyin'in basketiyle bitime 03:40 kala 76-78, Tolliver'ın üçlüğüyle ise bitime 02:40 kala 76-81 öne geçen G.Saray Cafe Crown, Cevher'in üçlüğüyle başlayıp yine Cevher'in smacıyla biten 7-0'lık Beşiktaş serisine engel olamadı ve son 33 saniyeye 81-83 geride girdi. Graves penetre edip zorlama bir turnikeden 2 sayı çıkarınca iş 21 saniye kala son topa kaldı. Sürenin tamamını elinde eriten Chatman fazlasıyla oyalanıp süre biterken yolladığı üçlükle şansını denedi ama olmadı ve maç uzadı (83-83).

Uzatma dakikalarına hızlı giren ve 2 dakikada 7 sayı bulup farkı 4'e çeken Beşiktaş Cola Turka, Graves'in hiper süper smacıyla önce bir irkildi. Siyah beyazlı oyuncular hücum tercihlerini yine sadece üçlük atmaktan yana kullanınca ve isabet de sağlayamayınca Atkins'in turnikesi, Hüseyin'in faul sayıları derken 90-92 geriye düştüler. Maçın ilk 33 dakikasında 25 sayı atan ama sonra yorgunluktan dili dışarı çıkmaya başlayan Wesson'ın bir ribo mücadelesi esnasında Muratcan'ın kaşını yarması Beşiktaş'ın moralini aşağıya mı çekecek derken Cevher sağ dipten yolladığı üçlükle takımını öne geçirdi. Ama G.Saray işi bırakmadı, Tolliver'ın üçlüğü ve Atkins'in faulleriyle ibreyi bu kz tam 4 sayıyla yeniden kendi lehine çevirdi. Film bu kez koptu, iş kesin bitti derken hayat öpücüğünü gönderen isim yine Cevher oldu. Bulduğu üçlükle farkı 1'e indiren Beşiktaş, Atkins'in taktik faullerde 1/2 atmasıyla bu kez maçı uzatabilmek için son topu kullandı. Chatman sağ çizgiden ilerlemeye çalışırken Polat'a çalınan faulün ardından kendisini faul çizgisinde buldu. 2/2 atması ile de maçı 2. kez uzatmaya götürdü (98-98).

Ve olayın bu kez cidden bittiği kısım. 2. uzatma devresinde ritmini tüm maç boyunca olduğu gibi yine üçlüklerden almaya çalıştı Beşiktaş Cola Turka. Ama 1/3 ikilik, 0/4 üçlük yüzdeleriyle bunu pek de başaramadı. Buna karşılık sadece 2 şut kaçıran ve her hücumdan sayı çıkartan G.Saray Cafe Crown kolay pota altı basketleriyle yarı finale uznmayı başardı (102-115). Yarı finalde rakip Efes. Bu maçta kadro dışı bırakılan Hosley'nin durumu ne olacak belli değil ama Gurovic'ten de pek öyle hayır gelecek gibi değil. Yine bu maçta 5 faulle kenara gelene kadar oynadığı 2.5 çeyreği tamamen domine eden, Hüseyin'le uyum konusunda ders veren Milojevic Koray hocaya sağlam bir buradayım mesajı verdi diye düşünmekteyim. Gerçi ne Milo ne de Hüseyin Efes'e karşı bu kadar rahat olamazlar ama oyunu içeride tutmak istiyorsan bu ikiliyi daha sık tercih etmek zorundasın gibi de bir gerçek var ortada.

Altar Tunçkol Röportajı

Antalya BŞB koçu Altar Tunçkol ile Antalya yerel gazetelerinden Ekspres'in yaptığı röportajı şuradan okuyabilirsiniz. Oldukça güzel bir röportaj olmuş. Her konuya değinilmiş. Altar abinin basketbola nasıl başladığından tutun da, Genç Milli Takım'daki görevinden neden(!) alınışına, Orhun Ene'nin takımdan ayrılışına, Darüşşafaka macerasına ve elbette Antalya BŞB'ne kadar herşey var röportajda.

İspanya 2014

2014 Dünya Şampiyonası'na evsahipliği yapacak ülke dün belli oldu. Sonuç kimse için sürpriz değil, en güçlü aday olan İspanya 19 oyun 11'ini alıp 8 oy alan İtalya'nın önünde kazanan taraf oldu. 3. aday Çin ise ilk turda elendi. İspanya'da herşey planlı programlı ve tamamen 2014'e kanalize durumdaydı zaten. Öyle ki 2010'un bizim elimizden alınma ihtimali varken, Fiba'nın 2010'u önerdiği ülkelerden biri de İspanya idi. Ama verdikleri cevap herşeyi anlatıyordu: 'Hayır, sağolun. Biz 2014'ü istiyoruz. Hazırlıklarımız bu yönde.'

Olay budur işte diyor insan. Bizdeki gibi karga tulumba işlemiyor işler. 2014 Dünya Şampiyonası 5 ayrı ilde gerçekleşecek. Madrid, Bilbao, Granada, Las Palmas ve Sevilla. Salonların adresleri de belli. Madrid'de 2005 yapımı olan 15.000 kişilik Palacio de los Laportes'te ya da 2013'te tamamlanacak olan 18.000 kişilik Valdedebas Arena'da yapılacak. Bilbao'da 2004 yapımı 17.000 kişilik Bizkaia Arena, Granada'da 2012 yılında tamamlanacak olan 12.000 kapasiteli Palacio Municipal de Deportes, Las Palmas'ta 2012'de yenilenme işleri tamamlanacak olan 10.000 kişilik Gran Canaria Spoerts Center ve son olarak Sevilla'da 2012 yılında tamamlanacak olan 15.000 kişilik New Palacio Municipal ise turnuvaya evsahipliği yapacak diğer salonlar olacak.

Biz hala Antalya - Kayseri arasında o piti piti karamela sepeti yapalım.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

G.Saray 2 Uzatma Sonunda Galip (102-115)

Normal süre 83-83, 1. uzatma ise 98-98 bitmiş. 45. dakikadan sonrasında Beşiktaş Cola Turka'nın pili bitmiş, G.Saray Cafe Crown 17-4'lük bir seri ile yarı finalde Efes Pilsen'in karşısına dikilmiş. Bu yıl ilk kez bir derbiyi deplasman takımı kazanmış oldu böylece. Ben maçı izleyemedim, peder sağolsun can sıkıntısından maçı izlemiş, tekrarını izleyip de geniş bir maç yazısı yazana kadar onun bana yaptığı yorumlarla idare ediverin. :)

'Beşiktaş bitti yav son 5 dakikada, artık yürüyecek halleri kalmadı adamların. Habire üçlük salladılar, girmeyince G.Saray da pıtır pıtır attı sayıları. Wissın mı ne vardı Beşiktaş'ta o iyiydi 30 sayı mı ne attı, bir de kısa Amerika'lı vardı, o iyiydi. Hayır normal sürenin bitmesine 21 saniye vardı, top bunlardaydı, gidip 2 saniye kala üçlük kullandılar, girmeyince maç uzadı. Halbuki dalsalar bir turnike ya da faul olacak maç bitecek. G.Saray'da ise Hüseyin iyiydi. Sonra bir de 2 tane Amerikalıları vardı, biri kafasında kırmızı çemberle oynuyordu, onlar iyiydi. Bir de Cüneyt mi ne, o kısa çocuk, o iyiydi.'
İstatistik kağıdına bakınca pek de yanılmadığını gördüm peder beyin. Wesson 29, Hüseyin 25, kırmızı çemberli Atkins 22 atmış, kısa çocuk Cüneyt 13 asist yapmış. :) Ha bu arada Quinton Hosley'nin de disiplinsizlik nedeniyle kadro dışı kaldığını, uzun süredir sakat olan 5+1'in 1'i Gurovic'in uzuuun bir aradan sonra formasına kavuştuğunu ama sadece 3-4 dakika oynayıp karavana attığı bir üçlük dışında bir şey yapmadığını da dip not olarak verelim.

Neyse Organizasyonu Tuttuk Elimizde

Komitemiz sağlam bir ekip halinde Cenevre'de idi dün. 2010 Dünya Şampiyonası'nı elden kaçırmamak için. Toplantıdan çıkan sonuçlara bakınca organizasyonu elimizde tuttuk diyebiliriz artık. Ama işin Antalya ayağında biraz sorun var, daha önce de yazmıştım bunu. Antalya'daki salon için ortada hiçbir şey olmaması adamları rahatsız ediyor tabii. 15 Temmuz 2009 olarak vermişler son tarihi. 'Ya somut bir şeyler yaparsınız, ya da Antalya'nın yerine başka bir şehri işe katarsınız' demişler. O başka şehir belli. Kayseri. Antalya'nın organizasyon dışında kalmaması için Deniz Baykal'ın bile devreye girdiğini okuduk gazetelerden. Başkan Akaydın da organizasyonu istiyor. E oranın belediye başkanı olsam, ben de böyle bir şeyi kaçırmak istemem. Ama işin içinde siyasi bir savaş da var. AKP Kayseri'yi, CHP Antalya'yı istiyor. Ben parti işine girmeden, kendi isteğimin de Antalya olduğunu belirteyim. Zaten oyuncular, antrenörler, gazeteciler, görevliler de iki şehrin yapılarını bilseler tercihlerini Antalya'dan yana kullanırlar, bu çok zor bir tahmin değil. Dedik ya işte kritik tarih 15 Temmuz, o zamana kadar somut bir şeyler gösterdik gösterdik, yoksa iş Kayseri'ye kayıyor. Ha tabi bu arada organizasyonu elimizde tuttuk ama Fiba'nın tesisleşemediğimiz için başımıza diktiği ve bizi her ay denetleyen 'İzleme Komitesi' de aynen işinin başında. Biri bizi hala gözetliyor yani.

22 Mayıs 2009 Cuma

Dodo Antalya'dan Kopuyor mu?

Antalya BŞB'nin yeni yönetimiyle yaptığı toplantıdan uzlaşamadan ayrılmış Dodo. Haklı da ama. Yönetimin staff ücretleri dahil yeni sezon için belirlediği bütçe 1.5 M TL imiş. Zaten takımın bu yılki bütçesi 2.5 M $ idi. Attan inip eşeğe binmek gibi bir şey oluyor bu. Bir yandan hedef büyüteceğiz hikayeleri, diğer yandan parasal anlamda küçülme. Dodo 'Hayır' demiş, kalkmış masadan tabii. Ama başkan Akaydın haber yollamış, pazartesi Dodo ile görüşeceklermiş. Olay pazartesi günkü Akaydın & Hakyemez görüşmesinden sonra netleşecek yani. Dodo 'Varım' mı der yoksa 'Yokum' mu der, orası başkana kalmış.

Play-Off'ta 42 Fark

Baktık arşive, en son 1995-96 sezonu çeyrek final serisinde F.Bahçe atmış Darüşşafaka'ya. Skor 116-74. Yine tam 42 sayı fark. Play-Off'larda kolay rastlanmayacak bir maçtı dün oynanan. Hele ki G.Saray Cafe Crown'un kadro genişliğini düşündüğünüzde hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir sonuç olduğu daha da net anlaşılıyor. Yakın tarihi düşünüyorum, aklıma F.Bahçe Ülker'in 100. yılında şampiyonluğu alırken final serisinde o yıl 30. yaşını kutlayan Efes Pilsen'e attığı 30 fark geliyor. O da pek öyle mantık içi bir skor değildi. Şutlar girdiği zaman sonuç böyle oluyor işte. Yapacak bir şey yok.

21 Mayıs 2009 Perşembe

Beşiktaş'tan G.Saray'a Farklı Tarife (113-71)

Hızlı hücumlarla aptala döndürüp, şutuyla da sağlam bir dayak atıverdi Beşiktaş bugün G.Saray'a. Burak Bıyıktay sonrası dönemde koş koş ve bol dış şut ağırlıklı basketboluyla kazanmıştı ekmeğini siyah beyazlılar. Serinin ilk 2 maçında bu görüntülerinden uzak kalıp faul bile atamayınca 74 ve 66 rakamlarını görebildiler skorbordda. Ama bugün? Daha ilk yarıda 60 yaptılar. Maç sonunda iki takım arasındaki maçlar arasında ayrı bir yere oturacak bir skor oluştu. 25/28 ikilik ve 16/29 üçlük yüzdelerinin (en azından ikiliğin) rekor olma ihtimali kuvvetle muhtemel. Boyalı alan dışından denenen sadece 1 tane ikilik var. 2 tane de üçlük atarken çizgiye basılan ayaklar neticesiyle 2 dsayı getiren basketler var. Gerisi silme lay-up. Bomboş hem de.

Halbuki maç öncesinde salona bağlanıldığında gördüğüm 50-100 kişilik Beşiktaş taraftarı benim kafamdaki 'Beşiktaş bu maçı alır' düşüncesini biraz sekteye uğratmıştı. Sonuçta bu yıl derbilerin hepsini evsahipleri kazanmıştı, bunda da en büyük pay sahibi taraftardı hep. Bugün seri yine bozulmadı ama taraftar yoktu. Haftasonu oynanacak olan maç çok daha faklı bir atmosferde oynanacaktır. Bu nedenle bugünkü galibiyet Beşiktaş adına çok çok önemli. Boş tribünlerle seriye tutunan takım, hafta sonu seriyi son maça taşımak için arkasına sağlam bir taraftar grubunu da alacaktır. Maç öncesi Koray hocanın açıklamalarından bu maç için endişeli olduğu net bir biçimde anlaşılıyordu. O her ne kadar 'Oyuncularım rehavete' girmedi dese de, bu açıklamasından oyuncularının belli bir rehavete girdiğini çıtlattığından haberi yoktu kuşkusuz.

Neyse maç başladı, yalancıktan kafa kafaya giden bir 5 dakikanın ardından Muratcan'ın liderliğinde sazı eline aldı Beşiktaş Cola Turka. İlk çeyrek sonunda 26-18'lik evsahibi üstünlüğü oluşmuşken bunda en büyük pay sahibi 10 s - 2 r - 2 a ile Muratcan'dı. Seviyorum ben bu adamı, bugün bunu bir kez daha farkettim. Yazmadan da geçmek istemedim.

İkinci çeyrek oyunun kırıldığı kısım oldu. Daha doğrusu dayağın başladığı. Mehmet Yağmur'la başlayan yumruklar Haluk, Adem, Chatman, Baxter ve Haluk'un katılımlarıyla bildiğiniz bir linç girişimine döndü. Dışarıdan yollanan üçlükler, kapılan toplar arkası bitirilen fast-break'ler derken fark 20'leri görüp devre sonunda 60-32 gibi uçuk bir skora dönüştü. G.Saray Cafe Crown takımında elle tutulacak hiçbir şey yoktu. Öyle ki geri düşen takımlar için yaptığı 'Ben onlardan bir geri dönüş bekliyorum' yorumuyla onların en büyük destekçisi olan Çetin Yılmaz bile ikinci yarı başında 'Yani, yok, ben hiçbir elektrik alamıyorum onlardan' cümlesiyle teslim bayrağını çekiverdi G.Saray Cafe Crown adına.

İlk yarı sonunda 60 sayıya ulaşan Beşiktaş Cola Turka'da Cevher'in sadece 1 sayı atabilmiş olması ve iki takımın asist sayılarının 16'ya 2 gibi manyak bir durumda olması ilk 20 dakikanın kıyı köşe istatistiklerindendi.

Dedim ya Çetin Yılmaz'a bile elektrik vermiyordu G.Saray Cafe Crown. Nitekim ikinci yarıda fark daha da büyüdü. Önce 30'ları, sonra 40'ları gördü. Chatman son çeyreği oynamadı, oynasa 22 s - 7 r - 10 a istatistiklerini triple-double'a yuvarlardı kesin. Son kısımda gençler süre aldı. Bir de sakatlık sonrasında hala uyum sürecinde olan Tufan ve sezonu benchte çürüyerek geçiren Ömer Ünver. İkisi de maçı 9'ar sayıyla tamamladılar. Tufan ikinci maçta ve hatta bu maçın da belli bir kısmında çok kastığı üçlük sokma işini son 3 denemesinde %100 yaparak gerçekleştirdi. Ömer Ünver ise 2 üçlük, 1 faul, bir de takımının 100. sayısını attığı turnikesiyle tamamladı 9'u.

Neticede güzel, hareketli, Beşiktaş'ın istediği gibi bol skorlu, keyifli bir maç olarak akşamımıza renk kattı derbi. Skordaki fark birçok etkeni de beraberinde getirecektir. Beşiktaş Cola Turka -tekrar gibi olacak ama- haftasonundaki maç için birçok avantajı cebine koydu bugünkü bu sükseli galibiyetle. Taraftar gelecek mesela o maça, sonra oyuncular güvenle oynayacaklar, rakip biraz sarsılmış olacak vs. . Cumartesi günü güzel bir maç daha bekliyor bizi, şimdiden söylemesi. G.Saray bugün oyunu soğutmaya çalıştı ama beceremedi skordan da göreceğiniz üzere, bakalım o maçta bunu becerebilecekler mi? Yoksa bugün sol şeridi kapatıp giden Beşiktaş seriyi son maça mı taşıyacak? Bekleyeceğiz, göreceğiz.

Laf-ü Güzaf #11

Beşiktaş Cola Turka - G.Saray Cafe Crown maçı öncesinde Spormax muhabiri Volkan Günak Cüneyt Erden'le konuşuyor. Ama ne Cüneyt, ne ben, ne de tahminimce kendisi hiçbir şey anlamıyor. Hatta bununla da yetinmiyor yeni bir kavramı basketbol literatürüne hediye ediyor. 'Kıskanç şut'. :) Saygıyla eğiliyoruz önünde.

- V. Günak: Cüneyt sen Türkiye'nin en iyi şutörlerinden birisin. G.Saray Cafe Crown Avrupa'da ve ligde oynadığı maçlarda bolca dış şut kullanıyordu ancak şimdi bakınca daha kıskanç şut kullandığını görüyoruz takımın.
- C. Erden: Pardon anlayamadım son kısmı.
- V. Günak: Şey diyorum, kıskanç şut, kıskanç shot selection. Yani eeee heh, seçerek şut kullanıyorsunuz diyelim.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Evren Büker Röportajı

Nihayet gerçekleştirebildik beklenen röportajı. Sezonun en dikkat çeken isimlerinden biri olan, Salsabasket takipçileri tarafından da 'Yılın En Çok Gelişim Gösteren Oyuncusu' seçilen Evren Büker ile keyifli bir röportaj patlatıverdik. Ben işi yazıya dökerken bile keyif aldım, eminim aynı keyfi siz de okurken alacaksınız.

SB: Oyak Renault öncesi kariyerinden biraz bahsedelim. Makospor, Yeşimspor, TB2L, Ümit Milli Takım. Konuşacak çok şey var.

EB: Basketbola 12 yaşında Makospor’da başladım. Altyapıda küçük takım, yıldız takım ve genç takım seviyelerinde oynadım. Genç takımda oynarken aynı zamanda bölgesel ligde de mücadele etmeye başladık. Çünkü Cem abi (Cem Çağal) ne kadar fazla maç yaparsak bunun gelişimimize o kadar katkısı olacağını söylüyordu. Okul takımını da sayarsak bazen haftada 3 maç yapıyorduk. Herşey planlandığı gibi gidiyordu, gerek Türkiye genelinde gerekse de Bursa içi çeşitli başarılar kazandık. Altyapı eğitimimizi tamamlamıştık. Sonrasında takım ve teknik kadro olarak Yeşimspor’a transfer olduk ve 2. lig kapısı açıldı. 2. ligde ilk senemiz olmasına rağmen çok zorluk çekmedik. Bölgesel ligde geçirdiğimiz iki sene işe yaradı ve bizden beklenenlerin üzerinde işler yaptık. Genç kadromuzla bir çok şampiyonluk kovalayan takımı yendik. Ve en önemlisi bizi izlemeye gelenlerin salonda hayranlıkla izledikleri bir takım olduk. Cem abinin hızlı basketbolu, devamlı değişen savunmaları ile rakiplerimizin korkulu rüyası haline gelmiştik ve gün geçtikçe de gelişmeye devam ediyorduk. Bu doğrultuda takım arkadaşlarım Ahmet, Hüsnü ve ben Ümit Milli Takım aday kadrosuna davet edildik. Bu inanılmaz bir duyguydu. Güzel bir kamp dönemi geçirdik, kendi adıma çok güzel bir tecrübeydi. Avrupa Şampiyonası’nda başarısız olsak da arkadaşlarım ve ben milli formayı taşıdığımızın bilincindeydik ve bu bilinçle sonuna kadar da şavaştık.

SB: Sonuna kadar Bursa’lı bir basketbolcusun, haliyle Cem Çağal’ın da üzerinde epeyce bir emeği var. Cem Çağal hakkındaki yorumların nedir?
EB: Bursada doğup büyüdüm, burası benim şehrim. Herkesin doğduğu yer kendine gore güzel ve özeldir ama Bursa benim için herşeyden önce gelir. Bu şehirde çok güzel anılarım var. Bursa seyircisini kolay kolay unutamam. Üzerimde birçok kişinin emeği var ama Cem abinin yeri çok özel sizin de dediğiniz gibi. Bize basketbolun yanında disiplini, hayatı, gelecekte bizleri nelerin beklediğini çok iyi anlattı. Şimdi baktığımda onun dediklerinin harfiyen çıktığını görüyorum. Basketbol zekasıyla bizlere çok şey kattı, babalık yaptı. Teşekkürler diyeyim kendisine sizin aracılığınızla.

SB: Gelelim Oyak Renault’ya. 3 sezondur takımla birlikte sen de adım adım yükseldin. Hem takımın hem de kendinin bu 3 yıl zarfındaki gelişimini nasıl yorumlayacaksın?
EB: Oyak Renault’daki ilk senemde biraz zorlandım açıkçası. İkinci ligden kalan bazı alışkanlıklarım vardı ama zamanla attım bunları. 1. ligdeki ilk senem olmasına rağmen 26-27 dakika ortalama yakaladım. Bu oldukça iyi bir başlangıçtı benim için. İkinci sezonuma hazırlanırken yaz dönemini çok iyi geçirdim. İlk senemde oynadığım maçların kasetlerini izledim, sürekli olarak hatalarımı çıkarttım, onların üzerine üzerine gittim. Takım olarak o sezona biraz kötü başladık ama ligin ikinci yarısında işler değişti. Üst üste aldığımız galibiyetlere bir de Türkiye Kupası finalini ekleyince hem takım olarak hem de bireysel anlamda büyük bir başarı kazandık. İstatistiklere baktığımda kendi adıma belirgin bir gelişme olduğunu görmek de ayrıca bir mutlu etti beni. İkinci senemdeki bu durum bana güven verdi, neleri yapabileceğimi daha iyi gördüm. Üçüncü seneme hazırlanırken daha fazla antrenman yapma şansı yakaladım. Ekstra idmanlar yaparak, başka liglerde benim pozisyonumda oynayan oyuncuların kasetlerini izleyerek ve sadece 1-2 şeyi değil herşeyi iyi yapmalıyım diyerek hazırlandım bu sezona. Malum günümüz basketbolunda artık sadece şut atmak ya da sadece 1-2 şeyi iyi yapmak yeterli olmuyor. Eğer üst seviye bir oyuncu olmak istiyorsanız komple bir basketbolcu olmalısınız. Daha çok konsantre oldum, dinlenmeme, beslenmeme dikkat ettim. Ve şimdi sezon bittiğinde tüm bu emeklerimin karşılığını iyi bir performans olarak almam beni inanılmaz mutlu etti. Eksiklerim yok mu? Elbette var. Ama çalışarak hepsinin üstesinden geleceğim.

SB: 3 yıllık bir plan program sonucunda sürekli büyüyen bir proje oldu Evren Büker. Bunda Yücel Platin’in de bir katkısı vardır mutlaka. Yücel hoca hakkındaki fikirlerin ve onun senin gelişimin üzerindeki etkileri nedir?
EB: Yücel abi beni genç takım seviyesinden beri takip ediyordu. Bana göre tam zamanında buluştuk Yücel abi ile. İkinci ligden gelmiştim, henüz çok tecrübesizdim, kimse tarafından tanınmıyordum, tabiri caizse tam bir soru işaretiydim ama Yücel abi bana güvendi, süre verdi. Saha içinde beni rahat bıraktı, sorumluluk almamı istedi, güven verdi. Biz onun eline belli bir seviyede gelmiştik ama o işin rötuşlama kısmını muazzam yaptı. 1. lig seviyesinde bu derece adından söz ettirebilen bir oyuncu olduysam bunda Yücel abinin payı çok ama çok büyüktür.

SB: Baktığımız zaman oyunun defansif kısmını iyi oynadığını ama bunun yanında özellikle bu yıl takımın skor gücünü de epeyce bir sırtladığını görüyoruz. Hem sayı atmak hem de rakibin en çok sayı atanını tutmak nasıl bir olay? Zor oluyor mu, yoksa gerçekten keyifle mi yapıyorsun bunu?
EB: Hem savunma yapmak hem de sayı atmak günümüz basketbolunun tartışmasız gerçeği oldu artık. Ben şahsen bunu yaparken zorlanmıyorum. Sayı atmak elbette önemli ama ben atletik olmayı, savunma yapmayı, ribaundlar alıp asistler yapmayı daha çok seviyorum. Bundan daha çok keyif alıyorum.

SB: Bu yıl Play-Off’u kılpayı kaçırdınız. Özellikle iç sahada kaybedilen Pınar Karşıyaka rüyanın sonu oldu. Genel olarak baktığımızda Oyak Renault başarılı oldu diyebilir miyiz? Ayrıca Play-Off yapamama nedeniniz neydi sana göre?
EB: Evet bu sene Play-Off’u kılpayı kaçırdık. Ama dönüp bakınca Pınar Karşıyaka maçından once son saniyelerde verdiğimiz bir çok maç olduğunu görüyoruz. Bence Pınar Karşıyaka maçından ziyade o maçlarda kaybettik biz şansımızı. O son anlarda kaybettiğimiz maçların yarısını alsak iş tamamdı ama olmadı. Ligimiz çok kaliteli bir lig sonuçta, bu tip geri dönüşler sıkça yaşanabiliyor. O nedenle bu bir mazaret olarak algılanmasın kesinlikle. Sadece biraz şanssızdık demek istedim. Bu yıl bize Play-Off yakışırdı ama kısmet değilmiş ne yapalım.

SB: Bu sezon en beğendiğin oyuncu kimdi ligde?
EB: Bu sezon en çok Efes Pilsen’li Bootsy Thornton’u beğeniyorum. Elimden geldiğince onu izlemeye çalışıyorum.

SB: Peki tutmakta en çok zorlandığın isim kimdi?
EB: Bootsy Thornton. :)

SB: Sözleşmen bitti bu sene sonunda. Ve gösterdiğin performansla da bir çok takımın transfer gündemindesin. Ne düşünüyorsun? Ne yapacaksın? Dakikayı mı yoksa parayı mı düşüneceksin? Özellikle oynamak istediğin bir takım ya da çalışmak istediğin bir koç var mı? Genel olarak bir yorum alalım transfer durumun hakkında.
EB: Transferim konusunda ne olacağını ben de merakla bekliyorum. Elbette son kararı ben vereceğim ama şu ana kadar bir değerlendirme yapmadım. Parayı mı yoksa dakikayı mı tercih edeceğim konusuna gelirsek, kendime yaptığım 3 yıllık yatırım ve gelen teklifleri reddetmiş olmam parayı değil iyi bir oyuncu olmayı tercih ettiğimi açıklamaya yeter diye düşünüyorum. Ama şimdi gelişimim için gösterdiğim emeklerimin karşılığını almaya başladım. Önümde büyük bir şans var. Çok ciddi bir teklif alırsam, arada da maddi anlamda büyük farklar varsa bunu değerlendirebilirim ama ilk fırsatta kafamda olan; Oynayabileceğim, daha yukarılara çıkabileceğim ve gelişimimi devam ettirebileceğim bir takıma gitmek. İnşallah kendi adıma en doğru kararı veririm. Karar aşamasında elbette tek başıma olmayacağım. Abilerimle, ailemle, arkadaşlarımla sürekli fakir alışverişinde bulunacağım. Umarım benim için ve geleceğim için en hayırlısı olur.

SB: Abin Serhat Büker ile aynı takımda oynuyorsunuz. Bunun artıları ve eksileri nedir?
EB: Beraber oynamak bizi hep ileriye götürdü, bu durumun hiçbir dezavantajı olmadı. İkimiz de mücadeleci, sert, neler yapabileceğini bilen oyuncularız. Maçlardan sonra kapışmalarımız falan da olur bizim. Ama dediğim gibi bunlar hep ikimizin basketbolunu da ileriye götüren şeylerdi.

SB: Peki Serhat’ın performansını beğeniyor musun? Açık açık söyle bakalım, şunu iyi yapar ama şu konularda zayıftır desen nasıl yapardın listeyi.
EB: Abimin bu yıl kariyerinin en iyi sezonlarından birini geçirdi bence. Önceden sadece müdafaa sertliği yapardı, bu sene ceza şutlarını da sokmaya başladı ve en önemlisi pas yeteneğini geliştirdi. Ben açıkçası abimden böylesi bir performans beklemiyordum. Çünkü yetenekleri sınırlı bir oyuncu, doğruya doğru. :) Ama sahip olduğu inanılmaz fiziğini bu yıl çok iyi kullandı. Savunmasını yaptı, oyunu sertleştirdi, ribaundları topladı, şut atmaya başladı. Artık oyunu okumaya da başladı. Yalnız olabildiğince az dripling yapsın lütfen. :) Başka da bir şey yok.

SB: Milli Takım için ne düşünüyorsun? Bu yılki performansının ardından koç Tanjevic sence açar mı kapıyı sana?
EB: Milli Takım için şansımın olduğunu düşünüyorum elbette. Koç Tanjevic’in gençlere sanş verdiğini de düşünürsek, neden olmasın.

SB: Salsabasket.net sitesi okuyucuları tarafından 'Sezonun En Çok Gelişim Gösteren Oyuncusu' seçildin. Hem de uzak ara. Mehmet Yağmur, Cevher Özer, Emir Preldzic, Soner Şentürk gibi gerçekten senin gibi iyi birer sezon geçiren isimleri ekarte ettin. Bu konuda ne düşünüyorsun?
EB: Salsabasket sezonun en iyileri ödüllerini takip ettim. Öncelikle beni bu ödüle layık görenlere, tercihini benden ya da başka bir isimden yana kullanan herkese teşekkür ederim. Benimle birlikte oy alan diğer oyuncular da en az benim kadar bu ödülü hak ettiler. Tekrardan çok teşekkürler herkese.

SB: Son olarak Salsabasket.net hakkındaki fikirlerin nedir? Kimden duydun siteyi ilk olarak ve yorumların nedir?
EB: Salsabasket.net’i ilk olarak Nedim abiden (Nedim Dal) duydum. ‘Bir haber var, bak bir ara’ demişti. O gün bugündür siteyi takip etmekteyim. Güncel haberler, özgün bir anlatım, özellikle de basketbolseverlerin yorumlarıyla eşlik ettiği halka açık bir site halini alması burayı oldukça keyifli kılıyor. Bu nedenle seni de tebrik ediyorum Anıl. Yolunuz açık olsun.

SB: Çok teşekkürler Evren bu keyifli röportaj için. Senin de yolun açık olsun.
EB: Ne demek, ben teşekkür ederim.

19 Mayıs 2009 Salı

Telekom F.Bahçe'ye Rakip Oldu (90-98)

Serinin ilk 2 maçı gibi hatta abartırsak bu yıl oynanan 4 adet Mersin - Telekom maçı gibi yine son anlara kadar çekişmeye sahne oldu bu maç da. Evsahibi ilk yarıda çift haneli farkla gerisine düştüğü rakibini üçüncü çeyrekte yakalayıverdi. Son ana kadar da bırakmadı. Ama maç sonu tecrübesi, taktik fauller derken gidiverdi maç. Lofton + McCalebb ikilisi geçen maç toplam 55 sayı atmışlardı, bugün toplam sayıları sadece 21 oldu. Gerçi İnanç ve Basden'ın ekstra oyunları -özellikle İnanç'ın 6/8 üçlük yüzdesi ve Basden'ın triple-double'a ramak kalan istatistikleri- takımı ayakta tuttu maçın son anına kadar ama asıl ağır abiler suskundular. Telekom tarafında ise bir Bajramovic resitali vardı. Kaçırdığı 2 üçlük dışında ne attıysa soktu bugün, isminin karşısında yazan 31 sayı hakikatten adı kadar keyif verici. Tutku'nun 7 asisti, El-Amin'in ise 12 sayısı hayat belirtileri vermeleri adına sevindirici. Yalnız bu seride uzak ara sınıfta kaldı Telekom. Şimdi rakip F.Bahçe Ülker. Ak koyun kara koyun bu seride ortaya çıkacak. Saha avantajı onları finale taşımaya yetecek mi, göreceğiz. Mersin'e, oyuncularına ve Ahmet Kandemir'e ise sonsuz tebrikler. Müthiş bir iş çıkarttılar. Uzunsuz halleriyle, Telekom'u sağlam bir salladılar ama yıkamadılar. Lofton, McCalebb, Basden gibi keyifli yabancılar, Lofton'un 2 unutulmaz lig performansı, seyirciyle bütünleşme, tarihlerinde ilk defa Play-Off çeyrek finaline kalmak ve süpürülmeden elenmek bu yıl onlar için hep pozitif olaylardı. Tekrardan tebrikler hepsine.

G.Saray Cafe Crown Üçlüklerle (80-66)

Serinin 2. maçını da kazanıp işin Ayhan Şahenk kısmını kazasız atlatmak isteyen G.Saray Cafe Crown'a karşılık, deplasmandan 1 galibiyet çıkartıp seriyi Akatlar'da bitirmek isteyen Beşiktaş Cola Turka'nın kapışmasında gülen taraf evsahibi oldu. İlk yarının sonlarında 19 sayılık farkı yakalayan sarı kırmızılılar ikinci yarının ilk 5 dakikasında rakiplerine farkı eritme şansı tanısa da buldukları kritik üçlüklerle rakibinin direncini kırıp maçı almayı başardılar.

Maçın ilk çeyreğinde ne vardı? Uzun süre sonra ilk 5 başlayan Tufan'ın peşpeşe yolladığı airballar vardı mesela. Genç oyuncu (ruhu genç :p) sakatlık döneminin ardından formunu bulamadı hala. Derbideki airbalları da bunun kanıtıydı. Sonra Chatman'ın kulağındaki 10 küsür dikişten mütevellit kocaman bir bandajla oynaması. Daha doğrusu oynayamaması vardı. İlk 7 dakikada hiçbir şut girişiminde bulunmayıp öyle kendince takılınca hemen kenara alındı Burak Bıyıktay tarafından. Beşiktaş Cola Turka'nın maçtaki ilk 10 sayısını atan Cevher vardı sonra. Takımı adına ayakta kalan tek isimdi ilk çeyrekte. Skor mu? O da 24-16 idi ilk çeyrek bitiminde. Fast-breaklerden epey bir ekmek yedi evsahibi ancak skor 22-11 iken Hosley'nin smaç vurmayıp Tolliver'a attırmaya çalıştığı bir hızlı hücum vardı. Tolliver onu değerlendiremeyince G.Saray benchi faul isteğiyle ayaklanıp bir teknik yiyiverdi. Belki orada şaşalı bir smaçla bitse olay, maç farklı bir yere gidebilirdi. Ayrıca maçın genelinde G.Saray Cafe Crown adına şöyle bir problem gözlemledim. Tek kişilik fast-breaklerde sorun yok ama 3'e 1 gidilen hızlı hücumlarda bir türlü bitiremiyorlar. Herkes bir adım önde oluyor gibi sanki, haliyle de bitiremiyorlar.

İkinci çeyrek ise tamamen G.Saray Cafe Crown dominasyonuyla geçildi. Savunmada vidaları iyice sıktılar, rakibe nefes alma fırsatı vermediler, onları sürekli zor şutlara zorladılar. Cevher'in bir feyk arkası attığı üçlük dışında çok da başarılı oldular zaten. İşin hücum kısmında ise Hosley, Polat ve Murat'ın üçlükleriyle farkı açmaya başladılar. Devrenin bitimine 6 dakika kala Chatman'ı bir kez daha oyuna saldı Bıyıktay. Zira ilk çeyreğin son 3 dakikası dahil 7 dakikadır oynayan Mehmet Yağmur bocalamaya başlamıştı. Graves'in üçlüğüyle ilk yarının bitimine 01:15 kala 45-26'a gelen skor, maçtaki en büyük farka da tanıklık ederken devrenin son sözünü üst üste bulduğu 4 sayıyla Chatman söyledi ve 45-30'luk skorla soyunma odasına gidildi.

İkinci yarının başında Burak Bıyıktay Chatman - Mehmet Yağmur - Muratcan üçlüsüyle başlayıp bir anlamda 'Ya herro, ya merro' dedi. Maç ya 30 farka gidecekti ya da planı tutacaktı. Planı tuttu. Rakibinin ilk yarıda bolca kullandığı boyalı alanı kullanmamasından ve dışarıdan yolladıkları şutların girmemesinden faydalanan siyah beyazlılar Chatman & Muratcan ikilisinin sayılarıyla bir anda 10-0'lık seriyi yakaladı ve skoru 45-40'a kadar çekti. İkinci 20 dakikanın ilk 5 dakikasında sayı bulamayan G.Saray Cafe Crown Hüseyin'in 1/2 faul atmasıyla bu çeyrekteki ilk sayısına kavuştu. Herkes oyunun ritmini eline geçiren Beşiktaş Cola Turka öne geçmeyi de başarır mı acaba diye düşünürken, Tolliver ve Atkins'in yolladığı iki üçlük ve yakalanan 8-0'lık G.Saray serisi 'Hızır' gibi yetişti evsahibine. Kötü bir başlangıcın ardından rakiplerini kendilerine iyice yaklaştıran sarı kırmızılılar buldukları iki üçlükle durumu toparladı ve final periyoduna 55-47 üstünlükle girdi.

Son bölümde Cevher & Chatman'ın skor anlamındaki çabaları takımın geri kalan kısmındaki yorgunluk belirtileri nedeniyle yüksek verim veremedi. Bir de üstüne Hüseyin Beşok'un kritik bir zamanda gelen üçlüğü eklenince fark çift hanelerde gezinmeye devam etti. Skor 70-63 iken Mehmet Yağmur'un bomboş bir turnikeyi bitirememesinin ardından hızlı hücumda sayıya ulan G.Saray Cafe Crown, bir sonraki hücumda yine Mehmet Yağmur'un yaptığı top kaybını da değerlendirince maç koptu gitti. Daha geniş bir rotasyonla oynayabilmenin meyvelerini özellikle maçın son periyodunda toplayan Koray Mincinozlu, serinin 2. maçını da kayıpsız atlatıp yarı final yolunda dev bir adım attı. Şimdi Beşiktaş Cola Turka'ya hiç maç kaybetmeden kazanılacak 3 maç gerek. Kolay mı? Değil. İmkansız mı? O da değil. Ama bu maçta oldukça etkisiz kalan Wesson, Haluk, Baxter gibi isimlerin bir daha böyle oynamamaları gerek. Zaten dar rotasyonla oynuyorsun, e sen üstüne bir de verimsiz oynarsan kenardaki koçun da eli kolu bağlanıyor elbette. Kolay değil Beşiktaş'ın ve haliyle Burak Bıyıktay'ın işi.

Efes de Yarı Finalde (60-87)

Neyse ızdırap seri de uzamadan bitti. Izdırap seri diyorum çünkü kendimi Daçka'lı oyuncuların yerine koyuyorum ve bu seriye hiçbir şekilde motive olamayacağımı düşünüyorum. Öyle ki kazara 1 galibiyet çıkartsalar, herkes vay Efes seriyi bir maç daha uzatmak için maç verdi diyecek, onların emeği boşa gidecek. Ne bileyim saçma sapan bir seri işte. Daçka Telekom'la ya da bir başka takımla oynasa çok daha farklı bir motivasyon içinde olurdu diyelim ve maç hakkında söylenecek cümlelere geçelim.

Maçın ilk yarısı savunmasız, ama kaçan şutlar nedeniyle nispeten az skorlu geçti. Devrede skorbord 35-33 Daçka üstünlüğünü gösterirken film üçüncü çeyrekte koptu. Ergin Ataman'ın bu yıl bol bol başvurduğu ve bu tip rakiplerini genelde haşamat ettiği ön alan baskısı devreye girince Daçka'lı gençler afalladılar. Yarı sahadan çıkar çıkmaz, bazen daha çıkamadan topları kaybettiler. Bol bol sayı yiyip, bol bol da çember dövdüler. İlk 20 dakikada 33 sayı bulabilen Efes, bu çeyrekte 31 sayı bulup rakibine de sadece 8 sayı izni verince işlem bitti. Hoş o olmasa da, oyun planlarında üçlük isabetlerinin büyük bir yer teşkil ettiği Daçka'da bu maçın sadece 3 isabetli üçlükle kapanması da başlı başına bir farklı yenilgi nedeniydi ya neyse.

Sabah sabah tekrarı vardı maçın Spormax'te, orada baktım. En keyif aldığım an ikinci çeyrekte aynı pozisyon içinde 2 ayrı potada Shumpert ve Banks tarafından kaçırılan smaçların olduğu ralli idi. Onun dışında bir kasvet, bir sıkıntı, sabah sabah içim bayıldı. Şimdi de derbinin tekrarı başladı, biraz da ona bakalım.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Doğan Hakyemez Röportajı

Ligin 29. haftasındaki Efes Pilsen - Antalya BŞB maçı öncesinde TBL.org.tr için Doğan Hakyemez ile bir röportaj gerçekleştirmiştik. Teknik aksaklıklar nedeniyle anca bugün koyulabildi siteye röportaj. Şuradan okuyabilirsiniz. Evren Büker röportajı da hazır sayılır, yarın öbür gün onu da vereceğim yayına.

İnsan Değilsin Hido

Boston'daki serinin son maçında 25 sayı - 5 ribaund - 12 asist ile oynayıp takımını konferans finaline uçurmuş Hedo. İşe gideceğiz diye izlemedik maçı, sayesinde kaçırdık tarihi performansı. Büyüksün Hido, insan değilsin Hido, daha ne diyeyim sana Hido? Son şampiyonu konferans finalinden ettin, hem de kendi çöplüklerinde. Helal olsun Hido. Oldun artık sen, oldun.

17 Mayıs 2009 Pazar

Mersin BŞB: 104 - Türk Telekom: 103

3-0 bitmez dediğim bir seriydi Telekom - Mersin eşleşmesi. Bunu bugünkü İddaa tahminlerinde de belirttim ama ne hikmetse bugün elim Mersin lehine oynamaya gitmedi, daha doğrusu maçın skorlu geçme ihtimali çok daha kafama yattı. Her türlü geleceği varmış bahisin gerçi. Neyse o kısım pek de önemli değil, biz maça geçelim.

Ahmet Kandemir ve doğal olarak Mersin BŞB bugün uzunsuzluklarını örtmeye çalıştılar. Maçın başında klasik adam adama ile başladılar ama ritim pek iyi gitmeyince hemen ön alan baskılı 2-1-2 alan savunmasına döndüler. Bu savunma sırasında Nur Germen'in 'Mersin 2-2-1-1 savunmaya döndü' cümlesi yine hafiften bir gülümsetti beni. Ondan önce spiker arkadaşımızın ilk 5'leri sayarken kullandığı 'Bazden' telaffuzu da atlanmaması gereken bir derin komediydi.

Nerede kalmıştık? Heh 2-1-2 savunma işe yaradı, Telekom bir aptallaştı. Barış Özcan'ın makineyi kurup yolladığı 3 buçuk üçlük (3 üçlük, bir de ayağı çizgide olmak üzere ikilik) olmasa daha ilk çeyreğin sonunda belli bir fark oluşmuş olacaktı maçta. Telekom savunmasının tüm dikkati Lofton'da olunca McCalebb bol bol penetre arkası ekmek yedi, Kimani'nin kadro dışı kalmasıyla ortadan kalkan 3+2 probleminin rahatlığıyla oynayan Basden da klasik çizgisinin nispeten üstünde olunca Mersin öne düşmeye başladı. Öyle ki Nedim bile iki tane üçlük yolladı ilk yarıda.

Telekom Torres ile hızlı hücum sayıları bulurken, topu içeri indirme çabaları tam da karşılığını bulamadı. Nedim - İnanç - Ümit üçlüsü orayı şaşılacak derecede iyi kapattı, ribaundlarda da ezilmediler, aferinin kralını hakettiler. Skor bir orada bir burada derken ilk yarı 5 sayıyla Mersin lehine kapandı. Benzer şekilde geçen üçüncü çeyreğin ardından olayın kopma noktasına geldiği son bölüme girildi. McCalebb, Lofton, Basden ve İnanç derken skor aldı başını gitti bir anda. Telekom'un çember dövme ayinine başlamasından faydalanan ve farkı çabucak çift haneli rakamlara çeken Kandemir'in öğrencileri olayı bitirme noktasına getirdiler. 4 dakikadan daha az kalmıştı ki skor 87-72 Mersin lehineydi. Bu noktada Ercüment Sunter bile yenilgiyi kabul edip alakasız bir kadroyu sahaya sürdü. Hani ben tam ulan Mutlu'yla, Blakney'le maç mı döndürülür derken, o ana kadar 21 dakika sahada kalıp 0/9 ile sürekli olarak 'Gele' atan El-Amin'in çıkması gerçekten olayı döndürdü. Tabii Mersin'li oyuncuların bu dönüşteki haklarını da teslim edelim hemen. İnanç, Basden, Lofton varyete yapacağım diye adım adım kapattırdılar farkı rakiplerine. Gerçi son bölümde giren 3 üçlüğün (Serkan'dan 2, Blakney'den 1 tane) de fazlasıyla zor üçlükler olduğu düşünülürse, basketbol tanrılarının da oklarını Telekom lehine sahaya fırlattığını düşündüm. Son olarak 1/2 ile faul atan İnanç'ın arkasından, Serkan Erdoğan'ın reverse sonu sağ penetresi gelince 94-94 ile maç uzayıverdi.

İnanç'ın kaçırdığı ilk faulün ardından Ahmet Kandemir'in suratının aldığı şekil ve sahaya attığı boş bakış, maçın uzamasının kendi adlarına fazlasıyla kötü olacağını anlatmaya yetiyordu ve artıyordu. Karşılıklı basketlerle başlayan uzatma bölümünde maçın son kısmının alev alev yanan adamı Serkan Erdoğan bir türlü şut sokamayınca olay yeniden Mersin lehine dönmeye başladı. Önce McCalebb'in ardından da Lofton'un basket-faul alışları maçın da alınacağının habercisiydi. Gerçi iş yine dönüp dolaşıp son topa kaldı ama dedik ya Serkan Erdoğan uzatmaları kötü oynadı. Son topta normal sürenin son topu kadar şanslı olmayınca Serkan, Mersin maçı aldı, seriyi uzattı.

Maçı toplamda 55 sayıyla tamamlayan Lofton & McClaebb ikilisinden McCalebb ilk yarıda muazzamdı (20 sayı attı zaten yanılmıyorsam ilk yarıda), ikinci yarıda biraz vites küçülttü. Lofton faul problemi nedeniyle ikinci yarıya yedekte başladı ama oyuna girince yine hemen peşpeşe yolladı bir kaç sayıyı adresine. Aslında bilmiyorum bunu bir tek ben mi düşünüyorum ama sanki bizim Milli Takım için McCalebb çok daha doğru bir isim gibi geliyor bana. Çok beğeniyorum adamı. Yani benim ilk tercihim her zaman Solomon ama Lofton'un adı da en az onun kadar dolanıyor diye attım McCalebb ismini. Lofton sadece şutuyla var olan bir adam, bunu 2-3 Mersin maçı izleyen biri hemen anlar. McCalebb ise gerçekten iyi bir guard. Penetresi var, şutu var, pası var, var oğlu var. Lofton bazen işin dozunu ayarlayamıyor (Gereksiz şutlar çıkardığı gibi, 61 sayılık performans da ortaya koyabiliyor sonuçta) ama McCalebb işin biraz daha Avrupai kısmında gibi geliyor bana. Hatta 'Euroleague guardı' diye bir tabir vardır, bana o tabiri hatırlatıyor. Daha çok işimize yarar gibi sankim. Karar mekanizmasının anahtarı bende değil ne yazık ki. Zaten olsa Solomon çoktan giymişti Milli formayı. :)

Nereden nereye getirdik ha konuyu. Güzel maç oldu vallahi, keyifli oldu, bol bol basket izledik. Mersin seyircisi de formundaydı. Salı günü bir böyle maç daha izletir inşallah iki takım bize. Düşünüyorum unuttuğum ne var diye. Torres. Tecrübesiyle iş yapar gibi sanli bu takımda. Yani bazı noktalarda öyle bir adamın eksikliğini hissediyordu sanki Telekom. Ama hepsinden önemlisi şu El-Amin & Tutku ikilisine bir el atılmalı. Haydi Tutku kötü El-Amin geldi diye, ama El-Amin de kötü olunca durum pek bir vahim oluyor. Takımda 4 guard var, ikisi göstermelik (hiç oynamıyorlar), diğer ikisi de oynar gibi gözüküyorlar. Daha vakit var, o bölgede bir performans arttırımı şart Sunter için. Mersin'de Altan Erol'u da takdir edelim, kısıtlı zamanda beklenti üstü oynamaya devam ediyor. Bugün yine kritik birkaç ribaund aldı sonlarda, bir aferin de ona.