30 Mayıs 2009 Cumartesi

Efes Finalde (78-90)

F.Bahçe Ülker'in Ankara'dan 2-0 ile dönmesinden sonra kafamda küçücük, minicik bir yer kaplayan G.Saray galibiyeti ihtimali de uçup gitmişti bu maç için. Ergin Ataman yarın bitme şansı olan bir seriden gelecek rakibinin karşısın gereksiz yere 1 maç daha yaparak çıkmak istemeyecektir diye düşündüm. Üstüne bir de Koray hoca maçtan önce Milojevic'in bugün oynayamayacağı haberini verip, oyuncuları ve hatta kendilerini bu maça motive etme konusunda sıkıntılar yaşadıklarını belirtince 'Başlamadan bitmiş' bir maçı izlemek için kuruldum koltuğuma.

Efes sağlam başladı. Thornton ve Smith merkezli hücumlarıyla bir anda farkı yakalayıverip daha 5. dakikayı çift haneli farklarla geçti. Hüseyin'in sayıları -ama içerden değil dışardan- ile rakibine direnmeye çalışan G.Saray Cafe Crown ikinci çeyrekte 14'e kadar çıkan farkı -sadece kendisinin oynayabilmesi için 2. bir basketbol topuna daha ihtiyacı olan- Hosley'nin sayılarıyla 6'ya kadar düşüren evsahibinde az da olsa yeşeren umutlar vardı ki Shumpert denen 'Yokedici' peşpeşe bulduğu 8 sayısıyla sonlarını hazırlayıverdi. Bu 8 sayılık resitali öncesinde pota altından Sinan'ın çıkardığı topu bomboş bir smaçla bitirmesine Shumpert'in kurnazlığı mı yoksa G.Saray savunmasının uyuması mı diyelim? Ne dersiniz? 2 gün önce Telekom'a belki de finali kaybettiren 'Savunma Uykusu' bugün de yine karşımızdaydı. Hoş o maçtaki kadar ölümcül bir yerde olmadı ama bu seviyede bunları görmek -hem de 2 gün arayla- pek de hoşuma gitmedi benim.

Üçüncü çeyreğe Kasun'la içeriden Ender'le de dışarıdan -4/4 üçlük isabetiyle oynadı bugün Ender, ki bir üçlüğünün tarifi hiç de kolay değil şahsen- sayılar bularak ve 7-0'lık bir seri yakalayarak giren Efes Pilsen farkı 20'ye dayandırdı. Aynı çeyreğin içinde 23 sayılık farkı da yakalayıp maçtaki en yüksek farka selam çakan lacivert-beyazlılar son çeyreğe 55-75'lik skorla girdiler. Son çeyrekte ise basketbol oynamak istemedi paşaların canı. Hatta yanlış hatırlamıyorsam ilk 4 dakika sayı bile üretmediler hiç. G.Saray Tolliver, Cüneyt, Hosley derken -taraftar da maçı bırakmış oyunculara kişisel tezahüratlar yaparlarken ve hatta eski koç Murat Özyer'i anarlarken- fark tek hanelere kadar indi. Ama Milojevic'in yokluğunda boyalı alanda oynamaya hevesli adamı kalmayan G.Saray'da öyle dandik bir savunma anlayışı vardı ki Efes'li oyuncular her istediklerinde sayı üretebileceklerinin bilincindeydiler.

Sonunda kazanan -beklendiği gibi- Efes oldu. Seri ile ilgili tek merak edilen G.Saray'ın süpürülüp süpürülmeyeceği idi, onun da cevabını bugün almış olduk. Seri 2-0'a geldikten sonra normal sezonda sadece 2 kez yenilmiş bir takımı hiç yenilmeden üst üste 3 kez yenemeyeceklerinin oyuncular -hatta staff bile- farkındaydı. Fazla uzamadan bitti haliyle seri. Bu arada G.Saray'ın bu savunmasızlığa rağmen ilginç bir istatistiği vardı bu sene. Normal sezonda hiç 100 yememişlerdi. Ama iş Play-Off'a gelince biraz farklılaştı tabii. 6 maç yaptılar, bunların 3'ünde 100 sayıdan fazlasını gördüler potalarında. Bugün Efes son çeyrekte salmasa bu yüzde 4/6 olacaktı, ki bu da herşeyin açıklayıcısı zaten.

3 Yorum Yapılmış:

cannksk dedi ki...

koç ile taraftar arasında tartışma çıkmış maçtan sonra

efesliler dedi ki...

4 kaldı..

yurdum insanı dedi ki...

kendimi bildim bileli galatasaraylıyım. ve hayatım boyunca gördüğüm milan, real galibiyetlerinden daha az efes galibiyeti hatırlıyorum...