28 Mayıs 2009 Perşembe

Efes Finalden 1 Adım Uzakta (103-77)

Ya evet yoktu bir beklentim G.Saray'dan yana ama yine de kurulduk ekranın başına, izleyiverdik maçı. İlk çeyreğin 27-25, devrenin ise 58-48 bitmesinden anlaşılacağı üzere sertlik açısından, savunma açısından pek de öyle Play-Off yarı final maçı gibi gelişmedi oyun. Efes Pilsen'in tatlı tatlı, fazla da kendini kasmadan bulduğu sayılara önce boyalı alanda Milo & Hüseyin ikilisini kullanarak, sonra Hüseyin & Hosley'nin dışarıdan bulduğu üçlüklerle cevap veren sarı kırmızılılar ikinci çeyrekte de Cüneyt Erden'in sayesinde hücumdaki etkinliklerine devam ettiler. İkinci yarı başladı, Tolliver niyetlendi bu defa sazı ele almaya. Yolladığı iki üçlük ve ürettiği 8 sayıyla 8-0'lık bir serinin ateşini yaktı, fark da 4'e kadar indi bu vesileyle. 63-59'a kadar gelen skordan sonra ise o dakikaya kadar G.Saray'ın savunmasızlığına neden ayak uydurduğunu bir türlü anlayamadığım Efes Pilsend'de savunma driverı bulundu nihayet. Smith'in -ki kendisi 28 dakikalık oyununa sığdırdığı 28 sayı, 7 ribaund, 3 asist, 3 top çalma ve 1 muazzam blok ile ne kadar özel bir adam olduğunu bir kez daha gösterdi- üçlüğü ile kırılan G.Saray serisi maç sonu geldiğinde 63-59'un ardından yakalanan 40-18'lik bir Efes Pilsen serisiyle tarumar ediliverdi.

Dünkü galibiyetin ardından finale sadece 1 galibiyet uzaklıkta duran Efes Pilsen'de Ergin Ataman'ın Sinan'ı sezon içindekinden daha çok kullanması ve maç sonunda da galibiyetteki Sinan faktörünü atlamayan bir açıklama yapması sevindirici. G.Saray Cafe Crown cephesinde ise Koray Mincinozlu'nun Efes Pilsen için yaptığı 'Ben hayatımda bu kadar sert takım görmedim' açıklaması var ki evlere şenlik. İçimden 'Onlar da muhtemelen bu kadar sertlikten uzak bir takım görmemişlerdir' diyesim geldi ve hatta dedim de ama duyulmamıştır kendisi tarafından. Ha bir de şu Hosley konusu. 1 maç önce 'Disiplin' nedeniyle cezalandırılıp kadroya alınmayan yıldız oyuncu dün kadrodaydı ve G.Saray'a transfer olduğundan beri çıktığı 15. TBL maçında en fazla süreyi dünkü maçta aldı. Tam 36:54 dakika. Disiplin dedikleri meret bu olsa gerek.

3 Yorum Yapılmış:

efesliler dedi ki...

Şampiyonluğa 5 galibiyet kaldı..

dejavu dedi ki...

Efes Pilsen'i yenilmez olarak görmüyorum ben bu seride, dün eğer Atkins rezil bir performans göstermese son dakikaya kadar 4-8 aralığında takip edip oralarda bir hamle yapacaktık muhtemelen. Ya zone deneyecektik, ya önde baskı yapacaktık ki ilk yarıda Efes'e mola aldırdı bu baskı.

Bütün hesaplar bu yönde iken sistemi bozan Efes değil Atkins oldu. 4 dakikada 0-1 atıp, 2 de top kaybı yaptı ilk yarıda. İkinci yarıda Tolliver'ın sayıları ile fark 4'e indiğinde yine ortaya çıktı. 8 dakikada 0-3 atıp, fast breakla sonuçlanan iki kritik top kaybı daha yaptı ve son beş dakikada yalnızca 2 sayı atmamıza sebep oldu. Oyun da kaydı gitti haliyle.. Bu rezil performans olmasa son periyoda kadar oyun içinde kalıp bir hamle şansımız olucaktı yenilsek dahi. Gerçi Atkins'i şu bütçenin guardı yapıyorsak bunları zaten baştan kabullenmişiz demektir yapacak birşey yok.

Hosley konusu da apayrı zaten. Geçen sezon o gelmediği için şampiyonluk gitti diyenler vardı, bu sene takıma katıldı ve ufak da olsa yeşeren şampiyonluk umutlarını yaktı yıktı. =) O oyunda iken tüm takımın performansı düşüyor kafasına göre oynadığı için..

Maçtan önce Koray Hoca Spormax'e ''..takım bana söz verdi, savunma yapacak bugün..'' dedi, fena işletmişler hocayı.

Ahmet Arif dedi ki...

Galatasaray'ın beşiktaş serisinde doğru basketbol oynadığı dönemler/anlar vardı. Koray Hoca, Galatasaray'ın başına geldiğinde, "yeni bir kimya oluşturmak zorundayız" demişti. (yeni transferlerden dolayı değişen rotasyonu düşünerek...) Beşiktaş'a karşı bu kimyanın oluşma yolunda olduğunu gözlemiştim ama henüz oluşma yolunda olan bir kimya ile efes'e karşı direnmesinin pek de mümkün olmadığını düşünüyordum ve galatasaray bu anlamda beni, yanıltmadı.

Hosley ve disiplin konusu da gerçekten çok eğlenceli. M. Özyer'le bu seri üzerine yepılan röportajda; Hosley'in beşiktaş serisinin başında kadro dışı bıraklılarak (o seride hiç oynatmadan) bu seriye bilenmiş olarak çıkmasının daha doğru olacağını söylemişti. Avrupa piyasasında problemli oyuncu olarak anılmak istemeyeceğini o yüzden bu seride (muhtemelen sezonun son maç(lar)ını oynadığı seride) coşacağı hem ex hem de yeni koç tarafından bekleniyordu. işte zaten sıkıntı da tam bu noktada doğuyor. Zihniyet yanlış. eski koç için de yenisi için de bu ziihniyet yanlışlığı geçerli. Euroleague düzeyinde rakiplerle mücadele ederken tek adamın coşması bir işe yaramıyor. Malik'le olmadı, Fitch'le olmadı Hosley'le de bu anlamda olmaz. takım olmak lazım. bunun için de öncelikli olarak takımı oynatacak bir oyun kurucu lazım. Bireysel yeteneklerin takım için kulanılması lazım. İşte bu anlamda kimya lazım. ama kimyayı tutturamayınca (harcı karan usta bozuksa ya da çimento/su oranını yanlış kullandıysa) sarılırsın oyuncunun bireysel performansına... Telekom için de aynısı geçerli. Denize düşen El amin'e sarıldı. o maksimum'u yaptı ama yetmedi. Neden? Cevap basit: basketbol bireyle değil, takım olarak oynanıyor. Harcı karan usta önemli...