31 Ağustos 2009 Pazartesi

Tab Baldwin Felsefesi

Slam dergisinin 2006 Temmuz sayısında Kaan Kural imzasıyla yer alan Tab Baldwin'le ilgili yazı & röportaj karışımı şaheserden sizler için seçtiğim Baldwin açıklamaları. Yazı uzun olabilir, aşırı felsefi de gelebilir ama okursanız sıkılmayacağınızı garanti edebilirim. Buyrun Baldwin dünyasına, buyrun Baldwin'in neden bu denli sevildiğini, oyuncularının ona neden aşık olduklarını anlamaya. Sadece basketbol değil, aynı zamanda bir hayat dersi de veriyor Baldwin.

* Ben korkunun yarattığı bir disiplinden çok sağduyunun getirdiği bir disiplini tercih ederim. Bence oyuncular yapmazlarsa oluşacak sonuçlardan korktukları için bir şey yapmak zorunda olmamalılar. Herhangi bir şeyi inandıkları için yapmalılar. Bu da onlara bir şey öğretmek, onlara bir yöntemi, bir metodu satmak, onları buna inandırmaktır. İnsanlar bir yönteme, bir yola inanır ve buna gönülden dahil olurlarsa sadece bir takipçi değil aynı zamanda birer lider de olurlar. Çünkü o artık onların yöntemi, onların tarzı olmuştur. Ben onları bunu yapmaya zorlamıyorum, onlar yapmak istiyor. Onları bu işi yapmanın en iyi yönteminin bu olduğuna ikna ettim ve artık onlar bunu sahiplendi. Ben kendi sorumluluğunu bilen ve buu hisseden herkesin başarılı olmak için kendisinden çok daha fazla şey vereceğine inanıyorum. Hayatta ne yaptığınız önemli değildir. Bir hedef doğrultusunda sahip olduğunuz herşeyi verebilecek kadar büyük bir heyecan ve tutku duyuyorsanız o zaman yetenek en önemli faktör olmaktan çıkıyor. Organizasyon, efor ve başarılı olmak için duyulan istek yetenekten daha önemli oluyor. İnanılmaz yetenekli insanlar yeri geldiğinde başarısız olabilirler ancak kendini adamış, tutkulu, çok çalışan ve yaptığı işe inanan insanlarda başarısızlığa çok nadiren rastlarsınız. Zaten o insanlar da başarısızlıkla karşılaştıklarında hemen yeniden ayağa kalkabilirler. Biz işte böyle bir takımız. Böyle insanlarla çalışmaktan inanılmaz keyif alıyorum.

* Üçgen hücum bir düzen, bir şemadan öte bir düşünce sistemi. Ben bu sistemi seçtim çünkü en iyi basketbol bu. Üçgen hücum 5 oyuncunun alan paylaşımı, zamanlama ve açıları iyi ayarlamalasına dayalı bir düzen. Sahadaki 5 oyuncuyu ve basketbolla ilgili hemen hemen her temel hücum fundemantalini içinde barındırıyor. Bunları yaparsanız durdurulması neredeyse imkansız, çünkü alınan her önlem için bir karşı hamlesi var. Üçgen hücumun içinde çok büyük bir disiplin ama aynı zamanda önemli miktarda serbest ifade özgürlüğü var. O ince dengeyi yakalamak önemli olan. Zaten o yüzden oyuncular bunu oynamaktan keyif alıyor. Elbette başta zor geliyor, çünkü hücumun içindeki tüm o küçük detayları anlayamıyorlar. Ama hep aynı noktaya geliyoruz işte. Kendinizi buna adar ve öğrenmeye açık olursanız öğrenilmeyecek bir şey değil. Nükleer fizik ya da dünyanın en karmaşık şeyi de değil.

* Oyuncu üçgen hücumda kendisinin düzene değil de düzenin kendisine hizmet ettiğini anladığı zaman bu yapının içinde oynamaktan keyif almaya ve heyecan duymaya başlıyor. Mesela Polat Kaya'yı bu takıma alacağım zaman onunla oturup konuştum. Ona bu hücumu anlatmaya başlarken 'Temeli ikili oyuna dayalı bir düzende köşede durup, adamın yardıma giderse bir şut fırsatı bulmayı mı beklemek istersin, yoksa hücumiçinde koşup, pas verip, dripling yapıp, şut atıp, ribaund alıp, sürekli aktif olmayı, tüm basketbol yeteneklerini ortaya koymayı mı tercih edersin?' diye sordum. 'Bu bana hitap ediyor' diye yanıt verdi.

* Yetenekleriyle, o yetenekleri geliştirmek için harcadığı emekle gurur duyan bir oyuncu iseniz üçgen hücum size hitap edecektir. Ama her an düşünmeye hazır olmalısınız. Bencil olmamalısınız. Ayrıca bir gün hücumda rakibi ısıran, topu kullanan oyuncu olmayı, bir diğer gün ise rakibi aldatmak için yem olarak kullanılmayı, pasif kalmayı kabul etmelisiniz. Kendini takıma adamış biriyseniz bu iki rolü de oynamakta sakınca görmezsiniz bence.

* Basketbolda en nefret ettiğim şey bir oyuncu hata yaptıktan sonra başka birilerinin kafasını kaldırıp bir sorumlu aramasıdır. Oldu ve bitti. Geçelim. Muhtemelen o hatayı yapan oyuncu da ne yaptığını biliyor ve yine kuvvetle mmuhtemeldir ki aynı hatayı bir daha tekrarlamak istemiyordur.

* Bence 2 tür hata var. Birincisi fiziksel hatalar. Bunları hepimiz yapıyoruz. Mükemmelliğin olamayacağının bir göstergesi ve bu oyunu da güzel kılan en önemli şeylerden biri bu fiziksel hatalar. Olağanüstü oyuncular da son derece basit hatalar yapabiliyorlar. Kobe Bryant bomboş bir turnikeyi kaçırabilir, başka bir oyuncu dripling yaparken topu ayağına çarptırıp kaybedebilir. Bunlar fiziksel hatalardır ve her zaman olabilirler. Ancak bir de zihinsel hatalar vardır ki, işte esas konu onlardır. Nedir bunlar? Basit bir savunma görevini unutmak, bir yerde yeterince keskin bir açıyla perde yapamamak, saha içinde iletişimi unutmak ve dahası. Ben kendime de oyuncularıma da zihinsel hatalar konusunda oldukça acımasız olabiliyorum. Benim işimin temeli de bu zaten. Hata yapmaktan çekinmek, bu nedenle geri adım atmak, ya da sistem içinde doğru bir şutu ya sokamazsam diye korkup potaya atmamak.. Bunlar da zihinsel hatalardır. Bunları kabul edemem. Sen at o doğru şutu, girsin ya da girmesin, ama at. Girmezse fiziksel hata olur. E biz de bu fiziksel hataları minimuma indirmek için antrenman yapmıyor muyuz zaten? Ama fiziksel hatadan korkmak çok büyük bir zihinsel hatadır, önemli olan zihinsel hatayı yapmamak.

Oyuncularına balık vermeyip, onlara balık tutmayı öğreten bu adamdan öğrenecek çok şeyimiz var emin olun. Yeniden hoşgeldin Baldwin, transfer döneminin en güzel haberisin benim için.

KSK Evren Yenice İle Anlaştı

Pınar Karşıyaka'da yedek uzun arayışı son buldu. Geçen sezonu Vestel formasıyla TB2L'de geçiren Evren Yenice KSK'nın bu sezon öncesindeki son transferi oldu. 2 yıl İTÜ, 1 yıl da Beşiktaş kadrosunda bulunarak 1. lig tecrübesi yaşayan Evren 1979 doğumlu. 2005-06 sezonunda 30'da 0 çekerek TB2L'ye düşen İTÜ'de 30 maçın 30'unda da (Maç başına 18 dakika) görev aldı. Sonra Mülkiye, son olarak da Vestel formaları giydi. Piyasada kimse kalmadığından biraz da mecburiyetten TB2L pazarına yöneldi KSK. Cemal Nalga aşkları oyuncuya çekilen yüksek fiyat, Nedim Dal hamleleri ise oyuncunun Renault'yu tercih etmesi nedeniyle yalan olunca piyango Evren'e vurdu.

Tab Baldwin Kimdir, Nedir, Necidir?

Tab Baldwin'in yeri bende ayrıdır. Üye olduğum ve takıldığım forumlarda avatarım istisnasız Baldwin'dir. Severim işte. Niye sevdiğim onla ilgili küçük detaylarda ve oynattığı güzel basketbolda gizli. Kariyeri öyle aman aman başarılarla dolu bir koç değil. En büyük vurgununu Yeni Zelanda Milli Takımı'nı önce 2001 yılında Okyanusya şampiyonluğuna, sonra da 2002 Dünya Şampiyonası'nda yarı final oynatma başarısına ulaştırarak yapmıştı. Yeni Zelanda Milli Takımı bizim tel tel döküldüğümüz ve binbir kavgayla geri döndüğümüz Indianapolis'te turnuvanın en renkli, en keyif veren ve en sürpriz takımı olmuştu. Tarihlerinde ilk kez elemlerde Avustralya'yı geçerek geldikleri Dünya Şampiyonası'nda elde ettikleri bu başarı hem ülke için hem de Baldwin için çok değerliydi. Ama onu sevmemi sağlayan olay elbette Türkiye'de yaptıklarıydı. O noktaları bizzat yaşamak, o keyfi direkt olarak almak çok ayrı bir şeydi. Banvit'in yeni çıktığı TBL'de bocalama dönemlerinde olaya el koymuş, önce küme düşme hattında aldığı takımı hatırı sayılı bir yere taşımıştı, sonra da TBL yarı finali oynatarak ve bunu çok ama çok güzel bir basketbol oynatarak olayı daha hoş bir boyuta taşımıştı.

Neydi peki onu farklı kılan? Mesela Banvit'te çalıştığı oyuncuların hepsi kariyerlerinin en iyi zamanlarını Baldwinle yaşamışlardı. Bu bir sürpriz olamazdı değil mi? Bir takımın parçası olmak, paylaşmaktan kaçmadan oynamak onun oyuncularından istediği başlıca şey. Hata yapmalarına kızmaz hiçbir zaman, yeterki zihinsel hatalar yapmasınlar. Yani bomboş bir turnike kaçabilir mesela, ama bir oyuncu savunma dizilişinde durması gerektiği yeri unutamaz onun için. Ya da bir hücum setinde pas vermesi gerektiği yerde zorlarsa bu onu kızdırır. Hücum seti dedik de Phil Jackson ile ünlenen 'Üçgen Hücum (Triangle Offense)' Baldwin'in de birinci tercihidir. Çok kişi tercih etmiyor bunu malum. Oynaması zor ama becerince de inanılmaz keyifli bir anlayış. Ben de öyle düşünüyorum. Banvit'te Onur Aydın ve Pero Cameron gibi iki 4 numarayla ligin en iyi boyalı alan savunmalarından birini yaratmıştır. Bol değişmeli savunma anlayışı rakipleri şaşırtırken onlara bol bol top çalma olarak geri dönmüştür. En önemlisi Bandırma'da yarattığı basketbol ortamıdır. Seyircilerin Baldwin önderliğindeki bu takımdan keyif alması ve o keyfi yaşamak için her maça koşmaları hoş bir şey elbette. Baldwin hoşgörü ve sevgi üzerine kurduğu sistemini, yani kendi felsefesini takımına da yansıtmıştı aynen. Onun takımı yere düşen rakibine her zaman el uzattı, saha içinde her zaman ince detaylarla fark yaratmaya çalıştı, en önemlisi de oynadığı basketboldan keyif aldı. Onları izleyenler de öyle. Baldwin Banvit yılları boyunca kenardan takıma müdahale etmenin ne demek olduğunu onları izleyen herkese ders ders anlattı adeta. İşte bu yüzden sevmişti çoğu kişi onu. Ben dahil. Yoksa dedim ya kariyeri öyle aman aman bir başarıyla ya da aman aman takımlarla dolu değil. Hatta çalıştırdığı en iyi takım Banvit'ti bile diyebiliriz. Banvit'ten ayrıldıktan sonra PAOK'a gitti, olmadı. Oradan ayrıldı, son olarak Romanya'da Cluj takımında görüldü. Son bildiğim işsiz olduğuydu. Kariyerine bakmak değil de onu gerçekten yaşamış olmak hoşuna gidiyor insanın. En son geçenlerde anmıştık onu burada. İyi insanmış, kulağını çınlattık, atladı geldi.

Akşama Baldwin felsefesini çok daha iyi anlamanızı, Baldwin'i çok daha iyi tanımanızı sağlayacağını düşündüğüm Kaan Kural imzalı Baldwin röportajından kesitler sunacağım. Biraz felsefik, biraz teknik ama kesinlikle derslik bir röportajdı. Röportajın yer aldığı Slam'i hala saklıyor olmam işte bu yüzdendir. Bu felsefe, bu sistem her takımda tutar mı? Tutmuyor elbette. PAOK ve Cluj maceralarında işler istediği gibi gitmedi mesela. Kepez'de kendi kurmadığı bir takımla, pastan ziyade topla oynamayı seven bir kadro yapısıyla ne yapar sorusunun cevabını vermek de çok kolay değil şu an için. Zira Banvit'te elleriyle kurmuştu takımını. Gordon, Ibekwe gibi adamlar çok da uygun değil onun basketbol felsefesi için. Ersin eski öğrencisi, o bir avantaj kesinlikle ama kadronun geri kalanıyla uyumu soru işareti. Akşama görüşürüz. Şimdilik bu kadar, şirkette işler bizi bekler. :)

edit: Bu arada yazmayı unuttum, Baldwin'in siyahi oyuncularla bir alıp veremediği olduğu konuşulur hep. Banvit'te hiç siyahi oyuncusu yoktu mesela. Cameron, Radosevic, Henare, Moore hiçbiri zenci değildi. Kepez'de siyahi Ibekwe ve onun iki üç ton açığı siyahi Gordon'la ne yapar bilmiyorum. Belki de siyahilerle problemi yoktur, bir safsatadır bu, öğreniriz yakında. Bursa'daki turnuvaya gelirler inşallah da, sağlam bir röportaj da biz patlatırız kendisiyle.

Tab Baldwin Kepez'e

Hieeeyt, adamım ya. İyi insanım ulan, senelerdir bağıra bağıra sonunda getirttim adamı. Dün Antalya'ya gelmiş, yöneticilerle görüşmüş, %99 oranda da anlaşma sağlanmış. Aman yarabbi diyorum. Seviyoruz seni Baldwin. Hoşgeldin memleket sınırlarına. Futbolda bu aralar 'Total Futbol' tabiri çok moda. Aha bu adam da 'Total Basketbol' temsilcilerinden işte.

Bu arada sezon başında Renault'dan Kepez'e geçen Nedim Dal da yeniden Renault'ya dönmüş. Özgür'ün talihsiz rahatsızlığından sonra şehri, takımı, Renault'yu iyi bilen Nedim geri çağrılmış. Bu da Renault için iyi bir haber. Zira piyasada yerli uzun yok bildiğiniz üzere. Kepez'de de o bölgede yeteri kadar kalabalık vardı, her iki açıdan da iyi olmuş.

Salsabasket özel haberidir.

Polonya'ya Son Bilet Fransa'nın

Eurobasket 09'da gruplara kalan son takımın belirleneceği eleme maçlarının ilkinde Belçika Fransa'yı 70-66 yenmiş ve ufak çaplı bir sürpriz yapmıştı. Ama sürpriz o kadarla kalmış ve rövanşı 92-54 gibi farklı bir skorla alan Fransa Polonya'nın yolunu tutmuş. Böylece Eurobasket 09 grupları da netleşmiş oldu.

Statüyü bilmeyenler için kısa bir bilgi vermek gerekirse, ilk turda sadece grup sonuncuları elenecek. 2. turda A ve B grubunun ilk üçleri, C ile de D grubunun ilk üçleri birleşip altışar takımlı iki yeni grup oluşturacaklar. İlk turda kazanılan puanlar (grup sonuncularından alınanlar hariç) bu tura taşınacak. Farklı gruplardan gelen takımların birbirleriyle birer kez oynamasının ardından bu iki grubun da sıralaması netleşmiş olacak. Ve altışar takım içinde ilk 4'e girenler çapraz eşleşip (1-4, 2-3) yollarına çeyrek finalden itibaren eleme usulü devam edecekler.

30 Ağustos 2009 Pazar

Konuşan Fotolar #4

Adem Ören: -------
Nedim Yücel: -------

Foto bizden, konuşturması sizden.

Türkiye: 87 - Büyük Britanya: 53

Efes Cup'ın klasman maçında Büyük Britanya'yı 87-53 yenip turnuvayı beşincilikle tamamlamışız. TBF'nin sitesinde bu galibiyet '12 Dev Adam Polonya'ya Galibiyet İle Gidiyor' başlığıyla duyurulmuş. Aman ne güzel. Yaşasınnnn.

Türkiye (87): Bekir Yarangüme 12 (4 ribaund- 3 asist), Sinan Güler 11 (3 ribaund- 1 asist), Engin Atsür 7 (7 ribaund- 4 asist), Ömer Onan 6 (3 asist), Ersan İlyasova 18 (8 ribaund- 2 asist), Semih Erden 10 (4 ribaund), Ömer Aşık 8 (7 ribaund), Oğuz Savaş 7 (3 ribaund), Hidayet Türkoğlu 6 (4 ribaund- 5 asist), Barış Hersek 2.

Büyük Britanya (53): Jarrett Hart 14 (2 ribaund), Mike Lenzley 3, Andrew Sullivan 5 (3 ribaund), Rob Archibald 10 (5 ribaund- 2 asist), Nate Reinking (1 ribaund- 1 asist), Justin Robinson 3 (2 asist), Andrew Betts (1 ribaund- 1 asist), Dan Clark 7 (11 ribaund), Nick George 3 (9 ribaund), Jermaine Forbes 8 (4 ribaund- 1 asist)


Maçı izleyemedim. Kerem Tunçeri ve Ender Arslan oynamamışlar. Sabah alışveriş, akşam iftar, gece de babamın ufak rahatsızlığı nedeniyle ancak saat 01:30'da girebildim eve. Bugünkü maçın yorumu sizlere ait olsun. Buyrun söz sizin.

Turnuvanın finalistleri de Makedonya ve Hırvatistan olmuş bu arada. Üçüncülük maçını da Letonya ile Almanya yapacak.

28 Ağustos 2009 Cuma

2010 Biletleri Satışta

Tam 1 yıl sonra bugün ülkemizde başlayacak olan 2010 Dünya Şampiyonası için biletlerin bir kısmı satışa çıktı. Şuradan bakabilirsiniz. Dünyaca ünlü birçok yıldızı çıplak gözle izleme fırsatı bulacağız, kaçırmamak lazım. İster turnuvanın düzenleneceği 4 ilden birine göre, isterseniz de herhangi bir takıma göre bilet alabiliyorsunuz. O da garip, ABD'yi izleme seçeneğini seçip ABD'nin tüm maçlarına bilet alacaksın. Pattt Kayseri'ye verecekler ABD'yi. Haydi işin yoksa yürü Kayseri'ye. :)

Türkiye: 67 - Almanya: 74 (Maç Yazısı)

Genelde takımımız için bir rehabilitasyon, bir moral - motivasyon merkezi olmasıyla ünlü Efes Cup'ta bu yıl 2'de sıfır çektik. 5.'lik 6.'lık maçı oynamaya mahkum olduk. Maça bir gazla başladık yine, Ömer Onan ve Kerem Tunçeri imzalı 17 sayı ile ilk 5 dakikayı 17-13 önde geçtik, sonra kalan 5 dakikada Semih'in son saniye smacı dışında basket atamadık, anca faul çizgisinden sayı üretebildik. Aslında yazacak da çok bi şey yok, hep aynı hatalar, hep aynı şeyler. Kendimizi tekrarlıyoruz gibi oluyor her seferinde. Ama maçın son 8 dakikasına 62-58 önde girip, oradan sonraki kısımda sadece 5 sayı üretebilmek kafaca nerelerde olduğumuzu güzel özetliyor. Maçın ilk 5 dakikasında 4 tane üçlük bulduk, hem de %100 ile. Ama maçı tamamladığımız üçlük yüzdesi 6/25. Ha bir de şu çeyreğin, maçın, 24 saniyenin bitimine 3-5 saniye kala kenardan sokulan toplarda yediğimiz sayılar bini geçti herhalde değil mi? Herkesi kendimiz gibi ver bir adamın eline, koşsun koşsun atsın oyununu oynayacak sanıyoruz. Dün yine üçüncü çeyreğin sonunda 3 saniyeye bir üçlük sıkıştırdı Almanya, hem de neredeyse yine tam sahayı katederek. Uyuyoruz bu tip pozisyonlarda, maç bitti sanıyoruz, bırakıyoruz. Rahatsız oluyorum, hatta sinir oluyorum.

Maç sonu açıklamalara bakıyorum, Tanjevic hala Kerem Gönlüm diyor. Yahu bırak artık Kerem Gönlüm'ü. Koca memlekette onun yerine bir alternatif bulamayıp her maç sonu Kerem diye ağlayacaksan işimiz var zaten. Başka biri mi mı mahkum etti seni Barış Hersek ile devam etmeye? Sonra onu kadroya bile almamaya, Semih'ten Oğuz'dan 4 numara yaratmaya çalışmaya. Bu vesileyle Fatih Solak efsanesini 10-15 dakika da oynatarak insanların sinirini zıplatmaya. Dünkü piyango Sinan ve Bekir'e çıktı, hiç oynamadılar. Hala arayış içindeyiz, 10 gün sonra turnuva başlıyor ama ne bir belli beşimiz, ne bir belli planımız, hiçbir şeyimiz yok. Atarsak alacağız, atamazsak yatacağız. Elinize kuvvet Hido - Ersan - Ömer üçlüsü.

Bakalım bir de böyle gidelim turnuvaya. Her zaman Efes Cup şampiyonu olup koltuklarımız kabara kabara gider, sonra baş önde geri gelirdik. Bir defa da böyle gidelim, bakalım Ömer Onan'ın dediği gibi Efes Cup tokadı bize madalya getirecek mi?

Türkiye (67): Engin Atsür (3 ribaund), Ömer Onan 17 (2 ribaund), Ersan İlyasova 12 (9 ribaund- 2 asist), Semih Erden 8 (4 ribaund), Kerem Tunçeri 5 (1 ribaund), Fatih Solak 3 (2 ribaund- 1 asist), Ömer Aşık 5 (4 ribaund- 1 asist), Ender Arslan 2 (3 ribaund- 5 asist), Oğuz Savaş 5 (2 ribaund- 1 asist), Hidayet Türkoğlu 10 (5 ribaund- 4 asist)

Almanya (74): Lucca Staiger 3, Heiko Schaffartzik 12 (6 ribaund- 4 asist), Sven Schultze 8 (4 ribaund), Konrad Wysocki 6 (1 ribaund- 3 asist), Steffen Hamann 5 (2 ribaund- 4 asist), Demond Greene 8 (3 ribaund), Per Gunther, Patrick Femerling 6 (3 ribaund), Jan Jagla 16 (3 ribaund- 2 asist), Tim Ohlbrecht 2 (3 ribaund), Robin Benzing 5 (2 ribaund- 2 asist), Elias Harris 3 (1 ribaund)

27 Ağustos 2009 Perşembe

Banvit Barış Hersek İle Anlaştı

Pazar günü duyurmuştuk bu transferi. Banvit'in resmi açıklaması bugün gelmiş. Efes'in bir anlamda umudunu kesip yol verdiği, şu anda A Milli Takım ile Ankara'da olan Barış Hersek 2 yıllık sözleşme imzalamış Banvit'le. Orhun abi süre verecektir ona. Değerlendirip değerlendirmemek Barış'a kalmış.

Konuşan Fotolar #3

Soner Şentürk: -------
Polat Kocaoğlu: -------

Foto bizden, konuşturması sizden.

TBL 2009-10 Programı

Yeni sezonun rotası kalem kalem çizildi. Hangi organizasyon hangi tarihte, hepsi aşağıda yazıyor. Teknosa Türkiye Kupası grup eleme maçlarının yapılacağı 4 il, ve ha keza Teknosa Türkiye Kupası Final Grubu ve All-Star etkinliğinin yapılacağı iller sonradan belirlenecek ve duyurulacak. Buyrun yeni sezon mönüsü:

7-12 Ekim:
Teknosa Türkiye Kupası Grup Eleme Maçları
14 Ekim: Cumhurbaşkanlığı Kupası
17 Ekim: Normal Sezon Başlangıcı
9-10 Ocak: All-Star Haftasonu
19-22 Şubat: Teknosa Türkiye Kupası Final Grubu
25 Nisan: Normal Sezon Kapanışı
28 Nisan - 8 Haziran: Play-Off Maçları

Türkiye: 77 - Hırvatistan: 82

Beğenmedim takımı. Maçın başlarındaki hücum aksiyonlarımız (savunma değil, sadece hücum), üçüncü çeyrekte nihayet hatırladığımız ve arttırdığımız savunma dozajımız, buna bağlı olarak da hızlı hücumla ürettiğimiz kolay sayılar dışında bir tek Ömer'in Prkacin'e uyguladığı savunma vardı ara ara beğenilecek, o kadar. Kalan kısımda ne savunmada ne de hücumda hiçbir şey yapamadık. Hele savunma, oy oy oy.

Maça 3 guardımızı da kenarda oturtarak Sinan - Ömer Onan - Hido - Oğuz - Semih beşiyle çıktık. Savunmada kötüydük ama hücumda (Hırvatistan'ın kötü savunmasının da yardımıyla) oldukça iştahlı ve üretkendik. Sinan'ın getirdiği toplarda Hido'nun elinden çıkan asistleri çemberin içine vura vura sayı yapan Semih Erden hem takımı hem de seyirciyi havaya sokmayı başardı. Yalnız defansta o kadar hurra bir savunma yaptık ki adamla bomboş şutlar bulmaya başladı, sokamadılar ilk etapta o ayrı. Biz 16-9'luk skor avantajını yakaladığımızda daha maçın 5. dakikasıydı. O anda kimse o dakikanın bizim tıkanış anımız olacağını bilmiyordu elbette. İlk çeyrek 20-21, devre ise 33-37 Hırvatistan üstünlüğü ile biterken 16'dan sonraki sayılarımızın çoğunun serbest atış çizgisinden geldiğini, oyunun hücumda boş şutları da sokmaya başlayan Hırvatistan lehine döndüğünü, bizim ise bu ivmeyi sürekli olarak oyuncu değiştirerek bozmaya çalışmamızın sahada her daim soğuk bir beş ile yer almamıza yol açtığını belirtmek gerek. Hücumda tıkandık bir kere. Hidayet'in yarı saha geçildikten sonra topu eline alması, tek kişilik zorlama hücumlarla sayı araması ve en kötüsü tüm takımın onu seyretmesi beni rahatsız etti açıkçası. Tamamen one-man-offense'e döndü olay zaten o sırada. Ömer Onan da Hido ile aynı şeyi yaptı topu eline aldığında. 2. çeyrekte oyuna giren emektar Prkacin'in kendisiyle özdeşleşmiş pota altı aksiyonlarını, pota altı oyunlarını, boyalı alan çalımlarını Semih'e hala yutturabilmesi (hem de 3 hücum üst üste) takdire şayandı gerçekten. Yoksa olaya Semih tarafından bakıp da, dalgaya şayan mı demeliydim?

İkinci yarının ilk kısmında girişte de yazdığım gibi savunma iştahımız çıktı ortaya. Zaten bunu yapmadığımız sürece ekmek yok bize. Zira oyun bu defa sete set kalıyor ve o dediğim gereksiz zorlamalı hücumlarımızı seyretmek zorunda kalıyoruz. Zira set falan oynayamıyoruz. Nadir yani. Devamlılık kesinlikle sağlayamıyoruz bu oyun stlinde. Huyumuz kurusun. Savunmada topu kapıp, hızlı hücumla sayıları bulmadan ne takım ne de seyirci havaya giremiyor. Her ikisi birden oyundan düşünce de maç çekilmez bir hal alıyor. Engin Atsür'ün 8 sayılık katkısıyla öne çıktığı, savunmamızın da artan dozajı nedeniyleseyirciyi yeniden maça dahil etmesi bizi skor anlamında uzun bir aradan sonra öne fırlattı. Serbest atış çizgisinden ısrarla sayı atmak istemeyen Ömer Aşık'ın 0/5 yaptığı faul atışından önceki smaç-basket faulü ile 54-51 öne geçtik. Ama bu sevinç kısa sürdü. Önce Popovic sol çaprazdan yazdı üçlüğü, aynı anda içeride Prkacin'in eski Kambala zamanlarından kalma planjonu da hakem tarafından faulle ödüllendirilince bir hücumda 5 sayı çıkardı Hırvatlar. Peşine üçüncü çeyreğin bitimine 1 saniye kala sol dipten Stojic'in üçlüğü gelince skor 54-59 ile yeniden rakip lehine döndü.

Son çeyreğe Ukic'in üçlüğüyle girmeleri, bizim 1.5 dakika içinde faul hakkımızı doldurmamız maçı kaybetmemiz için gerekli zemini hazırladı derken takım yaptığı hamle ve yakaladığı 7-1'lik seriyle skoru 61-63'e kadar getirdi. Ama aynı Stojic aynı sol dipten bir üçlük daha yazınca savunmada ne denli standby konumda olduğumuzu gözümüzün içine bir kez daha soktu. Bir hücumun bitmesine 2 saniye kala pota altımızdan soktulakları topu hepi topu yarım saniye bile sürmeden potamıza basket olarak bırakmaları (havada yakalayıp yumuşak bir şutla yine Stojic attı basketi), üstüne tatlı niyetine bir de Prkacin'in sayılarının gelmesi bu sefer 7-0'lık seriyi Hırvatlar lehine oluşturdu ve skoru 61-70'e çekti. 5 dakika falan vardı bitime. Ersan ve Ömer Onan'ın iki üçlüğüyle (maçta zaten hepi topu 6 üçlük sokabildik) 01:30 kala farkı bire indiren Millilerimiz bu kez Davor Kus'u boş bırakınca, e şans da Kus'un yanında olunca, çemberin önüne çarpıp havalanan ve sonra da sayı olan üçlükle maçtan bu kez ciddi anlamda koptu. Taktik faulleri iyi değerlendiren rakibimiz turnuvanın ilk maçından 77-82 galip ayrıldı.

Başta da yazdığım gibi kötüydük bence. Maçı bırakmadık, sonuna kadar getirdik ama bunu zorlama sayılarla yaptık. Tek adam akıllı ve bilinçli geri dönüşümüz üçüncü çeyrekte skoru 43-48'den 54-51'e getirdiğimiz dönemdeydi. Hırvatlar da savumada oldukça kötüydüler, hele maç başında zannedersin ki mahalle takımı düzeyindeler, öyle kötü savunma yaptılar. Ama hücumda hiçbir zaman disiplinlerini bozmadılar, nakış gibi işleyerek her daim doğru adamı bulmaya çalıştılar, en önemlisi sahadaki oyuncularının yapısına göre set yaptılar, Prkacin varsa topu ona vermeye çalıştılar, Kus varsa ona boşluk yaratmaya çalıştılar, e sahada da kendini ileri derecede geliştiren bir Ukic olunca saha dışında konuşulanları saha içine de yansıtmayı başardılar. Savunma anlayışlarını değil ama hücum anlayışlarını çok beğendim. Zaten ribaundlarda, top kayıplarında, top çalmada hep pozitif anlamda biz üstündük. Bunlar bizi maç sonuna kadar oyunda tutan gizli etkenlerdi. Yoksa oynadığımız topta bir numara yoktu bu maç için. Son kez yazıyorum, savunma yapmamız, buna bağlı olarak hücumda hızlı sayılarla büyümemiz ve hem bize destek veren seyirciyi hem de kendimizi gaza getirmemiz lazım. Yoksa sete set hücumlarımız cidden çok büyük zulüm oluyor.

Türkiye (77): Bekir Yarangüme, Sinan Güler (1 asist), Engin Atsür 12 (2 asist), Ömer Onan 12 (1 ribaund- 2 asist), Ersan İlyasova 8 (9 ribaund), Semih Erden 8, Kerem Tunçeri 4 (1 ribaund- 4 asist), Ömer Aşık 6 (4 ribaund), Ender Arslan (2 asist), Oğuz Savaş 8 (6 ribaund), Hidayet Türkoğlu 17 (3 ribaund- 3 asist)

Hırvatistan (82): Roko Leni Ukic 16 (1 ribaund- 9 asist), Davor Kus 8 (4 ribaund), Marko Popovic 12 (1 ribaund- 1 asist), Nikola Vujcic 4 (2 ribaund- 1 asist), Damir Rancic, Marin Rozic 4 (5 ribaund- 2 asist), Mario Stojic 8 (1 ribaund), Ante Tomic, Marko Banic 8 (2 ribaund), Sandro Nicevic 2, Mario Kasun 3 (2 ribaund), Nikola Prkacin 12 (4 ribaund- 1 asist)

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Çetin Yılmaz Kepez'i Kabul Etmemiş

Kepez cephesinde işler karışıyor biraz daha. Halil Üner'in istifasından sonra takımın başına gelmesine kesin gözüyle bakılan Çetin Yılmaz 'Kepez Belediye Spor Kulübü'nün değerli başkanı Erkin Demir'in şahsıma yaptığı koçluk teklifini kabul etmeme kararı aldım. Bu kararımda para kesinlikle sözkonusu olmamıştır. Sadece çalışma prensipleri ile ilgili uyuşma sağlanmadığını düşündüm. Yeni sezonda Kepez takımına iyi şanslar diliyorum' açıklamasıyla Kepez'in teklifini reddettiğini açıklamış. Neden biraz içi boş gibi geldi bana. Neler oluyor, neler olacak, bekleyip görmek lazım. Megabasket'te Hasan Özmeriç ismi verilmiş Kepez için. Bakalım bakalım.

Bornova'nın Pivotu Almanya'dan: Frank Elegar

Ligin yeni ekiplerinden Bornova Belediye yeni sezon kadrosunda yer alacak 4. yabancısını buldu. Geçen sezonu Almanya'nın Bremerhaven takımında geçiren ve 24 maçta maç başına 21.9 dakika sahada kalarak 8.3 sayı, 5 ribaund ortalamaları tutturan Frank Elegar ile anlaşıldı. Almanya kariyerindeki rakamların detayları şurada. Oyuncu Drexel mezunu. Kolej kariyerindeki istatistikleri ise şurada. Pivot pozisyonunda oynuyor. Boyu 2.04, pivot pozisyonu için biraz kısa kalabilir. Onu da atletikliği ile kapatmaya çalışacaktır.

25 Ağustos 2009 Salı

Halil Üner İle Söyleşi (Salsabasket Özel)

Basketbol gündeminin son günlerdeki başrol isimlerinden olan Halil Üner ile bugün keyifli bir söyleşi yaptık. Olanları bitenleri detaylıca konuştuk, öğreneceklerimizi öğrendik, hatta muhabbet o kadar keyifliydi ki nostalji bile yaptık. F.Bahçe yıllarından G.Saray yıllarına, Çukurova yıllarından Efes yıllarına hepsine değindik.

Öncelikle şunu söyleyeyim ki Halil Üner'in 'Açıklayacağım' dediği isimlerin her biri tek tek açıklanacakmış. Haftaya bir basın toplantısı yapıp ne var ne yok hepsini anlatacak tecrübeli hoca. Bunun alnına yazılmış bir görev olduğuna inanıyor. Konuşup, tüm pislikleri ortaya döküp, herkesin herşeyin farkına varmasını sağlayıp, arkadan gelen gençlerin önünü açacağını belirtiyor. Belli çok üzülmüş. 'İçeride geçirdiğim 13 günde dostumu da düşmanımı da gayet iyi tanıdım. Bir anlamda iyi oldu benim için' diyor. Yeri gelmişken içeri girme nedeninin de 'Kefil' olduğu birinin (o isim de açıklanacak sonra) borçlarını ödememesi ve kendinin de bundan hiçbir şekilde haberdar olmamasından kaynaklandığını belirtelim. Öyle söyledi koç. Borç da 500 milyara yakın bir para. Öyle basında yazılıp çizildiği gibi milyon dolarlar yok yani. Dedim ya herşeyi haftaya düzenleyeceği basın toplantısında bir bir anlatacak Üner. O yüzden benden şimdilik bu kadar.

Postun sonunu muhabbet esnasında geçen hoş bir sohbetten çekip aldığım ince bir detay ile bitirelim bakalım. Bilenler nostalji yapar, bilmeyenler de bu vesileyle arşivlerine bir olay daha katarlar.

Halil Üner 80'li yılların başında yaşadığı ilk G.Saray deneyiminin ardından 84-85 sezonunda yeniden G.Saray'ın başına geçer. Sarı kırmızılı 2 yıl üstüste şampiyon yapan koç, 2. senesinde aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı da alır. 3. senesinde 1. ligde G.Saray'ı çalıştırırken aynı zamanda 2. ligde de Paşabahçe'nin başına geçer. İki takım yöneticilerinin anlaşmasının ve gerekli koşulların da sağlanmasıyla belki de bu anlamda tarihe geçen koç 2 takım çalıştırdığı sezonda 1. ligde G.Saray ile finalde Karşıyaka'ya kaybeder, Paşabahçe ise namağlup olarak 2. ligden 1. lige terfi eder. Artık 2 takım da 1. ligdedir ve ikisi de Halil hocayı istemektedir. Ama Halil hoca kendisine çok daha iyi bir teklif ile gelen (3 yıllık toplam 3 milyon dolar) Çukurova'yı tercih eder ve Mersin yollarına düşer. Çukurova son sezonunu 11. sırada tamamlamıştır. Halil hoca kadroya fazla dokunmaz, sadece tek bir Amerikalı oyuncu değişikliği yapar ve yola çıkar. İlk 2 senesinde büyük bir başarıyla normal sezonları lider tamamlar ama her iki senede de Play-Off finalinde kaybeder. Ligde kupaya uzanamayan Mersin ekibi 2. sene Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı kazanarak kupa özlemini dindirir. Halil hocanın Çukurova'daki 3. senesinde ise lig üçüncülüğü gelir. Pekiiii 11. sıradan aldığı ve tek bir yabancı değişikliği ile 2 yıl ikinci, bir yıl da üçüncü yaptığı takımın kendinden önceki koçu kimdir? Çetin Yılmaz.

Kıssadan hisse. :)

Salsabasket özel haberidir.

Tarence Kinsey Yeniden F.Bahçe'de

Kim gelir diye sormuştuk, Tarence Kinsey gelmiş. F.Bahçe Ülker 2+1 yıllık sözleşme imzalamış eski oyuncusuyla. Herkes uzun oyuncu bekliyordu ama hamle 2 numaraya geldi. Serhat Çetin yine başka bahara kaldı. Dakika bulursa öpsün başına koysun bu yıl da. 4 numaradaki açık ise hala duruyor. Acaba bir de 4 numara bombası patlatıp Efes'in yaptığı gibi 6 yabancılı sisteme geçer mi sarı lacivertliler de?

edit: Şimdi aklıma geldi, bu Kinsey'i Türk yapıp da Milli Takım'a alacak olmasınlar sakın. Kontratı falan da gayet uzun süreli. Öyle olursa F.Bahçe Ülker'in yabancı kontenjanı da açıkta kalır, sağlam bir 4 numara patlatılıp Avrupa'da da başarılara yelken açılabilir. Öyle aklıma geldi de birden, yazayım dedim. Sonuçta bir adet devşirme oyuncu aradığımızı ve bu adaylardan birinin de Kinsey olduğunu cümle alem biliyor. Tanjevic Polonya kadrosunu açıklarken 'Acelemiz yok, hala karar vermedik' demişti bu konuda. Kararını F.Bahçe Ülker'in de hayrına dokunacak şekilde vermesi çok da garip karşılanmaz herhalde. Kurcalamak lazım bunu. 2010'da Türkiye forması giyebilir Kinsey.

Daçka'nın Yeni Sezon Kadrosu

Yeni oluşumuyla birlikte ilk senesinde Play-Off oynama başarısı gösteren Darüşşafaka Cooper Tires, Efes Pilsen ile yeniden anlaşılmasınnın ardından yeni sezonda da geçen yılki misyonunu sürdürecek. Yalnız geçen yıl Play-Off'a kalan genç ekibin çekirdek kadrosu Melih Mahmutoğlu dışında tamamen dağıldı. Hammonds, Banks, Leunen, Soner, Emre, Barış ile yollar yeni sezon öncesinde öyle ya da böyle bir şekilde ayrıldı. Sezonu tamamlayan as kadrodan bir tek Melih kaldı elde.

Hakan Demirel, Alper Özcan
Stefon Jackson, Melih Mahmutoğlu, Polat Kaya, Can Özcan
Bora Hun Paçun, 2 yeni yabancı uzun
Burak Selen, Tuğberk Gedikli, Orhan Hacıyeva, Kadir Çıpa

2009-10 sezonu için oluşturulan kadro bu şekilde olacak Daçka'da. Guard bölgesi Hakan ve Alper'e teslim. İkisi için de sevindirici bir gelişme. Zorda kalınırsa bir ihtimal hızı ve çabukluğu nedeniyle Stefon Jackson da o bölgede denenebilir ama adam saf bir 2 numara yani. Savunmacısını ekarte eden ve orta mesafede muazzam yüzdeyle şut sokan, heyecan verici bir isim. Diğer 2 yabancı hakkının uzundan yana kullanılma nedeni Barış ve Emre'nin ayrılmasından sonra takımda Bora dışında net bir uzun olmaması elbette. Bir 4 numara, bir tane de 4,5 - 5 numara gelecekmiş. Bir tanesinin bu hafta içinde netleşmesi bekleniyor. Can Özcan'ın gerektiğinde Preldzicvari 4 numaraya kayabilmesi onu rotasyon adına önemli kılıyor. Keza Polat da iyi bir isim, yeter ki şutları girmediği zaman işin cılkını çıkartıp yüzdesini 0/10 yapana kadar zorlamasın.

Bu arada Dusan'ın ufak bir sakatlığının bulunduğunu ve 2 ay sonra falan idmanlara başlayabileceğini, yeni sezonda çok büyük ihtimal Efes kadrosunda olacağını, KSK'dan alınan Ramazan'ın ise Pertevniyal formasıyla TB2L'de mücadele edeceğini de yazının sonuna iliştirelim.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Efes Pilsen World Cup 8 - Program

26 Ağustos Çarşamba
18:30 Letonya – Büyük Britanya (NTVSpor)
21:00 Türkiye - Hırvatistan (NTV)

27 Ağustos Perşembe
18:30 Makedonya – Letonya (NTVSpor)
21:00 Türkiye – Almanya (NTV)

28 Ağustos Cuma
18:30 Büyük Britanya – Makedonya (NTVSpor)
21:00 Hırvatistan – Almanya (NTVSpor)


Biz Almanya ve Hırvatistan ile aynı gruptayız. 2 grubun sonuncuları 29 Ağustos'ta 5.lik maçına çıkacak, Grupları ilk 2 sırada tamamlayan takımlar ise çapraz eşleşip yarı final maçlarına çıkacaklar. Turnuvanın son günü olan 30 Ağustos'ta ise 3.lük ve final maçları oynanacak.

Şampiyon Çıktı Meydane

Son şampiyon Efes Pilsen'de yeni sezonun ilk idmanı -epeyce bir eksik kadroyla da olsa- yapıldı. Kaya, Shumpert, Thornton, Smith ve bir de yeni transfer Rakocevic'ten oluşan 5'li ekip ilk idman öncesinde böyle poz vermişler. Diğer oyuncular mecbur Avrupa Şampiyonası sonrasında katılacaklar takıma. Efes'in hazırlık programı baya yoğun. Daçka takviyeli kadrosuyla 6 Eylül'de İtalya'ya uçacaklar. Bormio ve Siena'da kamp yapılacak. İtalya'da tam 9 hazırlık maçı bekliyor onları. 2 kez Montepaschi Siena ile, birer kez de Lottomatica Roma, A.J. Milano, Air Avellino, Aris, Spartak St. Petersburg, Mariupol, Donetsk ile karşılaşacaklar. Oradan TÜBAD Turnuvası'na geçecekler. Son olarak da 7-8 Ekim tarihlerinde İstanbul'da oynanacak olan 2 adet CSKA Moskova maçı ile 10 Ekim'de başlayacak Türkiye Kupası maçlarına hazır ve nazır hale gelecekler. Haydi hayırlısı bakalım. Gayet sağlam bir program var önlerinde.

Halil Üner Bıraktı (İşte Yazılı Açıklaması)

Geçtiğimiz sezon ligin 10. haftasında galibiyeti yokken aldığım ve yüzde yüz küme düşer denilen takımı kümede tutmakla beraber Kepez ilçesini basketbol merkezi haline getirmek için yaptığım çalışmaların sonuç vereceğini görüp mutlu oldum. Sayın Belediye Başkanı Hakan Tütüncü'nün vizyonunun benimle aynı olması sonucunda Kepez ilçesinde gençleri kötü alışkanlıklardan koruma düşüncesiyle basketbolu lokomotif yaptık. Bu amaçla ligde en az ilk 4'e girecek belki de daha yukarıyı hayal edecek bir takım kurduk. Bu arada bir imza yetkisi nedeniyle girdiğim sıkıntı sürecinde özellikle meslektaşlarımın (İsimlerini zamanla açıklayacağım) hiçbir ahlaka sığmayan ve benim yanımda olmaları gerekirken akbaba gibi daha ilk günden benim yerime geçme çabaları beni derinden etkiledi. Kulübümün de bu süreçte bu şahıslarla görüşmesi bence antrenör arkadaşların meslek ahlakı olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu dönemde basketbol camiasında ve dost çevremde ne kadar sevildiğimi görmek beni ayrıca mutlu etti. Başta Federasyon Başkanı Turgay Demirel olmak üzere sıkıntı çektiğim dönemlerde bana destek olan gerçek dostlarıma teşekkür ederim. Ben basketbol antrenörlüğünü gönülden yapmaktayım. Çok yaralandığım bu dönemden dolayı kulübümün başında faydalı olamayacağıma inanmaktayım. Kepez halkının basketbol çerçevesinde mutluluğu hak ettiğini düşünüyorum. Orada bulunduğum sürece bana sevgi ve destek veren bütün basketbolseverlere teşekkür eder başarılı bir sezon dilerim.

Halil Üner

23 Ağustos 2009 Pazar

Barış Hersek Banvit'e (mi?)

Darüşşafaka Cooper Tires'da geirdiği sezonun ardından, şu anda Milli Takım kadrosunda olan ve Kerem Gönlüm'ün malum olayından sonra büyük ihtimalle de Polonya' kafilesinde yer alacak olan Barış Hersek'in an itibariyle hiçbir takımla sözleşmesi yok. Yani 'boşta oyuncu' denen meretten. Aklıma ilk olarak F.Bahçe Ülker geldi Tanjevic nedeniyle ama sonra öğrendim ki Banvit taraflarına doğru yol alacakmış. Gayet mantıklı. Kadroda yerli uzun yoktu. Davis, Cakic ve Lance ile rotasyona girmesi açısından, bol bol da süre alması açısından 10 numara bir hamledir bana göre. Ayrıca bir transfer haberi de Aliağa cephesinden var. Bir ara Pınar Karşıyaka ile de adı anılan Işıkspor'lu Mustafa Baki Görür'ü almışlar. İlginize, bilginize.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Vidmar Ljubljana'da, Preldzic 2 Yıl Daha Burada

F.Bahçelileri sevindirecek bir haber kuşkusuz. Gasper Vidmar doğduğu şehrin takımı Union Olimpija Ljubljana ile anlaşmış. Bugün yarın imzalıyormuş sözleşmeyi. 1 yıl kiralık olarak oynayacakmış. Kankası ve ev arkadaşı Emir Preldzic ise '2 yıl daha buradayım kesin olarak' dedi. Bu da yine sevindirici bir haber sarı lacivertli taraftarlar için. Gasper sessiz sakin bir adamdı, fazlasıyla sağlam bir dosttu, hatta sağlam da bir PES tutkunuydu ama iş parke üstüne gelince kendinden beklenenleri bir türlü veremeyen bir oyuncuydu. Preldzic her yıl oyununun üstüne koyarken o sahip olduğu temel basketbol yanlışlarını bir türlü bertaraf edemedi. Haliyle de o beklenen sıçramayı hiçbir zaman yapamadı. Yeni takımında inşallah biraz daha geliştirir kendini. Bu transferin ardından F.Bahçe Ülker'deki yabancı sayısı 4'e inmiş oldu. Kim gelir dersiniz?

Salsabasket özel haberidir.

Yerli Uzun Aranıyor

Bir yerli uzun şu anda elmastan bile daha kıymetli. Emre Bayav'ın sakatlığının uzun sürecek olması nedeniyle harıl harıl yerli 5 numara arayan Pınar Karşıyaka'ya Özgür Bıyık'ın talihsiz rahatsızlığı nedeniyle Oyak Renault da eklenmiş durumda. Ama piyasada yerli uzun kalmadı. Geçen sene TBL'de oynayan tüm yerli uzunlar ya takımlarında kaldı, ya da yeni transfer yaptılar. Aklıma Bora Hun Paçun geldi, dediler ki Kerem Gönlüm'ün muhtemel cezası nedeniyle Efes onu bırakmıyor. Sonra bir ara Beşiktaş'la idmanlara çıkan ama sonra vazgeçip evine dönen Cem Coşkun boşta olmalı dedim. O da 2 gün önce bir kez daha fikir değiştirip Beşiktaş Cola Turka ile imzalamış. Geçen sezonun tamamını sakat geçiren Umut Görür ve idman verici Volkan Çetintahra dışında yerli uzun kalmamış durumda piyasada. Allah arayanlara kolaylık versin. Yerli uzun dendiğinde ister istemez akla gelen Halil İbo'ya da şu mübarek günlerde bir Fatiha gidiversin buradan. Toprağın bol olsun en sempatik yerli uzun.

Şok !! Özgür Bıyık Basketbolu Bırakıyor

Şok bir haber geldi Renault cephesinden. Son 2 yılın Türkiye Kupası finalisti takımlarının kadrosunda yer alan, 1 yıllık Erdemir macerasının ardından bu transfer döneminde yeniden yuvasına dönen Özgür Bıyık kalbindeki bir rahatsızlık nedeniyle -zorunlu olarak- basketbolu bırakıyor. Rahatsızlığı ile ilgili öğrenebildiğim: Aortunun normal genişliğinin neredeyse 2 katına ulaştığı. Bu da basketbol oynamasının onun hayatı için fazlasıyla büyük bir tehdit olduğu anlamına geliyor. Irsi bir hastalıkmış, ameliyat olması gerekiyormuş. Hastalığın gelişim süresinde Özgür'ün kötü bir sonla karşılaşmamış olması da bunca berbat haberin içinde tek sevindirici bilgi. Hem Özgür için, hem Oyak Renault için, hem planları alt üst olan Yücel Platin için, hem de tüm Türk basketbol camiası için kötü bir haber bu. Geçmiş olsun Özgür, çok ama çok büyük geçmiş olsun. Bir an önce iyileş. Kalbimiz seninle.

Salsabasket özel haberidir.

21 Ağustos 2009 Cuma

G.Saray - 4 Bosman - E Hani Pivot?

Transfer döneminde kadrosunu 8 yeni oyuncuyla güçlendiren G.Saray Cafe Crown'da dünkü Mike Wilkinson transferiyle birlikte yabancıların sayısı 4 oldu. 1996-98 yılları arasında 2 yıl üst üste G.Saray forması giyen Sherron Mills'ten sonra başka hiçbir yabancıya 2 yıl üst üste sarı kırmızı formayı giydirmeyen ekipte bu yıl da alışıldığı üzere tüm yabancılar değişti. Geçen sene sezona 3 Yugoslav kökenli isim ve bir de Graves ile girilmişti. Bu yıl ise 2 Amerikalı, 1 Slovak, 1 de Litvanyalı var kadroda. Ama kağıt üstünde 2 gibi gözüken Bosman oyuncu sayısı, G.Saray Cafe Crown için aslında 4. Amerikalı oyuncular Washington ve Wilkinson'ın Makedon vatandaşlıkları bulunuyor. Milli Takım'da da oynuyorlar zaten. Hoş o memleketin nasıl bir Milli Takım'ı var onu da çözebilmiş değilim ya neyse (Washington, Wilkinson, Massey). Uzun lafın kısası takımlarımız 1 Bosman bulayım diye kılı kırk yararlarken G.Saray 4 yabancısının 4'ünü de Bosman tercih etti. Hoş bir detaydı bu. Peki dünkü Wilkinson transferinin açıklanması esnasında Mert Uyguç'un yaptığı '5. yabancı hakkımızı kullanmayacağız' açıklaması dikkatinizi çekti mi? Şimdi şöyle bir geri çekiliyorum, kadroya bakıyorum, e hani bu takımın pivotu? Cemal Nalga var, bir de ucundan azıcık Eren Beyaz var. Hüseyin bırakıldı iyi hoş, ama yeri doldurulamadıktan sonra ne olacak? Ha yoksa yine Zizic'te ve Milo'da olduğu gibi 4'ten bozma 5'lerle mi oynayacak G.Saray? Biraz Rancik, biraz Wilkinson, değişmeli doldururlar artık beş numarayı. Elde imkan var, para var, e kontenjan da var, çeksene oraya sağlam bir pivot. Yok. Sanki yemin etmişler. Ben yakın zamanda G.Saray forması giymiş öz be öz bir pivot hatırlamıyorum yabancı olarak. Koul vardı sanki, haydi biraz da Whisby. Başka?

KSK Furkan'la 4 Yıllığına Anlaştı

Bir yandan uzun oyuncu arayışlarını sürdüren Pınar Karşıyaka diğer yandan da elindeki genç değer Furkan Aldemir ile 4 yıllık sözleşme imzaladı. Enes Kanter olayı gündemden daha yeni yeni düşmüşken KSK Furkan'ın ipini sağlam kazığa bağlama niyetinde anlaşılan.

Renault'ya Gonzaga Mezunu Bir Dev: Josh Heytvelt

Renault'da son yabancı transferi netleşti. Wink Adams ve Mike Rose'un yanına Gonzaga mezunu 2.10'luk bir dev koydular. Josh Heytvelt. Takımının liderliğini üstlenen, boyuna rağmen gayet atletik olan, yüksek hava hakimiyetiyle dönen topları tipleyen smaçlayan, bunun yanında dışarılara çıkıp şut da sokabilen gayet kompleks bir uzun. Bu yıl NBA draftlarında seçilmesi bekleniyordu ama olmadı. Koç Yücel Platin çok umutlu ondan. Gonzaga'da 5-4 oynamış ama Renault'da saf bir 4 numara olarak oynatılacak Yücel hoca tarafından. Gerektiğinde elbet 5'e de kayacaktır. Kolej istatistikleri şurada. Geçen yılki ortalamaları 14.9 sayı - 6.5 ribaund. Özellikle geçen yıl üç sayılık atışlardaki gelişimi gözden kaçırılmaması gereken bir nokta. Sever Yücel abi dışa çıkıp cezayı kesebilen 4 numaraları. 2 sene önce Randle, geçen sene de Jo az ekmek yedirmediler ona buralardan.

Konuşan Fotolar #2

Taraftar: ----------
Mrsic: ---------

Foto bizden, konuşturması sizden.

Kedrick Brown - 2. Bir James White Vakası?

Bornova'nın dün duyurduğu Kedrick Brown transferi ligimiz için ikinci bir James White vakası olabilir mi? Niye bunu diyorum? Zira James White gibi Kedrick Brown'un da insanüstü bir sıçrama yeteneği var. Evet şutu zayıf ancak atletik özellikleri ve smaçlarıyla bu yıl ligin en spektaküler oyuncularından biri olacaktır. Kısa vadede kendi göz zevkim için tek temennim All-Star yarışmasına kadar onun bu ligde kalması. O sonra gereğini yapacaktır mutlaka. Ha James White gibi bir göz bayramı yaşatır mı bize bilemem, garantisini de veremem ama ihtimali hayli kuvvetli bir konu. 2001 draftinde Boston Celtics tarafından 1. tur 11. sıradan seçilmesine rağmen sonrasında kendinden beklenenleri veremedi, oradan oraya savruldu, 3 farklı takımla (Bos, Cle, Phi) 5 sezonda toplam 143 NBA maçına çıktı, bunların 36 tanesinde ilk beşteydi, maç başına 3.6 sayı - 2.4 de ribaund ortalaması yakaladı. 2 yıl ara verdi basketbola, sonra Anaheim Arsenal formasıyla mevzuuya geri döndü. 2 yıldır oradaydı. Bu yılki rakamları şurada. Postun ilk kısmında bir göz bayramından bahsettiydim ya hani, o zaman sorarım size bu yılki Anaheim Arsenal maçlarını izleyenlerin yaşadıkları ne tür bir göz bayramıydı? Aynı beşte hem James White hem Kedrick Brown. :) James White denen manyak zaten aştı kendini bu yıl. Brown'un maç başına 17.6 sayı attığı takımda White maç başına 25.9 sayı attı. Sonra da kapağı NBA'e attı. Onun istatistikleri ise şöyle. James White başlı başına bir fenomendi zaten. Kolej yıllarında başladı smaç şampiyonlukları, Türkiye'de devam etti, geçen yıl D-League smaç yarışmasında da nihayete erdi. Bir yerde Stern'ün White'a sırf smaç yarışmasına katılıp ortalığın anasını bellemesi için NBA kapılarını açması gerektiği ile ilgili bir öneri okumuştum, güzeldi. Kedrick ise hep beklenti altı kalmış bir adam olarak ezik büzük takıldı. Anaheim'daki 2 yılı onun yıpranmış saçlarını biraz jöleledi ama yeterli değil tabii. Sırada bizim lig var, bakalım burada nasıl bir etki yaratacak zat-ı muhterem?

20 Ağustos 2009 Perşembe

Salsabasket Yenilendi

Salsabasket yeni temasıyla karşınızda. Yorumlar nedir? Eskisinden daha iyi olduğunu düşünmekteyim. En azından benim için çok daha kullanışlı oldu. Hem eski klasik düzene de sadık kaldık. Bu arada banner için de çalışmalar sürüyor, o da yenilenecek en kısa sürede. Mevcut düzen hakkındaki yorumlarınızı, tavsiyelerinizi, fikirlerinizi bekliyoruz efendim.

G.Saray Wilkinson İle Anlaştı

Kaç haftadır adı dolanıyordu zaten, sürpriz olmadı. G.Saray Cafe Crown uzun uğraşlar sonucunda Mike Wilkinson ile anlaşmaya vardı ve resmi sitesinden transferi duyurdu. 2 yıldır Rusya'da Khimki formasını giyen 27 yaşında ve 2.04 boyundaki oyuncunun Rusya'dan önceki durağı ise yine 2 yıllığına Yunan Aris takımı idi. Aris formasıyla F.Bahçe'ye, Khimki formasıyla da Beşiktaş'a karşı boy göstermişti. 3 - 4 numaralarda oynayabiliyor, geçen yılki istatistikleri de şurada.

Kedrick Brown Bornova'da

Bornova Belediye'nin 3. yabancı oyuncusu belli oldu. 2001 yılında Boston Celtcis tarafından 1. tur 11. sıradan draft edilen Kedrick Brown yeni sezonda Bornova forması için ter dökecek. 2 yıldır D-League takımlarından Anaheim Arsenal'de forma giyen oyuncunun istatitikleri şöyle. 2 numarada oynuyor, gayet skorer, sıçrama yeteneği maksimumda. Kendisinin ilk Avrupa deneyimi olacak ama takıma faydalı olacaktır mutlaka. Bakalım son yabancısı kim olacak Bornova'nın?

Facebook & Twitter

Sosyal ağ platformlarına karşı koymak zor. Facebook'ta SalsaBasket.net isminde bir grubumuz vardı zaten hali hazırda. Şimdi ona Twitter'da salsabasket ismiyle aldığımız account da eklendi. İlgilenenleri bilgilendirmek görevimizdir. Bekleriz efendim. Salsabasket.net Facebook grubu için şurayı, salsabasket Twitter accountu için ise şurayı tıklayabilirsiniz.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

TBL 2009-10 Fikstürü Belli Oldu

Lig 17 Ekim'de başlıyor. Ondan önce 7-14 Ekim tarihleri arasında Türkiye Kupası eleme maçları yapılacakmış. Yine Ekim ayı içinde Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı da oynanacakmış. Ligde ilk hafta fikstürünü verelim hemen.

F.Bahçe Ülker - Kepez Belediye
Darüşşafaka Cooper Tires - Beşiktaş Cola Turka
G.Saray Cafe Crown - Oyak Renault
Tofaş - Aliağa Petkim
Antalya BŞB - Türk Telekom
Pınar Karşıyaka - Bornova Belediye
Banvit - Erdemir
Mersin BŞB - Efes Pilsen

Son şampiyon Mersin deplasmanı ile giriyor sezona. Geçen yıl olduğu gibi ligin ilk haftasında yine bir İzmir derbisi oynanacak. En ilginç maç ise hiç kuşkusuz Antalya BŞB - Türk Telekom maçı olacak. Zira ligde Türk Telekom'un Antalya BŞB karşısında 4'te 0 gibi trajik bir maç kazanma yüzdesi var. Bakalım şeytanın bacağını kırabilecekler mi?

1. Yarı fikstürü için şurayı, 2. Yarı fikstürü için şurayı tıklayabilirsiniz.

Geçen sezonun finalistleri 4. haftada Ayhan Şahenk'te karşılaşacaklar. F.Bahçe Ülker'in o haftayı takip eden hafta deplasmanda G.Saray Cafe Crown derbisi de var. Bir de F.Bahçe Ülker'in geçen sezonki final serisinden kalan 5 maç seyircisiz oynama cezası var. Buna göre sarı lacivertli takım 1. haftadaki Kepez Belediye, 3. haftadaki Banvit, 6. haftadaki Pınar Karşıyaka, 8. haftadaki Darüşşafaka Cooper Tires ve 10. haftadaki Mersin BŞB maçlarını seyircisiz oynayacak.

KSK Volkan'dan Vazgeçti

Dün yazmıştık anlaşıldı diye. Tek yazan da biz değildik, TED Kolejliler de kendi web sitelerinden bu anlaşmayı duyurmuşlardı ama KSK yönetimi vazgeçmiş Volkan Çetintahra'dan. Taraftarın verdiği tepki işe yaramış demek ki.

Konuşan Fotolar #1

Eskiden gazetelerde bolca görürdük, maçlardan enstantanelere konuşma balonuyla hayali diyaloglar eklenirdi. Çok da keyifli olurdu. Çocuktuk, daha çok ilgimizi çekerdi. Buradan yola çıkarak yeni bir köşe oluşturalım dedik. Buyrun bakalım, foto bizden, konuşturması sizden.

Yücel Platin: -----------------------
Fatih Söylemezoğlu: -------------------

18 Ağustos 2009 Salı

Adventures Of Istanbul

Geçen sezon G.Saray Cafe Crown kadrosunda yer alan Antonio Graves ve Marshall Strickland'ın İstanbul hatırası olarak çektikleri görüntülerden oluşan bir video. Hoş ve fazlasıyla da samimi. Basketdergisi sitesinde gördüm ilk, o nedenle kaynak olarak orayı veriyorum. Bilmiyorum daha önce başka bir yerde de yayınlandı mı.

TBL'de Fikstür Belli Oluyor

TBL'de fikstür Çarşamba günü (yarın) çekiliyor. Tüm takımlarımız için yeni sezon hayırlara vesile olur inşallah. Yalnız fikstür, turnuva tablosu falan dendi mi orada durup resimdeki efsane HIMYM bölümüne bir selam çakmak gerekir bence. Büyük adamsın Barney.

Taraftarın Sevgilisi (!) Yeniden KSK'da

Siz misiniz bu kadar şakasını yapan? Alın işte takımınızın kadrosuna katıldı en sevdiğiniz eski oyuncunuz. Emre Bayav'ın sakatlığının uzun süreceği haberinden sonra (ki Emre iyi olsaydı bile bence bir uzuna daha ihtiyaçları vardı) tırım tırım yerli bir uzun arayışına başlayan Pınar Karşıyaka'da arayışlar son bulmuş. Daha doğrusu aranan bulunamamış, kulübün çocuğu kadroya katılmış. Volkan Çetintahra'dan bahsediyorum efendim. Hayırlı olsun yeni transfer. Kariyer istatistikleriyle ilginç bir not vererek bağlayalım olayı. Volkan'ın maçta sayı attığına pek denk gelmezsiniz, ya da şayet denk geldiyseniz şanslısınızdır ama kariyerinin en yüksek skorlarını biri Beşiktaş diğerini de Tofaş formasıyla olmak üzere hep Oyak Renault'ya karşı yapmış. Birinde 12 diğerinde de 13 sayı atmış. Geçen yıl TED formasıyla Efes'e attığı 11 sayı da var bu arada, o da gözden kaçmasın.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Olympiakos Enes'i Yalanladı

Enes hakkında konuşmayan bir onlar kalmıştı, onlar da konuşmuşlar. Enes'in röportajında söylediği 'Senelik 2M $ önerdiler, 2 yıllık da garanti kontrat teklif ettiler' cümlesine ithafen bir yalanlama mesajı yayınlamış Yunan ekibi. Kısa ve öz olarak, 'Böyle bir şey yok, insanların Olympiakos ismini kullanarak bir yerlere gelme isteklerini anlayamıyoruz' demişler. Buyrun buradan yakın.

16 Ağustos 2009 Pazar

Pinokyo Frahm

''Bana göre Türkiye Ligi dünyanın en iyileri arasında. Son derece sert basketbol oynanıyor ve çok sayıda iyi takım var. Tabii böyle bir basketbol, ligin oyuncu kalitesinden kaynaklanıyor. Hem Türk, hem yabancı oyuncuların kalitesi, Türk basketbolunun marka değerini yükseltiyor. Böyle bir ligde oynamak gerçekten çok heyecan verici.''

Richie Frahm (Mersin BŞB)

Türkiye: 66 - Polonya: 58 (Maç Yazısı)

12 Dev Adam GameOn turnuvasının son maçını da kazandı ve İngiltere turnesini namağlup şampiyon olarak tamamladı. Eurobasket'te aynı grupta bulunduğumuz ve turnuvanın evsahipliğini de yapacak olan Polonya karşısında maçın 35 dakikadan fazlasını geride götürdük. Bitime 04:34 kala öne geçtik, maçı da aldık götürdük. Son çeyrekte yakalanan 24-9'luk skor ve bu 24 sayının 15'ine imza koyan, yetmediği gibi savunmada da tüm ribaundları çeken Ersan İlyasova galibiyetin başlıca nedenleriydi. Maçın ilk 14 dakikasında 32 sayı yedikten sonra kalan 26 dakikada rakibe sadece 26 sayı şansı vermemiz ise maçın can alıcı detayıydı.

Dün sakatlanan Kerem Tunçeri'nin yokluğunda maça Sinan - Ömer Onan - Hido - Oğuz - Fatih Solak beşiyle başladık. Plana göre bazen Sinan, bazen de Hido getirecekti topu ama o kadar savruk ve plansız oynadık ki tutmadı bu aşı. Turnuvanın ilk maçında sakatlanan Gortat'tan yoksundu rakip de. Ama 40'lık Wojcik, gencecik yaşında NBA macerası yaşayıp Suns tarihinin en genç oyuncusu ünvanını alan Lampe ve taze devşirme guard David Logan yuvamızı yaptılar sağolsunlar. Dışa açılan uzunları savunamayışımız kendini apaçık belli etti bu 10 dakikada. Kafamıza kafamıza vurdular dışarıdan. Kendini belli eden bir gerçek de Kerem Tunçeri'nin yokluğunda ortalama ya da ortalamanın biraz üstü bir guardın bile ağzımıza edebileceği idi. O yüzden yazdık ya zaten inşallah bir şeyi yoktur Tunçeri'nin diye.

Lampe ikinci çeyreğe de iyi başlayıp hem içeriden hem dışarıdan olayı abartınca skor 17-32'ye geldi ve devreye 05:45 kala fark 15'i gördü. Biz hücumda hala bir şey yapamıyorduk. Ender ve Barış'ın ayakları çizgideyken attıkları üçlük görünümlü ikiliklerle ve bir tane de isabetli üçlükle ayakta kalabildik. Kaçan üçlükleri saymıyorum bile. Her hücumu üçlükle bitirmeye çalıştık neredeyse. Barış'ın oynadığı kısa süre içinde topun eline her gelişinde İsmet Badem'in 'Hadi Barış at, sok şunu', '3 tane üst üste soksan bu takımın değişilmezi olacaksın' şeklindeki sözde motive replikleri ise fazlasıyla can sıkıcıydı. İkinci çeyreğin son kısmı ise en azından savunma yapmaya başlamamız nedeniyle bir nebze olsun olumlu geçti. Burada yakalanan savunma ritminde yine ilk İsrail maçında olduğu gibi Ersan'ın 4 numaraya geçmesi ve Ömer Onan'ın sahada oluşu önemli faktörlerdi tabii. Bu basit gerçekleri görmek çok da zor olmasa gerek. Yaptığımız savunmayla rakibe 05:45'te sadece 2 sayı şansı vermiştik ve devreyi de öyle bitiriyorduk ki tıpkı ilk çeyreğin sonunda olduğu gibi, ikinci çeyreğin sonunda da skoru Lampe'nin üçlüğü belirledi. 29-37 (Devre skoru)

İkinci yarı daha sakin başladı, Lampe faul problemine girdi, Polonya alan savunmasına döndü, Semih & Oğuz ile boyalı alanda etkili olduk kısa bir süre. Ama farkı eritemedik bir türlü. Çeyreğin sonlarında ise bir Tanjevic hamlesi geldi. Gerçi hamle miydi yoksa başka bir şey miydi bilemiyorum ama maçı kazandırdığı kesin. Maçın bitimine 12-13 dakika kala önce Ömer Aşık, sonra da Bekir Yarangüme bu maçta ilk kez oyuna girdiler. Zaten olayın asıl koptuğu yer de onların girmesiyle ve Engin - Bekir - Hido - Ersan - Ömer Aşık sabit beşiyle oynadığımız son çeyrekti. 42-49 kapatılan üçüncü çeyrekten sonra Ersan öyle bir başladı ki son periyoda, of offfff. Turnikeler, sırtı dönük oyunlar, üçlükler, ne ararsan vardı onda o sıralarda. Zaten aynı dakikalarda İsmet Badem de dayanamayıp 'Aferin İlyasss' diye bağırdı ve efsane repliklerine bir yenisini daha ekledi. Ersan'ın faul isabetiyle 05:00 kala skoru dengeledik, yine Ersan'ın 2 hücum ribaundu arkasına gelen üçlüğüyle de 04:34 kala skoru maçta ilk kez lehimize çevirdik. Ersan sadece ofansif değil defansif anlamda da büyüdükçe büyüdü, tüm savunma ribaundlarını çekti, hatta bir yerde Ömer Aşık'ın ellerinin arasındaki topu bile çekti aldı. Seviyorum Ersan'ı. Kerem Gönlüm yoksa o bölgede hiç maceraya girmeden onun oynaması lazım. Onu dinlendirdiğimiz sırada 4 numara için her türlü Oğuz - Semih - Barış Hersek fantezisini deneyebiliriz ama ilk seçeneğimiz Ersan olmalı. Kalan dakikalarda Ersan'a Hido ve Ömer Aşık da eşlik edince bir daha skor üstünlüğünü vermedik rakibimize. Koparıp aldık maçı. 66-58 (Maç skoru)

Kötü bir 30 dakikanın üstüne ilaç gibi gelen bir son çeyrek oldu. Oyun anlamında hiç umut vermedik aslında ama maçı bırakmayışımız alkışlanacak bir olaydı. Bir de Ersan Ilyasova denen yaratığın performansı tabii. Evren Büker bugün kadrodaydı ama yine oynamadı, kötü bir durum onun için. Çok üzüldüm Tanjevic'in 1 dakika bile oynatmamasına onu. Halbuki bal gibi de yararlanabilirdik onun enerjisinden. Şimdi sırada Efes Cup var, orada da bir hazırlık şansımız olacak. Ancak Tanjevic'in yıllardır inatla yapmamasına rağmen ben bu takımın ideal bir beşi olması gerektiğine inanıyorum. Rotasyonunu yap, yapma demiyorum ama öncelikli opsiyondan bir beşimiz olmalı elimizde. 2001'deki 12 Dev Adam ruhumuzda da bu yok muydu? Kerem Tunçeri - Ömer Onan (Sinan Güler) - Hido - Ersan - Ömer Aşık bu takımın mevcut haliyle bas bas bağıran ideal beşidir, maç içinde bu çatının üzerinde çeşitli değişikliklerle ilerlenmelidir. Her maçta Polonya maçındaki kadar şanslı olamayabiliriz, doğruları geç gördüğümüz halde yine de maçı kazanamayabiliriz. Atı alan Üsküdar'ı geçince takımın ne hale geldiğini eski turnuvalardan biliyoruz. Bu saydığım beş ile ne ribaund sıkıntısı çekeriz, ne skor sıkıntısı çekeriz, ne de rakip uzunların dışarıya açılmaları bu kadar can alıcı sıkıntılar doğurmaz başımıza.

Sinan Güler 2 (2 ribaund), Engin Atsür 1 (2 ribaund, 2 asist), Ömer Onan 3 (1 asist), Ersan İlyasova 23 (8 ribaund), Semih Erden 6, Fatih Solak 2 (2 ribaund), Ender Arslan 5 (1 ribaund, 2 asist), Ömer Aşık 7 (5 ribaund), Hidayet Türkoğlu 11 (8 ribaund), Barış Hersek 2, Oğuz Savaş 6 (2 ribaund)

Aferin İlyas

İsmet Badem efsane repliklerine bir yenisini ekledi. Şu anda halen oynanmakta olan ve maçın başından beri geriden geldiğimiz Polonya maçında Ersan'ın son çeyrekte 13 sayı (şu an için) atarak skoru bizim lehimize çevirmesi ihtiyarı eski günlerine döndürdü. Haykırdı bir anda 'Aferin İlyassss' diye. Sonra İlyasova diye düzeltti ama aldık arşive bir kere. :)

Telekom'da Kadro Belirlendi

Türk Telekom'da transfer şimdilik kapandı ve lig maratonuna başlayacak kadro netleşti. Sezonun ilk transferi olarak koç Murat Özyer'i takımın başına getirmişlerdi. Sonrasında yapılan yerli ve yabancı transferleriyle de kadronun rötuşları tamamlandı. Geçen yılki yabancılardan bir tek Kris Lang kadroda tutulmuş. Bir de artık Türk statüsünde oynayacak olan Erwin Dudley tabii. Ben Bajramovic'in de kimyasının takımla gayet uyuştuğunu düşünüyordum ama o ayrılığın kimden kaynaklandığını tam bilmiyorum açıkçası. Son olarak ha gitti ha gidecek denilen Serkan Erdoğan'ı da takımda tutmayı başarmışlar. Kadronun son ve kesinleşmiş halini verecek olursak:

Tutku Açık, Demond Mallet, Soner Şentürk, Serkan Erdoğan, Bekir Yarangüme, Andre Owens, Lamayn Wilson, Ümit Sonkol, Mutlu Akpınar, Kris Lang, Erwin Dudley (Ersin Dağlı), Hüseyin Beşok, Sertaç Şanlı, Pertev Öngüner, Erdinç Balto.

Bir yabancı hakları daha var. Özyer sezon içinde bu haklarını kullanabileceklerini ama şimdilik sezona böyle gireceklerini belirtmiş. Genç koç İbrahim Kutluay transferine de değinmiş ve 'O herkesin kadrosunda görmek isteyeceği bir oyuncu' demiş. Ama Serkan Erdoğan kalınca İbo isteği de azalmış haliyle, belli. Yine de belli olmaz, sezon ortasında herşey olabilir.

Türkiye: 70 - İngiltere: 63

İzleyemedim maçı, kazanmışız. E zaten Deng, Gordon, Bonsu-Mensah gibi isimleri olmadan oynayan İngiltere karşısında kazanmamız da normal bir sonuç. Maç da olaylı geçmiş. Hido'ya 1, Tanjevic'e 2 teknik faul çalmışlar. Diskalifiye olmuş haliyle Tanjevic. Sonra Ömer Onan'a bir yumruk atılmış, ortalık karışmış falan. Kerem Tunçeri de sakatlanmış arada, inşallah ciddi bir şeyi yoktur. Her ne kadar kadroda iki tane yedeği var gibi gözükse de yeri dolmayacak oyunculardan biri bizim için. Hido ve Ersan'ın takım sayısının yarısına yakınını atmış olmaları ve 'Buradayız' demeleri kağıt üstünde güzel. Maç yorumunu izleyen arkadaşlara bırakıyorum bu maç için. Yorum kısmı sizlerindir. Ben sayı dağılımını verip sıvışıyorum aradan. Engin Atsür dün oynamış ama Evren Büker yine yokmuş. Kadroda olması gerektiğine inandığım çok yönlü bir oyuncu. Bize çok katkı sağlar diye düşünüyorum ama koç böyle düşünmüyor herhalde. Barış Hersek de Kerem Gönlüm piyangosuyla Polonya vizesini cebine koyacak gibi duruyor. Her ne kadar faydalı oynayamasa da.

Bekir Yarangüme 6 (7 ribaund), Sinan Güler (1 ribaund), Engin Atsür 3 (1 ribaund- 2 asist), Ömer Onan 11 (1 ribaund), Ersan İlyasova 18 (11 ribaund), Semih Erden (2 ribaund), Kerem Tunçeri (1 ribaund- 2 asist), Ömer Aşık 10 (8 ribaund- 1 blok), Hidayet Türkoğlu 15 (3 ribaund), Barış Hersek (1 ribaund), Oğuz Savaş 7 (3 ribaund- 1 asist)

GamOn turnuvasındaki son maçımız bugün 17:00'de Polonya ile. Kazanırsak şampiyonuz herhalde. :)

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Enes Kanter Röpotajı (Oğuz Yenihayat)

Oğuz bombayı patlatmış ve olaya noktayı koymuş. Son günlerin en çok konuşulan ismi Enes Kanter'le A'dan Z'ye herşeyi konuştukları bir röportaj yapmış. 6. Adam dergisinde beraberdik Oğuz'la. Şimdi Medyaspor'da yazıyor. Altyapı ve bayan basketbolu aşığıdır. Ellerine sağlık adamım.

Türkiye - İsrail Maçı & Baldwin'e Selam

Dün oynadığımız İsrail maçının ilk çeyreğinin sonunda bana dejavu yaşatan bir sahne yaşandı. Ender 2 serbest atışı soktu ve İsrail topu kendi potası altından oyuna soktu. Ya 5 ya 6 saniye vardı yalan olmasın. İsrail takımı tam 4 oyuncusunun eline topu değdirerek güzel bir turnikeyle değerlendirdi bu süreyi. Bizim takım ne olduğunu pek anlayamadı o sırada.

Bundan 3 buçuk sene önce. Ülker - Banvit Play-Off yarı final maçı. İstanbul'da. Serinin ikinci maçıydı yanlış hatırlamıyorsam. İlk çeyreğin değil de ilk yarının sonuydu o maçta. Ülker 2 faul atışı kullandı ve dönemim Banvit koçu Tab Baldwin molasını aldı. 3.7 saniye vardı, net hatırlıyorum o kısmı. NTV tüm molayı kameraya çekti, Baldwin tüm takıma 'Geçen gün konuştuğumuz gibi' dedi ve seti çizmeye başladı. Mola bitti, iki takım da sahaya çıktı. Banvit aynı Baldwin'in sette çizdiği gibi Can Akın'a boş bir koşu yaptırıp Ülker savunmasını şaşırttı, sonra Henare kendini gösterdi ve topu aldı, driplingle rakip sahaya geçti, gelen yardım üzerine köşedeki Ersin'i gördü ve Ersin de boş turnikeyi bıraktı çemberin içine. 3.7 saniyeye sığan, kısa ama baştacı bir basketbol dersiydi. Günlerce NTV'nin jeneriklerinde yer bulduydu kendine bu ders.

Dün benzer bir pozisyonda hemen aklıma geldi bu unutulmaz an. Bu vesileyle selam olsun sana güzel insan. Güzel basketbolu bu ülkeye yaşatan nadide hocalardan biriydin. Unutmadık yaşattıklarını, güzelliklerini.