27 Ağustos 2009 Perşembe

Türkiye: 77 - Hırvatistan: 82

Beğenmedim takımı. Maçın başlarındaki hücum aksiyonlarımız (savunma değil, sadece hücum), üçüncü çeyrekte nihayet hatırladığımız ve arttırdığımız savunma dozajımız, buna bağlı olarak da hızlı hücumla ürettiğimiz kolay sayılar dışında bir tek Ömer'in Prkacin'e uyguladığı savunma vardı ara ara beğenilecek, o kadar. Kalan kısımda ne savunmada ne de hücumda hiçbir şey yapamadık. Hele savunma, oy oy oy.

Maça 3 guardımızı da kenarda oturtarak Sinan - Ömer Onan - Hido - Oğuz - Semih beşiyle çıktık. Savunmada kötüydük ama hücumda (Hırvatistan'ın kötü savunmasının da yardımıyla) oldukça iştahlı ve üretkendik. Sinan'ın getirdiği toplarda Hido'nun elinden çıkan asistleri çemberin içine vura vura sayı yapan Semih Erden hem takımı hem de seyirciyi havaya sokmayı başardı. Yalnız defansta o kadar hurra bir savunma yaptık ki adamla bomboş şutlar bulmaya başladı, sokamadılar ilk etapta o ayrı. Biz 16-9'luk skor avantajını yakaladığımızda daha maçın 5. dakikasıydı. O anda kimse o dakikanın bizim tıkanış anımız olacağını bilmiyordu elbette. İlk çeyrek 20-21, devre ise 33-37 Hırvatistan üstünlüğü ile biterken 16'dan sonraki sayılarımızın çoğunun serbest atış çizgisinden geldiğini, oyunun hücumda boş şutları da sokmaya başlayan Hırvatistan lehine döndüğünü, bizim ise bu ivmeyi sürekli olarak oyuncu değiştirerek bozmaya çalışmamızın sahada her daim soğuk bir beş ile yer almamıza yol açtığını belirtmek gerek. Hücumda tıkandık bir kere. Hidayet'in yarı saha geçildikten sonra topu eline alması, tek kişilik zorlama hücumlarla sayı araması ve en kötüsü tüm takımın onu seyretmesi beni rahatsız etti açıkçası. Tamamen one-man-offense'e döndü olay zaten o sırada. Ömer Onan da Hido ile aynı şeyi yaptı topu eline aldığında. 2. çeyrekte oyuna giren emektar Prkacin'in kendisiyle özdeşleşmiş pota altı aksiyonlarını, pota altı oyunlarını, boyalı alan çalımlarını Semih'e hala yutturabilmesi (hem de 3 hücum üst üste) takdire şayandı gerçekten. Yoksa olaya Semih tarafından bakıp da, dalgaya şayan mı demeliydim?

İkinci yarının ilk kısmında girişte de yazdığım gibi savunma iştahımız çıktı ortaya. Zaten bunu yapmadığımız sürece ekmek yok bize. Zira oyun bu defa sete set kalıyor ve o dediğim gereksiz zorlamalı hücumlarımızı seyretmek zorunda kalıyoruz. Zira set falan oynayamıyoruz. Nadir yani. Devamlılık kesinlikle sağlayamıyoruz bu oyun stlinde. Huyumuz kurusun. Savunmada topu kapıp, hızlı hücumla sayıları bulmadan ne takım ne de seyirci havaya giremiyor. Her ikisi birden oyundan düşünce de maç çekilmez bir hal alıyor. Engin Atsür'ün 8 sayılık katkısıyla öne çıktığı, savunmamızın da artan dozajı nedeniyleseyirciyi yeniden maça dahil etmesi bizi skor anlamında uzun bir aradan sonra öne fırlattı. Serbest atış çizgisinden ısrarla sayı atmak istemeyen Ömer Aşık'ın 0/5 yaptığı faul atışından önceki smaç-basket faulü ile 54-51 öne geçtik. Ama bu sevinç kısa sürdü. Önce Popovic sol çaprazdan yazdı üçlüğü, aynı anda içeride Prkacin'in eski Kambala zamanlarından kalma planjonu da hakem tarafından faulle ödüllendirilince bir hücumda 5 sayı çıkardı Hırvatlar. Peşine üçüncü çeyreğin bitimine 1 saniye kala sol dipten Stojic'in üçlüğü gelince skor 54-59 ile yeniden rakip lehine döndü.

Son çeyreğe Ukic'in üçlüğüyle girmeleri, bizim 1.5 dakika içinde faul hakkımızı doldurmamız maçı kaybetmemiz için gerekli zemini hazırladı derken takım yaptığı hamle ve yakaladığı 7-1'lik seriyle skoru 61-63'e kadar getirdi. Ama aynı Stojic aynı sol dipten bir üçlük daha yazınca savunmada ne denli standby konumda olduğumuzu gözümüzün içine bir kez daha soktu. Bir hücumun bitmesine 2 saniye kala pota altımızdan soktulakları topu hepi topu yarım saniye bile sürmeden potamıza basket olarak bırakmaları (havada yakalayıp yumuşak bir şutla yine Stojic attı basketi), üstüne tatlı niyetine bir de Prkacin'in sayılarının gelmesi bu sefer 7-0'lık seriyi Hırvatlar lehine oluşturdu ve skoru 61-70'e çekti. 5 dakika falan vardı bitime. Ersan ve Ömer Onan'ın iki üçlüğüyle (maçta zaten hepi topu 6 üçlük sokabildik) 01:30 kala farkı bire indiren Millilerimiz bu kez Davor Kus'u boş bırakınca, e şans da Kus'un yanında olunca, çemberin önüne çarpıp havalanan ve sonra da sayı olan üçlükle maçtan bu kez ciddi anlamda koptu. Taktik faulleri iyi değerlendiren rakibimiz turnuvanın ilk maçından 77-82 galip ayrıldı.

Başta da yazdığım gibi kötüydük bence. Maçı bırakmadık, sonuna kadar getirdik ama bunu zorlama sayılarla yaptık. Tek adam akıllı ve bilinçli geri dönüşümüz üçüncü çeyrekte skoru 43-48'den 54-51'e getirdiğimiz dönemdeydi. Hırvatlar da savumada oldukça kötüydüler, hele maç başında zannedersin ki mahalle takımı düzeyindeler, öyle kötü savunma yaptılar. Ama hücumda hiçbir zaman disiplinlerini bozmadılar, nakış gibi işleyerek her daim doğru adamı bulmaya çalıştılar, en önemlisi sahadaki oyuncularının yapısına göre set yaptılar, Prkacin varsa topu ona vermeye çalıştılar, Kus varsa ona boşluk yaratmaya çalıştılar, e sahada da kendini ileri derecede geliştiren bir Ukic olunca saha dışında konuşulanları saha içine de yansıtmayı başardılar. Savunma anlayışlarını değil ama hücum anlayışlarını çok beğendim. Zaten ribaundlarda, top kayıplarında, top çalmada hep pozitif anlamda biz üstündük. Bunlar bizi maç sonuna kadar oyunda tutan gizli etkenlerdi. Yoksa oynadığımız topta bir numara yoktu bu maç için. Son kez yazıyorum, savunma yapmamız, buna bağlı olarak hücumda hızlı sayılarla büyümemiz ve hem bize destek veren seyirciyi hem de kendimizi gaza getirmemiz lazım. Yoksa sete set hücumlarımız cidden çok büyük zulüm oluyor.

Türkiye (77): Bekir Yarangüme, Sinan Güler (1 asist), Engin Atsür 12 (2 asist), Ömer Onan 12 (1 ribaund- 2 asist), Ersan İlyasova 8 (9 ribaund), Semih Erden 8, Kerem Tunçeri 4 (1 ribaund- 4 asist), Ömer Aşık 6 (4 ribaund), Ender Arslan (2 asist), Oğuz Savaş 8 (6 ribaund), Hidayet Türkoğlu 17 (3 ribaund- 3 asist)

Hırvatistan (82): Roko Leni Ukic 16 (1 ribaund- 9 asist), Davor Kus 8 (4 ribaund), Marko Popovic 12 (1 ribaund- 1 asist), Nikola Vujcic 4 (2 ribaund- 1 asist), Damir Rancic, Marin Rozic 4 (5 ribaund- 2 asist), Mario Stojic 8 (1 ribaund), Ante Tomic, Marko Banic 8 (2 ribaund), Sandro Nicevic 2, Mario Kasun 3 (2 ribaund), Nikola Prkacin 12 (4 ribaund- 1 asist)

12 Yorum Yapılmış:

Adibelli dedi ki...

Milli takımı bu sene ilk defa izledim ama değişen hiçbir şey yok yine malesef. Hücümda ne yaptığını bilmeyen bi takım var ortada. Kimse ne oynanacağını bilmiyor topu hidayete ver biseyler yapsın, ya kendi atsın yada asist yapsın sistem bu. Hidayet kenardayken daha da felaket durumlar. Bir de bunlara Tanjevic'in bitmek bilmeyen rotasyon sevdası eklenince ortada takım diye birşey kalmıyor. Savunma yapmaya da niyetimiz olmazsa yine bizi hüsran bekliyor.

cannksk dedi ki...

vasatın üstü pas yapan ve şut atan her takım bizi yener. tanjevicin ya feneri ya milli takımı ya da komplekslerini bırakması lazım. Uzunlarımız sadece fiziğiyle bir şey yapmaya çalışan adamlar, bir tek ersan 4 oynadığında takım bir şeye benziyor. Türkiyenin en iyi 3 uzunu Mehmet Okur-Mirsad ve Kaya'dır ve maalesef üçü de yok. Kerem G. olsaydı yine değişen bir şey olmazdı.

Adsız dedi ki...

Atatürk Spor Salonu'nda büyüyen bir Ankaralı olarak üzülerek söylüyorum ki bu sefer yine oyun göremeyeceğimi bildiğimden zahmet edip bilet alıp maça gitmeme kararı aldım. TV başında da ne kadar iyi bir karar verdiğimi gördüm kendi adıma... Milli Takım'da değişen birşey yok, turnuvaya kadar da olması mümkün değil. Peşpeşe aynı turnikeyi Prkacin'den defalarca yiyen, guard penetreleri karşısında sürekli savunmacılarının ayakları yavaş kalan, hücumda da temel olarak üretkenliği beklenen düzeyde olmayan bir ekip, seyircinin de olmadığı yaban ellerde umarım bizleri yanıltır Eylül başında...

roland deschain of gilead dedi ki...

prkacin in ilk yarıda sadece 4 dakika sahada kaldığı ve o 4 dakika içinde hırvatların 4 hücum yaptığını gördüm...bu 4 hücümda prkacin semihe karşı 6 sayı 1 asist gibi efsane bir performans gösterdi. eminim ki maçı tv de izleyen hiç birimiz semihin prkacini durdurabilmesini beklemiyordu zaten.... benim için maç turnuva ve avrupa şampiyonası hayalleri tanjevicin 4 pozisyon üstüste prkacin semihi maymuna çevirirken oyunu seyretmesi ile bitmiştir...

hbo dedi ki...

Salsanın yazısında söylediği gibi Milliler için tek bir başarı formülü var bence de. İyi defans hızlı hücum. Set hücumuna geçince takımı izlemek cidden acı vermeye başlıyor. Yine de eski günlere göre biraz daha hareketliydik sanki setlerde. En azından potaya yaklaşamasak da birkaç el değiştirdi top.
Bir de Tanjevicin rotasyon uygulaması "neticede hazırlık maçıdır" denerek makul karşılanabilir belki ama Avrupa Şampiyonasında da bu uygulamanın devam edeceğini ve takımı genellikle olumsuz etkilediğini düşünüyorum.

Bapsteba dedi ki...

Ender Aslan'ı izledikçe,Tutku Açık'ın neden bu milli takımda olmadığını hala hazmedemiyorum...

behcet dedi ki...

bir fb li olarak tanyevic takıntılarından sıkıldım neden hucumda bu kadar zorlanan takımımızda asist krallarımız yok hakan köseoğlu yada telekomun gardı ne oldu fb de dominant solomon gitti greenle bütün seneyi kaybettik

Adsız dedi ki...

bu takım once lıtvanyadan en az bı 10 sayı fark yer sonra gıder bulgarıstana da macı verır son macta zar zor Polonyayı yenıp Turkıyeye doner sonra da alısılmıs mazeretler ve yuzsuz acıklamalar yapılır sonra hersey unutulur ve unutturulur.

Selo

Adsız dedi ki...

bu takım kaya peker diye bağırıyor ama kimse duymak istemiyor.tanjevic hala barış hersek de ısrar ediyor.hepimiz şu an barışın avrupa şampiyonasında katkı vermeyeceğini biliyoruz.ama kerem gönlümün olmadığı bir kadroya ümit sonkolu alan zihniyetten kayayı almasını beklemiyorum artık.(ayrıca prkacin pivot sırtı dönük nasıl oynar dersi verdi.ömer bi şeyler kapmıştır inşallah)

tarski dedi ki...

Ben bizim takimi o kadar da kotu gormedim. Herseyden once Hirvatistan gercekten cok onemli bir kadro, Planinic de olsa sampiyon adaylarindan benim gozumde.

11 top calma, 15 assist ve sadece 14 3'luk denemesi ile oynamisiz ki bunlar bir turk milli takimi icin ozellikle kaybettigi bir mactan sonra hic de alisik olunan
istatistikler degil.

Bana gore, kadromuzda
Avp Sampiyonasinin gerektirdigi fundemantale (sadece top surme, pas verme, ball handling degil, oyun bilgisi, karar verme yetesi ) sahip sadece 4 oyuncumuz var: Hidayet, Kerem, Oguz ve Engin. Bunlar disinda cok ozel yeteneklere sahip 2 oyuncumuz var: Omer ve Ersan. Buna karsilik Hirvatistan'in en az 10 oyuncusunun fundemantali yuksek seviyede. Bu takima karsi 11 top calma yapip basbasa oynamak oynamak kolay degil.

Maca aslinda iyi de basladik. Ilk yarida, Hidayet cok gereksiz sekilde, belki seyircinin de gaziyla zorlama atislar kullanmasaydi, oyunun kotrolunu bastan ele alabilirdik. Bence bu kirilma noktasiydi, Hidayet'in sampiyonada boyle sacmalayacagini hic dusunmuyorum.

Hucumda Hidayet'in eline bakmamiz cok tercih edilir bir sey degil tabi ama iyi takimlara karsi abes bir sey de degil. Cunku dedigim gibi kapasitemiz belli. Hidayetin de simarmadigi her hucum oyununda pozisyon yaratabiliyoruz.

Asil sorun, Tanjevic'in bazi inatlari. Mesela Ersan'a "kiyamiyor". Ona gore Ersan'i 4 oynatmak basketbol cinayeti, Ersan'in gelisimine ters. O yuzden tum sene 4 oynamis adami 3 oynatiyor, ki bu da olmuyor. Ozellikle savunmada aksiyoruz. Hucumda da garip bi yerlesim duzeni oluyor, oyun kuramiyoruz. Tanjevic de bunun gayet farkinda fakat bir turlu gonlu el vermiyor Ersan'i tamamen 4'e kaydirmaya. Bence Hidayet'i dinlendirecek 3 numaramiz Bekir'dir. Boyu biraz kisa olsa da, 7-8 dakika bu isi gayet iyi yapabilir. Bir de tabi
guardsiz baslama hastaligi var.
Belki tek bir macta ozel olarak uygulanmasini anlamak mumkun ama
genel olarak cok gereksiz bir risk.
Tanjevic sadece bunlari duzeltip, Semih suresini azaltsa ilk 6'ya girebiliriz gibime geliyor ki bu da onemli bir basari olur.

Adsız dedi ki...

Ukiç ve Prkacin dünü biraz keyifli kılan iki isimdi bence. Yaşasın basit ve etkili basketbol.

dejavu dedi ki...

Prkacin'in bizim uzunları maymun edişini izlemek güzeldi..

Şampiyonaya 15 gun kalmış, biz hala hangi beşi kullanalım, ne yapalım denemelerindeyiz.