16 Ekim 2009 Cuma

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #2: Yıldırım'ı Kurtaran 'Memur Muhittin Bey'

Ne zormuş Salsa Basket’te yazmak… Okuyucuların yaş ortalaması genç olabilir ama yaşayıp görmedikleri yılları bile satır satır okuyarak takip ettikleri belli. Genel kültür ve bilgi düzeyi çok yüksek. Böyle bir ortamda hataya yer yok. 200 bin satan bir spor gazetesinde yazarken yapsanız kimsenin dönüp bakmayacağı bir hatayı, sağolsun, burada herkes yüzüme vurdu. İyi de yaptı. Hafızama güvenip, “Anthony Mason İstanbul’dan NBA’e gittikten sonra iki kez final oynadı” diye yazmışım. Oysa Mason bir kez final oynamıştı. 90’lı yıllarda New York’un oynadığı ikinci finalde kadroda yoktu. Yanlışımı düzeltenlere, bu arada bir vakitler Tuborg forması giymiş Isaac Austin’in de “Türkiye’den NBA’a gidip başarılı olanlar” listesine dahil edilebileceğini yazan arkadaşlara çok teşekkürler.

Gelelim bu haftanın kahramanına…

Basketbol dünyasında antrenörlük ve hakemlik hariç her işi yaptım. Gün geldi, çalıştığım derginin bütçesi yetmedi, muhabir olarak gönderildiğim turnuvada fotoğraf da çektim. Gün geldi, federasyonda yönetmelikler değiştirilirken, işin sekretaryasını üstlendim. Gün geldi, David Stern’le röportaj yapacak kadar şanslı bir yazar ve Fast Break Dergisi Yayın Yönetmeni oldum. Gün geldi, Türkiye’nin Avrupa Şampiyonası’nı alabilmesi için yapılan kampanyada çalıştım… Gün geldi, Karadeniz’deki Avrupa Yıldızlar Şampiyonası’nda hakem ve gözlemcileri ağırlamakla görevlendirildim.

Ve bu arada, çok kısa bir süreliğine bir takımda menajerlik de yaptım.

Yıl 1992… Turgay Demirel Mart ayında başkan seçilmiş, yaz boyu yönetmelikler değiştirilmiş ve yeni sezonda ligimiz, her takımda iki yabancıya izin vererek başlıyor. İzmit temsilcisi Nasaş, transferde Levent Topsakal’ı alarak iddialı olacağını göstermiş. Kadroda Recep Şen, Yalçın Küçüközkan, Yusuf Erboy, Turgay Çataloluk gibi deneyimli ve kapasiteli isimler var zaten. İki iyi Amerikalı transferiyle final kovalamak işten değil. Bu arada Çukurova kapanıyor ve açıkta kalan oyunculardan Ömer Büyükaycan, koç Necati Güler’in önerisiyle transfer ediliyor. Amerikalılardan biri için ayırdığı bütçeyi buraya harcayan Nasaş, artık tek yabancı peşinde ve o da John Spencer oluyor (daha önce İTÜ ve Karşıyaka). İşte o günlerde kulüp başkanı Fethi Ağalar’ın danışmanı olan Ömer Araz, bana “Bu takımın menajeri olur musun?” diyor. Oluyorum ve işe başladığım ilk gün Ömer Büyükaycan’la birlikte doktora gidiyoruz. Milli oyuncumuza fıtık teşhisi konuyor ve ligin ilk 7-8 maçında oynayamayacağı ortaya çıkıyor. Eyvah! Sezon açılmak üzere… Avrupa Kupası maçları da var. Acilen bir uzun bulmamız lazım. Benim Nasaş menajerliğinde geçirdiğim yaklaşık altı ay, sürekli bir yabancı arayışından, gelen ve gidenlerin dertleriyle uğraşmaktan ibarettir. O fasılda yaşananları bir başka gün uzun uzadıya anlatırım. Şimdi biraz öteye atlayalım.

O sıralar Nasaş’ta kondisyonerimiz olan Yüksel Tezel, aynı zamanda Yıldırımspor için de çalışıyor. İki takım da birinci ligde ama Nasaş, antrenmanların çoğunu İstanbul’da yaptığı için böyle bir işbirliği olabiliyor. Koç Okan Çevik ve yardımcısı Ekrem Memnun, Yıldırımspor’da sıkıntılı günler yaşıyor. Takım lige kötü başlamış, yanlış hatırlamıyorsam ilk yedi maçta yalnızca bir galibiyet alabilmiş. Christian Todd adında beyaz bir guardları var ama oyun kurucu değil. O nedenle sorun büyük. Bir deplasman yolculuğunda, Yüksel Tezel bana “Bizim takım için uzun ararken, gözüne iyi bir oyun kurucu çarparsa Yıldırım’a önerir misin?” dedi. Ertesi gün masamın üzerindeki faks tomarını bir daha karıştırdım, listelere daha dikkatli baktım. O da ne? Sergei Bazarevitch yazıyor! Yahu bu adam, daha birkaç ay önce Barcelona Olimpiyatları’nda oynamadı mı? Nasıl işsiz olur?

Açtım telefonu, ajanına sordum. “İşsiz değil, şu anda Dinamo Moskova’da oynuyor ama uzun süredir parasını alamıyor. Herhangi bir Batı Avrupa kulübüne gitmeye razı. Yeter ki, Moskova’dan ayrılsın” dedi. Yıldırımsporlulara söyledik, “Kasedi var mı?” dediler. Hoppala! Hocam, adam olimpiyatta Bağımsız Devletler Topluluğu takımında (Sovyetler Birliği yıkıldığı için o turnuvada bu isim kullanılmıştı) Volkov’la, Tikhonenko’yla yan yana oynamış, ne kasedi?
Neyse uzatmayayım, Bazarevitch 35 bin dolara evet diyor ve Moskova’dan uçağa biniyor. Havaalanında onu karşılamaya Ekrem Memnun gitmiş. Belki hatırlarsınız, Bazarevitch saha dışında gözlükle gezen bir adamdı. Eko karşısında üstü başı son derece sıradan, günlerdir yemek yememiş gibi zayıf ve solgun, gözlüklü ve memur bıyıklı bir adam görünce paniğe kapılmış, “Yahu yanlışlık olmasın, bu adamda hiç olimpiyat görmüş basketçi tipi yok” diye.

İşte o “Memur Muhittin Bey kılıklı adam”ın gelmesiyle Yıldırımspor inanılmaz bir çıkışa geçti. Bazarevitch’in 20-25 sayı, 4-5 asistlik performanslarıyla üst üste galibiyetler aldı, hatta Rus oyun kurucunun 30 sayı attığı maçta Fenerbahçe’yi yenerek sezonun en büyük sürprizine imza attı ve “düşer” denilen takım, sezonu 12 galibiyetle orta sıralarda noktaladı.

Bazarevitch, çok süratli, orta sahayı çabuk geçen, çabuk düşünen ve kendi şutunu yaratarak, onu da genelde isabetli kullanan müthiş bir guarddı. Daha önemlisi, iyi bir insan, mükemmel bir takım arkadaşı, sorunsuz bir profesyoneldi. O Yıldırımspor camiasını, Yıldırım da onu çok sevdi ama sezon sonunda ayrılık çanları çaldı. Çünkü Tofaş, ligin altını üstüne getiren bu yıldıza 135 bin dolar önermişti!

Daha sonra 1997-98 sezonunda Türk Telekom forması da giyen (sadece Avrupa Kupası maçlarında) Sergei’yi isterseniz, bugünün Daçka koçu Ekrem Memnun’a sorun. Size, onun en iyi dostlarından biri olduğunu ve aralarındaki iletişimin hala sürdüğünü söyleyecektir.

Sergei Bazarevitch, bugün Dinamo Moskova’nın koçu. En son iki yıl önce Torino’da, ULEB Kupası sekizli finallerinde karşılaştık. Pek değişmemiş. Ona basketbolcudan çok tapu memuru görünümü veren bıyıklarına birkaç ak düşmüş, o kadar.

Yiğiter Uluğ

16 Yorum Yapılmış:

hasanerdem dedi ki...

Ellerine sağlık Yiğiter Abi. Çok hoş bir hikaye, bir solukta okudum valla.

Adsız dedi ki...

ertesi sene bir baska rus mıllı oyuncu sergei panov gelmıstı reggie cross iel beraber
reggie cross ertesi sene yanılmıyorsam efese gitmişti...
daha sonrakı senelerde playout sıstemınde bjk yi eleyip birinci lige katılmaya hak kazanmıslardı ama haklarını besıktasa sattılar..
sonra ne mi oldu
yıllardır amator kumeden cıkılamadı..

Osman Kenobi dedi ki...

Birkaç maçını seyretmiştim Bazarevitch in. Acayip bir adamdı. İçinde içeriden bilgiler ve basket bol anısının olduğu her anı gibi çok güzel bir yazı olmuş.

Osman dedi ki...

Sergei Bazarevich benim çocukluk efsanelerimden birisi
Yıldırımspordan sonra Tofaşa gitti sonra kısa bir NBA macerası oldu (O dönem NBA'e önüne gelen gidemiyordu, hele NBA'de tutunmak çok zordu. Oynayan oyuncu sayısı 2 elin parmakları kadardı) daha sonra Avrupanın bazı takımlarında oynadı. Yolu bir ara Telekoma da düştü. 90 ların ortalarındaki Eurostars kadrolarında da kendine yer buldu. Yıl sanıyorum 2002 de yanlış hatırlamıyorsam Dinamo Moskova ile kariyerinin sonunda Ankaraya bir hazırlık turnuvasına gelmişti. Çocukluğumun efsanesini Gençliğimde canlı izlemek benim için büyük gururdu. Ondan sonrada oyunculuk kariyerini noktaladı.
Eline sağlık Yiğiter ağabey
Çok yaşa Sergei Bazarevich

Bu arada Sevgili Anıl Blogunu yaklaşık 2 aydır sürekli takip ediyorum. Eline sağlık. Yakın zamanda seninde ilgini çekebilecek nostaljik dokümalar elime geçti. Muhtemelen seninde dikkatini çeker. Mail adresim kku82@hotmail.com mailleşirsek yayınlaman için sana gönderebilirim

tarski dedi ki...

macin sonralarinda birebir oynayacagi zaman 20 saniye topu iki bacaginin ortasinda soldan saga, sagdan solda,alcak driblingle gecirmek vasiyasiyla savunmacisini hipnotize eder, sonra da bir anda hizlanip turnike veya stop-jump shot'la bitirirdi.

bu arada stop jump shot'i da nostalji konusunda islemek lazim belki. eskiden bu hakereti beceremeyen 1 numaraya pek adam gozuyle bakalmazdi, yeni jenerasyonlarda hakkini veren pek turk guard yetismedi.

Adsız dedi ki...

Bazarevitch'i ben de çok severdim, Tofaş'tayken İzmir'deki Karşıyaka-Tofaş maçında onu Faruk Beşok savunmuştu bizden, Bazarevitch maçı faullerden bulduğu 2 sayıyla tamamlamıştı, o sayıları da Faruk Beşok kenardayken atabilmişti zaten, Faruk o maçta iyi de skor yapmış, maçın yıldızı olmuştu, Tofaş'ın o güçlü kadrosunu yenmiştik. Hey gidi günler, bizim Sergei Pashoutine ile de görüşüyor mudur acaba Sergei Bazarevitch?..

salih dedi ki...

yiğiter abi yazılarınızı zevkle takip ediyorum.bazaqrevitch o zamanların kalnur üstü rus gaurdlarından biri idi.ama ondan beklentileri karşıladı sanırım. asıl hayal kırıklığı karassev de yaşanmıştı.daha büyük oyuncu olmasına rağmen efese kabus oldu.

cannksk dedi ki...

Adsız bizdeki Zakhar Pachoutine idi. Sergei abisi sanırım

Adsız dedi ki...

şu anki CSKA koçu Sergei, Zakhar Pashutin'in abisi dir.

Selçuk dedi ki...

bir de bazarevitch'in stop jump shotları genelde panyalı olurdu.. panyaya neredeyse tam dik sayılabilecek yerlerden bile panyayı kullanarak atardı şutlarını.. o yumuşak şut stilini bugüne çok az kişide görebildim..

yiğiter uluğ'un ellerine sağlık, bizi güzel günlere götürdü

kobe dedi ki...

Yigiter ulug nun her haftaki yazilarini merakla ve zevkle takip ediyorum ellerine saglik.Basketbol camiasinin en kaliteli en duzgun yazar ve yorumcularindandir zaten cuma gunlerime renk katiyor

dejavu dedi ki...

Harika hikaye. : )

Göremediğimiz oyuncuları, izleyemediğimiz sezonlardaki bu tarz anıları bu şekilde birinci ağızdan öğrenmenin keyfi de bir başka oluyor.

buğra dedi ki...

içimdeki basketbol ateşinin en harlı olduğu dönemlerdi.
bazarevitch jump shot'a kalkıp topu panyaya çarptırdı mı girmeme ihtimali yoktu zaten. köşelerde savunmacıya bir fake, zıpla , topu panyaya vurdur. zaten çembere girer.
böyle bir adamdı. ayrıca saçları da koşarken rıdvan dilmen'inkiler gibi havalanırdı :)
hatırlattığın için teşekürler yiğiter abi...

Sheed dedi ki...

sergei değil evgeni pashutin..

Adsız dedi ki...

STOP JUMP SHOT BASKETBOLCUNUN OLMAZSA OLMAZIDIR.
DRIBLING SONUNDA HAREKETI İYİ YAPANLARIN ADLARI İYİ BASKETBOLCU DİYE ANILIR ... :))

hirondelle dedi ki...

sömestr tatilinde oynanan oyak renault-yıldırımspor maçında izledim bazareviç'i. tipi türke benzediği için "kim bu?" diye şaşırmıştım. sonra öğrendim kim olduğunu. zaten yolu bursaya düştü biz de daha sık izledik. sokakta gördüğünüzde gözlüğü, ceketiyle tam bir türk memur tipi vardı kendisinde.