20 Kasım 2009 Cuma

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #7: Cemal Daha Doğmamışken, Jenkins Vardı

Gençler soruyor; “Eskiden böyle şeyler olur muydu?” diye… Bugün gündemi belirleyen Cemal Nalga rezaletinin bir benzeri daha önce yaşanmış mıydı, merak ediyorlar… Ben bir hikaye anlatayım, kararı siz verin. Eskiden daha saf, daha temiz bir basketbol dünyamız mı vardı, yoksa o, nostaljiye düşkün olanların yaydığı bir yanılsama mı?

1978-79 sezonu… Erdal Poyrazoğlu yönetiminde ve Battal Durusel, Necdet Ronabar, Ali Kurt gibi tecrübeli oyuncularla lige giren Taçspor, Aralık ayı ortalarında kadrosuna bir de Amerikalı ekliyor: Jerry Jenkins.

Uzun olmasına karşın, son derece hareketli, topla oynayabilen, çembere direkt gidebilen Jenkins’le çıktığı ilk maçta Taçspor, Karşıyaka’yı 83-82 mağlup ediyor. Yeni Amerikalının 29 sayısı var. Ancak Karşıyaka’nın emektar yöneticisi Ateş Özerk ve koç Atakan Karakaplan, maç bitmeden masaya bir itiraz dilekçesi koyuyor. İtiraz, Jenkins’in aslında bir başka takımın oyuncusu olduğunu ve Taçspor’da forma giymesinin usülsüz olduğunu öne sürüyor.

Devir, televizyonun tek kanal ve siyah-beyaz olduğu devir... TRT’de Ertan Yüce’nin sesiyle ekrana gelen Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finali, her yıl izleyebildiğimiz yegâne yabancı basketbol maçı… Ancak İzmir’de ve Ege kıyılarında yaşayanların küçük bir şansı var; Yunan televizyonunu izleyebiliyorlar. Görüntü karlı ve resim zaman zaman taklalar atıyor ama olsun, ne gam! Yunanistan’ı üst turlarda temsil eden Olympiakos sayesinde, hafta ortasında bir Real Madrid’i, bir Mobilgirgi Varese’yi, bir Maccabi’yi evin baş köşesine konuk etmek mümkün. Ateş Özerk ve Atakan Karakaplan da öyle yapmış. Olympiakos’un Avrupa Kupası maçlarından bir görüntü hafızalarına kazınmış. Birkaç hafta önce, Yunan takımında forma giyen bir Amerikalı, oyundan atılıyor. Karar sonrasında iyiden iyiye çıldıran oyuncu, hakeme yumruk atıyor ve takım arkadaşları tarafından güçlükle soyunma odasına götürülüyor. Taçspor formasıyla İstanbul’da karşılarına çıkan Jenkins, o çılgın oyuncuya ne kadar da benziyor!

Karşıyakalılar, tedbiren itirazlarını yapıyorlar ama hiçbir şeyden emin değiller. Öyle ya, insan insana benzeyebilir. Sonrasında Atina’daki dostlar aranıyor, FIBA’ya sorarak maç listeleri inceleniyor ve Olympiakos’da oynarken diskalifiye edilen Amerikalı oyuncu ile Taçspor formasıyla sahaya çıkan Jenkins’in aynı kişi olduğu ortaya çıkıyor.

Karşıyaka’nın bu idari başarısı, küme düşmemek için Taçspor’la çekişen diğer kulüpleri de harekete geçiriyor. Özellikle en alt sıradaki Galatasaray’ı… Federasyona itiraz üzerine itiraz yağıyor. Ancak kendi verdiği lisansın usülsüz olduğunu kabul etmek istemeyen federasyon yönetimi, dilekçeleri reddederek yola devam ediyor. Galatasaray, önce idari mahkemeye başvuruyor, yetmiyor, dosyayı Danıştay’a taşıyor.

Bu arada Jenkins, her haftasonu Atina-İstanbul yolculuğu yaparak “Dr. Jeykl-Mr. Hide” oyununu sürdürüyor. Yunan ligindeki yabancı kısıtlaması nedeniyle Olympiakos’la sadece Avrupa Kupası maçlarında oynamak üzere anlaşan, bu nedenle takımının Cumartesi-Pazar kadrolarında yer almayan Jenkins için Taçspor her Cuma Atina’ya bir yöneticisini gönderiyor. Uçakla yolculuk çok riskli. Amerikalının Yunanistan dışına çıktığının anlaşılmaması lazım. Havaalanındaki pasaport polislerine bu anlatılamayacağı için, karayolu ve İpsala gümrük kapısı tercih ediliyor. Taçsporlu yöneticinin koyu yeşil renkteki manda kasa Mercedes’i, Jenkins’i yükleniyor, sınır kapısında da polislere viski, sigara, münasip bir şeyler takdim edilerek, pasaporta hiçbir damga vurulmadan, kazasız belasız İstanbul’a varılıyor.

Ancak bir seferinde kapıdaki Yunan polis terslik yapıyor, “olmaz” diye tutturuyor. Çare yok, arabayı bir köşeye çekip, içinde 8 saat bekliyorlar. O “arıza” polisin nöbeti bitip, yerine “viskisever” bir görevli gelene kadar… Jenkins o günkü maça palas pandıras, hava atışına sadece 10 dakika kala yetişebiliyor.

Olay ayyuka çıkınca Taçspor, son maçlarına Jenkins’i getirmiyor ama 12 takımlı ligi, 5 galibiyet ve 2 beraberlikle 10. sırada bitiriyor. Fenerbahçe 11., Galatasaray 12. Normalde son ikinin düşmesi gerek. Ancak birkaç ay sonra Danıştay, Galatasaray’ın başvurusunu haklı bulunca, işler arapsaçına dönüyor. Kim düşecek? Basketbolu yönetenler çareyi düşmeyi kaldırmakta buluyor ve ertesi sezon lig 14 takımla oynanıyor.

Biliyorum, anlattığım hikâye size hiç inandırıcı gelmedi. Her satırında, “Haydi canım, bu kadar da olmaz” dediniz. Pasaporta damga basmayan polisler, böyle bir olayı gazetelerin yazmaması, televizyon görüntülerinin karşılaştırılmaması, itirazlara rağmen koskoca adamın her hafta büyük bir soğukkanlılıkla sahaya çıkması… Hepsi, bugünden bakınca çok acayip şeyler… Ama böyle bir iletişim çağında yaşamıyorduk. Bir Türk’ün bir Yunan gazetesi görme ihtimali sıfırdı mesela… Haber tekeli TRT, spor bültenlerinde sadece maç sonuçlarına yer verir, bu tip rezaletlerden, spekülasyon olabileceği gerekçesiyle uzak dururdu. Fax bile yoktu daha… Atina’ya sabah yazdırdığınız bir telefon görüşmesini, akşam saatlerinde ancak yapabilirdiniz. O da şansınız varsa ve hat bağlandığında hâlâ aynı yerdeyseniz!

Jerry Jenkins’in adını bir daha duyan olmadı. Muhtemelen bu skandaldan sonra, FIBA yabancı oyuncu transferlerinde “Letter of Clearance” (Temiz Kağıdı) uygulamasını başlattı. O gün bugündür hiçbir oyuncu, bir önceki kulübünün onayı olmadan lisans alamıyor.

Ancak bu güzel oyunun kural koyucuları, hazırlık maçlarında farklı formayla sahaya çıkarak cezasından yırtmaya çalışan oyuncuları düşünememişler elbette… Nereden bilsinler?

Yiğiter Uluğ

9 Yorum Yapılmış:

hasanerdem dedi ki...

Yine Yiğiter Abi ve yine bizden çok ama çok güzel bir hikaye daha. Ellerine sağlık abi :)

ozgurr dedi ki...

cemal olayı olduğunda benimde aklıma taçspor ve jenkins gelmişti.:)

Fanatik Basket dedi ki...

ellerine sağlık yiğiter abi, yine gündemi yakalamışsın:)

penelope dedi ki...

en acısı o yıllardan bu yıllara değişen hiç bir şey olmaması çok yazık !!!!

Uğur Özdemir dedi ki...

gerçekten çok güzel bir yazı eline sağlık yiğiter abi.

cemcomu dedi ki...

cuma günümüze yine renk kattın yiğit abi saol ......

Adsız dedi ki...

30 yıldır bir arpa boyu yol alamamışız. hadi o yıllarda internet yoktu, cep telefonu yoktu, hatta doğru düzgün fotoğraf makinesi bile yoktu, ee bugün var peki ne değişti? hiç bir şey. bu kafaylada değişmez.

Adsız dedi ki...

sabaha kadar anlatsan biz de dinlesek :)

Sheldon Cooper dedi ki...

Slam'in nostalji bölümünde okumuştum bunu daha çnce. O zamandan beri okudukça gülerim, yine okudum yine güldüm. :)