19 Aralık 2009 Cumartesi

2010 Öncesi Ligimizin Durumu

Önden söyleyeyim olumsuz bir yazı okuyacaksınız. Ligimiz Avrupa'nın en kaliteli liglerinden biri diyerek kendimizi avuttuğumuz son birkaç sezondan sonra 2010'u da içine alan bu yıl ligimiz gerçekten çok kötü. Bunu sadece ben demiyorum, fikrini aldığım çoğu koç da benle aynı fikirde. Ligde kalmak için kasanı da böyle düşünüyor, ilk 8 kovalayanı da. Tepedekilerden ses seda yok, zira onlar bu kötü ligde maç kazanıp Avrupa'daki, orada buradaki başarısızlıklarını örtüyorlar. Misal F.Bahçe Ülker gidiyor Barcelona'dan bir araba dolusu fark yiyor, geliyor ligde galibiyetsiz Daçka'ya +20 yapıp yara sarıyor. Ne demek istediğimi net anlatabildiğimi düşünüyorum. Onların bu durumdan şikayetçi olmasını beklemek hayalcilikten öteye gidemez.

Halbuki tepedekinden dibindekineçok kaliteli bir ligimiz olsa, her maç ciddi ciddi bir sınav haline gelse takımlarımız için çok daha iyi olmaz mı? Kaliteli lig demek bu değil mi zaten? Son 2 haftada Kupa 3'te mücadele eden Banvit'i saymaz isek Kupa 1 ve Kupa 2'de toplam başarımız 1/10. 5 temsilcimiz (Efes Pilsen, F.Bahçe Ülker, Türk Telekom, G.Saray Cafe Crown, Beşiktaş Cola Turka) 2 haftalık periyotta toplam sadece 1 galibiyet alabildiler. O da iç sahada Alba'yı yenen G.Saray Cafe Crown sayesinde geldi. 10 maçın 5'i içeride, 5'i dışarıdaydı. Biz ise sürekli ikramlarda. Bazı yenilgiler kabul ediebilir tabii ama bir F.Bahçe Ülker'in iç sahadaki Asvel yenilgisi, bir Telekom'un iç sahada Bilbao'ya rahatça maçı verebilmesi insanın içini gıdıklıyor ne yalan söyleyeyim. Bu 10 maçın 5'i İspanyollar ile yapıldı. Galibiyet alamadık. Bilbao'su, Badalona'sı, Malaga'sı.. Ellerini kollarını sallaya sallaya galibiyeti alıp gittiler elimizden. Badalona 18 takımlı ACB'de 6. sırada, Malaga 9. sırada, Bilbao ise 14. sırada yer alıyor. Yendikleri takımlar ise sezon sonunda bizim ligin ilk 4'ü içinde yer alması kuvvetle muhtemel 3 takım. Varın hesabını siz yapın.

2010'da memleket topraklarında basketbolun Dünya Kupası gerçekleştirilecek. Bizim ligimizin bu zamanda bu durumda olması ise üzüntü verici. Kaliteli lig kaliteli takımları, kaliteli takımlar ise kaliteli bir Milli Takım'ı ortaya çıkarır. Benim kaliteli lig anlayışım bu yıl TRT'de can bulurken, ilk göz ağrımız ve her ne kadar şikayetçi olsak da izlemeden edemediğimiz lig ise SkyTürk & Spormax'te. Elbette ondan vazgeçemeyiz ama aradaki uçurumun bu yıl hayli büyüdüğü gerçeğini de kabul etmeliyiz.

3 Yorum Yapılmış:

Adsız dedi ki...

Kalite kavramını dahada geliştirirsek sonuç daha vahim çıkar.Kulüplerimizde paraların tam yatırılamaması, sponsorluk kavramının gelişmemesi, salonların boş olması, salon kalitesi, yayın kalitesi, pazarlama....

tankut dedi ki...

Çok uzun yıllardır takımları o kadar yabancı ve sınırlı kalitede oyuncularla doldurdu ki takımlarımız.Yetenekli ve gelişmeye aç gencecik adamlar kenarda unutuldu gitti.Ya da büyük bir çoğunluğu rol oyuncusu oldu çıktı.İroniye bakın ki bu konuda en az eleştirilebilecek coachlardan biri Tanjevic!Kimse takım kimyası peşinde değil.Bir allahın kulu gidip Partizanı incelemiyormu?Bu adamlar nasıl beceriyor diye?Kafalar sadece atletik amerikalılara takılmış.Bütün topları ver adam 10 da 2 üçlük atsın 7 top kaybı yapsın ama bak 20 sayı attı işte.Yıldız bu adam.Seçmelerde uzun boy ara üstüne,yıllarca guard yetişmesin.İşin özü ne zaman kendi çocuklarımıza güvenip , Zıp zıp Amerikalılara değilde Avrupa basketbolunu bilen Avrupalı oyuncularla takım kimyası oluşturmaya çalışırız o zaman ilerlemeye başlarız ancak.

Adsız dedi ki...

Sarıkaya :

Şu an Avrupa basketboluna kıyısından köşesinden bulaşmış ligler arasında ULEB'e üye olmamış bi' Rusya var bir de TBL. Avusturya İsviçre ligleri bile ULEB'e üye. Federasyonumuza "özerk" diyerek sadece kendimizi kandırıyoruz. ULEB de yemiyor zaten.

ULEB kulüpler organizyonunu FIBA'nın elinden aldığından beri, Avrupa'da basketbol inanılmaz gelişti, gelişmeye de devam ediyor. Biz bu sürece ayak uyduramadık, bu kafayla da ayak uydurmayız zaten.