31 Ekim 2009 Cumartesi

Mersin BŞB: 74 - Beşiktaş Cola Turka: 85

Mersin'de kötü gidiş devam ediyor. Üçüncü maçlarından da 10+ farkla yenik ayrıldılar. Ligde 2'de 2 yapan, Avrupa'da gruplara kalmayı başaran Beşiktaş Cola Turka ligde belli bir seviyenin üstünde olduğunu herkese ispatlamak için böyle deplasmanlardan galibiyet çıkarmalı demiştim. Onlar gereğini yapmışlar. Mersin'de ise beklediğim kıpırdanma bu hafta da yok. Yeni transfer Nikolic maç kadrosunda yok, daha önce alınan Nenad Mijatovic süre almadı. Bir ara skor 51-51'i gördü ama sonrası Mersin adına fena oldu. Mersin'in 6 kere faul çizgisine gittiği bir maçta konuk Beşiktaş Cola Turka tam 27 serbest atış attı. Maçın en ölümcül detayı da buydu sanırım.

Mersin BŞB (74): Asım Pars 4 (5 ribaund), Nedim Yücel 5 (4 ribaund, 2 asist), Altan Erol 20 (4 ribaund, 2 asist), İnanç Koç 11 (6 ribaund, 2 asist), Onur Aydın, James Baron 20 (2 ribaund, 3 asist), Dominic James 9 (1 ribaund, 2 asist), Richie Frahm 5 (4 ribaund, 2 asist)

Beşiktaş Cola Turka (85): Muratcan Güler 5 (4 ribaund, 4 asist), Brad Newley 19 (4 ribaund), Haluk Yıldırım 7 (2 ribaund, 6 asist), Lonny Baxter 22 (8 ribaund, 1 asist), Adem Ören 7 (4 ribaund), Adem Ören 7 (4 ribaund), Mire Chatman 14 (5 ribaund, 7 asist), Cevher Özer 5 (3 ribaund), Kevin Flecer 6 (3 ribaund)

Pınar Karşıyaka: 88 - Kepez Belediyesi: 76

Kim ne derse desin Baldwin'li Kepez bu ligin en ters ve en olmadık galibiyetler çıkartabilecek takımlarının başında geliyor. Bugün KSK karşısında da maçı son çeyreğe kadar önde götürdüler. Salonu tıklım tıklım dolduran KSK taraftarına sürpriz bir yenilgi tattırmak üzereydiler ki rüzgarı tersine döndürmeyi başardı evsahibi. Son çeyrek skoru 31-18. Maçı uzunca bir süre geride götürmelerine rağmen 35. dakika gibi öne geçip bu farkı yakalamaları kolay iş değil. Geçen hafta aldıkları Renault yenilgisinin üstüne bir de içeride kaybedilen Kepez maçı gelseydi hesaplar şaşmış olabilirdi. İstatistiklerde KSK lehine 15'e 5 hücum ribaundu üstünlüğü göze çarpıyor. Kepez'in yaptığı 17 top kaybına karşın KSK'nın sadece 9 top kaybetmesi de buna eklenince ortaya 18 fazla hücum çıkıyor ki bu gayet ciddi bir rakam.

Pınar Karşıyaka (88): Gökper Gen 2, Birkan Batuk 12 (5 ribaund- 1 asist), Ryan Toolson 24 (2 ribaund- 3 asist), David Holston 10 (1 ribaund- 3 asist), Andre Smith 14 (11 ribaund- 1 asist), Furkan Aldemir 4 (8 ribaund), Alper Saruhan 5 (4 ribaund- 1 asist), Kzell Wesson 17 (3 ribaund)

Kepez Belediyesi (76) Erdem Türetken 4 (3 ribaund- 2 asist), Jovo Stanojevic 3 (2 ribaund), Levent Bilgin 6 (4 ribaund), Cüneyt Erden 13 (1 ribaund- 5 asist), Alex Gordon 5 (3 ribaund- 5 asist), Barış Güney 7 (2 ribaund- 4 asist), Ersin Görkem 18 (5 ribaund- 2 asist), Brad Buckman 13 (3 ribaund), Shan Foster 3 (3 ribaund- 1 asist), Fatih Solak 4 (4 ribaund)

F.Bahçe Ülker: 81 - Banvit: 63 (Maç Yazısı)

Hava İstanbul'da kar, boran, fırtına, yağmur karışımı bir şey olunca evde oturup Playstation + TV'de maç keyfi yapmak daha cazip geldi Abdi İpekçi'ye gitmekten. Yoldan geri döndük, eve geldik. Gerçi sağolsun maçın son 6-7 dakikasında havadan etkilenen Digiturk tamamen kesilince maçın kapanışını göremedik ama olsun. Keyfimiz bozulmadı.

Maç öncesinde Solomon'un kadro dışı bırakıldığını öğrendim ve şaşırdım kendi adıma. Neden derseniz? Daha sabah evden çıkmadan FBTV'de takımın son idmanından görüntüler eşliğinde takımın Abdi İpekçi'deki idmanda çok hırslı çok istekli göründüğünü dinlemiştim. Kimse de kalkıp Solomon kadro dışı dememişti. İşin teknik taktik boyutuna gelirsek ise geçen yıldan beri kafaca iyi durumda olmayan bir Solomon'un yokluğunun takım üzerinde pozitif bir etki yaratabileceğini düşündüm. Özellikle de Greer üzerinde. Nitekim öyle de oldu. Greer en pozitif maçlarından birini oynadı ofansif anlamda. Savunmada kötü, ona birşey demiyorum. Hep kötüydü zaten kariyeri boyunca. Ama yüzüne renk gelmiş net bir biçimde. Hani sanki Solomon dönmesin bir daha der gibi istekliydi. Günün bir diğer detayı da Giricek'ti. Maça ilk beş başlamadı, ikinci çeyrekte dahil oldu, epeyce sahada kaldı, epeyce de top salladı potaya. Onun eski rolünü üstlenen kişi ise Serhat Çetin'di bugün. Maça beş başladı, sonra da bir daha göremedik kendisini. Fetişte insanlar değişse de zihniyet değişmemişti yani.

Değişmeyenlerden biri de spikerimiz Mehmet Ayan'dı. Bugün yine had safhadaydı performansı. 'Klasik bir Williams basketi', 'Ömer Onan'a sadece topu filelere bırakmak kaldı', 'Zihin olarak iyi bir top attı', 'İyi bir maça doğru gidiyoruz' replikleriyle bizi bizden aldı. Maçın içinden çekip şööööyle hayal alemine doğru götürdü sağolsun. Banvit bugün maçın içinde kalmayı başardı aslında epeyce bir süre. Son 2 sezonda Abdi İpekçi'den çıkardıkları 2 galibiyette de bu şekilde gitmişti zaten maçlar. Sonra Banvit son çeyreğe doğru öne fırlayıp rakibini paniğe sokmuştu. Sonra da maçı alıp gitmişti. Bugün F.Bahçe Ülker biraz daha kontrollüydü o konuda. İkinci yarının 5. dakikasından sonra rakibin bazı anlarda kadrosunda bulunan genç oyuncuların yaptıkları hataları da değerlendirip farkı çift hanelere taşıdılar. Son kısma bakamadık hava muhalefeti nedeniyle. Barış Özcan diskalifiye olmuş. İzleyenler anlatır artık son 6-7 dakikayı. Benden bu kadar.

F.Bahçe Ülker (81): Ömer Onan 8 (1 ribaund, 2 asist), Semih Erden 2 (4 ribaund, 1 asist), Gordon Giricek 12 (2 ribaund, 1 asist), Lynn Greer 24 (3 ribaund, 2 asist), Oğuz Savaş 16 (4 ribaund), Tarence Kinsey 6 (5 ribaund), Ömer Aşık 10 (8 ribaund), Serhat Çetin (2 ribaund, 1 asist), Emir Preldzic 3 (8 ribaund, 4 asist)

Banvit (63): Barış Ermiş 7 (1 ribaund, 4 asist), Lance Williams 18 (1 ribaund), Chuck Davis 12 (4 ribaund), Erolcan Çinko 3 (1 ribaund), Yiğitcan Turna 5 (1 ribaund), Barış Özcan 6 (2 ribaund, 3 asist), Keitüh Simmons 5 (12 ribaund), Goran Cakic 5 (1 ribaund, 3 asist) Yunus Çankaya 2(1 asist)

F.Bahçe'de Solomon Kadro Dışı

Banvit maçının antresinde öğrendik olayı. Solomon disiplinsiz hareketleri ve son idmana katılmaması nedeniyle kadro dışı bırakılmış. Geçen yıl geldiğinden beri pek bir şey vermiyordu ve hatta ileri düzeyde de saçmalıyordu. Gönderilirse Tanjevic, Greer, Kinsey başta olmak üzere ufak bir halay ekibi kurulabilir. Ancak ben bu sabah evden çıkmadan önce FBTV'de basketbol haberi izlediydim ve son idmanını Abdi İpekçi'de yapan sarı lacivertlilerde tüm takımın hırslı ve istekli olması dikkat çekti tadında bir haber vardı. Garip memleket.

Antalya BŞB: 97 - Aliağa Petkim: 59

Oy oy oyyyy. Altar Tunçkol'un Antalyası Halil Üner'in Aliağasına kolay hazmedilemeyecek bir yenilgi tattırdı. 18/32 üçlük atan bir takıma karşı 4/26 ile üçlük atarsanız sonuç da bu olur zaten. Lisans problemi yaşayan Hosley de oynadı bu arada. İki ucu keskin ve gayet ortada olarak düşündüğüm bir maçta böyle bir skoru yaratan Antalya kısalarına da ayrıca bir tebrik gerekiyor bence. 5/5 üçlük sokan D.j. Thompson, 6/9 ile üçlük sokan Serkan İnan ve maçı 20 sayı - 6 ribo - 10 asist ile tamamlayan Aaron Jackson'a selam olsun.

Antalya BŞB (97): Brian Greene 3 (4 ribaund), D.J.Thompson 24 (2 ribaund- 4 asist), Serkan İnan 18 (6 ribaund- 2 asist), Aaron Jackson 20 (6 ribaund- 10 asist), Patrick Femerling 10 (6 ribaund- 1 asist), Önder Külçebaş 9 (5 ribaund- 3 asist), Can Özbek 2, Caner Şentürk 9 (7 ribaund- 2 asist), Oktay Yılmaz 2 (3 ribaund- 1 asist)

Aliağa Petkim (59): Mustafa Baki Görür 4, Mateo Kedzo 9 (2 ribaund), Berkay Sahilloğlu (2 ribaund- 2 asist), Paul Mc Clinton 12 (2 ribaund- 2 asist), Reha Öz 4 (3 ribaund- 1 asist), Hazer Avcı 2 (2 ribaund- 1 asist), Quinton Hosley 10 (8 ribaund- 1 asist), Hasan Özkan 3, Ogün Sevinç 2 (1 ribaund), Kaan Üner (1 ribaund), Lorenzo Gordon 10 (9 ribaund)

Maç Kasedi

Geçen hafta oynanan Aliağa Petkim - Darüşşafaka Cooper Tires maçının kasedi ne Daçka'ya, ne Antalya BŞB'ye, ne de federasyona ulaşmış henüz. Normalin dışında bir durum bu. Antalya BŞB birazdan karşılaşacağı rakibini izleyemeden hazırlandı yani maça. Üçüncü çeyreğinde elektriklerin kesildiği, maç sonunda Daçka koçu Ekrem Memnun'un 'Dayak yedik' açıklamasını yaptığı şu maçın kasedini ben de merak ediyordum aslında ama haliyle ben de izleyemedim.

Cumartesi Menüsünde 4 Maç

TBL'de 3. haftanın Cumartesi menüsünde 4 maç var. İyi olmayan bir form durumu ve ruh haline sahip F.Bahçe Ülker'in misafiri 2 yıldır İstanbul'da yenemediği Banvit. Maçı yerinde izleyeceğim, şu üstüne basa basa yazdığımız sorunları biraz daha yakından görelim istiyorum. Bogdan Tanjevic & Orhun Ene kapışması da maçın ayrıca güzel bir detayı olacak. Ancak elimde olsaydı bu hafta Pınar Karşıyaka - Kepez Belediyesi maçına gitmek isterdim ne yalan söyleyeyim. Güzel maç olacak. Arkasına alacağı taraftar gücüyle gücünü daha da arttıracak bir KSK ve Pazartesi günü G.Saray'ı devirip moral bulmuş Baldwin'in Kepez'i. Tam ortada bir maç, evsahibi avantajıyla KSK bir adım önde tabii. Bir ortada maç da Antalya'da. Orada da kimin ne yapacağını kestirmek kolay değil. Aliağa'da Hosley kadroda olacak, merakla bekliyoruz katkısını. Kilit nokta ise tahminimce Femerling - Gordon kapışması, sağlam çarpışacaklar orada. Günün son maçı Mersin BŞB - Beşiktaş Cola Turka. İki takımın geçen sezon Mersin'de yaptıkları mücadele de yine ligin başlarına (2. hafta) denk gelmişti. O gün sahadan galibiyetle ayrılan Mersin olmuştu. Bu yıl Mersin -şimdilik- o anki halinde değil. Yabancılar ve haliyle kadro daha tam oturamadı. Ama zor bir fikstürle girdiler lige kabul edelim. Ben bugün Engin Atsür'süz Beşiktaş karşısında alacakları bir galibiyet çok da şaşırmam açıkçası. 4. ve 5. haftalarda önce Telekom'u sonra da Efes'i ağırlayacak olan Beşiktaş için de hayli kritik maç. Kazanıp, ligde belli bir seviyenin üstünde olduklarını ispatlamak isteyecekler.

edit: Hosley'nin oynamama durumu belirmiş bu arada. Lisansta problem çıkmış.

30 Ekim 2009 Cuma

Aliağa'da Nesovic ve Johnson Gönderildi

Aliağa Petkim'de Halil Üner'in gelişiyle beraber hareketlenen transfer mevzuları iki kelleyi uçurdu. Aleksej Nesovic ve Chris Johnson takımdan gönderildiler. Geçen hafta Hosley'nin lisansı yetişmediğinden Chris Johnson kadroya girmişti. Bu hafta işlemleri tamamlanan Hosley de sahada olacak. Bu nedenle güle güle diyoruz her iki oyuncuya da.

Eurocup'da Gruplar Belli Oldu

Beşiktaş ateşin göbeğine düşmüş durumda. 1. ve 2. torbanın en zorlarını bulmuşlar. Telekom'un rakipler kolay. Grubun son takımı Bilbao - Donetsk eşleşmesinden gelen takım olacak. İnşallah Bilbao gelir ama Donetsk bırakmaz. Ligde de 6'da 6 ile gidiyorlar. Birçok tanıdık var orada. Chris Owens, Marque Perry, Ricardo Marsh, Bruno Sundov. G.Saray da dişine göre bulmuş bence. Alba ve Azovmash tecrübeli takımlar ama ilk 2 çok da uzak değil sarı kırmızılılara. Azovmash bu yıl bozuk. Grup maçları 24 Kasım'da başlıyor, haydi rast gele bakalım.

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #4: Bir Adanalı Hikayesi

Anlaşıldı. Bu yazıların ilk paragrafları genelde bir hafta öncenin hatalarını düzeltmeye ve bazı açıklamalar yapmaya ayrılacak.

Bizim BAL camiasında “Domat” lakabıyla tanınan sevgili Yusuf mail atmış. “Abi, anlattığın maçta ben de oradaydım” diyor, “Cowen geldiğinde maç başlamamıştı. Bizimkiler maçı geciktirmek için şalterleri indirip, elektrik kesintisi süsü vermişti. Adam salondan içeri girdiği anda, haliyle elektrikler de geldi ve az sonra hava atışı yapıldı.”

Bu bilgiyi, Perşembe günü tesadüfen karşılaştığım Celal Arısan’a da konfirme ettirdim. O günün Karşıyaka pivotu, bugünün FIBA gözlemcisi Celal, hem hafızası güçlü, hem de kişisel arşivi olan bir basketbol adamıdır (Yakın gelecekte onun arşivinden yararlanarak, yeni hikayeler yazacağım sizlere). Celal de Yusuf’la aynı şeyleri söyleyince, yanıldığım ortaya çıktı. Hepinizden özür dilerim. Demek ki, ben mecburi elektrik kesintisiyle maç saatinin geçmesini, maçın başlaması olarak kaydetmişim belleğime. Oluyor böyle şeyler…

Bu arada Karşıyaka’nın o “tarihi” maçından çok ilginç bir detayı da Celal Arısan ekledi: Cowen , hiç bilmediği bir ülkenin daha önce hiç duymadığı havaalanına inmiş, oradan apar topar taksiyle salona getirilmiş. Koşa koşa salona girmiş, kendisine verilen formaydı, şorttu her neyse, onları nefes nefese giymiş ve sahaya çıkmış. Adamcağız ilk beşte yok, tabii. Ama koç da kendisini birkaç dakika sonra oyuna sokmak istemiş. Amerikalıdan ilk soru: Koç, hangisi bizim takım?

Okurlara bir de açıklama borçluyum. 70’li yıllara ait anılara dalınca, benim Karşıyakalı olduğum gibi bir izlenim ortaya çıktı. O yıllarda İzmir’de yaşayan ve basketbolu seven her genç gibi ben de iki haftada bir Atatürk Spor Salonu’nun yolunu tutuyor ve şehrin ligdeki temsilcisinin tüm maçlarını izliyordum. Ama sıkı bir taraftar değildim. Çünkü, Karşıyaka’nın altyapısında oynamak için başvurmuş ama yatılı okulda okuduğum ve antrenmanlara devamsızlık yapabileceğim gerekçesiyle reddedilmiştim. Ben de gidip, o sıralar İzmir’in ikinci takımı olan Çayırlıbahçe’de başladım lisansiye basketbol hayatıma. Karşıyaka tarafından istenmemek, çocuk kalbimde bir burukluk yarattı ve sonraki yıllarda İzmir’deki maçları bir taraftar gibi değil, daha ziyade federasyon gözlemcisi havasında izledim.

Neyse, geçmişin potaları altında hoplayıp zıplarken, İzmir’e ve Karşıyaka’ya yine döneriz. Gelelim bu haftaki öykümüze…

Yıl 1981. Yabancı yasağıyla geçen sezonlardan sonra Federasyon, tuhaf bir uygulama ile kapıyı aralamış. Takımlar tek yabancı (Avrupa Kupaları’nda iki) getirebiliyor ama bir şartla: Yabancı oyuncunuz Türkiye’deki üniversitelerden birinde öğrenci ya da öğretim görevlisi olacak! “Hoppala” dediğinizi duyar gibi oldum. Hangi aklıevvelin kafasından çıktığı bilinmeyen bu dahiyane fikirle rezalet başlıyor. 30’una gelmiş, saçları dökülmüş koca koca adamlar Boğaziçi'lere, ODTÜ’lere kaydettiriliyor. Hatta Güney Sanayi daha da ileri giderek Bulgar Milli Takımı’nda yıllarca forma giymiş 41 yaşındaki Atanas Golomoev’i Adana’ya getirtiyor. Çukurova Üniversitesi’nde profesör yapacaklar heralde… Lakin dersler Bulgarca değil!

Herkesin işi kitabına uydurmaya çalıştığı o sezonda favori Eczacıbaşı. Lacivert-beyazlılar, Aydan Siyavuş yönetiminde 6 sezonda 5 şampiyonluk kazanmış ve Efe, Necati, Melih’ten oluşan iskeleti korumuşlar. Yabancı olarak da sahalarımızın gördüğü belki de en beyefendi sporcu olan Ron Haigler var. İlk turu 6’şarlı üç grup halinde oynanan, daha sonra gruplardan ilk iki sırada çıkan takımların final grubunda buluştuğu sezonda (bugünkü Euroleague statüsünü andırıyor) Eczacı’yı zorlayabilecek takımlar Efes Pilsen ile Beşiktaş…

Ancak daha ikinci haftada ilk sürpriz Adana’da patlıyor. Kadrosunda hiçbir şöhretli oyuncu barındırmayan Güney Sanayi, Eczacı’yı bir sayıyla yeniveriyor (Bunun sürpriz sayılmaması gerektiğini, Güney Sanayi’nin, Adana’da ev sahipliği avantajını maksimum derecede kullanarak herkesi yenebileceğini sonradan anlayacağız. Orada mağlup olan Karşıyaka, Fenerbahçe, İTÜ, Yenişehir gibi takımların oyuncuları, yenilgiye üzülmekten ziyade, canlarını kurtardıkları için sevinçliler).

Güney Sanayi-Eczacıbaşı maçından herhangi bir görüntü yok. Gazetelerde, bugün hâlâ tedavülden kalkmamış olan “Eczacı’ya Güney darbesi” klişeleri ve hemen altında, içinde sayı, yıldız ve devre sonucunu veren kutucuklardan başka bir şey yok. Herkes koskoca Eczacıbaşı’nın nasıl devrildiğini merak ediyor, birbirine soruyor ama fısıltı gazetesindeki “Çok fena pata-küte olmuş. Hakemler Güney Sanayi faullerinin yarısını çalmamış” manşetinden başka kayda değer bir bilgiden söz etmek imkansız.

Bu arada Eczacıbaşı, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Partizan ve Slavia Prag gibi devlerle başa baş oynuyor. Ligde de o güney kazasını saymazsak yenilgisiz gidiyor. Basketbol aleminde herkesin merakla İstanbul’daki rövanşı beklediğini söylememe, bilmem gerek var mı…

Hiç unutmuyorum, o gün Spor Sergi’de önce Fenerbahçe-İTÜ maçı var. Serde Teknik’liyiz, ben de Teknik tribünü tabir edilen bölümdeyim. Fenerbahçe son saniyede Fensal’in basketiyle kazanıyor, çok üzülüyoruz arkadaşlarla… Ama dağılmaca yok, ikinci maçta Eczacıbaşı, Güney Sanayi’yi ağırlayacak.

Ağır oluyor hakikaten Güney Sanayi için... Rahmetli Siyavuş bir dakika yerine oturmuyor. “Pres.. pres..” diye avazı çıktığı kadar bağırıyor kenardan. 40 dakika pres yapan Eczacı, rövanşı feci bir skorla (154-48) alıyor. Spor Sergi’de alt katın yarıdan fazlası dolu. Taraftarlı kulüplerden biri sahada olmadığına göre, böylesi bir maç için olağanüstü bir seyirci topluluğu. Hayatımda ilk ve son kez duyduğum, hatta katıldığım bir tezahürat yükseliyor tribünlerden: “İstanbul… İstanbul…” diye bağırıyorlar. Bağırıyoruz.

Bulgar Golomoev, daha ilk yarıda oyundan atılıyor, kapılan her topta Ahmet Sarı adeta turnike idmanı yapıyor. O gün namusunu temizleyen Eczacıbaşı, sezonu sadece 3 yenilgiyle (üçüncüsü, Efe’siz gittikleri Antalya’daki final grubunda şampiyonluğu garantiledikten sonra Efes Pilsen’e) şampiyon bitiriyor. İkinci turu klasman grubunda oynayan Güney Sanayi ise ligi 9. sırada noktalıyor.

Yiğiter Uluğ

Müezzin Daçka'da

Bu aralar ligin nostaljik oyuncularına epey rağbet var. Mersin'in Nikolic'le anlaşmasından sonra 2000-01 sezonunda lige önce Kombassan Konya sonra da G.Saray formalarıyla damga vurmuş Haris Mujezinovic de TBL sınırlarına dahil edildi. Uzun oyuncu konusundaki Atchley tercihinde çuvallayan Daçka 35 yaşındaki bu tecrübeli uzunu kadrosuna kattı. Geçen yıl Kıbrıs Rum Kesimi'nde AEL Limassol forması giymişti, iyi de oynamıştı. O ligin en iyi Bosman oyuncusu seçilmişti hatta Eurobasket tarafından. Hey gidi be, vallahi yaşlandığımı ağırdan ağırdan hissediyorum artık. Ben bu adamı ligde izlerken 16 yaşındaydım ya. Verin bana çocukluğumu geri.

TBL'de 3. Hafta Programı

31 Ekim Cumartesi
14:00 Antalya BŞB - Aliağa Petkim
16:00 F.Bahçe Ülker - Banvit (SkyTürk)
16:00 Pınar Karşıyaka - Kepez Belediyesi
18:00 Mersin BŞB - Beşiktaş Cola Turka

1 Kasım Pazar
13:00 G.Saray Cafe Crown - Erdemir (Spormax)
17:00 Darüşşafaka Cooper Tires - Bornova Belediyesi
19:00 Tofaş - Oyak Renault

2 Kasım Pazartesi
18:30 Türk Telekom – Efes Pilsen
(Spormax)

29 Ekim 2009 Perşembe

Efes Pilsen: 77 - Partizan: 67 (Maç Yazısı)

Bo McCalebb'in kıçı ne kadar büyümüş öyle? Takımların sahaya çıkmalarıyla ilk dikkatimi çeken bu oldu. Aylarca süren hangi takımda oynayacağının belli olamama durumu hafif bir Tempra görünümü kazandırmış kendisine. Buna rağmen işin takımı oynatma kısmında gayet başarılıydı. İlk yarıda 6 sayısı (6/6 faul atışı), 6 da asisti vardı, uzak ara çekmişti ranking puanlarında. Maç sonunda da 22 puanla bu kategoride liderdi. Zaten 35 dakika sahada kalarak gecenin en çok sahada kalan adamı da McCalebb'den başkası değildi. Ama Mersin'deki görüntüsünden uzak tabii, sadece oynatmaya çalışıyor. Ama penetreleri hala etkili. Neyse canım maçı yazacağız dedik McCalebb'i yazdık koca bir paragraf.

F.Bahçe Ülker kötü oynuyor, Efes de kötü oynuyor. Ama onların durumu biraz daha farklı. Yüksek ego adamlara hem süre, hem de top dağıtmakla uğraşıyorlar. Ha diyeceksiniz ulan takıma Rakocevic, Nachbar, Santiago, Ermal katıldı. Bunlardan Ermal hiç süre almadı, Nachbar 5 dakika oynadı ve topu potaya bile atmadı, Santiago desen ilk yarıda Vranjes'le boğuştu biraz sonra da gözükmedi ortalarda. Bir tek Rakocevic var işte takımın merkezinde. Tek oyuncuyla dağılır mı bir sistem? Burada ben de biraz tıkanıyorum açıkçası. Yine de bu kadronun hatırına beklenmeli gibi biraz daha. Bugün ikinci yarıda uzuuunca bir süre, hatta neredeyse tamamında 4 kısa ile oynadı Ataman. Tek uzun da Kaya idi. Maça hayli kötü bir yüzde ile girip, yine kötü bir yüzde ile devam etmesine rağmen sorumluluktan kaçmayan Rakocevic önderliğinde topu potaya penetre ederek taşıma fikri Efes'e maçı getiren detay oldu açıkçası. İkinci çeyreğin ortalarında 7 sayıya kadar açılan fark, son çeyrekte 10 sınırını gördü. İkinci çeyrekteki fark Vesely ve Roberts imzalı 3 üçlükle kapanıvermişti ama son çeyrekte böyle bir şeye izin verilmedi.

Düşünüyorum ben bu Partizan'ı neden seviyorum diye? Sanırım ne olursa olsun bir ekolleri olduğu için. Kadroları bu yıl çok da iyi değil açıkçası. Hele bizim Efes'le kıyaslarsak dağ, taş, uçurum gibi kelimelere başvurmalıyız aradaki farkı anlatmak için. Ama çıkıp basketbol oynamayı başarıyorlar. Doğruları yapıyorlar, isimleri değil sistemi öne çıkarıyorlar. Geçen hafta Rytas da bu kanaldan girmemiş miydi zaten olaya? Bugün salon da bir başkaydı hani. Az da olsa o eski Efes maçlarını hatırlattı bana. Az da olsa ama. Kesinlikle o günleri hiçbir şeyle kıyaslayamam. Ama ilk hafta F.Bahçe Ülker'in en az seyirciye oynayan takım sıfatını kazanmasının ardından ilaç gibi geldi aynı salondaki şu görüntü.

Son paragrafı -her ne kadar ben yazmaktan yorulsam da- yine maçı anlatan ikiliye ayıracağım. Mehmet Ayan & Nur Germen ikilisi yine maksimumdaydılar bugün. 4-4-2 ve Total Futbol ile benim gözümde müthiş bir yer kazanan ekibin birer parçası olan, ama bu sezon SkyTürk tarafından basketbol maçlarını anlatmakla görevlendirilen İlker Duralı ve Mehmet Ayan'a kesinlikle kızamıyorum. Onlar emir kulu. Net bir biçimde belli. Ama yanlarında Nejat Sayman olduğu zaman idare eder kıvama gelen anlatımları, Nur Germen gibi bir facia ile birleşince domuz gribinden bile tehlikeli bir hal alıyor. Ben kalıbımı basıyorum ki, Nur Germen geçen yıl Mersin forması giyen McCalebb dışında tek bir Partizan oyuncusunu tanımıyor. Hatta McCalebb'in yedeği olan Rasic'in iki-üç yıl önce Efes'te oynadığını bile bilmiyor. Hepsini geçtim Rakocevic'e Rakotevic diyor abi üstad. E bu sefer ne oluyor? Nejat Sayman'ın yaptığı can simidi görevini yapan kimse olmuyor, yüzme bilmeyen spikerlerimiz de yorumsuz yorumcuyla beraber 40 dakikalık denizde boğuluyorlar. İyi niyetle maçı anlatıp, 'Haydi Rako' diye gaz vermesine, olayı bir Milli maç anlatıyormuş kıvamına sokmasına rağmen ortaya 'Smith ve Shumpert'i de kısa olarak sayarsak Efes şu anda 4 kısaya döndü diyebiliriz', 'Shumpert'ten bir üçlüüük ve içeride' gibi komik cümleleri döküveriyor ağzından Mehmet Ayan. Çilemizse çekeriz ne yapalım ama bizim de naçizane basketbol keyfimiz olduğunu bilsin ilgililer, bu bana yeter.

Efes Pilsen (77): Mario Kasun 9 (7 ribaund), Charles Smith 18 (1 ribaund), Igor Rakocevic 14 (1 ribaund- 3 asist), Preston Shumpert 17 (2 ribaund- 1 asist), Kerem Tunçeri 2 (2 ribaund- 5 asist), Bootsy Thornton 7 (2 ribaund- 3 asist), Kaya Peker 8 (8 ribaund- 2 asist), Bostjan Nachbar (2 ribaund), Daniel Santiago (1 ribaund), Sinan Güler (1 ribaund), Ender Arslan 2 (1 ribaund- 5 asist)

Partizan (67): Lawrance Roberts 9 (4 ribaund- 3 asist), Stefan Sinovec 1 (3 ribaund), Lester McClalebb 10 (3 ribaund- 7 asist), Dusan Kecman 7 (5 ribaund- 1 asist), S.Milosevic 6 (3 ribaund), Aleksandar Rasic (1 ribaund- 2 asist), A.Mitrovic, Petar Bozic (1 asist), Aleksandar Maric 19 (5 ribaund- 1 asist), Jan Vesely 10 (3 ribaund- 4 asist), Branislav Dekic 3, Slavko Vranes 2 (7 ribaund)

Aragones & Tanjevic

Dün net bir şekilde karar verdim ki, Aragones'li dönemden hiçbir farkı kalmadı Tanjevic'li F.Bahçe Ülker'in. Takımda suratı gülen adam az, herkes sanki bir zorunluluktan ötürü işini yapıyor gibi, sevgi yok, en önemlisi saygı da yok. Nasıl ki futbolcular Aragones'i sabote ediyorlardı ve bir an önce gitsin diye başkanın iki dudağının arasına bakıyorlardı, Tanjevic için de durum o şu anda. Aziz Yıldırım ne düşünüyor bilemiyorum ama ben tam da böyle düşünüyorum. Ne eksik ne fazla. Vakti geldi ayrılığın ne yapsak boş durumu yani.

Orhun Ene Jr. & Nihat Mala Jr.

Can (namı diğer cannksk) KSK altyapısında epey aktif bu aralar. Bugün Orhun Ene ve Nihat Mala'nın çocuklarını izlemiş, fotolamış, üstüne bir de yorumlamış. Buyrun Can'ın dilinden Orhun Ene Jr. & Nihat Mala Jr.

İkisi de babalarının aksine 3 numara oynuyor. Orhun Ene'nin oğlu Yiğit Ene'nin oyun yapısı babasına pek benzemiyor. Hırçın, çok sert savunma yapan bir oyuncu. Skor üretmek ve oyun kurmaktan ziyade savunma yönü kuvvetli. Nihat Mala'nın oğlu Ege Mala oyun olarak biraz daha babasına benziyor. Boyu en az onun kadar olur, sağ dipten çok iyi üçlük atıyor, bugünkü maçta da 4 tane falan üçlüğü var. Normalde rahat 4 oynar ama fundamental biraz gelişsin diye 3'te oynatıyorlar. Yiğit Ene minik takımda 96'lı, Ege Mala 94'lü yıldız takımda.

Asvel: 76 - F.Bahçe Ülker: 78 (Maç Yazısı)

Asvel TBL'de oynasa kaçıncı sıra için mücadele eder? sorusuyla gireyim yazıya. İlk hafta Zalgiris deplasmanından 71-52'lik skorla mağlup dönmüşlerdi ve o gün 20 sayı - 7 ribo - 2 asist ile takımın en ve tek iyisi olan 2.12'lik Curtis Borchardt bugün F.Bahçe Ülker karşısında yoktu. O varken bile felaket durumda olan Asvel'i onsuz izlemek daha da büyük bir zulümdü. Bugün F.Bahçe Ülker yerine eli yüzü az biraz düzgün bir takım olsaydı karşılarında, 40-50 farkı yiyip otururlardı kıçlarının üstüne. Ama Tanjevic'in ekibi özel bir takım. Bugün yine konuşturdular tüm maharetlerini. O kadar bozuklar ki anlatmaya çalışsam da anlatamıyorum onları. Sarı lacivertlilerin basketbolunu görünce maç kopmasın diye elinden geleni yapan hakem üçlüsüne sallamak bile gelmiyor insanın içinden. 4. çeyreğin ilk 5 dakikasında yenen 10-0'lık seri ve şu rakibe teslim edilen skor üstünlüğünü gördükten sonra ne yazayım ki zaten ben?

Fransızlar 20'lik Fofana ve Zalgiris maçında 20 dakika oynamış olan Ali Traore'nin eline baktılar boyalı alanda. Dışarıdan da Bobby Dixon salladı işte. İlk 15 dakikada Traore oynadı, üçüncü çeyrekte ise Dixon salladıklarını sokmaya başladı. Hepi topu yaptıkları buydu. F.Bahçe Ülker ne yaptı? Savunma yapmadı bir kere. Hücumda da bizi bu yıl iyice alıştırdığı görüntüsünden farksız değildi. Getiren attı, getiren attı, ne bir çizili set, ne 4-5 pas arkası atılan bir şut vardı. Maksimumu 2 pas F.Bahçe Ülker hücumlarının. Hani sanki bir hücumda 3 farklı kişinin eline değerse top, takım toptan cehenneme gidecek. Öyle birşey. Üçüncü çeyrekte Kinsey üst üste iki üçlük sokup kısır giden maçta devrim yaptı ve fark bir anda 13'e kadar çıktı. 9 farkla girilen son çeyrek ise tam bir kabusa dönüştü sarı lacivertliler adına. 5 dakikalık bölümde sayısı yok F.Bahçe Ülker'in. 10-0'lık bir Asvel serisi ve üstünlüğün el değiştirişi. Ardından 5 saniye kala Ömer Aşık'ın smacıyla maçın güç bela uzatmalara gitmesi. Şaka değil yahu yazdıklarım, vallahi gerçek hepsi. Giricek'i sorarsanız, onda da senaryo aynı. Maça 5 başladı, ilk 8 dakika sahadaydı, sonra da tamamen kenarda. Nasıl bir fetiş bu Tanjevic'teki? Çözemedim. 30 dakika basketbolun b'sini oynamayan Asvel'e son 10 dakikada Harlem süsü vermelerini de çözemedim.

Zorlu (!) uzatma dakikalarının sonunda kazanan taraf F.Bahçe Ülker oldu. Güçlü (!) rakibini hem de (!) deplasmanda devirmeyi başardı, gruptaki ilk galibiyetini aldı. :) Yanıyorum yanıyorum da şu maçta basketbol konuşmak zorunda kalan ya da basketbol konuşmaya çalışan Mustafa İyi ve Çetin Yılmaz'a yanıyorum. Bak ben ne güzel basketbol konuşmaya gerek duymadan, şu izlediğim F.Bahçe Ülker'i yeteri kadar anlatan aşağıdaki tek kelimelik cümlemle bitirebiliyorum maç yazımı. Herkese de bunu tavsiye ederim.

REZALET !

28 Ekim 2009 Çarşamba

Tofaş ve Renault'dan Hazırlık Maçları

Bursa ekipleri ligin 3. haftası öncesinde bugün birer hazırlık maçı yaptılar. Tofaş Bursa'da Final Gençlik ile oynadığı maçı 79-64 kazanmış. Melih Sevda 13 sayı ile takımın en skoreri. Oyak Renault ise Bandırma'da Banvit'in konuğu olmuş. Kazanan 107-79 ile Banvit. Bu maçın 4 x 12 dakika üzerinden oynandığını da belirteyim hemen.

Engin Atsür 4-5 Hafta Yok

Dün aldığı farklı galibiyetle Eurocup'ta gruplara kalan Beşiktaş Cola Turka Engin Atsür'ün sakatlığı ile sarsıldı. Sağ el tarak kemiğinde kırıl tespit edilen genç oyuncunun 4-5 hafta sahalardan uzak kalacağını söyledi koç Burak Bıyıktay. Mersin BŞB (d), Türk Telekom, Efes Pilsen, Aliağa Petkim (d) gibi zorlu bir fikstür var önlerinde. Etkileneceklerdir mutlaka.

KSK'da Mihajlovic Gönderildi

Beklenen bir gelişmeydi. Ufak bir ihtimal olarak '5 yabancıyla devam ederler mi?' demiştik ama etmeme kararı almışlar. Hakan Demir'in İsviçre'de çalışırken not aldığı isimlerdendi Mihajlovic. Fena bir oyuncu değil ama içerideki kalıplı oyuncu eksikliği onları bu yönde bir hamleye zorladı diyelim. Holston, Toolson, Smith ve Wesson'la yola devam ediyorlar.

Mithat Demirel Yeniden Erdemir'de

Geçen yıl Erdemir forması giymişti, bu yıl boştaydı. Erdemir yeniden anlaşmış Mithat'la. Daha önce ligimizde Renault, Beşiktaş ve G.Saray formaları giymişliği de var. Hayırlısı olsun. Geçen yıl Hakan Demirel'i yedekliyordu, bu yıl bir başka Hakan'ı, Hakan Köseoğlu'nu yedekleyecek.
Salsabasket özel haberidir.

Batug.Com's NBA Season Preview 2009-10

Bu adamlar çıldırmış olmalı. Bu nasıl muazzam bir çalışmadır? Yazanların da, bu grafik harikasını yaratanların da cennetteki yerleri şimdiden hazırdır herhalde. Müthiş bir ekip, müthiş bir iş. Buyrun buradan bakın. NBA tutkunları için dün gece başlayan yeni sezon öncesinde tam bir başucu kitabı. Çok kıskandım çok. Çocukluk aşkım Lakers analizini de Kaan abi yapmış, yaladım yuttum dün gece apar topar.

Sarı Lacivert Ülker Reklamı

Pete'in F.Bahçe forması giydiği yıllardan bir foto. Rakip Çukurova. Ama bahsedeceğim detay başka. F.Bahçe'nin o dönemki göğüs reklamı da Ülker. Ve ne gariptir ki şimdi kendi renginden taviz vermeyen Ülker, o zaman paşa paşa sarı lacivert yapmış renklerini. Gerçi bu yıl futbol takımının sırtındaki reklamı lacivert yaptılar el mecbur ama basketbol takımının göğsü hala kırmızı. Foto: Serdar Gürel arşivi

27 Ekim 2009 Salı

Goran Nikolic Mersin'de

Mersin'de yabancı tercihleri oturmadı bu yıl. Geçen yılki o şans bu yıl yanlarında değil. Sahadaki basketbola da doğrudan yansıyor bu. 4 Amerikalı vardı kadroda, mecbur bir tanesi tribüne çıkıyordu her maç. Şimdi Goran Nikolic'i almışlar. Emektar, Efes'le 2 yıl şampiyonluk yuvarlamıştı Türkiye'de. Geçen seneye Panionios'ta girip, AEL'de bitirmişti. Basketbol bilgisi üst düzey, şut sokma olayı da 'leblebi gibi' sıfatıyla tabir edilecek cinsten bir oyuncudur. Onu izlemek keyifti, sessiz sedasız gelip kelebek etkisi yaratmıştı Efes'te. Efes'ten sonra Estudiantes ve Alba formaları da giymişti. Hatta Alba'nın KK Bosna takımıyla oynadığı 5 uzatmaya giden tarihi maçta 63 dakikadan fazla sahada kalarak bir rekor kırmışlığı da vardır. Nikolic gelince Marcus Cousin gönderilmiş. Belki bir hamle daha yapılabilirmiş yabancı kadrosuna. Nikolic'le ilgilenen takımlardan birinin de Aliağa olduğunu atlamayalım. Dip not olarak iliştirelim postumuza.

BJK Cola Turka: 100 - WBC Wels: 81 (Merhaba EuroCup)

Beşiktaş Cola Turka ilk maçta 5 sayıyla yenilmişti Avusturyalı rakibine. İkinci maç beklendiği üzere farklı bitmiş. Daha ilk çeyrekten 11 fark yakalanmış ve Eurocup gruplarına merhaba denilmiş. Maçın istatistikleri şurada. Chatman 34 sayı - 8 ribo - 9 asist - 4 top çalma ile takımın 4 alanda da lideri. İki üç maçtır sessiz sedasız takılıyordu, koymuş yine ortaya triple-double kapısını tırmalayan performansını.

ACB'de Haftanın En İyi 5 Hareketi


Geçen yıl Erdemir formasıyla bizim ligde salınan Antwain Barbour 4. sırada. Listenin 1. sırasında kim mi var? Elbette Ricky Rubio ve insanlık dışı asisti.

Laf-ü Güzaf #12

Dünkü Kepez - G.Saray maçının ilk yarısı, Cüneyt yazıyor üçlüğünü hafif sağ çaprazdan. Sevdiği bölgeler orası diye giriyor spiker söze. Eyvallah. Ama sonra asıl bombayı patlatıyor. 'G.Saray formasıyla o bölgelerden yıllarca üçlüklerini izledik'. 15 yıllık 1. Lig kariyerinin sadece 2 yılını G.Saray'da geçirmiş bir adam için fazlaca iddialı bir itham bu. :)

Hafta İçi Avrupa Programı

Geçen hafta üçte sıfır çekmişti temsilcilerimiz. Bu hafta ben üçte üç olacağına inanıyorum. Beşiktaş Cola Turka'ya 5+ fark gerekiyor, atarlar. F.Bahçe Ülker biraz düzgün oynarsa form durumu kötü Asvel'i yenip gelir. Efes Pilsen de Rytas yenilgisinden sonra bu maçta herhangi bir sürprize yer vermez. Vermemeli.

27 Ekim Salı

19:00 Beşiktaş Cola Turka - WBC Raiffeisen Wels
28 Ekim Çarşamba
21:30 Asvel - F.Bahçe Ülker (Spormax)
29 Ekim Perşembe
20:15 Efes Pilsen - Partizan (SkyTürk)

26 Ekim 2009 Pazartesi

Kepez Belediyesi: 74 - G.Saray Cafe Crown: 63 (Maç Yazısı)

14. dakika itibariyle skor 34-17 ile Kepez lehine. İlk 20 dakikalık dilimde farkın çıkabildiği tepe yükseklik bu. Bunda Kepez Belediyesi'nin yüzdeli oyunundan ziyade konuk takımın yüzdesiz ve bol top kayıplı oyunuydu başlıca sebep. 5/17 ile ikilik, 2/8 ile üçlük atıp, üstüne bir de 7 top kaybı yaparsan bu diferansı da normal karşılaman gerekiyor zaten. Maça eski takım arkadaşı Alex Gordon'u savunma göreviyle giren Evren, bu görevinde pek hata yapmadı. Ama Cüneyt ve Buckman imzalı sayılar daha ilk çeyrekten farkın çift hane kapısına dayanmasını sağladı. Maça girdiği Wilkinson'dan verim alamayıp Rancik'e dönen Okan Çevik olayı biraz daha derli topu hale sokmak adına en azından bir hamle yaptı diyebilirim. Yine de takımının yaptığı top kayıplarının -ya da Kepez'in top çalmalarının- hepsinin içeriye top geçirmeye çalışırken yapılan pas araları olması ve buna bir türlü çare bulamaması onun hanesine bir eksi yazmamı sağladı. 15 dakika içinde 7'si üçlük olmak üzere tam 9 top kullanan Jasaitis bunlardan sadece 2'sinde isabet kaydederken, devre bitiminde 6 ribaund ile sahanın en çok ribaund çekeniydi. 34-17'den sonra Kepez üçlüklerle bir an önce farkı açma hevesine kapılmasa ilk yarı daha farklı bitebilecekken, 38-28 gibi geride olan takım için umut besleyebilmek adına uygun bir skorla girildi soyunma odasına. Devrenin son 06:30'unun skoru 11-4 G.Saray lehineydi.

Maça 5 sayıyla giren Washington ikinci yarıya da üst üste 6 sayı ile girdi, bu sırada fark tek haneye düştü ve psikolojik açıdan da bir hareketlenme oldu maçta. Bu sırada G.Saray'da Evren Alex Gordon'a nefes aldırmıyordu savunmada. Hatta ben tam önümdeki kağıda 'Allah kimseyi Evren'in stence'i ile karşı karşıya bırakmasın' diye not düşerken Okan Çevik'ten anlamsız bir hamle geldi. Evren dışarı Murat içeri. Kırılma anı olabilir gibi hissedip bu kez maç skorunu ve kalan süreyi not ettim önümdeki kağıda. 45-36 Kepez üstündü ve üçüncü çeyreğin bitimine de 04:40 vardı. Ne oldu peki sonra? 11-0 Kepez serisi geldi ve fark 20'ye fırladı. Cüneyt'in 2, Ersin'in 1 üçlüğü bu serinin omurgasını oluştururken Cüneyt'in ikinci üçlüğü görülmeye değerdi. Son çeyreğe 56-40 önde girdi Kepez. Ama Okan Çevik'in anlamsız hamlesinin bir benzerini bu defa da Baldwin yaptı. 30 dakikadır kenarda oturan Bora'yı oyuna saldı dördüncü çeyreğin başlamsıyla birlikte. Yanına da Erdem ve Fatih Solak'ı koydu. Hani sanki sayı atmadan maç kazanmak ister gibi. Nitekim ilk 3 dakikada sayısı yoktu Kepez'in. G.Saray tatlı tatlı geldi, Kepez'in 24 saniyenin tamamını kullanıp son anda bir üçlük sıkıştırayım seti işe yaramadı, Washington önderliğinde fark 8'e kadar indi. Bitime 3 dakikadan az vardı. İşte tam bu sırada Kepez hücumunda süre bitecekken Stanojevic'in Cemal'e oynadığı post-up oyunu ve aldırdığı basket + faul geldi, ki bu o psikolojik rüzgarı arkasına almış G.Saray'ı hançerlemek gibi bir şeydi. Üstüne bir de Ersin Görkem'in basket + faulü gelince kalan süre formaliteye döndü.

G.Saray'da uzun rotasyonu dar, kısa rotasyonu haddinden fazla geniş diyorduk. Hani takımdan bir kısayı atsan, yerine bir pivot koysan takım 2-3 beden büyüyecek ama bunu görmediler, belki de görmek istemediler. Bugün Jasaitis çok süre aldı mesela haklı olarak. Ama geriye tek bir pozisyon kaldı, oraya da Tufan, Evren, Murat sıkışmaya çalıştı. Caner hiç süre almadı. Kötüydüler bugün takım olarak, yumuşacıktılar savunmada. Kepez ise önce kupada sonra da F.Bahçe Ülker maçında iyi sinyallerini vermişti ama ellerine ne geçti sorusunun cevabı kocaman bir sıfırdı. Bugün salondaki güzel atmosfer, yüksek yüzdeli üçlük isabet ve rakibinden daha dengeli oluşturulmuş kadrosuyla maçı alıp götürdüler. Farkın ikinci çeyrekte 17, üçüncü çeyrekte de 20 olduğu anlardan sonra yaşadıkları tıkanmalar maç sonunda oturup düşünmeleri ve bir çözüm üretmeleri gereken nokta. Her gün emektar Cüneyt'in kalkıp 5 üçlük sokacak hali yok ya. Ama Jovo ve Cüneyt bu takımın iki beyni kesinlikle. Baldwin'in adamı Buckman ilk yarıda sakatlanınca ikinci yarıda hiç süre alamadı. 12 dakikacık oynadı. Yine 8 sayı - 4 ribaund sıkıştırdı o süreye ama Baldwin hafta içinde 'Sakatlanacak diye korkuyorum' demişti bana. Ne ağız varmış sende de kardeşim. :)

Kepez Belediyesi (74): Erdem Türetken 4 (3 ribaund), Bora Sancar, Jovo Stanojevic 7 (8 ribaund, 2 asist), Cüneyt Erden 17 (5 ribaund, 2 asist), Alex Gordon 11 (4 ribaund, 5 asist), Barış Güney 2 (4 ribaund, 1 asist), Ersin Görkem 16 (1 ribaund, 2 asist), Bradley Buckman 8 (4 ribaund), Shan Foster 3 (2 ribaund, 3 asist), Fatih Solak 6 (4 ribaund)

G.Saray Cafe Crown (63): Darius Washington 15 (2 ribaund, 3 asist), Tufan Ersöz 2 (3 asist), Murat Kaya (3 ribaund, 2 asist), Mike Wilkinson 4 (5 ribaund), Radoslav Rancik 13 (10 ribaund), Cemal Nalga 4 (2 ribaund, 1 asist), Evren Büker 2 (1 ribaund, 1 asist), Can Akın 5 (4 ribaund, 4 asist) Simas Jasaitis 18 (8 ribaund)

Kerem Gönlüm Açılımı

Kerem Gönlüm'ün cezası açıklandı nihayet. 1 yıl sahalardan uzak kalacak kendisi. Kararın tam metni şurada demiştik. Bu metni okuyunca insanın kafası biraz karışıyor. Zira metnin içinde açık açık yazılan ama sonra ağdalı cümlelerle insanı tamamını okumadan yarım bırakmaya zorlayan kısımlar var. Ben yazıyı biraz sadeleştirdim okumaya üşenenler için. Buyrun gidelim madde madde.

- Kurul, Cathine maddesinin rastgele numune alınan iki oyuncuda da az ya da çok bulunmasını hem istatistiki hem de mantıksal açıdan şüphe uyandırıcı bir durum olduğunu düşünmüş. - Yetkili laboratuvardan saç teli dahil hiçbir yöntem ile sonuca ulaşma imkanının olmadığı bilgisi gelmiş.

- Cezanın normal süresi 2 yıl. Ancak Kerem'in geçmişinin temiz olması ve hem Kerem hem de Kasun'un bu durum karşısındaki şaşkınlıkları dikkate alınıp ceza 1 yıla düşürülmüş.


- Kasun'da da bu madde çıkmış olması ancak bunun eşik altındaki bir değerde olması, 'Organize suç' için yeterli bir delil değilmiş. Ama FIBA kuralı içindeki 'Teşebbüs' maddesi harekete geçirilmiş. Oradan da bir şey çıkmamış.


- 2 oyuncuda da öyle ya da böyle bu maddenin çıkmış olması ve yine iki oyuncunun da açıklamalarında olayın farkında olmadıklarını açıklaması nedeniyle bu kez Efes Pilsen'e yazılı bir soru yöneltilmiş. Ama olayı izah edecek şekilde net ve tatmin edici bir yanıt alınamamış. Fakat yapılan araştırmalarda Efes Pilsen'in bu işi kasten yaptığına dair de somut bir delil bulunamamış.


- Efes Pilsen'in yeterli önlemleri almaması ve bu tip tartışmalara yol açması nedeniyle Türk basketboluna dolaylı yoldan zarar verdiği açıklanmış.


Şimdi özet maddelerle geçtiğim yazılı metinde ben şunu anlıyorum. Kurul Fenerbahçe'ye hak vermiş, hatta bu bağlamda Efes'e inceden de bir ayar vermiş (dolaylı yoldan suçlayarak), ama somut bir delil bulamadığından dolayı da kesin olarak bu böyledir diyememiş. Bu 1.

İkincisi Efes Pilsen'den net ve tatmin edici bir yanıt alamadığını belirtip ve demin yazdığım üzere 'Dolaylı yoldan spora zarar veriyorsun ey Efes' diyerek de bence Efes'e ciddi bir ihtarda bulunmuş.

Üçüncüsü ise en vahim olanı. Bir katakulli ile Kerem'in cezasını 2 yıldan 1 yıla indirilmiş. Nasıl mı? Gelin onu da açalım.

Yazılı metinde diyor ki: Bu suçun cezası 2 yıldır. Tamam bu cepte. Ancak 10.4'te yazan şartlar yerine getirilirse bu cezada bir indirime gidilebilir. Şayet bu maddelerden biri bile gerçekleşmezse cezaya indirim uygulanamaz.

Nedir bu maddeler?

1) Doping kuralı ihlalilne sebep olan maddenin WADA tarafından yayımlanan Belirlenmiş Maddeler listesinde yer alması.
2) Sporcunun bu maddenin vücuduna nasıl girdiğini ortaya koyması.

3) Sporcunun bu maddenin performans arttırıcı başkabir maddenin kullanımını gizlemek amacı taşımadığını ortaya koyması.


Birinci maddede bir sorun yok. Tamam. Ama 2. maddede yazılı olan 'Bu maddenin vücuda nasıl girdiğinin açıkça ortaya konması' kısmında takıldık. Çünkü Kerem bilmiyor bunu. Açıkça ortaya koyamıyor. Yani kuralı ihlal ediyor. Yani indirim yapılamaz. Ama kurul ne yapıyor? Bu durumu istisnai ve kendine has bir durum olarak yorumlayıp cezayı indirime götürüyor. Ve bunu şöyle açıklıyor:

Kerem Gönlüm’ün durumu madde 10.4. çerçevesinde incelendiğinde; “cathine” maddesinin WADA’nın Belirlenmiş Maddeler listesinde yer aldığı görülse de sporcunun, bu maddenin vücuduna nasıl girdiğine ve bu maddenin sportif performansını artırma veya performans artırıcı bir maddenin kullanımını gizleme amacını taşımadığıyla ilgili olarak Disiplin Kurulu’na sunduğu bilgi ve belgeler incelendiğinde, hernekadar sporcu bu maddenin vücuduna ne şekilde girdiğini ortaya koyamıyorsa da, bu maddenin niteliği, aynı anda diğer bir takım arkadaşında bu az rastlanan (eşik altı miktarda) maddenin bulunmasını, 2. sporcunun da benzer şekilde, bilgi ve iradesi dışında hayretle bu durumu karşılaması noktasının dikkate alınması, bu çok özel ve kendisine has ve Talimatlarda yer almayan durumun, geçmişi son derece temiz olan Sporcu Kerem Gönlüm açısından değerlendirilerek, bu özel sebeple ceza miktarında takdiren indirime gidilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

Dediğim ağdalı ve okuyana 'Uff bu ne be böyle' dedirten cümlelerden bir kesit. Ve karar metninin en efektif paragrafında oluyor bu katakulli. Ben şahsen böyle bir yorumu kabul edemiyorum. İndirim yapılsın birşey demiyorum, zaten indirim yapılacağını ve Kerem'in bir şekilde 2010'da kadroda olmasının sağlanacağını da biliyordum ama tatmin edici bir kılıf değil bu. Bana göre.

Kerem Gönlüm'e 1 Yıl Hak Mahrumiyeti

Nihayet beklenen açıklama geldi. Kerem Gönlüm'e 1 yıl hak mahrumiyeti + 10.000 TL para cezası verildi. Açıklamanın tam metni şurada. Kararı yorumlama işini biraz daha sonraya bırakayım, şimdilik söz sizin.

Mike Rose: Kimseyi Suçlayamam

Oyak Renault'nun beklentileri karşılayamadığı için yollarını ayırdığı Mike Rose'dan bu ayrılık sonrası ilk yorumları aldık:

'Her ne kadar böyle bir durumdan nefret etsem de bu işin içinde olan bir şey bu. Bursa'da olmaktan, takımımdan, koçumdan ve arkadaşlarımdan gayet memnundum. Sadece bir durgunluk yaşıyordum. Gerçi işler son zamanlarda yoluna girmeye ve düzelmeye başlamıştı bana göre ama kulübümün bu düzelme sürecine dayanabilecek zamanı yoktu anladığım kadarıyla. Takımdan gönderilişim nedeniyle kimseyi suçlayamam, bu işin tek sorumlusu benim. Burada tanıdığım insanların hepsi iyilerdi. Şimdi yeni bir kulüp bulabilmek için uğraşıyor menajerim. İnşallah bundan sonrası daha iyi olacak.'

Salsabasket özel haberidir.

TBL'de 2. Haftanın Ardından

Evet haftayı daha tamamlamadık ama Cumartesi - Pazar menüsündeki 7 maçı şöyle genel bir toparlayalım istedim. Haftanın vukuatı Nihat İziç'ten geldi elbette. Son 2 dakikasına 13, son 1 dakikasına ise 7 sayı önde girdiği maçtan galibiyet çıkartamamayı başardı. Resimdeki kahramanımız Josh Shipp de bu sonuca iki kritik ve zor üçlüğüyle katkıda bulunmuş tabii. Ama onun neler yapabileceğini zaten kupa maçlarında fazlasıyla deneyimlemiştik. İlk hafta G.Saray Cafe Crown karşısında -tabii Okan hocanın da katkılarıyla- farkı 4'e kadar çeken Renault, o maçın meyvesini KSK maçında topladı. Şöyle ki orada o geri dönüşü yaptıran Ahmet & Adams ikilisini bu maçta 30+ kullandı Yücel Platin. Ryan Toolson'un 8/10 ile üçlük soktuğu bir maçta galibin kim olduğunu ise emektar Nedim'in basketi belirledi. Faul müydü steps miydi olaylarına girmeyeceğim. Videosu aşağıda var, izleyip yorumlayabilir herkes. Bu haftanın tamamlanan 7 maçında deplasmandan galibiyet çıkaran tek takım F.Bahçe Ülker'di. Onların da ne denli ölüp ölüp dirildiklerini, ya da normal sürenin sonlarında Erdemir'in daha 2 faul hakkı olmasına rağmen faul yapmayışını gayet net biliyoruz. Telekom ilk hafta Antalya gazisi olmuştu, bu hafta Mersin'i eli boş yolladılar. Mersin zor bir fikstürle girdi lige ama işler de yolunda değil öyle aman aman. Bu hafta içeride Beşiktaş Cola Turka ile karşılaşacaklar. Ahmet Kandemir sever böyle maçları. Kırmaları lazım kötü gidişi, asılacaklardır. Beşiktaş Cola Turka haftanın en rahatıydı herhalde. İlk haftadan zafer sarhoşu Antalya BŞB'yi ufak bir şokla hayata döndürdüler. Antalya BŞB için bir problem yok, mağlubiyet normal sonuç bu maçta. Efes'in Banvit karşısında özellikle ilk yarıdaki kısır oyunu az kalsın bir kaza yapmalarına yol açacaktı. Ama sonlarda almayı başardılar. Orada gözden kaçan bir top taşımanın (Thornton'un yaptığı) maçın skoruna direkt etki ettiğini de belirtelim. Haftasonu programında en son biten maç ise üçüncü çeyreğindeki elektrik kesintisi nedeniyle Aliağa - Daçka maçı oldu. Halil Üner'li, iki yeni transferli (Hosley oynamadı gerçi bu maçta) Aliağa ilk galibiyetine çabuk ulaştı. Daçka'da Ekrem Memnun'un maç sonu açıklamaları 'Dayak yedik' yönünde. Kasedine ulaşıp izlemeye çalışacağım maçı. Atchley'nin gidiş bileti ne zaman gelecek derseniz bu hafta olabilir derim. Haftasonu Bornova ile fazlasıyla hedef bir maça çıkacaklar, kaza yapmak istemezler diye düşünüyorum.

Kapanışı bugün Kepez - G.Saray maçıyla yapacağız. G.Saray'da hafta içi birçok oyuncu hastalık problemiyle uğraştı. Cemal, Rancik, Can Akın grip olmuşlar. Polat'ın da gözünde bir problem varmış. Cemal atlatmış, Rancik ve Can halsizmiş, Polat da ise bir problem yokmuş. Tam takım olarak sahadalar bugün. Jasaitis ve Wilkinson dahil. Kepez'de ise tek eksik Levent Bilgin. G.Saray haftanın ikinci deplasman galibiyetini almak, Kepez ise 1 haftadır tam konsantre oldukları rakiplerini yapılan açıklamalardaki gibi devirmek amacında. Güzel maç olacak akşama, kaçırmayın.

Maliano.org

Burada elimden geldiğince, güvendiğim arkadaşlarımın bloglarını tanıtmaya çalışıyorum. Maliano nickiyle yazan dostum Mehmet Ali Güneşligün taa BasketbolTürkiye oluşumu zamanlarından silah arkadaşımdır. Avrupa Basketbolu konusunda en azından kendi arkadaşlarım arasında uzak ara 1. sıraya koyabilirim kendisini. Blogunu açmıştı önceden ama güncelleme konusunda ufak sıkıntıları vardı. Son 1 aydır hız konusunda tavan yapmış durumda. Kendi blogumdan daha sık güncelleniyor bile diyebilirim. Avrupa Basketbolu, Euroleague, Avrupa Ligleri maliano yorumuyla www.maliano.org adresinde. Göz gezdirin, bence sevecek ve sık kullanılanlar listenize ekleyeceksiniz.

Greene Over Fletcher

Brian Greene & Kevin Fletcher / 2. Hafta / Beşiktaş Cola Turka - Antalya BŞB Maçı

25 Ekim 2009 Pazar

Reno - KSK ve Bornova - Tofaş Maçlarının Sonları (Video)

2. haftada son anları en çok merak edilen 2 maç da Bursa - İzmir kapışmasının yaşandığı müsabakalardı. Son 2 dakikada 57-70'ten maç veren Tofaş'ın bunu nasıl becerdiğini, Cihad'ın gereksiz kasti faulünü, Bornova'nın -daha doğrusu Shipp'in- muazzam üçlük performansını, Renault'ya KSK karşısında maç kazandıran -ne faul ne de steps çalınmayan- Nedim'in basketi. Hepsi bu iki videoda. Videolar Basketligi.com'dan. Şuradan izleyebilirsiniz.

2. Hafta - Pazar Maç Analizleri

Efes Pilsen: 71 - Banvit: 61
Banvit ilk 3 çeyreğini sırasıyla 13-15, 22-29 ve 47-48'lik skorlarla üstün kapadığı maçın son çeyreğinde Efes Pilsen'e teslim oldu. İlk 20 dakika itibariyle özellikle Efes adına fazlasıyla kısır geçti maç. Son çeyrekte bir anda Efes lehine 10'a kadar çıkan fark Banvit'in çabalarıyla 5 sayıya kadar indi. Tam bu sırada Keith Simmons sol çaprazdan bomboş bir üçlüğü kaçırdı, dönen hücumda Thornton'un net bir şekilde top taşıdığı ama hakemlerin çalmadığı pozisyonda solda pusuya yatmış Shumpert'in üçlüğü maçı bitirdi. Orhun Ene bu çalınmayan top taşımaya epeyce bir itiraz etti, ki köküne kadar da haklıydı zaten. Hani o top taşımayı görememek için özel bir göz donanımına sahip olmak gerekiyor bence. Banvit iyi hazırlanmış ve Efes'e beklemediği bir sürpriz yapabilirdi bugün. Evsahibinin geniş yabancı rotasyonunda dışarıda kalan adam bu maç için Charles Smith'di. Faul kaçırmaz diye bildiğimiz Rakocevic 1/4 ile faul attı (Rytas maçında da fenaydı). Maçın son çeyreğindeki bir pozisyonda rakip yarı sahadan top çıkaran Efes'te Shumpert topu almak için kendi sahasına koştu bir dalgınlıkla. Komikti. Ama onu savunan adamın da onunla beraber koşması daha bir komikti. :)

Aliağa Petkim: 82 - Darüşşafaka Cooper Tires: 75
Ve Halil Üner'li Aliağa ligdeki ilk galibiyetine ulaştı. İlk yarıyı 42-38 önde kapatan İzmir ekibinde 11 sayılık (3/3 üçlük, 1/2 ikilik) performansıyla öne çıkan bir adam vardı. Koçun oğlu Kaan Üner. Çok ekstra bir performanstı bu. Maçın üçüncü çeyreğinin sonlarında 51-55 Daçka üstünlüğü vardı ama oradan başlayıp maçın bitimine 06:30 kalana kadar geçen 6 dakikalık sürede Daçka sayı atamadı. Aliağa yakaladığı 14-0'lık seriyle bir anda 65-55'i yakalayıverdi. Maç kopar herhalde diye düşünürken bu kez Daçka'dan 12-2'lik bir seri geldi. 3 dakika kala skor 67-67'de dengelendi. Reha ve Ceyhun'un iki kritik üçlüğüyle rahat nefes alırmış gibi olan Aliağa, Kadir - Polat - Alper üçlüsünün basketleriyle son 01:30'a 73-74 geride girdi. Ama önce Gordon'un kritik 2 basketi, sonra da son taktik faulde McClinton'un ilkini sokup ikincisini kaçırması, arkasından Kedzo'nun hücum ribosunu alıp sayıyı yapması bir de üstüne Melih'in top kaybını McClinton'un smaçla tamamlamasıyla maçı aldılar. Yeni transferlerden McClinton sahadaydı, belgeleri yetişmeyen Hosley ise yoktu. Alınınc 'Cuk oturur' dediğim Gordon performansıyla (27 sayı - 14 ribo - 3 asist) büyüdü. Kadronun dışında kalan Nesovic'in arkasındaki iki guarddan Kaan ve Berkay ekstra oynadılar. Kaan 13 sayı attı (ayağından sakatlandığı için ikinci yarı çok oynayamadı), Berkay 6 asist yaptı. Daçka'da ise şu Atchley'nin durumuna takmış durumdayım. Bugün de yine 11 dakika sahada kaldı. Böyle bir lüksü yok yahu Daçka'nın. Orada performans veren bir yabancı olsa belki bugün maçı alacaklardı. Ama olmadı.

G.Saray Bir Kez Daha Kıtalararası Şampiyon

Alıştırdılar zaten bizi. G.Saray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı bir kez daha Kıtalararası Şampiyonluğunu kazandılar. Tebrikler engelsiz aslanlara.

24 Ekim 2009 Cumartesi

Emin Moğulkoç ve Çalamadığı Düdükler

Şimdi bitirdim izleyemedim Erdemir - F.Bahçe Ülker maçının son çeyreğini ve uzatmasını. Ve açıkçası pek yakıştıramadım Emin Moğulkoç'a bu yönetimini. Kinsey'in 5 saniyede topu kenardan çıkartamayıp kendisine attığı topu hiçbir şey olmamış gibi gitti Kinsey'e verdi ve 5 saniyeyi yeniden başlattı. Ömer Onan'ın maçı uzatan basketi öncesinde Solomon'un kaybettiği topta Erkan'a yapılan faulü veremedi. Yetmedi uzatma dakikalarının hemen başında sahanın ortasına kadar giren Tanjevic'e teknik faul çalma cesaretini gösteremedi. Yani koçu oralarda gördüğümde ve arkasından tekink faul düdüğünü duyamadığımda ufak çaplı bir şok geçirdim. Gücü mü yetmedi acaba? Ama baktığın zaman aynı Moğulkoç karşı pota altından depar atıp Ahmet Çakı'yı uyarmayı bildi, ha keza Tanjevic'in o olayını takip eden bir pozisyonda Ahmet Çakı'yı gayet net bir şekilde azarladı. Ahmet Çakı tutmasa kendini, ya da kaba tabirle gelse oyununa hakemin, yiyecek tekniği oturacak aşağıya. Neyse işte. Bunları yazarken normal sürenin bitimine 20 saniye kala -4 sayı da öndelerken- 2 faul yapma hakkını kullanmayan Erdemir'i eleştirmeyi ve uzatma dakikalarında kendisinin bile gireceğine inanmayıp ribaunda koştuğu üçlükleri sokup maçı 20 sayıyla kapatan Preldzic'i tebrik etmeyi de unutmayalım tabii. Başrol Moğulkoç'un olsa bile, yan rollerde de onlar vardı.

2. Hafta - Cumartesi Maç Analizleri

Erdemir: 93 - F.Bahçe Ülker: 101
Alttaki son periyodu ve uzatmaları eksik maç yazımda da belirttim. F.Bahçe Ülker bu maçta beklendiği gibi değildi. Kendi sıkıntılı, izleyenine de sıkıntı veren, ne yaptığını bilmeyen bir takım vardı izlediğim 30 dakikalık bölümde. Haklarını verelim, üçüncü çeyreğin ilk kısmında savunmadaki direnç ve hücumda da şutların girmesiyle biraz kıpırdandılar. Zaten farkı da 13'e kadar çektiler o arada. Sonra fark indi, son çeyrekte Erdemir öne geçmiş, hatta 20 saniye kala da 4 saniye öndeymiş. Orada Kinsey'nin bir kenardan top çıkarma sırasında mola isteme olayı olmuş. Hakem topu yine F.Bahçe'ye vermiş, arkasından basket + faul olmuş. Falan filan. Uzatmaların sonunda da fark açılmış. Bakalım 21:30'da tekrar var Spormax'te, maçın son 15 dakikasına bakacağım, sonra bir post daha atarım konuyla ilgili. Ancak Aziz Yıldırım'ın gözü, eli, bacağı takımın bu denli üstündeyken bu kadar kötü top oynanması da pek bekediğim bir şey değildi açıkçası. Efes'e kaybedilen kupa ve Barça'ya parçalanmanın acısını Erdemir'e 20+ fark atıp -kendilerince- çıkarırlar diye düşünmüştüm. Hatta kardeşimden son 20 saniye, 4 sayı Erdemir önde haberini alınca Tanjevic Erdemir'den İstanbul'a dönemez diye bile düşündüm. Yerdi onu Aziz başkan. Leon süperdi izlediğim kısımda, F.Bahçe adına da Kinsey kıpırdanıyordu. Sonrasında uzatmalarda Emir çıkmış sahneye, o koymuş ağırlığını, almışlar maçı. Maçın üçüncü çeyreğinin sonunda Tanjevic'in kenarda çocuk azarlar gibi Emir'i azarlaması da gözden kaçmadı tabii. O Emir kalktı maçı aldı, o da ayrı bir komedi. :) Bağırış çağırış herkeste aynı etkiyi vermiyor demek ki. Giricek'i bitiriyor, Emir'e pozitif etki ediyor. :)

Beşiktaş Cola Turka: 88 - Antalya BŞB: 64
Antalya'nın havasını Beşiktaş Cola Turka almış. Bir başka deyişleMurat Özyer'in yapamadığını Burak Bıyıktay yapmış. 2. çeyrekte şöyle bir yaklaşmış Antalya ama maçın kalan kısmı tamamen Beşiktaş Cola Turka'nın istediği gibi gitmiş. Yeni transfer Femerling 20 dakika süre alıp, 7 sayı - 2 ribo yapmış. Bir anda maç kurtarması beklenemez tabii ondan. Sonuç normal, fark biraz abartı gibi olmuş.

Bornova Belediye: 75 - Tofaş: 74
Tofaş'ın yaptığını kabul etmek ya da Tofaş'lı olup da bu gece uyuyabilmek çok da kolay olmasa gerek. Sen maçın son 2 dakikasına 57-70 önde gir, maçı 75-74 kaybet. Nasıl olur demeyin, olmuş işte. 2 dakikada 5 isabetli üçlükle 18 sayı üretmiş Bornova. Bunların 2 tanesi Shipp'ten ve fizik kurallarını zorlar şekildeymiş, diğerleri Serdar ve Koljevic'ten, sonuncu ve maçı kazandıran ise Vestel'den gelen Çağdaş Erdoğan'dan. Bu üçlükle 75-74 öne geçmişler, son top Mehmet Yağmur'a kalmış. Gerçi molada çizilen oyunda topu Butler'ın kullanması kararlaştırılmış, ama onun bitime 2-3 saniye kala topu verdiği Mehmet'in birazda mecburiyetten girdiği turnikeden sayı çıkaramamasıyla da maçı Bornova almış. Takımın 1. guardı Mehmet Yağmur 23 dakika sahada kalıp tam 7 top kaybı yapmış. Takım olarak toplam top kaybı sayıları da 23 zaten. Maç sonunda basın toplantısına Mehmet Yağmur katılmış, 'Maçın kaybedilmesinin sorumlusu benim, takım arkadaşlarımdan özür dilerim' temalı bir şey demiş. Bu hareketiyle kötü geçmiş bir günü, -bana göre- fazlasıyla iyi kapamış. Tebrikler kendisine. Bir tebrik de Bornova'ya tabii. Hem aynı hedef için çabalayacakları bir rakip karşısında galip geldikleri için, hem de 2 dakikada 13 sayı geriden geldikleri için.

Türk Telekom: 90 - Mersin BŞB: 78
Mersin kötü gidiyor, bunda zorlu bir fikstürle lige girmiş olmalarının da etkisi var tabii, ancak kupadan beri bence randıman veremiyorlar. Yabancıların geçen yılki gibi 'Cuk' oturamamış olması onları biraz zorluyor. Zaten takımda 4 Amerikalının olması ve bir maç birinin bir maç diğerinin kenarda kalması da Mersin seviyesindeki bir takımın dinamikleri açısından fazlasıyla eksi handikap bir durum. Tek sevindirici yan Frahm'ın oynaması gerektiği gibi oynaması ve takıma skor anlamında liderlik etmesi. Telekom geçen haftaki acı galibiyetten sonra, bugün kazanmak zorundaydı zaten. Ne olursa olsun kazanmak zorundaydılar. 2. ve 3. çeyrekte rakiplerine yakalansalar da maçı hatırı sayılır bir farkla almayı başarmışlar. Yeni gelen 3 Amerikalıdan (Wilson, Owens, Mallet) 43 sayılık bir verim almışlar.

Oyak Renault: 87 - Pınar Karşıyaka: 85
Maç iki taraf için de sırayla 10+ farkı gördü ama iki takım da bu diferansları koruyamadı. İkinci çeyrekte KSK 21-31, maçın bitimine 7 dakika kala da Renault 76-62'lik skorlarla üstündüler maçta. Skoru belirleyen basket ise Nedim Dal'a kısmet olmuş. Ahmet Erdoğan içeri penetre ediyor, topu Nedim'e veriyor, Nedim Wesson'un darbesiyle bir sallanıyor, hafif de bir steps kokuyor pozisyon, ama hakem ne faulü ne de stepsi çalmıyor, Nedim'in basketi potadan geçerken Renault da uzuuuuunca bir aradan sonra maç kazanıyor. Bu maç aynı zamanda Wink Adams'ın takımda kalma yolunda dev bir adım attğı maç olarak da önemli. Performansıyla beklentileri karşılayamayan Wink 5/8 üçlük ile ürettiği 26 sayı ve yanına koyduğu 3 ribo - 8 asistle maçın Renault adına yıldızı. G.Saray maçında takımı maça ortak eden Ahmet - Wink ikilisinin beraber oynama olayı bu maçta epeyce bir süre tekrarlandı. Yücel Platin orada yakaladığı reaksiyonu bu maçta enerjiye dönüştürmeyi başardı. Ahmet 33, Wink 37 dakika sahada ve ikili toplam 16 asistle oynadılar. Önemli bir detay. Yeni transfer Famutimi de 28 dakika sahada kalıp 14 sayı - 2 ribo - 1 asist - 3 top çalma gibi iyi sayılabilecek bir start verdi. KSK tarafında 8/10 gibi hayvani bir üçlük yüzdesiyle oynayan Ryan Toolson'un 33 sayısı yeterli olamamış. Yalnız nasıl bir performanstır aga o? Ki kaçırdığı o 2 üçlük de el üstü şutlarmış. Ne varne yok sokmuş. Renault adına kritik bir galibiyet, Pınar KSK için ise kritik bir yenilgi.

p.s.: Mustafa Abi geçen hafta 28 atmıştı, bu hafta da 27 attı. Kariyerinin zirvesinde adam.

Erdemir: 93 - F.Bahçe Ülker: 101

Şahsen daha ritmik bir F.Bahçe Ülker bekliyordum maç başında ama beklediğim gibi gitmedi maçın başları. Bol bol faul çalınması maçın hızını direkt etkiledi tabii. Önce Kone sonra Leon faulleri ikileyince -Ümit Türkoğlu da sakat olunca- 4 kısaya döndü Erdemir. İlk çeyrek 21-16 F.Bahçe Ülker üstünlüğü ile kapanırken Semih ve Giricek istekli oyunlarıyla göze çarptılar. Erdemir'in 10 dakikadaki 4 top kaybının da Hakan Köseoğlu'ndan gelmiş olması ise Erdemir cephesindeki ilginç nottu. İkinci çeyreğe 4 kısaya dönmenin doğal bir sonucu olarak zone ile girdi Erdemir. Ve ilk 3 dakika F.Bahçe Ülker sayı atamadı. Zone çok etkili değildi bunda açıkçası, sadece F.Bahçe Ülker'in canı 'Zone'a en kötü nasıl hücum edilir' dersi vermek istemişti o kadar. Bu sırada Erdemir skor üstünlüğünü eline aldı 6-0'lık bir seriyle. Erdemir'in 4 kısalı düzenine zaten elinde adam gibi bir 4 numara olmamasından dolayı Tanjevic de seve seve eşlik etti. Emir kullanıldı orada bol bol. Erdemir'in tek uzunu Leon ise devreye girmek için bu çeyreği bekledi. Hakan'ın asistleri Leon'un bitirişleriyle geçen yılki KSK'dan esintilerle devre sonunu 39-38 önde bitirdi Erdemir. Tam 20 kez faul çizgisine giden F.Bahçe Ülker, takım halinde %60 yüzde yakalayıp sadece 6 kez faul çizgisine giden rakibine bu noktadan üstünlük sağlama şansını kaçırdı. Maça istekli başlayan Giricek mi? İlk çeyreğin sonunda çıktıktan sonra bir daha girmedi tabii. En can alıcı istatistik ise n sona kaldı. Siz hiç 20 dakikayı sadece 2 asist ile bitiren bir F.Bahçe Ülker izlemiş miydiniz daha önce? Ben bugün izledim.

Üçüncü çeyreğe kötü hücum performansını ortadan kaldıracak tek şeyin savunma olduğunun kafalara dank etmesi eşliğinde girdi sarı lacivertliler. Solomon - Ömer - Kinsey - Emir - Ömer Aşık beşi vidaları fazlasıyla sıktı. Buna paralel olarak hücumda daha rahat fırsatlar buldular. Bir de ilk yarıda sadece 2 isabet bulabildikleri üç sayı çizgisinin gerisinden bu sefer daha 5 dakikada 3 isabet bulunca (1 Emir, 2 Kinsey), fark birden 10'a fırladı (53-43). Bu dakikalarda hücumda Kinsey'in takıma önderlik ettiğini (Kepez ve Barça maçında da böyle anlar yaşamıştık) belirtmeden geçmeyelim. Leon faulleri üçleyip Ahmet Çakı tarafından kenara alındı, ama maçtaki farkın kırılma sınırında gezmesi (13 sayıya çıktı bir ara) Leon'un kenarda fazla oturamamasını ve tekrar sahaya sürülmesini sağladı. Sonuçta bu anda kırılacak bir maç sonra çevrilemeyebilirdi, ki gayet mantıklı bir hamleydi. Zaten bulunan üçlükler, F.Bahçe'nin faul hakkını erken doldurması gibi etkenlerle fark çeyreğin bitimimde 5'e kadar indi (56-61).

Ve ne acı ki maçın tam dördüncü çeyreği başlarken ben evden çıkmak zorunda kaldım. İşin asıl cıvcıvlı kısmını kaçırdım. Uzatmalarda almış F.Bahçe Ülker maçı. Maçın normal süresinin sonlarında Kinsey'nin kenardan top çıkartırken mola isteme olayı varmış, akşam tekrarını izleyip nedir ne değildir daha detaylı yazacağım. Eve şimdi geldim, biraz soluklanayım, diğer maçlar hakkında da fikirleri yazacağım. Tofaş'ın 2 dakikasına 13 sayı önde girip verdiği bir maç var mesela. Renault'nun bir oraya 10 fark, bir buraya 10 fark olan, ama son saniyelerde Nedim'in atışıyla aldığı maç var mesela. Çok şey var yazacak çok..

23 Ekim 2009 Cuma

Williamslar

(Lance & Leon) Williams / 1. Hafta Banvit - Erdemir maçı

Olumuyiwa Famutimi Renault'da

Sıcak sıcak bir transfer haberi daha. Bakmayın başlıktaki uzun ismine, Olu Famutimi deniyor kısaca. Kendisi Renault'nun yeni transferi olmakta. Bekleneni veremeyen Mike Rose paketlenmiş (mantıklı bir hamle), yerine hemen Kanada'lı Famutimi ithal edilmiş. 1984 doğumlu, 1.96 boyunda. Bir ara Phila ve Spurs takımlarıyla hazırlık kamplarına katılmıştı diye hatırlıyorum. Geçen yıl G.Saray Cafe Crown ile aynı grupta yer alan Ukrayna'nın Khimik takımında forma giyiyordu. İstatistiklerine baktım, ligde 35 maçta (maç başına 26.3 dakika) forma giyip 13.1 sayı - 5.5 ribaund ortalamaları tutturmuş. EuroChallenge macerasında ise ortalamaları biraz düşmüş: 6.7 sayı - 4.7 ribaund. Famutimi Kanada Milli Takımı'nın da değişmez oyuncularından. Hatırlarsanız Amerika kıtasından İstanbul 2010 vizesi alan takımlardan biri de Kanada idi. Hayırlı olsun Bursa ekibine. Gelmiş bu arada oyuncu, ayak basmış memleket topraklarına. Renault bayrağını öpmek için kulüp binasına gitmekteymiş. :) Haftasonu Karşıyaka maçında da sahada olacakmış.

Salsabasket özel haberidir.

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #3: Morg Bekçisi Coffey ve Maç Ortasında Gelen Amerikalı

Basketbol diye bir oyunun varlığını öğrendiğimde 9 yaşındaydım. Yıl 1971, İzmir’de yaşıyoruz ve rahmetli babam, beni elimden tutup Akdeniz Oyunları’ndaki bütün yarışmalara götürüyor. Atletizm, yüzme, futbol, güreş, boks… Hepsi müthiş heyecan verici. Ama hiç unutulmayan, beynime mıh gibi çakılan anlar iki spor dalına ait: Tramplen atlama ve basketbol.

1968 Mexico City Olimpiyatları’nda kule atlamada altın, tramplende gümüş madalya kazanmış İtalyan Klaus Dibiasi için İzmir’deki Akdeniz Oyunları, bir yıl sonra Münih’te yapılacak olimpiyatların provası gibi… Havuzdan metrelerce yükseklikte kulenin üzerinde bir mum gibi amuda kalkan, sonra saltolarla, taklalarla havada adeta bir tesbih böceğine dönüşen ve suya bir bıçak gibi saplanan mucize adamı hayretle izliyor çocuk gözlerim. Ve Türkiye-Yunanistan basketbol maçı: Komşu’yu yarı finalde farklı yeniyoruz. Bütün hatırladığım, hınca hınç dolu Atatürk Spor Salonu’nda ancak çok yukarılarda bir yer bulabildiğimiz ve o gün kırmızı formayla oynayan bizim takımın, özellikle hızlı hücuma çıkarken sahada çok güzel gözüktüğü… Basketbol aşkım o gün oracıkta başladı büyük olasılıkla. Milli takımın antrenörü Yalçın ağabeymiş (Granit) meğer… Bunu da yıllar sonra, Yalçın Abi ile tanışınca öğreneceğim.

Babamın elinden tutmadan, kendi kendime (ya da arkadaşlarımla) gittiğim ilk basket maçı 1976-77 sezonunda olmalı. Çok net hatırlamıyorum. O sezon İzmir’i ligde temsil eden Karşıyaka’nın kadrosunda yabancı oyuncu yoktu. Fakat bir sonraki yıl, Kafkaf da modaya uydu ve bir Amerikalı getirdi.

Eczacıbaşı, NBA’den önceki profesyonel lig olan ABA’nın parkelerinde bir hayli toz yutmuş olan Frank Card’ı almış, Tofaş kadrosunu, bugüne kadar gördüğüm en şekilsiz şut stiliyle atan, ama acayip sokan solak Yugoslav Kotaraç’la güçlendirmiş, Yenişehir Meysu bir yıl önce Galatasaray formasıyla büyük iş yapan Benjamin McGilmore’u transfer etmişti. Yeni Asır gazetesi, Karşıyaka’nın da Amerikalı bir oyuncu getirdiğini yazıyor, biz de onu sahada görebilmek için maçları iple çekiyorduk.

Sonunda tanıştık Ernest Coffey’le… 1.94-1.95 boylarında, uzun kollu, çok kalın bacaklı, sıçradığı zaman yere inmesi için herkesin saniyelerce beklediği müthiş bir atletti. Hangi kolejden gelmiş olduğuna dair bir bilgim yok. Zaten o zamanlar bu tip şeyleri bilmezdik. Türkiye Ligi’nde oynayan bazı Amerikalılar, NATO göreviyle Karamürsel, Gaziemir ya da Mürted gibi üslere gelmiş Birleşik Devletler ordusuna mensup askerlerdi, NCAA kariyerleri yoktu. Yerel basın, Coffey’nin, İzmir’e gelmeden önce memleketi olan Cleveland’da morg bekçiliği yaptığını yazmıştı. Doğru mudur bilemem, onların yalancısıyım.

Karşıyaka eşofmanlarının Coffey’nin kalın bacaklarını saramaması ve adamcağızın ısınmalara mecburen şortla çıkması, bir maç öncesi smaç yaparken kırdığı çember yüzünden karşılaşmanın yaklaşık bir saat geç başlaması, bir başka maçta kafasını potaya çarpıp kısa bir baygınlık geçirmesi, o günlerden aklımda kalmış bazı detaylar. O sezon Karşıyaka’nın uzunları Şadi ile Celal’di. Milli Takım kadrosunda da yer alan ve biri 2.00, diğeri 2.03 boyunda olan bu uzunların (!) yanında, 3 numara pozisyonu her daim Nadir Vekiloğlu’na (Arda’nın babası) aitti. Bu durumda Coffey’e 2 numara kalıyordu. Dış şutu pek güvenilir olmayan, genelde açık saha oyununu seven Amerikalı, sayılarının çoğunu çembere giderek, yakın mesafeden buluyordu. Tribünleri ayağa kaldıran akrobatik hareketleri, kendisinden çok daha uzun oyunculara yaptığı inanılmaz bloklar vardı, tamam da, sete sete hücumlarda bazen kaybolup gidiyordu.

Karşıyaka, Ernest Coffey’li iki sezonda Eczacıbaşı, Efes Pilsen, Tofaş gibi geniş bütçeli takımların hemen altında yer almayı, Türkiye’yi Koraç Kupası’nda temsil edecek dereceler yapmayı başardı. Ve federasyonun ligde yabancıları yasakladığı 1979-80 sezonu geldi çattı. Avrupa Kupası’nda yabancılara izin vardı ama hiçbir Amerikalı, sadece birkaç maç için Türkiye’ye gelmeyi kabul etmiyordu. Coffey de morgdaki eski işine dönmüştü galiba… O günlerde İzmir gazeteleri, Karşıyaka’nın bir Amerikalı ile görüştüğünü, Coffey’den çok daha iyi olan bu oyuncunun gelmesinin an meselesi olduğunu haber verdi. Ama maç günü de çok yaklaşmıştı. Kırmızı-yeşilli ekip, eşleştiği Belçika temsilcisi Fleurus ile ilk maçı içeride oynayacaktı. Ne kadar kaliteli olursa olsun, takımla doğru dürüst antrenmana çıkmadan, bir yabancı oyuncu nasıl faydalı olabilirdi ki?

Kafamızda “Amerikalı var mı, yok mu?” sorularıyla salonun yolunu tuttuk. Takımlar sahaya çıktı, Karşıyaka’da yeni bir yüz yok. Ama koç Atakan Karakaplan ile yönetici Ateş Özerk’te bir tedirginlik var; dönüp dönüp tribüne, kapılara doğru bakıyorlar. Fısıltı gazetesi hemen devreye girdi: “Amerikalı yoldaymış, yetişecekmiş.”

Maç başladı bu arada. İlk yarı kafa kafaya gidiyor. İşte tam o sırada Karşıyaka bench’inin arkasından başlayan bir alkış duyuldu. Döndük baktık, sırtında ceketi, kolunun altında spor ayakkabıları olan 2 metre civarında bir zenci, merdivenlerden iniyor. Kıyamet koptu. Tamam, şimdi bitireceğiz Belçikalıların işini! Adamcağız da daha bir saniye bile oynamadan bu kadar ilgiye mazhar olmanın verdiği utangaçlıkla boynunu büktü, soyunma odasına doğru koştu.

O Amerikalının lisans işlerini nasıl hallettiler, ona uygun formayı nasıl buldular hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim, ilk yarının ortalarında oyuna giren ve adını bilmediğimiz bu oyuncunun hiç de fena olmadığıydı. Ertesi gün gazetelerden öğrendik ismini: Rolan Cowen’mış ve 11 sayı atmış (Bu bilgileri bana hatırlatan “Türk Basketbolunun 100 Yıllık Tarihi” kitabına ve yazarı Mehmet Durupınar’a teşekkür borçluyum).

Ne yazık ki, Cowen’ın sayıları tura yetmedi. O gün “Amerikalı geldi, geliyor” ruh haliyle hiç konsantre olamayan Türk oyuncuların tutukluğu yüzünden, ilk maçı evinde 58-69 kaybeden Kafkaf, ikinci randevuda çok uğraşmasına rağmen, tura yetecek skoru bulamadı. Roland Cowen’ın Türkiye macerası da bu kadarla kaldı. Muhtemelen iyi bir oyuncuydu ve kurallar izin verse, belki de uzun yıllar Türkiye’de oynayacaktı, garibim…

Geçenlerde Eurobasket’ten baktım. O gün Karşıyaka’yı eleyen Fleurus, şimdi Belçika ikinci liginde. Cowen’ın ahı tutmuş olmalı.

Yiğiter Uluğ

L. Rytas: 77 - Efes Pilsen: 70 (Maç Yazısı)

F.Bahçe Ülker'in yaptığı kötü başlangıcın ardından bir kötü başlangıç da Efes Pilsen'den geldi. 2. dakikada Baynes, ilk çeyrek tamamlanmadan da Bjelica faulleri üçledi ama Efes Pilsen bugün boş viteste gidip de benzin saklayarak maç kazanmaya çalıştı. Yemedi tabii Rytas bunu. Aradaki kadro farkı bal gibi de yedirebilirdi bu taktiği ama yemedi işte. Santiago ne yaptı çözemedim, çözen varsa beri gelsin. O oyundayken Baynes 3'ledi, bir de toplam 5 hücum faulü oldu maçta, başka bir vukuatı yoktu. Ki bu tip maçlarda dominasyon sağlasın diye kadroda kendisi. Gerçi uzun oyuncuların tamamen pasifize edildiği bir taktiksel anlayış vardı sahada. Kısa oyunculara bel bağlanmış, onların sokacağı üçlüklerle ayakta kalmaya çalışılıyor. Şutlar girmeyince, bir de ribaundlarda ezilinince (ilk 20 dakikada ribaundlarda 24-8 Rytas üstünlüğü var) ortaya da bu sonuç çıkıyor. Maçın ortasında 20 kapısına dayanan bir fark. Rytas gibi bir rakibe karşı. İlginç tabii. Rakipte 3 oyuncu neredeyse maçın tamamında oynadılar. Popovic, Gecevicius ve Zavackas'tı o 3 isim. Bu ayrıcalıklarının da haklarını verdiler açıkçası. Efes kadrosu ise halen uyum aşamasında ve bekleneni veremez vaziyette. Allah'tan grupta sorun çıkaracak pek takım yok. Mazallah bu adaptasyon süreci Efes'in tarihte ikinci kez Top-16 dışında kalma ihtimalini de tartıştırabilirdi bize.

L. Rytas (77): Bojan Popovic 11 (3 ribaund- 10 asist), Babrauskas 6 (2 ribaund), Dejan Borovnjak 2 (3 ribaund), Milko Bjelica 8 (4 ribaund), Zavackas 15 (6 ribaund- 2 asist), Arturas Jomantas (3 ribaund- 2 asist), Justas Sinica (2 ribaund), Aron Baynes 14 (6 ribaund- 1 asist)

Efes Pilsen (70): Mario Kasun 9 (5 ribaund), Charles Smith 10 (1 asist), Igor Rakocevic 11 (3 ribaund- 4 asist), Preston Shumpert 12 (1 ribaund- 1 asist), Kerem Tunçeri 5 (1 asist), Bootsy Thornton 8 (4 ribaund- 4 asist), Kaya Peker 4 (4 ribaund- 3 asist), Bostjan Nachbar 8 (1 ribaund), Daniel Santiago 2 (1 ribaund), Ender Arslan 1 (1 ribaund)

22 Ekim 2009 Perşembe

Aliağa'dan 2. Bomba: Jack McClinton

Daha Hosley'nin dumanı tütüyorken Aliağa Petkim'den bir transfer bombası daha geldi. Bu yıl San Antonio tarafından 2. tur 51. sıradan draft edilen, ancak sonra yaz kampında bekleneni veremediği gerekçesiyle serbest bırakılan Jack McClinton ile anlaşmışlar. Miami Hurricanes takımının en öne çıkan ismiydi. 1985 doğumlu ve 1.85 boyundaki guardın en önemli silahı müthiş skor gücü. Her şekilde sayıya ulaşabilen bir yapısı var. Haliyle biraz da bencil bu bağlamda. Takım oyununun dışına çıkıp bol bol top kayıpları yapabiliyor. Oyun kurma konusunda çok yetenekli olmasa da şut yeteneği ile çok çok iyi bir transfer Aliağa için. Maliyeti 84 bin dolar civarı. Aliağa bastı gaza gidiyor bakalım, hayırlısı.

Salsabasket özel haberidir.