29 Kasım 2009 Pazar

Şile'den 7. Hafta Değerlendirmesi

Kimileri fark etti, kimileri etmedi ama ben bayramın ilk gününden beri siteye sadece cep telefonundan ulaşabileceğim düzeyde bir medeniyete sahip tatlı bir köydeyim. Arada kafayı resetliyoruz bu şekilde malum. Siteyi ekibe yeni katılan Ozan götürüyor bayram süresince. O nedenle postların altındaki 'Gönderen' ibaresine ufak bir dikkat kesilirseniz mutlu edersiniz. Hem beni, hem de Ozan'ı.


7. haftayı bugün kapadık. Ben dünkü Beşiktaş Cola Turka - Bornova Belediyesi maçının ikinci yarısı, bir de bugünkü Aliağa Petkim - Efes Pilsen maçının ilk yarısının başları dışında hiçbir şey izlemedim. Skorları biliyorum ama. Sürpriz yok koca 8 maçta. Bir tek 1996'dan beri KSK deplasmanında galip gelemeyen G.Saray Cafe Crown'un yıllar sonra oradan galibiyet çıkartmış olması tatlı bir sürpriz sayılabilir, o kadar. O galibiyetin de bu denli sıkıntılı bir dönemde gelmiş olması ayrı bir ironi. Güzel galibiyet ama her haliyle. Maç sonunda çıkan olayları ben de sizlerin yorumlarınızdan okudum. İstanbul dönüşü öğrenip, yazılacak bir şey bulabilirsem yazarım elbette. Merak etmesin yani o 'Salsa ne iş? Neden yazmıyorsun bu olayları?' diyen arkadaş.

Antalya Erdemir'i yenmiş, Antalya'da 4'te 4 oldular. Beşiktaş da Bornova'yı devirdi. Chatman & Baxter ikilisi aşk yaşar gibi oynadılar maçı. Keyif aldılar, keyif verdiler, mükemmeldiler. Bornova üçüncü çeyrekte teslim oldu rakibine. Ama zaten bu denli üç sayı bağımlısı bir taktikle maçı almaları sürpriz olurdu. Bir ara korktum hiç ikilik denemeden mi maçı bitirecekler diye. Yalnız Shipp falan tamam da, bu Yalçın'a ayrı bir yazı yazmak artık farz oldu. Okuyorsa bu satırları, önümüzdeki haftalarda randevu defterine 1 saat için Salsabasket röportajı yazıversin, şimdiden tavsiye. :) Tofaş Bursa'da bir yenilgi daha almis ama bu defa farklı bir salonda. Gemlik'te boyun eğmişler F.Bahçe Ülker'e. Efes de Aliağa'nın iç sahadaki yenilmezliğini bitirdi, bitirmese ayıp olurdu zaten. Banvit'in Daçka deplasmanından çıkardığı rahat galibiyetin yanında Daçka'nın bu hafta da Maiden gruptan çıkamamış olması ve bu yıl 3 kez 50'li skorlarda kaldıktan sonra bu hafta kendilerini aşıp 47 sayıda kalmaları onlar hakkında işlerin hayli kötü gittiğinin en büyük göstergesi. Telekom Oyak'ı devirmiş devirmesine de favori çıktıkları bir maçta, hem de iç sahada ilk 10 dakikada sadece 4 sayı üretmiş olmalarının tarifini kim yapar bilemiyorum artık. İlk 4 haftaı galibiyetsiz tamamladıktan sonra 3'te 3 yapan Mersin'de de işler yoluna girmeye başlamış duruyor kağıt üstünde. Bu hafta içeride para sıkıntılarıyla boğuşan Kepez'i devirmişler. Beklenen de buydu zaten.

Durumlar böyle, Pazartesi akşamı evdeyim kısmetse. Kupa maçları esnasında yıllık iznimi kullanmama tilt olup 'Nasıl bir işyeriymiş bu böyle senin çalıştığın?' diyen arkadaşa da bu 4 günün resmi tatil olduğunu hatırlatır, gözlerinden öperim. Sevgiler.

Aliağa Petkim: 74 - Efes Pilsen: 100

7. haftanın kapanış maçında Aliağa Efes'e direnemedi. İkinci periyotta maça ağırlığını koydu biracılar. Devreyi 48-34 önde kapattılar. İkinci yarıya farklı 5'le başladı Ergin Hoca, fark 15 sayılara kadar çıktı. Charles Smith ile Halil Üner arasında sözlü diyaloglar oldu, Ergin Ataman da Halil Üner'e tepki gösterince maç biraz gerginleşti. Aliağa Hosley, McClinton ve Reha ile maça tutunmaya çalıştıysa da Efes buna izin vermedi. Smith - Rakocevic - Thornton üçlüsü patır patır şut soktular, hal böyle olunca skor farkı da kaçınılmaz oldu. Aliağa'da hem fizik hem de oyun olarak Kambala'yı andıran Vukosavljevic Efes uzunlarına karşı ağır kaldı pota altında. Bunu kanıtlayan en iyi örnek, Efes takım olarak 32 ribaund alırken Thornton 11 ribaund aldı. İstatiklere baktığımızda Efes'in top çalma sayısının ve asist sayısının Aliağa'dan fazla olduğunu görüyoruz. Kerem Tunçeri'nin yokluğunda Ender o bölgeyi iyi idare etti. Pota altında Efes uzunları iyi kullandı. Kalite ve kadro zenginliği skordaki farkı ortaya çıkardı kısaca. Efes rahat bir galibiyetle 7'de 6 yaparak Beşiktaş Cola Turka ile birlikte zirveye kuruldu.

Aliağa Petkim (74): Berkay Sahilloğlu (1 ribaund- 3 asist), Jack McClinton 17 (3 ribaund- 3 asist), Reha Öz 17 (7 ribaund- 2 asist), Quinton Hosley 15 (10 ribaund- 5 asist), Vladan Vukosavljevic 7 (3 ribaund), Ceyhun Altay 6 (2 ribaund), Kaan Üner 2 (1 asist), Lorenzo Gordon 10 (6 ribaund- 1 asist)

Efes Pilsen (100):
Charles Smith 22 (1 ribaund), Igor Rakocevic 15 (1 ribaund- 3 asist), Preston Shumpert 9 (4 ribaund- 1 asist), Marvis Thornton 13 (11 ribaund- 3 asist), Kaya Peker 10 (2 ribaund- 1 asist), Bostjan Nachbar 12 (3 ribaund- 4 asist), Ermal Kuqo 8 (4 ribaund- 1 asist), Sinan Güler 4 (3 ribaund- 5 asist), Ender Arslan 7 (3 ribaund- 6 asist)


Edit: Maçın 2. yarısı yayındaki teknik sorun nedeniyle yayınlanmadı.

Tofaş: 70 - F.Bahçe Ülker: 90

Atatürk Spor Salonu'nun off durumda olması nedeniyle Gemlik'te oynandı maç. Canlı canlı seyretmek istedim ama hava koşulları ve uzaklık buna engel oldu . Alışık olmadığı bir salonda oynamak, seyirci avantajını yitirmek Tofaş adına kötü olmuştur tahminimce. İlk yarısı kafa kafaya giden maç, 3. çeyrekte kopmuş. Tanjevic maçın son dakikalarında genç oyuncular Erbil ve Maxim Can'a şans tanımış. Skor dağılımlarına bakacak olursak Tofaş'ta Kolaric 21 sayı 5 ribaundla sivrildi, onun dışında çift hanelere ulaşan olmadı ev sahibi ekipte. Fenerbahçe Ülker'de Semih-Ömer Aşık -Greer-Ömer Onan dörtlüsü 57 sayıya imza attılar. Semih 20 sayı 11 ribaundla double-double yaparak sezonun en iyi performansını gösterdi. Ribaundlarda Semih Ömer ikilisi büyük fark yarattı; maç sonunda iki takımın ribaund hanesi 39-25 konuk takım lehineydi doğal olarak.


Tofaş (70): Mehmet Yağmur 2 (3 asist), Orçun Göllü 2, Brandon Bowman 8 (3 ribaund- 2 asist), Melih Sevda 2 (1 ribaund- 1 asist), Can Altıntığ 8 (4 ribaund- 1 asist), Lamar Butler 7 ( 3 ribaund), Cihad Şahin 3 (3 ribaund- 2 asist), Nezih Özbakır (1 ribaund), Sean Morgan Denison 5 (1 asist), Marko Kolaric 21 (5 ribaund), İlkan Karaman 8 (5 ribaund-2 asist), Fırat Töz 4 (1 ribaund-2 asist)

Fenerbahçe Ülker (90): Ömer Onan 10 (1 ribaund- 1 asist), Rasim Başak 8 (6 ribaund) , Semih Erden 20 (11 ribaund- 3 asist), Damir Kaan Mrsic 6 (1 ribaund), Lynn Greer 12 (3 ribaund), Erbil Eroğlu (1 ribaund), Can Maxim Mutaf (1 ribaund- 1 asist), Oğuz Savaş 9 (2 ribaund), Ömer Aşık 15 (8 ribaund- 1 asist), Serhat Çetin 1 (1 ribaund), Emir Preldzic 6 (3 ribaund- 2 asist)

edit: Facebook hesabı olanlar maçla ilgili videoyu şuradan seyredebilir.

Şimdi Nerede? #15: Randolph Childress

TBL'deki ilk sezonunda (1997-1998) Tofaş formasıyla müthiş işler yapmıştı. 20 maçta 18.5 sayı, 2.3 asist ortalamaları tutturmuştu. Orta mesafe şutları çok isabetli kullanırdı bu baba. Mesela Efes'e 80-78 kaybettikleri bir maç vardı, Naumoski tutuyordu yanılmıyorsam, buna rağmen 37 sayı atmıştı. Tofaş'taki sezondan sonra Kombassan Konya'ya gitti. Burada performansını daha da arttırdı ve 19.8 sayı, 4.5 asist ortalamalarıyla oynadı. İşin garibi, Childress Konya'daki sezonunda en yüksek sayısını eski takımı Tofaş'a attı 33 sayı ile. Cilvenin böylesi :) Ayrıca Mydonose Kolejiler maçında 24 sayı, 14 asist, 14 top çalma ile oynayarak ligimizde triple double yapan nadir isimlerden biri oldu. O sene Muratpaşa Belediyesi ve Kuşadası'nın önünde 13. bitirdiler ligi. Randolph daha fazla kalmadı ülke sınırlarında. Şu sıralar 37 yaşında olan Childress basketbol kariyerini İtalya'nın Cimberio Varese takımında sürdürüyor. Oynadığı 7 maçta 6.7 sayı 4.7 asist ortalamaları yakalamış. Sayı neyse de , asist ortalaması yaşına rağmen çok iyi düzeylerde. Şuradan bakabilirsiniz.

28 Kasım 2009 Cumartesi

7. Hafta - Cumartesi Maçları

Bugün çok ilginç maçlar vardı. Sonucu merakla beklenen Pınar Karşıyaka - Galatasaray Café Crown maçı mesela. Sarı - kırmızılılar Cemal Nalga şokundan sonra üst üste 2 maçı kazanmış oldu. Karşıyaka ilk yarısını önde kapattı maçın, ama 3. periyotta 15-27'lik seri yakalayan Galatasaray Café Crown 73-79 kapıp gitmiş maçı. 1996'dan beri Karşıyaka deplasmanından çikan ilk Galatasaray galibiyeti bu. Kadroda bulunan genç oyuncu Hüseyin dışında herkes sayı atti. Eurocup MVP'si Rancik bu gün de 23 sayı attı, Jasaitis de 20 sayıyla takip etmiş. Karşıyaka'da Holston çok top kullanmış haliyle 27 sayı bulmuş, buraya kadar normal ama 10 da ribaundu var başarılı oyuncunun. O kisim biraz anormal. Otomatik bilek Toolson 14 sayısının 12'sini üçlük çizgisinin gerisinden kaydetti. Andre Smith boyalı alanı epey domine etti, 16 sayı 10 ribaundla double double yapan 2. oyuncu oldu. Karşıyaka aldığı 25 hücum ribaunduna rağmen maçı kazanamadı.


Mersin Bşb para sorunlarıyla uğraşan Kepez Belediyesi'ni elleri boş gönderip üstüste 3. galibiyetini aldı. İlk yarıyı 46-31 önde kapatan Mersin, ikinci yarıda da bu üstünlüğünü koruyarak maçtan 84-71 galip ayrıldı. Kepez'de takımdan bedenen de ayrılan Alex Gordon oynamadı. Şuradan duyurmuştuk zaten haberini. El mecbur Cüneyt Erden'le idare etmeye çalıştılar orayı. Mersin BŞB.'de ligin sayi kralı Jimmy Baron istikrarlı performansını sürdürdü, 24 sayıyla oynamış. Onun haricinde skor dağıldı. Maçla ilgili bir diğer ayrıntı: Richie Frahm'ın oynadığı bir lig maçinda ilk kez galip geldi Mersin.

Haftanın bol skorlu maçı İstanbul'da oynandı. Kağıt üstünde de skorlu geçmesi muhtemel maçlardan biriydi zaten. Beşiktaş Cola Turka'da Mire Chatman ve Lonny Baxter'ın muhteşem oyunları görülmeye değerdi (106-90). Daha ilk yarıda 2 kez fark 15 sayılara gidip geldi. Savunmalar çok etkisizdi. Bornova geriden gelip ilk yariyı önde kapadi ama üçüncü çeyrekte ezdi geçti Beşiktaş. Siyah beyazlılarda Chatman tripple double double'ı 3 ribaundla kaçırdı. Tecrübeli guard 29 sayı, 10 asist, 7 ribaundluk performansıyla hem oynadı hem oynattı. Baxter da 34 sayıyla günün kahramanlarındandı. Bornova uzunlarını harcadı resmen. Chatman ile iki sevgili gibiydiler, müthiş uyum, leziz alley-hooplar. Burak Bıyıktay ikinci yarının tamamını aynı beş ile oynadı. Bornova'dan da biraz bahsedecek olursak, bu gün çok basit hatalar yaptılar, ofansta tamamen üç sayılık atışlarla ayakta kaldılar. Ofans neyse de savunma felaket. Onu da halledebilirlerse iyi olacak. Shipp ve Yalçın ikilisi geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi bu maçta da sırtladılar takımı, 48 sayı ürettiler toplam. Koljevic ve Elegar da bu ikiliye eşlik ettiler.

Ankara'da Türk Telekom - Oyak Renault maçı da büyük çekişmeye sahne oldu livescore'dan takip ettiğim kadarıyla. Renault'un iç saha maçlarını sık sık seyrettiğim için bu gün sürpriz Renault galibiyeti bekliyordum ama öyle olmadı (69-65). 2. periyotta 30-17'lik seri Telekom'a maçı getirdi. Ev sahibinde Ümit Sonkol, Mallet, Wilson, Hüseyin ön plana çıktılar. Ümit aldığı süreye bakıldığında iyi performans gösterdi. Oyak Renault'da ise Ahmet, Fautimi, Mutlu, Adams dörtlüsü çift haneleri gördü, 65 sayının 50'si bu dörtlüden. Dikkat çekeceğim oyuncu Ahmet Ali Erdoğan. Genç oyuncu asist sıralamasında 3. sırada ve bu gün de iyi oynadi. Geçen seneye oranla kendisine güveni daha da arttı bu yıl. Yalnız onu bunu geçelim, maçın en önemli detayına gelelim: İlk çeyrek skoru 4-9 Renault lehine idi. Şaka gibi.

Antalya BŞB. ile Erdemir'in kapışması da çekişmeli geçmiş, ev sahibi takım son çeyrekteki oyunuyla sonuca gitmiş (82-77). Greene, Thompson, Caner ve Umut dörtlüsü 63 sayı bırakmışlar potaya. Erdemir'de Hakan, Funk, Williams üçlüsü 50 sayı bulmuş. Sezon asist sıralaması lideri Hakan ortalamanın altında kalmış sadece 6 asist yapmış. Erkan ve Curry de tamamlayıcı rol oynamışlar.

27 Kasım 2009 Cuma

Yiğiter Uluğ İle Nostalji #8: Harun'la Yaşadığımız Bayram Sevinçleri

“Pegasus omuzlarda” fotoğrafını görünce bu hafta Harun Erdenay’ı yazmaya karar verdim. Daha önce, Slam dergisinin Haziran 2006 sayısında onu ve kariyerini anlatan bir yazı yazmıştım. Fotoğraflarıyla bir araya gelince şahane sayfalar çıkmıştı ortaya… Harun’a da o yakışırdı zaten…Bu gün bayram olduğuna göre, o yazıdan bir bölümü bayram şekeri niyetine sizinle paylaşmamda sakınca yoktur umarım…

“Geçenlerde bir panelde dinlediğim Dr. Erdal Atabek, ‘Çağdaş insanın dünyasında olgun olmak, üstün olmaktan önce gelmelidir’ diyordu, ‘Ne yazık ki, bugünün Türkiye’sinde herkes üstün olmanın peşinde. Bu yüzden birbirine karşı saygısız, sevgisiz, acımasız…’

Dr. Atabek’in söyledilerinden etkilendim, hatta bir yazımda kullanmayı da düşündüm ama bu yazının Harun Erdenay söyleşisi olacağı hiç aklıma gelmemişti, ne yalan söyleyeyim. Olgun insanla üstün insanın farkı üzerine kafa yorduğum günlerde Harun’la buluştum. Uzun uzun sohbet ettik. Birkaç hafta önce formasını duvara asmış bir yıldız olarak, geride bıraktığı yılları anlattı bana. Tam onun insana huzur ve iyimserlik veren rahatlığına, tarihe geçmiş olayları bile usulcacık anlatan sesine kapılmış gidiyordum ki, birden ‘pat’ diye kocaman bir cümle düşüverdi masamıza!

‘Kupalara, şampiyonluklara önem vermedim ben’ dedi Harun, ‘Başarıya önem versem Avrupa’dan; Barcelona, Olympiakos, Kinder Bologna gibi iddialı takımlardan gelen tekliflere evet derdim. Ben hep mutlu, huzurlu olmayı, arkadaşlarımla bir arada oynamayı seçtim.’

O anda kafamda şimşek çaktı. Örnek göstermek için aradığım olgun insan karşımda oturuyordu!

Harun Erdenay, 6 farklı takımda 21 sezon ter döktü Türkiye Basketbol Ligi’nde… 1987-2002 arasında tam 187 A milli maçta forma giydi. Binlerce sayı attı, onlarca maç kazandırdı, milyonlarca kalp kazandı... Yüzlerce kez hayret-takdir-sevinç karışımı duygularla havalara zıplattı bizi. Şöyle bir düşünün, onun efendi duruşunu bozduğu, sözgelimi hakeme itiraz ettiği, rakibiyle dalaştığı, altettiği bir takıma karşı saygısızca davrandığı ya da yenildiği bir maçtan sonra mızıkçılık yaptığı, birilerini kırdığı tek bir sahneyi hatırlıyor musunuz? Hayır, boşuna uğraşmayın. Belleğinizin koridorlarında ne kadar dolaşsanız bulamazsınız.

Harun Erdenay’ın olgunluğu, üstünlüğünden geliyor, bana kalırsa. Yarıştığı tüm rakiplerden iyi olduğunu, canının istediği anda sonucu değiştirebilecek bir şey yapıp kazanabileceğini herkesten önce o biliyordu. Kalbinin en derinlerinde, dile getirmese bile fazlasıyla farkında olduğu bir üstünlük hissi vardı. Bir kere Kemal Erdenay’ın oğluydu o… Yetenek gibi olgunluk da babadan oğula geçiyordu demek ki…”

Harun deyince benim aklıma 15 Aralık 1993 gecesi gelir. O gece Abdi İpekçi’nin parkeleri kolay kolay unutulmayacak bir resitale sahne oldu. Kadrosunda Hüsnü, Levent, Ömer Büyükaycan gibi dönemin önemli isimleri ile Conrad McRae (toprağı bol olsun) ve Kenny Miller gibi çok atletik iki Amerikalıyı barındıran Fenerbahçe, Koraç Kupası’nda Panionios’u ağırlıyordu. Yunan temsilcisinin en büyük kozu, sonraki yıllarda sarı-lacivertli formayı giyecek olan Amerikalı skorer Henry Turner’dı. Atina’daki ilk maç 15 sayı farkla Panionios’un üstünlüğüyle bittiği için, rövanşta alınacak galibiyetin yanı sıra fark da önemliydi. Harun o gece 40 dakika boyunca canının istediği her şeyi yaptı. Üçlükler, orta mesafeli şutlar, havada asılı kalıp bitirdiği turnikeler, smaçlar… Rakip ne yaptıysa, nasıl tutmayı denediyse başarılı olamadı ve Harun’un 45 sayısıyla Fenerbahçe 102-87 kazandı. O maçın istatistik kağıdını uzun yıllar saklamıştım (Hatta hâlâ kütüphanemin bir köşesinde, bir kitabın içinde olduğunu tahmin ediyorum ama o kadar iyi saklamışım ki, bulamıyorum).

Sayılarıyla takımını ayakta tutmanın ve Harun’u hiç değilse bir nebze yavaşlatmanın derdinde olan Turner, Harun’un kaçırdığı bir atıştan sonra hücum ribaundunu alıp pozisyonu yine basketle bitirmesine çok içerlemiş ve takımın pivotuna “Hey man! Adam zaten çok nadir kaçırıyor, onda da topu alamıyorsunuz” diye fırça atmıştı. Gecenin sonunda arkadaşlarla Levent’teki Sherlock Holmes Bar’a gitmiş ve tabii ki ilk kadehlerimizi, bizi böylesine bir performansla hem sevindiren, hem de şaşkına çeviren “büyük sanatçı” için kaldırmıştık.

O galibiyete karşın Fenerbahçe, gruptan çıkmayı başaramadı. İlk sırayı Stefanel Trieste’ye kaptırdı. İtalyan takımının başında kim vardı peki? Bugün Milli Takım’ın benchinde Harun’la yan yana oturan Bogdan Tanjeviç.

Bu arada fotoğrafta göğsü THY reklamlı milli formayla maç sonu omuzlara alınmış gördüğünüz Pegasus’un, o sevincini hangi galibiyete borçlu olduğu konusunda da çeşitli görüşler var. O maç İstanbul’daki Belçika maçıdır. Kasım 1992 olmalı. İlk yarıda 6 sayı farkla gerideydik ama 66-54 kazandık. 1991 Kasım'ında oynanan ilk 3 maçta, Mehmet Baturalp-Murat Didin ikilisi yönetiminde sadece 1 galibiyet alabilmiştik. Mart 92’de Turgay Demirel federasyon başkanlığına seçilince Milli Takım’ı Aydan Siyavuş’a emanet etti ama yeni teknik kadronun işi çok zordu. Çünkü Avrupa Şampiyonası’na gidebilmek için bir hafta içinde oynanacak 3 maçta 3 galibiyet gerekiyordu. Önce Çek Cumhuriyeti’ni deplasmanda uzatmada yendik, arada Harun’un omuzlarda bitirdiği Belçika maçında Abdi İpekçi bayram yerine döndü ve nihayet Hollanda’yı deplasmanda iki uzatmada devirip, vizeyi aldık. Olağanüstü günlerdi.

Noktayı o Belçika maçından komik bir sahne ile koyayım:

Salon hava atışından saatler önce dolmuş. İçeride rahat 13-14 bin kişi var, 3-4 bin kişi de kapılar kapandığı için dönmek zorunda kalmış. Sahil Yolu’nda, Zeytinburnu’nda trafik kördüğüm… Milli Takım otobüsü salona zorlukla girebiliyor. Ama koç Aydan Siyavuş, otelden kendi arabasıyla yola çıktığı için takılıp kalıyor. Maça bir saatten az bir zaman var ve Siyavuş hâlâ Bakırköy-Kazlıçeşme arasında bir yerlerde. Gördüğü ilk polise, “Ben antrenörüm, bu maça mutlaka yetişmem lazım” diyor. Siyavuş’u tanımayan polis, “Hocam yollar felaket, yetişiriz ama maçın başından birkaç dakika kaçırırsınız herhalde” diyecek oluyor… Aydan Hoca “Yahu ben Milli Takım Antrenörüyüm” deyince, telsizler, anonslar, motorlu eskortlar, herkes seferber oluyor ve hava atışına 20 dakika kala koç soyunma odasından içeri girebiliyor.

Sağolsun Harun, ışıklar içinde uyusun Aydan Siyavuş… Çok bayram sevinci yaşattılar bize… Mutlu bayramlar.

Yiğiter Uluğ

İyi Bayramlar

Eurocup'ta Haftanın MVP'si Rancik

Sarı - kırmızılılar Azovmash Mariupol'u devirirken bunda en büyük katkı Radoslav Rancik'ten gelmişti. 39 sayıyla belki de career-high yapmıştı Slovak oyuncu. Şurada haberi var, haftanın MVP'si olmuş. Tebrikler diyelim kendisine. Ayrıca Chatman'ın 9 asistine de değinilmiş yazının son paragrafında. Hoş bir durum.

Zorlanmadan Galibiyet

Efes Pilsen Euroleague B grubu 5. maçında Fransız takımı Orlenaise'yi 77-64 yendi. 2001'den bu yana Ayhan Şahenk'te bir Avrupa maçı ve galibiyet geldi. Maçı baştan sona önde götürmüş Efes. İlk yarıyı 40-29 ile kapatmışlar, ikinci yarı da üstünlüğü korumuşlar. Zira Efes Pilsen'in galibiyeti şüphesizdi. Kerem Tunçeri ve Shumpert hariç tüm oyuncuların sayı kaydetmiş olması hoş bir detay. Rakocevic 9 sayı 6 asist, Thornton 8 sayı 7 asistle ön plana çıkmışlar. Çift haneli sayıları bulan tek isim Nachbar olmuş Efes adına.

Efes Pilsen (77): Mario Kasun 8 (6 ribaund- 1 asist), Charles Smith 8 (2 ribaund), Igor Rakocevic 9 (6 asist), Preston Shumpert (2 ribaund- 1 asist), Kerem Tunçeri (2 asist), Bootsy Thornton 8 (5 ribaund- 7 asist), Kaya Peker 7 (3 ribaund- 1 asist), Bostjan Nachbar 12 (3 ribaund), Ermal Kurtoğlu 4 (3 ribaund), Daniel Santiago 6 (5 ribaund- 1 asist), Sinan Güler 8 (3 ribaund- 2 asist), Ender Arslan 7 (1 ribaund- 2 asist)

Entente Orleanaise (64): Cedrick Banks 12 (3 ribaund- 1 asist), Ryvon Covile 8 (3 ribaund), William Herve 5 (1 ribaund), Justin Doellman 9 (6 ribaund), Johwe Casseus, Aldo Curti 3 (1 ribaund- 4 asist), Austin Nichols 16 (3 ribaund), Ludovic Vaty 4 (6 ribaund), Adrien Moerman 2 (2 ribaund), Anthony Dobbins 2 (4 ribaund), Elio Sadiku 3

26 Kasım 2009 Perşembe

Alex Gordon Kepez'i Bırakıyor

Kepez'de para sıkıntısı bitmiyor. Alex Gordon bu kez sağlam bir başkaldırı yapmış. Dün idmana çıkmayan skorer oyuncu takımdan ayrılıyor. Takımda morallerin iyi olmadığını ama bir şekilde öyle ya da böyle ilerlendiğini cümle alem biliyor. Bakalım olaylar önümüzdeki günlerde nasıl gelişecek.

Derbi Efsanesi Yıldıray'ı Bulduk

1979 yılında G.Saray'ın F.Bahçe'ye trajikomik bir şekilde kaybettiği o unutulmaz maçı Yiğiter abinin kaleminden okumuştuk. İşte biz o maçın, haliyle de TBL nostaljisinin unutulmaz kahramanlarından olan, o efsane Yıldıray'ı bulduk. Oturduk, birer kahve içtik, sohbet ettik, hem o maçı, hem o zamanları, hem de bu zamanları konuştuk. Halen Cağaloğlu Anadolu Lisesi'nde beden eğitimi öğretmenliği yapmakta olan dünya tatlısı bu adamı tanımış olmak, dostluğunu kazanmak.. Keyif ki ne keyif..

İşte 1958 doğumlu, 'Babam yaşında adam' tanımının bana göre tam karşılığı, aradan geçen yılların epey bir değiştirdiği ama gülüşüne dokunamadığı, o sıcacık gülüşüyle taşıdığı heybetli vücudun ve aradaki yaş farkının dezavantajlarını bir anda ortadan kaldıran derbi efsanesi Yıldıray'ın, Çıldıray Yıldıray'ın, tam adıyla Yıldıray Aygören'in ağzından o maç, o zamanlar ve şimdiler:

...'3 sayı öndeydik, faul yaptık ve arkasından da Koray (Koray Mincinozlu) molayı aldı. Molada alınan karara göre iki faul atışı da girerse ben topu pota altından oyuna sokacaktım ve uzun topla rakip yarı alana koşacak olan arkadaşımı topla buluşturup kolay bir basket bulmasını sağlayacaktım. Amacımız 1 basket daha bulmak ve ikinci maça daha avantajlı çıkmak. Yani benim öyle topun kimseye değmezse süre işlemez kuralını bilmediğim falan yok. Bal gibi de biliyorum. Ama taktik buydu işte. İki faulü de soktular, aldım topu, 40 dakika oynamış olmama rağmen kolda nasıl bir kuvvet varsa artık, bir salladım, top ciddi bir falso alıp öbür köşeden dışarı çıktı. Şanssızlık değil mi, topu oyuna soktu F.Bahçe, o ana kadar sayı atmamış Domaniç, döndü yaptı sayıyı. Tribünler yıkılıyor üstüme, soyunma odasını hiç anlatmayayım bile. Ama Koray'ın hakkını vermek lazım, adam gibi adamdır kendisi. Yöneticiler o zamanlar 21 yaşında olan ve hüngür hüngür ağlamakta olan körpe bana demediklerini bırakmazlarken Koray kalktı ayağa ve 'Hata benim, ben istedim öyle yapmasını' dedi. Ardından yaşanan, Yiğiter'in de anlattığı dolmuş vakası aynen doğrudur. Hatta orada yazılmayan Faruk Akagün'ün dolmuşçuyu yol boyunca gazlamaları var ki anlatamam. 'Şimdi o adam bu arabada olsa ne yapardın?' dediği dolmuşçudan gelen 'Çekerdim el frenini, atardım lan onu köprüden aşağıya' yanıtı yeter sanırım yol boyunca yaşadığım stresi tarif etmeye. Ben F.Bahçeliyim ama G.Saray'da oynarken en kral G.Saraylısından daha içten Re-Re-Re Ra-Ra-Ra çekerdim. Şimdi olsa yine aynısını yaparım, çünkü ekmek yediğimiz yere ihanet yoktur bizde. Profesyonellik diyor şimdikiler buna. Aynı zamanda haddini de bilen bir adamım. Oyunculuk dönemimde vasat üstü tek özelliğim hırsımdı. Beni bilen bu özelliğimle bilirdi. G.Saray'a geldiğim zaman 1 sene top oynamadım. Atletizm takımından çağrı geldi basketbol şubesine: 'Oynatmayacaksanız verin biz atlet yapalım bu adamı'. İyi koşardım, deli gibi. Sonra Koray Mincinozlu ve Nur Gencer geldiler, sağolsunlar güvendiler bana, oynatmaya başladılar. O zamanlar teknik heyette olan Koray ve şişman Nur'un, hatta benle birlikte ilk beş oynayan Cem Akdağ'ın şu hayli sıkıntılı geçen son günlerde G.Saray adına gelen ve giden isimler listesinde adlarının geçmesi de hoş bir tesadüf herhalde bunca anının üstüne. O zamanları düşünüyorum da cidden bir başkaydı herşey. Tribünde taraftarlar yanyana maç izlerlerdi, tek bir taşkınlık da çıkmazdı. Maçtan önce aynı yerden girerler, maçtan sonra aynı yerden çıkarlardı farklı renklere gönül vermiş taraftarlar. Spor Sergi'de tribünler saha çizgilerinin dibindeydi ama bir kişi de sahaya dalıp oyuncu tartaklamazdı. O zamanın oyuncuları da farklıydı ama. Bir kere yaptığımız işe, birbirimize, rakip takıma, bu oyuna saygı duyardık. Şimdikilerde bunlar pek yok. Bunun sebebi de altyapılardan itibaren bu şekilde yetiştiriliyor olmaları. Ben kendi çocuğumdan biliyorum, koçlarının söylediği başlıca söz 'Vur kır parçala, bu maçı kazan' imiş. Ben biraz hırslı oyna dediğim zaman bizim kerataya, ne yapayım adam mı öveyim sahada diyor bana. :) Ne zaman ki Spor Sergi'nin parkeleri söküldü, işte o zaman ben de biraz çekildim kenara. Abdi İpekçi'ye ya 1 ya 2 defa gitmişimdir o günden beri'...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Z. Kaunas: 78 - F.Bahçe Ülker: 84 (Hayat Mrsic'le Güzel)

F.Bahçe Ülker grup üçüncülüğü adına çok büyük bir adım atarak dönüyor Litvanya'dan. Zalgiris karşısında ilk yarının tamamına yakınını geride götüren sarı lacivertliler, Mrsic'in üçüncü çeyrekteki 11 sayılık performansıyla eline geçirdiği skor üstünlüğünü maç sonuna kadar bırakmadı, önemli bir deplasman galibiyetine imza attı. Grupta 3. galibiyetini elde eden F.Bahçe Ülker'de 16 sayı (4 üçlük) üreten Mrsic, 13 sayı üreten Ömer Onan, 12 sayı üreten Semih Erden, 12 sayı üreten Gordan Giricek bu yıl Euroleague'deki en yüksek skorlarına ulaştılar. Herhalde en önemli detay da buydu bugün takım adına. Bir diğeri de ilk yarıda 2/12 ile atılan üçlüklerde ikinci yarı boyunca 6/10 oranında isabet sağlanması. 4'ü Mrsic'e, diğer ikisi Emir ve Ömer Onan'a ait.

Mrsic - Ömer Onan - Kinsey - Rasim - Ömer Aşık
beşlisiyle başlayıp Greer - Giricek - Preldzic - Semih - Oğuz beşlisiyle bitirdi çeyreği Tanjevic. Ömer Aşık'la gayet etkin başlayıp, hem sayılar bulan hem de rakibin Ömer Aşık eşleniği Begic'i daha 4. dakikada iki faule ulaştıran F.Bahçe Ülker'de pota altında işler iyi gitse de dışarıdan karavanalar biraz can sıktı. Watson üst üste iki hücumda Rasim'i potaya gömünce Tanjevic Semih & Oğuz ikilisine döndü. 10 dakikalık dilimde görev alan ikinci beş, 20-13'ü gören skoru çeyrek bitiminde 24-23 olacak şekilde toparladı. Bunda Semih & Oğuz'un daha girer girmez yaptıkları ikili blokla başlayan savunma direnci ve Emir & Giricek ikilisinin bulduğu sayılardı.

Yumuşak ve savunmasız geçirilen ilk çeyreğin arkasından hem yüzdelerin düşmesi hem de hatalaın bollaşması nedeniyle daha az skorlu bir çeyrek ile karşılaştık. Uzunca bir süre skor üretemedi F.Bahçe Ülker. Semih'in zorlama sayıları tek tük değiştirdi skorbordda yazan F.Bahçe Ülker skorunu. Oğuz'dan Semih'e öyle bir pas vardı ki, Semih bitirebilse haftanın en iyi 5 hareketinden biri olurdu garanti ama faul nedeniyle bitiremedi Semih. F.Bahçe Ülker sıkıntılı dakikalar geçirirken Zalgiris de ondan farksız değildi. Değerlendiremediler o kör dakikaları. Greer'in elden çaldığı 2 top, yakalanan hızlı hücumlar, Ömer Onan'ın fast break konusundaki maharetleri derken devreye 03:30 kala skor 36-34 gibi sahadaki oyuna göre gayet iyi bir konuma geldi. Ama özellikle son 1 dakika içinde yapılan basit hatalar devre skorunu 43-37 olarak netleştirdi. Greer uzunlara pas indiriyor ama uzunlar ellerindeki topu tutamıyorlar kaptırıyorlar. Koyuyorum Greer'in yerine kendini, bir daha verirken iki kere daha düşünürüm herhalde. Marcus Brown dışarıdan (3 üçlük), Darius Salenga ise içeriden çalışıp toplam 24 sayı ürettiler. Ribaundlarda rakibine 21-12 ile ezilen F.Bahçe Ülker'de ise yine iyi oynarken kenara gelen Ömer Aşık'ın oyundan çıktığı dakikadan sonra yeni bir sayısı yoktu.

Maça başladığı Mrsic'i, ikinci çeyrekte Greer'in iyi oyununa rağmen üçüncü çeyreğin başında da tercih eden Tanjevic bu kumarında başarıya ulaştı. İlk 20 dakikada 2/12 ile üçlük atan takıma yaşı 40'a merdiven dayamış Damir Mrsic 3 isabetli üçlükle ilaç gibi geldi. Hatta bu üçlüklerden üçüncüsü ilk 6,5 dakikasında sadece 6 Zalgiris sayısına izin veren F.Bahçe Ülker için de uzuuunca bir aradan sonra öne geçişin habercisiydi. Ömer Onan'ın Marcus Brown'u savunmayla sindirişinin öncülüğünde takım savunması da sertleşti (Giricek hariç. Salenga tarafından maymun edildi habire). Fauller biraz arttı böle olunca. Semih 4. faulünü alıp kenara geldi mesela bitime daha 12-13 dakika kala, Ömer Aşık da üçledi ha keza. Yalnız ibrelerin F.Bahçe Ülker lehine döndüğü nereden belli: TBL'de bile ikilik dene(ye)meyen Mrsic elini kolunu sallaya sallaya turnikeyi bıraktı Zalgiris potasına. Bu çeyrekteki 11. sayısı oldu olgun yıldızın. Pocius'un sağ dipten gelen (faul de çalınabilirdi Giricek'e) üçlüğüne rağmen son çeyreğe 57-59 önde girdi sarı lacivertliler. Mrsic'in üçüncü üçlüğünden sonra bir daha geriye düşmeyerek. İlk yarıda 21-12 Zalgiris üstünlüğü olan ribaundların da 24-20 civarına geldiğini belirtelim bu çeyrekte.

Üçlük isabetleriyle lehine döndürdüğü maçı, son çeyreğin ilk kısmında da üçlüklerle forse etti F.Bahçe Ülker. Önce Ömer Onan, sonra da Preldzic'in iki kritik üçlüğü takımı skorda önde tuttu. Semih'in ardından Ömer Aşık da faulleri dörtleyince Tanjevic Preldzic'i 4, Oğuz'u 5 numaraya çekerek 4 kısaya döndü. Zalgiris Watson ile içerideki bu mevzuyu avantaj dönüştüreceğini daha ilk hücumdan gösterirken, bir sonraki hücumda savunma yaparken Watson da faulleri dörtledi, kenara geldi. F.Bahçe Ülker için iyi bir haberdi. Emir Preldzic'in bomboş turnikeyi çembere takması bitime 05:40 kala, skor 63-67 iken 'Acaba kırılma noktası olur mu?' dedirtip, önümdeki kağıda kendini not ettirdi. Skor önce 67-67'de, sonra da 69-69'da dengelenince korktuğum başıma geliyor sandım ama çift guarda dönülen dakikalarda Greer'in üç penetresi (birini Semih tipledi) ve üretilen 5 sayı, bitime 01:51 kala skoru 69-74'e taşıdı. Watson'ı 5 faul nedeniyle kurban niyetine kesen Zalgiris, yaptığı top kayıplarıyla maçı rakibine kaptırdığının farkındaydı zaten. Sonu kolay oldu, hata yapılmadı, kazanıldı. F.Bahçe Ülker grupta üçüncülük koltuğunu iyice sağlama aldı. Kapanışı yapmak da günün adamı Mrsic'e yakışırdı, yolladı üçlüğü potaya maç biterken. (78-84)

Zalgiris Kaunas (78): Marcus Brown 16 (1 ribaund), Martynas Pocius 19 (7 ribaund- 1 asist), Mantas Kalnietis 4 (2 ribaund- 6 asist), Tadas Klimavicius 2 (2 ribaund), Mirza Begic 8 (6 ribaund), Dainius Salenga 17 (3 ribaund), Arturas Milaknis, Povilas Cukinas (1 ribaund), Travis Watson 12 (9 ribaund)

F.Bahçe Ülker (84): Ömer Onan 13, Rasim Başak, Semih Erden 12 (6 ribaund), Gordon Giricek 12 (5 ribaund- 1 asist), Damir Mrsic 16 (1 ribaund- 5 asist), Lynn Greer 7 (5 asist), Oğuz Savaş 2 (3 ribaund), Tarence Kinsey 2 (1 ribaund), Ömer Aşık 10 (4 ribaund), Emir Preldzic 10 (3 ribaund- 3 asist)

Dedehayır da Gitti

Herkes gitmiş, bir o kalmıştı. Sağlam baskı yiyordu bırakması yönünde. Bırakmadı, bırakmadı, bugün bıraktı. Bıraktırıldı belki de. Zira olayın üstünden günler geçtikten sonra 'Bayan takımından sorumlu olmama rağmen sürekli bu olayın içine çekildim. Galatasaray'a zarar vermemek için istifayı uygun gördüm. Yönetim kuruluna uygun bir ortam sağlamak için görevimi bıraktım' açıklaması ile verilen istifa samimiyetten bir hayli uzak. G.Saraylı taraftarların çoğunun istediği, beklediği, umut ettiği bir sondu. Sevmiyordu büyük bir çoğunluk Dedehayır'ı. Bir musibet bin nasihattan iyidir misali Cemal Nalga olayıyla Dedehayır'ın da kellesi gitti. Darısı Tanjevic mağduru sarı lacivertli taraftarların başına.

L.A. Gencoları - Anıl Aksaç Röportajı

L.A. Gencoları ekibinden Doğuş rica etti, kırmadım elbette. Ama hep işin soru hazırlayan tarafında olduğumdan değişik geldi cevap veren tarafta olmak. Hoşuma da gitti ne yalan söyleyeyim. İnşallah okuyanlar da keyif almıştır. Buyrun efendim Anıl Aksaç röportajı. :)

Pegasus Omuzlarda


Nur Gencer

Kaba tabirle sahtekarlık yapıldığı için gönderildi G.Saray Cafe Crown teknik heyeti. Yerine gelen isimler ise dün açıklandı. Geçen yıl bayan takımındaki görevinden istifa etsin diye zorlanan Cem Akdağ, ve Erşan Kartal'ı pataklayan adam olarak arşivde yerini alan Tuğrul Demir dışında Nur Gencer ismi de fazlasıyla göze çarpıyor. Sanki federasyona gönderilmiş ince bir mesaj var gibi burada. Malum Nur Gencer ile Turgay Demirel kanlı bıçaklı durumdalar. Bir ara aralarından su sızmıyormuş da şimdiki durumları bu. Bunun da nedenleri var. Dün öğrenmiştim ben de olayın detaylarını. Bugün Gökhan German toparlamış konuyu Fanatik'te. O da dün öğrenmiş olabilir benim öğrendiğim kaynaktan. Zira kelimesi kelimesine aynı bana anlatılanlarla. Yazılanlar doğrudur yanlıştır bilemem, tek bildiğim kanlı bıçaklı oluşları. Ve buradan yola çıkarak kafamda kurduğum 'G.Saray'dan Turgay Demirel'e giden ince bir mesaj' tezi. Olur mu? Neden olmasın.

24 Kasım 2009 Salı

Eurocup ve Eurochallenge Macerası (1. Hafta)

Edirne'den içeride oynayanların kazandığı, deplasmana gidenlerin ise boş ellerle döndüğü bir gün oldu takımlarımız için.

G.Saray Cafe Crown: 96 - Azovmash Mariupol: 82
Unics Kazan: 101 - Beşiktaş Cola Turka: 76
Spartak St. Petersburg: 85 - Türk Telekom: 83
Banvit: 103 - VEF Riga: 79

Kötü bir süreçten geçen G.Saray Cafe Crown'un kazanması güzel. Washington - Evren - Jasaitis - Rancik - Wilkinson beşlisini fazla bozmadan, atılan 96 sayının 93'ünü bu beşliden bularak kazanmış sarı kırmızılılar. Yönetimin ağır topları takıma destek için salondalarmış, takımı yine Sinan Ömeroğlu yönetmiş. F.Bahçe Ülker galibiyetinden sonra tribünlere üçlü çektirerek taraftarın gönlünü fetheden Rancik, bugün kariyerini de fethetmiş. 39 sayı yazıyor isminin karşısında. Muazzam.

Beşiktaş Cola Turka ligdeki 2 yenilginin peşine Unics Kazan deplasmanındaki yenilgiyi de eklemiş. Son haftaların formda adamı Brad Newley sakatlığı nedeniyle oynayamayınca zaten zor olan deplasman iyice çekilmez hale gelmiş. Yalnız 20/43 gibi bir üçlük yüzdesi olabilir mi yahu? Nedir yani bu Unics Kazan'ın yaptığı? Gelmiş geçmiş en çılgın yüzde herhalde, hem deneme hem isabet olarak. Toplam yüzdenin sırf 9/14'ü Marko Popovic'e ait. Eski dost 36 sayı bırakmış Beşiktaş Cola Turka potasına. Aliağa deplasmanında az kalsın maç kazandıracak olan üçlük atışlarda sadece 5 isabet kaydedebilmiş siyah beyazlılar, haliyle de farklı kaybetmişler.

Bir Rus gazisi de Telekom. Spartak St. Petersburg karşısında kazanabilecekleri bir maçı vermişler. Orada da bir eski dost vardı malum, James White. 20 sayı üretmiş. 39 dakika ile takımın en fazla sahada kalanı. Ondan başka 30+ oynayan 1 kişi daha var sadece.

Eurochallenge'daki tek temsilcimiz Banvit ligde olduğu gibi Avrupa'da da Bandırma'yı galibiyet merkezi haline getirmiş. Letonya temsilcisi Riga'yı olması gerektiği gibi farklı bir skorla devirmiş, güzel bir giriş yapmış. Orhun Ene son maçta her oyuncumdan katkı aldım demişti, bugün de aynısı olmuş. Forma giyen 12 adam da az veya çok bir şekilde skor üretmiş. Güzel bir detay.

4'te 2

Avrupa gecesini tamamladık. Galatasaray Café Crown 96-82 gibi farklı bir galibiyetle resetlemiş beyni. Üçüncü periyotta yakalanır gibi olmuşlar ama son periyotta koparmış gitmişler maçı. Sarı - kırmızılılarda Rancik 39 sayıyla maça damgasını vurmuş. Jasaitis 23, Washington da 16 sayı üretmiş. Beşiktaş Cola Turka ise tam bir bozguna uğramış Rusya'da (101-76). Takım adına önemli skor gücü Newley'den yoksun mücadele etmişler. Maçın başlarında kafa tutabilmişler rakibe, ama Kazan hep önde götürmüş maçı ve ikinci periyottan itibaren antreman havasında geçmiş. Kazan'da eski dost Marko Popovic attığı 36 sayı ile yıldızlaşmış. Chatman- Baxter- Muratcan- Cevher dörtlüsü 69 sayı üretmişler. Türk Telekom da Rusya semalarında kaybetmiş. Petersburg karşısında zaman zaman öne geçseler de bunu maçın sonuna taşıyamamışlar, kılpayı kaybetmişler (85-83). Bir diğer dost James White 20 sayı kaydetmiş. Telekom'da ise Wilson- Mallet- Hüseyin- Ersin Dağlı (Dudley)'dan 70 sayılık katkı almışız. Bandırma'da sürpriz olmamış ve Banvit Letonya ekibi Riga'yı farklı geçmiş (103- 79). Orhun Ene yine çoğu oyuncusuna şans vermiş rotasyonda, haliyle skor dağılımı da güzel olmuş. Williams - Cakic -Yunus - Davis öne çıkan oyuncular olmuşlar.


Türk Telekom'un dramatik bir biçimde kaybettiği açık, hakemler de bu durumu tetikledi kuşkusuz. Galatasaray Café Crown için çok güzel bitti gece. Beşiktaş Cola Turka'nın Kazan karşısında direnememesini kimse beklemiyordu herhalde. Banvit için pek söylenecek bir şey yok sanırım, herşey olması gerektiği gibi onlar adına.

Enes Kanter Washington Üniversitesi'nde

Amerika'ya gitti, vay efendim nasıl gider, gitti ama oynayamıyor, paşa paşa Türkiye'ye dönecek gibi bir sürü konu konuşuldu onun hakkında. Kesin bir haber ise çıkmamıştı düne kadar. Enes Kanter Washington Üniversitesi ile anlaşmış ve artık orada oynayacakmış. Onu isteyen okullar arasında USC, Indiana, UCLA ve UNLV de varmış ancak onun tercihi 2 yıl önce Jordan Brand International Game'de koçluğunu yapan Raphael Chillious'un takımı Washington olmuş. Kararındaki en büyük etken Chill lakaplı koç dediğim üzere. Gelmiş, izlemiş, bir kez daha hayran kalmış ve kapmış Enes'i. F.Bahçe Ülker formasıyla lig ve Avrupa'da oynadığı maçlar nedeniyle birkaç maç ceza alabilirmiş ama hiç ceza almadan da kurtarabilirmiş. Bunun için açıklanacak karar bekleniyormuş. Haberle ilgili yazıya şuradan, Enes'in Stoneridge'de onu çalıştıran hocası Derryck Thornton ile yapılan röportaja ise buradan ulaşabilirsiniz. En kötü gününde 30 sayı 20 ribaund yapıyor diyor Thornton. En kötü günün hep böyle, yolun da açık olsun Enes.

G.Saray Cafe Crown'un Yeni Koçu Cem Akdağ

G.Saray yönetiminde hamlelerin çabukluğu tüm hızıyla devam ediyor. Geçen sene Okan Çevik'ten önce bayan takımını çalıştıran Cem Akdağ erkek takımının yeni koçu. Yardımcılığını Cihansever Yeşildağ yapacak. Genel menajerlik koltuğunda yakın geçmişte bir aralar yine o koltukta oturan Nur Gencer var. Şube koordinatörü ise Erşan Kartal'ı pataklamışlığı olan Tuğrul Demir. Ekrem Memnun ile ciddi ciddi ilgilenilmişti ama olumsuz cevap alınınca böyle bir yapılanmaya gidilmiş.

Biri Yalan Söylüyor Ama Kim?

Oyunculara verilen cezaların daha az olabileceğini düşündüğümü, öyle olması gerektiği fikrini taşıdığımı şuradaki yazımda belirtmiştim. Bugün önce NTVSpor'da Tufan'ın açıklamalarını, sonra da Habertürk'te Cemal'in açıklamalarını okudum. Biri ak diyor, diğeri kara. Tufan diyor ki 'Formamın verildiğinden, kullanıldığından benim haberim yok'. Cemal'in anlattığına göre ise herkes bunu biliyor ve hatta Tufan kendisine 'Diskalifiye falan olup beni de yakma sakın' diyor. Biri fena derecede yalan söylüyor ama kim? Aynı gün, ayrı yerlerde farklı açıklamalar yapmak da nasıl bir mantıktır çözemedim. Telefonla haberleşseniz bari birbirinizle.

Bir de şu poz nedir yahu? İyice maymun etmişler adamı, işin garip tarafı Cemal de kabul etmiş bunu. Alan memnun veren memnunsa bize de yayınlamak düşer.

Ben hala aynı fikirdeyim vallahi. Cemal'e de Tufan'a da verilen cezalar fazla. Hele Tufan'ın ceza tamamen bomba. Tufan 4 ay cezalandırılıyorsa, tüm takımdakilere aynı ceza verilmeli tezimi koruyorum. Suçsa aynı suç.

Bundan 23 Yıl Önce...

Sevgili Mete Aktaş'ın gözüne çarpmış arşivi karıştırırken, yolladı sağolsun. Bundan 23 yıl önce o zamanlar Efes forması giyen Cenk Renda'nın cezalı olduğu halde oynatıldığı iddiasıyla itirazı basmış G.Saray. Haberin detayları fotoğrafta, olayın nasıl sonuçlandığını ise 1-2 kişiye sorduysam da öğrenemedim. Tahminen bir şey çıkmamıştır, çıksa hatırlarlardı.

Fast-Break İlan Sorumlusu: Gülben Ergen

Yiğiter abiden arşivlik bazı dergileri aldıydım da Fast-Break'in 92 İstanbul Final-Four'u öncesindeki sayısında kapağı açar açmaz ufak bir sürprizle karşılaştım. Derginin künyesinde İlan Sorumlusu sıfatıyla Gülben Ergen'in ismi yazıyordu. 'Ne iş abi? Bildiğimiz Gülben Ergen mi bu?' dedim. Başladı anlatmaya:

'Ta kendisi. Dergi ilk çıktığında Nükhet isimli bir kız vardı bu işi yapan. Sonra o ayrılınca o pozisyonda bir açığımız oluştu. Gülben de başvurmuş. O zamanlar daha sanat camiasıyla ilgili bir olayı yok. Fotomodellik yapıyor kendi çapında. İşimize yarayacağını düşündük ve aldık. 4-5 ay bizimle çalıştı, 92 Final-Four'unda görev aldı. Sonra fotomodellik ve mankenlik yolunda işleri açıldı. İkisini beraber götüremedi, diğer yolu tercih etti. Böyle kısa bir iş arkadaşlığımız olmuştur yani kendisiyle. Ama fazlasıyla hatırşinas bir kızdır, ne zaman görse gelir yanımıza, siz benim ilk müdürlerimdiniz, ilk iş arkadaşlarımdınız der eksik olmasın. Hikaye böyle yani.'

İlginç ki ne ilginç. Mutlaka bilenler vardır bu detayı ama bilmeyenler de çoğunluktadır. En azından ben bilmiyordum. Şimdilerin ünlü şarkıcısı Gülben Ergen bir zamanların Fast-Break İlan Sorumlusu imiş ha? İyiymiş. :) Yiğiter abinin fotoğraf arşivinden o günlere ait bir resim çıkacak inşallah, onu da koyacağız sonra.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Efes Pilsen - Stefanel Milano Koraç Kupası Biletleri

Efesliler'den Burhan Gökalp'in taze taze açtığı blogda gördüm, koymam gerekir dedim. Arşive katılası muazzam parçalar. İstanbul'daki ilk maçın bileti de klasik bir tarafı kapıdaki bıyıklı amcada, diğeri sende kalan tarzdaki biletlerden. Tanjevic bu biletleri görüp ağlamasın şimdi. :) Yeri gelmişken Burhan'a da hayırlı olsun diyelim. Kendisiyle tanışma hikayem filmlere konu olabilir bu arada. Kendisi benim okuduğum üniversitede, benle aynı bölümü okumakta şu an. Ben mezun olalı 4 yıl olsa da namı hala koridorlarda gezen notlarımın fotokopisini alıyor okuldaki fotokopiciden, içinde ismim yazıyor, kıllanıyor, Facebook'tan ekliyor, oradan da teyitini alınca, tamam ulan vallahi bu bizim Salsa, her gün sitesini takip ettiğimiz adamın bir zamanlar tuttuğu notlarla sınavlara hazırlanıyormuşum da farkında değilmişim diyor. :) Tanıştık Akatlar'da. Sevgiler kardeşim.

Alex Gordon & D.j. Thompson

Dün oynanan Antalya derbisinden hoş bir top kapma mücadelesi.

Hafta İçi Avrupa Programı

24 Kasım Salı
18:00 Unics Kazan - Beşiktaş Cola Turka
19:00 Spartak St. Petersburg - Türk Telekom ( TRT 2)
20:00 G.Saray Cafe Crown - Azovmash Mariupol (GSTV)
25 Kasım Çarşamba
19:45 Zalgiris Kaunas - F.Bahçe Ülker (Spormax)
26 Kasım Perşembe
20:15 Efes Pilsen - Entente Orleans (SkyTürk)

Eurocup heyecanı da start alıyor bu hafta. Ligde son 2 maçını kaybeden Beşiktaş Cola Turka ve ligin deplasman özürlülerinden Türk Telekom Rus rakiplerine konuk olacaklar ilk hafta. Cemal Nalga olayıyla çalkalanan G.Saray Cafe Crown ise Ukrayna temsilcisi Azovmash'ı Abdi İpekçi'yi havuza döndürme çalışmalarının başlaması nedeniyle Ahmet Cömert'te ağırlayacak. Euroleague'deki ağır abilerden F.Bahçe Ülker Zalgiris deplasmanında grup üçüncülüğü konusunda ne kadar istekli olduğunu gösterecek bizlere. Bakalım moralsiz ve 4 maçtır üst üste yenilgi alan takım Litvanya'dan galibiyet çıkarabilecek mi? Efes Pilsen'in işi kolay bu hafta, grubun galibiyetsiz Fransızına karşı galibiyet dışı hiçbir sonucun kabul götürmeyeceği bir maça çıkacak. Maç Ayhan Şahenk'te, Euroleague kabul etti geçici bir süre orada maç yapılmasını.


edit: Efes Pilsen maçı bilet fiyatı 17 TL olarak açıklandı. 5 yaşından küçükler de maçı izleyemeyeceklermiş?(!)

Hayalimdi, Gerçekleşmemişti, Kısmet Şimdiye mi?

2008 Haziran'ında Barça Pepe'yi gözden çıkartmış, tangocu boşa çıkmıştı. F.Bahçe'de ise Solomon'un sonradan geri alınacağı bilinmeden bileti kesilmiş, guard arayışları başlamıştı. Basında Marques Green isimeri dolanıyor, benim ise gönlümden Pepe geçiyordu. Tanjevic'in tercihi onla yaptığım röportajda en az Pepe kadar övdüğü Avellino'nun iki dişlisini almak oldu. Gerçekleşmedi benim yalınayak hayal. Ama bu sabah Ümit Avcı o hayalimi bir daha doğurdu küllerinden. Gel be birader, ne olursan ol gel, sezon başından beri boşta oturuyorsan da gel, bari bu sefer gel.

Alpella'dan Gelen Evren Büker

G.Saray kulübünün resmi sitesini beğeniyorum, güzel şeyler yapılıyor. En azından F.Bahçe kulübünün resmi sitesine 100 basarlar bana göre. Ancak ufak bir hata gözümüze çarptı. Evren Büker'in sayfasını açınca geldiği takım kısmında Alpella yazıyor. Ufak bir update istiyor orası.

edit: Düzeltilmiş, teşekkürler.

Konuşan Fotolar #9

Nihat Mala: -------
Recep Ankaralı: -------

Domates Biber Patlıcan

Büyük hali için resme tıklayınız.

22 Kasım 2009 Pazar

Evsahiplerinin Pazarı

Banvit: 92 - Tofaş: 71
Kepez Belediyesi: 85 - Antalya BŞB: 83

İç sahada maç kaybetmeden ilerleyen Banvit, Bandırma'daki kurbanlarının arasına Tofaş'ı da ekledi. Maçın başında başladılar, açtılar farkı, maç sonuna kadar da öyle götürdüler. Tofaş yeni transferi Brandon Bowman'ın da ilk kez oynadığı maçta 4 yabancısıyla birden sahadaydı. Bu farklılık bile sezonun en farklı yenilgisini almalarına engel olamadı bu maçta. Bowman 15 sayı ve 10 ribaund ile takımın her iki kategoride de lideri, atlamayalım.

Antalya derbisini ise son çeyreğine 67-51 önde girdiği halde son çeyrekte rakibine yakalanmayı başaran, yine de maçı vermeyen Kepez kazanmış. Antalya BŞB son çeyrekte iyi toparlamasına rağmen, 16 saniye kala farkı 1 sayıya kadar indirmesine rağmen, Alex Gordon'un taktik faulleri sokmasıyla elleri boş vaziyette kalmış. Altar Tunçkol'un ekibinde Aaron Jackson'ın 28 sayılık performansı insana ne kadar olumlu yönde oha dedirtiyorsa, Serkan İnan'ın sahada kaldığı 28 dakika içinde 2/11 üçlük yüzdesi ile oynaması da bir o kadar negatif bir oha çektirtiyor insana. Takımın Serkan hariç üçlük yüzdesi 8/15. Serkan'lı yüzde ise 10/26. Kepez'de 4 yabancı + Ersin 85 sayının 79'unu atmış. Kalan 6 sayının 4'ü Cüneyt, 2'si Levent Bilgin'den. Levent de iyileşmiş, 9 dakika süre almış, olan Fatih Solak'a olmuş. 0 (sıfır) dakika yazıyor isminin karşısında.

Dolaylı Yoldan Küme Düşürülmek

Forma skandalı ile ilgili alınan kararların sadeleşmiş hali başlıkta gizli. G.Saray Cafe Crown'a ligden ihraç ya da küme düşürülme cezası gelmemiş ama verilen cezalarla bunun dolaylı yoldan gerçekleşmesi için yeter ve gerek şartlar sağlanmış.

Öncelikle kişisel cezalardan başlayalım, ki işin en üzücü kısmı bu. Özellikle oyuncular adına. Teknik kurmaylara birşey diyemem, karar mercii olarak en ağır cezaları haketmiş durumdalardır ama emir kulu durumundaki Cemal ve Tufan'ın cezalarına üzüldüm. Cemal'in 2 yıl basketbol oynayamayacak olması kariyeri adına büyük bir trajedi. Ve ne acı ki bu tatsız sonda kendi katkısı yok bile belki. Keza Tufan'a verilen cezayı da anlayamadım. Cemal'in Tufan formasıyla sahaya çıkmasında Tufan'ın ne günahı vardır?. Ya da bu olaydan diğer takım arkadaşlarının ne kadar haberi varsa Tufan'ın da o kadar haberi yok mudur?. Tüm takıma dörder ay ceza verselermiş o zaman. Olay eğer evrakta sahtecilikten ötürü Tufan'ın adının geçmesine bağlanacaksa, tüm takım oyuncuları da bu suça yaltaklık etmekten ötürü zan altında değiller midir? Kolay yetişmiyor oyuncular, kolay da harcanmamalılar bana kalırsa. Oyuncular bu kararlar alınırken biraz daha kollanabilirlerdi diye düşünüyorum. Dediğim gibi teknik kurmaylar için tek bir laf dahi etmem. Haketmişlerdir çünkü, sapına kadar. Yok öyle şark kurnazlığı.

Şimdi gelelim şu dolaylı yoldan küme düşürülme olayına. G.Saray Cafe Crown oynadığı 8 resmi maçta (3 kupa + 5 lig) hükmen yenik (20-0) sayıldı. Hükmen yenik sayılınca normal bir mağlubiyet anında alınan 1 puanı da alamıyorsunuz. Bunun üstüne bir de 5 puan silinmesi yönünde karar çıkmış. Son alınan Efes yenilgisinden hakedilen +1 puanı da üstüne koyduğumuz zaman şu anda G.Saray Cafe Crown takımı 6 maçta 6 yenilgi, -4 puan ve -110 averajla ligin son sırasına oturmuş durumda. Küçük bir hesap yapıyoruz hemen. Kümede kalmak için ligi tamamlamanız gereken en düşük sıra ne? 14. Şu anda ligde 14. sırada kim var ve kaç puanla? Mersin BŞB takımı, puanı da 8. Mersin BŞB buradan sonraki tüm maçlarını kaybetse puanı 32 olacak. G.Saray Cafe Crown'un sezon sonunda ulaşabileceği maksimum puan kaç? Kalan 24 maçı da kazandığını varsayarsak: 44. Sahası 4 maç kapanmış, moral motivasyon olarak çöküntü içerisindeki sarı kırmızılıların ligde 24'te 24 yapamayacağını tahmin etmek çok da zor değil. Ayrıca hiçbir takım da sezon sonuna kadar galibiyetsiz kalıp aman G.Saray gelsin de beni geçsin demeyecektir. 16 takımlı lige geçilen 2005-06 sezonundan itibaren 15. sırada küme düşen takımları sırayla sayacak olursak: 37 puanlı Erdemir, 39 puanlı Tofaş, 38 puanlı Alpella ve 40 puanlı Selçuk Üniversitesi'ni görüyoruz. Limiti en alttan yakalayalım, 38 puanla ligde kalabilir diyelim G.Saray Cafe Crown için. 38 puan için yapılması gereken: Kalan 24 maçta 18 galibiyet almak. Büyük bir sınav onları bekliyor. Her alınacak yenilgide küme düşmeye biraz daha yaklaşacak olmaları işin stresini bir kat daha arttıracak.

Son olarak da Kinsey'e verilen 2 maç men cezası. Hiç vermeseydiniz be paşam. Ne gerek vardı ki? Birbirini yumruklayan Haislip ve Mirsad'a 9'ar maç ceza verilmişti, bilselerdi onlar da iki seyirci yumruklarlardı, dolaylı yoldan alırlardı hırslarını. Sahaya dalıp oyuncu tartaklamanın üst limitini 5 maç olarak belirlemişti federasyon ve G.Saray Cafe Crown'a verilecek saha kapama cezasının da maksimum 5 maç olacağını biliyorduk. Ancak Kinsey'e verilen cezadan sonra seyirci yumruklamanın hesabını da öğrenmiş olduk. Haberiniz olsun yani oyuncu arkadaşlar: Bundan gayrı maç içinde birşey olur da sinirlenirseniz oyuncuya değil seyirciye vuruyorsunuz, sonra da 2 maçla yırtıyorsunuz.

Gün gelecek verilen cezalarda da standart bir yol izlenecek. Umutla bekliyoruz. Yazık ama şu Kinsey kararına. Rezaletten öte bir şey değil bu.

Cezalar Belli Oldu

Beklenen açıklama geldi federasyondan. Alınan kararlara göre Cemal Nalga 2 yıl men + 10.000 TL, Tufan Ersöz 4 ay men + 5.000 TL, antrenör Okan Çevik 3 yıl men + 10.000 TL, yardımcısı Cengiz Karadağ 1 yıl men + 5.000 TL, Koray Mincinozlu 2 yıl men + 5.000 TL, Basketbol Şube Sorumlusu Yiğit Şardan 6 ay men + 10.000 TL , Genel Menajer Ali Türsan 6 ay men + 5.000 TL , menajer Mert Uyguç 2 yıl men + 10.000 TL para cezasına çarptırılmışlar. Bunun yanı sıra Galatasaray Café Crown oynadığı tüm maçlarda hükmen mağlup sayılmış (lig + kupa maçları). Artı bir de -5 puan ceza verilmiş. Ayrıca Galatasaray Café Crown - Fenerbahçe Ülker derbisi ile ilgili soruşturmadan çıkan kararlar da açıklanmış: Sarı - kırmızılılar 4 maç seyircisiz oynama + 40.000 TL para cezasına çarptırılmış. Tarence Kinsey de 2 maç tribünden seyredecek maçları. Efes Pilsen - Galatasaray Café Crown maçıyla ilgili soruşturma hakkında henüz karar verilmemiş. Kararın ayrıntılı halini görmek için tıklayınız.

F.Bahçeliler İçin Çifte Bayram (Tanjevic The End)

Bir gazetede yazıyor olsam bu başlıkla duyururdum bu haberi. Zira yaklaşan bayram öncesi bundan daha iyi bir tabir bulunamazdı F.Bahçeli taraftarlar için. Kimileri için resmi olan bayramdandan bile daha büyük bir sevinç kaynağıdır Tanjevic bayramı.

Kesildi bilet dostlar. En sonunda. Nihayet. Aziz Yıldırım'ın Perşembe günü kaybedilen KSK maçının ardından yüzünde vuku bulan o gülüş, tam da düşündüğüm gibi Tanjevic için gelecek olan 'Aşağıdan yukarıdan, yolun sonu görünüyor' şarkısının habercisiymiş. Kopacak kellenin haftalarca bekleyip KSK maçından sonraya denk gelmesi KSK'nın şansı mıdır, yoksa bundan önce hayli kelle almışlığı olan KSK'ya koleksiyonunu genişletmesi için yukarının bir hediyesi midir bilemeyeceğim. Tek bildiğim, artık KSK'yı daha da bir seviyorum. Bir takımın taraftarını ezeli rakibiyle oynadığı derbi maçı dahil rakip takımı destekleyebilecek konuma getiren, sevgisizlik denizinde yüzdüren, salondan takımdan basketboldan soğutan her kimse üzülmem gidişine. Aksine resmi kararın açıklanmasından sonra F.Bahçe Ülker'li oyuncular tarafından Dereağzı'nda kurulacak olan halayın başına bile geçmek isterim. Ama bırakmazlar orayı bana. Oğuz var, Giricek var, Mrsic var, var oğlu var.. Hatta gitmese Solomon bile alabilirdi mendili eline. Madem bu sonla karşılaşacaktık, 'Solomon neden gönderildi?' sorusuna da bir cevap bulmak gerekir aslında. Tüm günahı takımı bu hale getiren Tanjevic'i işare etmek olan ve kafasını basketbola veremeyen, vermeyince de yarardan çok zarar sağlayan Solomon'u harcamanın manası neydi? Tahminen yeni anlaşılan koçun da bu ayrılığa onay vermesi olabilir bu sorunun yanıtı.

Neyse canım, ben asıl konuya döneyim. Tanjevic gidiyor iyi hoş da, yerine kim geliyor? 2007'de CEO'luk teklif edilen (!) Aydın Örs öyle ya da böyle olacak mutlaka bu yeni oluşumun içinde. Kibarca kovulduğu bir camiaya geri dönmesi ihtimal dahilinde bile değildi belki onu sevenler için ama rüya gerçekleşiyor. İşe teknik & taktik tarafından değil de adamlık tarafından bakmak lazım daha çok. Sırf geri dönüyor oluşu dahi adamlığının tezahürüdür Aydın Örs için. Gönderildiği zaman taraftarın bir kısmı tepki yürüyüşleri düzenlemişti, maçlara gitmemişti, takımdan soğumuştu ama hemen peşisıra gelen sezon Tanjevic'le yakalanan Cumhurbaşkanlığı Kupası, Lig Şampiyonluğu ve Euroleague'de Top-8 oynama başarıları önce bu infazı gerçekleştirenlere, sonra da ne olup bittiğini farkında olmayan bazı (!) taraftarlara 'Gördünüz mü?' sorusunu sorma fırsatı sundu, gerçeklerin ya da gelecekte gerçekleşeceklerin üstünü bir güzel kapadı. Yüksek ihtimal Aydın Örs uzaktan uzaktan izliyordu onları o sıralar. Ama o şimdi kendisine 'Biz ettik sen etme' diyenlere bugünleri hatırlatmayacak kadar asil biridir. Çiğ değildir.

Aydın Örs koç olarak gelmeyecek. Ama tüm basketbol şubesinin CEO'su olarak da gelmeyecek. Erkek şubesini yönetecek bildiğim kadarıyla. Takımı ise birkaç haftadır adını sıkça duyduğumuz Oktay Mahmuti'ye bırakıyor F.Bahçe yönetimi. 2007'de Aydın Örs'lü F.Bahçe Ülker'in final serisinde süpürdüğü Efes Pilsen'in, iki yıl üst üste süpürülmeyi kaldıramayıp işine son verdiği Oktay Mahmuti'yi. Tanjevic'in yerine bizim site bekçisi Suat abinin geçmesi bile takıma pozitif etki yapacakken bu tercihi sorgulamak abesle iştigal olur. Oktay Mahmuti'nin de eleştirilebilecek yanları var mutlaka ancak Aydın Örs & Oktay Mahmuti ikilisi oldukça tatminkar bir ikili mevcut durum için. Özellikle Aydın Örs ismi, tek başına binlerce küskün taraftarı salona çekecektir.

Sene 2009. 2010'a 1 var. Hani şu hedef olarak gösterilen 2010'a. O zamanlar Aydın Örs'ü imha etme planlarını 100. yılda şampiyonluk kovalayan takımın bu mücadelesi sırasında hayata geçiren, Tanjevic'le Ocak gibi anlaşan, Karadağ'lı koçun oyuncu bakması için talimatı veren, Emir Preldzic'e Mart ayında teklif götürülüp anlaşılmasına onay veren Mahmut Uslu şimdi nerelerde acaba? Pasifize durumda. O zamanlar Aziz Yıldırım'ı kafalamış, sonrasında Tanjevic'in ilk sezonunda gelen başarılardan sonra da göğsünü kabartmıştı. Ama şimdi aynı Aziz Yıldırım tarafından adımını bile atamaz konuma getirildi salona, Dereağzı'na, takıma. Başımıza tüm bunları sen açtın der gibi. İşin en acı yanı da ne biliyor musunuz? Takımı 100. yılında şanpiyonluğa ulaştırmaya çalışan Aydın Örs tüm bu gizli planların farkındaydı. Tanjevic'le anlaşıldığının, Tanjevic'in oyuncu baktığının, Preldzic'e Vidmar'a götürülen tekliflerin, imzalanan sözleşmelerin.. Hepsinin. Ama o başardı. Saha içindeki rakiplerini devirmekten çok saha dışındaki sözde aynı formayı giydiği rakiplerini devirmekle uğraştı. Başardı.

Şimdi bakıyoruz 2007-2009 arasında harcanan 2.5 sezonu kaldırıp çöpe atıyor Aziz Yıldırım. Çünkü o da farkında bu 2.5 sezonda takımın tek bir adım dahi ileri gidemediğinin, gelişemediğinin, gelişemeyeceğinin. Geç de olsa farkına vardı bunun. Saha içi başarısızlıklar olmasa farkına varır mıydı bilemiyorum ama bu bayram yaşatacak haberden sonra ne geçen yıl 2-0'dan verilen şampiyonluğun, ne bu yıl kaybedilen onca maçın, ne de kaybedilen yılların üzüntüsü kalmamıştır F.Bahçelilerde. Emeği geçenlere teşekkürler.

Haydi sana geçmiş olsun, gidiyorsun, buraya kadarmış..

Darısı Milli Takım'a.. Ama 2010'da beraberiz, o kesin.

İzmir İçin Zafer Haftası

Ligde yer alan 3 İzmir takımının ilk 3 sıra hedefiyle yola çıkan 3 tepe takımını devirmesidir bu haftanın olayı. KSK İstanbul'da kolu kanadı kırık F.Bahçe Ülker'i mat etti, Bornova kupada ders verdiği Telekom'un gerekli dersi alamadığını farkedip bir ince ayar daha verdi, Halil Üner'li Aliağa da ligin en iyi basketbolunu oynuyor dediğimiz Beşiktaş Cola Turka'yı dersine iyi çalışarak devirdi. İkisi 6'da 4, bir tanesi de 6'da 3 yaparak lige oldukça iyi giren İzmir ekipleri buna rağmen ilk kez bir haftayı aynı anda kayıpsız geçtiler. Bir ortak yanları daha var ki: Üçü de kendi evlerinde namağlup ilerliyorlar. Helal olsundan başka ne denir ki? Seviyorum İzmir seni.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Jack McClinton & Halil Üner'den Kolbastı Şov (Video)



Aliağa Petkim'de Jack McClinton, ikinci başkan Mustafa Koç, koç Halil Üner ve ucundan azıcık da Hosley kolbastı yaparak kutluyorlar Beşiktaş Cola Turka karşısında alınan önemli galibiyeti. Dansın sebebi de Halil abiyle Mustafa Koç'un girdiği 'Kazanırım, kazanamazsın' iddiası. Mustafa Koç umutsuz maçtan, Halil abi de 'Kazanırsak salonun ortasında kolbastı oynayacaksın. Var mısın?' diyor kendisine. Sonra gaza gelip o da giriyor dansa, o ayrı. :) McClinton'un Amerikan ezgileriyle süslediği özgün kolbastı performansı muazzam, düğünümün davetlisidir kendisi. :)

Mersin ve Erdemir de Galip

Oyak Renault: 71 - Mersin BŞB: 75
Erdemir: 84 - Darüşşafaka Cooper Tires: 82

Günü galibiyetle kapayan takımlar listesine deplasmanda Renault'yu deviren Mersin BŞB ve ligin galibiyetsiz takımı Daçka karşısında kaza yapmayan Erdemir de eklendiler. Mersin'in maçı almaya daha yakın olduğunu düşünüyordum, bu fikrimi dün Yücel abiye de söylemiştim. Haksız çıkmadım. Evsahibinde kaptan Ufuk Kaçar uzun bir aradan sonra sahaya çıktı, bu sevindirici bir gelişme. Ayrıca kaç maçtır Mutlu'ya göre daha çok dakika alan Nedim Dal bugün sadece 8 dakika oynadı, sürelerin çoğunu Mutlu kaptı. Mersin takımı 4'te 0'dan sonra üst üste ikinci galibiyetine ulaşırken ligin sayı kralı Jimmy Baron 23 sayıyla yine takımının en skoreriydi. NBA tecrübeli Richie Frahm'ın bu hafta da takımla olamadığını ama Mersin'in onun olmadığı ikinci maçı da galibiyetle kapadığını da söyleyelim. Ligin galibiyetsiz tek takımı konumundaki Daçka son 3 maçına göre oldukça yüksek bir skor üretti bugün. Elbette hafta içinde takıma katılan NBA patentli Quincy Douby'nin 31 sayılık katkısı bunda birinci etkendi. 3 maçtır 50'li sayılar atan Daçka'nın zorlasa bu sayıları tek başına çıkartabilecek bir adam aldığını söylemiştik, sağolsun daha ilk maçtan gösterdi kendini. Maçın son 5 dakikasına önde girdiler, son saniyeye kadar kovaladılar ama tecrübeli Erdemir son gülen oldu. 3'te 0 yaptıktan sonraki 3. maçlarını da kazandılar, galibiyet yüzdelerini %50'ye oturttular. Leon da 17 ribaund çekti maşallah.

Aliağa Petkim: 97 - Beşiktaş Cola Turka: 88 (Maç Yazısı)

Dersine çalışarak çıkan koçları seviyorum. Belli ki Halil Üner bugün ligin tek yenilgili takımı Beşiktaş Cola Turka'nın direksiyonunda oturan Chatman'a özel önlemler almış. İlk sayılarını son çeyrekte attırdılar adama. Hal böyle olunca tüm orgnizasyon da bozuktu siyah beyazlılarda. Üçlüklere sığındılar el mecbur. Buna rağmen fazla yüzdeli başlayarak işi şova döken Aliağa'yı son çeyrekte yakalayıp, skorda öne geçtiler. Ama hem farkın açılmasında hem de farkın kapanmasında başrolde olan McClinton & Hosley ikilisinden farklı biri, takımın genel yapısından farklı tarzda biri, Gordonsöyledi son sözü. Öyle kritik 6 sayı attı ki maçın sonunda, üstüne söz söyleyecek biri, üstüne söz söylenecek bir zaman da olmadı. Beşiktaş Cola Turka üst üster ikinci yenilgisini alırken, Aliağa'nın iç sahadaki yenilgisizliği son sürat devam etti.

Chatman'a özel baskı, arkasında 4 kişinin alan yaptığı bir savunma düzeniyle girdi maça Aliağa. Hücumda özel bir düzenleri yoktu, içlerinden eldiği gibi oynuyorlardı. Zaten takımın omurgasını oluşturan Hosley ve McClinton'ın keyif aldıkları basketbol da buydu. İçeride de Gordon gibi bir güç sahibi olunca seken toplar, hızlı gelinen ama içeriye geçmek zorunda olan toplar yüksek ihtimalle sayıya dönüşüyor. Chatman'ı durdurmak üzerine bezeli savunmada başarıya ulaşmaları, hücumda da o sokak basketbolcusu tadındaki Hosley ve McClinton'un yüzdeli sokmaları birleşti, gayet skorlu, rakipten daha fazla sayı bulunmuş, kısaca istendiği gibi gitmiş bir ilk yarı geride kaldı evsahibi için (58-50). Beşiktaş'ta Chatman'ın ne derece pasifize edildiğini şöyle anlatsam yeterli olur herhalde: İlk 11 dakikasında 70 sayı atılmış bir maçta Chatman'ın bu sürede 0 sayı - 1 ribaund - 1 asist yapmıştı. Devreyi de sayı atamadan kapattı. Aliağa'nın ne denli yüzdeli oynadığını anlatmak için ise Beşiktaş'ın koca 20 dakikada sadece 5 savunma ribaundu aldığını belirtmem kafi gelecektir sanırım. İlginçtir ki: Beşiktaş Cola Turka hem iki, hem üç, hem de bir sayılık atışlarda rakibine göre daha iyi yüzdeyle kapattı ilk yarıyı. Ama Aliağa'nın 41 şut denemesine karşılık ellerinde sadece 28 şut denemesi vardı. Bir de 20 dakikaya sığmış top kayıpları. Nasıl da unuttum? Az kalsın bir pozisyonda 4 yabancıyla oynayacak ve teknik faulle cezalandırılacaktı siyah beyazlılar. Neyse ki Adem uyardı da, oyundan çıkan Muratcan benche oturamadan tekrar içeri girdi, Newley kenara geldi.

İkinci yarı işler o kadar da iyi gitmedi ama Aliağa'da. Beşiktaş Cola Turka özellikle son çeyrekte Newley'nin muazzam bir performans ortaya koyması ve sahanın en skoreri konumuna gelmesiyle bir anda skora ortak oldu. Çeyrekte işlerin Beşiktaş lehine gittiğinin bir işareti de 3 Newley üçlüğünün yanına Chatman'ın ilk sayıları olması açısından da büyük önem taşıyan 4. bir üçlüğün eklenmesi oldu. Ve Beşiktaş ilk çeyrekten beri geride takip ettiği maçın bitimine 04:15 kala 83-84 ile öne geçti, bir sonraki hücumda da Kaan'ın boş turnikeyi kaçırmasının arkasından Baxter'ın hızlı hücum basketiyle skoru 83-86'ya getirdi. Aliağa McClinton'ın dağlardan taşlardan yolladığı üçlüklerin artık girmemeye başlaması, içeriye girdiği zaman da Baxter tarafından bloklanmasıyla iyice panikledi. Bir de skor üstünlüğü rakibe geçince tamam dedim koptular. Ama Lorenzo Gordon çıktı sahneye. Sakin ve diğer Amerikalı arkadaşlarından farklı tarzda ekmeğini mücadele ederek çıkartan Lorenzo üst üste öyle kritik 6 sayı bıraktı ki siyah beyazlıların potaya, tarifi yok. İkisi de hücum ribaundu arkasıydı, o derece kritik yani. Tek başına aldı gitmek üzere olan maçın sonunu. Rüya gibi başlayıp, son 15 dakikada yavaş yavaş kabusa dönüşmeye başlayan maçı tek başına çevirdi. Alkışı da hak etti. (97-88)

Aliağa'da Hosley ve McClinton'un serbestlikleri maç içi iniş çıkışlara işaret ediyor doğal olarak. Şutlar girdikçe güzel, girmemeye başlayınca ekstra bir plan yok ne yazık ki. Aliağa'da Gordon büyük bir güç. Bunu hep söylüyorum. Çok oturaklı, çok aklı başında bir uzun. Takımın genel yapısından çok farklı. Bugün guard bölgesinde Berkay ve Kaan oynadılar değişmeli olarak, iyi de mücadele ettiler. Berkay erkenden faul problemine girip kenara gelse de ikisi de ortalığı karıştırmayı başardılar ellerini kollarını toplara sokarak. Beşiktaş'ta Newley'i geçen hafta çıplak gözle zlemiştim, beğenmiştim, bugün de çok iyiydi, 7/10 ile üçlük soktu. Maçı getiriyordu tek başına ama yetmedi. Chatman'ın bu derece kötü olması sezon boyunca kaç kez denk geleceğimiz bir durum olur bilmiyorum ama o oynamadığı zaman Beşiktaş'ın da tadı yok.

Aliağa Petkim (97): Berkay Sahilloğlu 2 (1 ribaund- 6 asist), Paul McClinton 25 (2 asist), Reha Öz 17 (7 ribaund- 1 asist), Quinton Hosley 24 (8 ribaund- 3 asist), Vladan Vukosavljevic 2, Ceyhun Altay 2, Kaan Üner 4 (5 ribaund- 1 asist), Lorenzo Gordon 21 (7 ribaund- 2 asist)

Beşiktaş Cola Turka (88): Muratcan Güler 3 (3 ribaund- 3 asist), Brad Newley 33 (2 ribaund- 2 asist), Haluk Yıldırım 7 (5 ribaund- 3 asist), Lonny Baxter 19 (9 ribaund- 3 asist), Adem Ören (1 asist), Mire Chatman 5 (6 ribaund- 4 asist), Cevher Özer 21 (6 ribaund- 1 asist), Kerem Özkan (1 ribaund)

Murat Özyer Bunu da Başardı (103-100)

Biliyorum Özyer'in hiçbir deplasman maçı rahat geçmemiştir, biliyorum Bornova daha birkaç ay önce kupada gerekli dersi vermişti kendisine. Ama bugün arşa değimiştir kendisinin başı. Kupada kaybedilen maçın tamamına yakını Bornova üstünlüğü ile geçmiş, son çeyrekte rakibini yakalayıp öne geçen Telekom, önce yediği bir üçlükle skoru dengeletmiş, sonra da yaptığı faulle maçı vermişti. Bugün de benzer sahneler vardı oyunda. Maç boyu Bornovca üstünlüğü vardı, tek fark bu kez üçüncü çeyrekte uyanmayı başarmıştı Telekom, öne geçme işini 30'lu dakikalara bırakmamıştı. Ve maçın son 40 saniyesine de 5 sayı önde girmişti. Buradan sonra Özyer bile maçı veremez dedim ama Özyer bunu da başardı. 40 saniyede 2 kritik üçlük yemeyi başardı. Maçı uzatan üçlüğü süre biterken Shipp gönderdi. Peki 4 saniye kala mola alan Bornova bu planı yaparken Murat Özyer ne yaptı? Takım faullerinin 2 olduğunu, 2 faul haklarının daha olduğunu göremedi mi? Yoksa akıl mı etmedi görmeyi? Kötü koçsun Murat Özyer. Bugün zirve yaptın. Şanssızlık falan değil bu. Çünkü 1 değil, 2 değil, 3 değil bu.

Helal olsun Bornova'ya. Uzatma dakikalarına taşıdıkları maçı kazanıp, Telekom'a ve asıl Murat Özyer'e bir tokat daha patlattılar. Shipp + Kedrick + Yalçın = 71 sayı. Yalçın denen insanüstü yaratığa nasıl bir tebrik gitmesi gerekiyor bilmiyorum artık. Sırf Shipp'le Yalçın'ın toplam üçlük yüzdeleri 11/18. Onca soruna, onca sıkıntıya rağmen kazanmaya devam ediyor Bornova. E rakip de böyle ikram da bulununca, kaybettim dediğin maçı bile kazanıyorsun. Yürüyedur Murat Özyer.

Bornova Belediyesi (103): Josh Shipp 27 (10 ribaund,), Sahin Ekmen 6 (2 ribaund), Kedrick Brown 25 (4 ribaund, 4 asist), Yalçın Azizmahmutoğulları 19 (3 ribaund, 1 asist), Ivan Kojevic 12 (3 ribaund, 1 asist), Can Terzioğlu (3 ribaund), Frank Elegar 11 (2 ribaund, 4 asist), Serdar Yavuz 3 (1 ribaund, 6 asist)

Türk Telekom (100): Serkan Erdoğan 12 (1 ribaund, 2 asist), Lemayn Wilson 9 (6 ribaund, 3 asist), Bekir Yarengüme 5 (2 ribaund), Tutku Açık 11 (2 ribaund, 9 asist), Hüseyin Beşok 23 (10 ribaund, 2 asist), Andre Owens 15 (2 ribaund, 4 asist), Ersin Dağlı 20 (9 ribaund), Demond Mallet 5

Skandalın Cezası Pazar Günü Açıklanacak

Saat 12:00'den beri toplantıda olan TBF ve Disiplin Kurulu'ndan saat 17:00 itibariyle kararın yarın açıklanacağı yönünde bir açıklama geldi. Karar için Pazar'ı bekleyeceğiz yani.

Sakızlı Muhallebi

Cuma günlerinini sevmemiz için ekstra bir neden olan Yiğiter abi, kendi tabiriyle Tufan formasını giyerek tüm bloglara olduğu gibi bu bloga da ilham kaynağı olmuş Acetoblog'da keyifli bir anıyı paylaşmış. Hikayenin kahramanları Faruk Süren ve Aydan Siyavuş. İki gün üst üste Yiğiter abi yazısı okumak.. Şanslıyız, hem de çok.

Şimdi Nerede? #14: Ira Clark

Bizim ligde 3 farklı takım forması altında izledik onu. Oynadığı 3 takımın da İstanbul takımları olması dışında bu 3 ayrı maceranın tek bir ortak özelliği vardı: O da Ira'nın 3 sezonun da sonunda şampiyonluk kupasını kaldırmış olmasıydı. Firesiz bir Türkiye kariyeri var yani. 2002-03 sezonunda normal sezonun bitmesine 1 hafta kala geldiği Efes Pilsen formasıyla çıktığı Ülker maçı Türkiye'deki ilk maçıdır. Aynı Ülker'i final serisinde devirerek şampiyonluk kupasına ulaştıkları Play-Off'ta maç başına 10.4 sayı, 5.9 ribaund ortalamaları yakalayarak takımın en efektif isimlerinden olmuştu. Bir sonraki macerası ise Ülker'deydi. Bu kez normal sezonun bitmesine 1 maç kala değil de 2 maç kala gelmişti. Telekom ve Efes ile oynanan o iki maçta toplam 3 uzatma periyodu oynanmış, Telekom'a yenilen Ülker, Efes'i devirmeyi başarmıştı. Play-Off finalinde roller aynı, Ira'nın bulunduğu taraf ise farklıydı. Ama sonuçta Ira'sı olan kupayı alırdı, ve aldı. Efes'i süpürdükten sonra kapanma kararı alan Ülker, F.Bahçe ile birleşme kararı almış, oyuncular birer birer Dereağzı'na akmaya başlamıştı. İbo, Mirsad, Ömer Onan, Oğuz derken Ira Clark da geliverdi F.Bahçe'ye, pardon F.Bahçe Ülker'e. Ve ilk kez Türkiye'de koca bir sezonun tamamında oynama şerefine erişti. Sonuç mu? Yine aynı. Şampiyonluk kupası ve bir kez daha final serisinde süpürülen Efes Pilsen. Her ne kadar taraftarlar arasında hakkında yetersiz, zayıf halka gibi sıfatlar kullanılsa da mücadelesiyle takdiri hak eden, oynadığı takıma değişik avantajları da beraberinde getiren bir oyuncuydu. Hiç merak etmiş miydiniz nerede olduğunu? Ya da biliyor muydunuz Kuveyt'te paraya para demediğini? Al Kuwait SC takımıyla 2007 yılında 3 yıllık sözleşme imzaladı, hem de oldukça ciddi bir paraya, hem de 32'sinden sonra. Şimdi 35 yaşını sürüyor, iyi para kazanıyor ama Türkiye'deki kadar şanslı değil. İki sezondur şampiyonluk kupasını finalde kaybediyor, tek somut zaferi geçen yıl alabildiği Kuveyt Federasyon Kupası.

20 Kasım 2009 Cuma

Garson Hesap Lütfen

Ben Pazartesi'ye sarkar diyordum kararın çıkması ama yanılmışım. 21 Kasım Cumartesi saat 12:00'de başlayacak toplantının ardından Mali'nin tabiriyle 'Tufan Görünümlü Cemal' skandalının hesabı kesilecek, cezaları açıklanacakmış. İhraç ya da ligden düşme gibi bir kararın çıkması beklenmiyor büyük bir çoğunluk tarafından. Ancak özellikle kişilere ağır cezalar gelecektir. Bekliyoruz bakalım ne kadar gelecek hesap.

Efes Pilsen: 83 - G.Saray Cafe Crown: 73 (Maç Yazısı)

Mevcut koşullar altında fazlasıyla zor bir maçtı elbette sarı kırmızılı takımın geride kalanları için. Kadroda alternatifi olmayan tek adam olan Cemal, Almanya'da formasını giydiği kaptan Tufan ile birlikte tribündeydi. Takımın başında da Sinan Ömeroğlu ve Murat Alkaş vardı. Enerjileri fena değildi, hele karşı tarafta suratında sürekli mutsuz ve sıkıntılı bir ifade olan Ergin Ataman'ı düşünürsek 'Eller havaya' tadında bir gece kulübüne bile benzetebiliriz sarı kırmızı benchi. Ergin hocanın bu sıkıntılı ve düşünceli hali beni de derin düşüncelere daldırıyor ama dur bakalım.

6. yabancı olmak Rakocevic'e nasip olmuş bugün. Maçın rahat geçeceği düşünülerek Rako'ya ufak bir izin verilmiş de denebilir. Beklendiği gibi başladı maç, daha ilk çeyrekten fark 15-16 seviyesine çıktı. Ön alan baskısıyla rakibine rahat hücum şansı vermemeye çalışan Efes Pilsen, kendisi hücum yaparken de aksine hiçbir savunma direnciyle karşılaşmayınca antrenman maçı hüviyetine soktu maçı. İlk 2,5 dakikası ve son 1,5 dakikasında iki takımın da sayı üretemediği ikinci çeyrek ufak çaplı bir G.Saray Cafe Crown geri dönüşüne tanıklık etti. Devreye 05:29 kala 38-17 olan skor, soyunma odasına gidilirken 45-31 şeklini aldı. Burada sarı kırmızılı takımın alan savnmasına dönüşü etkin gibi gözüktü ama Efesli oyuncuların boş şut bulma konusunda herhangi bir sıkıntı yaşamadıklarını, aksine oldukça boş attıklarını ama sokamadıklarını söyleyelim.

Zaten bu dediğim üçüncü çeyrekte kendini gösterdi. G.Saray kenar yönetimi de başarıyı alan savunmasına bağlamış olacak ki, ikinci yarıya hiç bozmadan o şekilde girdiler. Ama 2 x Thornton, 1 x Kerem Tunçeri üçlüğü ile varolan azıcık dirençlerini de kaybettiler. O küçük 3/3'lük seri ile maçın dışına itiliverdiler. Sonrası da zaten boş viteste gitmiş bir maç. Efes'te 10 oyuncu da sayı attı, 28 dakika ile en çok sahada kalan Kaya sadece 4 sayı üretip takımının en kısır kalanı oldu. Sinan'ın enerjisi mükemmeldi yine, Thornton duru ve net bir oyun ortaya koydu, G.Saray ise biraz daha kör dövüşü şeklinde oynadı.

Ribaundlarda karşımıza çıkan tablo tüm olayı özetliyor aslında. G.Saray'ın takım halinde aldığı ribaund kadar Efes hücum ribaundu toplamış neredese. 18'e 17. Efes'in toplam ribaundu ise G.Saray'ın 2 katından 1 fazla. 35. Bir ara Kaya ve Kasun voleybol oynuyorlar sandım zaten içeride. Antrenman maçı havasındaki oyunun belki de en çok yarayacağı adam Ermal'di, bol bol dakika alacaktı bugün ama o oyuna girdikten sonra 3 dakika içinde 3 faul alarak bu şansı elinin tersiyle itti. Bir de Cemal'in 1-2 sıra arkasında oturan siyahi bir bayan gözüme çarpmıştı maçtan önce, Washington'un nişanlısıymış. Allah'ın gücüne gitmesin de nasıl göz onlar öyle yahu? Tövbe bismillah adamın rüyasına girerler.

Efes Pilsen (83): Mario Kasun 9 (9 ribaund), Charles Smith 8 (2 ribaund, 1 asist), Preston Shumpert 5 (2 ribaund, 6 asist), Kerem Tunçeri 8 (1 ribaund, 5 asist), Bootsy Thornton 20 (2 asist), Kaya Peter 4 (10 ribaund, 2 asist), Bostjan Nachbar 12 (4 ribaund, 1 asist), Ermal Kuqo 4 (5 ribaund, 1 asist), Sinan Güler 8 (1 ribaund, 2 asist), Ender Arslan 5 (1 ribaund, 6 asist)

G.Saray Cafe Crown (83): Darius Washington 3 (1 ribaund, 2 asist), Caner Topaloğlu 5, Merat Kaya 3 (3 asist), Mike Wilkinson 14 (4 ribaund, 2 asist), Polat Kocaoğlu 2 (2 ribaund), Radoslav Rancik 20 (5 ribaund, 2 asist), Evren Büker 9 (1 ribaund), Can Akın 7 (3 ribaund, 5 asist), Simas Jasaitis 10 (2 ribaund)