31 Aralık 2009 Perşembe

Mutlu Yıllar

Acısıyla tatlısıyla koca bir yılı daha geride bıraktık. 2010 herkese öncelikle sağlık getirsin bir kere, sonra sevdiklerimizle ailelerimizle mutlu bir hayat nasip etsin, en sonunda da bolca kazanç versin. Yoğun bir yıl olacak benim için. Evleneceğim en basiti. :)

Yeni yılda atacağınız her şutun deliksiz girmesi temennisiyle. Sevgiler, saygılar.

Murat Aşkın'dan Sitemli Bildiri

6 yıldır görev yapmakta olduğum kulübümden, dün itibariyle ayrılmış bulunmaktayım. Bu altı yıllık süre içinde, dürüstlük, doğruluk, saygı ilkeleri çerçevesinde, tüm bilgim ve çabamı, Aliağa Basketbol Takımı'nın başarısı için kullandım. Bölgesel Lig'den başlayan yolculuğumuz, Beko Basketbol ligi'ne kadar ulaştı. Bu sezon, head coach olarak başladığım görevimden, hazırlık maçları ve Türkiye Kupası'nda aldığımız olumsuz sonuçlar nedeniyle, yine takımımın menfaatlerini gözeterek ayrılmak istediğimi yönetime bildirdim. Yapılan coach değişikliğinden sonra, kulüp yönetimimizden gelen talep doğrultusunda, asistan coach olarak, Sayın Halil Üner ile birlikte, yola devam etme kararı aldım.

Son yaşadığım ve kulübümden ayrılmama kadar gelişen olay hakkında, bir açıklama yapmamın gerekli olduğunu düşünüyorum. Geçtiğimiz Cuma günü, antrenman çıkışında, kulüp başkanımız Sayın Metin Timurhan ile, konuşma olarak başlayıp, tartışma ile sonuçlanan bir diyalog yaşadığım doğrudur. Ancak, içinde hakaret ve kötü söz olmayan bu konuşma sonrasında, yeri ve zamanı doğru seçilmemiş bu tartışma nedeniyle kendisinden özür diledim. Ne yazık ki, kulüp ailemiz içinde, kolayca halledilebilecek bu konu, şu anda nedenini bilmediğim bir biçimde büyütülerek, şimdiki hale geldi. Yıllardır emek verdiğim Aliağa Basketbol Takımından bu şekilde ayrılmak, beni son derece üzdü. Ancak, işin daha üzücü yanı, mücadelemizde beraber olduğumuzu SANDIĞIM ! ve güvendiğm kişilerin, bu haksız uygulama karşısında beni yalnız bırakmasıdır. Ne diyebilirim... zor günde insanlar şeffaf hale gelebiliyor demek ki.

Saygılarımla
Murat Aşkın

Ukic F.Bahçe Ülker'e Doğru

İlk olarak İlker yazdı haberi. Sırp, Hırvat medyalarına fazlaca hakim adam. Kıskanıyorum. :)

İlker'in postundan da göreceğiniz üzere 3 farklı kaynakta çıkmış Ukic'in F.Bahçe Ülker ile anlaştığı haberi. Ben sabah teyit ettirebilmek için kulüpten yetkili bir abimizi aradım, aldığım cevap ne yazık ki 'Kesin aldık' olmadı. 'İlgileniyoruz' dedi sadece.

Benim fikrim mi? Olur bu iş olur.

Artık Adsız'a Kapalıyız

Bu postun atıldığı andan itibaren blogu 'Adsız' kişilerden gelen yorumlara kapatmış bulunuyoruz. Can sıkıcı bir hal almıştı zira. Adsız yorumların onaydan geçmeyeceğini ama benim tarafımdan tek tek okunacağını önemle belirtmek isterim. Küfür edenler, hakaret edenler, çıkışa gelmemi isteyenler bozmadan devam edebilirler yani. Okuyacağım hepsini.

Hem Salsabasket hem de diğer tüm bloglarda kullanabilmek için kendi mailinizle blogger'dan bir hesap açıp, bir nick sahibi olmak çok da zahmetli olmasa gerek. Ben demin bir arkadaşım için denedim, 2 dakika sürmüyor. Hem daha hoş, hem daha seviyeli, hem de kimin ne düşündüğünü daha iyi kavrayabildiğimiz bir ortam yaratmak tüm amacımız. Sevgiler herkese.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Sistemde Küçük Değişiklik???

....''Öncelikle amacımız takımın moral düzeyini üst seviyelere çıkarmak olacak. Sistemde çok küçük değişikliklere gidebiliriz. Defansif ağırlıklı bir oyun ortaya koymak istiyoruz. Ancak elimizde de sihirli değnek yok. Biz, elimizden gelenin en iyisini vererek eski güzel günlerimize dönme amacındayız''...

Merih Çakıroğlu (Türk Telekom eski yardımcı, yeni baş antrenörü)

Emir Preldzic Türk Olsun mu?

Niye olsun ki? Preldzic midir Milli Takım'ın ilacı? 2 gündür basında kendine yer buluyor bu konu. Yetkililer de doğruluyorlarmış ama kararsızlarmış. Yok Hidayet ve Ersan karşı çıkıyormuş falan. Sizin fikriniz nedir bilmem ama bence çok gereksiz bir hamle olur, eğer olursa. Emir kardeşimdir, arkadaşımdır, basketbolunu beğendiğim bir adamdır, F.Bahçe Ülker'e ilk geldiği zaman İzmir'deki Ümitler Şampiyonası'nda ağzımda bıraktığı tattan ötürü hep arka çıktığım, güvendiğim bir oyuncudur. Ve 2.5 yıl içinde net bir gelişim göstermiştir. Evet hala beğeniyorum onu ama Milli Takım'da Türk insanların önüne geçip bir eksikliği kapatacak kadar (yani bir Mehmet Aurelio olacak kadar) statejik bir adam değil kesinlikle. Acaba hali hazırda Müslüman olması da artı bir sebep midir bu fikrin ortaya atılmasında?

İlk önce Solomon adı atılmıştı ortaya. Yapılacak en mantıklı hamleydi bence. Tabii Tanjevic yönetimindeki bir takım için değil, başka bir koç yönetimindeki bir takım için. Bizden biri gibi o. Heyecanlı, ateşli, gazla oynayan, duygularını mantığının önüne koyan bir adam. Bizden biri gibi. Üstüne giyeceği olası ay-yıldızlı formanın duygusal gerekliliklerini yerine getirebilecek bir adamdı. 2 kere babannesi öldü yalanıyla oldurulmadı, eyvallah. Sonra Lofton ismini attılar ortaya. Serkan'ı Milli Takım'a almıyoruz, e İbo ve Harun da basketbolu bıraktı, bize iyi bir 2 numara lazım mantığı güdüldü. Başka bir şey değil. Gereksizdi. Olmadı da iyi ki. Bir ara Kinsey adı dolaşmaya başladı, hatta F.Bahçe Ülker'e geri dönünce 2010'da Türk olma ihtimalini ben de iyiden iyiye düşünmeye başladım Kinsey'in. Malum, alavere dalavere federasyonunun çocuğuyuz biz. Böyle düşüncelere kapılmak en birinci hakkımız.

Nihayetinde hepsinin üstü çizildi birer birer, şimdi Preldzic adı kaldı ortada. Yarın öbür gün o da çizilir belki. Belki de çizilmez, Türk yapılır dendiği gibi. Ama benim fikrim budur. Bu takıma eğer ki bir devşirme oyuncu gelecekse bu kesinlikle oyun kurabilecek, aynı zamanda skor üretip, gerektiğinde maç alabilecek, bize sınıf atlatabilecek biri olmalıdır. Sayılan isimlerin içinde bu kritere uyan tek adam da Solomon'dur. Ama dediğim gibi: Tanjevic olmayacaksa.

Baldwin'in Halefi Daçka'da

Ligde 12 maçta sıfır çeken Daçka'da Ekrem Memnun'dan boşalan koltuğa kimin oturacağı belli oldu. Nenad Vucinic ile anlaşmış İstanbul temsilcisi. Tab Baldwin'den sonra Yeni Zelanda takımının başına geçirilen Vucinic bu yıl elemele grubunu grup lideri olarak tamamlayan takımı ile birlikte Türkiye 2010 vizesini almıştı. Bu arada Daçka'nın önce Tab Baldwin'e teklif götürdüğünü ama hocanın bu teklifi geri çevirdiğini de belirtelim. Tahminen Vucinic'i de Baldwin önermiştir. Daçka'nın teklif götürdüğü isimlerden bir diğerinin de Mete Babaoğlu olduğunu söyleyerek bitirelim bari postumuzu.

Aliağa'da Murat Aşkın Gönderildi

Aliağa Petkim'i geçen sene tamamı yerli oyunculardan kurulu bir kadroyla ligde tutarak küçük çaplı bir mucizeye imza atan Murat Aşkın başkanla yaşadığı tartışmadan ötürü kulüpten gönderildi. Kulağıma gelen tek şey Murat Aşkın ve başkanın oyuncuların önünde ciddi bir tartışma yaşadıkları. Hakaret falan da varmış. Ama detayını bilmiyorum. Kimseyi de suçlayamam o nedenle. Murat Aşkın sezona head coach olarak girmiş, ancak sonra alınan başarısız sonuçlardan ötürü göreve gelen Halil Üner'in yardımcısı olarak kulüpte antrenörlük yapmaya devam etmişti.

Aliağa ile ilgili bir haber daha var. Ogün Sevinç'ten sonra fazla süre alamayan Hasan Özkan da kiralık olarak verilmiş. Hasan'ın yeni durağı Uşak. Yabancı transferi hakkı olmayan Aliağa Petkim el mecbur yerli piyasasını kovalıyor. Oyuncu düşerse kapacaklar. Ki rotasyon genişleyebilsin. Salsabasket özel haberidir.

29 Aralık 2009 Salı

Hakan Demir Röportajı - Ön Hazırlık

2010'un ilk röportajını Pınar Karşıyaka takımının başarılı koçu Hakan Demir ile yapacağız. Önden her zaman olduğu gibi sizlerin de sorularını almak için bir ön hazırlık postu atıyoruz ve göndereceğiniz soruları bekliyoruz.

Ve Murat Özyer Gider

İşte gidiyorum, bir şey demeden..
Arkamı dönmeden, şikayet etmeden..
Hiçbir şey almadan, bir şey vermeden..
Yol ayrılmış, görmeden gidiyorum..

Garip bir takım Türk Telekom. 'Çiftlik gibi' kaba tabirle. Ya da sorunsuzluktan, hedefsizlikten intihar edenlerin çok olduğu İskandinav ülkeleri gibi. Sanki amaçları yokmuş gibi oradakiler. Murat Özyer için skorlar kötüydü evet ve evet kendisi bana göre 'Kötü koç' tabirinin karşılıklarından birisiydi ama Telekom'da koç değişikliklerinden öte genel bir zihinsel yapılanmaya ihtiyaç var. Yerine Merih Çakıroğlu gelmiş. Sunter'in gelmemesi yeni bir koç alınacağının ve Merih Çakıroğlu'nun görevinin geçici olduğunun bir ispatı. İyi de ne değişecek ki? O bahsetmeye çalıştığım kafalar değişmedikçe..

edit: Yukarıdaki Kazım Koyuncu efsanesinin haberle bir alakası yoktur 'Gitmek' kelimesi dışında. Sadece yazmak istedim. Toprağın bol olsun gönül adamı. Biliyorum bakıyorsun bir yerlerden. Bak hala senin şarkılarını dinliyoruz inceden.

KSK 1999-00 (Çıplak Silah)

Efsane bir poz. 1999-2000 sezonunda ligde mücadele eden Karşıyaka kadrosu. Fotoğrafı bana ulaştıran Erhan Çeşmeci. Onun kaynağı ise Karşıyaka sevdalısı Ahmet Diker'in arşivi imiş. Büyük hali için resmin üzerine tıklayabilirsiniz.

Soldan sağa:
Faruk Rasna - Levent Türknas - Umut Kocatürk - Alpay Öztaş - Kaya Peker - Burak Gacamer - Mirko Milicevic - Güven Esmer - Adem Ören - Mert Benli - Zakhar Pachoutine - Vrbica Stefanov

28 Aralık 2009 Pazartesi

Banvit'ten Süper Bir 2010 Takvimi

Banvit'ten 2010 takvim çalışması geldi. Muazzam resimler var. Beğenmemek elde değil. Banvit Spor Kulübü'nde satışa sunulmuş takvimler. Hemen bir adet sipariş verdim. Elde edilecek gelirler Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne bağışlanacakmış. Bu takvim çalışması aynı zamanda 'Kızlar Banvit'le Okula' projesini de destekliyor. Süper bir hamle, süper bir çalışma. Tekrardan tebrikler Banvit. Ben örnek olarak Simmons'un kopya çekmeye çalıştığı resmi koydum. Diğer resimleri görmek için şuraya tıklayınız. Lance ve Barış Ermiş'in resimler de pek bir güzel.

Mahmut Uslu Abdi İpekçi'de

Ne zamandır yoktu ortada kendisi. Dün derbide Aziz Yıldırım ve Semih Özsoy ile birlikte izliyordu maçı. Başkanla aralarında var olduğu söylenen soğukluk eridi mi yoksa?

İTÜ 1993-94


Sol Taraf : İsmail Cem Zaman (Şapkalı), Cömert Küce, Tayfun Kuyan, Başar Öğün

Sağ Taraf: Nedim Dal, Erdoğan Özen, Matthew Smith

Hey gidi yıllar, şu otobüslerle deplasman yolculukları ne çileli geçiyordu kimbilir...

Kurul Tatil Yapacak, Toplantı Düştü

Karar bugün çıkacak diye bekleniyordu. Noeldi, yılbaşıydı, eğlenceydi, tatildi derken 7 Ocak'a atmışlar toplantı tarihini. E güzel. Yakışır. 5 puan silme cezası kalkacak mı kalkmayacak mı? Heyecan 7 Ocak'ta sinemalarda.

Fufu Askerde


Karşıyaka takımının muzip malzemecisi Fuat'ı (namı diğer Fufu) maçlara gidip de tanımayan yoktur. Takımın neşe kaynağıdır, taraftarın da çok sevdiği bir isimdir. Dünkü Mersin maçından sonra tek tek herkesle helalleşmiş Fuat. Askere gidiyor çünkü. Oyuncular havalara atıp tutarak, taraftarlar 'En büyük asker bizim asker' tezahüratları yaparak yollamışlar onu. Sevgi güzel şey. Yukarıdaki video da Fufu'nun Youtube'a düşen onlarca videosundan biri. İzleyemeyenler için link.

Cemal'siz Pankart

Bir G.Saray taraftar grubu tarafından hazırlanan ve dünkü Telekom maçında tam karşıda duran hoş pankart. Yalnız bir şey çarptı gözüme. Pankartta herkes var, bir tek Cemal Nalga yok. Bu kadar mı dışlandı bu çocuk?

27 Aralık 2009 Pazar

F.Bahçe Ülker: 100 - Beşiktaş CT: 92 (Mrsic Forever)

Yılın son derbisinde galibi 40'lık Mrsic belirledi. Devrede yakaladığı 9 sayılık avantajı üçüncü çeyrekte 19-29'luk seri yiyerek Beşiktaş Cola Turka'ya kaptıran F.Bahçe Ülker'de ilk 30 dakikayı sadece 3 sayıyla (tamamı faullerden) bitiren Mrsic o zamana kadar cebinde sakladığı üçlükleri bir bir masaya vurdu ve gitmek üzere olan maç sarı lacivertli takımda kaldı. Son 10 dakikaya sığan 14 sayılık Damir Mrsic resitali. Bu adam 40 yaşındaydı değil mi? Vay vay vay. Gerçi Cevher'in bitime 30 saniye kala sol dipten yolladığı üçlük çemberin her bir yanını yalayıp dışarı çıkmasa maçın nasıl biteceği belli olmazdı ama top da F.Bahçe Ülker'in kazanmasını istedi. Ankette beni de içine alan % 44'lük 'F.Bahçe Ülker kazanır' diyenler grubu derbi sonunda haklı çıkarken, iddaa kuponları da cuk oturuverdi.

Tanjevic'in Mrsic - Ömer Onan - Kinsey - Rasim - Oğuz dizilişine karşılık Bıyıktay'ın tercihi Chatman - Engin - Muratcan - Cevher - Baxter beşlisinden yanaydı. F.Bahçe Ülker'in daha 5 dakika geçmeden faul hakkını doldurması, önce Mrsic'in sonra da Oğuz Savaş'ın faulleri ikilemesi sarı lacivertli takım adına kötü noktalardı kuşkusuz. Ama Kinsey çok iyi bir ilk çeyrek oynayarak Beşiktaş Cola Turka'nın olası baskınını göğüsledi. Chatman'ı tutmakla görevli Ömer Onan işin savunma kısmında işini iyi yaparken bulduğu 7 sayıyla çeyreğin en skorer isimlerinden biri de oldu aynı zamanda. Konuk Beşiktaş Cola Turka'da ise Baxter ve Muratcan imzalı sayıları skoru dengede tuttu. Engin'in Baxter'a, Kinsey'nin de Semih'e verdiği iki güzel pasla aklımızı başımızdan alan ilk çeyrek 3'e 1 fast-break atmayı beceremeyip dönen topta Fletcher'dan yenen üçlükle kapandı evsahibi için. 24-23'lük skor ofansif açıdan gözü okşarken iki takım için de geçerli olan savunmasızlığın boyutları 'Total basketbol' adına korkutucuydu.

Rasim'in yerine 4 numaraya geçen Emir Preldzic ve Cevher'in yerine oyuna giren Fletcher'ın eşleşmesi ilk çeyrek sonunda pek renk vermemişti ama ikinci çeyrekle birlikte Emir yedi bitirdi Fletcher'ı. 3 kere geçti, ikisini kendi bitirdi, üçüncüsünde Semih'e basket-faul kazandırdı. Burak Bıyıktay'ın bu sorunu farkedip onarma işine girişmesi kısa sürdü. Cevher oyuna girdi. Ancak ikinci çeyrekle birlikte kendini sahada bulan Giricek'in biri kolay penetre diğeri ise bomboş üçlük olmak üzere bulduğu 5 sayı skoru bir anda 38-30'a zıplattı. Bu sırada Semih Erden de ikiledi faulleri. Halbuki içeride gayet iyi boğuşuyordu Baxter ile. 4 numarada oluşan Cevher - Preldzic eşleşmesini avantaja dönüştüren ise bu kez Beşiktaş Cola Turka oldu. Boyalı alanda post-up yapıp kolayca sayılar bulan Cevher Özer devreye 03:11 kala skoru 42-39'a getirse de basketi attıktan sonra topa vurması nedeniyle teknik faulle cezalandırıldı. Hakemler daha önce oyunuları bu konuda uyardığı için hatasını kabul edip Bıyıktay'dan özür diledi Cevher. Tamamı faulerden olmak üzere 4 sayı çıkarttı F.Bahçe Ülker o hücumdan. Günün iyi adamlarından Oğuz ve Preldzic'in bulduğu sayılar devre biterken evsahibini yeniden rahat bir skor sahibi yaparken ilk 20 dakikalık dilimin neticesi 54-45 olarak belirlendi. İlk çeyreği 9 sayıyla tamamlayan Kinsey, ilk yarı sonunda 12 sayıyla sahanın en skoreri. İkinci çeyreğin en iyi adamları ise tüm sayılarını ikinci 10 dakikada bulan 10 sayılı Preldzic, 7 sayılı Cevher ve 6 sayılı Oğuz'du. En önemli istatistik ise Beşiktaş Cola Turka'nın takım olarak 20 dakikaya sığdırdığı 12 top kaybıydı şüphesiz.

Üçüncü çeyrek Beşiktaş Cola Turka için geri dönüş çeyreği oldu. Takımın oyun kuruculuk işini yapabilen Mrsic ve Emir'den yoksun bir beşle sahaya dizilen beş, sete set ofansta sıkıntı yaşadı epeyce. Bu periyottaki ilk 6 sayısına Semih sayesinde ulaşan F.Bahçe Ülker sonra bolca karavana şut ve top kaybı ile zemini Beşiktaş Cola Turka'nın istediği hale soktu. Guardsız takıma karşı iki guardıyla (Chatman ve Engin) hükmetmeye başlayan konuk takım Chatman'ın smacıyla son periyoda girmemize 02:30 kala uzun bir aradan sonra öne geçmeyi başardı. Baxter'ın bir pozisyonda haklı bir şekilde faul beklemesi (Rasim sabit değildi, net fauldü) itiraz bakımından biraz ağır kaçınca hakemler tarafından teknik faulle cezalandırıldı. Bu bile F.Bahçe Ülker'in skoru kendi lehine çevirmesine yetmezken Engin'in basketi son çeyreğe 73-74 önde soktu Beşiktaş Cola Turka'yı. İşi rakamlara dökecek olursak bu çeyreğin skoru 19-29 Beşiktaş Cola Turka lehineydi.

Hücumda yaşanan tıkanıklık ve skor üstünlüğünün Beşiktaş Cola Turka'ya geçmesi tüm F.Bahçe taraftarlarının son çeyreğe endişe eşliğinde girmesini sağladı. O sırada aklımdan geçirdiğim tek şey vardı: O da eğer ki F.Bahçe Ülker üç sayılık atışlarda isabet sağlamaya başlamaz ise maçı Beşiktaş Cola Turka'nın alıp götüreceğiydi. Beklediğim oldu bir yerde. 30 dakikalık bölümü tamamı faullerden olmak üzere sadece 3 sayıyla tamamlayan 40'lık Mrsic çat çat yolladı üçlükleri. Takımın ilk 12 sayısının 9'u Mrsic'tendi işte. Skor da 84-79 oluverdi. Üstüne Cevher'i perdede bırakarak boş bir üçlük şansı yakalayan Emir de şutu sokunca fark yeniden 8'e çıktı. Cevher ve Baxter'ın sayılarıyla bir daha geri dönüş yoluna giren Beşiktaş Cola Turka'nın gardı Mrsic (bir üçlük daha) - Kinsey - Semih üçlüsünden gelen 8 sayıyla bir kez daha düştü. Gerçi 30 saniye kala fark 5 iken Cevher'in sol dipten yolladığı üçlük çemberin her yerini yalayıp dışarı çıkmasa iş daha farklı olabilirdi ama olmadı. Son bölümde iki takım da faul kaçırma yarışına girdi, fauller kaçtı, skor değişmedi, taraftarın 100 sayı isteğine ise Giricek cevap verdi.

F.Bahçe Ülker üçüncü çeyrekteki performansıyla işi zora soktuğu, hatta son çeyreğe girerken taraftarlarını endişeli bir bekleyişe soktuğu maçta kritik bir galibiyete imza attı. Beşiktaş Cola Turka elinden geleni yaptı aslında ama Mrsic'in 30 dakika cebinde sakladığı üçlüklere engel olamadı ve maçı kaybetti. Gerçi guardı olmayan bir takıma neden ön alan baskısı düşünmediler hiç, bilemedim. Efes az mı ekmek yedi bu olaydan? Engin Atsür'ün karakterli oyunu onun artık gelişim yolunda koşar adım ilerlediğini kanıtıdır. Ben şahsen bu maçta biraz daha silik kalabilecek bir Engin bekliyordum. Süperdi. Chatman, Baxter ve Cevher siyah beyazlı takımın skorunu diğer sürükleyenlerdi. Galip tarafta ise 10 dakikalık performansıyla mecbburen Mrsic'in adını başa yazmak zorundayız. Maçı kazandıran oydu çünkü. Ama genele yayarsak Emir'i çok ama çok beğendiğimi söyleyebilirim. Oldu bu çocuk ya, vallahi oldu. İlk çeyrekten sonra durulan Kinsey ve boyalı alanda işin ofansif kısmını iyi beceren Semih de günün iyilerindendi. Maçın ikinci yarıda yön değiştirir gibi olmasındaki bir numaralı etken ise ilk yarıda 12 top kaybı yapan Beşiktaş Cola Turka2nın kalan 20 dakikayı sadece 3 top kaybıyla tamamlamasıdır. Bayrağı ezeli rakibinden devralan F.Bahçe Ülker'in ikinci yarıdaki karnesinde ise tam 10 top kaybı yazıyordu.

Bu sonuç F.Bahçe Ülker'in 10. galibiyetine karşılık gelip sarı lacivertlileri lig ikinciliği koltuğuna oturturken, koltuktan kalkıp bir alt koltuğa oturan Beşiktaş Cola Turka ise 5 maçtır unuttuğu yenilgi kelimesini yeniden hatırlamış oldu.

Hakemler için de iki üç cümle kuracak olursam, ilk cümlem biraz kısa da olsa 'Beğenmedim' olurdu herhalde. Yaptıkları hataları tek tek yazacak halim yok ama Mehmet Keseratar'ın son periyotta Kinsey'nin stepsine göz göre göre devam demesi midemi çok bulandırdı. Allah'tan yardımcı çaldı net stepsi de Mehmet Keseratar'ı kurtardı bir nebze.

F.Bahçe Ülker (100): Ömer Onan 7 (1 asist), Rasim Başak 5 (4 ribaund), Semih Erden 18 (11 ribaund- 1 asist), Gordan Giricek 12 (3 ribaund- 1 asist), Damir Mrsic 17 (1 ribaund- 2 asist), Oğuz Savaş 10 (3 ribaund- 2 asist), Tarence Kinsey 16 (7 ribaund- 2 asist), Serhat Çetin (2 asist), Emir Preldzic 15 (5 ribaund- 6 asist)

Beşiktaş Cola Turka (92): Muratcan Güler 9 (3 ribaund- 2 asist), Engin Atsür 20 (3 ribaund- 4 asist), Haluk Yıldırım 7 (6 ribaund- 2 asist), Lonny Baxter 19 (7 ribaund), Adem Ören (1 ribaund), Mire Chatman 17 (4 ribaund- 6 asist), Cevher Özer 17 (5 ribaund- 1 asist), Kevin Fletcher 3

Pınar KSK: 87 - Mersin BŞB: 55 (Mersin'i Gören Duyan?)

Tutmadı bu yıl Mersin'in kimyası. Olmadı yani. İç sahada zaten ayrı bir gazla oynayan Karşıyaka silindir misali ezdi geçti Mersin'i bugün. 4 yabancı + Alper'den gelen toplam 72 sayılık bir katkı var. Alper ses verebildi nihayet ama 14 sayısının 11'i son 12 dakikada idi. İş bittikten sonra yani. 30 dakikada 20 oluvermişti sonuçta fark. Ama yine de kendine güveninin geri gelmesi için önemli bir istatistik. Söyleyecek fazla söz de yok aslında. Mersin'de emektar Nikolic kurtarıcılığa soyunmuş. Durumun vehametini siz anlayın artık. 20+ dakika sahada kalan takımın guardı tek bir sayı dahi atamaz mı yahu? Bakalım nasıl çıkacaklar bu bataktan? 3 galibiyette kilitlenip kaldılar. 5. hafta başlayıp üst üste 3 galibiyet almışlardı ama yine yenilgileri bağladılar seriye. Üst üste 5 maç oldu kazanamadıkları. KSK tarafında ise işler tıkır tıkır devam ediyor. Ligin Erdemir'le birlikte 7 galibiyete sahip iki takımından biri olarak ilk 6'nın içindeler. Play-Off yapamamaları büyük sürpriz olacaktır, hele ki böyle bir ligde.

Pınar Karşıyaka (87):
Serkan Menteşe (1 ribaund- 1 asist), Birkan Batuk 6 (2 ribaund- 3 asist), Gökhan Girenes (1 ribaund), Ryan Toolson 15 (4 ribaund- 1 asist), David Holston 13 (2 ribaund- 5 asist), Andre Smith 14 (5 ribaund), Furkan Aldemir 6 (11 ribaund- 2 asist), Valentin Pastal 3, Alper Saruhan 14 (4 ribaund), Kzell Wesson 16 (5 ribaund- 5 asist)

Mersin BŞB (55): Asım Pars 13 (8 ribaund- 2 asist), Altan Erol 9 (3 ribaund), İnanç Koç 9 (2 ribaund- 1 asist), Onur Aydın (2 ribaund), James Baron 9 (2 ribaund), Dominic James (1 ribaund- 4 asist), Goran Nikolic 15 (10 ribaund- 3 asist), Marcus Couisin (1 ribaund)

Kepez Bld.: 71 - O. Renault: 72 (20'den Dönen Maç)

Ligin alt taraflarını yakından ilgilendiren maçta Kepez Belediyesi tıpkı son 2 maçta olduğu gibi yine sonlarda verdi maçı. Alex Gordon gitti, Cüneyt Erden gitti, Bora Sancar gidecek (kadroda yoktu bugün), Barış Güney sakat (süre almadı hiç). Yani hafta içinde KSK'dan kiralanan Gökper dışında guardı yok Kepez'in. Gökper de zaten 10 dakika falan sahada kaldı. Baldwin Ersin - Foster - Erdem - Buckman - Stanojevic beşlisini bozmadan oynamaya çalıştı. 29 dakika sahada kalan Erdem dışında dört adamda 32+ dakika sahadaydılar. İlk yarı 38-35 bittikten sonra üçüncü çeyrekte tıkandı Renault. Kepez o sırada 15-3'lük bir seri yakalayıp 57-38'e getirdi skoru. Bitime 14 dakikadan az vardı. Kalan 14 dakikanın skoru 14-34. Diyecek söz yok. İlaç gibi bir galibiyet aldı Renault. Hem de 20 farktan döndürerek. Famutimi 23 sayıyla geri dönüşün baş mimarı. 4 saniye kala bulduğu basketle skoru 71-72'ye getiren de o. Arkasından Mutlu Demir geliyor, sonra da Wink Adams ve Heytvelt. 5 galibiyet olup derin bir 'Oh' çekti Bursa ekibi. 4. galibiyetini bir türlü alamayan Kepez'de ise üst üste 6. yenilgi oldu bu. Son 3 maçın üçünü de alabilirlerdi belki de ama dönüp baktıklarında elleri bomboş. Hele bugünkü en dramatiğiydi herhalde o yenilgilerin. Stanojevic'in 30 sayı - 5 ribaund - 5 asistlik performansı bile kurtaramadı onları.

Kepez Belediyesi (71): Erdem Türetken 6 (7 ribaund- 2 asist), Jovo Stanojevic 30 (5 ribaund- 5 asist), Levent Bilgin 1 (2 ribaund), Altay Özurganci 4 (1 ribaund), Gökper Gen (1 ribaund), Ersin Görkem 12 (6 ribaund- 3 asist), Brad Buckman 13 (10 ribaund- 1 asist), Shan Foster 5 (4 ribaund- 2 asist)

Oyak Renault (72): Ahmet Erdoğan 8 (1 ribaund- 1 asist), Ufuk Kaçar 3 (3 asist), Olumuyiwa Famutimi 23 (2 ribaund- 1 asist), Nedim Dal 6 (2 ribaund), Tufan Önen (2 ribaund), Wink Adams 11 (6 ribaund- 4 asist), Josh Heytvelt 11 (5 ribaund), Mutlu Demir 10 (4 ribaund- 1 asist)

Banvit: 99 - Aliağa Petkim: 89 (Bandırma'da 5'te 5)

Telekom'un kaybettiği bir haftada kazanıp aradaki farkı açmak adına önemli bir maçtı Banvit adına. Deplasmanda kolay kazanamayan Aliağa Petkim'i baştan sonra üstün götürdükleri bir maç sonunda 10 sayıyla devirdiler. Bandırma'da maç vermeme geleneklerini sürdürdüler. Hafta içinde oynanan Beşiktaş Cola Turka maçı gibi bu maçta bol skorlu geçti. İlk yarıda 99 sayı vardı (52-47). Banvit 8. galibiyetini kaparken Aliağa'nın 7. yenilgisi oldu bu. Barış Ermiş - Lance Williams - Keith Simmons üçlüsünden toplam 56 sayı var bugün. Banvit'te tam 6 oyuncu da çift haneli sayılara ulaştı. Bunlardan biri de 2 maçtır sakatlığı nedeniyle oynayamayan Chuck Davis. Aliağa tarafında ise bildik isimler, bildik performanslar. Bir tek Vuko'dan gelen 12 sayı - 8 ribaundluk ekstra katkı var. En iyi maçını oynadı şu ana kadar. Ama Gordon fena stop etti bugün. 8 sayı yakışmıyor ona. Hele bir de karşısındaki Lance coşunca, dört bir yandan kötü gününde olduğu ortaya çıkıyor.

Banvit (99): Barış Ermiş 19 (3 ribaund- 5 asist), Ufuk Gürgen (1 ribaund), Lance Williams 19 (10 ribaund- 4 asist), Charles Davis 10 (2 ribaund- 3 asist), Yiğitcan Turna 6 (1 ribaund- 1 asist), Barış Özcan 11 (3 ribaund- 4 asist), Barış Hersek 6 (2 ribaund- 1 asist), Keith Simmons 18 (10 ribaund- 6 asist), Yunus Çankaya 10 (2 ribaund)

Aliağa Petkim (89): Murat Tanış, Jack McClinton 27 (5 ribaund- 4 asist), Reha Öz 7 (4 ribaund), Quinton Hosley 14 (8 ribaund- 3 asist), Vladan Vukosavljevic 12 (8 ribaund), Ceyhun Altay 14 (2 ribaund), Kaan Üner 7 (2 ribaund- 4 asist), Lorenzo Gordon 8 (4 ribaund- 3 asist)

Erdemir: 92 - Bornova Belediyesi: 71 (10 Dakikalık İş)

10 dakikada bitti zaten maç. İlk çeyrekte 17 sayı farkı yakalayan Erdemir, önce 20, sonra 30 sayıya çıkardı aradaki mesafeyi. Sonrasında zaten nasıl istiyorsa öyle oynayarak geçirdiler dakikaları. İlk yarının sonuna doğru cıvıdılar biraz, 48-15 olan skor 5 smaç basketle 48-25'e geldi devre sonunda. Onun dışında normal boyutlardaydı rahatlıkları. Yalnız bu Funk cidden kalieli adam. Bir kez daha gösterdi bunu. Hem basketbolu biliyor, hem de yumuşacık bir bileği var. Keza Shipp için de aynı şeyleri söyleyebilirim rahatlıkla. Basit bir örnekle her iki oyuncu da Telekom'u bir gömlek yukarı çekebilirler mesela tek başlarına. Cüneyt Erden'in siftah yaptığı Bornova hafta içinde Kepez'i devirmesine rağmen iyi oynamadığı yönünde eleştiriler almıştı. İzleyemedim o maçı açıkçası ama bugün cidden çok kötüydüler. Haklı çıkarttılar yani eleştirenleri. Erdemir setlerini oynadı, Kone & Leon ikilisiyle içeride Funk ile de dışarıda farkı yarattı ve maçı kopardı. Sonra kim girse katkı verir pozisyona geldi zaten. Kadrodaki 12 oyuncu da süre aldı, 2 tanesi hariç (Melih ve Emre) hepsi skor üretti. Bornova'da yük 3 yabancının omuzlarındaydı her zaman olduğu gibi. Erdemir 7. galibiyetini almış oldu. Aslanlar gibi ilerliyorlar, Play-Off yapacaklardır mutlaka. Kadro dengeleri de bunu işaret ediyor. Bornova tarafında ise galibiyet ve maülubiyet sayıları eşit konuma geldi. Telekom'dan farksız işte. :)

G.Saray CC: 87 - T.Telekom: 71 (G.Saray Mücadeledir)

Fobi bitti. Hem de köküne kadar mücadele, köküne kadar hırs, köküne kadar istek ile. İlk yarıda Evren Büker & Fatih Solak ile ayakta duran G.Saray Cafe Crown ikinci yarıda Jasaitis (tamamı ikinci yarıda olmak üzere 19 sayı) ve Rancik'in (12'si ikinci yarıda olmak üzere 16 sayı) devreye girmesiyle arayı açıp maçı aldı. Son 20 maçta sadece 2 kez devirebildiği Türk Telekom karşısında kritik bir galibiyete imza attı. Can Akın'ın sakatlığıyla Cem Akdağ'ı kendine muhtaç eden Washington üçüncü çeyreğin sonlarında yaptığı top kayıpları ve verdiği 'Oyun nasıl kurulamaz' dersleriyle taraftarlara saç baş yoldurtsa da, Cem Akdağ'ın son çeyreke onu hiç kullanmama tercihiyle çok daha yararlı oldu ve kenarda oturarak takıma en büyük katkıyı yaptı. G.Saray Cafe Crown'un 5. galibiyeti oldu bu. Hükmen yenilgiler olmasa 12'de 8 yapmış olacaklardı. Telekom ise 12'de 6 oldu. Bu onların üst üste 3. yenilgileri.

İlk çeyrek 20-15, ilk yarı ise 36-31 G.Saray Cafe Crown üstünlüğü ile geçildi ama 20 dakikalık bölüme bakınca Hüseyin & Mallet'nin bireysel gayretleri olmasa, ya da Jasaitis biraz normal oyununu oynayabilse (Sayı atamadan tamamladı ilk yarıyı) çok daha ciddi bir fark çıkabilirdi ortaya. Şahsen benim izlediğim en kötü hücum performansını sergiledi Telekom ilk yarıda. Serkan'ın olmayışından ve rakibin uzun rotasyonunun yeterli seviyede olmamasından ötürü topu içeri indirerek oynamaya çalışan ve ilk 2 hücumda bunu başarıyla uygulayan Telekom'da, Fatih Solak'ın oyuna girip orayı karartmasıyla planlar biraz sekteye uğradı. Normalde her daim başarıyla dış şut setleri uygulayan hatta ekmeğini sadece buradan çıkartmaya çalışmasından ötürü sıkça eleştirdiğimiz Telekom'un eller ayaklar birbirine dolandı. Hüseyin ve Mallet'nin kişisel gayretlerle yarattığı sayılar olmasa ne yaparlardı bilemiyorum. Hızlı çıkıp bitirdikleri hücumlar dışındaki ofansif oyunlarını görmeliydiniz. Yaptıkları onca top kaybı da cabası. Can Akın'ın daha 3. dakika dolmadan parmağının çıkmasıyla kenara geldiği ve devre sonuna kadar bir daha oyuna girmediği G.Saray Cafe Crown'da Evren Büker ve Fatih Solak ilk bölüme damga vuran adamlar oldular. Evren'in biri panyalı olmak üzere yolladığı 3 perdeleme arkası tepe üçlük, ürettiği 13 sayı ve yetmezmiş gibi bir de üstüne savunmada koyduğu gayreti, Fatih Solak'ın ise hem defansif vazifelerini yerine getirmedeki başarısı hem de kendinden beklenmeyecek aktiflikteki ofansif aksiyonlarının getirisi olarak bulduğu sayılar keyif vericiydi. Yalnız Fatih Solak ciddi bir fenomen. Adam bir boş smaç, bir de boş turnike kaçırıyor, sonra kalkıp hücum ribaundu alıyor etrafı boş diye hook deneyip sayıyı yapıyor, rakip hücumu kesip tam gaz rakip yarı sahaya geçip hızlı hücumu smaçla bitiriyor. Onu izleyenleri her daim gülümsetiyor. Maçı izleyen Haldun Üstünel & Adnan Polat'ı da gülümsettiği gibi. Arada bu kadar fark var gibi gözükürken skor tabelasında sadece 5 fark yazması ve bu farkın sadece 5 faul atışından kaynaklanması (iki takımın da ikilik, üçlük deneme ve isabetli sayıları tamamen aynı idi) da işin ironik yanıydı.

İkinci yarıda ilk yarının suskun adamları Rancik & Jasaitis devreye girdi ve o bahsettiğim maçın hakkı olan fark ortaya çıktı. Skor 43-36 iken Lamayn Wilson'ın kaçırdığı bomboş pozisyondan sonra kimse skorun 57-36'ya gelebileceğini düşünmemişti herhalde. Ama oldu. Fark bir anda 21 sayı sınırına geldi. 14-0'lık seri esnasında Fatih Solak faul linedan stop-jump-shot bile soktu ne diyorsunuz. Ben orada yazdım galibiyeti zaten G.Saray Cafe Crown hanesine. Gerçi sağolsun Can Akın'ın yokluğunda mecburen bu kadar çok sahada kalan Darius Washington Telekom baskısına karşı 5 tane elden ele top kaybı yapınca ve ritmi gereksiz yere arttırınca son periyoda 59-50 girmek zorunda kaldı sarı kırmızılılar. Bu sırada içinde 26-27 dakika boyunca kenarda oturan Andre Owens'ın da içinde olduğu Mallet - Owens - Bekir - Sonkol - Lang beşlisi Murat Özyer'in 'İşte bu maçın doğru beşi' cümlesini kurmasına izin verse de iş biraz işten geçmişti sanki.

Nitekim Cem Akdağ o basit hamleyi yaptı ve son çeyrekte Washington'u kenarda oturttu. Oyuna Murat Kaya ile başladı. Murat - Evren - Jasaitis üçlüsü önce dengeli hücum etme işini gerçekleştirdi, sonra da doğru organizasyonlar sonucunda üçlükleri yazdı, aldığı maçı rakibine kaptırmadı. Cem Akdağ'ın Washington'u neden çok fazla tutmadığını bu maçta bir kez daha anlamış olduk. Ben canlı canlı seyrettiğim F.Bahçe Ülker maçında da görmüştüm alınmış bir maçı nasıl zorla vermeye çalıştığını Washington'un. O gün becerememişti. Bugün becerecekti belki ama Cem Akdağ engel oldu.

Mallet'nin son periyodda şortunun düşmesi ve kıç tarafı dışarıda olarak birkaç dakika sahada gezinmesi komikti. En güzel yorum da Çetin abiden geldi aslında. 'Bugün o kadar çabaladı ki, zayıfladı, şortu bol gelmeye başladı'.

Sonuçta G.Saray Cafe Crown galip gele gele gittiği yoluna firesiz devam etti. Salona gelen seyircisine mücadele, hırs ve istek duygularını köküne kadar yaşattı. Telekom tarafına ise sıkıntıdan başka bir şey kalmadı. Harcanan milyonlarca dolar. Ama karşımızdaki tablo 12 maçta 6 galibiyetçik. Özyer gider mi ne dersiniz?
G.Saray Cafe Crown (87): Darius Washington 7 (3 ribaund- 4 asist), Murat Kaya 5 (1 ribaund- 2 asist), Mike Wilkinson 10 (5 ribuand), Radoslav Rancik 10 (6 ribaund- 2 asist), Evren Büker 16 (8 ribaund- 4 asist), Can Akın, Simas Jasaitis 19 (5 ribaund- 2 asist), Fatih Solak 14 (7 ribaund- 1 asist)

Türk Telekom (71): Kris Lang 6 (1 ribaund), Lamayn Wilson 4 (2 ribaund), Bekir Yarangüme 6 (3 ribaund- 2 asist), Tutku Açık 5 (2 ribaund- 1 asist), Hüseyin Beşok 11 (7 ribaund- 1 asist), Andre Owens 2 (2 asist), Soner Şentürk (2 ribaund- 1 asist), Ersin Dağlı 8 (3 ribaund), Ümit Sonkol 9 (4 ribaund), Demond Mallett 20 (4 ribaund- 1 asist)

G.Saray'ın Var Olan Telekom Fobisi (2/20)

Var böyle ilginç rakamlar istatistikler arasında. Bu da onlardan biri. İki takım arasındaki lig ve Play-Off dahil son 20 maçın 18'ini Telekom kazanmış. Tutmuyor sarı kırmızılıların şansı başkent temsilcisine. Kazanılan o 2 maçtan biri de Murat Özyer'in ikinci sezonunda Dee Brown'lu, Robert Hite'lı kadro ile çıkılan maç. Michael Wright'ın sakatlanıp uzun süre sahalardan uzak kaldığı maç. Şimdi Özyer karşı tarafta. Ve zor durumda. Son F.Bahçe Ülker yenilgisinden sonra o hep tribünlere çağırdığı seyirciden sağlam tepki yedi. Bugün internetteki bahis bürolarına göre favori G.Saray Cafe Crown. Her maça final maçı gibi çıkıyorlar, bu maçı da kazanmak için varlarını yoklarını ortaya koyacaklar. Abdi İpekçi yerine hafta boyunca idman yaptıkları Ahmet Cömert'i tercih eden sarı kırmızılılarda seyircisiz oynama cezasının bitmesinden ötürü seyirci de bekleniyor şiddetle. Telekom cephesinde ise deplasmanda alınmış tek bir galibiyet var bu yıl. O da en zor günlerinde yakaladıkları Kepez karşısında, ite kaka. Serkan Erdoğan'sız çıkacakları bu maçı da kaybederlerse üst üste üçüncü, toplamda ise altıncı yenilgileri olacak. Harcanan milyon dolarların karşılığı olan bir tabloymuş gibi durmuyor açıkçası.

Büyük Gün (!) Pazartesi

Bu skandal ne zaman patladı? 18 Kasım Çarşamba günü. 2 gün sonra moralsiz ve nasıl oynadığı bilinmez bir biçimde Efes maçına çıktı G.Saray Cafe Crown. Hemen o haftasonu apar topar toplandı TBF ve Disiplin Kurulu. Verilecek karar zordu, Cumartesi günü bağlayamadılar olayı, Pazar'a sarktırdılar. Neyse Pazar günü açıklandı cezalar. Hükmen mağlubiyetler, hak mahrumiyeti cezaları, seyircisiz oynamalar, onlar bunlar + bir de 5 puan silinmesi. Onca cezanın içinde eğreti duruyordu bu 5 puanlık silinme. Niye olduğunu, hangi kurala dayandırıldığını kimse bilmiyordu ama şu fikre yormuştuk o zaman bu kararı: G.Saray Cafe Crown takımı dolaylı yoldan küme düşürüldü.

Sonra kime sorsam 'O ceza kalkacak' yanıtını almaya başladım. Ama arada G.Saray'dan Nur Gencer hamlesi gelince federasyon ve kulübün arası biraz limoni oldu. O oldu, bu oldu derken hop Nur Gencer alınıverdi görevden. Tarihe geçen bir başka skandalla. Resmi siteden bu ayrılığın sebebi 'Sağlık sorunları' olarak gösterilirken diğer tarafta Nur Gencer 'İşin aslını' anlatıyordu çatır çatır. Cezanın kalkacağı ihtimali daha da bir oturdu benim kafamda bu infaz sonrasında. Nedeni malum.

Yalnız benim yazmak istediklerim bunlar değildi, o nedenle asıl konuya geçeyim hemen. Efes maçını saymaz isek bu takım 5 maçtır nasıl bir karar çıkacağını ya da diğer bir deyişle geleceğini bilmeden oynuyor. 5 puan silme kalkmazsa G.Saray Cafe Crown'un ligde kalması bir şampiyon performansı sergilemesine kalıyor zira. Kararın nasıl çıkacağını öğrenmek için paşaların keyfi yerine gelsin diye bekliyoruz. Uzuuun bir bekleyişten sonra öğrendik ki: Açıklanıyormuş Pazartesi günü son karar. Cezayı verirken 2 gün içinde elini taşın altına sokan anlayış neden 5-6 haftadır bir nihai karar çıkartamıyor? Bu hangi mantıklı ülkede ya da toplulukta gerçekleşme ihtimali olan bir şey? Hayır anlamadığım G.Saray kulübü neden bu işe isyan etmiyor? Ha derseniz ki onlar ne ile karşılaşacaklarının farkındalar, yani çıkacak kararı önceden biliyorlar.. O zaman bir şey diyemem. Şaşırmam da. Çünkü alıştırdı bu federasyon ve bu anlayış bizi böyle şeylere.

F.Bahçe Ülker - Beşiktaş Cola Turka (Yılın Son Derbisi)

2009'u güzel bir derbi maçıyla kapatacağız. Hem 2009'un hem de ligde 12. haftanın kapanışını yapacak olan derbi saat 20:00'da başlayacak. Geçen yılki final serisinin son maçında yaşananlardan ötürü 5 maç seyircisiz oynama cezasına çarptırılan F.Bahçe Ülker'in bu cezası bitti. Taraftarına böylesine önemli bir maçla kavuşacak olması evsahibi takım için büyük bir avantaj şüphesiz. Futbolda da devre arasında olunduğu hesaba katılırsa bu yıl Euroleague'de iç sahada oynadığı maçların tamamında gelen biletli seyirci toplamının bu tek maçta aşılma ihtimalinin hayli yüksek olduğunu kolaylıkla söyleyebilirim. İki takım da ligde iyi gidiyorlar, iki takım da kazanmak için sahada olacak. Ligdeki son beş maçını kazanan 9'ar galibiyetli iki takımdan hangisi kazanır sorusunu sizlere de sorduk (anket sağ tarafta halen devam ediyor), oranlar kafa kafaya ama Beşiktaş Cola Turka bir adım önde. Ben bu yazıyı yazarken tam 200 oy kullanılmıştı ve bunların 111'i maçı Beşiktaş Cola Turka'nın kazanacağı fikrini destekliyordu.

Benim tek oy hakkım var herkes gibi. Ancak çoğunluğun tersi gruptayım ben. Son 5 sezonda bu iki takım arasında ligde oynanan 10 maçın 9'unu evsahiplerinin kazandığı istatistiğini de yanıma alarak F.Bahçe Ülker'i biraz daha şanslı görüyorum bu derbide. 10 maçlık seride tek deplasman galibiyeti var, o da Aydın Örs'lü sezonda Akatlar'dan çıkan F.Bahçe Ülker galibiyeti. Onun dışında evsahipleri istediklerini almışlar hep.

İki tarafta da önemli eksikler var bu önemli derbi öncesine. F.Bahçe Ülker'de sakatlıkları süren Mirsad Türkcan, Lynn Greer ve Ömer Aşık kesin olarak yoklar. Sakat sakat oynayan Ömer Onan ve Gordan Giricek yarın da aynı şekilde sakat sakat sahada olacaklar. Gerçi Giricek'in son Telekom maçında oynadığı karakterli oyunu görünce keşke bu adam hep sakat olsa demiş olma ihtimalleri hiç de az değil F.Bahçeli taraftarların. Yalnız bunca eksiğin ortasında takım rotasyonuna iyice yerleşen ve verimli de oynayan Serhat Çetin'in sürpriz sakatlığı biraz can sıktı sarı lacivertlilerde. Telekom maçından beri idman yapamayan genç oyuncunun belinde bir problem varmış, yarına yetiştirilmeye çalışılıyormuş. Beşiktaş Cola Turka cephesinde burnu kırılan Muratcan Güler'in maskeyle de olsa beklenenden çabuk sahalara dönmesi sevindirici bir gelişme. Ancak etkili oyunuyla takım için hayli önemli bir yeri olan Brad Newley yine yok. Ameliyat oldu 1 ay daha izleyemeyeceğiz onu. Yeni transfer Fedor Likholitov'un yetişip yetişmeyeceği merak ediliyordu ama oradan gelen haber pek iyi değil açıkçası. Christmas nedeniyle 'Letter of Clearance' kağıdı gelememiş Likholitov'un, haliyle lisansı yok şu an için. Oynayamayacak derbide. Tıpkı F.Bahçe Ülker'de olduğu gibi Beşiktaş Cola Turka'da da bir sürpriz durum var. Genç forvet Kerem Özkan gıda zehirlenmesi nedeniyle 3 gündür hastanedeymiş, durumu pek de oynayacak gibi değilmiş.

Mevcut kadrolar üzerinden kullanılacak rotasyonları ve pozisyon pozisyon karşılaştırmaları yapalım bakalım.

1 Numaralar
F.Bahçe Ülker kadrosunda bu bölgeyi taşıyacaktek isim Damir Mrsic. 40'ına merdiven dayayan ve sezon başında Tanjevic tarafından yüzüne dahil bakılmayan Boşnak oyuncu takımın direksiyonunu elinde bulundurmakta. Serhat Çetin ve Emir Preldzic'in de yer yer bu bölgede kullanıldığı F.Bahçe Ülker Beşiktaş Cola Turka'nın Chatman silahına nasıl karşılık koyacak merak ediyorum. Chatman da alternatifsiz aslında. Yani Engin Atsür onu yedekleyebilecek bir isim ama sakatlıklar nedeniyle o da dakikalarının çoğunu Chatman'la yanyana çift guard oynayarak geçiriyor. 'Beşiktaş Cola Turka'yı yenebilmek için Chatman'ı durdurman gerek' gerçeğini yarın F.Bahçe Ülker büyük bir olasılıkla Ömer Onan silahıyla uygulamaya çalışacak. Şayet başarılı olursa da rakibin gücünü büyük oranda azaltmış olacak. He ama durduramazlarsa, o zaman da bir Chatman şov daha izleriz gibime geliyor.

2-3 Numaralar
Onca sakata rağmen F.Bahçe Ülker'in en zengin olduğu bölüm burası herhalde. Ömer Onan, Gordan Giricek, Serhat Çetin, Tarence Kinsey, Emir Preldzic gibi alternatiflere sahip olan Tanjevic bu bölgede sıkıntı yaşamıyor pek. Ve ne şans ki: Beşiktaş Cola Turka bu pozisyonda epey bir kel. Yarın büyük ihtimalle oynayamayacak olan Kerem Özkan'ı saymaz isek mecburiyetten 2 oynayan Engin Atsür, burnu kırık Muratcan Güler, emektar Haluk Yıldırım ve 2 senedir toplasan 2 tam maç oynamayan Ömer Ünver'den kurulu Beşiktaş Cola Turka'nın forvet bölgesi. Kuşkusuz Haluk Yıldırım takımın gizli ama en büyük silahı. Saha içi pas trafiklerinin devamlılığını ve yeri geldiğinde de bitirilişlerini hala parmak ısırtan bir performansla yerine getiriyor Haluk. Ama bu sefer işin hem defans hem de ofans kısmına eğilmesi gerekecek. Bornova, Aliağa, hatta hafta içindeki gibi bir Banvit'i savunmasız yenersiniz ama bu tip bir maçta işin o boyutunu da düşünmek zorundasınız. Burada ciddi bir F.Bahçe Ülker dominasyonu göze çarpıyor. Belki de maçın kırılma noktası olacak buradaki rotasyon derinlikleri ve kalitesi. Süre alan ve aldığı sürenin hakkını köküne kadar veren Engin Atsür'ün böylesine kritik ve stresi büyük bir maçta neler yapabileceğini de görmüş olacağız bu vesileyle. İyi oyununa devam edebilecek mi kaliteli rakipline karşı, izleyeceğiz.

4-5 Numaralar
Beşiktaş Cola Turka Lonny Baxter ve Cevher Özer ile gayet birbirini tamamlayan özelliklerde bir uzun çiftine sahip. Ama sadece hücumda. Savunmada takımın genelinin olduğu gibi boyalı alan elemanlarının da verebildikleri kısıtlı. Hatta hiç yok bile diyebiliriz. Cevher Türk olmasından ötürü yeri geldiğinde gayretini koyup işin savunma kısmına da eğilebiliyor olsa da Baxter'ın bölge delik deşik. Zaten Beşiktaş Cola Turka teknik kurmayları da bunun farkındalar ki gidip Fedor Likholitov'u aldılar. Ama yazının yukarıdaki paragraflarından birinde de değindiğim gibi Likholitov lisansının yetişmemesinden ötürü sahada olamayacak. Baxter ve Cevher'in alternatifi olarak kullanılan isimler Fletcher ve Adem. Fletcher sezon başında (kupa maçlarında özellikle) ciddi bir form tutmuştu ama şu sıralar pek bir sessiz. Adem desen yıllardır bildiğimiz Adem işte. Ne uzuyor ne kısalıyor. O bölgede bir de Cem Coşkun vardı ama Likholitov geldi diye o da Hacettepe'ye kiralandı. Şayet Ömer Aşık sakat olmasa tıpkı 2-3 numaralarda olduğu gibi burada da F.Bahçe Ülker'i tek geçebilirdik ama köprücük kemiği kırılan genç pivot uzun bir süre sahada kalacak. Mirsad'ı zaten sene başından beri kullanamayan ve ciddi bir 4 numara problemi yaşayan F.Bahçe Ülker'de bir de Ömer Aşık'ın sakatlığı ile 5 numara problemi ortaya çıktı gibi düşünülebilir. Ama işe bir de sarı lacivertli takım için iyi tarafından bakacak olursak Tanjevic'in Oğuz ve Semih'i 4 numarada kullanma fantezisini mecburen bırakmak zorunda kaldığını ve iki ismi de çoğunlukla 5 numarada kullandığını görebiliriz. 4 numarada Rasim biraz yalnız kalıyor ama gerek Semih & Oğuz'un yanyana oynadıklarında gösterdikleri ahenkli durum gerekse de Emir'in de yer yer 4 numaraya çekilebilmesi o bölgedeki sorunların üstünü kapatabiliyor. Hatta Ömer Aşık & Semih ve Ömer Aşık & Oğuz şeklinde kurulu bir uzun çiftinin yaşadığı şut atabilen 4 numaraları maçın kahramanı yapma sıkıntısı da dolaylı yoldan çözüme kavuşuyor bile denebilir. Rasim dışarılara çıkabilmesi ile Cevher'e sıkıntı yaratabilir. Bence bu bölgede erken faul problemine giren taraf devrilecektir. İki takımın da uzun rotasyonları kel. Baxter'ı savunayım derken faul problemine girebilcek bir Semih, ya da tam tersi Semih & Oğuz ikilisine karşı koymakta güçlük çekebilecek Baxter'ın faulleri erken erken toplaması iki taraf adına da maçın kaybedilmesini bile sağlayabilecek sorunlar olur.

Neler olacak izleyip göreceğiz. Pazar gününün tamamını evde geçirmemizi sağlayacak kadar güzel ayarlanmış bir maç programı ve yayın akışına, aynı zamanda 2009 yılına da böyle bir son yakışırdı zaten. İnşallah beklediğimiz kadar güzel bir maç olur. Kazanan kim olursa olsun farketmez, yeter ki olaysız bir derbi olsun. Bir de aklıma gelen şöyle bir şey var. Olur da Beşiktaş Cola Turka kritik bir deplasman galibiyetine imza atarsa uzun zamandır salona gelmemiş olan, geldiğinde de bir derbi yenilgisiyle tanışan ve Tanjevic'e tahammülü artık pek kalmayan F.Bahçe Ülker taraftarı nasıl bir şekilde karşılar bu durumu bilmiyorum. 3 yılın birikmişliği ile sağlam bir tepki alabilir Karadağlı koç. Burak Bıyıktay'ın ise böyle bir durumu yok. Yenerse bomba olur, yenemezse de can sağlığı.

26 Aralık 2009 Cumartesi

Tofaş: 59 - Antalya BŞB: 65

Artık Antalya BŞB'nin de bir deplasman galibiyeti var. Sabah 'Alacağız bu maçı, sonra da şen şakrak Antalya'ya döneceğiz' diyen o kendini çok iyi bilen arkadaşıma da selam olsun. Yaptılar dediklerini vallahi. Benim görüşüm düşük skorlu bir maç olacağı yönündeydi. Ben de haklı çıktım. İlk yarıda farkı çift haneli sayılara taşıyan Tofaş'a sağlam bir geri dönüşle cevap verdi Antalya BŞB. Skor üstünlüğünü eline alıp maç sonuna kadar da bırakmadılar. Sonlarda Tofaş sıkışırıp farkı 3 sayıya kadar çektiyse de Antalya BŞB hem ligdeki ilk deplasman galibiyeti olmasından hem de kendi akranı bir takımı devirmiş olmasından ötürü ayrıca bir anlam yüklü bu güzel galibiyeti kaptırmadı.

Tofaş (59): Mehmet Yağmur 9 (4 ribaund), Brandon Bowman 14 (9 ribaund-1 asist), Can Altıntığ 4 (3 ribaund-1 asist), Cihad Şahin 2 (3 ribaund-3 asist), Sean Denison 8 (4 ribaund), Orçun Göllü 2 (2 ribaund-2 asist), Lamar Butler 11 (2 ribaund-1 asist), Nezih Özbakır, İlkan Karaman 6 (2 ribaund), Melih Sevda, Marko Kolaric 3 (3 ribaund-1 asist)

Antalya BŞB (65): Brian Greene16 (14 ribaund-3 asist) , D.j. Thompson 15 (4 ribaund-2 asist), Hakan Erol 7 (2 ribaund-2 asist), Aaron Jackson 7 (4 ribaund-3 asist), Oktay Yılmaz 2 (1 ribaund), Serkan İnan (2 ribaund), Patrick Femerling 6 (1 ribaund-1 asist), Caner Şentürk 3 (2 ribaund-1 asist), Umut Yenice 9 (2 ribaund)

25 Aralık 2009 Cuma

Efes Pilsen: 77 - Darüşşafaka CT: 69

Psikolojisi boktan bir maçtı açıkçası. Sabah düşünüp 'Hani olmaz ama, olur da Daçka maçı alırsa.. Nasıl karşılanır?' sorusunu kendime sorunca Efes Pilsen için koyulacak sıfatları, altında kalacağı töhmeti aklıma getirip 'Aman' diyerek koyuldum işe güce. Korktuğum başıma geliyordu az kalsın. Daçka devreyi 42-33 önde kapatınca telefonum çalmaya başladı dört bir yandan. 'Gördün mü, Efes maçı satıyor' diye. Dedim rahat olun alırlar, yok dinletemedim. Halı saha maçımı yaptım, çıktım, Çağlar'ı aradım. Almış Efes. Gerçi 34. dakikada skor yine bir ara dengeye gelmiş ama izin vermemişler. Psikolojisi boktan derken bunu kastediyordum aslında. Hani Daçka çıkıp aslanlar gibi topunu oynayıp, denize dökse Efes'i, galibiyeti köküne kadar hak etse, hatta Efes de kendini paralasa maçı çevirmek için.. Ama sonunda Daçka kazanmışsa, o maç 'Satılmış' olacaktı. Çoğu kesim için.

Hayırlısı olmuş.

Efes Pilsen (77): Mario Kasun 12 (9 ribaund- 1 asist), Igor Rakocevic 17 (5 ribaund- 3 asist), Preston Shumpert 17 (8 ribaund- 2 asist), Kerem Tunçeri 7 (2 asist), Kaya Peker 12 (17 ribaund- 1 asist), Dusan Cantekin, Bostjan Nachbar (1 ribaund- 1 asist), Ermal Kuqo 1 (2 ribaund), Ender Arslan 7

Darüşşafaka Cooper Tires (69): Quincy Douby 13 (3 ribaund- 8 asist), Melih Mahmutoğlu 3 (1 ribaund- 2 asist), Kadir Çıpa 2, Bora Hun Paçun 5 (2 ribaund), Alper Özcan 7 (3 ribaund), Polat Kaya 13 (4 ribaund- 1 asist), Haris Mujezinovic 6 (4 ribaund- 1 asist), Jermareo Davidson 20 (10 ribaund- 1 asist)

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #12: Bir Bahar Akşamı Rastladım Size

Mayıs, İstanbul’un en güzel ayıdır. Nisan sonlarında Boğaz’ı sarmaya başlayan erguvanların, o tarifi imkânsız rengiyle şenlenir ortalık… Güneşin, insanın içini ısıtan ışınlarında her yer, özellikle de deniz bir başka parlaklıkta görünür. Kravatını sıyırmış, eteğini biraz yukarı çekiştirip dizinin üzerine çıkarmış gürültücü lise öğrencilerinin sokakları tatlı bir haylazlıkla arşınlaması, taşkınlıkları, el şakaları bile batmaz kimseye. Köşebaşlarını kapmış çiçekçilerden, gelen-geçenin aklını başından alan kokular yükselir. Hele ki gençseniz, kulağınıza çalınan her şarkıda size uyan mısraların hızla arttığını fark edersiniz. Aşık olmanız an meselesidir…

1981 Mayısıydı. Ben de aşık oldum. Yoo, bir kıza değil, basketbola!

Uzun süredir aramızda “seviyeli” bir birliktelik vardı zaten… Her gün görüşmeden edemiyor ama soranlara “arkadaşız” diyorduk. O bahar, ateş bacayı sardı.

Üniversite birinci sınıf öğrencisiydim ve İTÜ genç takımında oynuyordum. Bugünlerde çokça konuşulan Kemal Burkay’ın o meşhur şiirindeki gibi “Şehre bir film geldi, bir güzel orman oldu ve iklim değişip, Akdeniz oldu” aniden. Emektar Spor Sergimiz (daha sonraki kuşaklar onu Lütfi Kırdar olarak tanıdı) Avrupa Basketbol Şampiyonası Çalenç Turu elemelerine ev sahipliği yapıyordu. Ayıptır söylemesi, medyanın aynen bir üst cümlede kullandığım gibi yazıp, telaffuz ettiği bu Çalenç’i, ben Yugoslav topraklarında doğup büyümüş bir eski yıldız zannediyordum -Koraç gibi. Meğer “Challenge”ın Türkçeye tam çevrilemeden apartılmış haliymiş (challenge: meydan okuma, karşı çıkma).

Statü şöyle: İzmir ve İstanbul gruplarında 6’şardan toplam 12 takım var. İlk beş günün sonunda gruplarında ilk üç sırayı alanlar, yine İstanbul’da toplanıyor, birbirleriyle çapraz oynuyor (yani diğer gruptan gelenlerle üç maç daha), ortaya çıkan puan cetvelinde ilk dört sırayı alanlar, Avrupa Şampiyonası’na gitme hakkına ulaşıyor. Milli takımımızın yer aldığı İstanbul grubunda rakiplerimiz Belçika, Finlandiya, İngiltere, Macaristan, Yunanistan. Diğer grupta, İzmir’de Almanya, Bulgaristan, Hollanda, İsveç, Portekiz, Romanya kapışıyor.

İlk gün Erman Kunter’in hücumda, Melih Erçin’in savunmada yıldızlaştığı maçta Belçika’yı 1 sayıyla yenmeyi başarıyoruz. İkinci gün rakip İngiltere. Erman pek oynamıyor. Oyuna giriyor da, bildiğimiz Erman gibi değil. Biz bunu “Koç Önder Seden’le arasında problem var” şeklinde yorumluyoruz. Zaten Doğan Hakyemez de son derece formsuz ve kenarda oturduğu dakikalarda yüzünden düşen bin parça… Atıcı pozisyonunda sadece Melih Erçin’e kalıyor ve atletik zenci guardlarıyla hızlı oynayan İngiltere’ye direnemiyoruz. İlk yarı 19 sayı gerideyiz, ikinci yarı seyirci-meyirci derken fark kapanıyor ama 4 sayıyla kaybediyoruz.

Grubun favorisi Yunanistan, Galis, Yannakis, Koroneos gibi kısalarıyla o zaman üçlük olnadığı halde muazzam dış şutlarla skor üreterek yoluna devam ediyor. Bizse iki maçtan zar zor bir galibiyet çıkarmışız. Gazeteler, takımda havanın pek iyi olmadığını, başta Efe ve Erman olmak üzere, bazı oyuncuların koç olarak aslında Aydan Siyavuş’u istediğini yazıyor (gerçeğin böyle olmadığını, dizi sakat olan Erman’ın, kortizon iğneleriyle zorla oynatıldığını yıllar sonra öğrendim).

İşler beklediğimiz gibi gitmese de, Spor Sergi her gün tıklım tıklım. Bilet kuyrukları Hilton’un, hatta Radyoevi’nin önlerine kadar uzanıyor. Kader maçı diyebileceğimiz Finlandiya randevusunda ilk yarıda yine dökülüyoruz. Rakip, Saareleinen ve Sarkalahti ile oyunu çekip çeviriyor. Takım soyunma odasına 13 sayı geride giderken tribünlerden ilk kez uğultular yükseliyor. Ama ikinci yarıda sahada öyle bir mücadele var ki, kimse yerine bile oturamıyor. “Teknik tribünü” tabir edilen yerdeyim ve koskoca bir ikinci yarıyı ayakta izlediğimi hatırlıyorum. Aytek Gürkan kapılan topları insanüstü bir hızla rakip sahaya taşıyor, Efe Aydan atıyor da atıyor… Bitime 3 saniye kala hâlâ 2 sayı gerideyiz ve rahmetli Cevat Soydaş, bizim bench’in hemen önünden topu oyuna sokuyor. Rakibin baskısından kurtulmak için iyice yüksek posta çıkmış, hatta biraz da yan çizgiye yaklaşmış, yani bugünkü üçlük mesafesine gelmiş Efe’ye verdi. Efe sağ omzunun üzerinden döndü, attı ve… topun fileden geçtiğini hayal meyal görebildim. O an artık ne olmuşsa, kendimi üç-beş sıra aşağıda yerlerde buldum. Uzatma başladığında ben de çoğu insan gibi üstümü başımı silkelemekle meşguldüm.

O gün Türk seyircisi, kendi kendine bir şey icat etti. Bütün bir uzatma devresi, “Dağ Başını Duman Almış…” eşliğinde oynandı. O şartlarda kaybetmek olanaksızdı artık. Efe’nin 31 sayısıyla kazandık. Maç sonrası, 3-4 bin kişilik dev bir koronun içinde, Harbiye’den Taksim’e kadar Gençlik Marşı’nı söyleyerek yürüdüğümüzü hatırlıyorum. Elmadağ’da pencerelerden başını uzatmış teyzeler, caddeden geçenleri alkışlıyordu. Bu kadar coşkulu bir basketbol atmosferini tekrar yaşayabilmek için 2001’deki Hırvatistan ve Almanya maçlarına kadar 20 yıl beklememiz gerekti.

Ertesi gün, o havayla Macar maçını da 1 sayıyla alıyor ve gruptan çıkmayı garantiliyoruz. Son rakip Yunanistan ama kısıtlı kadromuzda onlarla boğuşacak derman kalmamış. Bir de skorbord bozulunca , seyirci bir türlü oyuna giremiyor. Düşünün, maçın kaç kaç olduğunu ve kaç dakika kaldığını bir tek masadakiler ve kenar yönetimler biliyor. Sonlarda üç sayı gerideyiz, bir basket bulunca seviniyoruz ama aynı anda Yunanlılar da havalara zıplayınca, maçın bitmiş olduğunu anlıyoruz: 84-85.

Bir günlük dinlenmeden sonra İzmir’den gelen üç rakiple oynayacağız: Almanya, Hollanda ve İsveç… En az ikisini yenmek şart. Karışık averaj hesapları olursa, o bile yetmeyebilir.

Almanya önünde Erman yine sahada. İğnelerini olmuş, dinlenmiş ve kendini zorlayarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Rakip çok uzun olduğu için, alışkanlıklarımızın dışına çıkıyor ve Emir, Mehmet, Efe’yi aynı beşte oynatarak fizik dezavantajı ortadan kaldırmaya uğraşıyoruz. Bu durum, tempomuzu aşağı çekiyor. Kızıl sakallı Pappert ve buz gibi oynayan Sowa ile Almanlar hep önde gidiyor. Son saniyeler yine kalp spazmı geçirtecek cinsten… Bitime 1 saniye kala 2 farkla gerideyiz ve Erman 2 serbest atış kullanıyor. İlkinde top elinden çıktığı anda pota dibinde bir flaş patlıyor. Ortalık karışıyor. Oraya giren bir Alman foto muhabiri, patlattığı flaşla “kendince” atışın kaçmasını sağlıyor. Pota arkasındaki tribünden beline kadar sarkan Ali Kazaz abimiz, elindeki deri ceketle “bozguncu” Almanı dövmeye çalışıyor ama neye yarar? 1 sayıyla kaybediyoruz. Sırf bu maça girebileyim diye, öğlenden okulu kırmış, botanik laboratuarından telafiye girmeyi göze almışım. Bunları hatırlayınca, dönüş yolunda mağlubiyet daha kötü koyuyor.

Hollanda ve İsveç maçları rüya gibi… O günlerde Avrupa’nın hatırı sayılır şutörleri arasında gösterilen Akerboom’un Hollanda’sını 82-78’le, bir yıl önce Moskova Olimpiyat Oyunları’na katılmış ve onuncu olmuş İsveç’i 69-55’le geçiyoruz. Mağlup olduğumuz üç takımın ardından dördüncü sırayı kaparak Avrupa Şampiyonası vizesini alıyoruz.

Devir 12 Eylül devri… Yanlış hatırlamıyorsam, gece 12’den sonra sokağa çıkma yasağı bile devam ediyor. Ama o akşam Taksim Meydanı’nda ve parkta çılgın bir eğlence var. Çoktandır slogan atamamış, gönlünce bağırıp çağıramamış, okul bahçesinde üçü-beşi bir araya gelse hemen “Dağılın lan!” diye kibarca uyarılmış gençlik eğleniyor ve o sıra her şeye hot zot eden asker-polis sesini çıkarmıyor.

Dedim ya, Mayıs İstanbul’un en güzel ayıdır ve tam da aşık olmanın zamanıdır. Ben o turnuvayla aşık oldum basketbola ve hayatım boyunca ondan uzak kalamayacağımı, bu güzel oyunun öyle ya da böyle, bir biçimde ruhumun vazgeçilmez parçalarından biri olacağını anladım.

Meraklısı için notlar:

Türk Milli Takımı, o turnuvayı Necati Güler, Aytek Gürkan, Doğan Hakyemez, Erman Kunter, Melih Erçin, Cevat Soydaş, Serdar Koçyiğit, Efe Aydan, Mehmet Döğüşken, Emir Turam, Celal Arısan, Şadi Olcay kadrosuyla oynadı. Koç Önder Seden, yardımcısı Atakan Karakaplan’dı.

Çalenç Turu’nda vizeyi aldıktan iki hafta sonra Çekoslavakya’daki Avrupa Şampiyonası finallerine gittik ve oynadığımız 8 maçtan sadece birini (İngiltere) kazanarak 11.likle yurda döndük. Finalde Yugoslavya’yı farklı yenen Sovyetler Birliği Valters’li, Eremin’li, Myshkin’li, Lopatov’lu, Tkatchenko’lu, Khomicius’lu kadrosuyla şampiyon oldu.

1981 Avrupa Şampiyonası’ndan sonra tam 12 yıl boyunca bir daha finallerin yüzünü göremedik. 1993 Avrupa Şampiyonası’na Orhun, Harun, Tamer, Ömer, Levent, Volkan’lı kadromuzla katılarak 9. sırayı İtalya ile paylaştık.

Yiğiter Uluğ

24 Aralık 2009 Perşembe

Ekrem Memnun Bıraktı

Gün içinde almıştım haberini ama netleşene kadar bekledim. 11'de sıfır yapıp ligin galibiyetsiz tek takımı olma başarısını sürdüren Darüşşafaka Cooper Tires'ta koç Ekrem Memnun istifasını verdi. G.Saray Cafe Crown'dan gelen teklifi reddetmişti, kötü gidişi durdurabileceğine inanmıştı belki de. Olmadı. Hayırlısı olsun koç için. Bu ligde her daim yeri olan bir koç kendisi. Bana göre tabii.

Aliağa'da Transferli Günler Başladı

Halil Üner'in Çarşamba günü kaybedilen Erdemir maçından sonra verdiği 'Rotasyonumuz çok dar, genişleteceğiz' demecinden sonra Aliağa Petkim'de transferli günlerin başlamasına şaşırmak olmazdı herhalde. İsmail Çevik ile anlaştı İzmir ekibi. Dün yazdığımız Ogün Sevinç'in İTÜ'ye kiralanma işi de gerçekleşti. Transferler devam edecektir. En azından Ogün'den boşalan kısa forvet pozisyonuna bir adam alacaklardır mutlaka. Ki bana göre 1 numaraya da bir takviye lazım. Salsabasket özel haberidir.

Gökper Gen Kepez'e Kiralandı

Bu sabah yaptığımız 'Kaptanlığı elinden alındı' haberinin üstüne az önce teyit ettirdim ki Kepez'e kiralanmış Gökper Gen. Elinde guard kalmayan bir takıma umut olarak gidiyor. Kafasını toparlayıp iyi oynamaya başlaması hem Kepez'in hem de KSK'nın en büyük dileği olsa gerek. Kepez'in bu yıl için, KSK'nın ise gelecek için buna ihtiyacı var. İzleyeceğiz bakalım performansını, iyi mi olacak yoksa aynı mı kalacak? Salsabasket özel haberidir.

Mersin BŞB: 90 - G.Saray Cafe Crown: 92

Son bölümde Baron & İnanç'ın ufak çaplı bir mucize gerçekleştirme çabalarına taşı Onur Aydın koydu. 10 saniye kala Baron'un çok zor üçlüğüyle 90-90'da dengelenen skoru kendi lehlerine döndürmek için taktik faul yaptı Onur. Bu bir tercih meselesidir elbette. Savunma yapıp maçı uzatmalara götürmek ya da faul yapıp son topu kendi eline almak. O ikincisini seçti. Washington iki faulü de soktu, Mersin son top için oyuna başladı. Sağ dipte İnanç üçlüğü yollayacakken şuta kalkışı esnasında Washington çaldı topu ama oyun sahası içinde tutamadı. 2 saniye vardı, bomba Onur Aydın'ın elinde patladı. Salladı, girmedi. Haliyle denk gelse de maçı veren adam oldu.

G.Saray Cafe Crown tüm sıkıntılı döneme rağmen Tofaş yenilgisi olmasa kayıpsız gidiyor olacaktı. Değerli bir galibiyet çıkarttılar kritik Mersin deplasmanından. Mersin tehlikeli bölgede gezinen bir takım olarak bugün bu maçı mutlak kazanmak amacındaydı ama istemekle olmuyor tabii bu işler. Bu yıl iyi ve dengeli bir kadro kuramamanın sıkıntısını 10 haftadır yaşadıkları gibi bu maçta da yaşadılar. Son dakikalarda farkı kapatıp skoru dengeleseler de bunu sadece zoraki üçlüklerle yapmış olmaları beni onlar adına umutlandıramıyor haliyle.

İki taraf da iyi yüzdeyle üçlük attılar. G.Saray Cafe Crown'da Jasaitis 4/4, Rancik 3/6 ile oynadılar dış çizginin gerisinden. Zaten skoru da 4 yabancı + Can Akın üstlendi sarı kırmızılılarda. Toplam 87 sayısı var bu beşlinin. Mersin cephesinde ise skor üretimine Nikolic başladı, Asım - James devam etti, Baron ve İnanç ise sonlarda epeyce bir kastılar ama yeterli olamadılar. Ribaundlarda 31-23 G.Saray Cafe Crown üstünlüğü var. Mersin'in 23 ribaundunun 15'i Baron & Nikolic'ten. Diğerleri el bile uzatmadılar diyebiliriz hani zorlasak.

-5 puanlık silinme cezasının kalkıp kalkmadığının hala açıklanmadığı (bu konuda da yazacağım bir şeyler) ortamda kazanarak yoluna devam eden G.Saray Cafe Crown'da hem teknik heyeti hem de oyuncuları kutlamak gerekir. Yürek koyuyorlar bir şekilde ortaya. Onları eleştirmek ya da şunu şunu iyi yapamadılar demek gereksiz ve saçma olur bence. Şu ortamda oynadıkları maçları birer birer kazanıyor oluşları, hiç bozmadan yollarına ve işlerine devam edişleri yeterli bir takdir sebebi benim için.

Mersin BŞB (90): Asım Pars 16 (2 ribaund- 3 asist), Altan Erol 5 (1 ribaund- 2 asist), İnanç Koç 11 (2 ribaund- 5 asist), Onur Aydın (2 ribaund- 2 asist), James Baron 25 (7 ribaund- 2 asist), Dominic James 15 (1 ribaund- 4 asist), Goran Nikolic 16 (8 ribaund- 1 asist), Marcus Couisin 2 (1 asist)

G.Saray Cafe Crown (92): Darius Washington 16 (2 ribaund- 4 asist), Michael Wilkinson 19 (9 ribaund), Radoslav Rancik 26 (9 ribaund- 4 asist), Evren Büker 3 (2 ribaund- 4 asist), Can Akın 10 (6 asist), Simas Jasaitis 16 (7 ribaund), Fatih Solak 2 (2 ribaund)

İsyan Bu Haykırış

Fotoğraflar dün oynanan Bornova - Kepez maçından. Solda Yalçın, sağda ise Barış haykırıyorlar bir şeye ama kimbilir neye? (Fotolar: TBF)

KSK'da Gökper'in Kaptanlığı Alındı

Karşıyaka'nın Gökper üzerinde uyguladığı 'Arda Turan modeli' tutmadı. Kulübün altyapısından çıktığı için 'evlat' olarak görülen, bu sene başında kaptanlık verilen ve kendisinden çok şey beklenen Gökper Gen bu beklentileri ligin ilk 11 haftalık süresinde karşılayamadı. Koçtan süre kapamıyor, katkı veremiyor, son 4 maçta hoca onu hatırlamıyor bile, hatta bu da yetmiyor takımın 3. guardı Serkan Menteşe (o da altyapıdan çıkma) süre alıyor ama Gökper yine oynamıyor. Son olarak takım kaptanlığı da alındı genç oyuncunun elinden. Yeni kaptan Wesson. Yükselişi gibi düşüşü de son sürat oldu Gökper'in. Artık ciddi ciddi oturup düşünmesi gerekiyor kendiyle ilgili neleri düzeltmesi gerektiğini. Eminim ki cevabını o benden, bizden, hepimizden çok daha iyi biliyordur.

Bu arada Gökper'le ilgili bir özür borcum var Ayhan Kalyoncu'ya. Yeri gelmişken onu da ileteyim kendisine, üstümde kalırsa üzülürüm.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Beşiktaş Cola Turka: 107 - Banvit: 88

Beşiktaş Cola Turka ikinci yarıda yedi bitirdi, yetmedi bir de üstüne kemiklerini sıyırdı Banvit'in. İlk yarıda kafa kafaya giden maçta Lonny Baxter'ın hemen üçüncü çeyreğin başında 4. faulünü almasıyla ibrelerin Banvit lehine dönmesini beklerken ortada ibre mibre bırakmayan bir Beşiktaş Cola Turka çıktı karşımıza. Üç sayılık atışlarda, ikiliklerde, her zaman her yerde çılgın bir yüzde yakalayan evsahibi onca skorlu maçına inat bu yılın en yüksek skoruna selam çakarken 40 dakika boyunca savunma yapmayan Banvit'in selamı da bizden olsun. Bu yıl en fazla 93 sayı yemişlerdi, o da uzatmalara giden Mersin maçında. Bugün 107 sayı yediler tamı tamına. Son çeyrekte Beşiktaş Cola Turka insaflı davranmasa 120 de yerlerdi ne olacak ki?

Baxter - Lance karşılıklı atışmasıyla başladı maç. Sonra aralarına Chatman, Simmons, Engin, Yunus katıldı. İlk çeyrek 25-23 Beşiktaş Cola Turka üstünlüğüyle geçilirken çeyreğin sonunda 5 Engin Atsür sayısı vardı. İkinci çeyrek de maçın mevcut sayı ortalamasının yakalandığı hatta aşıldığı bir bölüm oldu. Banvit'in 2. dakikada, Beşiktaş Cola Turka'nın da 3. dakikada periyot faul haklarını doldurmalarıyla sıkça faul atışı seyrettik. Atmayan adam kalmadı neredeyse faul. Maç zaten 21:00'de başlamış, bir de neredeyse 1 saat süren bir ilk yarı gelince yavaş yavaş esneme emareleri gelmeye başladı benden. Maç aslında hızlı ama sürekli faullerle kesilince o ritm kesiliyor bir şekilde. Beşiktaş Cola Turka Cevher'in üçlüğüyle 8 sayıya ulaşıp o ana kadarki tepe noktasını yapan fark, ilk çeyrekte faul problemine girip kenara gelen Lance Williams'ın yeniden parkeye ayak basması ve önce Fletcher sonra da Baxter'ın faulleri üçlemesiyle gelen Banvit geri dönüşü sayesinde eridi gitti. Skor üstünlüğü 01:35 kala Banvit'in eline geçti hatta. Ancak ikinci çeyreğin sonunda Chatman 4 sayılık bir resital izletmek istedi bizlere ve devrenin skorunu 56-54 olarak belirledi. İlk yarının en güzel hareketlerini önümdeki kağıtlara not aldım da şöyle bir: Barış Ermiş ve Engin Atsür'ün savunmacılarını tam anlamıyla bakkala göndererek bıraktıkları iki süper turnike, Cevher'in Chatman'ın girmeyen üçlüğünü havada smaçla tamamlaması övgüyü hak eden hareketlerdi kesinlikle. Bir de genç guard Yiğitcan Turna'nın korkusuzca verdiği katkıdan bahsetmek lazım. Kritik üçlüğü skoru uzun bir süre sonra dengeye getirirken, Chatman'a vurduğu blok da ilk yarının güzel hareketleri listesinin kapanışını yaptı. İki taraf da savunma yapmadı. Hem Beşiktaş Cola Turka'nın maçlarında görmeye alışkın olduğumuz bir tablo olması hem de iki takımın da erkenden faul haklarını doldurmuş olmaları nedeniyle çok da şaşırmadım bu duruma. İlk 20 dakikada yakalanan ikilik yüzdelerine bakar mısınız? Beşiktaş Cola Turka: %65, Banvit: %76. Ne denir ki üstüne?

Üçücü çeyrek Baxter'ın 4. faulü almasıyla başlayınca Banvit'ten bir hamle gelir diye düşündüm ama tam tersi oldu, Banvit bu 10 dakikada çöktü. Haluk'un 2, Engin'in 2, Muratcan'ın da 1 üçlüğü ile 10 dakikaya 5 üçlük sığdıran Beşiktaş Cola Turka Banvit'in de ne hücum ne de savunma anlamında hiçbir şey yapmamasıyla farkı açıp gitti. 30 dakikada 86 sayı yiyen bir Banvit diyorum size, gerisini siz hayal edin. Engin Atsür 40 dakikaya yakın sahada kalıyor ve hakkını da veriyor. Ama ciddi anlamda Banvit'in 10 dakikalık çöküşü çok şaşırttı beni. Hani ekran başında anlayamadım ne olduğunu. Savunmada kötüydüler eyvallah da, hücumda doğruları yapıyorlardı. Bu çeyrekte asıl darbeyi vuracakları zamanlarda Lance'e topu indirmeyi akıl edemediler hiç. Beşiktaş Cola Turka kötünün iyisi sayılabilecek bir savunmayla maçı 20'ye kadar götürdü zaten (86-68).

Son çeyrek makara kukara. Maçı alan Beşiktaş Cola Turka rahat rahat topunu oynadı. Banvit de güzelim kuponlarımızın içine turp sıktığıyla kaldı.

Beşiktaş Cola Turka (107): Muratcan Güler 11 (2 ribaund- 2 asist), Engin Atsür 25 (2 ribaund- 7 asist), Haluk Yıldırım 8 (5 ribaund- 4 asist), Lonny Baxter 20 (3 ribaund- 1 asist), Adem Ören 2 (1 ribaund- 1 asist), Mire Chatman 19 (8 ribaund- 4 asist), Cevher Özer 20 (5 ribaund- 3 asist), Kevin Flecer 2

Banvit (88): İbrahim Yıldırım 2, Barış Ermiş 16 (1 asist), Ufuk Gürgen 2, Lance Williams 21 (12 ribaund), Yiğitcan Turna 7 (2 ribaund), Barış Özcan 7 (2 ribaund- 2 asist), Barış Hersek 8 (2 ribaund), Keith Simmons 12 (3 ribaund), Goran Cakic 3 (3 ribaund- 2 asist), Yunus Çankaya 10 (3 ribaund- 1 asist)

T. Telekom: 68 - F.Bahçe Ülker: 70 (Kim Daha Kötü Koç?)

Öyle bir maç düşünün ki: başrolünde 'Kim daha kötü takım yönetiyor?' sorusuna yanıt olabilmek için uğraşan iki büyük koç, yan rollerinde de bu iki büyük koçun emir erleri olan oyuncular. Biri ilk çeyrekte buldukları 21 sayıdan sonraki 16 dakikada toplam 11 sayı üretilişine çare bulamıyor, öbürü 11 farklık avantajın eriyişini mola almadan seyrediyor. Biri takımı 4 yabancıyla sahaya salıyor, diğeri Hüseyin'in faullerden ikincisini bilerek kaçırma ihtimalini düşünemeyip takıma uzun takviyesi yapmıyor. Sonunda kazanan Tanjevic oluyor ama burada takımın sakatlıklardan ötürü epeyce bir daralan rotasyonu nedeniyle kritik yerlerde çılgınlıklar yapamasının payını da göz önünde tutmamız gerekiyor. Ha bir de Bekir'in son bölümde idmanlarda bile bulamayacağı derecede boş üçlüğü sokamamasını tabii.

İşin bu boyutu bir yana, bunca eksiğe rağmen hayli önemli bir galibiyet aldı F.Bahçe Ülker. İlk çeyrekte yüksek yüzdeyle hücum eden ve ilk 10 dakikayı domine eden Telekom'u ikinci çeyrekte kendi silahı olan üç sayılık atışlar (4 farklı oyuncudan 4 kritik üçlük buldu F.Bahçe Ülker) ve yaptıkları alan savunmasıyla yiyip bitirdiler. Telekom ikinci çeyreğin ilk 6 dakikasında sadece 2 sayı üretebildi, düşünün. Devreyi 7 sayı farkla önde geçen F.Bahçe Ülker oyunun üçüncü çeyreğinde farkı çift haneli sayılara çıkartırken Hüseyin merkezli bir isyan başladı Telekom'da. Bu sırada Tanjevic hazretlerinin takımı ve o farkın eriyişini kenardan izleyişini biz de hayranlıkla izledik evden. Ama biliyorum hocanın bahanesini: Takımın kendi başına ayağa kalkmasını bekledim. Hı hı aynen o dediğinden koç. Son çeyrekte karşılıklı smaçlar, karşılıklı basketler maçı hızlı bir NBA maçı havasına sokarken maçın en kritik bölümünde fark 3 sayı ile F.Bahçe Ülker lehineyken Bekir'in kaçırdığı bir üçlük vardı ki, gece uyku uyumasına imkan yok Bekir'in. Eminim ki idmanda bile bu kadar boşunu yakalayamamıştır. Neleri sokan adam onu sokamadı işte. Sonra bir de çemberin içinden çıkan Wilson üçlüğü vardı. Bu iki üçlük o kadar ağır bastı ki Giricek ve Mrsic'in kendilerinden beklenmeyecek biçimde son 30 saniyede 3/6 faul atmaları bile maçı kaybettirmedi F.Bahçe Ülker'e.

Semih, Oğuz ve özellikle Giricek çok istekliydiler bugün. Kinsey'in de hakkını vermek lazım. Kritik sayılar bulduğu gibi önce Tutku'nun, sonra da Serkan'ın iki turnikesinde resmen ellerinden aldı topları.

Türk Telekom (68): Kris Lang 8 (2 ribaund), Serkan Erdoğan 8 (2 ribaund- 3 asist), Lamayne Wilson 5 (5 ribaund), Bekir Yarangüme 6 (3 ribaund- 3 asist), Tutku Açık 7 (1 ribaund- 2 asist), Hüseyin Beşok 16 (5 ribaund), Andre Owens 4 (2 ribaund- 4 asist), Soner Şentürk (1 ribaund), Ersin Dağlı 10 (3 ribaund- 2 asist), Demond Mallet 4 (2 ribaund- 4 asist)

F.Bahçe Ülker (70): Ömer Onan 6 (3 ribaund- 1 asist), Rasim Başak 3 (2 ribaund- 1 asist), Semih Erden 10 (9 ribaund), Gordan Giricek 14 (2 ribaund- 4 asist), Damir Mrsic 9 (2 ribaund- 1 asist), Oğuz Savaş 8 (3 ribaund- 1 asist), Tarence Kinsey 11 (5 ribaund- 1 asist), Serhat Çetin (2 ribaund- 1 asist), Emir Preldzic 9 (6 ribaund- 2 asist)

Aliağa Petkim: 94 - Erdemir: 101

Yalanım yok bekliyordum böyle bir sonu. Hem skorbordda yazan bu NBA maçıvari skoru hem de Erdemir'in maçı kazanmasını. Aliağa haftasonunda Kepez karşısında aldığı ilk deplasman galibiyetinin avantajını 3 gün sonra kaybetti, Erdemir ise Tofaş maçından sonra 2. deplasman galibiyetini de çıkartmış oldu. Gerçi hükmen kazandıkları G.Saray Cafe Crown maçını da sayarsak 3 oluyor deplasman galibiyeti sayıları. İki tarafta da maçı 33 sayıyla bitiren birer adam var. Evsahibinde Jack McClinton, konuk takımda ise Nate Funk. 8/11 ile üçlük soktu McClinton. Sakattı bir de bu adam, hani sakat olmasa kimbilir neler yapacak. Söylemiştik deli bir şutör diye ama vurdumduymaz bir adam işte. Takım oyunundan uzak. Aliağa'da türevi Hosley ile birlikte hem istatistik kağıdını hem de saha içini domine ediyorlar zaten. 4 dakikacık sahada kalan Vuko'yu saymaz isek 6 kişiyle oynadı Halil Üner. Erdemir'de rotasyon daha geniş elbette. 5 oyuncu çift haneleri yakaladılar, ki Leon Williams bunların içinde değildi. Önemli bir detay takım adına.

Aliağa Petkim (94): Jack McClinton 33 (2 ribaund- 1 asist), Reha Öz 12 (5 ribaund- 1 asist), Quinton Hosley 18 (8 ribaund- 8 asist), Kaan Üner 5 (2 ribaund- 4 asist), Lorenzo Gordon 15 (5 ribaund- 2 asist), Vladan Vukosavljevic (1 ribaund), Ceyhun Altay 11 (5 ribaund- 3 asist)

Erdemir (101): Nathan Funk 33 (8 ribaund- 2 asist), Ümit Türkoğlu 2 (4 ribaund- 2 asist), Erdal Bibo 11 (5 ribaund- 2 asist), Hakan Köseoğlu 12 (3 ribaund- 9 asist), Alex Gordon 17 (4 ribaund- 4 asist), Erhan Yetim 6 (2 ribaund), Leon Williams 7 (4 ribaund- 1 asist), Erkan Veyseloğlu 13 (4 ribaund- 2 asist)

Antalya BŞB: 87 - Pınar Karşıyaka: 83

Aldanmayın siz skora, 50 dakika skoru bu. Maç 2 kere uzadı. Antalya BŞB 50 dakikalık bu amansız mücadeleyi kazanarak çok çok önemli bir galibiyete imza attı. Normal süre 61-61 biterken 1 dakika içinde 4 sayı atarak maçı uzatan Birkan Batuk 22 sayı atarak aynı zamanda sahanın da en skoreri oldu. 5/8 üçlük atmış genç oyuncu. Pek alışkın değildik onun böyle performanslarına ama bu yıl sık sık izlettiriyor bize. Kendi adıma burada insanların yazdığı 'Sen Birkan'ın menajerimisin?' sorularının gerçek olmasını dilerdim diyebilirim. Adam bu yılın uzak ara en çok değer kazananı. Bir diğer genç oyuncu Furkan'ın da 11 sayı - 13 ribaundluk performansı var, ki normal süre dolmadan faulleri 5'leyip kalan kısmı kenardan izlemek zorunda kaldı adam. Antalya cephesinde 3 Amerikalı + Umut Yenice'nin toplam 66 sayısı var. Sağlam iş. Dün zehirendiği için tüm günü hastanede geçirdiğini söylediğimiz Andre Smith ise sadece 11 dakika sahada kaldı, katkısı sade ve sadece 3 sayı. Dedim ya çok kritik galibiyet Antalya için. F.Bahçe Ülker maçı haricinde kayıpsız ilerliyorlar iç sahada, ah bir de dışarıda kazanmayı öğrenseler.

Antalya BŞB (87): Brian Greene 14 (10 ribaund- 4 asist), D.J Thompson 15 (4 ribaund- 1 asist), Serkan İnan 9 (2 ribaund- 1 asist), Hakan Erol 4 (1 ribaund), Aaron Jackson 19 (7 ribaund- 7 asist), Patrick Femerling 2 (7 ribaund), Caner Şentürk 5 (2 ribaund- 1 asist), Oktay Yılmaz 1, Umut Yenice 18 (4 ribaund)

Pınar Karşıyaka (83): Serkan Menteşe, Birkan Batuk 22 (7 ribaund- 1 asist), Ryan Toolson 20 (1 ribaund- 2 asist), David Holston 11 (2 ribaund- 5 asist), Andre Smith 3 (3 ribaund), Furkan Aldemir 11 (13 ribaund), Valentin Pastal, Alper Saruhan 2 (1 ribaund- 1 asist), K’Zell Wesson 14 (12 ribaund- 2 asist)

Darüşşafaka CT: 75 - Tofaş: 77

Daçka 11. haftayı da boş geçti. İlk kez galibiyete bu kadar yaklaşıp 40 dakika boyunca skorda kaldılar ama Douby'nin 39, Davidson'un 20 sayısına rağmen maçı almayı başaramadılar. Douby'nin son saniyelerdeki üçlüğü İddaa kuponlarımızı yırtmamızı engellerken Tofaş'ta skor yükünü çekenler alışılmışın biraz dışında isimlerdi. Mehmet Yağmur, Orçun Göllü, Nezih Özbakır ve Sean Denison takımın çift haneli rakamlara ulaşan oyuncuları. Tofaş'taki yıldızsız sistemin olması gereken bir getirisi bu. Bu tip sahnelerle ne kadar çok karşılaşırsak Tofaş da galibiyet sayısını o kadar arttırır. Son 6 maçta tek bir galibiyetleri vardı, bu galibiyet ilaç niyetine gelmiştir onlara. Daçka'yı 0 galibiyet de tutmak da cabası. Gerçi bu durum epey bir takımı sevindirmiştir ya neyse.

Darüşşafaka Cooper Tires (75): Quincy Douby 39 (1 ribaund- 6 asist), Melih Mahmutoğlu 3 (2 ribaund), Kadir Çıpa (3 ribaund- 1 asist), Bora Hun Paçun 2 (1 ribaund), Alper Özcan 2 (1 asist), Polat Kaya 7 (5 ribaund), Haris Mujezinovic 2 (8 ribaund- 1 asist), Jermareo Davidson 20 (8 ribaund)

Tofaş (77): Mehmet Yağmur 14 (3 ribaund- 7 asist), Orçun Göllü 15 (4 ribaund- 1 asist), , Brandon Bowman 8 (6 ribaund- 3 asist), Cihad Şahin 4 (5 ribaund- 1 asist), Nezih Özbakır 10, Sean Denison 16 (4 ribaund- 4 asist), Marko Kolaric 3 (4 ribaund)

Bornova Belediyesi: 85 - Kepez Belediyesi: 77

Belediyelerin kapışmasından galip çıkan taraf kağıt üstünde de favori olan Bornova Belediyesi oldu. Aslında Kepez Belediyesi tıpkı haftasonu Aliağa'ya kaybettiği gibi son çeyrekte verdi maçı. 2'de 2 yapmaları içten bile değildi şu kriz döneminde ama 2'de 0 yaptılar. Bornova maça çok hızlı başlayıp daha ilk çeyrekten 10+ farkı yakaladı. Skor 26-15 iken takımının 13 sayısını atan Shipp'in maçı 15 sayıyla tamamlaması o an için oldukça düşük bir ihtimaldi elbette ama öyle oldu. Devre sonuna kadar durumu toparlayıp soyunma odasına sadece 2 sayı geride giden, üçüncü çeyrekte vitesi arttırıp son çeyreğe 7 farkla önde giren Kepez'in 39-23'lük ribaund üstünlüğüne rağmen maçı alamamasının üç nedeni vardı: 1) 22 top kaybı, 2) Bornova'nın yüksek ikilik yüzdesi (24/38), 3) Kondisyon sorunu. Bornova bu galibiyetle 11'de 6 olup galibiyet yüzdesini %50'nin üstüne çekerken Kepez ligdeki 8. mağlubiyetini aldı. Üst üste 6. yenilgileri oldu bu.

Bornova Belediyesi (85): Joshua Shipp 15 (5 ribaund- 5 asist), Umutcan Özyıldırım 2 (1 ribaund), Kedrick Brown 21 (5 ribaund- 6 asist), Umut Durmuş (1 ribaund- 1 asist), Mesut Ademoğlu 2, Yalçın Azizmahmutoğulları 12 (6 ribaund- 1 asist), Ivan Koljevic (1 asist), Çağdaş Erdoğan 9 (1 ribaund- 2 asist), Frank Elegar 9 (4 ribaund- 2 asist), Serdar Yavuz 15 (2 asist)

Kepez Belediyesi (77): Erdem Türetken (4 ribaund), Bora Sancar 3 (3 ribaund- 2 asist), Jovo Stanojevic 21 (9 ribaund- 2 asist), Levent Bilgin 5 (4 ribaund), Altay Özurgancı (3 ribaund), Barış Güney 3 (4 ribaund- 3 asist), Ersin Görkem 15 (6 ribaund- 3 asist), Bradley Buckman 16 (3 ribaund- 3 asist), Shan Foster 14 (3 ribaund- 3 asist)

Bora Sancar & Ogün Sevinç İTÜ ile Anlaştılar

Bugün muhtemelen son kez giyecekler eski takımlarının formalarını. İki oyuncunun da TB2L temsilcilerinden İTÜ ile anlaştığını öğrendim. Kepez'de Cüneyt Erden'den sonra Bora Sancar'ın da gitmesiyle guard bölgesindeki rotasyonun içi tamamen boşaldı. Sene başında 'Alex Gordon - Cüneyt Erden - Bora Sancar üçlüsü fazla değil mi?' diye sormuştuk, şimdi üçü de yok. Kısa forvetten devşirme Barış Güney kaldı ellerinde bir tek. Takviye yapacaklar mutlaka. Selçuk Üniversitesi'nden Murat Yolcu ve Yeni Zelanda'lı eski dost Mark Dickel isimlerini atayım şöyle bir ortaya. Ogün Sevinç için de oldukça umutluydum aslında. Trabzon'da oyununu geliştirmiş, takımını TBL'ye çıkartamasa da kendisi Aliağa ile anlaşıp TBL'ye geri dönmüştü. Murat Aşkın oynatmıştı hazırlık döneminde ama Halil Üner'in gelişinden sonra benche mahkum oldu. İTÜ'nün Ogün'e Aliağa'dan aldığı kadar para verebileceğini düşünmüyorum ama kiralık olarak gidip en azından sezonun kalan kısmını oynayarak geçirmesi açısından mantıklı bir hamle tabii. İTÜ'nün de işine yarar zaten, mancınığı kurduğu zaman gayet yüzdeli atabilen bir adam. Salsabasket özel haberidir.

İç Güveysinden Hallice: Dennis Demarlow Mims

Eski Beşiktaş'lı, şimdilerin İstanbul BŞB'lisi Dennis Demarlow Mims'in aylık 2000 TL'ye oynadığını yazmıştım geçen hafta burada. Ancak durum sandığımdan da kötüymüş. Gelin hem şöyle biraz geri gidelim, hem de toparlaya toparlaya günümüze kadar gelelim.

1980 doğumlu Dennis Demarlow Mims'in Türkiye ile ilk tanışıklığı TED Kolejliler sayesinde oluyor. Sonrasında bir diğer Ankara takımı Ormanspor'a transfer olan Mims Ankara günleri sırasında bir Türk kızıyla tanışıyor ve sonrasında bu kızla evleniyor. Ormanspor'dan sonraki durağı Yeşilyurt oluyor. Onu buraya aldıran ve ona İstanbul'da sahip çıkıp yardım eden isim Yeşilyurt koçu Kartal Önel. Mims Yeşilyurt'ta 1500 $ maaşla oynuyor ve süper de bir sezon geçiriyor. Kendisinin double-double ortalamalar tutturduğu seneyi Yeşilyurt 6. sırada bitiriyor. Diğer grubun 3. sırasındaki Vestel'i içeride dışarıda yeniyorlar ve bir üst tura çıkıyorlar. Erdemir'e iyi de oynamalarına rağmen diş geçiremiyorlar ve eleniyorlar. Sene sonunda Amerika'ya gitmek için havaalanına gelen Mims burada kulübünün Türkiye'de oturma izni, çalışma izni gibi dökümanlarda eksik bir şeyler bırakması sebebiyle polis tarafından çevriliyor. Polisle karşılıklı olarak atışan başarılı oyuncuya Amerika'ya gittikten sonra (polisin hakkında şikayetçi olmasından ötürü) Türkiye'ye giriş yasağı getiriliyor.

2008-09 sezonuna Hakan Demir yönetiminde giren ve yabancı oyuncuların parasızlık nedeniyle bir bir kaçtığı Beşiktaş Cola Turka'da yabancı arayışı var. Yardımcı koç Yağızer Uluğ çok yakından tanıdığı ve Pertevniyal'de iken kendilerine de önerilen ama kısa bir oyuncuyla ilgilendiklerinden alamadıkları Dennis Mims'i hatırlıyor. Yeşilyurt kulübüne yıllık ödeme tutarının tamamı (14600 $) bonservis olarak ödeniyor ve Mims Beşiktaş kulübünün oyuncusu oluyor. Bu sırada Türkiye'ye giriş yasağı olduğu biliniyor ama bu sıkıntının halledileceğinden de şüphe duyulmuyor. Velakin İtalya'nın Bormio kentine kamp yapmaya gidecek olan Beşiktaş Mims'e telefon açıp İtalya'da katılmasını söylüyor. 10 günlük kamp süresinde de Türkiye'ye giriş sıkıntısının çözüleceği düşünülüyor.

Ama sıkıntı çözülemiyor, son ana kadar bekletilen Mims'e 'Malesef sorunu çözemedik, sen bir süre daha İtalya'da kal, halledeceğiz' deniyor. Mims'in gözleri doluyor tabii. Aylardır göremediği karısı ve çocuğu burnunda tütüyor. Günler, haftalar geçiyor, sorun çözülemiyor. Mims İtalya'dan Amerika'ya geçiyor. Orada beklemeye devam ediyor ve nihayet 2 ay sonra sıkıntı aşılıyor, Mims Türkiye'ye gelip takıma katılıyor. Hem Türk statüsünde oynama ihtimali hem de takıma kenardan takviye güç olması bakımından kadroya katılan Mims, o sıralarda denenmek üzere takıma katılan NBA patentli Justin Williams'ı idmanda yere sermesiyle (ve bunu gören Hakan Demir'in Williams'ın biletini tek idmanla kesmesinden sonra) kendini takımın 3 yabancısından biri olarak buluyor.

Türkiye Kupası 8'li finalleri için İzmir'e gelen Beşiktaş Cola Turka'da Dennis Mims maçtan önceki gece otel odasında çekiyor marijuanayı. Maç sonrasında kurada kendi numarasının çıkmasından sonra da 'Ben bittim' diye sayıklaya sayıklaya idrar örneğini veriyor. Marijuana kullandığı ortaya çıkınca 2 yıl ceza alıyor Mims. Emsallerine göre hayli ağır bir ceza bu aslında. En basiti İtalya'da top koşturan yine eski Beşiktaş'lı Apodaca'da da marijuana çıkmıştı, 3 ay ceza almış, yoluna devam etmişti. Beşiktaş Cola Turka bu cezaya itiraz ediyor tabii. Ceza kaldırılıyor gerçekten ama yeni cezanın açıklanmasını beklerlerken sezon sonu geliyor. 2009 yazından sonra beklenen yeni ceza açıklaması geliyor disiplin kurulundan. Yeni ceza 7 buçuk ay. Sanmayın ki bu ceza bir kitaba bir kurala göre veriliyor. Sadece normali 3 ay olan ama 2 yılla cezalandırılan bir oyuncuya cezanın açıklandığı tarihten bugüne kadar geçen süreyle eşit olan 7,5 aylık ceza veriliyor. Sırf oyuncu sussun, oynamaya başlasın ve sesini çıkartmasın diye. :)

Neyse Mims cezasını tamamlamış olmanın verdiği mutlulukla kulüp aramaya başlıyor. Önerildiği bütün kulüplerden 'İmajımızı sarsar' gerekçesiyle veto yiyor ve son olarak İstanbul BŞB'nin kendisine yaptığı aylık 2000 TL'den 4 aylık kontrat teklifine 'Evet' diyor. Ve bizim hesaplarımıza göre maç başına 500 TL gibi bir rakama gelmiş oluyor Mims'in parası. Ama kazın ayağı öyle değil. Mims'in 7,5 aylık resmi müsabakalardan men cezasının yanında bir de 5000 TL para cezası var. İstanbul BŞB diyor ki: 'Bu para da Mims'in kontratından kesilecek'. Ona da 'Peki' diyor Mims, ne desin. Yani 4 ayın toplamında alacağı 8000 TL'lik paranın 5000 TL'si de cezaya gidiyor. Kalıyor geriye 3000 TL. Aylık 750 TL. Maç başına 187,5 TL. Ne derseniz işte.

Bostancı'da eşi ve çocuğuyla kayınpederinin evinde kalan iç güveysinden hallice Mims, tıpkı Beşiktaş günlerinde olduğu gibi yine dolmuşla ve halk otobüsüyle sağlıyor ulaşımını. Oynadığı ve takımına kazandırdığı ilk 2 maç sonunda yakaladığı ortalamalar 19.5 sayı - 8.5 ribaund. Selam olsun be sana Mims !!..