18 Ocak 2010 Pazartesi

Cem Akdağ Röportajı (Salsabasket Özel)

Zor zamanda zor bir işti üstlendiği. Bu camianın çocuğu olduğundan 'Hayır' da diyemezdi. Soktu taşın altına elini ve belki de lig tarihinin en keyifli direnişlerinden birine imza attı takımıyla birlikte. Göreve gelişinden sonra çıktığı 8 lig maçının 7'sini kazandı. Ki bunların içinde KSK deplasmanı, Mersin deplasmanı, Beşiktaş deplasmanı ve içeride kazanılan Telekom maçları vardı. Tek fireyi Tofaş'a karşı verdiler, o da nazarlık olsun. Ligde durumu toparladıkları gibi Avrupa'da da son 16'ya kaldılar. G.Saray Cafe Crown koçu Cem Akdağ, kendisiyle Aliağa Petkim maçı öncesinde yaptığımız röportajda tüm sorularımıza içtenlikle cevaplar verdi. Bu keyifli direnişin baş aktörünün -bizce- keyifli röportajını okumak için şuraya alalım sizi.


- Geçen sene G.Saray Bayan Basketbol Takımı’ndaki görevinizden kendi isteğinizle ayrılmıştınız. Bu ayrılıktan sonra hiç konuşmamıştınız, hala konuşmamakta kararlı mısınız? Zira bu ayrılığın nedenlerini fazlasıyla merak edenler var.

Ayrıldığım zaman elbette bende insanlarla bir şeyler paylaşmak istedim, dertleşmek istedim ama şimdi düşününce iyi ki de o zamanlarda hiçbir şey konuşmamışım diyorum. Genel hatlarıyla şöyle söyleyebilirim: İlk yılımdaki rahat çalışma ortamım kalmamıştı ve ayrılmam gerekti.

- Bu yıl bir anda Erkek Takımı’nın başında buldunuz kendinizi. O süreç nasıl gelişti?
Açıkçası yaşanan malum olaydan sonra kulüpte hareketlenmeler başladığında ben eşimle birlikte Uzakdoğu seyahatine gitmiştim, burada yoktum. Sağdan soldan kulağıma bir şeyler geliyordu ama ‘Yok canım bize mi kalmış’ diye düşünüyordum hep. Sonra tatilimin üçüncü günüydü yanılmıyorsam, Nur Gencer aradı. Böyle bir şey olsa düşünüp düşünmeyeceğimi sordu. ‘Elbette düşünürüm’ dedim ben de ama tatilimi şu anda yarıda kesemeyeceğimi de belirttim kendisine. ‘Tamam ben hallederim’ dedi bana ve sonra resmi açıklamayı gördüm. Bu şekilde gelişti yani olay.

- Peki sizin bu göreve gelmenize dolaylı da olsa vesile olan forma skandalı hakkındaki görüşleriniz nedir?
O konuda çok fazla bir bilgim yok, sadece okuduklarımdan biliyorum. Ama bence organize bir şey yok gibi. Yani ‘çocukluk’ diye tarif edebilirim sadece. Bunun başka bir izahı yok benim için. Bu seviyede olmaması gereken bir hataydı. Ama oldu. Takımın başına geldikten sonra Okan’la da (Çevik) konuştum, takım hakkında bilgi aldım, sağolsun herşeyi en ince ayrıntısına kadar anlattı bana oyuncularla ilgili. O da çok üzgün, basiretlerinin bağlandığını düşünüyor. Yapacak bir şey yok.

- Nur Gencer olayı hakkında ne düşünüyorsunuz? Orada da aslında G.Saray gibi bir kulübe yakışmayacak bir tutum sergilendi. Başkan çıktı ‘Sağlık problemleri nedeniyle görevinden ayrıldı’ dedi. Sonra Nur Gencer çıktı ‘Ben turp gibiyim, yönetim beni gönderdi’ dedi.
Bu idari bir konudur, kişilerin arasında neler geçmiştir bunu bilemem. Ama ben bana yansıdığı kadarına cevap vereyim. İki tane maç oynadık hiç takımla çalışmadan, sonra ilk kez bir idmana çıkacağız takımla, tüm hazırlıklarımızı yaptık Cihansever Yeşildağ ile, idmana başlayacağız, Nur ağabey arayıp durumunu anlattı. Biz şut idmanına çevirdik tabii olayı. Akşam kulübe gittik, başkan falan da geldi, yola bizimle devam edeceklerini söylediler ve bu günlere kadar geldik.

- Göreve geldiğiniz zaman moral olarak son derece kötü bir takım vardı herhalde karşınızda. Nasıl bir strateji izlediniz takımın tekrar ayağa kalkması için? Özel bir yöntem uygulandı mı? Ne oldu da bu takım toparlandı ve seri galibiyetler alarak hem ligde hem de Avrupa’da başarıyla yoluna devam etti?
Zaten ne olduğunu anlamadan iki tane maça çıktık. Sonra Alba deplasmanına gitmeden önce Okan (Çevik) ile konuştum, fikirlerine saygı duyduğum ağabeylerle konuştum, fikirlerini aldım ne yapılabilir diye. Sonra Almanya’da oyuncularla birebir toplantılar yaptık. Oyuncuların kafalarında neler olduğunu öğrenmek istedik. Türk oyuncuların fazla bir kıpırdama şansları yoktu ama yabancı oyuncularla yaptığım görüşmelerden sonra özellikle ödemelerdeki düzenden ötürü (Genel Sekreterimiz Selçuk İren’e teşekküler bu arada) o konuyla ilgili kafalarının rahat olduğunu anladım. Tek problemleri takımın kötü bir pozisyonda olmasından ötürü gelecekteki kariyerlerinin olumsuz etkilenebileceğiydi. Avrupa’dan elenilse mesela, gözlerden uzak bir şekilde oynayacaklardı. Ama şimdi son 16’ya kalındı, her biri ayrı ayrı takip ediliyor, göz önündeler. Bunlar çok önemli şeyler.

Ben takıma elimde sihirli bir değnek olmadığını söyledim en başta. Sadece ufak bir konsept değişikliğine gideceğimizi belirttim. Hem sizin daha rahat oynayacağınız hem de benim inandığım doğrular doğrultusunda bir sistem benimseyeceğiz. Onun dışında benden farklı şeyler beklemeyin diye en baştan konuştum hepsiyle. Hepsi de çok karakterli oyuncularmış gerçekten, ne istediysek verdiler bizlere, uyum sağladılar. Hepsine teşekkür ediyorum.

Bu arada aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim: Ben Karşıyaka’da sadece 4 maç çıktım sahaya. Bazı insanlar sezonu orada bitirdiğimi yazıyorlar sağda solda ama yok öyle bir şey. Ben 4 maç takımla beraberdim. Sonra Necmi Ton geldi benim yerime. Orada da yönetimle aramda çalışırken keyif alma konusunda bir sıkıntı yaşamıştım. O nedenle ayrılmıştım oradan da.

- Yabancı oyuncularla yaptığınız birebir toplantılarda size gitmek istediğini ima eden, ya da gitmek istediğini belirten oyuncular oldu mu?
O anda çok şaşkındılar ve açıkçası ne yapacaklarını bilmiyorlardı. 1 hafta geçtikten sonra kendilerinden değil de dışarıdan öğrendiğim şey: Bazılarının başka takımlar tarafından istendiğiydi. Ama zaten o süreç içinde burada işler yoluna girdi ve konu oyuncular adına da kapanmış oldu.

- İşin teknik taktik kısmına geçelim biraz da. Siz sezon başında görevde olsanız böyle bir takım mı kurardınız, yoksa daha farklı hamleler yapar mıydınız?
Ben kendi basketbol anlayışımı anlatarak gireyim söze. Ben agresif basketboldan hoşlanan bir koçum. Benim için iki tane sınır vardır. Biri minimum agresiflik sınırı, diğeri de maksimum agresiflik sınırı. Agresifliği benim minimum sınırımın altında olan oyuncuları o sınırın üstüne çıkartmak zordur ve ben böyle oyuncularla çalışmaktan nefret ederim. Bir de maksimum sınırımın üstünde agresifliğe sahip olan oyuncular vardır. Onlar artık düşünememe hastalığına yakalanırlar saha içinde. İşte o da işin en tehlikeli kısmı. Dolayısıyla ben adrenalini yüksekken mümkün olduğunca düşünebilen, hem savunmayı hem de hücumu agresiflik sınırlarımın içinde olan oyuncularla çalışmak isterim.

Bu takım bence istediğim seviyeye yakın bir takım. Ben mesela uzun oyuncuların fazla agresif olamadıklarından ötürü, 3 tane point-guard isterim. İkisini aynı anda oynatırım ben. İnandığım doğrular da bunu işaret ediyor zaten. Dediğim gibi mevcut takım üzerinde yapmayı isteyebileceğim tek değişiklik bir point-guard daha almak olabilirdi belki.

- Point-guard demişken Darius Washington’a getirelim konuyu. Size bundan önce ‘Göndermeyi düşünüyor musunuz?’ dediğimde ‘Şu anda ondan iyisini bulamayız’ cevabını vermiştiniz. Bana göre iki tarafı keskin bıçak durumunda Washington. Bir F.Bahçe Ülker ve bir Türk Telekom maçları var ki birinde son dakikalarda sakatlandı oynayamadı, diğerinde de siz kenara aldınız, Murat Kaya – Evren Büker yaptınız o bölgeyi. Aynı şekilde Beşiktaş Cola Turka maçında da aynı yola başvurdunuz. Yoksa iki maçı da verecekti. Ne düşünüyorsunuz Washington hakkında?
İlk söylediğim şeyin hala arkasındayım. Şu aşamada Darius Washington’dan daha iyi bir guard bulamayız. İkinci değinmek istediğim konu, deminden beri konuştuğumuz agresiflik sınırı. Washington üst sınırı fazlasıyla zorlayan hatta yer yer geçen bir oyuncu. Bir de şu soru var, Washington değil de başka bir oyuncu olsa acaba bize onun verdiği katkıyı verebilir mi? Mesela bir Mersin maçı oynadık. Hani onun yerine NBA’den bir guard olsaydı bile elimde, kaybederdik o maçı eminim. O atmosferde, presin yapıldığı, hakemlerin sağlıklı karar veremediği, bizim oyuncuların kafalarını dahi kaldıramadığı bir ortamda çıkıp tam 6 tane pozitif olay yaptı peş peşe. Ve maç bize geldi.

İdmanlarımıza gelirsen görürsün mesela, adamı tutmak gibi bir şansınız yok. Pres yapıyoruz mesela, yok durduramıyoruz kesinlikle. Benim en baba 4 numaram Rado bile dönüp ‘Impossible’ diye kollarını açıyor bana. Çok kuvvetli, çok süratli bir adam Washington. Biz de şöyle düşünüyoruz: Madem elimizde böyle bir adam var, ve şu anda da takıma uyum sağlamış, bir problem yok. Bu adamdan vazgeçmek ciddi bir yanlış olur. Artı olarak mükemmel de bir insan.

Ve son Teramo maçında bir şeyi daha ispat etti bize ki: Çok da iyi bir savunmacı. Poeta’yı tuttu. İlk yarıda 12 sayı atan Poeta’ya ikinci yarı sadece 2 sayı attırdı. Elbette senin dediğin gibi bazı dezavantajları da var Washington gibi bir guard sahibi olmanın ama bunca iyi özelliğin üstüne bir de kontrollü oynayabilse, o zaman zaten bizde işi ne, gider NBA’de oynar. Ben de yaptığı top kayıplarından, kontrolü kaybetmesinden, ya da savunmada topsuz alanda yaptığı basit hatalardan ötürü rahatsızım. Rahatsız olmama gibi bir durumum olabilir mi? Ama şu anda oyundan çıkma - oyuna girme konusunda falan da anlaşır durumdayız. Bir sıkıntı olmuyor o nedenle.

- Zaten sağlıklı bir Can Akın olduğu zaman elinizde, doğru zamanda değiştirerek oynattığınızda gerekli erimi alacaksınızdır. Hem orada oynayabilecek Murat Kaya, Evren Büker gibi isimler de var elinizde. Aslında zengin bir 1 numara mönüsü var elinizde.
Benim için en büyük sürprizi Evren yaptı aslında. Ben onu D’Antoni’nin oyunculuk zamanlarına benzetiyorum. Bir İtalyan takımıyla Türkiye’ye gelip maç yapmıştı ve ben o anda ona hayran olmuştum. Evren’de de sanki onu görüyorum. Mesela son maçta 5 asist yaptı ama onların hepsi Simas’a üçlük oldu. Çok katkı verdi.

Murat Kaya’nın oyun kuruculuk yapabildiğini zaten biliyorduk. Zeki, kontrollü, oyun kurma özellikleri çok kuvvetli bir oyuncu.

Şimdi ben geldiğimden beri Can ile pek fazla çalışamadık. Can’ın bu takıma kendini kabul ettirebilmesi için ekstra efor sarfetmesi gerekiyor. Çünkü ben şu anda yüksek verim aldığım Washington - Evren - Murat üçlüsünden vazgeçemem. Can’ın ne kadar iyi oyuncu olduğunu ben de biliyorum. İdmanlara da başladı işte, konuşuyoruz da zaten kendisiyle sürekli. O da durumun farkında.

- Peki Jasaitis ve Rancik’le sözleşme yenileneceği doğru mu?
Benim düşüncelerim soruldu ve ben de kendilerine olumlu yönde fikirlerimi ilettim iki oyuncumla da ilgili. Bazı gelişmeler var bu konuyla ilgili.

- Yeni bir transfer var mı gündeminizde? Sarı kırmızılı taraftarların sormamı istediği başlıca soru buydu zaten.
Araştırıyoruz, ancak şu anda elimizdeki oyunculardan daha iyi oyuncu bulma şansımız yok gibi. İkincisi, yakaladığımız kimyayı bozmak da pek işimize gelmiyor açıkçası. Yanlış anlaşılmasın, birçok şey denedik, hamleler yaptık ama karşılık alamadık. Bu şekilde yola devam edeceğiz gibi duruyor.

- Forma skandalından sonra verilen cezalar hakkında ne düşünüyorsunuz? En son 5 puan da geri verilince birçok basketbol yazarı tarafından G.Saray kulübünün hiçbir ceza almadığı, aksine cezaların sadece bireysel olduğu yönünde tepkiler geldi.
Ben bu konuya katılmıyorum. G.Saray Cafe Crown takımının kupada bir şekilde üst tura çıkmışken, o hakkının elinden alınması (ki biz tek maç takımıyız, severiz böyle tek maçlık performansları) eğer bir ceza olarak görülmüyorsa ben hiç konuşmak istemiyorum bu konu hakkında. Sonuçta biz istikrarımızı kaybedebiliriz ama hedef maçlara iyi konsantre olan bir ekibiz ve o kupayı alabilirdik bence.

- 5 puanlık cezanın da kalkmasından sonra gerçekçi hedefleriniz nedir takım olarak? Ayrıca 5 puanın eklenmesiyle gelen rahatlık takımda bir rehavete yol açar mı sizce?
Biz hangi maç olursa olsun, her maça kazanmak için çıkıyoruz. Hesap, kitap yapmıyoruz. Yardımcılarım Cihansever ve Tolga ile her rakibi aynı ciddiyetle analiz edip, her maça aynı önemi veriyoruz. Çünkü her maçı kazanmak istiyoruz. Cihansever çok tecrübeli biri, takıma hem psikolojik hem de taktiksel açıdan büyük katkıları var. Hayatı kolaylaştırıyor bana. Tolga ise genç ama çok bilgili biri. Onun da gelecekte adını sıkça duyacağız bence.

Rehavet konusunda ise bir yerde işlerin her zaman iyi gitmeyeceği gerçeğini söylemek isterim öncelikle. Şimdilik işler iyi gidiyor biz de ama ileride bozulduğu anlar da olacaktır. Beklenmedik galibiyetler alan bir takıma her yerden övgüler gelecektir. Ve bu övgüler mutlaka bir şekilde etkileyecektir insanları. Bunun aksi düşünülemez. İnsan psikolojisine ters düşer. Ben bu rehaveti hissettim mesela deplasmanda kaybettiğimiz Azovmash maçında. O maçın telafisi vardı, Teramo maçı kazanıldı ve bir şey kaybetmedik. Ama açık söyleyeyim, benim halen endişelerim devam ediyor bu konuyla alakalı.

Hedef konusunda ise inanır mısın hiçbir hesap kitap yapmıyorum. Hani kaç galibiyet alırsak Play-Off şansımız olur, kaç galibiyet alırsak 1-2 sıra daha yukarı atlarız gibilerinden. Bizde yapan çok var ama ben yapmıyorum. Her şeyden önce bu benim kendi konsantrasyonumu bozuyor. O nedenle ben sadece her çıktığımız maçı kazanmaya odaklanmış durumdayım. Ben alabileceğim maksimum galibiyeti alayım, sonra karşılığında ne elde etmişim, ona o zaman bakarız.

- Ligin kalitesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bana göre bu yıl lig kaliteli değil. Evet puan durumuna bakınca dengeli bir tablo görüyoruz ama bu tablonun sebebi alttaki takımların çok iyi olmasıyla alakalı değil, aksine üstteki takımların olması gerektiği gibi olmadığıyla alakalı diye düşünüyorum. Bir İspanyol ligi gibi olsak, alttaki takımlar üstteki takımların seviyesini yakalamak için çabalasalar ve puan tablosundaki dengeler bu nedenle oluşsa işte o zaman gerçek kaliteyi görürüz gibime geliyor. Sizin fikirleriniz nedir?
Ben İspanya ligini takip etmiyorum bir kere. O yüzden o konuda bir şey diyemeyeceğim. Ancak ligin kalitesi ya da kalitesizliği biraz Türk oyuncularla alakalı gibi bence. Bütün Milli Takım oyuncularının 1-2 takımda toplanmasa, diğer takımlara da dağılsa, ufak takımlarda başroller üstlenseler daha farklı olabilir gibi lig. Çoğu insana göre yabancı oyuncular belirliyor ligin kalitesini ama bana göre iş Türk oyuncularda bitiyor.

- Temsilcilerimizin ve doğal olarak sizin Avrupa maceralarını nasıl yorumlayabilirsiniz? Kupa 3’teki Banvit’i dışarıda bırakacak olursak, Kupa 1 ve 2’de yer alan 5 temsilcimizin üçü yollarına devam ediyorlar. Ve bu 3 takım içinde kendi ipini kendi kesen tek takım G.Saray afe Crown. Hem Telekom hem de Efes İspanyol takımların yardımlarıyla bir üst tur biletlerini kaptılar. Neler söylemek istersiniz genel anlamda?
Basketbol biraz şans işi. Şans faktörünün önemi çok çok büyük. Ama şöyle bir baktığınız zaman tüm takımlar katıldıkları kupalarda bir şeyler yapmaya çalıştıklarını, emek harcadıklarını görüyoruz. Hedefler doğrultusunda bazı şanssızlıklar yaşanmış ve bu sayede hedeften sapılmış olabilir. Bir şey diyemem. Ben bizim kupa için konuşacak olursam Telekom çok sıkıntılı dönemlerden geçiyordu. Ama toparladılar. Telekom’un sezon başı kampı sırasında tüm guardları sakattı. Şimdi bu önemsenmeyecek bir olay değil. Takım sezona guardı olmadan yaptığı idmanlarla hazırlanıyor. Yani insanların eleştirirken tüm detayları da göz önünde bulundurmaları gerekiyor bence. Neticede sıkıntılı dönemde durumu toparladılar ve bir üst tura kaldılar. Bizim için konuşacak olursam: Ben yokken kazanılan Azovmash maçında Rancik’in 39 sayılık inanılmaz bir katkısı olmuştu, Alba’yı burada yenerken Darius inanılmaz oynadı, son Teramo maçında da Simas inanılmaz oynadı. Sonuçta olması gereken oldu ve biz bir üst tura adımızı yazdırdık. Beşiktaş Cola Turka’nın ise kura şanssızlığı vardı biraz, zor bir gruba düştüler. Ben Beşiktaş takımını çok beğeniyorum, çok iyi bir takımları var.

- Beşiktaş Cola Turka demişken, ligin en tempolu basketbol oynayan takımı Beşiktaş Cola Turka. Ancak G.Saray Cafe Crown da sizin gelmenizle birlikte ciddi bir tempo basketbolu temsilcisi haline geldi. Bu konu hakkındaki fikirleriniz nedir. Tempolu oynamak işin savunma kısmının biraz gözden kaçmasına neden olabiliyor mu?
Süratli basketbol hücum basketbolu, yavaş basketbol defansif basketbol şeklinde yorumlanıyor çoğu kesim tarafından. Ben tempo basketbolu üzerine çok ciddi çalışmalar yaptım. Az buz çalışmalar değil bunlar, zaten Kuşadası’ndaki antrenör seminerinde de anlattım bunları. Şimdi şöyle bir şey var: Basketbolda pozisyon sayısı skoru belirleyen donedir. Siz her hücumda 20 saniye topu çevirip, sonra potaya atarsanız o maç 50’lerde, 60’larda biter zaten.Bu demek değil ki siz süper savunma yaptınız. Tempolu basketbol üzerine benim hayran olduğum 3 koç var. Bir tanesi Mike D’Antoni. Phoenix’te oynatmış olduğu basketbol inanılmazdı. İkincisi Paul Hewitt. Şu anda Karşıyaka koçluğu yapmakta olan Hakan Demir’in Amerika’da yanında çalıştığı kişi. NCAA’de ciddi başarıları olmuştu. Sonuncusu da Paul Westhead. Los Angeles Lakers ile 80’li yıllarda NBA şampiyonluğuna ulaşan, 2000’li yıllarda da WNBA’de Phoenix ile şampiyonluğa ulaşan koç. Dikkat edersen hayran olduğum 3 adam var, biri NBA’den, diğeri NCAA’den, bir diğeri de WNBA’den. Sonuç olarak bir şey farketmiyor. Bu basketbol hem her yerde seyretmesi keyif veren, hem de oyuncuların oynarken keyif aldığı bir baskertbol anlayışı.

- Daçka’nın yeni koçu Vucinic’i de sayarsak ligde 3 yabancı koç oldu. Geriye kalan 13 takımın başında yerli koçlar var. Hem yeni dönem Türk koçları hem de genel anlamda Türk basketbol antrenörlüğü hakkındaki görüşleriniz nedir?
Ben tek tek isim vermek istemiyorum, çünkü Türkiye’deki Türk koçların hepsini çok beğeniyorum. Bunun dışında basketbolu çok iyi bilen yaşı ilerlemiş ağabeylerimiz var. Onların da koç olarak olmasa da bir danışman olarak basketbolun içinde olmaları gerektiğine inanıyorum. Hiçbir şey yapamayacak kadaryaşlı olan duayenlerimizin ise bir şekilde onurlandırılmaları gerekiyor bence. Baktığınız zaman Amerika’da Bob Cousy’nin, John Wooden’ın ağızlarından dökülecek bir cümlenin insanların hayatlarına yön verdiğini görebiliyoruz. Şimdi orada öyle de bizde neden öyle değil. Neden duayenlerimizi küstürüyoruz, onları onurlandırmıyoruz? Türk koçlar dediğimiz zaman sadece aktif olarak antrenörlük yapanları baz alamıyorum ben, biraz daha geniş yelpazeden bakıyorum olaya gördüğün gibi. Ancak özetle ben Türkiye’de Türk koçların koçluk yapmasından yanayım. Yabancı koçlar üstlerine alınmasınlar ama benim fikrim budur.

Mesela bayan basketbolu dediğiniz zaman ben ve Zafer (Kalaycıoğlu) ciddi anlamda Avrupa’nın en önemli koçlarındanız. Ama bize Avrupalılar hiç bu gözle bakmıyor. Peki biz neden kendi evlatlarımıza sahip çıkmıyoruz. Misal bir Erman’ın (Kunter), bir Tolga’nın (Öngören) içinde bulundukları ortamlar o kadar zor ki; biz kendi evlatlarımıza hak ettikleri değerleri verebilsek çok daha hoş olur fikrindeyim.

Tüm bunları da TÜBAD (Türkiye Basketbol Antrenörleri Derneği) yönetim kurulu üyesi bir Türk koç olarak söylediğimi de ekleyeyim.

- Kişisel anlamda Cem Akdağ’ın yakın zamandaki hedefleri nedir? G.Saray erkek basketbol takımıyla yola devam etmek istiyor musunuz? Yoksa yeniden bayan basketboluna dönmek gibi bir arzunuz var mı?
Ben bu göreve kariyerim şöyle, kariyerim böyle diye gelmedim. Bana camianın ihtiyacı olduğu söylendi, ben de koşa koşa geldim. Şu anda olduğum yerden çok mutluyum. Ayrıca bu görev sayesinde Türkiye’de her kategoride antrenörlük yapmış bir koç statüsüne de geldim dolaylı olarak. Ümit Milli Bayan, A Milli Bayan, Yıldız Erkek, Genç Erkek, kısa süreli de olsa Batur ağabeyin yanında A Milli Erkek takım yardımcı antrenörlüğü, G.Saray Bayan, G.Saray Erkek. Güzel bir duygu bu G.Saray kulübünden yetişmiş biri için.

Yönetimin benle yola devam etmek istediğini biliyorum, ben de beni istedikleri sürece buradayım diyebilirim. Zaten önümüzdeki sezon için de yavaş yavaş planlarımızı yapmaya başladık.

- Erkek takımı çalıştırmakla bayan takımı çalıştırmak arasında nasıl farklar var. Hangisi daha zor diyeyim ya da?
Bu tamamen organizasyonun büyüklüğü ve küçüklüğüyle alakalı. Bulunduğunuz organizasyonda hangisi daha popülerse orayı çalıştırmak daha zor. Sonuçta koçlar bir mesuliyet yükleniyor ve bu mesuliyet kaç kişi tarafından takip ediliyorsa işiniz o kadar zorlaşır. Çünkü beklentiler fazladır.

- Göreve geldiğinizden beri üst yapıyı toparlamakla meşgulsünüz ve altyapıya fazla vakit ayıramamış olabilirsiniz ama yavaş yavaş gelecek yılın planlarını yapmaya başladık dediniz diye soruyorum: Altyapılar hakkında ne düşünüyorsunuz? Önümüzdeki yıllarda G.Saray altyapısından çıkan oyuncular görür müyüz?
Altyapı uzun vadeli planlar isteyen, istikrar isteyen bir kavram. Öyle ben her sene altyapıdan 2 oyuncu çıkartacağım demekle olmuyor bu işler. Scouting olayı çok önemli. Bir şekilde bir yerlerde oynayan umut verici oyuncuları bulup kendi kulüp bünyenize katabilmek ciddi bir başarıdır altyapıda. Bunlara ek olarak altyapıya önem verildiğinin kulüpteki herkes tarafından (başkan, idareci, antrenör, oyuncu) bilinmesi gerekli. Ancak hepsinden önemlisi bir şey daha var: ŞANS. Altyapıda doğru zamanda, doğru yerde, doğru insanlarla çalışabilmek yani diğer bir deyişle şanslı olabilmek çok önemli. Bununla ilgili tek bir şey söyleyeceğim: Ben Yıldız Milli Takım’da oynarken benim antrenörüm rahmetli Aydan Siyavuş’tu. Bundan daha büyük bir şans olabilir mi?

Bir de bu olayın diğer tarafından bakıldığı durumlar var tabii. Siz altyapıda bir hocasınız ve elinize Harun Erdenay gibi, Levent Topsakal gibi, Orhun Ene gibi isimler geliyor. İşin bu tarafından bakınca da koçlar için de şans faktörünün çok önemli olduğunu görüyoruz.

- Son soru bir Salsabasket röportajı klasiği olarak sitemiz hakkındaki görüşleriniz hakkında. Cem Akdağ Salsabasket hakkında ne düşünüyor?
Ben çok beğeniyorum. İlk girdiğimde biraz da şaşırdım aslında, sana da söyledim bunu, bu kadar basketbolu nasıl biliyorsun diye şaşırdım biraz. Çünkü fikirlerin çok güzel. Artı olarak işin magazinel kısmına da gayet güzel bir şekilde değiniyorsun. Bu da seni diğerlerinden biraz ayırıyor. En önemlisi de çok güncel bir site. Nostaljik yazılar muazzam. Açıkçası tavsiyede dahi bulunamıyorum, çok iyisiniz. He ama belki işin teknik & taktik kısımlarına biraz daha fazla yer verebilseniz daha güzel olabilir diyebilirim kendi adıma. Ama özetle çok özel bir iş başardın, sitenle ve yaptığın işle ciddi anlamda iftihar edebilirsin. Rahatlıkla söylüyorum bunu.

Anıl Aksaç

6 Yorum Yapılmış:

ako dedi ki...

Anıl eline sağlık. Güzel bir röportaj olmuş. Cem hocayı çok iyi tanımıyordum açıkçası, basketbol felsefesini biraz anlamış olduk.

Umarım yükselen performansımız devam eder. Eurocupta çeyrek final ve ligde playoff yapabilirsek müthiş olur.

basketçi dedi ki...

CEM AKDAĞ benim basketbol antrenörlüğü seminerlerinden hocamdır. kendisi erkek basketboluna her daim hem milli takımlarda hem kulüplerde hizmet etmiştir fakat ben kendisini bayan basketbolunun aydın örs'ü olarak görürdüm. şimdi çok daha olgun ve bilgili bir şekilde aydın örs'ü de geçeceğine inanıyorum.

nebilim dedi ki...

Elinize sağlık. çok güzel ve kapsamlı bir röportaj olmuş. altyapı ile ilgili kısımda gözlerim Göksenin Köksal ile ilgili bir şeyler aradı sadece.

maliano dedi ki...

Elinize sağlık..

FCN Blog dedi ki...

Teşekkürler röportaj için, eline-yüreğine sağlık.

Ayrıca bizim ricamızıda kırmadığın için ayrıca teşekkür ederiz ekip olarak :)

Oylum Tanış dedi ki...

Keyifli bir röportaj olmuş. Teşekkürler. Başarılar Cem Akdağ'a, daima yanındayız...