7 Ocak 2010 Perşembe

Efes Pilsen: 85 - Olympiakos: 93 (Maç Yazısı)

Sezonun şu ana kadar olan kısmının en kritik karşılaşmasına çıktı bugün Efes Pilsen. Tarihinde ikinci kez üstüste Top 16'ya kalamama sıkıntısını yaşamamak için kazanmak zorundaydı bugün. Bu bütçenin, bu organizasyonun nasıl oluyor da Euroleague'deki kaderini evinde oynadığı son maça bağlıyor oluşunu düşünürken buldum kendimi maç öncesinde. Uzun zamandır dillendirdiğimiz, üzerine kafa patlattığımız bu düşünceden hemen kurtularak, kuruldum ekran başına. Çocukluk günlerimdeki gibi dolu bir salon, muazzam bir atmosfer ve Show tv'den canlı yayın vardı.

Benim açımdan tek eksik Murat Murathanoğlu olsa da Efes Pilsen'in çok daha önemli eksikleri vardı maç öncesinde. Dün oynayabilecekleri haberini verdiğimiz Kaya Peker ve Mario Kasun’un da dahil olduğu Kerem Tunçeri – Rakocevic – Shumpert beşi hava atışı için sahaya gelen Efes Pilsen beşiydi. Buna karşılık liderlik hesapları ile İstanbul’a gelen Olympiakos’un beşi Teodosic – Childress- Halperin – Kleiza ve Sofo şeklindeydi.

Yunanistan’da 105-90 kaybettiği maçın başında isabetli dış atışlarla skoru sürükleyen ve maçın içinde kalan Efes Pilsen o maçın aksine bugün pota altını kullanarak başladı maça. Kasun ve Kaya ikilisinin maça birlikte başlıyor oluşu da Ergin Ataman’ın bu düşüncesinin parkedeki yansımasıydı bir anlamda. Efes Pilsen’in pota altından oynama isteğine karşılık Yunan takımının da hızlı hücum silahını çekerek maça başladığını gördük. Hızlı hücumları Kleiza önderliğinde yüksek yüzdeyle bitiren Olympiakos, bu çeyrekte ürettiği 19 sayının hemen hemen tamamını sete yerleşmeden, hızlı hücum neticesinde üretmeyi başardı. Bu çeyrekte Efes Pilsen’de öne çıkan isim ise Shumpert oldu ve takımın geri kalanının dörtte sıfır attığı üç sayı çizgisinin gerisinden 3-4 ile başladı maça. Shumpert’ın bu önemli skor katkısı ile bitime 1.20 kala skoru 0-0’dan sonra ilk kez eşitleme şansı bulan Efes Pilsen, çeyrek sonunda da ilk kez öne geçmeyi başardı 21-19 ile.

Maçın ilk hücumunda Kaya Peker’in Sofo’ya yapmış olduğu blok, ikinci çeyreğin ilk beş dakikalık diliminde önce Nachbar’ın defansta üçe bir kaldığı pozisyonda Bourousis’in karşısına korkusuzca dikilişi ve hemen ardından Sinan Güler’in kaptırdığı top sonrası boş turnikeye giden Penn’e yetişip sayıya izin vermeyişi, Efes Pilsen’in bu maçı istediğinin ve kazanmaya inandığının göstergesiydi. Abdi İpekçi’de dolu bir salonla birleşince bu görüntüler, daha da bir hoş geliyor göze.

İkinci çeyrekte Kerem Tunçeri’nin nefeslenmek için kenara geldiği anlarda oldukça zorlandı Efes Pilsen. Önce Sinan Güler daha sonra Thornton ile topu getirmeye çalıştılar bu dönemde fakat Ender’in yokluğu oldukça sırıttı bu anlarda. Ender’in yokluğunun sırıtması bambaşka sorulara götürse de aslında bizi bugün hiç girmeyelim oralara. Rakocevic’in hücumda istenileni verememesi ve maçın içine girebilmek adına bire biri fazlaca zorlaması Efes Pilsen’in tüm hücum ritmini bozdu bu çeyrekte. Ve bu ritm bozukluğu çeyrek sonunda dört dakikada 11-2’lik bir seri olarak döndü Efes potasına. Maçı istemek, o inancı, o mücadeleyi sahaya koyabilmek çok çok önemli fakat Olympiakos düzeyindeki takımları mağlup edebilmek için sadece bunu yapmak yetmiyor. O sadece önşart. Bu mücadele hırsının yanına oyun aklınızı da eklemeniz gerekiyor. İlk yarının bitimine 20 saniye kala son hücumu on saniyede kullanan ve kaçırdığı şuttan sonra faul yaparak rakibine iki serbest atış hediye eden Efes Pilsen’in en büyük eksiği de buydu ilk yarıda. Bunun yanı sıra Rakocevic'in yalnızca serbest atışlardan iki sayı üretebilmesi ve Shumpert'ın günün en sıcak ismi iken rotasyonda fazlaca kesik yemesi de dikkat çeken diğer etmenlerdi soyunma odasına giderken.

Üçüncü çeyrekte oyunun ritmini ele geçirmek isteyen Efes Pilsen’in önüne iki engel çıktı. Biri Teodosic'di bunlardan. Diğeri ise çeyreğin sonuna doğru anlamsız bir sportmenlik dışı faul yapan Mario Kasun. İlk yarıyı yalnızca bir sayı ile tamamlayan Teodosic bu çeyreğe oldukça hızlı başladı, hücumda takımının skor yükünü üstlenirken bir yandan da takımını oldukça iyi organize etmeyi başardı. Nur Germen onun bu oyununa fazlaca şaşırsa da onu tanıyanlar hiç de yabancı değillerdi onun bu akıl dolu oyununa, paslarına ve şutlarına.

O ana kadar sadece iki sayı üretebilen Rakocevic'li, maça çok iyi bir başlangıç yaptıktan sonra fazlaca benchde bekleyen ve üçüncü çeyrekte dört faule ulaşan Shumpert'lı , Ender’in yokluğunda hiç dinlenme şansı bulamayan Kerem Tunçeri’li Efes Pilsen kazanmak zorunda olduğu maçın son periyoduna 58-53 yenik girdi. Bu dakikadan sonra kaybedecek bir şeyi olmadığını gören Ergin Ataman’dan bir zone tercihi geldi çeyreğin hemen başında. Ataman’ın bu 'resti' işe yaradı ve ilk dört dakikanın skoru 13-3 Efes Pilsen lehine gerçekleşti. Bu gerçekten tam anlamıyla bir restti, oyun gidebilirdi de gelebilirdi de. O an için işe yaradı ve maç yeniden döndü. Oyun ritmini de eline geçiren Efes Pilsen’in galibiyet için ufak bir adıma daha ihtiyacı vardı bu dakikadan sonra. Fakat Kaya Peker’in önce dörtlemesi, sonra ayağındaki kramp nedeniyle kenara gelmesi ile mecburen o meşhur dört kısaya dönen Efes Pilsen’e cevap 12-0’lık seri ile geldi Yunan takımından. Kerem Tunçeri’nin derslik üç muhteşem asisti ile bu girdaptan da çıkmayı başaran Efes Pilsen maçı uzatmaya götürdü. Şansını bir beş dakika zorlamak istedi lacivert beyazlılar.

Ender’in yokluğunda neredeyse hiç çıkmadan oynayan Kerem’in oldukça yorulması ve Rakocevic’in bugün Abdi İpekçi’ye gelmemiş olmasına rağmen kendi kaderini kendi yazması için halen bir şansı vardı Efes Pilsen’in. Fakat olmadı.. Teodosic ve ilk yarıdaki tek sayısını serbest atış çizgisinden bulan Teodosic’in ikinci yarıda 16 sayı atmasını seyreden Efes Pilsen savunması buna izin vermedi. Teodosic'in 17 sayı 12 asist 4 ribaundluk harika performansına karşı koyamadı Efes Pilsen. Kariyerinin en kötü maçlarından birini, belki de en kötüsünü, çıkaran Rakocevic'in son dakikalarda son bir umutla oyuna alınmasının hemen ardından yaptığı o ilginç top kaybı da kapıyı kapattı suratımıza.

Bu 45 dakikanın ardından söylenecekler ortada, ikinci kez Top-16’ya girememe tehlikesi ile karşı karşıya Efes Pilsen. Dün Partizan’ın evinde Rytas’ı yenmesinin ve bugün de Efes Pilsen’in kaybetmesinin ardından haftaya Rytas Malaga’yı kendi evinde mağlup ederse eğer, Efes Pilsen deplasmandan galibiyetle dönse dahi tarihinde ikinci kez ilk turdan elenecek. Bunun camiadaki yansımaları ne olur tahmin etmek güç şimdiden ama herkesin beklediği gibi ben de merakla bekliyorum bu sorunun cevabını. Ve önümüzdeki hafta yaşanacakları.

Efes Pilsen (85): Mario Kasun 7 (7 ribaund- 1 asist), Charles Smith 18 (5 ribaund- 2 asist), Igor Rakocevic 2 (3 ribaund), Kerem Tunçeri 4 (1 ribaund- 8 asist), Bootsy Thornton 5 (2 ribaund- 2 asist), Kaya Peker 18 (7 ribaund- 1 asist), Bostjan Nachbar 2, Daniel Santiago 12 (3 ribaund- 1 asist), Sinan Güler 2 (1 ribaud- 1asist)

Olympiakos (93): Nikola Vujcic 8 (2 ribaund- 2 asist), Ioannis Bourousis 5 (6 ribaund), Yotam Halperin 4 (4 ribaund- 2 asist), Linas Kleiza 16 (9 ribaund- 1 asist), Panagiotis Vasilopoulos 8 (3 ribaund- 2 asist), Patrick Beverley 2 (2 ribaund), Milos Teodosic 17 (4 ribaund- 12 asist), Sofoklis Schortsianitis 2 (3 ribaund- 1 asist) Mavrokefalides 5 (1 ribaund- 1 asist), Penn Scooine 3 (1 ribaund)

18 Yorum Yapılmış:

KskHyTr dedi ki...

İçine djordcevic kaçmış teodasic vardı sahada resmen ne atsa girdi yahu(sadece atmadı attırdıda)... rakocevic ve thornton çok kötüydü... smith ve kaya ancak bu kadar direnebildiler.. Ve ergin atamanın shumperti fazla kenarda unuttuğuna belirteyim...
Top 16 ya gidilemezse sanırım sezon sonu ergin atamanla yollar ayrılır takımı şampiyon yapsa bile tbl de...

tuncer beyribey dedi ki...

Yazık, vallahi yazık, harcanan bu kadar paraya yazık, kurulan bu kadroya yazık, bizim gibi basketbolseverlere yazık ve en önemlisi Türk basketboluna yazık... (Bu arada Teodosiç, Eurobasket2009'dan bu yana devam ediyor çizgisine, olacak bu çocuk)

Cakivu dedi ki...

Efes pilsen kendi sisteminden çıktı bir kere. 7 yabancısı olmayan futbol takımları var. Altyapıdan gelen sadece Ender geriye kalanlar kalbürüstü oyuncular. Gelecek vadeden Cenk İtalyada, Barış ise Banvit de o zaman ne ala.

Atakan dedi ki...

Efes'in şansı bana göre kalmadı, bugun Malaga grubun en kötü takımından fark yedi, Rytas içerde ne yapar yapar alır maçı, Engin hocada büyük ihtimal gönderilir.

kenz dedi ki...

Üstelik Malaga'nın 1. veya 3.olma gibi bir durumu da söz konusu değil.Grubu 2.bitirecekleri kesinleşti.Muhtemelen aslar dinlenecek ve maça hiç asılmayacaklardır.

O değil de Efesin çıkamadığı bir ortamda F.Bahçe şu hocasız, berbat haliyle bile gruptan büyük olasılıkla çıkacak, üstelik 3.bitirme şansı da bir hayli fazla.

Erol Kaya dedi ki...

Ergin Ataman ve Igor Rakoçeviç... Bu senenin en büyük hayal kırıklıkları... Rakoçeviçin belki de kariyerinin en kötü maçıdır bu maç. Ve uzatmaların sonunda yaptığı o top kaybı... Çıldırmamak elde değil. Ama Ergin Hocanın da ondan aşağı kalır yanı yok. Bir sürü şey yazarım buraya ama en çok kendime üzülüyorum. İşten çıktım zar zor maça gittim, bütün kıyafetlerim ter içinde kaldı, maç içinde sesimi ve ömrümden bir yılı kaybettim ve bu saatte eve dönebildim dünyanın bir ucundan(zeytinburnu).
Son sözüm de seyirciye ve efes yönetimine: işte böyle balıkesirden izmirden otobüslerle üniversite öğrencilerini(yaşları büyük demek istiyorum) getirerek seyirci kalitesinin nasıl arttığını görüyorsunuz. en son 2005 çeyrek final serisindeki maçta vardı böyle bir seyirci...

basketçi dedi ki...

DAHA RESİMLEMEDİM AMA
http://naumoski7.blogspot.com/2010/01/nachbar-rakocevic.html

MAÇ YAZISI

atakan dedi ki...

Al Tanjevic'i vur Ergin'e...

ako dedi ki...

maçın en kritik yerlerini kerem-thornton-smith-kaya ile oynadı ergin. hem de 3 oyuncu 4 fauldeydi. bu kadro bir yerden tanıdık gelmiyor mu? geçen sene pivotsuz efesin kadrosu. e o zaman o kadar oyuncu niye aldın sevgili ataman?

Oğuz Yılmaz dedi ki...

@ atakan

%100 katılıyorum...

merve dedi ki...

Bu yorumların çoğu televizyondan izlenerek yapılmış sanırım. Keşke siz de Abdi ipekci'de olup benchte neler oldu görebilseydiniz. Rako'nun kendine ne kadar kızdığını. Ergin'in " daha ne yapmalıyım sana " dediğini. Oturdukları yerde sahadaki 5i sürekli destekleyen oyuncuları.Görülmeliydi bence. Bu maçı kazanmayı gerçekten haketmiştik. Ama maçın başında kaçan 3'lükler, hızlı hucum yapmaya çalışırken kendi potamızda gördüğümüz sayılar aheste aheste çıktı maç sonu.

Keske ordan mutlu mesut ayrılsaydık, olmadı işte.

bonzo dedi ki...

@ merve
kendimizi ne kadar kandıracağız? En önemli oyuncusu sakat olduğu için oynamayan bir takıma karşı ağır, stratejisi olmayan ve hevesli ama akılsızca bir oyun oynadı efes.
Bu nedenle isteğin çok fazla olduğu bir üst düzey maçı, iyi koçluk olmadan kazanmak imkansız diyorum.
Yani beyin yeterli olmazsa vücut felç olur ve çalışmaz. Durum maalesef bu..

reggie31 dedi ki...

dün gece çok alışkın olduğumuz filmi yeniden izledik ve inanın hiç sıkılmadık...maç başladığında gördük ki efes ne kadar mücadele ederse etsin olympiakos bir şekilde maçı alıp götürecek.buna bir de basketbolu bu kadar sevmemin en büyük itici güçlerinden biri olan sırp ekolünün gerçek bir winner temsilcisi olan rakoceviçin loser kimliğine bürünmesi eklenince filmimiz oldukça entrikalı hale geldi...film demişken eski yeşilçam filmlerindeki bir sahne bütün gece gözümün önünde kalmayı başardı.hani filmin uyanık ve üçkağıtçı karakteri bir arkadaşını siyaha boyayarak pele kılığına sokup büyük takımlara transfer eder.her şey güllük gülistanlıktır. taa ki imza törenine veya ilk antremana kadar.siyahi yıldızımızı pohpohlamak için herkes sıraya girer ve oyuncumuzu yanaklarından öper.bu sırada tabi ki oyuncunu boyası dökülür ve foyası ortaya çıkar.işte rakoceviç dün kendini herkese öptürmeye çalışınca o malum sahne tekerrür etti.bazen bir oyuncunun iyiy yönleri aklımızı başımızdan o kadar alır ki bu oyuncunun kötü yanlarını pek görmeyiz ama rakoceviç için dün akşam tam olarak takke düştü kel göründü diyebiliriz.haa bu performansın tüm suçlusu rakoceviç mi...tabiki de koca bir hayır.onun hangi sistemde rakoceviç olduğunu 4 aydır belirleyemeyen koçundan tutunda takımdaki diğer oyuncuların da rolü mevcut durumda...aslında söylenecek o kadar çok şey var ki daha efes için ama en iyisi hiçbir şey söylememek galiba.bekleyip göreceğiz.

Bapsteba dedi ki...

teodosic gibi 1.sınıf bi oyun kurucuya karşı,kerem gibi 2.sınıf bi oyun kurucun varsa;maçı anca bi yere kadar başabaş götürüyosun...hele maçın uzatmaya gitmeme ihtimalinin olduğu o son 5 saniyedeki ne yaptığını bilmez hali daha da kahretti beni.

mıchael dedi ki...

aslında söylenecek o kadar söz var ki söylesen kaç yazar? gerçek oyuncu ile çakma oyuncular arasındaki farkları gördük.sen mılli takımın guardı olacaksın real madrıd de top oynamışsın BAPSTEBA nın da dediği gibi son 5 saniye kala deli dananın bile yapmayacağını yapacaksın!sinan ise adam ile abdurahman celebi misalı.ve top süremeyen bir mılyon dollarlık guard :)

merve dedi ki...

@Bonzo

Kendimi kandırmak değil 2,5 yıldır nerdeyse her deplasman macı ve iç saha macına gidiyorum Efes'in ve gerçekten dun akşam ben bile daha çok gaza geldim Abdi İpekçi'yi öyle görünce. En son sıraya kadar doluydu. Takım uzun zamandır böyle bir atmosfer görmemişti. Ama etkisi çok fazla görülmedi tabiki. Bu kadar eleştiriliyor çünkü yenilgiyi hiç birimiz kabullenemiyoruz. Ve bu kadar ağır bi kadronun da hala "takım" olamaması sorunun en büyüğü. Ayrıca her spor dalında şans çok önemli bi faktör. Ne derseniz deyin şanssızdık. :(

KskHyTr dedi ki...

Bu kadar çok fast break sayısı yemek şansızlıkla açıklanabilecek birşey değil bence... Ayrıca kaya ve keremin ayağına giren kramplar iyi antrene edilmemek olabilirmi(üstelik hafta içi oynanan güle oynaya kazanılan bir kepez maçı var yorgunlukta bahane olamaz) 35lik smith çoğu oyuncudan daha diri gözüktü bilemiyorum...

Sarıkaya dedi ki...

Valla Rako uzatmada tam önümüze yuvarlandırdığında, "Yere düşen Rako'ya bi' tekme de benim patlatmam dinen caiz midir?" sorusu aklımdan geçmedi değil.
Hangi sistem? Böyle NBA görmüş, kariyer yapmış Yugoların gözü başta olmak üzere kalkabilecek bütün uzuvları kalkıyor, sonra oynat oynatabilirsen.