4 Ocak 2010 Pazartesi

Hakan Demir Röportajı (Salsabasket Özel)

Pınar Karşıyaka takımının başarılı koçu Hakan Demir ile Salsabasket ekibinden Çağlar Torun'un Türk Telekom deplasmanı öncesinde yaptığı keyifli röportaj inşallah siz okuyuculara da aynı keyfi hissettirecektir. İçinde sizlerden gelen soruların da olduğu röportajımıza samimi, sıcak ve dobra dobra yanıtlar veren Hakan Demir'e bir kez daha teşekkürlerimizi sunarak sizi röportajı okuyabilmeniz için şuraya davet ediyoruz.

- Klasik olacak belki ama öncelikle koçluğa adım atışınız ile başlamak istiyorum. Çünkü genelin aksine daha farklı bir hikayeniz var bildiğim kadarıyla. Bu hikayeyi birinci ağızdan dinleyerek başlayalım isterseniz.
Şu anda doktorluktan gelip de antrenörlük yapan çok isim yok belki ama ben antrenörlük yapmaya karar verdiğim zaman Ankara’da Doktor Cem Gökçe ve Doktor Selam Gökçe kardeşler vardı. Onlar milli takımlarda yardımcı antrenör olarak çalışırlarken aynı zamanda Ankara’daki kulüplerde görevlerine devam ediyorlardı. Aslında bu iki işin beraber götürülebileceğini, önümdeki bu örnekler doğrultusunda düşünüyordum. Ben antrenörlüğe yaklaşık 88-89 sezonunda DSİ’de küçük takımı çalıştırarak başladım. Ondan sonra DSİ küçük – yıldız - genç takım, Kolej yıldız - genç takımlarında, Mülkiye takımında ve ondan sonra o dönemde Milli takımlarda altyapılarda görev aldım. Amerika’da bir sene yardımcı antrenörlük yaptıktan sonra da Efes Pilsen’de yardımcı antrenör olarak görev yapmaya başladım. Efes Pilsen’de geçirdiğim altı yılın ardından da başantrenör olarak Tekel’de, Mersin BŞB’de, yarım sezon İsviçre’de, Beşiktaş’ta ve bu sene de baş antrenörlükteki beşinci sezonumda Pınar Karşıyaka’da görev alıyorum.

- Efes takımındaki yardımcı koçluk kariyerinizin ardından gittiğiniz tüm takımlarda ‘sezonluk’ görevler aldınız. Tekel takımını Aubrey Reese, Filip Videnov, Tufan Ersöz, Nedim Dal, Umut Tınay'lı kadrosuyla Galatasaray ve Fenerbahçe'nin üstünde play-off'a sokmayı başardınız. Bir önceki sezondan sekiz galibiyet fazla alarak üstelik. Hemen arkasından bir önceki sezon ligden düşmekten son anda kurtulan Mersin takımı ile play-off'u sadece bir galibiyet ile kaçırdınız. Bu arada yaşanan Avrupa tecrübesinde, lig sonuncusu olarak devraldığınız Sion takımını ikinci yarıdaki performansınız ile yine play-off'a sokmayı başardınız. Ve şimdi Pınar Karşıyaka'da ilk 12 maçta alınan yedi galibiyet ile devam ediyorsunuz yola. Geçmiş dönemden gelen tek sezonluk başarılı performanslarınızın ışığında Karşıyaka'daki geleceğinizi nasıl görüyorsunuz? İzmir’e yerleşen bir Hakan Demir görecek miyiz acaba sezon sonunda?
Aslında ben gittiğim hiçbir takıma kısa süreli olarak, bir sezon için gitmedim. Ama Tekelspor’da çalıştıktan sonra Tekelspor yöneticileri bu işte daha fazla devam edemeyeceklerini, iki sene içerisinde takımı kapatacaklarını ve bizim de iyi bir sezon geçirdiğimizi ve dolayısıyla bana gelecek olan teklifleri değerlendirebileceğimi söylemişlerdi. Mersin BŞB’nin teklifi bana enteresan gelmişti. Giderken yaptığımız görüşmelerimiz neticesinde uzun süreli bir kontrat olacağı düşüncesi ile gitmiştim oraya. Fakat orada bir mağlubiyet ile play-off’u kaçırmamız başarısızlık olarak kabul edildi. Oysa ki bir sezon önce küme düşme potasından son galibiyet ile kurtulmuştu Mersin takımı. Bunu başarısızlık olarak değerlendirerek, yeni sezonda benimle çalışmak istemediler. Dolayısıyla Mersin’den ayrılmak zorunda kaldım. Ama başarılı bir sezon geçirdikten sonra gelen tekliflerin arasından Mersin’i seçerken aklımdaki düşünce orada uzun süreli kalma düşüncesiydi. Neyse o olmadı. Sezonun ortasına doğru, İsviçre’den bir teklif geldi. İsviçre takımı ve basketbol ligi benim uzun süreli düşünebileceğim bir ortam değildi tabii. Ama yine de keyifli bir dönem geçirdim orada. Daha sonra görev aldığım Beşiktaş’ta da uzun süreli kalmak isterdim. Ama yaşanan bir takım sıkıntılar neticesinde sezonun 20. haftasında ayrılmak zorunda kaldım. İlk günden başlayan sıkıntılarla birlikte kendimi yıpranmış, yorgun ve üzgün hissediyordum. Dolayısıyla o şekilde ayrıldım. Bu sene Karşıyaka’ya geldiğimizde de, her sezon başlangıcında olduğu gibi uzun süreli bir hedefle başladım. Şu ana kadar bu hedefler çerçevesinde Karşıyaka’da ilerliyoruz. Buradaki takımla benim koçluk hedeflerim örtüşüyor. Açıkçası ben de bu beraberliğin uzun süreli olmasını arzu ediyorum.

- Yine bir önceki sorudan hareketle devam edecek olursak; Karşıyaka taraftarının kulübün kuruluşunun 100. yılında yani 2012 yılında şampiyonluk beklentisi var. Şu anki kadroda yer alan Birkan Batuk, Furkan Aldemir gibi oyuncuların varlığını da düşünürsek bu genç isimlerin etrafında orta vadeli bir planlama ile oluşturulacak kadronun üç sezon içerisinde başarıya ulaşabileceğini öngörebiliriz kesinlikle. Bu genç isimlere şans veren bir coach olarak bu bağlamda orta vadeli planınızı da merak ediyoruz açıkçası.
Şimdi şampiyonluk çok iddialı bir hedef ama olmayacak bir hedef değil tabii ki. Bu iddialı hedeflere ulaşabilmek için adım adım yol almak gerekiyor. Şimdi bu sezon, ilk sekizde yer alıp play-off’a girebilirsek eğer, ki hedefimiz bu, başaracağımızı da düşünüyorum. Daha sonra hedefleri biraz daha yükselterek, ilk dört beş takım içerisinde sürekli yer alan bir takım haline gelebilirse Karşıyaka, tabii ki şampiyonluktan bahsedebiliriz. Ama bunların hepsi belli bir zaman ve doğru adımlar gerektiriyor. Benim şu anda söylemek istediğim, tabii ki elimizdeki bu oyuncu değerlerini tutup üzerine başka oyuncular koyabilirsek Karşıyaka’da gördüğüm potansiyel hem taraftar hem tesis hem kulübün potansiyeli tabii ki yıllar önce de şampiyonluk yaşamış bir kulüp olması özelliğiyle, aynı başarıları tekrar kazanma şansına sahip. Ve bu hedefleri de koyabilecek bir takım Karşıyaka. Ama bunları adım adım yukarı taşımamız lazım, her sene bir önceki sezondan başarılı olursak şampiyonluk hedefinden bahsedebiliriz.

- Avrupa tecrübesi de yaşamış bir coach olarak genel olarak ülkemizdeki yönetim anlayışı ve hemen akabinde Karşıyaka özelinde yönetim hakkında ne düşünüyorsunuz? Şube başkanı Ünal Tuncer ve diğer yöneticilerle koordineli çalışabiliyor musunuz?
Karşıyaka takımının da geçmişten gelen benzer birtakım problemleri vardı. Basketbol camiasında zaman zaman paraların ödenmediği dönemler oluyordu geçmiş yıllarda. Fakat geçen seneden bu yana ciddi bir yapılanma var, bunu da bizzat içinde yaşadığım için görüyorum. Şu ana kadar en ufak bir maddi sıkıntımız olmadı. Oyunculara zamanından önce hem primleri hem maaş ödemeleri gerçekleştiriliyor, yani oyuncularımızın yalnızca basketbola konsantre olması için her şey yapılıyor. Bunu ligin en düşük bütçeli takımlarından biri olarak başarıyoruz. Bütçeyi biraz daha yukarı çekip, bu şartları devam ettirebilirsek eğer idari ve mali anlamda; asıl o zaman daha yüksek başarılardan konuşabileceğimizi düşünüyorum. Şu anda bile bence Karşıyaka kulübü çok önemli adımlar attı. Ben antrenör olarak gittiğim hiçbir takımda bana verilen bütçenin dışına çıkıp, kısa dönemli başarılar için hiçbir zaman zorlamadım yöneticileri. Her zaman o bütçelerin içinde kalmaya çalıştım ama o bütçelerin de ödenmesi sözünü alarak. Şu ana kadar, hem kulüp hem ben sözümüzü tutmuş durumdayız. Ben onlara belli – düşük – bütçenin içinde yine iddialı olabilecek bir takım yaratma sözü vermiştim. Onlar da bana bu düşük bütçenin ödeneceği sözünü vermişlerdi. Dolayısıyla şu anda sorunu çözmüş durumdayız. Ama asıl önemlisi sezonu bitirdikten sonra bu parayı biraz daha büyütüp aynı mali disiplini sağlayabilmek. İşte o zaman gerçekten yol almış oluruz.

- Karşıyaka takımı fiyat/performans parametresinde dikkat çeken yabancı oyuncuları ile bilinir uzun yıllardır. Ve sezon içerisinde parlattığı bu isimleri daha yüksek bütçeli takımlara satması ile de bilinir. Bu sezon başında yapılan yabancı oyuncu transferlerine de bir takım eleştiriler vardı aslında, zayıf konferansların oyuncuları oldukları yönünde. Bu sezonki yabancı oyuncu tercihlerinin tamamı size ait bildiğim kadarıyla. Ve geride kalan 12 hafta bize, bir kez daha başarılı bir tercih yaptığınızı gösteriyor, şu an için. Oyuncu seçimlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Benim oyuncu seçmedeki tecrübem Efes Pilsen ile altı sezon boyunca hem Euroleague’i hem Türkiye Ligi’ni asistan koç olarak çok yakından izleme fırsatı bulmamdan kaynaklanıyor. Çünkü baş antrenörlükte oyuncuları bu kadar derinden takip etmeniz pek mümkün değil. Bir sene Amerika’da Siena Koleji’nde kalmam, dönüşte Efes Pilsen ile altı sene Avrupa basketbolunu yakından takip etmem hangi kalitedeki oyuncuların Avrupa’da başarılı olabileceğini, hangi niteliklere sahip oyuncuların başarıya daha yatkın olabileceğini kafamda kurabilme yeteneğini sağladı bana. Dolayısıyla gittiğim takımın bütçesine uygun olarak o sınıflamaya uyan, bir guarddan, bir forvetten bir uzundan neler bekliyorum, açıkça kafamda biraz standardize etmiş vaziyetteyim. Karşıyaka takımında henüz ligin yarısına gelmiş durumdayız, bu oyuncuların performansları sezon sonuna kadar devam ederse o zaman daha sağlıklı bir yorum yapma şansımız olur. Ama şu döneme kadar olan, hem Türk hem yabancı oyuncuların bize gerçekten sınıf atlatacak isimler olduğu. Özellikle de Türk oyuncuların yeni bir taze nefes olarak algılanması gerektiğini düşünüyorum. Hem yabancı hem de Türk oyuncuları ile lige renk ve kalite katan bir takım şu anda Karşıyaka.

Tabii ki bunu daha yukarılara taşıyabilmek adına aynı yabancı oyuncularla bir sezon değil iki üç sezon beraber çalışma şansımızın olması lazım. Dolayısıyla buraya gelip kendisini gösteren yabancı oyuncularla birden fazla sezon çalışılırsa asıl o zaman Karşıyaka takımında başarıların geleceğini düşünüyorum ben. Yani bu hem Türk hem de yabancı oyuncular için geçerli. İnşallah yabancı oyunculardan bizde iyi performans gösterenleri ve yerli oyuncularımızı takımda tutabilecek, aynı yapıyı koruyabilecek bir bütçeye kavuşuruz önümüzdeki sezonda.

- Takımların yabancı oyuncu rotasyonlarının her yıl değişmesi ligimizdeki takımların genel sorunu aslında. Mesela Galatasaray Cafe Crown’da iki sezon üst üste oynayan son yabancı oyuncu 97-98 sezonunda forma giyen Sherron Mills. Böyle de ilginç bir tablo var karşımızda.
Biz mesela sürekli ligimizi kıyaslıyoruz, İspanya ligi diyoruz, İtalya Ligi diyoruz. Panathinaikos’da Batiste kaçıncı sezonuna giriyor bilmiyorum ama en azından beşinci altıncı sezonundadır. Panathinaikos’un başarısı ile Olympiakos’u kıyasladığınız zaman zaten aradaki fark da bu oluyor. Biri sürekli oyuncu değiştirirken diğeri oyuncularını koruyup ufak bazı değişiklikler ve aynı koçla yollarına devam ediyor. Veya İspanya Ligi’ne bakın, ACB’de birçok takım aynı yabancı oyuncularla birkaç sezon devam ediyor. Çerçeve belli yani. Türkiye’de yabancı oyuncularla alakalı şöyle de bir durum var. Bir sene bir takımda forma giyen oyuncu ertesi sezon bizim ligimizde başka bir takıma gitmek isterse bonservis ödemek zorunda kalıyorsunuz. Yani bu oyuncuları kendi takımınızda tutamadığınız gibi Türkiye Ligi’nde de tutamıyorsunuz. Türkiye Ligi’nde başarılı olmuş yabancı oyuncular dolayısıyla hep diğer liglere gidiyorlar, bu da ligin kalitesini düşürüyor. Bu ne zaman görülecek ben merakla bekliyorum, her zaman bunu söylüyoruz ama devam ediyor halen bu sorun.

- Bu soruların ardından biraz da anlık gündeme dönelim hocam isterseniz. Son günlerde epeyce spekülasyona sebep olan bir Gökper Gen konusu var ortada. Sezon başında kaptanlığa getirilen genç oyuncu özelinde yaşananları en yetkili ağız olarak sizden öğrenmek, ortadaki haber kirliliğini de engelleyecektir sanırım.
Gökper Gen genç bir oyuncu, ben bundan sonraki kariyerini etkileyebilecek bir şey söylemek istemem. Çünkü genç bir oyuncu hata yapabilir, belirli dönemlerde başarısız olabilir. Ama benim şu anlamda içim rahat; ben Gökper Gen’i kazanmak adına çok önemli çabalar gösterdim. Karşıyaka’dan çıkmış, Ümit Milli takımda guardlık yapmış bir oyuncunun bu takımın en büyük kazançlarından biri olması adına gösterdim bu çabayı. Bunu kaptanlıktan tutun da ligin hazırlık dönemlerinde çok önemli dakikalar vererek, bir noktaya getirebileceğimi düşünerek yaptım. Ve bu istediğimiz performansı da gösteremeyince, kiralık olarak ayrıldı takımımızdan, bence bu da eğitiminin bir parçası. Bir sene Karşıyaka’nın dışına çıkıp gerçek hayatla tanışması belki de yine onu kazanmak adına doğru bir hamle olabilir diye düşünüyorum. Bizim şu anda yaptığımız şey, onu kendi içerimizde istediğimiz yöne çeviremememiz dolayısıyla önce dışarıda bir hayatı tatması ve dışarıda bir kulübü görüp belki de bir silkinme yaşaması. Yoksa Gökper Gen’in varlığı bize bir sorun yaşatmadı, tam tersine biz onun çok daha iyi olmasını istediğimiz için yaptık bunu. Ondan büyük beklentiler içindeydik, şimdilik bu beklentilerimizi karşılayamadık. Ama Gökper Gen’in Türk basketboluna hizmetleri devam edecek inşallah diye umut ediyoruz.

- Sezon başında anlaşılan fakat daha sonra sakatlığı sebebiyle sözleşmesi feshedilen Emre Bayav’ın durumu nedir hocam? Takımda uzun oyuncu rotasyonunda da bir sıkıntı olduğu göze çarpıyor açıkça. Andre Smith, Furkan ve Wesson dışında uzun oyuncu olmaması ve ligin en fazla faul yapan takımı olmanız neticesinde de maç içinde faul problemine girebiliyor bu isimler. Bir takviye düşünüyor musunuz oraya?
Ligin en fazla faul yapan takımı olmamız gibi istatistikleri takip etmiyorum açıkçası. Bu istatistik bir takım adına kötü müdür iyi midir onu da bilemedim şu anda. Ama agresif savunma yapmaya çalışan bir takım olarak, benim çalıştırdığım takımlar bu anlamda biraz daha fazla faul yaparlar. Belirli bir standardın üzerinde savunma yapmaya gayret etmemiz, ligin dengesinin biraz üzerinde el kol kullanmamız buna sebep olabilir. Fakat açıkçası ben faul sayımız dörde ya da dördün üzerine çıktığında bile, oyunculara çok fazla aman faul yapmayın uyarısında bulunan bir koç değilim. Sonuçta orada onu dediğiniz zaman da bu kez savunma seviyesi ciddi şekilde düşüyor. Yani dolayısıyla benim anlayışımda böyle bir şey yok. Ama tabii ki bacaklarla yapılan savunma faul sayısını her zaman azaltır. Demek ki bizim de elimizi kolumuzu kullanmayı biraz azaltmamız gerekiyor.

Öteki soru neydi ? :)

- Uzun transferi olacak mı?
Bizim uzun transferi konusunda şöyle bir sıkıntımız var. Biz sezon başında Emre ile anlaştık. Fakat sözleşme noktasına geldiğimizde Emre’nin sakatlığının bizim düşündüğümüzden daha ciddi olduğu ve ameliyat olması gerektiği ortaya çıktı. Dolayısıyla biz o dönemde yeni transfer edebileceğimiz bir yerli uzun bulamadık. Bu arada iki tane yabancı oyuncu ile anlaşmıştık: Martin Mihajlovic ve Andre Smith. Daha sonra tekrar Türk oyuncu arayışına girdik fakat bulamayınca, öyle bir oyuncu alalım ki hem dördü hem beşi kapatsın, tecrübeli olsun fikrine geçiş yapmak durumunda kaldık. Yoksa eğer Emre olsaydı takımda, ben Mihajlovic ile sezon sonuna kadar devam etmek niyetindeydim. Ama Mihajlovic orada ince kaldı. İki oyuncunun açığını tek oyuncu ile örtmek için arayışta iken, hem Wesson’ın Bulgar pasaportunun olması hem de benim onu tanıyor olmamın etkisiyle gerçekleştirdik o transferi. Smith de hem beş hem dört oynayabilen bir oyuncu. Furkan’ı oynatmayı zaten sezon başında koymuştum ben kafama. Bir tane Türk uzuna ihtiyacımız var, arayış içerisindeyiz. Eğer Türk uzun bulamazsak, işimiz biraz karışık. Kulübün maddi şartları dolayısıyla bizim sahaya beş yabancı ile çıkma şansımız yok. Ya oraya bir yerden Türk uzun bulacağız ya da bizimle sadece antrenman yapacak, sakatlıklara göre kadroya girecek bir yabancı uzun daha alıp ama yine sahaya dört yabancı çıkmaya devam edeceğiz.

- Geçen sezon 13 galibiyetin 10'unu, bir önceki sezon 17 galibiyetin 12'sini, ondan önceki sezon 12 galibiyetin 10'unu iç sahada alan bir Karşıyaka profili var karşımızda. Şu anda da yedi galibiyetin beşini evinizde almış durumdasınız. Sırf size özgü bir durum olmamakla birlikte böyle de bir istatistik var karşımızda. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Bu sezonun sonunda da buna benzer bir tablo mu göreceğiz acaba Karşıyaka isminin karşısında?
Bunlar hep birbirine bağlı aslında. Öncelikle Karşıyaka her zaman tecrübesiz, yeni mezun, genç oyuncularla oynayan bir takım. Dolayısıyla deplasmanda kazanabilmek, galip gelebilmek için öncelikle tecrübe gerekiyor. İkincisi Karşıyaka Arena’da oynanan maçlar, taraftarın orada yarattığı ambiansla bir oyuncunun oynayabileceği en yüksek atmosferler seviyesinde oynanıyor. O atmosferde oynamış, o atmosferde maç kazanmış bir oyuncunun ertesi hafta deplasmanda arkasında öyle bir taraftarın olmadığı bir ortamda ve tabii gençliğin, tecrübesizliğin de etkisiyle aynı performansı göstermesi kolay olmuyor. Ama ben yine de sezon başıyla şu geldiğimiz dönemi kıyaslarsam, artan bir deplasmanda oyun oynama grafiği görüyorum. Yani Fenerbahçe ve Tofaş deplasmanlarında kazandık, Oyak Renault’a son saniyede, Antalya takımına iki uzatma sonunda kaybettik. Sezon başına göre bu deplasman performansımızın arttığını düşünüyorum.

- Bu sezon oynadığınız karşılaşmaların özellikle üçüncü periyotlarında soyunma odasından tam manasıyla dönememiş bir Karşıyaka görüyoruz. Oyak deplasmanında 33-19’luk, İzmir’de Galatasaray Cafe Crown maçında 15-27’lik çeyrek skorları. İstanbul’da kazanılmasına rağmen Fenerbahçe Ülker maçında 26-6’lık çeyrek skoru. 3. çeyreklerde bir sıkıntı var gibi sanki?
Rotasyonumuzun darlığı ile alakalı olabilir bu durum, çünkü geniş bir kadromuz yok. Özellikle belirli pozisyonlarda çok az oyuncu değiştirme şansımız olduğu için ve oyuncularım da büyük bir efor sarfederek oynadıkları için olabilir. Benim takımlarıma bakıldığı zaman hem hücumda hem savunmada agresif oynayan, sert oynayan, çabuk oynayan, yani fiziksel oynayan bir takım yaratmak isteğim ve oyuncuları bu yönde yönlendirdiğim görülebilir. Dolayısıyla bir yorgunluk olabilir bu anlamda. 3. periyotta maça yeniden konsantre olabilmek sıkıntı yaratabilir, oyuncu fiziksel olarak kendini biraz düşmüş hissedebilir. Bunlar bir faktördür diye düşünüyorum. Ama bazı maçlarda da bu sıkıntıyı hiç yaşamadık. Fenerbahçe maçında yaşadık ama maçı kazandık. Galatasaray maçında yaşadık, maçı kaybettik. Yani dediğim gibi bu tip takımların belli bir standarda kavuşması çok kolay olmuyor. Ben yine periyot periyot da yaklaşmıyorum, maçın geneline bakıyorum. Şu ana kadar takımın mücadelesinden memnunum, önemli olan bu seviyeyi aşağı düşürmemek ve sürekli olarak ileriye doğru taşımak.

- Karşıyaka'nın içinden gelen bir isim olan Mete Babaoğlu'nun altyapıda görev almasıyla birlikte sayılarının daha da artacağı umulan genç oyuncularınız hakkında neler düşünüyorsunuz? Altyapıdaki takımlardan takviyeler olacak mı önümüzdeki dönem A takıma?
Yarınki maçtan sonra iki haftalık bir ara var. All–Star olmayan yabancı oyuncular Amerika’ya gidecekler. Burada altyapıdan dört beş tane oyuncu çağırarak antremanlara devam edeceğiz. Dolayısıyla genç takımdaki oyuncuları da tekrar bir görme şansım olacak. Mete Babaoğlu’nun altyapıya gelmesi Karşıyaya Spor Kulübü’nün bu işe, altyapıya tekrar önem verdiğinin ve buradan gelecek oyuncuların daha donanımlı olacağının bir garantisi. Ve dolayısıyla ben de bundan son derece mutluyum. Mete abi de geldiği ilk günden bu yana çok olumlu işler yapıyor. Birinci günden tesisleri çok iyi bir hale getirdi, velilerle vs çok iyi ilişkiler içerisinde. İnşallah Karşıyaka bu fabrika modelini her sene yeni yeni oyuncular çıkartarak devam ettirecek. Baktığımızda bu sezon Furkan Aldemir, Onur Çalban, Serkan Menteşe bulunuyor A takım kadrosunda, bunlar çok önemli oyuncular. Birkan’ı ayrı tutuyorum, Ülker Alpella altyapısından yetişmiş bir oyuncu. Ama bence Karşıyaka modeline en uygun oyuncularımızdan bir tanesi. Bu genç oyuncuların yanında diğer oyuncularımız da var. Bizim sertliğimizi arttıran, antrenman kalitemizi yukarı çeken Alper Saruhan, Valentin Pastal gibi. Bunlar bizim için son derece önemli oyuncular.

- Henüz yolu yarılamamışken bir hedef göstermek sizin adınıza ne kadar doğru olur bilemem ama Pınar Karşıyaka takımının bu sezonki başarı kriteri nedir? Şunu yaparsak bu sezonu kendi adımıza başarılı sayabiliriz diyebileceğiniz bir şey var mı?
Karşıyaka’nın bu sezonki matematiksel hedefi ligde ilk sekiz içerisinde ve Türkiye Kupası’nda da ilk dört içerisinde yer almaktır. Ama benim için önemli olan burada oynanan basketbolun kalitesi, oyuncuların ilerlemesi, basketbollarını geliştirmesi ve kulübün basketbola bakışında ilerlemeler yaşanmasıdır ki bunlar da matematiksel olmayan başarılarımızdır. Dolayısıyla matematiksel başarımız ilk sekiz içerisinde yer almak ve yukarıya da kolay teslim olmayan bir yapıda yol alabilen bir takım olabilmek. Söylediğim diğer kriterler ise saha dışı hedeflerimiz. Bunların hepsinin beraber olduğu zaman başarıdan bahsedebileceğimizi düşünüyorum ben. Yoksa baktığında her sene ilk sekize kalan, play-off’a kalan birçok takım var ama birçoğunun ismi hatırlanmıyor. Bazen şampiyon bile hatırlanmıyor ama hatırlanan bir takım şeyler var. Bir kere oynanan basketbol seviyesi, kalitesi, Türk basketbol ligine kattığı değerler, kattığı oyuncular, yabancı oyuncuların burada gösterdiği gelişimler neticesinde ilerlemesi ve belki onların daha yüksek bütçeli yerlere geçmesi. Bunların hepsi başarı kriterleridir. Açıkçası ben bunların hepsinin bir arada olduğu anda gerçek başarıdan söz edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

- Bu sene kalitesi epeyce tartışılan ligimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben her sene söylüyorum, Türk basketbol liginde kalite kriteri nedir tam olarak bilmiyorum. İnsanlar her sene ligi kaliteli ya da kalitesiz olarak sınıflayabiliyorlar. Benim söyleyebileceğim sadece rekabetçi bir lig olduğu. Yani takımların birbirleriyle rekabet seviyesinin her sene arttığı bir ligimiz var baktığınızda, ama kalite dediğiniz zaman oynanan basketbol kalitesi söz konusu ise ve Euroleague seviyesinde bir kaliteden bahsediyorsak bu seviyenin olmadığı çok açık. Bir İspanya liginde oynanan basketbolun kalitesinden bahsediyorsak, bir savunma ya da hücum kalitesinden bahsediyorsak buralarda olmadığımız da çok açık. Ama bir rekabetten bahsediyorsak, evet bu rekabetin içerisindeyiz. Bugün baktığınız zaman Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen Top-16’ya girmekte zorlanıyorlar, hatta geçen sene giremiyor bile Efes Pilsen. Ama giremeyen bu takım Türkiye şampiyonluğunu çok iyi bir görüntüyle 2-0’dan dönerek 4-2 ile elde edebiliyor. Fenerbahçe Ülker aynı şekilde Avrupa liginde sallantılar yaşarken Türkiye liginde çok rahat maçlar kazanarak, ligi rahat bir şekilde domine edebiliyor. Bu anlamda ligimiz kalitelidir dememiz söz konusu değil. Eurocup’a baktığımız zaman Beşiktaş Cola Turka elenmeyi garantiledi bildiğim kadarıyla. Türk Telekom’un da şansı oldukça azaldı, deplasmana gidecekler. Bir İspanyol takımı gelip burada Türk Telekom’u çok rahat yenebiliyor ama orada kendi liginde küme düşme potasında. Dolayısıyla bu kaliteyi konuşurken dışarı ile karşılaştırma yapmamız gerekiyor bence. Bu açıdan bana göre kalitenin olmadığı ortada ama bir rekabetin olduğu da ortada. Göze hoş gelen, salona gelen seyirciye hoş gelen bir rekabet durumu da var tabii ki.

- Ligimizde Bogdan Tanjevic, Tab Baldwin ve Daçka’nın yeni koçu Nenad Vucinic hariç 13 yerli koç çalışıyor. Türk koçların gelişimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle her ülkede olduğu gibi bizde de genç jenerasyon koçlar kuşağı geliyor. Ama burada öyle bir takım isimler var ki bunlar Türk koçlarına öncülük yapmış isimler. Benim antrenörlüğe başladığım dönemin öncesinde de pek çok değerli isim var, şu anda onları burada saymayarak saygısızlık yapmam istemem. Kendim de o modelden yetişmiş, o modelin içinde yer almış biri olarak bir Aydın Örs modelinden bahsetmek gerekiyor. Bunun dışında yurtdışında bizi çok iyi, başarıyla temsil eden antrenörlerimiz var. Bir modelin etrafında birleşmemiz, bizim de Yugoslavlar gibi olabileceğimiz bir modelimiz var iken ben aslında bunun sekteye uğratıldığını düşünüyorum. Sekteye uğramak da sadece Türk insanına, Türk basketboluna ve Türk koçluğuna zarar veriyor.

Bugün futbol milli takımının antrenörünün Türk olup olmaması konusunda ciddi tartışmalar yaşanıyor ve bu durum medyada çok ciddi bir yer alıyor. Türk futbol antrenörleri birleşip açıklamalar yapıyorlar, ‘Biz talibiz..’ diyorlar. Bunu destekleyen birçok medya var, bu doğrudur yanlıştır tartışmasında değilim ama en azından böyle bir hareket ve tartışma var. Maalesef Türk basketbolunda böyle bir tartışma yapmak bile mümkün değil. Bu yanlış anlaşılmasın, benim Tanjevic’in kariyerine, geçmişine saygım var. Ama biz Türk basketbol antrenörleri olarak, Türk basketbol medyası olarak bunu tam olarak ortaya koyamıyoruz. Bunların doğruluğunun yanlışlığının sadece cılız tartışma ortamlarında geçmesini ama net şekilde ortaya konulmamasını bize öncülük etmiş, Türkiye’de ekol yaratmış antrenörlere saygısızlık ve haksızlık olarak görüyorum ben. Dolayısıyla Türk basketbol antrenörlerinin yine bir ekol etrafında birleşmesi gerekiyor. Ama ben şuna inanıyorum ki yıllarca Euroleague tecrübesi yaşamış, yardımcı antrenör olarak gözlemleme şansı bulmuş biri olarak Türk koçların da oralarda görev alabileceklerini görüyorum. Onlara aynı imkanlar verildiği zaman, aynı şartlar altında görev aldıkları zaman aynı başarıları elde edeceklerini düşünüyorum. Ama maalesef Yugoslavlar’ın birbirlerini destekleyerek, saha içinde ve saha dışında hakemlik, menajerlik gibi yan faktörleriyle de birlikte kendi antrenörlerini destekleyerek bunu başardıklarını görüyoruz. Türk basketbolunda ise bunların yapılamadığını ve kendi içindeki sorunlarla boğuştuğunu görüyoruz.

- Burada biraz da Türk insanının tipik yapısı etkili diyebiliriz herhalde. Başarılı olanın paçasına yapışıp, indirme durumu.
Aynen öyle. Türk basketbolundan bahsederken, Türkiye’deki anlayıştan söz ederken yurtdışına çıkabilecek bir anlayıştan bahsediyoruz. Ki çıkmamız da gerekiyor zaten. Türk basketbol antrenörlerinin eğitim seviyelerine bakarsanız, herkesin çok ciddi yerlerde üniversite eğitimleri almış insanlar olduklarını görürsünüz. Dolayısıyla bizim buralardan gelerek Türk basketboluna bir ivme kazandırmamız gerekiyor. Türk basketbolu son beş sene içerisinde ciddi uyku vaziyetine girmiş durumda. Hem kulüpler hem de milli takımlar seviyesinde bunu gerçekleştirmemiz lazım. Ama maalesef ki şu şartlarda bunu yapamıyoruz.

- Türk koçlara yüksek bütçelerle imkanlar yaratıldığında başarılı sonuçların geleceğinden bahsettiniz. Eğer yanılmıyorsam bu sezonki Pınar Karşıyaka bütçesi de ligin en düşük bütçelerinden biri.
Ligin en düşük bütçeli takımıyız açıklamasında bulunmadım hiçbir zaman ama ligin en düşük üç bütçeli takımından biri olduğumuzu söyledim. Sezon başında menajerimiz Nihat Mala bir değerlendirme yaptı, ben onun üzerine daha fazla konuşmak istemiyorum. Kayıtlara bakılırsa, orada bu değerlendirme görülecektir.

- 6 sene kadar içerisinde yer aldığınız, bu dönemde lig şampiyonlukları ve Final Four’lar görmüş Efes Pilsen’in iki sezondur hiç de iyi olmayan bir Euroleague karnesi var. Bir zamanlar bizi Avrupa’da başarıya müptela eden takımın iki sezondur Top-16’ya dahi giremeyecek pozisyona gelmiş olması konusunda, Efes Pilsen’de görev almış bir teknik adam olarak neler düşünüyorsunuz?
Tabii sadece Efes Pilsen özelinde değil daha geniş bakmak lazım bu soruya. Efes Pilsen’in Türkiye basketbolunda her zaman büyük bir önemi vardır, örnek model teşkil etmesi gerekir. Yıllarca antrenörlükte Aydın Örs modeli Türk basketboluna birçok antrenör kazandırmış bir sistemdir. Efes Pilsen’in kulüp modeli aynı şekilde oldukça yararlı olmuştur Türk basketboluna. Efes Pilsen’in sadece kendisine olan bir sorumluluğu yok aynı zamanda Türk basketboluna karşı da bir sorumluluğu var diye düşünüyorum. Altyapıdan yetişen oyuncularla başarılar gelebileceğini, Ufuk Sarıca’ların, Volkan Aydın’ların, Tamer Oyguç’ların Avrupa’da büyük işler yapabileceğini yine Efes Pilsen gösterdi bize. Dolayısıyla altyapıdan oyuncu yetiştirmenin önemini gösterdiler. Eczacıbaşı, Efes Pilsen bunlar sırayla lokomotif görevi gördüler basketbolumuzda. Efes Pilsen’in son dönemlerde bu kadar iniş çıkış yaşaması sadece Efes Pilsen’e değil Türk basketboluna da zarar veriyor bence. Onların da en kısa zamanda örnek, rol model haline dönmesini arzu ediyorum. Tabii ki Efes Pilsen’in başarısızlığı beni her zaman üzer, başarısı da beni her zaman sevindirir

- Beşiktaş Cola Turka’daki kariyeriniz sizden kaynaklanmayan ve daha çok saha dışı problemler ile anıldığı için pek girmek istemedik aslında o bölüme röportajın genelinde. Yine de söylemek istedikleriniz varsa seve seve dinleyebiliriz.
Evet sen o kısmı özellikle katmamışsın. Ben Beşiktaş’tan ayrıldığımda ligde beşinciydik. Avrupa’da üç galibiyet üç mağlubiyet almış durumda idik ve Benetton’ı deplasmanda yenen tek takım bizdik. Orada sezon başında kurduğum kadroda Muratcan, Haluk, Cevher, Adem gibi başarılı yerli oyuncuların yanı sıra Mire Chatman, Jovo Stanojevic, Isaac Austin, Marcus Faison gibi yabancı oyuncularımız vardı. Benim o zaman da söylediğim gibi eğer bu kadro bir arada tutulabilseydi, lige başlarken de vurguladığım gibi şampiyon olabileceğimizi düşünüyordum. Ve bu düşüncemi halen koruyorum. Eğer o kadro sağlıklı şekilde bir arada tutulabilseydi, bence çok ciddi şekilde basketbolda ses getirip, devrim yaratabilirdi. Bu imkan olmadığı gibi takım çok daha farklı boyutlara geldi. Dediğim gibi bıraktığımda ligde ve Avrupa’da iyi durumdaydı takım. Dolayısıyla Beşiktaş Cola Turka dönemim için kendi adıma çok da başarısız bir dönem diyemem.
- Sizden ziyade o maddi, idari sorunların etken olduğunu biliyor zaten herkes.
Beşiktaş’ta çok fazla iyi anılarım var. Çok sevdiğim insanlar var, kulüpte yönetim ve oyuncu bazında sevdiğim, beraber olmaktan mutlu olduğum insanlarla iyi ilişkilerim var. Bu çıkan sorunların nedenini sadece bir takım şeylerin gerektiği gibi planlanmaması olarak görüyorum, kesinlikle başka bir şey değil. Beşiktaş kulübünü de seviyorum, oradaki insanları da seviyorum. Ama üzüldüğüm tek konu ses getirebilecek bir takımı değerlendirememiş olmamız.

- Geçen sezonki kadronun sıkıntısız şekilde elde tutulması durumunda şampiyonluğa gidebilecek bir kadro olduğunu söylediniz. Sizin döneminizde işin savunma kısmında daha fazla çabalayan bir Beşiktaş vardı ama Burak Bıyıktay’la birlikte oyunu hızlandıran bir takım izledik ve izlemeye de devam ediyoruz. Bu anlayış doğrultusunda bu sezona oldukça iyi bir başlangıç yapan Beşiktaş Cola Turka’yı yorumlamanızı istesem, eski koçları olarak..
Şu anda her mevkide iyi oyunculardan kurulu bir kadrosu var açıkçası Beşiktaş’ın. Oynadıkları basketbol tarzı da benim tarzım olan bir anlayış değil ama Burak’ın düşüncesi bu. Saygı duyuyorum. Bu düşünce ile de başarılı olduğunu düşünüyorum. Ama daha yukarılara, play-off’ta yarı final, final serilerine gidebilmek için de savunmalarının kalitesini ve seviyesini yukarı çekmeleri gerektiğini de düşünüyorum açıkçası. Ama hücum gücü olarak konuşursak gerçekten ligimizin en iyi hücum gücüne sahip takımlarından bir tanesi. Bu seviyeyi de taraftar desteğiyle birlikte oluşan ortamla daha da yukarı çekebileceklerini kanaatindeyim.

- Sadece atarak başarıya ulaşan bir takım yok tarihte ama.
Demek istediğim de tam olarak buydu işte. :)

- Röportaj yapacağımız haberini siteye girip, soru var mı dediğimizde ilginç bir soru geldi site takipçilerinden. Antrenörlerin takım elbise giymesi hakkında ne düşünüyor, gerekli mi gerçekten? Basketbolun seyir zevkine ne katıyor?
Avrupa’ya baktığımız zaman galiba sadece Partizan’da Vujosevic kravat takmıyor, o da yıllardır kravat takmıyor zaten. Onun dışında en üst seviyeden en alt seviyeye kadar görüyoruz bunu. Bir tek bizde olan herkesin tek tip takım elbise giyme durumu Avrupa’da pek yok. Herkes takım elbise giyiyor ama tek tip olması pek görülen bir şey değil ama sonuçta Türk basketbolunda da insanlara ciddi bir birliktelik imajı olarak düşünülebilir bu, tek tip kıyafet durumu. Beni rahatsız etmiyor açıkçası.

- Ligimizin kalitesinden bahsederken öne çıkan konulardan biri de şüphesiz salonlara gelen taraftar sayısı. İstanbul dışındaki tüm şehirlerde dolu salonlara oynanırken maçlar, İstanbul’da çok geniş bütçeli Euroleague takımlarının boş salonlara oynuyor oluşu da ayrıca üzerinde durulması gereken bir durum. Hemen hemen her maçını dolu tribünlere oynayan bir takımın koçu olarak bu konuda da söylemek istedikleriniz vardır diye tahmin ediyorum. Salonun hemen hemen her maç dolu oluşu nasıl etkiliyor takımınızı?
Ben yaklaşık 11-12 senedir Türk basketbolunun içinde yardımcı antrenör – antrenör olarak bulunuyorum. Bunun altı senesinde Euroleague’in içinde yer aldım, geçen sezon da Eurocup’ın içerisindeydim. Ama açıkçası Karşıyaka taraftarının basketbola ilgisi, sevgisi, maç içinde müdahale ettiği yerler, desteği ve salonda yarattıkları atmosfer ortada. Ben hayatımda bundan daha iyi bir atmosfer yaşadığımı düşünmüyorum. Bu atmosferi büyütebileceğimizi, daha ileriye gidebileceğimizi de düşünüyorum. Mesela bir Galatasaray maçına çıktık, ben hayatımda böyle bir atmosferin içinde bulunmadım, buna Avrupa Ligi de dahil. Belki Partizan Pionir Arena’da yaşanan atmosferdir bu, ki orası da Avrupa’nın zirvesidir. Yani ben Karşıyaka’nın da burada gerçekten bir zirve olduğunu gördüm. Maalesef Galatasaray maçını kaybettik çünkü öyle bir atmosferin içinde oynamak genç oyuncular için hiç de kolay değildi. Zaten maçtan önce benimle de yapılan röportajda bu atmosferin rakip takımı nasıl etkileyeceği sorulmuştu. Ben de aksine bu atmosferin bizi nasıl etkileyeceği benim için daha fazla önem taşıyor demiştim. Böyle de bir tecrübemiz oldu. Tabii bundan sonra aynı atmosfer yaşandığı zaman oyuncularımın buna daha doğru reaksiyon verebileceklerini, o atmosferin içinde daha rahat oynayabileceklerini görüyorum. Ama gerçekten Karşıyaka’da böyle bir atmosferin varlığı beni çok mutlu ediyor ve bunun sonucunda büyük bir güvenle oraya çıkıyoruz. Tabii oraya kadar gelmiş taraftarın hakkını verebilmek için oyuncularıma çok çalışmamız gerektiğini söylüyorum. Ve çalışmalarımızın büyük bir çoğunluğu da oraya gelen taraftarın hakkını verebilmek adına yapılan çalışmalar.

- Karşıyaka taraftarlarına vermek istediğiniz bir mesaj varsa, bitirmeden onu da alalım hocam..
Karşıyaka taraftarı bizim için gerçekten büyük bir itici güç. Bu takımı yıllardır her şartta desteklemiş bir taraftar. Play-off’a giremediği dönemde de, düşme riski taşıdığı dönemde de aynı desteği vermiş bir taraftar. Şimdi ben onlara şunu söyleyebilirim ki bu takımı çok yukarılara taşıyacağız. Onlar da bizimle birlikte hayal ettikleri, hedefledikleri yere ulaşacaklar ve özledikleri başarıları bu takımla beraber yaşayacaklar. Bundan sonraki sezonlar için de, onlar bunca zamandır gösterdikleri desteğin karşılığını takımın başarısı ile, basketbolu ile, mücadelesi ile bunun semeresini alacaklar. Yeter ki bizimle beraber kalmaya devam etsinler.

- Ve son olarak Salsabasket hakkındaki fikirleriniz?
Salsabasket’in gerçekten Türk basketboluna yeni bir pencere açtığını düşünüyorum. Basketbolu yöneten profesyonellerle basketbol izleyicilerini, taraftarlarını yakınlaştıran bir site olması dolayısıyla ayrıca tebrik ediyorum. Bu özgün anlayışınızın yukarılara doğru gitmesini temenni ediyorum ve bu samimi ortamın korunmasını istiyorum. Çünkü Türk basketbolunun ihtiyacı olan samimiyetin orada yaşandığını düşünüyorum ve dolayısıyla bu beni oldukça mutlu ediyor.

- Çok teşekkürler koç, bu keyifli röportaj için, yarın için de ayrıca bol şanslar..
Ben teşekkür ederim..

Çağlar Torun

20 Yorum Yapılmış:

hasanerdem dedi ki...

Röportaj öncesi buraya gönderdiğim 4-5 temel sorunun cevabını aldım, öncelikle bunun için teşekkürler.

Gökper Gen ile ilgili yazdıklarımda beni eleştirenler bir kez daha okusun Hakan Hoca'nın söylediklerini...

Ferhat Yeşiltaş dedi ki...

Güzel bir söyleşi olmuş, tebrikler Çağlar. Hakan hoca gerçekten önemli bir teknik adamdır, umarım hak ettiği başarıyı bu sezon kazanır kendisi..

maliano dedi ki...

Eline sağlık Çağlarcım..

KskHyTr dedi ki...

Gerçekten güzel bir röportaj olmuş hakan demirde samimi cevaplar vermiş...

cannksk dedi ki...

Güzel röportaj olmuş. 1 aydır falan Hakan Demir'in sözleşmesinin uzatılması konusu var. Hayırlısı diyelim, bir de hazır Gökper yokken Orhun'u bir görse diyorum, cumartesi de 23 sayı atmış hazırlık maçında :D

Yiğit Gökçehan Koçoğlu dedi ki...

Tebrikler..

husamettin dedi ki...

bu da ek olsun.hayırlısı olsun..
http://www.izmirgucu.com.tr/Basketbol/6269/Pinar-KSKde-bir-ilk-.html

KskHyTr dedi ki...

Ligin en dar 3. bütçesine sahip Ksk.. Ve playoff potasında şuan başarılı demek için daha ne bekleniyorki hakan demire... Yenilgisiz lider olmasınımı bekliyorsunuz Ksk nin:) Ve bu başarıyı çoğu takımın yaptığı gibi 5-6 oyuncuyla oynatarak değil gençleride rotasyona katarak başardı...

A.Hurşit Baytok dedi ki...

şu ana kadar buraya hiç bir şekilde yorum yazmadım.bu yazdığım ilk ve son olacaktır.benim adımı kullanarak yorum bırakanları şiddetle kınıyorum.daha detaylı açıklamayı facebook ta fundamental sayfamda yapacağım.ayrıca bu konunun bu şekilde kapanmasına izin vermeyeceğim.bu çirkinliği yapanlar bedelini ödemelidir.
A.Hurşit Baytok

ogün bülent dedi ki...

Ey bu nadide sitenin akıllı yorum yazıcıları 1)Hurşit baytok kalkıpta böyle bişey yazarmı 2)Hurşit baytok hocamızın yazmadığını düşenemeyen cahil sen ne yaptınki işssiz diyen kara cahil senin neyine Basketbol SENİN NEYİNE HURŞİT HOCAYI ağzına almak bizler onunla büyüdük hala kendisinden acaba bişeylerdaha öğrenebilirmiyiz diye gözünün içine bakıyoruz ondan bayrağı teslim aldığımızda onun gibi müdafa anlayışı olan basketbol karakterli koşan çalışan topun kıymetinibilen oyuncular yetiştirmek takımlar çalıştırmak için sadece size utanın diyorum ..

KskHyTr dedi ki...

Kardeşim yazar yazmaz hurşit beyin çetelesinimi tutcaz... Millet tanımıyor demekki hurşit hocanızı yakından niye bu kadar tantana yapıldı anlamadım... Herkes sizin gibi akıllı olmuyor malesef ogün bülent kusura bakma...

Coach dedi ki...

Bu Blogun yİnternet yöneticileri yapılan yorumların İP numarasından kimin ne yaptığını görebilir okuyabilir silebilir...
Butip sataşmalara ve Hakaretlere müsade ediliyor ise Başkasının adını ve soyadını kullanaarak yorum yapılmaya izin veriliyor ise TAMAMN SİTE SORUMLULARI SORUMLULUK ALMIŞ OLURLAR...
DEĞERLİ HOCAMIZ HURŞİT BAYTOK tan ÖZÜR DİLENMELİ...
SANIRIM GEÇ BİLE KALINMIŞ...

can çaycı dedi ki...

Belli İzmir tayfası, aklı sıra aralarında oyun(culuk) daha doğrusu antrenör(cülük) oynamaya kalmışlar, oyun dan beklentileri çok olsa gerek freni alamamış işin içine Hurşit abinin adı da dahil edilmiş. Boş, ucuz, basit numaralar beyler bunlar kimse yıllardır yemiyor bundan sonrada yemez bu numaraları. Hurşit Baytok'dan biran önce özür dilenmeli, tespiti kolayca yapılabileceği gibi Hurşit Baytok'un ismini kullanarak yorum yazan arkadaşlara da gereken cezai işlemler uygulanmalı.

ayşen34 dedi ki...

sayın KskHyTr hala sorunu anlayamamışsınız.konu kimsenin tanınması yada tanınmaması değil,çetele tutulması hiç değil.bir başkasının adını kullanarak yorum yapılması üstelikte seviyesizce.bu bir suçtur ve cezasını adalet verecektir.ayrıca Hurşit Baytok tanınıyorki onun adı kullanılarak yazılmış.

TBL Sporcusu dedi ki...

bu yazıyı yeni gördüm bu siteyide yeni gördüm daha önce duymuştum. Site sahipleri yöneticileri kimdir kimlerdir bilmiyorum! Burada türkiyedeki bir çok oyuncuyu yaratan yetiştiren, türkiyedeki basketbolun temellerine en çok el atan, bugün beşiktaşın ve yetiştirdiği oyuncuların varlığında adı büyük rol oynayan, büyük ve nadide hocamız antrenörümüz HURŞİT ABİMİZE dil uzatanların dili kopsun diyorum. Ben sizin yerinizde olsam bu sitede bu tarz birşey olur olmaz utancımdan bu siteyi kapatır tek sayfa hurşit hocamdan özür dilerdim... SAYGIDIR BU EFENDİLİKTİR! sitenin amacı isminden belli salsa sosu dökülmüş türkiye basketbolu ??? bu nedemek bunun bi açıklaması var mı? türkiyede basketbolu bugün küçümsemek dalga geçmek insanların ismini kullanıp ortalığı karıştırmak mı sizin işiniz ? işiniz buysa gidin aynaya bakın kendinize bir bakın ben kimim biz kimiz biz neler yaptık bu ülkeye ülke sporuna ne kattık diye sorun! HURŞİT HOCAMDAN ÖZÜR DİLENMELİDİR... bu yapıln resmen büyük bir ayıp.

kimse yanlış anlamasın kimse farklı yerlere çekmesin bunu! Herkes yerini bilsin uzanamadığı ciğere mundar demesin.

Saygılar Sevgiler...

ayşen34 dedi ki...

dilinize sağlık.HURŞİT HOCAMIZ'a ve ONUN GİBİ NADİDE,DÜRÜST,BİZİ BİZ YAPAN İNSANLARA yapılan saygısızlıklara sessiz kalmamalıyız

Kendi bahçesinde dal olmayanın biri girmiş bahçeme agaçlık taslıyor'diyor bir şiirinde Özdemir ASAF

bu kendini bilmez densizlere güzel bir cevap olsa gerek.tabii anlayabilirlerse

basketçi dedi ki...

facebook'u açtığım anda hurşit haocamın mail'ini gördüm ve salsayı tıkladım
belki bir isim benzerliği olabilir diye düşünüyorum
ilk gelen işsiz ile başlayan mesaj hocamızı üzmüş
kensisi ile hiç karşılaşmadım fakat 3-4 kez telefonlaştık ve bolca mesajlaştık
tanıdığım kadarı ile beyefendi bir insan ayrıca bjk gibi bir camianın her daim içinde olan bir koçtur
hiçbir takımı çalıştırmasa bile yazdığı kitaplar ve hazırladığı dvd'ler ona meslek olarak ömür boyu yeter.

KskHyTr dedi ki...

Yahu bir tane deli bir kuyuya taş attı bütün ahali çıkaramıyor:) Nedir bu hiddet bu celal... Bir tane kendini bilmez bir mesaj atayımda eğleneyim demiş büyük ihtimal konuyu nerelere cekiyorsunuz... Site sahibi her mesaj atanın ıp sine bakıp hımm bu hurşit baytoktur evet bu gökhan evet bu murattır yayınlayayımmı diyecek kimden neden özür dileyecek nerden bilsin sizin kadar yakından tanıma ihtimali varmı çok abarttınız!! Sizin gibi avukatlara mı ihtiyacı var hurşit hocanızın zaten kendisi demiş ben değilim gerekeni yapacağım diye siz niye bu olaydan nemalanmaya çalışıyorsunuz bu kadar??

ayşen34 dedi ki...

bizler sadece yapılan çirkinliğe sessiz kalmıyoruz.her konuda böyle olmalıdır.elbette HURŞİT HOCA'mızın bizler tarafından avukatlığının yapılmasına ihtiyacı yok.zaten kendisi şimdiye kadar gerçek bir avukatla görüşüp ne yapacağını planlamıştır.şimdi,sizin gözünüzden bakarsak,peki ya siz?siz site sahibinin avukatımısın?sizin çıkarınızmı var??

KskHyTr dedi ki...

ayşen34;
Biraz yukardaki yorumları okuyarak yazarsan sanırım anlarsın kimin avukatlığını yaptığımı:) Bende yorum yaptım hakan demirle ilgili fake yazının üstüne ve herkesi genelleyen yazılar yazıldı sonra... Komik duruma düşüyorsunuz:)