29 Ocak 2010 Cuma

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #17: Kılavuzu Karga Olanın Burnu Bogdan Tanjevic

Başlık bana ait değil. Sevgili Feridun Düzağaç, Radikal’de tiryakisi olduğum yazılarından birinde kullanmıştı bu hınzır cümleyi. Feridun, basketbola duyduğu ilginin iyi bir Beşiktaş taraftarı olmaktan öte gitmediğini, olayları çoook uzaktan takip ettiğini ısrarla vurgulayan bir dost… Ama elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, biz basketbol yorumcularının, bunca yıldır uykusunda bile bu güzel oyunla yaşayanların, basketbolcu ağabeylerin, kardeşlerin sayfalar dolusu yazıp da anlatamadığı bir şeyi altı kelimelik tek bir cümleyle olabilecek en güzel biçimde anlatmıyor mu? Dudağınızda tebessüm izi bırakan mizahi tadı da cabası…

Sanatçı olmak böyle bir şey demek ki… Herkesin görüp de bir türlü tarif edemediğini, özlü bir sözle bir çırpıda, hem de tarihe geçecek şekilde anlatıvermek.

Dönelim bu haftaki kahramanımıza… Onu çıplak gözle ilk kez gördüğüm günü gayet iyi hatırlıyorum. Spor Sergi Sarayı’nda bir Avrupa Kupası maçıydı: Eczacıbaşı-Indesit Caserta (Tarihin 7 Aralık 1983 olduğunu, bugün Mehmet Durupınar’ın “Türk Basketbolunun 100 Yıllık Tarihi” kitabından öğrenme şansına sahibiz). Üzerinde koyu renk bir kazakla, saha kenarında tıpkı bugünkü gibi bağırıp çağırdığını, bıyıklı ve bugüne nazaran daha kilolu olduğunu hatırlıyorum. O gün çalıştırdığı İtalyan Caserta, Avrupa’nın devleri arasında değildi ama kendisinden söz edilirken, sürekli takdir ve saygı dolu ifadeler kullanılıyordu. Henüz 32 yaşındayken, kimselerin tanımadığı oyunculardan kurulu Saraybosna takımını Avrupa şampiyonu yapmıştı (o takımın kadrosunda Svetislav Pesiç ve Nihat İziç de vardı). Dile kolay, tamamen Yugoslav kökenli oyuncularla ve küçücük bütçeli bir ekiple Real Madridleri, Bolognaları, Milanoları, CSKA Moskovaları geride bırakıp, bugünün Euroleague şampiyonluğuna denk düşen kupayı kazanmak… 1980’de Moskova’da Yugoslavya, olimpiyat şampiyonluğuna ulaşırken, efsanevi koç Zeravica’nın yanında asistan koltuğunda oturuyordu. 1981’de başantrenör oldu ve aynı Yugoslavya takımını (meşhur Dalipagiç, Delibasiç, Kiçanoviç, Slavniç, Cosiç kuşağı) Avrupa ikincisi yaptı. 1982 yılında gelen cazip tekliflere hayır diyemedi ve İtalya’nın yolunu tuttu.

Sözün özü, Bogdan Tanjeviç ta o yıllarda, henüz kariyerinin başlarındayken bile Avrupa’da saygın bir antrenördü. Şöhreti, kendisinden önce gelmişti Spor Sergi’ye…

Tanjeviç’in uzun bir İtalya macerası oldu. Caserta’dan sonra gittiği Trieste’de, üçüncü lige düşmüş takımı birinci lige çıkarması, daha sonra çok erken yaşta keşfettiği yetenekler Dejan Bodiroga ile Gregor Fucka’yı bu takımın formasıyla basketbol alemine armağan etmesi, sponsor Stefanel’in takdirini kazandı elbette... Koraç Kupası’nda final oynadıkları 1993-94 sezonunun ardından, Tanjeviç’i de, takımı da alıp, gidip Milano’ya sponsor oldular. Aynı ekip, 1994-95 ve 1995-96 sezonlarında da Koraç finali oynadı. Hiçbirini kazanamadılar. 1996’da Efes Pilsen ve Türk basketbolu için anlamı çok büyük olan o tarihi gecede kupa kaptan Tamer Oyguç’un ellerinde yükselir ve biz sevinç çığlıkları atarken, Bodiroga, Fucka, Gentile, Rolando Blackman kenarda boyunları bükük oturuyordu. Basın toplantısına gittiğimde, Tanjeviç’in kapıda sigara içerek gazetecileri beklediğini gördüm. Yüzü kağıt gibiydi. Aynı eşiğe üç kez gelmiş ama bir türlü atlayamamıştı. Üstelik Efes’e karşı sadece bir basket farkla kaybetmişti kupayı… O gün yüreğimin bir yarısı kazanan Aydın Örs için ne kadar sevinmişse, diğer yarısı da hiç tanımadığım ama yıllardır methini duyduğum bu çalışkan basketbol adamı için o kadar üzülmüştür.

Tanjeviç’le yollarımız 1999 Avrupa Şampiyonası’nda, Fransa’da bir kez daha kesişti. O, favori bir takımın, İtalya’nın başındaydı. Bizse Erman Kunter yönetiminde tarihin en genç kadrolarından biriyle (ilk beşte 20 yaşındaki Kerem Tunçeri, Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur) oradaydık. Antibes’te aynı grupta buluştuk. İlk gün Hırvatistan’a mağlup olan İtalya, ikinci gün bizim Hırvatistan’ı mağlup etmemizden sonra Bosna ile hayat-memat maçına çıktı. Yıldızlardan anlayan birileri varsa baksın, 22 Haziran 1999 Bogdan Tanjeviç’in hayatındaki en şanslı gün olabilir. O gün, bitime 3-4 dakika kala Bosna’nın çift haneli farklarla önde gittiğini hatırlıyorum. İtalya için mağlubiyet, turnuvanın sona ermesi demekti. Ertesi gün bizi yenseler bile son sıradan kurtulamayacaklardı. İşte tam da o anda evrenin göremediğimiz bir köşesinde bir şeyler oldu, belki de bir göktaşı bir gezegene falan çarptı ve oyunun gidişatı değişiverdi: Biri çıktı, top kayıpları ve berbat şut seçimleriyle inanılmaz hatalar yaptı, adeta İtalya’yı ayağa kaldırdı. Son düdük çaldığında skorbord İtalya’nın 64-59 galip geldiğini yazıyordu. İtalyanlar ve koç, hatalarından ötürü Bosnalı Adis Beciragiç’e teşekkür borçluydu. Tanjeviç’in, bizim Aziz Bekir adıyla tanıdığımız bu oyuncuya olan teşekkür borcunu, yıllar sonra onu asistanlığına getirerek ödediğini biliyoruz.

Bizim son topta elimizden kaçırdığımız, ikinci turda Litvanya’nın farklı yendiği İtalya, çeyrek finalden sonra bambaşka bir takım oldu. Sırasıyla Rusya, Yugoslavya ve İspanya’yı yenerek Avrupa şampiyonluğuna ulaştı. Tanjeviç hem kupalarına bir yenisini eklemiş, hem de Koraç’tan kalma kalp kırıklarını halının altına süpürmüş oluyordu böylece… Bir kez daha takdirimizi kazanmıştı. Turnuvanın başlarında onu çok eleştiren İtalyan basını sonunda diz çökmüş, “Bu adam ölüyü bile diriltir” makamından çalıyordu. Fucka’yı, Bodiroga’yı nasıl bulup yetiştirdiği ve birer yıldız haline getirdiği öyküleri yine arşivden çıkarıldı, Karadağlı basketbol adamının uzun süreli çalışma şansı bulduğu yerlerde ne kadar başarılı olduğu, basamakları ağır ama sağlam adımlarla tırmandığı tezi defaten işlendi. Tuhaftır, yetiştirdiği oyuncular listesine üçüncü bir ismi yazmak mümkün değildi ama herkes, sürekli onun ne kadar büyük bir yetiştirici olduğundan söz ediyordu. Bu da bir pazarlama başarısıydı ve ayrı bir artı hanesine yazılması gerekliydi şüphesiz…

99 Avrupa şampiyonluğundan 5 yıl, 3 takım (Buducnost, Asvel, Virtus Bologna) sonra Tanjeviç İstanbul’a geldi. Devamını hepiniz biliyorsunuz, nostalji köşesinde yazmaya gerek yok.

Bitirmeden, yine başlıktaki espriye bir dokunalım... Evet, Tanjeviç’in taraflı-tarafsız bütün basketbolseverleri sinir eden takıntıları var. Evet, inatçı bir adam. Evet, Fucka’lı, Bodiroga’lı günlerden beri 2.00 metre boyunda olup topu yere vurabilen her çocuğu oyun kurucu yapabileceğini sanıyor. 2.10 boyunda olup biraz şut atabilenlerin de birkaç pozisyonu bir arada oynayabileceğini inanıyor. Sürekli uzun vadeli projeler sunuyor, geniş zamanlar istiyor. Bu arada dünya basketbolunda değişen trendleri ıskalıyor. Bunların hepsine eyvallah. Ama o, elindeki kadroyu gençleştirmek istedikçe Mrsiç ile Mirsad’ın sözleşmelerini uzatan, “istemiyorum” dedikçe Solomon’u, Kinsey’i, Giricek’i alıp getiren ''karga''ların hiç mi kabahati yok?

Yiğiter Uluğ

11 Yorum Yapılmış:

Sarıkaya dedi ki...

Zaman Tanjeviç için 1999'da durmuş anlaşılan. Tanjeviç 2001'de de İtalya'nın başındaydı. Ne yaptığını hatırlayanınız var mı? Bildiğim kadarıyla enkaz kaldırma çalışmaları hala sürüyor İtalya'da! Biz ise sıva ve boya ile kapatma derdindeyiz bel vermiş kolonları..

basketçi dedi ki...

üstad yazının sonunda sadece fb ülker penceresinden bakmış olaya. oysaki bogdan koç koskoca altın bir jenerasyonu mahvetti.

cannksk dedi ki...

Aahaha unutmusum başlığı , bilgisayarın ekran kahve oldu.

basketçi dedi ki...

FD yazısının tamamını nerde bulabiliriz?

Unique dedi ki...

ya mahvettigi seyleri herkes biliyordaasilyazinin baslagi cok hos olmus!yarim saat guldum vallahi...

kobe dedi ki...

Oncellikle yigiter abinin yazilari kesinlikle cok guzel.Ve kendisini okurken cok keyif aliyorum bize eski basketbol hakkinda cok guzel bilgiler veriyor ve isin en guzel tarfi bunu simdiki zamanla birlestirip cok guzel bir yazi cikariyor ortaya.Kendisine olan saygim sonsuz.
Tanjevic en cok karsi olanlardan biriyim hatta daha ilerye gidip tanjevic su anda kesinlikle 2.ligte kocluk yapmasi gerektigini dusunuyorum.
Evet tanjevic daha onceki senelerde yasadigi buyuk basarilar var goz ardi edilemez ama artik basketbol cok degisti o zamanki donemde oynanan basketbol farkliydi.
Tanjevicin cok buyuk bir insan iliskisi problem var.

1)Tanjevic NASIL OLUYORDA HALA FB DE BASKA BIR TURK KOC OLSA COK TAN KOVULMUSTU YA DA DAHA KARAKTERLI DAVRANIP ISTIFA ETMISTI. FB YE 2010 FINAL FOUR DEDI NE OLDU?HADI ODA OLMADI BARE 16 YAPSAYDI NE OLDU?

2)OYUNCULARA RAHAT BIRAKIP SORSALAR KAC TANESI TANJEVICI ISTER BUGUN?

3)BASKA ANLAMADIGIM TANJEVIC NASIL KOC OLUYOR FB YE?AYDIN ORS 4-0 GECMIS EFESI 100.YILINDA ONDAN ONCEKI SENELERDE EFES PILSEN 4 SENE SAMPIYON OLMUS.SONRA 100.YILDA SAMPIYON OLAN KOC KIBARCA KOVULUYOR SIMDI BEN SORUYORUM?

TANJEVICI ALIP GETIREN KARGALARIN HIC MI KABAHATI YOK?

eray dedi ki...

Feridun Düzağaç'ın ilgili yazısı için tıklana:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=961660&Yazar=FERİDUN DÜZAĞAÇ&Date=29.01.2010&CategoryID=103


son paragraf...

basketçi dedi ki...

eyvallah eray :)

TurkceSevdalisi dedi ki...

Yiğit Gökçehan Koçoğlu

Çok iyi bir yazı olmuş Yiğiter Abi, şu yazıları haftada 2 gün yapsak? :)

Başlık da harika, Feridun Düzağaç'a saygılar :)

Sona da cevap vereyim; hata herkeste!

bkadirbeyoglu dedi ki...

Koyu bir Fenerbahceliyim. Takımın grubunda sonuncu olması beni çok üzdü ancak bu blogda diğer birçok yerde Tanjevic'in acımasızca eleştirildiğini, biraz da haksızlık yapıldığını düşünüyorum. 2001'deki turnuvadan sonra ilk defa Milli Takımımızın geçen sene oynadığı basketbolün ve verdiği mücadelenin Tanjevic yönetiminde olduğunu hatırlatmak isterim. Bize İspanya, Sırbistan ve elemelerde 2 kere Fransa galibiyeti yaşatan, Yunan maçını uzatmalara kadar götüren bir Milli Takım izlemiştik, unutmayalım.

Kısacası, bu seneki başarısızlıkta sadece Tanjevic'i suçlu bulmak büyük haksızlık olur. En az onun kadar oyuncularda da sorun olduğunu düşünüyorum.

Kinyas dedi ki...

Hatanın herkeste olduğuna inanmıyorum. Fenerbahçe seyircisi zaten Tanjeviç'ten nefret ediyor, gereksiz süre dağılımından, seçimlerinden, inatlarından bıkmış vaziyetteler.
Bence en büyük hata kovulmak için herşeyi yapmasına rağmen ısrarla arkasında duran ya da çıkar ilişkisinin zedelenmesini istemeyen yönetimdir.