1 Şubat 2010 Pazartesi

Halil Üner Röportajı (Salsabasket Özel)

Seveni de çok, sevmeyeni de. Tarzı nedeniyle çok sık eleştirilse de bana göre bu işin olmazsa olmaz adamlarından biri. Yani nasıl ki Yılmaz Vural'sız bir futbol camiası düşünülemiyorsa, Halil Üner'in basketboldaki tanımlaması da buna yakındır. Yılmaz Vural'la bir dönem Hacettepe formasıyla profesyonel olarak futbol oynamışlığı da olan Halil Üner ile dünkü Daçka maçı öncesinde keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Aliağa'dan başladık konuşmaya, yavaş yavaş geriye gittik. Kepez, F.Bahçe, Çukurova, A Milli Takım, hepsine değindik. Keyifle okuyacağınızı umduğum röportaja şuradan ulaşabilirsiniz.


- Son 2 maçını kazanarak 7 galibiyete ulaşan bir Aliağa Petkim takımı var. Hem takımın genel bir durumunu, hem de 30. hafta sonunda Aliağa’yı yaklaşık olarak nerelerde göreceğimizi dinlesek sizden?

Ben göreve geldiğimde bizim takımın kimyası benim felsefeme göre bozuk olduğu için teknik arkadaşlarla ve kulüp yöneticileriyle beraber bazı oynamalar yaptık. O dönemde iyi ve bütçemize uygun bir yabancı bulmak çok zordu. O dönemde açıkta kalan oyuncular ya bir disiplin problemi yaşayan oyunculardır, ya da sakatlığı olan, sakatlıktan çıkmış oyunculardır. Biz orada oyuncunun kalitesini bildiğimiz ya da hissettiğimiz oyuncuları almaya karar verdik. Bütçenin içinde kalarak, hatta tasarruf ederek yeni transferleri yaptık. Ama tabii bizim o dönemimiz epey sancılıydı. Lig maçlarını hazırlık maçı gibi gördük, takımın birbirine kaynaşmasını resmi maçlarla sağlamaya çalıştık. Şu anda sezon sonuyla ilgili bir tahmin yapamam. Maç maç, hatta top top düşünüyoruz. Ama bizim öncelikli hedefimiz ligde kalmak. Bunu başarırsak, kendimizi başarılı görebiliriz. Tahminimce 10 galibiyet bu yıl ligde kalmaya yetecek gibi. Biz şu anda 7 galibiyetteyiz, 3 galibiyet daha alıp rahatlayalım, sonra ileriyle ilgili projelerimizi yaparız.

- 7 galibiyetinizin 6’sını iç sahada aldınız. Tek deplasman galibiyetiniz sezon başında kırgın ayrıldığınız Kepez’e karşı. Takımın deplasmanlarda bir sıkıntısı var mı ekstra olarak? Neden galibiyet çıkmıyor dış sahada?
İki sebep var söyleyebileceğim. Takımın Türk oyuncuları çok tecrübeli değil bakarsan. Bir tek Reha var. Artı yabancı oyuncularımız da çok tecrübeli değil. Hosley Hosley diyoruz ama adam daha 25 yaşında. McClinton’a bakıyoruz, hayatında ilk defa evden dışarı çıkmış. Vladan da yine 24-25 yaşında. Yabancı kadrosunda da bir tek Lorenzo Gordon var. İkinci sebep, ki bana göre en önemlisi de bu zaten: Basketbol felsefesi olarak kendi sahamızda seyircinin gözüne hoş gelecek bir basketbol için possession sayısını çok tutarak oynuyoruz. Çabuk oynuyoruz. Potaya çok fazla top atıyoruz. Ama deplasmanda rakibe göre oynuyoruz, genelde rakibimiz topa daha çok sahip oluyor. Başlıca sıkıntı buradan kaynaklanıyor bence.

- Elinizdeki yerli oyuncu kadrosu oldukça dar. Siz de bunun farkındaydınız ve yerli oyuncu takviyesi yapabilmek adına bir çalışma içindeydiniz. Ancak transfer dönemi kapandı ve Aliağa’nın kadrosuna kattığı isimler İlkay Okay, İsmail Çevik ve son olarak da sakatlıktan yeni çıkan Emre Bayav. Hem asıl olarak kimlerle ilgilendiğinizi, hem de neden o isimleri kadroya katamadığınızı sorsam?
Kiralık dönemde benim takımımdaki bir oyuncuyla başka bir kulübün ilgilenmesi hoşuma gitmez. Aynı şekilde ben de başka takımın sözleşmeli bir oyuncusuyla gidip kafasını bulandırmak amacıyla görüşmem. Etik değil çünkü bu. Biz takımlarından boşa çıkacak oyuncuları bekledik açıkçası. Kadromuza kattığımız isimler de hep boşa çıkan ya da hali hazırda boşta olan isimlerdi. Biz Cüneyt Erden’le ilgilendik bir ara, o da Kepez’den ayrılmak istiyordu çünkü. Biz kendisine 1,5 yıllık sözleşme önerdik, o yarım sezon istedi. Anlaşamadık. Bir de G.Saray Cafe Crown takımı Caner Topaloğlu’nu bırakacaktı yerine yeni bir transfer yapıp. Ama onlar da yeni transfer yapmayınca Caner’i takımda tuttular. Boşa çıksaydı Caner’le de ilgilenecektik.

- Bir koçun kendi çocuğuyla aynı takımda olmasının ne gibi avantajları ve dezavantajları var acaba? Ayrıca buna bağlı olarak pozisyonundaki müsaitlikten ötürü bolca dakika bulan Kaan Üner’in bu yılki performansı hakkında da konuşalım biraz. Nasıl buluyorsunuz Kaan’ı?
Benim için bir zorluğu yok ama Kaan için çok zor tabii. Zamanında kardeşim de benim oyuncum oldu. O dönemde annem benimle küs kaldı 6 ay. Çünkü kardeşimi anca maçı kolaylayınca oyuna sokuyordum, kritik anlarda o pozisyondaki diğer oyuncumu kullanıyordum. Haliyle çok fazla süre alamıyordu. Kaan’ın şu anda işimize yarayan birçok özelliği var ama eksik yanları da çok. Eksik yanlarını kapatabilmek için ekstra çaba sarf edecek ve böylece basketbolunu geliştirecek. Takımdaki oyuncuların çoğu genç ve hepsi oğlum gibi. Sadece Kaan değil, diğer oyuncularda da ciddi gelişimler var. 32 yaşındaki Reha, bu yaştan sonra kalkıp savunma yönünü geliştirdi mesela. Aynı şekilde Ceyhun, Hosley, Vladan. Hiçbiri ilk günkü gibi değiller, hepsinde ciddi gelişimler var.

- Geleceğim zaten hepsine tek tek. Özellikle Hosley ve Ceyhun’a değineceğim özel olarak. Şimdi Kaan demişken Berkay’a da değinelim. Altyapıdaki performansıyla kendinden beklenen şeylerin çıtasını oldukça yükseğe koymuştu ama üstyapıda bir türlü kıramadı kabuğunu. Berkay hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Kaan ve Berkay şu anda takımın 1 numaralı pozisyonunun 2 oyuncusu. İkisini de farklı özellikleri var. Birisi topa iyi baskı yapan, tempolu, rakibi caydıran, delici, şutu nispeten iyi olan ama fizik ve güç anlamında zayıf olan bir oyuncu. Kaan. Diğeri ise set ofansında ikili oyunları iyi oynayan, pick’n roll paslarını iyi veren, takım yönetişi daha iyi olan ama rakibi caydırmak ya da tempolu oynamak konusunda nispeten sıkıntıları olan bir oyuncu. O da Berkay. Biz ikisinden de faydalanıyoruz maç içinde. Bazen Kaan, bazen Berkay, hatta bazen McClinton ile başlıyoruz maçlara. Bu tamamen rakibe göre benimsediğimiz planla alakalı. Basketbol 40 dakika. Kimin kaç dakika oynadığı değil, kimin oyunda kaldığı sürece ne kadar verimlilikle oynadığıdır önemli olan.

- Yerli kadronuzun en dikkat çekici ismi Ceyhun Altay. Bu yılki performansıyla ciddi bir çıkış içinde. Daçka altyapısından da öğrenciniz olan Ceyhun’daki bu değişimin sırrı nedir?
Ceyhun’u Daçka’da koç iken genç takımdan A takıma ben çıkartmıştım. Daha 16 yaşındaydı, onu Panathinaikos’a karşı ilk beş çıkarttım ve rakibin en iyi oyuncusunu tutmakla görevlendirdim. Çünkü yürekli, savaşan ve atletik özellikleri bir beyaz gibi değil siyahi gibi olan bir oyuncu. Ben 2 yıl önce Daçka’yı ligde tuttuğum sezon Ceyhun’da oradaydı. Ben gittiğimde gördüğüm görüntü karşısında biraz şaşırdım açıkçası. Çünkü asıl önemli özelliklerini, onu benim gözümde Ceyhun Altay yapan özelliklerini bir yana bırakmış, tamamen ofansı düşünen bir oyuncu olmuştu. O dönem biraz sancı çekti tabii benimle. Ama sonra sezonun en iyi performans veren isimlerinden biri oldu sonda. Bu yıl Aliağa’ya geldiğimde gördüğüm görüntü de yine aynıydı. Türkiye’de zor bulunan özelliklerini bir yana bırakmış, üzerine başka bir gömlek giymeye çalışan Ceyhun benim işime yaramazdı açıkçası. Biraz debelendik beraberce ama benim onla alakalı düşüncelerimi ve iyi niyetimi bildiği için, görüşlerim doğru olduğuna da inandığı için toparladı yeniden. Şimdiki halini görüyoruz. Hem patlayıcı gücünü kullanan, hem savunma kısmında olan, hem de oynadığımız basketbolun doğasından ötürü ofansta da gayet tatminkar görüntü veren bir Ceyhun çıktı ortaya.

- Değişim demişken Hosley’e de değinmemiz lazım herhalde. Yıllarca kaldırıp atan, işin savunma kısmını hiç umursamayan Hosley’nin bu yıl Aliağa’da işin savunma kısmına da epey kafa patlattığını, hatta iki tarafta da efor sarf ettiğinden doğal olarak şut yüzdesinin biraz düştüğünü görüyoruz. Hosley hakkında ne düşünüyorsunuz?
Benim için topu potaya atanın hiçbir önemi yok. Sonuçta biri atacak o topu. Benim için önemli olan o topu atmak için işin savunma kısmında ne emek vermiş, o topu atmayı hak edecek ne yapmış? Bunlar önemli benim için. Hosley bana böyle savunma yapsın, bu kadar top çalsın, bu kadar asist yapsın, bu kadar ribaund çeksin, varsın olsun bütün topları Hosley atsın potaya. Canım feda. İşin bu kısmını da düşünerek izlesin genç basketbolseverler.

- Siz Aliağa Petkim’in başına geçerken eski koç Murat Aşkın’ın da yardımcınız olarak görevde kalmasını istemiştiniz. Ve isteğiniz gerçekleşmişti. Ancak sonra Murat Aşkın başkanla yaşadığı bir tartışma sonucunda görevden alındı. Bunun üzerine bir bildiri yayınladı Murat Aşkın ve bildirinin son kısmında omuz omuza olduğunu zannettiği bazı insanlardan darbe yediğini ima etti. Tabii hemen bütün oklar size çevrildi. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Murat Aşkın hem Karşıyaka’da, hem de Çukurova’da oyuncumdu, çok da sevdiğim bir kardeşim. Ben bir yerde olduğum zaman insanlar her şeyin sorumlusu olarak beni görüyorlar artık. Bu çok problem değil, zamanla insanların da fikirleri değişir ama önemli olan benim kendi vicdanım. Ben Murat Aşkın olayında yapmam gereken her şeyi yaptım. Ancak Murat Aşkın ve kulüp yönetimi arasına girip işi çözmeyi başaramadım. Çünkü bu tartışma özel bir tartışmaydı. Basketbolla alakalı değildi, teknik bir tartışma değildi, özel bir tartışmaydı. Ayrılmasına ben de çok üzüldüm.

- Sözleşmeniz kaç yıllık? Seneye de Aliağa’da mısınız?
2 sene daha kontratım var. Seneye de buradayım.

- Gelecek yılın takımıyla ilgili bir plan var mı kafanızda?
Önce bir ligde kalmayı garantileyelim, sonra oturup konuşacağız, bütçemizi belirleyeceğiz ve felsefemize uygun, güçlü bir takım kurmanın çalışmalarına başlayacağız.

- Aliağa’dan başladık, yavaş yavaş geçmişe doğru açılalım. Sezon başında Kepez’den ayrıldıktan sonra yine bizim sitemize yaptığınız bir açıklamanız vardı ‘Bir basın toplantısı düzenleyip, akbabaların hepsini açıklayacağım’ şeklinde. Ancak bir toplantı ya da açıklama gelmeyince insanlar da merak ettiler tabii. Var mıdır yakın zamanda gelecek bir açıklama ya da basın toplantısı? Öğrenecek miyiz akbabaları?
Bu konuyla alakalı bir basın toplantısı yapacağımı söylemiştim ancak sonrasında Aliağa’da göreve başladım ve konsantrasyonumu tamamen takıma yönlendirdik. Bu konuyla ilgili bir basın toplantısını sezon sonunda yapmayı düşünüyorum, çünkü konuşacağım şeylerin basit bir yanı yok. Bu konulara girip ne kendimin ne de spor medyasının konsantrasyonunu bozmak niyetinde değilim.

- Kepez’de çok iyi bir kadro kurmuştunuz ve çoğu basketbol otoritesine göre ilk 6’da olacağınız konuşuluyordu. Hem o kurduğunuz takımın potansiyelini hem de takım kadrosu kurulurken harcanan parayı sorsam size. Kepez’den ayrılmanda önce yine bizim sitemize ‘Oyuncu kadrosunun maliyeti 2 M $’ diye bir açıklama yapmıştınız ama çoğu kişi bu rakama inanmamıştı.
Federasyonda oyuncu oyuncu herkesin sözleşmesi var. Bu konuyla ilgili de bir basın toplantısı yapacağım zaten. Ancak şu anda hem Kepez’in bizim rakibimiz olması hem de olası bir yıpranma durumunun etik kaçmayacak olması nedeniyle konuşmak için uygun zaman değil. İşler bitsin bir, sezon sonunda konuşuruz. Rakamsal anlamda ben altına imzamı atıyorum ki bizim Kepez’de kurduğumuz takımın bütçesi 2 M $’dır. Bundan tek kuruş fazla değildir. Bana verilen bütçenin de gayet içinde kalınarak kurulmuştur takım. Hiçbir transferi tek başına yapmadım ben, 4-5 yönetici arkadaşımla beraber yaptık. Hepsinin de numaralarını verebilirim, arayıp sorabilirsin. Tüm yaptığımız yerli transferlerde oyuncular ‘Benle çalışmayı istemelerinden ötürü’ normal rakamlarının çok daha altlarına imzalamışlardı bizle. Kepez’le ilgili söylemek istediğim tek şey var: Bizim kurduğumuz o takım doğru bir takımdı. Ki düşünün Ibekwe olmadığı halde, uzun yedeği Nedim Dal olmadığı halde (Nedim antrenman dengeleri düşünüldüğünde çok önemli bir uzun. Takımın diğer uzunlarını formda tutabilmek, onların gelişimini sağlayabilmek adına Nedim çok değerliydi) bu kadro kupada Efes’i yendi, Beşiktaş’tan yenen son saniye üçlüğü ile elendi falan. Efes bu yıl ligde ve kupada toplam 2 yenilgi aldı. Bunlardan biri Kepez’e karşıydı. Sırf bu bile doğru bir takım kurduğumuzun kanıtıdır. Sonrasında takım kimyası bozuldu, ondan biraz, bundan biraz katıldı, orasını bilemem. Benim içim rahat. Ben Kepez salonuna gittiğim zaman o taraftar beni bağrına basıyor mu? Basıyor. Benim için bu yeterli. Hem kafam hem de gönlüm çok rahat.

- Çukurova günlerini de konuşsak aslında biraz. Orada da şampiyonluk gelmese de ciddi başarılar kazandınız. Siz bıraktıktan sonra da takım kapandı zaten.
İzmir ve Bursa’yı saymaz isek Türkiye’de bir Anadolu takımı tarafından yazılmış en büyük başarı hikayesidir Çukurova maceramız. Ben göreve geldiğimde takım 13. sırada idi. Çetin Yılmaz’dan takımı devraldım ve tek bir değişiklik yaptım kadroda. Amerikalı oyuncu Larry Spriggs’i aldım. Ondan önceki sezon da hem ikinci ligde Paşabahçe’yi, hem de birinci ligde Galatasaray’ı çalıştırmıştım. Paşabahçe’yi birinci lige çıkardım, G.Saray’la da Play-Off finali oynadık ama Karşıyaka’ya kaybettiydik. İki takım da birinci ligde olduğundan birini tercih etmem gerekiyordu, ben ikisini de bırakıp Çukurova’yı seçtim. Mehmet Emin Karamehmet 3 yıllık sözleşme yapmıştı benle. Ben gelmeden önce naklen yayın arabasının bile girmediği Mersin’de tek bir Amerikalı değişikliği ve iyi çalışma ile sezonun en flaş takımı olmayı başardık. Finalde Eczacıbaşı’na karşı öndeyken, Larry’nin eli kırıldı. Adana’daki ayakta oynayamadı, mağlup olduk. Antalya ayağında ise eli kırık halde iğneyle çıkarttık sahaya adamı. Son saniye basketiyle yenildik ve şampiyonluğu kaybettik. Sağlam bir Larry Spriggs ile şampiyonduk o yıl biz ama olmadı. Tek yabancılı dönem bir de o zamanlar. Rakipte de bir diğer Laryy, Larry Richard vardı. Bu kaçan şampiyonluğa rağmen Çukurova’da öyle bir basketbol sevgisi yarattık ki, şu anda Mersin’de basketbol hala devam ediyorsa Çukurova’nın bundaki emeği çok büyüktür. Ertesi sene, ligde yine final oynadık, yine kaybettik ama Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı aldık. Bundan daha iyisi olamazdı. Çukurova’yı bırakma nedenim ise yönetimin takımı İstanbul’a taşıma isteğiydi. Pamukspor tesisleri yeni yapılıyordu o dönemde, takımı İstanbul’a taşıyacaklar, idmanları İstanbul’da yapacağız, tüm hayatımızı İstanbul’da yaşayacağız ama maçtan maça Mersin’e gideceğiz. Ben bunu kabul etmedim kesinlikle. Hatta o dönem ‘Medrano Sirki’nde koçluk yapamam’ diye de bir açıklamam olmuştu. Sonuçta bu Mersin’deki basketbol seyircisine yapılacak en kötü şeydi belki de. Bizim takımımız o şehirden aldığı enerji sayesinde başarılı olmuştu, siz kalkıp o takımı İstanbul’a taşırsanız bu iş olmazdı. Olmadı da zaten. Ben ayrıldım o yıl, Efes Pilsen’e geçtim, Çukurova o yıl ligi ilk 10’un dışında bitirdi, sonraki sene de kapandı zaten.

- Meşhur ‘Dream Team’ konusuna da gelelim. 1998-99 sezonunda F.Bahçe o dönem için fazlasıyla ciddi bir yatırım yapmıştı baketbola. Kurulan kadroda Abdul-Rauf, Tabak, Milic, McRae, Levent, İbrahim, Serdar, kadroya sonradan katılan Tamer, genç oyuncular olarak da şimdilerin tecrübeli isimleri Mustafa Abi, Reha Öz, Ermal Kuqo gibi isimler vardı. Ancak o kadro sizin yönetiminizde çıktığı ilk maçta Zalgiris’i (ki o Zalgiris o yıl Avrupa’nın en büyüğü oldu) paraöparça edip ortalığı sallasa da sezon sonunda tek bir kupa dahi alamamış bir durumda idi ve beklentileri karşılayamamıştı. En azından taraftarın beklentilerini karşılayamadı diyelim. Hem o döneme genel bir bakış atalım, hem de bazı olaylara zoom yapalım hocam. Abdul-Rauf’un gönderilişi ve Abdul-Rauf’un İbo’yu yumruklaması gibi.
O sezonun başında ben Karşıyaka takımının koçuydum, yanılmıyorsam 8. hafta falan, biz averajla lideriz, F.Bahçe ise bu kadrosuyla ligde kötü gidiyor ve 12. ya da 13. sırada idi. Biz İstanbul’da bir galibiyet aldık Karşıyaka ile, lige bir ara verilecekti, ben de maçtan sonra Bolu’ya gidiyordum otele. Aradı başkan beni, dedi ki seni istiyoruz. Ben kontratım olduğunu ve Karşıyaka ile görüşmeleri gerektiğini söyledim. ‘Görüştük, anlaştık’ dediler ve bana bekle orada deyip Bolu’ya geldiler apar topar. Benim için Euroleague oynayacak olmak ve böyle bir kadroya koçluk yapmak da cazip bir seçenekti. O dönem için oldukça yüksek bir bonservis bedelini ödediler Karşıyaka’ya ve ben F.Bahçe’nin koçu oldum. Göreve geldiğimin 4. ya da 5. günü Zalgiris maçımız vardı. Çıktık, 20 sayıyla yendik, adamları denize döktük. Sonra bana yönetim kanadından takımın bütçesiyle ilgili bir sıkıntı yaşandığı bilgisi geldi. Benden takım bütçesini düzeltmem konusunda yardım istediler. Ben de takımda bazı insanların normalden çok daha yüksek ücretler aldıklarını bildiğimden, o oyuncuları yönetimin de onayıyla takımdan gönderdik. Bunca değişimi yaşayıp, kadrodan yıldız denen isimleri göndermemize rağmen hem şampiyonluğu hem de Türkiye Kupası’nı kıl payı kaybettik. Kupa finalinde dipte bomboş kalmıştı Gilmore, üçlüğü attı, sokamadı. Ligde yarı finalde ise 2 sayı gerideydik, 3 serbest atış kazandık. Yine Gilmore. Hepsini soksa kazanacağız, ikisini soksa maç uzayacak. Adam 3’te 0 attı. Ama faulleri atmadan önce bir mola aldım, Gilmore’un suratını görmelisin. O siyahi oyuncu gitmiş, tüm kanı çekilmiş, ölü gibi böyle, bembeyaz. Sokamadı zaten hiçbirini. Yani uzun lafın kısası bence öylesi bir bütçe kısılmasına gitmemize ve yıldız denen oyuncuları göndermemize rağmen yine de iyi bir şekilde bitirdik bana göre sezonu. O zamanlar Tofaş’ta David Rivers var, bir numaralı rakibimiz durumundalar. Düşündüm, David Rivers’dan daha iyi bir guard getiremeyeceğimize göre farklı bir şeyler yapmalıyız dedim. İki guard aldık kısa. Gilmore ve Wheeler. Bu sistemle onların düzenini bozduk, Bursa'da yendik, herkesi rahatça yenen Tofaş bize karşı sürekli kanser oldu. Ama sonuçta onlar kazandı. Artı olarak, şu anda hem F.Bahçe Ülker’in, hem de Efes Pilsen’in girmek için uğraştığı Top-16’ya ben o gün o takımı sokmuştum. Çeyrek finale de kalabilirdik ama Real Madrid’e kötü bir şekilde elendik. Ben bir teknik faul almıştım o maçların birinde, oyuncu fast-break atmasın diye engellemiştim adamı. :) Benim de payım var yani yenilgide. :) O zamanlar Ermal Kuqo’yu ilk 5 başlatıyorum diye beni eleştirenler olmuştu. Şimdi Efes Top-16’ya kalmaya çalışıyor, pivotu yine Ermal. Ben yine söylüyorum, hem böylesi bir bütçe kısılmasına gitmişken, yıldız diye adlandırdığımız oyuncular takımdan gönderilmişken, her iki kupayı da kıl payı kaçırmak bana göre iyi bir başarıydı. Ki yönetim de memnundu zaten tablodan. Hem mali, hem de oynanan basketbol olarak. Abdul-Rauf olayına da gelelim. Abdul-Rauf benim gördüğüm en iyi şutördü kesinlikle. Penetresi falan yoktu ama muazzam bir şutördü. Oyunculuğuyla alakalı konuşacak hiçbir şeyim yok. Ama birincisi aldığı rakam (2 milyon $) çok abartıydı, ikincisi ‘Ben müslümanım, namaz kılıyorum’ dediği halde evde ot çeken, onu bunu kullanan bir adamdı ve en önemlisi de İbrahim’e idmanda yumruk attı. Ben gelecekte Türk basketbolunun yıldızı olacak İbrahim Kutluay’a sahip çıkmayacaktım da ne yapacaktım o durumda? Takımın sisteminin merkezine yerleştirdiğimiz İbrahim, o yıl hem Avrupa’da hem de ligde sayı kralı oldu. Abdul-Rauf olayında ihale yine bana kaldı ama ben basketbolun doğrularına göre en mantıklı kararı verdiğimi düşünüyorum o dönemde.

- Renkli bir kişiliğiniz var. Çoğu kişi sizi futbol camiasından Yılmaz Vural’a benzetiyor. Sizin Yılmaz Vural’la Hacettepe’de profesyonel futbol oynamışlığınız da var değil mi? Yanılmıyorum yani?
Evet, oynamıştık bir dönem. Yılmaz da benim gibi sporu çok seven bir arkadaşım.

- Renkli kişiliğinizin bir getirisi olarak yaptığınız açıklamalar, hareketler, bazı insanlara antipatik gelebiliyor. Ben ise bunu ‘farklı’ olarak adlandırıp, olması gereken şeyler olarak görüyorum.
Benim kişiliği bu. Bulunduğum yerde lider oluyorum. Lider olunca da göz önünde oluyorum. Benim için 3 tip insan vardır. Birinci insan tipi etrafında ne olup bittiğinin farkında olmayan insanlar. İkincisi etrafında olayların farkında olan ama içinde olmayan insanlar. Üçüncüsü ise olayların içinde olan, olayları yaratan, olayları sürükleyen insanlar. Ben bu üçüncü tip insan sınıfına giriyorum. Dolayısıyla da gündemde oluyorum. Ama ben bunu gündemde kalmak için yapmıyorum. Yapım bu. Bunu bu yaştan sonra değiştirecek halim yok. Dünyada show business olarak görülüyor spor. Ben kendimi bu düzenin olması gereken bir parçası olarak görüyorum.

- Mesela Tanjevic hakkındaki açıklamalarınız vardı F.Bahçe Ülker maçından sonra. Birçok kişiden tepki çekti.
Ben orada Tanjevic’i Milli Takım koçu olarak değil, F.Bahçe Ülker koçu olarak eleştirdim. Öncelikle bunu kavraması gerekiyor insanların. Artı olarak, çoğu insanın söylemek istediği ama söylemeye cesaret edemediği şeyleri söyledim. Ben her konuda olduğu gibi basketbolda da şeffaflığa inanan bir adamım. Düşündüğüm şeyi söylerim, korkmam da kimseden. Benim bu doğruyu söylememden rahatsız olanlar varsa, o da onların sorunu.

- Bir zamanlar sizin de koçluğunu yaptığınız A Milli Takım, bu yıl ülkemizde düzenlenecek olan Dünya Şampiyonası’nda çok ciddi bir sınavdan geçecek. Hem Tanjevic’li Milli Takım hakkındaki fikirlerinizi, hem de genel anlamda şampiyona hakkındaki yorumlarınızı alabilir miyim?
Ben federasyonun 2010 Dünya Şampiyonası’na çok iyi hazırlandığını düşünüyorum. Bence şu andan itibaren seveni, sevmeyeni, beyazı, siyahı, Türkiye’de bu işten ekmek yiyen herkes, yazarı, çizeri, amigosu.. Herkes kişisel çıkarlarını bir kenara bırakmak ve bu takımı desteklemek zorunda.

- Şimdi mesela ben de Tanjevic’i yeri geldiğinde en çok eleştiren kişilerden biri oluyorum. Ama işin bir de diğer yanı var. Biz bu turnuvaya bu adamla mı gireceğiz kardeşim? Evet. O zaman ben, herkes, tüm oyuncular, antrenörler, yazarlar, onlar, bunlar destek vermeliyiz bu takıma. Neden? Çünkü eğer ki burada bir başarı gelirse, bu sonrasında bizim ligimiz için, oyuncular için, antrenörler için, yazarlar için, herkes için önemli bir kilometre taşı olacak. Ülke basketboluna gösterilen ilgi, sponsorlar, ayrılan paralar, bu ligin saygınlığı.. hepsi artacak.
Aynen öyle. Bitsin turnuva, sonra mahkemeyi kurarız gerekirse. Keşke Tanjevic kulüp çalıştırma işine girmeseydi de, yıpranma durumu biraz daha az olsaydı diye düşünüyorum sadece kendi adıma. Ama ben şu andan itibaren Milli Takım’ın en büyük destekçisiyim, bu böyle bilinsin.

- Takım hakkındaki görüşleriniz nedir?
Mehmet Okur’u alacaklarmış kadroya. Çok doğru bir karar. Kaya’nın kadroya katılması gibi bir durum da var yanılmıyorsam. Zaten eldeki en güçlü kadroyla katılmalıyız. Top, tüfek, ne varsa artık. A Milli Takım gençlerin hazırlanacağı yer değil. Orada en güçlü halinizle bulunmalısınız. Gençleri altyapıdaki milli takımlardan hazırlarsın. Kaldı ki ben genç, yaşlı diye bir şeye de inanmıyorum. Önemli olan oyuncunun ruh yaşı. Bazen 30 yaşının üstündeki adam 20 yaşındaki adamdan daha güçlü bir ruh koyuyor ortaya. Benim için kıstas budur.

- Peki siz koç olsanız takımı nasıl kurardınız mesela bu turnuvada?
Tek tek isim vermeyeyim de şöyle söyleyeyim. Kadromun içine 2 tane 3 tane, belki 4 tane savaşçı oyuncu koyardım kadroya mutlaka. Mesela Ömer Onan. Ama son Polonya’daki şampiyonada izlediğimiz aklını tamamen ofansa yoran Ömer Onan değil. Başka gömlek giymeye çalışmayan, iyi yaptığı işleri yapan bir Ömer Onan. Sinan Güler gibi bir adam mesela 40 dakikalık her maçta en az 15-20 dakika sahada kalmalı. Sonra boyalı alanda Kerem Gönlüm ve Kaya Peker gibi yürekli oyuncularımız olmalı elimizde. Benim düşüncelerim bunlar. İsim vermeyelim dedik ama yine 4 tane isim verdik bak.

- Son sorum da şu an ligdeki yerli koçlardan kimleri beğendiğinizle ilgili olsun.
Şu kadarını söyleyeyim. Benim görüp görebileceğim en iyi yerli koç Aydan Siyavuş’tur. Şu ana kadar kimse onun yakınına dahi erişememiştir.

11 Yorum Yapılmış:

MixBasket - Ozan Aktay dedi ki...

Kaan Üner'in şutu nispeten iyi mi? Şaka herhalde.

Derin dedi ki...

salsa yazıya "seveni de çok, sevmeyeni de" şaklinde girmiş. seveni var mı gerçekten merak ettim. yoksa sadece kaan üner olmasın seveni...

mezsoly dedi ki...

fenerbahçe'yle 1998-99 sezonunda tofaş'a play-off yarı finalinde elendiler, finalde değil... pınar karşıyaka'dan ayrıldığında ise ligin daha ikinci haftasıydı ve takımın bir galibiyeti, bir de mağlubiyeti vardı. o ayrıldıktan sonra murat didin göreve geldi. hatta o ksk, halil üner'in çalıştırdığı fenerbahçe'yi 14. haftada 81-59 mağlup etmişti.

Serdar dedi ki...

Demek ki laf ağızdan çıkarken 40 kere düşünmek lazım. Halil üner soruları iyi kıvırtmış...
Akbabaların takipcisi olacağız. Çünkü çok ağır laf etti. Konsantrasyon felan hikaye...
2 M $ bütçeyide iyi kıvırmış demekki vergi kaçırmak için federasyonada oyuncu bedelleri eksik bildirilmiş.. Bu konuda federasyonun açıklama yapmayacağını bildiği için de böyle kıvırmış. KSK olayını da mezsoly aynen aktarmış. Geçen ropartajda da takımları şampiyonluktan şampiyonluğa uçurduğu yazıyordu..Tek başarısı var oda FB ile kupa finali oynayıp kaybetmek. 2001-2002 de küme düşen Altayın koçu kimdi?2003-2004de Galatasarayı sondan 3., 2004-2005 de de düşürüp playoutla gelmedi mi?

Ondan sonra neden sevilmiyor deniliyor :)

İzmirBasket dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
kobe dedi ki...

ben cok yazdim zamaninda cok kisi bana karsi cikti.serdar arkadasima gayet katiliyorum zaten herseyi aciklamis. Bu kadar goz gore gore bunlari neden soylemis halil uner?
sanki senelerdir sampiyonlaga oynamis... ve benim en cok elestirdigim konu neden cikipta final oynadim falan diyor.neyse herkes neyin ne oldugunu goruyor..

cemcomu dedi ki...

http://www.youtube.com/watch?v=Inm7muXAnIM 24 yıl öncesinin videosu sağdaki hoca kim acaba ? peki bu manteliteyle yeni genç hocalar nasıl takım çalıştırcak bu ülkede ?

KskHyTr dedi ki...

Gerçtekten söyleyecek birşey bulamıyorum halil hocaya...Hosley mesela herkes hosley diyormus daha yaşı 25miş:) sanki 18 yaşında izlenimi bu nedir ya:)
Hani hosleyi bilmesek diecekki ne kadar aciz yabancılarla buraya gelmişler:)
Daha bir sürü sey var söylencek gülünce ama gerçekten kafa buluyor halil hoca...

basketçi dedi ki...

ibrahimin kulağına ne fısıldamış öğrenemedik :(

youla dedi ki...

Ropartaj içerik olarak bilindik şeylerle dolu...
Yeni olan, merak uyandıran birşeye değinilmemiş.
Akbabalar olayında da konsantrasyon diyerek geçiştirmiş ! Neyin konsantrasyonu ? Yenilmez yutulmaz laf et ondan sonra camianı suçla ondan sonra sıkıya gelince kaç...

Salsa bence bu roportaj senin içinde zaman kaybı olmuş gibime geliyor. Ön hazırlık sırasında sorulan soruların büyük birbölümü yok, ama bence halil üner cevaplamak istememiştir.
Roportajın en komik cevabıda Aydan Siyavuştan başka yerli antrenoru başarılı bulmaması idi.
Ben buna yuh diyorum. Bu kadar megalomanlık olmaz...
Kim ne derse desin Türkiyede bir Aydın Örs, Erman Kunter, Ergin Ataman var...

fenci dedi ki...

yazılara şöyle bir baktımda hakkaten kanım dondu bu halil üner ne yapmış bu kadar insana gerçekten merak ediyorum yani şunlara bakınca bu yazıları ya aliağada gözü olan birileri yazıyor yada halil ünerin oynatmadığı oyuncular die düşüncem bu aliağa takımının kupadaki halini görmediniz sanırım ve bu takım yürüyemiyordu kupada gerçekten çok komik yazılanlar aydan siyavuşu beğenmesi neden bu kadar şaşırtı hepinizi gerçekten çok şaşırdım?ayrıca kaan üneri oraya halil üner transfer etmedi daha önce kendisi geldi ayrıca takımada en çok katkı veren yerli oyunculardan bir tanesi bir kaç maç kötü oynayıncamı bunlar yazılıo gerçekten komik:)