16 Şubat 2010 Salı

Murat Murathanoğlu Röportajı (Salsabasket Özel)

Değişik bir duygu, inanılmaz bir gurur. Salsabasket'i neden yapıyorsun, neden bu kadar vakit harcıyorsun, eline maddi bir şey geçmiyor manyak mısın nesin sorularının cevabıdır bu röportaj. Tıpkı bundan önce yaşananlar gibi. Murat Murathanoğlu'nun bendeki değerini nasıl tarif ederim bilmiyorum. Çocukluk kahramanım diyeyim kısaca. Millet Spiderman'e, Batman'e, He-Man'e hayran olurdu, ben ona. Onun gibi konuşmaya çalışırdım kısa şortlu halimle. Röportajı yayına hazır hale getirirken bile ellerim titriyorsa diyecek söz de kalmıyordur zaten benim adıma. Buyrun, benim için çok özel bu röportajı şuradan okuyabilirsiniz.


- Amerika’da tam olarak kaç yıl kaldınız ve bu süre zarfında neler yaptınız?

Yaklaşık 17-18 yıl kaldım. Okudum, orta okul, lise, üniversiteyi orrada bitiridim. Kısa bir süre içinde askerliğimi yapana kadar inşaat mühendisi olarak çalıştım. Askerliğim için Türkiye’ye geldim, sonra kaldım.

- Ligimizde Ülker öncülüğünde başlayan sponsorluk olgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yıllar önce ‘Toyota F.Bahçe’ örneği vererek bu konunun destekçisi olduğunu belirten biri olarak bu işin ülkemizdeki uygulanışı hakkında olumlu ve olumsuz görüşleriniz?
Sponsorlar olmadan ne bir kulüp büyür, ne TBF büyür, ne de basketbol. Aynı şey her spor için de geçerli. Bugün TBF, Beko ve Digitürk ile yapılmış anlaşmalarla Avrupa’nın bu konuda en başarılı federasyonlarından birisi, belki de en başarılısı. Ancak şu ana kadar sponsorlukların en fazla kime yaradığını sorarsanız, ben oyuncu menajeleri demek mecburiyetindeyim. Basketbolumuzun en üzücü gerçeği de bu. Sponsorluklarda bu kadar artışa rağmen oyuncu kalitesinde veya yıldız oyuncu sayısında veya Avrupa’da ses getiren başarılı olan takım sayımız açısından 8-10 yıl öncesine gidersek bir artış var mı? Tam tersi bir azalma var. Sponsorluktaki patlama ne yazık ki basketbolumuza beklenen şekilde yansımadı.

- Beşiktaş ve G.Saray kulüplerinin Ülker’e bir tepkisi var. Aslan payını F.Bahçe’ye veriyorsunuz, bizim de ağzımıza bir tutam bal çalıyorsunuz diye. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Bence çok yanlış bir tepki. Kimse bu iki kulübümüzün kafasına tabanca dayamıyor. Daha iyi bir sponsor bulup Ülker ile yolları ayırabilirler. Bunu başarana kadar da Ülker hiç de kötü sayılmayack miktarda para veriyor. Sponsorluktan gelen paranın nasıl ve neye harcandığı önemli. Zaten bildiğim kadarıyla da Ülker sezon içinde duruma göre bazı ilaveler veya ek ödemeler de yapıyormuş. Ancak özellikle de Beşiktaş’ta Ülker’den gelen sponsorluk parasının doğru harcandığını söylemek mümkün mü? Fenerbahçe, Euroleague de mücadele ediyor. Yani basketbolumuzu Avrupa’nın en güçlü liginde temsil ediyor. Böyle bir ligde oynayan bir takıma sponsorun, diğer Avrupa Kupalarında oynayan ve sponsor olduğu takımlardan daha fazla para ayırması ve destek vermesini normal karşılıyorum. Buna göre de aldıkları sponsorluk paralarında bir fark olmasına çok da tepki gelmemeli diye düşünüyorum.

- Türkiye’ye gelen yabancı oyunculardan sağlam bir 5 kursanız?
Bu çok zor bir soru çünkü bu kadar oyuncu arasından bir beş seçmek çok kolay değil. David Rivers, Billy Lewis, Rashard Griffith, Pete Williams, Mitch Smith, Damir Mulaömerovic, Khalid El-Amin, Will Solomon, Conrad McRae, Marcus Brown, Ron Haigler ilk beşe alamadığım ama çok değerli oyuncular. Tüm zamanlar için Petar Naumoski - Trajan Langdon - Paul Dawkins - Scott Roth - Larry Richard desem. Bu sezon için ise Mire Chatman - Emir Preldzic - Charles Smith - Charles Davis - Radoslav Rancik diyebilirim.

- Canlı olarak izlediğiniz en iyi 5’i saysanız?
Magic Johnson - Oscar Robertson - Michael Jordan - Larry Bird - Wilt Chamberlain. Avrupalılardan’da ise Sarunas Marciulionis - Drazen Petroviç - Toni Kukoç - Dirk Nowitzki - Arvydas Sabonis.

- Efes Pilsen’in Top-16 biletini almasından sonra Rytas – Malaga maçı ve Omar Cook’un performansı hakkında bazı söylemleriniz olmuştu. Hatta buna hemen bu olayların ertesinde gerçekleşen Popovic transferini de ekleyebiliriz. Genel anlamda bu konudaki düşünceleriniz, yorumlarınız, varsa soru işaretleriniz nedir?
Nasıl bir söylemim olmuş veya hangisi dikkat çekmiş bilmiyorum, ancak Efes Pilsen’in Euroleague’e sponsor olmasını hiç doğru bulmuyorum. Çünkü böyle bir durumda, herşey şans eseri de olmuş olsa, veya denk gelmiş de olsa kafalarda ciddi soru işaretleri ortaya çıkabiliyor. Bir hafta önce Malaga’nın kendi evinde sıradan bir Fransız takımına karşı bir üst turu garantilemiş olmanın verdiği umursamazlık, rahatlık ve rehavetin ardından bir hafta sonra Rytas maçını sanki bir play-off maçı gibi oynaması sizce ilginç değil mi? Avrupalı basketbolsevere de ilginç geliyor. Popoviç transferi ise daha ilginç. Hatta sadece Popoviç değil, Dejan Borovnjak’in Paninios’a transferi de ilgimi çekti. Rytas’ın çok güvendiği ve onlar için hayati önem taşıyan bir maçta çok şey bekledikleri iki oyuncu sıfır basket atıyorlar, maça top kayıpları ile damga vuruyorlar, ve ikisi de bulunmaz hint kumaşıymış gibi hemen daha iyi veya daha bütçeli liglerde yer alan iki takıma transfer oluyorlar. Efes Pilsen iki milli oyun kurucumuz Kerem Tunçeri ve Ender Aslan’ın sürelerini etkileyecek bir transfer yapıyorsa, bu oyuncunun kalitesinin tartışılmaması lazım. Kendi takımının en önemli maçında dökülen bir oyuncu o stresi kaldıramıyorsa, Efes Pilsen’in Euroleague şampiyonluğu hedefiyle yola çıktığı bir sezonda yaşayacağı stresi nasıl kaldıracak? Basit bir soru. Üstelik Salsabasket’in ilginç bir haberi vardı, Beobasket adında bir menajerlik şirketi ile ilgiliydi yanılmıyorsam, şaşkınlık içinde okumuştum o haberinizi, herhalde daha araştırılır diye düşündüm ama galiba orada kaldı.

- Takımlarımızın bu yıl Avrupa arenasında oldukça berbat gittiklerini görüyoruz. İki takım daha ilk turdan elendi. G.Saray Cafe Crown ve Türk Telekom üçte sıfır çektiler. Efes zor bir grupta ama ilk tura göre iyi bir performans gösteriyor oyun olarak. Ki son Siena maçında müthiştiler. Bir de üç numaralı kupada sessiz sedasız giden Banvit var. Bu yılki Avrupa maceramızın ve kötü gidişin sizin tarafınızdaki yorumlarını alsak?
Avrupa Kupalarında çok kötü bir sezon geçirdik ve geçiriyoruz. Türk oyuncularımız önemli bir seviyede katkı yapamadığı sürece de devam edeceğiz. David Blatt beş yabancı oyuncu aldı diye topa tutuldu, Ergin Ataman’ın kaç yabancı aldığını kimse konuşmuyor, yazmıyor. Bu tür çifte standartlar olduğu sürece de bu çöküşümüz kolay kolay sona ermez. Efes Pilsen’i bir Siena galibiyeti ile göklere çıkaracaksak, bir adım ileri gidemeyiz. İki sezondur Efes Pilsen Avrupa’da Türk ekonomisine göre inanılmaz bütçelerle hayal kırıklığı yaratmıştır. Neden mi? Takımlarımız iyi yönetilmiyor. Para harcayarak başarılı olunmaz. Değeri 1 $ olan oyuncuya 3 $ ödersen, o para bu oyuncunun performansını arttırmaz. Bu iş bu kadar basit. Alt yapılarımız oyuncu yetiştimiyor, yetişenlerde en büyük hedefleri para kazanmak olan bazı oyuncu menajerlerine çok erken yaşta teslim ediliyor. Cenk Akyol için 3-4 yıl öncesine kadar NBA’den gelen ilgiyle şu anda bu oyuncumuzun bulunduğu noktayı mukayese edersek, oyuncularımızı teslim ettiğimiz oyuncu menajerleriyle ilgili kamoyu belki daha iyi bir fikire sahip olur.

- Ligimizden yakın zamanda NBA yapabilecek oyuncular, potansiyeller var mı size göre? Draft edilen isimlerimizin haricinde bir Evren Büker olabilir mi mesela?
Ömer Aşık, Semih Erden ve Enes Kanter aklıma ilk gelen isimler. Ancak çok kötü yönlendiriliyorlar, veya akıl veriliyorlar. Şu son 10-15 yıla baktığımızda kaybolup giden o kadar çok genç yeteneğimiz var ki, ama ne yazık ki bu kadar oyuncu kaynağımız var ve dünya platformunda sadece Hido, Memo ve şimdi Allah’tan Ersan çıktı ve onlar bizi temsil ediyor. Bu bence basketbolumuz için utanç verici durumdur. Evren Büker’in NBA şansı yok denecek kadar az. Sporda olmaz dememek gerektiğini biliyorum, ondan böyle söylüyorum.

- Haftada kaç NBA maçı seyrediyorsunuz?
Şu anda yoğunluğumdan dolayı geceleri kalkıp maç seyredemiyorum. Sanıyorum ki bu sezon sadece 2-3 maçı gece kalkıp seyrettim. Ancak haftada üç-dört maçın, tekrarını seyrediyorum. Özellikle de önemli bir şey omuşsa o maçları kaçımamaya gayret gösteriyorum. Ancak hergün özetleri mutlaka seyrederim.

- NBA TV ve genel olarak NTV ailesinden neden ayrıldınız? Öğrenebilir miyiz?
NTV’de hakikaten ortam olarak, arkadaşalık olarak çok mutluydum. Oradaki arkadaşlarla bir aile gibiydik. Erkan Arseven, Murat Kosova, Okay Karacan, Osman Sakallıoğlu, Yiğiter Uluğ, Irmak Kazuk, İsmail Şenol, Burcu Esmersoy, Güntekin Onay, Kaan Kural. Çoğuyla halen çok iyi dostuz ve görüşüyoruz. Fuat Akdağ ile de aram iyiydi. Ama dediğim gibi oranın bir temposu var, ve ben üç yıl geceleri NBA, hafta sonları Beko Basketbol Ligi anlatacak gücü kendimde bulamadım. NTV tempom çok yoğundu ve haftanın beş gecesi kalkıp maç anlatıp, tekrar eve dönüp çocuklarımla, kendi işlerimle ilginecek gücüm ve enerjim kalmamıştı. Her gece NBA anlatmak 52 yaşındaki bir kişinin işi değil. Ayrılamak istemezdim, ama o arada kendimi çaresiz hissettim. Yiğiter Uluğ ile birlikte tekrar çalışma şansım doğdu ve daha önce birlikte çalıştım Serkan Korkmaz’dan tekilf aldım, Mustafa Hoş ile de tanıştıktan sonra 24’de çok güzel işler yapabileceğimize inandım. Ama Polonya’da NTV ile birlikteydim, İhsan Bayülken gibi çok önemli bir basketbol adamıyla Milli maçları ve Avrupa Şampiyonasını anlattım. Yine NTV ile birlikte bazı durumlarda beraber oluruz diye düşünüyorum.

- Enes Kanter hakkında ne düşüyorsunuz? Amerika’ya gidiş şekli, okul tercihleri, yaşadıkları ve elbette hayalini kurduğu NBA hedefi.. Doğru yolda mı Enes, doğru adımlar atıyor mu size göre?
Enes çok önemli bir yetenek. Ancak onu kim etkileydiyse, çünkü menajeri olmadığı söyleniyor, ona çok büyük bir kötülük yaptı. Şimdi prep okulda bir yıl geçirip, bir yılda NCAA’lerde oynasa, nerede olacak? Halbuki yabancı uzunu olmayan ve bir çok sakatlık yaşayan Fenerbahçe Ülker’de bu sezon olsaydı, özellikle de Euroleague sahnesinde kendini draftin ilk 3-4 sırasına sokabilirdi. Ama şimdi o kedi fareyle oynar gibi kendisinden çok daha zayıf oyunculara karşı ter atıyor. Haaa şu olabilir, o zaman kimse hiçbir şey diyemez. Enes dört yıl NCAA’lerde oynayacak, diplomasını alacak, tıpkı Engin Atsür veya Emre Atsür gibi, o zaman herkes şapka çıkartmalı. Ancak öyle bir şey olmadığını biliyorum. Şimdi Enes’i bu yaz Milli takıma da almak zor. Çünkü boş bir yıl geçirmiş olacak. Halbuki Euroleague, ardından 2010 FIBA Dünya Şampiyonası Enes’i eline inanılmaz bir fırsat geçecekti. Üstelik ona son derece inanan Tanjeviç iki takımın da patronuydu.

- Geçmişte F.Bahçe’de menajerlik yapmıştınız. Şimdi yine böyle bir teklif gelse düşünür müsünüz? Şayet teklifin geldiğini ve sizin de bu teklife evet dediğinizi düşünelim. Koç ve yabancı oyuncu tercihleriniz nasıl olurdu?
Fenerbahçe olsun, başka takımlarımız olsun tek kurtuluş yolu altyapıdır diyorum. Bu nedenle mutlaka çok iyi bir altyapı kurmak lazım. Şampiyonlukları unutup, oyuncu yetiştirmeye bakmak gerek. Ama bu oyuncularla, aileriyle sürekli konuşmak lazım, onlara bazı gerçekleri anlatmak lazım. Oyuncu menajerlerini belli bir yaşa kadar ve oyuncu belli bir seviyeye gelene kadar takımların alt yapılarından uzak tutmaları gerekiyor. Oyuncunun kafasına girip, bir de aileyi bazı şeylerde ikna edebilecek kişilere kapın açıksa, o zaman alt yapı şu an Türkiye’deki gibi olur.

- Tanjevic hakkında ne düşünüyorsunuz? Hem Milli Takım hem de F.Bahçe Ülker özelinde konuşmak lazım tabii bu konuyu. Düşüncelerinize ek olarak bir de şu soruyu sormak lazım tabii, F.Bahçe Ülker ile elde patlayan bir 2010 hedefi var ortada. Şayet Milli Takım kısmında da bu hedef patlarsa, dönüp arkamıza baktığımızda Tanjevic’in bu ülke basketboluna ne kattığı sorusuna bir cevabınız var mıdır?
Tanjevic bu ülke basketboluna çok önemli şeyler katabilirdi. Ama daha önce David Blatt’de olduğu gibi buna izin verilmedi. Tanjevic hiçbir Türk antrenörün göstermeyeceği kadar cesur ve oyuncularına sadık bir tutum içindeydi, ancak oyuncular bunun değerini bilemediler. Ömer Aşık, Semih Erden, Oğuz Savaş ve Enes Kanter’in önü tıkanmasın diye hiçbir yabancı uzun almadı. Semih’i biraz ayrı tutuyorum, diğerleri onun gösterdiği bu inanç karşısında ne yaptılar? Tanjevic fazla iyimser, ve fazla sadık, biraz da saf, belki de bizleri yeterince tanımıyor. Çok mu iyi coach? Kesin karşı olduğum bazı tutumları var. Ama oyuncularımız için bulunmaz bir nimetti, Fenerbahçe Ülker’de ki oyuncular, özellikle de genç oyuncular değerini bilemedi. Milli takıma gelince! Bu haftada en üst seviye takımlarımızla Avrupa Kupaları’nda sıfır çektik. Basketbolumuzun seviyesi bu iken, takımlarımız bu kadar kötü yönetiliyorken, oyuncu menajerlerinin gücü federasyonun gücünü aşmışken, ve ne yazık ki Hidayet ve Mehmet de kendileri için hiç de parlak olmayan birer sezon geçirirken, Tanjeviç büyücü mü, bir anda sihirli değnek ile Milli takımda yer alan oyunculara değecek ve herşey güzel olacak. Fenerbahçe Ülker bu sezon çok önemli sakatlıklar geçirdi. Herşeye rağmen Tanjevic, 4-5 haftayı oyun kurucusuz geçirmeyi tercih edeceğine hemen bir oyun kurucu bulsaydı, Fenerbahçe Ülker zayıf olan o gruptan üçüncü çıkardı. Zaten çok da üstünde durulmadı, ama İtalyan hakem son Zalgiris maçında tam bir katliam yaptı. Tanjevic’in bize ne katkı yaptığı sorusuna gelince, şunu rahatlıkla söyleyebilirim, hem o, hem Blatt yani iki Avrupa Şampiyonluğu yaşamış coach, bize verebilecekelerinin çok az bir kısmını verebildiler. Onların yaşamasına izin verilmedi. Onlar Ergin Ataman ve/veya Oktay Mahmudi’ye tutulan kalkanların yarısı büyüklüğünde birer kalkanla korunsaydı, onlardan alacağımız aldığımızın çok daha fazlası olurdu diye düşünüyorum.

- Ergin Ataman başarılı mı sizce? Efes Pilsen tarihinin en çok para harcatan koçu olarak ondan çok daha büyük başarılar beklemek hakkımız değil mi?
Nasıl başarılı olabilir ki? Geçen sezon Efes Pilsen TBF tarihinin en pahalı takımını kurdu, Euroleague de Top 16’ya kalamadı. Beko Basketbol Liginde şampiyon oldular, ama daha sonra finalleri etkileyecek bir cathine olayı ortaya çıktı ve bu konuda bazı sorular cevapsız kaldı. En azından sevgili Mehmet Demirkol'un Milliyet gazetesinde sorduğu sorulara kulüp cevap verebilecek bir araştırmayı yapsaydı keşke. Bu yıl Türkiye Kupası'nda Beşiktaşlı Chatman onu ipten aldı. Euroleague’de çok ilginç olaylar yaşandı ve Ataman zar zor Top 16’ya kaldı. Beşiktaş Cola Turka’ya geri gidersek, o yılda üç kupa diye yola çıktı, sonuç tam bir hüsrandı. Efes Pilsen son iki yıl harcadığı paralarla, hiç Euroleague sponsorluğuna falan filan girmeden, Final Four yapamasa da, bize umut veren bizi tatmin eden basketbol oynayabilirdi. Bunu da başaramdılar. İnşallah geri kalan maçlarda başarırlar. Ama Efes’in ciddi Final Four adayı da olması gerekirdi. Kimsenin hakkını yemek, emeğine saygısızlık yapmak istememe, ancak son üç sezon Ergin Ataman açısından pek de beklenen veya umut edilen gibi geçmedi desek eleştirinin dozajını iyice yumuşatmış oluruz.

- Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi basketbol spikeri olarak yeni dönem basketbol spikerleri hakkındaki görüşleriniz nedir? Özellikle TBL maçlarını izlerken keyif almayı başarabiliyor musunuz?
Bir kere Ertan Yüce’ye lütfen haksızlık yapmayın. Benim müthiş keyif alarak dinlediğim bir ağabeyimizdi. Ben belki farklı olarak, basketbol spikerliğine yorumu da kattım. Bunda maç anlattığım kişilerin, İsmet Badem olsun, rahmetli Aydan Siyavuş olsun, İhsan Bayülken olsun, Yiğiter Uluğ olsun tutumlarının ve basketbol birikimlerinin başarımızda önemli rolü vardı. Hepsiyle maç anlatmaktan büyük zevk alıyorum. Şimdi ki basketbol spikerleri arasında Murat Kosova ve Osman Sakallıoğlu çok başarılı. Digitürk de ileride başarılı birer spiker olabilecek arkadaşlar da var. Ama bence olaya sadece spiker olarak bakmamak lazım. Yorumcu ile seyircinin seveceği, inanacağı ve takip edeceği uyumlu bir ikili oluşturmak da çok önemli.

- G.Saray Cafe Crown cephesinde yaşanan forma skandalına değinmeden geçmeyelim. Hem olay, hem de verilen cezalar, yaşananlar hakkındaki fikirlerinizi öğrensek?
Halen böyle bir şey yapıldığına inanamıyorum. Bu ne cesaret, bu ne saygızılık. Hem ekmek paranı kazandığın spora, hem ekmek paranı veren kulübe, hem de ekmek paranın varolmasını sağlayan federasyona karşı yapılmayacak bir olaydı. İlk cezalar bence iyiydi. Okan Çevik, Tufan Ersöz ve Koray Mincinozlu gibi yıllardır tanıdığım, sevdiğim kişilerin bu işin içinde olması beni çok üzdü ve moralimi bozdu. Halen kötü bir kabus gibi.

- Anlattığınız maçlarla ilgili az da olsa maruz kaldığınız eleştirilerin en yoğun olduğu konu kuşkusuz maçta yapılan hakem hatalarına bazen fazlaca takılıp, hakem eleştirilerini maçın önüne taşıyabiliyor olmanız. Bu konuda bir özeleştiriniz var mı?
Ben hakemlere fazla taktığımı düşünmüyorum. Gördüğüm şeyi de söylemem gerektiğine inanıyorum. Bence bu kadar maç anlattım, hiçbir zaman inandığımı söylemektan kaçınmadım, ve bugün Efes’li, Karşıyaka’lı, Fener’li, Galatasaray’lı, ve Beşiktaş’lı basketbolseverler halen “Murat abi bir fotoğraf çektirebilir miyiz?”, “Murat abi bir imza verir misin?” veya “Sen bize basketbol sevdirdin” diyorsa, o zaman ben doğru işi yapıyorum. Pretzel gibi bükülmeye, binbir farklı şekle girmeye hiçbir neden yok. Gördün mü, söyleyeceksin. Söylemezsen o zaman ben en azından bu işi yapamam.

- Ülkemizde düzenlenecek olan 2010 Dünya Şampiyonası öncesinde ülke basketbolumuzun genel durumu, ligimizin kalitesi, NBA’deki temsilcilerimizin düşük formu ve organizasyon hazırlıklarını Murat Murathanoğlu yorumuyla dinlesek?
Buna biraz önce de değindim. Şu anda işler pek parlak gözükmüyor. Beko Baskebol Ligi üç yıl öncesine göre gerilemiş görünüyor. Basketbolumuz sert değil, tempolu değil, savunma yapmayı unutmuş gibiyiz. Takımlarımız Avrupa Liginde beklenenleri veremiyor. Basketbolumuzun lokomotifi olan Efes Pilsen bataklıkta koşmaya çalışıyor gibi. Milli takımda forma giyecek oyuncu adaylarına bakıyorum, bir tek Kaya Peker ve Ersan Ilyasova’nın iyi durumda olduğunu düşünüyorum. Buna NBA’de ki iki gururumuz Memo ve Hido’da dahil. İki oyun kurucumuz Kerem Tunçeri ve Ender Aslan şu anda Sırbistan Milli takımının galibiyet purosu ile sürelerini paylaşıyor. Ömer Aşık çok kötü bir sezon geçiriyordu, sakatlandı. Oğuz Savaş bence tanınmayacak halde. Semih nispeten daha gayretli. Polonya’da kadroda olsaydı inanılmaz bir fırsat yakalamış olacak olan Enes çok zayıf rakiplerle dalgasını geçiyor. Ömer Onan son Efes galibiyetine kadar isteksiz, formsuz ve mutsuzdu. Engin Atsür tam form yakalıyordu, yine sakatlandı. Sinan takımında var mı yok mu, belli değil, kadroda yer bulamıyor, bulduğunda ise süre alamıyor. Türk Telekom’a bakıyorum artık ne Tutku, ne Serkan, ne Bekir, ne de Hüseyin için Milli forma mümkün değil diye düşünüyorum. Belki evimizde oynanacak bir şampiyonada Doğuş Balbay’ın sert ve baskılı savunmasını belli süreler için kullanabiliriz diyorum, ama o da Teksas Üniversitesinde potaya bile bakmıyor. Cenk’in kendini toparlamasını ve onun dibe vurmasında pay sahibi olan ve şimdi ona dil uzatanlara bir cevap vermesini çok istiyorum.

- Baskent 34 kulübü hakkında bilgi alsak? Başkanlığını yapmaktasınız diye biliyorum.
2010 FIBA Dünya Şampiyonası organizasyon komitesinde görev almaya başladığımdan bu yana Baskent 34 ile son üç yılda yakından ilgilendiğim gibi ilgilenemedim. Bazı gelişmeler istediğim gibi gitmedi bu yıl. Ancak 2010 çok özel bir durum ve bazı Baskent velileri dahil benim mutlaka bu işe destek vermem gerektiğini belirttiler. Açıkçası 2001 de çok başarılı bir şampiyona geçirdik. Orada da önemli görevler aldım, ve çok iyi tecrübeler elde edindim. Ama aradan dokuz yıl geçti ve o zamanki enerjim yok diye düşünüyordum. Ancak Ali Özsoy, Emin Balcı, Zeynep Aydın önderliğinde ve çok genç ve dinamik bir ekiple çalışıyoruz. Bununda altından başarıyla kalkacağız diye düşünüyorum. Gelecek sezon ise Baskent 34 yeni ve çok daha geniş bir yapılanmaya gidecek. Baskent 34 dergisi iki ayda bir çıkmaya devam ediyor. Son sayıdan itibaren dergimize bazı değişiklikler yaptık ve yenilikler çok beğenildi. Amacımız basketbola ve basketbola gönül vermiş çocuklara, gençlere hizmet. Kısa sürede çok önemli başarılara imza attık, ancak hedefimiz hem okulda hem basketbolda başarılı olan gençler yetiştirmek. Bu yıl kulüpten bir adım uzaklaşıp, mesafeden bakınca bazı şeyleri farklı gördüm. 2010 sonrası çok daha iyi olacak herşey.

- Yiğiter Uluğ ile beraber bu yıl TRT ekranlarındasınız. Hem ACB maçlarının anlatımında hem de Süper Basket isimli izlemekten keyif aldığımız programda. Yakın zamanda Murat Murathanoğlu’nu görebileceğimiz başka projeler var mıdır? Ya da kafanızda gerçekleştirmek istediğiniz bir fikir?
Başka projeler hakkında konuşma için çok erken. TRT’de herşey çok iyi. Müdürümüz Yalçın Çetin, Erdoğan Aktaş ve Kerem Öncel yıllardır tanıdığım, sevdiğim ve saydığım, bazen da birlikte çalışma şansını yakaladığım arkadaşlarım. Yiğiter ile hem eğleniyoruz, hem anlatıyoruz. Onunla ortak merak alanlarımız basketbol ile sınırlı değil. Benim şu anki yoğun çalışma tempomda TRT'de İspanya Ligi anlatmak bana ilaç gibi geliyor. Benin en büyük hayalim NCAA’ler. Haftalık bir program ve haftada iki NCAA maçı anlatmak, NCAA’leri Türkiye’ye iyice sevdirmeyi çok isterdim.

- Ülkede basketbol dergisi kalmadı, bir zamanlar alıcısı az da olsa birkaç yayın vardı ama şimdi hiçbir şey yok. Gelişen ve evrenselleşen dünya düzeninde Internet’in de katılımıyla ilgi alaka biraz daha sanal ortama kaydı gibi. Öyle ki günlük gazetelerin varlığı bile tartışılır oldu. Sizin yorumlarınız ne bu konuda?
Basketbol dergisi olmayan bir basketbol ortamı düşünemiyorum. Internet ayrı bir şey. Basket, Süperbasket, Fast Break, Overtime, Slam ve NBA gibi bir çok dergide çalıştım. Mutfaklarında çalıştım hem de, bazılarında sorumluydum, bazılarına da köşe yazısı yazdım. Bu bence Türk basketbolu için bir utanç verici bir durumdur. Efes Pilsen, Ülker, Tofaş, Banvit, Türk Telekom, Pınar, Meysu, Paşabahçe, Renault, Tuborg, gibi bir çok müessese milyonları basketbola akıttı ve akıtıyor, ancak basketbolun dergilerini yaşatamadı. Çoğu destek bile vermedi. Sadece basketbol dergileri değil, Fanatik Basket’i de yaşatamadık. Ancak ben basketbolun dergisiz kalmasını kabul edemiyorum ve Baskent 34 dergisini çıkarıyoruz. İki ayda bir çıkıyor, ama hiç yoktan iyidir. Turgay Demirel’den tutun Hidayet Türkoğlu’na, Mehmet Okur’dan Will Solomon’a kadar bir çok müthiş röportajımız oldu. Bir çoğunu da takımımızın çocukları gerçekleşitiriyor. Biz hiç müdahele etmiyoruz. Ne sormak istiyorlarsa onu soruyorlar.

- Ve bu bağlamda bir sanal ortam platformu olan Salsabasket.net sitesi hakkındaki görüşleriniz nedir?
Salsabasket ve sevgili Anıl Akşaç’a başarılar diliyorum. Beni de bu röportaj ile mutlu ettiniz, gururlandırdınız. Bir ağabey olarak şunu söyleyebilirim inandığınızdan vazgeçmeyin. Basketbol gibi bir sporda emekçi olmak kolay değil. Hem seveceksin, hem sevdireceksin, hem de gördüğünü söyleyeceksin. Bu kolay bir şey değil. Basketbolu sevdiğiniz, basketbola heyecan duyduğunuz sitenizden belli oluyor. Bu iş kolay değil, basketbolseverlerin güvenini kazanmak kolay değildir. Kaybetmek ise çok kolaydır. Dolduruşa gelmeyin, baskıya boyun eğmeyin, kendinizi kullandırmayın, siz siz olun, sevgiyle kalın.

Anıl Aksaç

13 Yorum Yapılmış:

hasanerdem dedi ki...

Çok değil 2.5-3 yıl öncesini hatırlıyorum, BasketbolTürkiye'de ilk livescore denemeleri. Anıl'ın Ahmet'in ilk yazıları. Mali, Can ve Oktay Abi'nin Avrupa maçları muhabbetleri...

Oradan başlayan yada benim başladığını düşündüğüm bir işin bu noktalara geldiğini görmek inanılmaz gurur verici gerçekten. Her röportajda, her haberde hissediyorum bunu. Ucundan kıyısından kendime de pay çıkartıyorum, ulan biz yola bu adamla çıkmıştık diye :)

Ellerine sağlık Anıl, 2.5-4 yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz işlere imza attığın için. Bu büyü hiç bozulmasın...

ozz dedi ki...

emeği geçen herkese çok teşekkürler, bir solukta okudum bütün yazıyı, muhtemelen sormuşsundur ama ismet badem konusunu öğrenemedim yine. neyse oda başka bahara kaldı :)

Cengizhan dedi ki...

Hakikaten basketbolu bana da sevdirmiştir kendisi. Her gece saat 4-5'e kadar nba maçlarını bekliyorsam ilk sebebi Murat Murathanoğlu'dur.

pierre23 dedi ki...

Anıl röportajlarda neden fotograf çekmiyorsun?veya çekiyorsan neden yayınlamıyorsun?

saLsa dedi ki...

@ pierre23

Hepsinde çekiyorum fotoğraf aslında ama son Halil Üner röportajı çok spontane gelişti, o yüzden çekemedik. Murat Murathanoğlu röportajını da mail yoluyla yaptık. Onun dışında tüm röportajlarda resim çekmeye çalışıyorum, bundan da keyif alıyorum zaten.

saLsa

serhatugur dedi ki...

Anıl röportaj için eline sağlık.

Hasanerdem'in de dediği gibi livescore takımı keyifliydi. Büyük bir boşluk dolduruldu o zamanlar..

Ben de hiç unutmam bir Beykoz-Efes maçını nakletmiştim. Maçtan dönüp forumda konuşulanları okumak hakikaten çok eğlenceli idi.

MixBasket - Ozan Aktay dedi ki...

Süper bir röportaj olmuş abi. Ellerine sağlık, ne denir ki daha? :)

DerdiYoklar dedi ki...

emeğinize sağlık...kendi sordugum soruyu orda görünce bir başka mutlu oldum zevkle okudum teşekkürler...

Yiğit Gökçehan KOÇOĞLU dedi ki...

Süper ..

Ufuk Çağdaş Erdem dedi ki...

Röportaj için eline sağlık demek istiyorum fakat biraz yüzeysel bir röportaj olmuş ve sakıncalı konulara girilmeden yüzeysel geçilmiş bazı sorular...Örneğin İsmet Badem ile aralarındaki problemin sebebini sormuştum fakat sen sormamışssın artık bu meseleyi açıklamak da bana düşüyor napalım:)) Murathanoğlu'na söz vermiştim ama aradan 7 yıl geçti artık bunu insanlar bilmelidir..Ne yani at ile deve mi sanki bu sorusu sorulmuyor cevabı verilmiyor...

basketçi dedi ki...

bundan yıllaaar önce trt de haftanın maçı ve nba action, antrenman saatine gelmesin diye koça az yalvarmazdık :)
istanbula atina olimpiyatları öncesi hazırlık maçları yapmaya gelen dream team'i izlemeye gittiğimde ustayla tanışma şansıda yakalamıştım.
gerçekten mükemmel bir adam.
ona söylediğim ilk şey, bütün bu oyuncuları sizin sayesinde öğrendik tanıdık teşekkür ederim olmuştu.

sertkan dedi ki...

murat abinin tek katılmadığım görüşü osman sakallıoğlunun iyi maç anlattığını söylemesi.

r7bertpires dedi ki...

osman sakallıoğlu kadar berbat maç anlatan bi adam daha yoktur heralde. murat abi kırmak istememiş heralde arkadaşını.