5 Şubat 2010 Cuma

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #18: Pete ile Larry’yi Yeniden Abdi İpekçi’de Görmek İstemez misiniz?

Şaka-maka 18 haftadır bu köşede Türk basketbolunun yakın tarihinden, 30-35 yıllık bir zaman diliminden öyküleri paylaşıyorum. İzninizle bu hafta tembellik hakkımı kullanıp, eski bir yazımı, bizim meslekte kıdemli ağabeylerimizin sevdiği deyimle “takla attırarak” yeniden masaya koymak istiyorum. Yazının orijinali, 2 Şubat 2003’te Radikal’de “Onları çok özlüyorum” başlığıyla yayımlanmıştı.

-----------------OOOO------------------

1987 yazı, Los Angeles... Avrupa'nın dört bir yanından gelen koçlar ve yöneticiler, Loyola Marymount Üniversitesi'nin bahçesinde buluşmuş. Hepsinin amacı aynı; yaklaşan sezonda takımlarına uyabilecek, bütçelerini zorlamayacak yetenekli Amerikalı oyuncular bulabilmek.
Bu çokuluslu grup, yaz liginde tribünleri doldururken, sahada da Amerika'nın çeşitli üniversitelerinden mezun, yaşları 21'le 25 arasında değişen, hop hop hoplayan, zıp zıp zıplayan ve bir iş bulabilmek için kendini paralayan gençler var. Çoğu zenci tabii… Onlar için bu yaz ligi, yoksulluk ve yoksunluklarla kuşatılmış hayatlarının belki de en önemli dönemeci… Kelimenin tam anlamıyla bir “yırtma” fırsatı.

Çetin Yılmaz, Rıza Erverdi, Halil Dağlı, Nur Gençer, Nuri Tan, Nur Germen ve Battal Durusel'den oluşan Türk 'delegasyonu', Arizona Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra iki yıl şansını NBA'de, Denver Nuggets’da deneyen ama pek tutunamayan bir delikanlının üzerinde duruyor. 2.02 metre boyundaki çok atletik bu oyuncu, 150 bin dolar istiyor ve sonunda Fenerbahçe'yi temsil eden Çetin Yılmaz - Rıza Erverdi - Halil Dağlı üçlüsü 130 bin dolara el sıkışıyor kahramanımızla...

Los Angeles'ta doğup büyümüş bu sporcunun, 'bizimkileri' etkileyen bir özelliği de, yaptığı maddi yardımla yakın arkadaşlarından birinin, o lige girmesini sağlaması... O günlerde bu liglere katılacak oyunculardan 150 dolar kayıt parası alınmakta ve Texas Christian Üniversitesi'nden yeni mezun bir genç, meteliğe kurşun attığı ve kendisine sahip çıkacak bir menajeri de olmadığı için kenarda boynu bükük duruyor. Ama ikinci gün bizim 'çiçeği burnunda Fenerbahçeli' imdada yetişiyor ve mahalleden 'biraderi' sayılabilecek bu delikanlının kayıt parasını cebinden vererek, onun turnuvaya katılmasını sağlıyor. Tesadüf bu ya, arkadaşının desteğiyle girdiği organizasyonda çok fazla göze batmasa da, istikrarlı oyunlar çıkaran gence de Eczacıbaşı talip oluyor ve Nuri Tan ile Nur Gençer bu utangaç delikanlıyla 30 bin dolara anlaşıyorlar.

Öykümüzün kahramanlarını hepiniz tanıyorsunuz aslında... O yıllar için astronomik sayılabilecek bir paraya Fenerbahçe'ye gelenin adı Pete Williams, onun sayesinde Eczacıbaşılı olan ise Larry Richard... Bu iki “birader”, sekiz sezon Türkiye liginde forma giydiler. Pete, Fenerbahçe'de başlayan serüvenini daha sonra Galatasaray, Tofaş ve Ülker renkleri altında sürdürdü. 1995'te döndüğü ülkesinden 1998'de arkadaşlarının çağrısı üzerine birkaç aylığına döndü ve İTÜ'nün ikinci ligden birinci lige çıkmasına katkıda bulundu. 35 yaşındaydı ve takımda ona 'Pete Abi' deniyordu!

Larry ise, Eczacıbaşı'ndan sonra Fenerbahçe ve Efes'i sırtladı. Türkiye’ye gelmiş yabancı sporcular içinde belki de en çalışkanı, en başarılısı, kısıtlı yeteneklerine rağmen, oynadığı takımlara en çok emek verenidir o…

İkisi de tepeden tırnağa sporcuydu. Saha içinde ya da dışında, bir gün olsun kendilerini kaybettiklerine tanık olmadık. Takımlarını başarılara taşırken, rakiple dalaştıkları, hakeme itiraz ettikleri hiç görülmedi. Yanlış hatırlamıyorsam, teknik faul bile almadan kapattılar kariyerlerinin Türkiye sayfasını... İstanbul'a gelirken 'virtüoz' olan Williams'tı, 'ikinci keman' ise Richard... Gariptir, bu topraklardaki karneleri, tam tersi bir sonucu ortaya çıkardı. Richard sekiz sezonda beş (ikisi Eczacıbaşı, biri Fenerbahçe, ikisi Efes Pilsen) şampiyonluk sevinci yaşarken, Williams iki madalyayla (Galatasaray ve Ülker) döndü evine... İkisini de şampiyonluk sevincinden mahrum bırakan tek sezon, Efes Pilsen’in Kenny Green’in olağanüstü performansıyla kupayı kapıp gittiği 1991-92’ydi (O sezon Larry Fener’de, Pete Tofaş’taydı).

Larry Richard, futbol maçlarını izleyip, Rizespor'u tutacak, İngilizce sorduğunuzda Türkçe cevap verecek kadar bizden biriydi. Pete Williams, dil konusunda arkadaşı kadar yetenekli değildi belki ama onun da kendini bu toplumun bir parçası gibi gördüğü, 1991 yılında Körfez Savaşı sırasında anlaşıldı. O günlerde, bombardımanın başlamasıyla bütün Amerikalılar'ın bulabildikleri ilk uçakla ülkelerine gitmesi, basketbol liginde tat-tuz bırakmamıştı. Sadece Richard ve Williams, bu göç fırtınasının dışında kaldı. Haliyle, onların oynadığı takımlar, Fenerbahçe ile Tofaş, play-off finalinde buluştu ve şampiyonluk kupası Fenerbahçe'nin müzesine gitti.

Larry Richard... Pete Williams... Basketbolumuzun 80’lerden 90’lara yaptığı sıçramada, takımlarımızın Avrupa karnesinin önemli ölçüde düzelmiş olmasında büyük pay sahibi olmuş ve anavatanları dışında yalnızca Türkiye’de oynamış iki emektar… Efes Pilsen, 1993’te Eurocup’ta finale kalıp, anıları hâlâ içimize batan Torino’daki o karşılaşma sonunda 1 sayıyla kaybederken, Larry, kendisinden 10 santim uzun ve en az 15 kilo daha ağır çeken meşhur Roy Tarpley’in karşısına bir kahraman gibi dikilmişti, hiç unutmam. Çok ağırlık çalışmak nedeniyle omzunda ortaya çıkan kronik sakatlık, önce onun serbest atışlarını bozdu, ardından kariyerini kısa kesmesine neden oldu.

Larry ve Pete eski takım arkadaşlarıyla mail ve telefon yoluyla hâlâ haberleşiyor, bildiğim kadarıyla. Son derece dindar olan Larry’nin yaşadığı Los Angeles’ta hayır işleriyle uğraştığını, özürlü çocuklara ders verdiğini, bu arada çok kilo almış olduğunu duydum geçenlerde. Pete ise mezunu olduğu Arizona Üniversitesi için scout’luk yapmış bir ara… Devam ediyor mu, bilmiyorum.

Aslında şu 2010 Dünya Şampiyonası ne güzel bir fırsat… Bu ülkenin basketboluna katkı yapmış, iz bırakmış Naumoski’leri, Larry’leri, Pete’leri, Dawkins’leri, Billy’leri, Calvin’leri, Tom Davis’leri federasyonumuz turnuvaya davet etse, gençlerimiz onları görse, tanısa, maç öncesi adları anons edildiğinde herkes ayağa kalkıp alkışlasa fena mı olur?

Yiğiter Uluğ

17 Yorum Yapılmış:

Ahmet Karadag dedi ki...

Yigiter Bey, bu yazinizi önceden okumus ve cok begenmistim. Saydiginiz oyuncularin Dünya Sampiyonasi vesilesiyle Türkiye'ye davet edip, onlari unutmadigimizi göstermemiz cok mükemmel olur...

Facebook'a Larry Richard tarafindan konulmus Türkiye zamanlarin ait bir fotonun altina Pete Williams söyle yazmis:

"Rev, you know how we do it! We had an incredible time together in Turkey. Who would have thought we'd stay as long as we did. We worked hard, did our jobs, and unlike some, recognized that we were guests in a foreign country. We treated Turkish people with respect, and that's why we have so many great relationships over there after all this time."

Galiba bu cümleler o oyuncularin karakterlerini en iyi sekilde özetliyor... Onlar gibi "yabanci" oyunculari gercekten özledik...

Gurcay dedi ki...

Larry Richard gibi Efes Pilsen tarihinin kahramanlarından birinin bu şekilde Türkiye'ye gelişi çok enterasanmış. Hayat süprizlerle dolu...

cemcomu dedi ki...

serbest atışları tek elle atan adam Larry Richard ne günlerdi....

Sarıkaya dedi ki...

Ahmetçiğim sağol. Sayende facebook'tan Richard'a dadandım, "Torino'daydım" falan dedim. Beni de ekler herhalde?.. Ne günlerdi beah! Bazı arkadaşlar bizleri "amerikan pazarlama operasyonu" zannediyo' ama yanıtlıyamadıkları bi' soru var ; İnsan '93'te Torino'da, '96'da Milano'da, 2000'de Selanik'te, 2001'de Paris'de olup da insan nasıl Efesli olmaz?

Ahmet Karadag dedi ki...

Abi Torino'da sandalye atanlarin arasinda sen de varmiydin... yoksa sadece kalkan olarak mi kullananlardandin :)

Sarıkaya dedi ki...

Ya şimdi böyle muz ortalar yapıp daha önce 40 defa dinlediğin hikayeleri 41. defa altırma bana..

Cakivu dedi ki...

Larry Richard Feneri şampiyon yapan en önemli isimdi. Gene bütçesel farklardan dolayı kendisini Efes kapmıştı. Orda da Aydın Hocayla bir sürü lig ve Avrupa başarısı yaşadı. Benim kulaktan duyduğum bir hikayeye göre Moda da daki meşhur bir rock barı tek başına dağıtmışlığı vardır.

@Sarıkaya
96 da efes koraç da şampiyonluğa giderken efesi destekleyenlerden biride bendim, ufuk sarıcanın azdığı efsane team system bologna maçı olsun ve diğerleride. Efes kesinlikle bir ekoldür ama buna gölge düşüren hareketleri yok saymayız, sayamayız ve tabiki de bunca yıllık basketbol serüveninde kendisine hayran bıraktırıcak kitleler yaratmıştır. Basketbolu seven birisi efese sempati duyabilir, maaşla sempati duyulmaz ama gerçi böyle olanlarda yok değil. Son Efes-Siena maçında Nur germen ve Melih isimli spikerin tek takım mavi-beyaz elbiseleri (yorumlara bişey demiyorum zaten) artık endüstriyel sporun nereye gittiğini gösteriyor. NBA deki francise networkler gibi sanki Efes takımının bir parçası gibiydiler. Aslında basketbolumuz için iyi de bir oluşum olabilir bu pro şekilde düzenlenirse yeterki dürüst olup biz buyuz desinler.

Keza ben lisemin yıllık yazılarından hatırlıyorum futbolda fbli/gslı basketde efesli diye insanlara yazılar yazılırdı. Özetle demek istediğim Efes'in yaptığı çok büyük bir skandalı, zaten ne olduğu belli olan, 20 küsür yıldır orada oturan basiretsiz federasyon başkanına ve ona tutsak olmuş FB başkanına ya da anti-efes, fanatik, barbar olarak gösterdiğiniz biz Fenerlilerde bulmayın. Artık öyle hal almışki efes avrupa da maç kazanıyor ve fenere gönderme yapılıyor, böyle bir nefret seline ihtiyacı yok türk basketbolunun keza ben siena maç sonu yazılarını okuyunca kendi yorumumu yazmaktan vazgeçtim çünkü herkes kendince bir denge kurmuş ve saldıracak yer arıyor. Olması gereken eğer tabii yapılabiliyorsa bu doping olayının ne olduğunun gerekli mercilerce ortaya çıkarılmasıdır. Federasyon başkanıda kovulsun gerekirse. Şampiyonluk önemli değil efesin olsun, fenerinde artı 1 şampiyonluğa ihtiyacı yok ondan sonra belki efes hem bize hem kafasını karıştırdığı diğer insanlarda eski sempatisini tekrar kazanır, Ergin Ataman da artık Bulgar liginde şampiyonluğa oynayan bir takımın başına geçer keza orada pek yapmıyorlar doping kontrolünü...

Ahmet Karadag dedi ki...

Sevgili @cakivu, gecen sezondan önce Efes FBÜ'ye karsi seri halinde hem evinde, hem deplasmanda yenildi ve sampiyonluklari kaybetti. Daha önceleri Tofas'a ve Ülker'e karsi hezimetlere ugrayarak Türkiye'de basarisiz olmustur Efes. Hic bir zaman cikip da bir Efes taraftarinin rakiplerinin basarilarini kücük düsürücü demeclerde bulunmamistir. Aynisi Efes yönetimi, teknik kadrosu ve oyunculari icin de gecerlidir. Hatta galibiyetlerimizde bile oyuncular ve yönetim sevinclerini abartmamaya özen göstermistir (bkz. 30. yil Belgeseli). Ben yüzde ikiyüz eminim ki, FBÜ sampiyonlugu kazansaydi hic bir sorun olmayacakti. Bana göre Fenerbahce Spor Kulübü'nün yönetimin büyük bir bölümü (ve maalesef tarftarlarinin da bircogu) kaybetmenin sporun bir parcasi oldugunu kabul edememekteler. Her yenilginin sorumlulugunu kendi bünyesinden degil de "fenerbahce düsmanlarinda" aramaktalar. Aslinda bu söylediklerim diger "büyük" olarak adlandirilan iki Istanbul kulübü icin de gecerli. Öncelikle bunu asmak lazim diyorum. Öyle hakem masalarini tekmelemler, hakemin soyunma odasi kapsini ve sirtini yumruklamalar ve acik tehditler, rakip oyunculari evire cevir dövmeler, rakip tarafatlara küfürler ve dayaklar sporu seven insanlara yakismiyor. Simdi söyle düsün: Efes Pilsen EL'den elenmis. FBÜ (sans eseri de olsa) turu atlamis. Cikmis Federasyon Baskani denilen insan, FBÜ'nün turu saibeli bir sekilde gectigni söyleyecek... Herhalde adami iki gün yasatmazlardi, duman ederlerdi... Yani gercek skandallari kimler yaratti, kimler magdur oldu? Galiba biraz karistiriyoruz bu konuyu... herneyse bu blogda bu konuda yazdigim son mesaj olsun diyorum ve kapatiyorum (kendi acimdan).

Sarıkaya dedi ki...

@ Cakivu : Benim inancıma göre Efes, endüstriyel sporun gittiği yere gidiyor. İnşallah diğer kulüplerimiz de Efes'i takip eder de futbolda bunlu baskette şunlu olma günleri geride kalır. 2 yıl evvel bi' NBA takımı geldi bir hafta kamp yaptı Merter'deki tesislerde. Özellikle Timberwolves bloglarını takip etmiştim, acaba nereden kulp takacaklar diye. Tek konu İstanbul'un trafiğiydi... Nur Germen ve Melih'i dinlemiyorum. İstanbul'da genelde salondayım, deplasmanlarda ise tv'nin sesini kapatıyorum. Ve fakat bi' BJK-Efes maçında Nejat Sayman'ın "Bu hücumda Beşiktaş'ın sayı yememesi lazım!" lafı hala kulaklarımda!...
Anti-Efes lafını kabul etmediğimi belirttim. Ve fakat, Siena maçı öncesi sadece bu blogda kaç tane "Siena Efes'i şöyle katlar böyle yapar" diyen kaç tane yorum yayınlandı, hiç saydın mı? Barbarlık konusunda, bilen bilir, bi' GS-Efes maçında "Siz Fenerlisiniz'" diye üzerimize saldırdılar. Toplam 5 (YAZI İLE BEŞ) kişiydik.

Sarıkaya dedi ki...

@cakivu : Doping olayını ayırdım arada kaynamasın diye... Bi' Fenerbahçe yöneticisi çıkacak "Federasyonu seçtirdiğimizi bildiğimiz gibi seçtirmemesini de biliriz!" diyecek ve Federasyonun gıkı çıkamayacak öyle mi? Konu neydi? Hangi merciler?

Cakivu dedi ki...

@Sarıkaya

Bilgin Gökberkin son yazısını okumanı tavsiye ederim. Kendisi zaten inandığı doğruları fener,efes,gs demeden yazar benim fikrime göre. Şimdi oradan feyz alarak şunu dicem: Turgay Demirel 20 küsur senedir başkan basketbola. Bunun zaten yarısından çoğu Efes hegemonyasında geçmiş bir dönem. Turgay Demirel o zamanda Turgay Demireldi. Ben kendisini hiçbir zaman desteklemedim. Bunun başlıca nedeni kendisin Aydın Örs'ü Fenerbahçeden koparan kumpasın başrol oyuncularından birisi olmasıdır. Ayakaltı oyunlarını, basketbol kurallarından daha iyi bilir federasyon başkanımız ama kusura bakma bu 20 senedir böyle son 2-3 senedir değil...

Basket maçlarına sürekli gitmeni gerçekten takdir ettim ki kesinlikle basketbolun böyle seyircilere ihtiyacı var. Klüp takımlarındaki taraftar profili sorunu çok genele yayılmış bir sorun. Sadece İstanbul genelinde olan bir sorunda değil ülke genelinde var bu. Bunu takım takım işte kim daha çok azdı diye tartışmak yersiz olur. Bu seneninde olayları değil bunlar sürekli birbirini tekrar eden benzer olaylar malesef. Bunu önlemek zor çünkü spor kültürümüz zayıf ve herkes değil ama genel olarak hazımsız bir toplumuz (bknz. isviiçre maçı)zamanla düzelmesini umacağımız şeyler bunlar...

Cakivu dedi ki...

@Ahmet Karadağ,

Daha öncede yazdım Turgay Demirel bana kalırsa aklı başında her sporseverin karşı olması gereken bir karakterdir. Spor böyle yönetilmez. Efesi medya önünde eleştirirken, Fenerbahçeyi daha zor bir duruma sokuyor kendisi. Tanjevic'in maaşını paylaşmak için Feneri ve Ülkeri kullananda kendisi. Böyle ufak hesaplar yapan bir adamın basketbol federasyonu olması çok acı ama gene hatırlatırım ki kendisi başa getirecek kamuoyunu yapan (ilk veya ikinci seçim) Tuncay Özilhan dolayısıyla efestir.

Skandalı çok hatalı yönetmelerine rağmen Efes yönetimi burada hala gerekli saygın duruşu gösterebilir hatta göstermelidir. Oyuncular bana göre kurbandır ve Kerem Gönlüm de olduğu gibi konuşturulmazlar, gerekli olan bu işin asıl organizatörlerinin açığa çıkarılmasıdır ki bir daha spor rekabetine gölge düşüremesinler...

saLsa dedi ki...

Yiğiter abinin unuttuğu isimlerden de özlenenler var tabii ki. Mesela Ron Haigler. Sevgili Necati Güler'in özlem duyduğu isimlerden biri de oymuş. Naçizane gidermiş olalım, adını geçirip buradan.

Saygılar Necati abi, sevgiler.

saLsa

Russell dedi ki...

larry richard, charles barkley gibi olmuş diyeyim, sen anla yiğiter abi.. :)

basketçi dedi ki...

hehe ikiside arkadaş listemdeler ve her ikiside acayip kilo almışlar ama lary tam bir duba olmuş :)
her ikisinide izlemek benim için büyük bir zevkti
yukarıda adı geçen isimlere ben birde conrad mcrae'i eklemek istiyorum :((

Sarıkaya dedi ki...

Haber takibi yaparsak!-))

Emmi oğlu Larry'den mesaj var;

thanks for the message! Glad that you are still ok after the game... Had lots of fun back then, so good to see that Turkish basketball is doing so great. Thanks for the memories.

Hayır yani beni de eklesin diye Torino'daydım falan dedimdiydi de..

Sarıkaya dedi ki...

@ Caviku : "Fenerlisiniz!" diye üzerimize saldıran Galatasaraylılarla sonra, Eyüp Yıldız sayesinde can ciğer kuzu sarması olduk. Tabi şimdi bir çok Fenerli bunu "anti fenerli kardeşliği" olarak algılayacak ama benim burada yazma sebebim amerikan tarzı marketing değil, böyle bir ilişkinin Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarlarıyla da kurulabilme ihtimalini sevmek!. Böyle bir ihtimal yoksa herhalde en son suçlanması gereken kişi ben olurum. Maruzatım budur..