26 Mart 2010 Cuma

Ufuk Sarıca Röportajı (Salsabasket Özel)

Her röportaj ayrı bir keyif, ayrı bir heyecan. Tabii karşındaki insan senin ortaokul lise yıllarında maçlarını kovaladığın, her isabetli üçlüğünde 1-2 sıra öne yıkıldığın kişi olunca heyecanı da farklı bir boyutta oluyor. Ufuk Sarıca başarıyla tamamladığı oyunculuk kariyerinden sonra şimdilerde Efes Pilsen yardımcı koçu olarak görev yapmakta. Beşiktaş Cola Turka tecrübesinin ardından Ergin Ataman'la birlikte o da yuvaya döndü. Biz formalı şortlu Ufuk Sarıca'dan ziyade takım elbiseli Ufuk Sarıca'yı incelemeye çalıştık bu röportajda. Daha güncel, daha beklendiği gibi olsun istedik. Beğeneceğinizi umduğum, her Salsabasket röportajında olduğu gibi yine oldukça samimi cevapların bulunduğu bu keyifli röportajı şuradan okuyabilirsiniz.


- Efes Pilsen’i bu yıl sportif anlamda başarılı buluyor musunuz sezon başından bu yana gösterdiği performanstan ötürü? Detaylara sonradan gireceğim ama önce genel bir soruyla başlayalım.

Euroleague’de başarılı olduğumuzu söyleyemem. Sezon başındaki hedeflerimiz daha yukarılardı ama Top-16’da elendik.Top-16’da gerçekten Final-4 adayı bir takım gibi oynadığımızı söyleyebilirim.Ama ilk grup maçlarında çok daha iyi sonuçlar almamız ve daha iyi bir torbadan buraya kalmamız gerekirdi. Bu bağlamda başarılı olduğumuzu söyleyemem Euroleague’de. Teknosa Türkiye Kupası’nda kaybedebileceğimiz bir rakibe yenildik. Geçen yıl biz kazanmıştık, bu yıl kazanan onlar oldu. O nedenle başarısızlık olarak değerlendiremem kupayı. Ligde ise yarış devam ediyor zaten. Şu an için liderlik koltuğunda oturuyoruz, şampiyonluğun da en güçlü adayıyız.

- Bu yaz döneminde Efes Pilsen’in yaptığı transferlerin doğru yerlere doğru hamleler olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa göz göre göre bazı pozisyonlarda şişkinlik, bazı pozisyonlarda ise boşluklar oluşturdu mu bu tercihler?
Takımda bazı pozisyonlarda şişkinlik olduğunu kabul ediyorum. Ancak baktığınız zaman bizim gelmek istediğimiz noktadaki, tepe takımlarda da bir sürü oyuncu var. Biz sezonun uzun olduğunu, sakatlıklarla karşılaşabileceğimizi düşünerek geniş bir kadro kurduk. Ancak biz bu yıl geride kalan kısımda iyi bir ‘Takım’ olamadık.Taşlar oturmadı ve isimler kağıt üzerinde kaldı. Kadroya tek tek baktığınızda bir çok iyi oyuncumuz var.

- Mesela Kerem Gönlüm’ün ceza alacağı gün gibi aşikardı ama o bölgeye gerekli takviye bir türlü yapılmadı. Alınan uzun oyuncuların da hepsi yavaş ayaklı isimler oldular. İkisini yanyana oynatınca her pick’n roll sayı olmaya başladı, ikisini oynatmayınca bu sefer ‘Ergin Ataman’ın 4 kısalı sistemi’ diye bir kavram hortladı.
Kerem’in olmayışı bizi çok etkiledi. Senin de dediğin gibi Kerem çok çabuk ayakları olan, ribaund çeken, mücadele eden ve hepsinden önemlisi de Türk olan bir oyuncu. Kerem’in ceza alacağı belliydi ama bu cezanın ne kadar olacağı tam olarak belli değildi. Orada çok hassas dengeler vardı. Ayrıca biz zaten sezon başında oraya Terence Morris’i düşündük, en büyük hedefimiz oydu ama alamadık, adam Barcelona’ya gitti. Kerem’in de cezası açıklandıktan sonra orada çok fazla alternatifimiz kalmamıştı.

- Sene içinde bir Hervelle fırsatı geldi aslında ayağınıza, Nachbar ile takas edilmesi söz konusuydu. Ama gerçekleşmedi.
Dışarıdan bakıldığında ver birini, al diğerini mantığıyla kolay görünüyor ama orada farklı detaylar da giriyor işin içine. Bu oyuncuların kontratları var, karşıdaki kulübün artı istekleri var. Yapılan teklifin maddi kısımlarını bilmiyorum ama kulübün de çıkarlarıyla eşleşmesi gerekiyor bu tür takasların. Artı olarak, biz kadromuzdaki her oyuncudan (buna Rakocevic de dahil) verim almak isteyen bir ekibiz. Nachbar’a da çok güveniyorduk ve o sırada gerçekleşmedi bu trasfer.

- Transferlerde tek yetkili Ergin Ataman mıdır?
Efes Pilsen’de transferin bir teknik ekip kısmı, bir de idari ekip kısmı var. Ve transferlerde bu ekibin her parçasının da katılımıyla belli fikir alışverişleri yapılır. Ama nihayetinde son söz koçundur tabii.

- Takım kadrosunda büyük umutlar bağlanan Rakocevic ve Nachbar’dan beklenen verimin alınamadığı gibi her iki ismin de koçla arası açık durumda. Hani hem performans alınamadı hem de takımdaki dengeler, huzur vs. sarsıldı. Nedir bu iki adamın derdi? Neden olmadı?
Her kulübün, her antrenörün başına gelebilecek şeyler bunlar. Bazen bir oyuncunun takıma monte edilmesi kolay olmayabiliyor.Yıldız oyuncu demek egolu oyuncu demek zaten. Bu isimlerde bu egonun boyutları biraz daha fazla haliyle. Igor Rakocevic tabii ki iyi bir oyuncu ama bazı yerlerde birbiriyle örtüşmeyen değerler ortaya çıktı. Takımda da bu pozisyonda birkaç iyi oyuncu olunca zaman zaman aldığı süreler azaldı. Bu da zamanla ilişkileri yıpratıyor. Rakocevic Euroleague’de beklenenleri verememiş olabilir ama TBL istatistikleri oldukça iyi, hani sadace bu istatistikleri koysanız birinin önüne yine Rakocevic’in olması gerektiği gibi oynadığını düşünebilir ve rahatlıkla bu oyuncuya talip olabilir.

- Bu şeye benzedi biraz. Güiza da çok eleştiriliyor, beklenenleri veremiyor falan ama 2 yılda lig, Avrupa ve kupada toplam 31 gol atmış, bilmem kaç tane de asist yapmış. :)
Evet bir sürü fikri olan insan var ülkede. Ama daha sağlıklı, detaylı yorumlamak lazım.

- Rakocevic ve Nachbar’ın koçla yaşadığı sorunların temelinde saha içindeki rolleri mi var yoksa iş artık basketboldan çıktı da direkt olarak kişisel boyutlara mı vardı?
Basketbol içi problemler zaten zamanla basketbol dışına da taşınır, buna engel olamazsınız. Önemli olan bunun boyutlarını bir seviyede tutmaktır. Bir takımdaki 12 değişik adamın ve 4-5 kişilik teknik heyetin içinde herkesin birbirini sevmek gibi bir zorunluluğu yok. Olmasına gerek de yok zaten. (Şayet böyle bir sevgi ortamı varsa takım için artı bir değer olur elbette) Ama ne olursa olsun herkes birbirine saygı duymak zorunda. Buradan kaçış yok. Profesyonel bir iş yapıyoruz çünkü. Oyuncular bence bazen bunu gözden kaçırıyorlar. Ama hadisenin başlangıcında takım içi roller var tabii ki. Takımda bir çok yıldız oyuncu var ve roller oturmayınca homurdanmalar da başlayıveriyor.

- Ergin Ataman’ın 4 kısalı sistemi bu yıl çok konuşuldu. Sizin bu sistem hakkındaki ya da genel anlamda Efes Pilsen’in oynamaya çalıştığı basketbol tarzı hakkındaki fikirleriniz nedir?
Bizim sezon başında ‘4 kısalı sistem’ diye bir görüşümüz yoktu. Ama şartlar gereği maç içinde oyunu açmakta zorlandığımız anlar oldu. Mario – Kaya, Santiago – Kaya, Ermal – Kaya oynadığımız zaman bazen sıkıntılar yaşadık. Çünkü bugün oynanan basketbola baktığınız zaman şut tehdidi olan 4 numaralar, hatta şut tehdidi olan 5 numaralarla oynandığını görüyorsunuz. Demin de konuştuğumuz gibi çabuk ayaklı uzunlar falan. Bizde Kaya’nın özellikle 3lük bölgesinde şut tehdidi olmadığı için zaman zaman Preston’u, bazen de Nachbar’ı orada kullandık. Tabii bunun artıları da oldu, eksileri de oldu. 2 uzunla oynadığımız zaman da bazen eksiler, bazen artılar yakaladık. Ama söylemek istediğim bizim ‘Ben bu yıl 4 kısayla oynayacağım’ diye bir fikrimiz yoktu.

- Preston’un yükselen takım kalitesi ve Euroleague’de kovalanan hedefler düşünüldüğünde biraz yetersiz kaldığını düşünüyorum. TBL için iyi bir oyuncu, lig maçlarında zaman zaman fark yaratıyor, hatta geçen yıl Play-Off finalinde F.Bahçe Ülker’e karşı da büyük bir eşleşme avantajı sağladı ama Euroleague için daha iyileri bulunabilir gibi sanki. Sizin fikriniz nedir?
Shumpert’ın geçen yılki şampiyonlukta yaptığı katkılara ve buna rağmen Euroleague’de zayıf kalıyor oluşuna katılabilirim. Özellikle 4 numara için Euroleague’de zayıf kalıyor Preston. O da fiziksel özelliklerinden dolayı. Yoksa dediğim gibi Türkiye standartlarında çok iyi bir oyuncu. Ama daha iyisini ister miyiz? Bulabilirsek, kim istemez ki?

- Efes Pilsen kültürünü yaratan temel öğelerden (altyapıdan gelen oyuncular, sıkı disiplin ve savunma, başarıdan öncelikli değerler) vazgeçildiğini veya uzaklaşıldığını düşünüyor musunuz?
Eski dönemle şu anı karşılaştırdığımız zaman mutlaka ki farklılıklar var. Ama bunun çeşitli nedenleri var. O zaman takımda sadece 2 yabancı vardı, Türk oyuncu sayısı daha fazlaydı. Şimdi bakınca 7-8 yabancın var. Bu oyuncular elbette bu kulübe saygı duyuyorlar ama bakış açıları hiçbir zaman altyapıdan gelen bir Türk oyuncu gibi de olamaz. Yalnız bu sadece bizim için değil, tüm basketbol camiası için geçerli. Basketbol artık fazlasıyla kozmopolit bir spor. Bu da kulüpleri geçmişlerindeki alışkanlıklarından, ananelerinden zaman zaman uzaklaştırabiliyor.

- Peki madem yerli oyuncu sayısının azlığı bunda bir etken, biraz daha altyapıya yönelemez mi Efes Pilsen? Siz Koraç Kupası’nı kazanırken de Avrupa takımları sınırsız yabancıyla oynuyorlardı. Ama Efes Pilsen kendi çocukları, iki de yabancısıyla (ki onlar da kendi çocukları gibi olmuştu artık) ortalığı süpürüp şampiyonluğa ulaşmıştı. Şimdi kadroya bakıyorum, 4-5 tane yerli oyuncu var.
Kesinlikle katılıyorum. Sadece Efes Pilsen değil, diğer tüm Türk takımları da aynı yola yönelmeli. Ama aralarda bazı boşluklar oluşmuş. Jenerasyon kayıpları var arada, oyuncu gelmemiş bir türlü. Biz Efes Pilsen olarak bu konuyu dikkatte almalıyız kesinlikle. Ben şahsen Efes Pilsen’de altyapıdan çıkan ve takımımda gerçek anlamda rol alan 2-3 tane oyuncumun olmasını çok isterdim. Çünkü onların takıma katacağı enrejinin,mücadelenin çok farklı olacağını düşünüyorum. Kendim de o yollardan geldiğim için bunu çok daha iyi anlayabiliyorum. Ben 18 yaşında bu takımda ilk 5 oynuyordum. Diyeceksin ki o zaman 2 yabancı vardı. Hiç fark etmez, oyuncunun içinde olacak. Eğer sen 5 dakika alabiliyorsan koçtan, o sırada yapabileceğinin en iyisini yapacaksın. Formayı koç vermeyecek sana, sen alacaksın. Söke söke. Günümüzde oyuncuların mental yapıları ve sosyal şartları da çok farklı. Basketbola olan konsantrasyonlarını bozacak bir sürü detay var etraflarında. Bunlardan amaçları uğruna feragat etmeleri gerek. Sonra kulüplerin kendi bünyelerindeki altyapı hocalarına bakış açıları da çok sağlıklı değil. Düşün işte ben altyapıda Hakan Yavuz ile başlamışım.Aydın Örs ile büyümüşüm,olgunlaşmışım. yıldız-genç milli takımlarda Murat Didin ile çalışmışım.. Şu anda kaç tane böyle isim sayabilirsin altyapıda? Kaç tane kulübün mutfağında bu seviyede basketbol adamına yatırım yaptığını söyleyebilirsin?

- Yakın zamanda altyapıdan çıkıp 1-2 sene içinde A takımda seyredebileceğimiz genç isimler var mı?
Şu anda formaya en yakın isim olarak Dusan Cantekin var işte. Bence çok büyük potansiyel. Çok yumuşak, çabuk, şutu var, koşuyor. Biraz mücadele kısmında eksiklikleri var. Onları da zamanla kapatacaktır. Ama bu zamanın kısalığını uzunluğunu direkt olarak oyuncu belirliyor. Çalışmaz ise bu süre uzuyor, ama sürekli kendini geliştirmeye çabalarsa bu süre de kendiliğinden kısalıyor. Dusan’ın dışında Pertevniyal forması giyen 92 doğumlu Burak Yacan Yüksel var mesela, potansiyelli bir oyuncu. Tufan Erüklü, Burak Yıldızlı gibi 94 doğumlu aday oyuncular var.

- Karşıyaka’dan alınan Ramazan var, Ramazan Tekin?
Evet Ramazan var. Ama daha çok yolun başında, çok çalışması gerekiyor, özellikle yaz idmanlarını çok iyi yapması lazım.

- Yine Karşıyaka’dan Furkan Aldemir’e gelelim madem öyle. Var mıdır Efes Pilsen’in kendisine bir teklifi ya da ilgisi?
Takip ediyoruz ama herhangi bir teklif gitmedi.

- Ergin Ataman'ın farklı tarzda iki tane yardımcı antrenörü var. Biri uzun yıllar üst seviyede basketbol oynamış basketbolu bıraktıktan sonra koçluk yapmaya başlamış olan Ufuk Sarıca. Diğeri ise bu seviyelerde basketbol oynamamış ancak kendisini basketbola adamış, basketbolun detaylarıyla ayrıntılarıyla uğraşmış olan Emir Alkaş. Şimdi bu noktadan hareketle Ufuk Sarıca'ya göre oyunculuktan koçluğa geçmenin avantajları ve dezavantajları nelerdir? Hem de Ergin Ataman için iki farklı tarzda yardımcıyla çalışmanın getirileri nedir?
Emir gerçekten işini düzgün yapan,basketbol aşığı emekçi bir arkadaşımız.Fikirlerine inandığım basketbol konuşurken detay bulabildiğim biri. Basketbolla ilgili benim inandığım en önemli şey ‘Deneyim’. Görsel olarak basketbol maçlarını izlemek, basketbol temalı sohbetler etmek, tartışmalar yapmak, bilgiler yakalamak elbette çok önemli ama deneyim, tecrübe hepsinden önemli. Bir şeyleri yaşayarak öğrenmenin etkisi çok daha fazla. Ben Aydın Örs, rahmetli Aydan Siyavuş, Halil Üner, Murat Didin gibi gerçekten kaliteli isimlerle çalıştım. Bu isimlerin birikimlerini, görgülerini deneyimleyerek büyüdüm.Yüzlerce üst düzeyde maç oynadım. Bunlara ek olarak sahada sürekli ‘Düşünerek’ oynayan bir oyuncuydum. Bana göre şu anda Türk oyunculardaki en büyük eksiklik bu. Düşünerek oynayan,yaratıcı oyuncu sayısı çok az.

Basketbol anlık kararların çok önemli olduğu bir spor. Hem oyuncu olarak, hem de koç olarak. Şut atmak, pas atmak, penetre etmek. Bunları maç içinde düşünme fırsatın olmadığından dolayı, bir yerden sonra hislerinle, tecrübelerinle, algılarınla hareket etmek zorundasın maç içinde. Ben bunun birçok faydasını görüyorum açıkçası. Ben bundan 6 yıl önce genç takım çalıştırarak başlamıştım koçluk tecrübeme. Anlık karar verebilme yetilerimin güçlü olduğunu düşünüyorum demiştim, bu yüzden çok sıkıntı yaşamadım. Ama oyuncu olmakla o kadar farklı ki, anlatamam. O spor ayakkabılarla, o formalarla oynamışlığın olduğu için ‘Ben şimdi sahada olsam..’, ‘Orada o tercih yapılır mı..’ gibi cümleler kuruyorsun,bazende beğenmiyorsun yapılanı ister istemez. Ama epey bir törpüledim şimdi bu yönümü.

Bu bağlamda Ergin Ataman’la 3 yıldır beraber çalışıyorum ve elimden geldiğince hislerimle, algılarımla,birikimlerimle ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Ben bir de basketbolu bırakalı çok olmayan, soyunma odası muhabbetlerini iyi bilen, oyuncunun psikolojisini birebir hissedebilen bir ağabey olarak oyuncularla koç arasında bir köprü vazifesi de görüyorum.

Biz koça elimizden gelen tüm yardımı yapıyoruz ama bu teknik ekibin lideri olarak anlık karar verme yetisi elbette koça kalıyor.

- Peki Ergin Ataman nasıl bir koç? 3 yıldır yanında olan birisi olarak yeteri kadar tanıdığınızı düşünüyorum.
Ergin Atman değişik bir koç. Cesaretli bir kere. Kararlarının arkasında durabilen bir koç, ki bu bence önemli bir özellik. Oynadığımız oyun hatalara %100 açık bir oyun. Oyuncusundan, hakemine, hakeminden topuna kadar bir çok etken var. Bazen öyle bir an geliyor ki, top girmek istemiyor potadan içeri. Ya da öyle bir pozisyon oluyor ki girmeyecek top sekiyor sekiyor ve basket oluyor. Ama verdiğin kararların arkasında durabilmen ve bunları kabul ettirebilmen gerekiyor. Onda bu özellik var bence.Soğukkanlı bir yapısı varki bu yaptığımız işte önemli bir detay. Sonuçta Avrupa’da büyük bir tecrübesi var, kupa kaldırmışlığı var.

- Emir Alkaş’la bir konuşmamız olmuştu, o gün bana Ergin Ataman’dan öğrendiği en önemli şeyin ‘Takım kurmak’ olduğunu söylemişti. Hala aklımdadır bu yorumu mesela.
Kesinlikle öyle. Baktığın zaman gerçekten iyi takımlar kurdu bugüne kadar hep. Oyuncu kalitesi hep yüksek seviyelerde olan bir koç. Çok oyuncu bilebilirsin ama bu her koçun iyi takım kurabileceği anlamına gelmez.

- Ergin Ataman Efes Pilsen'e geçtiğinde, sizin Beşiktaş Cola Turka’ya head coach olma durumunuz vardı. O dönem ne oldu? Ergin Hoca'yı yalnız bırakmak mı istemediniz, yoksa ayrılmayı en başından mı düşünüyordunuz siz de. Ya da hiçbiri değil de ayrılmak zorunda mı kaldınız? Genel anlamda bir toparlayabilir miyiz o dönemi?
Ne ayrılmak zorunda kaldım, ne de Beşiktaş Cola Turka ile bir problemim oldu. Beşiktaş zaten benim yuvam gibi. Başkan bana çok açık yüreklilikle yaklaştı, bırakmak istemedi, teklif yaptı ama benim o de önem bir karar vermem gerekiyordu. Verdiğim kararın arkasındaki en büyük neden Efes Pilsen gibi üst düzey bir organizasyonda Euroleague tecrübesi yaşamaktı.Bununla beraber Ergin Ataman’la çalışıp tecrübelerinden faydalanmak ve bilgi birikimimi arttırmak bu kararımda rol oynadı.. Sonuçta benim illa hemen head coach olmak gibi bir düşüncem yoktu o dönemde, asistan olarak çalışmam gibi bir kompleksim de yoktu. Efes Pilsen çatısı altında yaşayacağım Euroleague tecrübesinin, maç ve oyuncu bilgisinin bana geri dönüşümünün oldukça fazla olacağını düşündüm. Bu nedenle gidip Yıldırım Demirören’den özel olarak izin istedim. O da kırmadı beni sağolsun.

- Ufuk Sarıca’nın yakın gelecekle alakalı planları nedir? Head coach olmayı düşünüyor musunuz birkaç yıl içinde? Ayrıca bu noktadan sonra Efes Pilsen mi olur bu takım, yoksa başka bir takım da olabilir mi?
Bu soruya şimdiden nasıl bir cevap verebilirim bilmiyorum, yani ne kadar sağlıklı olur bilemiyorum. Benim başlıca hedeflerimden bir tanesi Efes Pilsen’e coach olmak, açıkça söyleyebilirim bunu. Zaten benim hedefim bu değilse burada ne işim var? Ayrıca bu çok büyük de bir gururdur benim için. 11 yaşında girdim ben bu kulübün kapısından, aralıksız 16-17 sene oynadım ve şimdi yardımcı koç olarak görev yapmaktayım. Bir hikayem var ve sonunun da tam anlamıyla mutlu bitmesini istiyorum. Ama yarın öbür gün şartlar ne getirir bilemiyorum. Farklı bir teklif gelir, şartlar farklı gelişir, o yüzden şimdiden yorum yapmak zor. Ama Efes Pilsen dışında nerede çalışmak istersin dersen, Beşiktaş diyebilirim. Orada final oynadığımız bir sezon vardı mesela, o seyircinin desteği unutulmaz. Müthiş bir güç. Ülkenin en güzel salonu ve dolu tribünler. Bir diğer çalışmak isteyeceğim takım da Karşıyaka. Müthiş bir potansiyeli var İzmir’in. Şu anda en azından %100 Eurocup oynayan bir takım olması gerekirdi Karşıyaka takımının. Tüm gerekli şartlar var çünkü orada. Her maç bilete para vererek salonu dolduran, desteğini hiç kesmeyen, vefalı ve ateşli bir taraftar toplulukları var. Bana sorarsan Türkiye’de basketbolu en iyi bilen taraftar Karşıyaka’dadır uzak ara. İşin espri kısmını da çok iyi biliyor taraftarlar. Çok güzel bir salonları var. Bu iki takım da devrim yapabilecek, şampiyonluğu müessese takımlarından alabilecek kapasitede takımlar. Her iki takımda da çalışmaktan gurur duyarım kendi adıma.

- Soruyu şu şekilde sorup, biraz daha keskinleştireyim o zaman. Yarın telefon gelse ve ‘Efes Pilsen’e koç olur musun?’ dense kabul eder misin, yoksa ‘Yok, benim öğreneceğim bir şeyler daha var, kendimi tam olarak hazır hissetmiyorum’ mu dersiniz?
Şartlar bu şekilde gelişse ve benden de takımın başına geçmem istenirse kabul ederim.

- Santiago’dan sonra takımdan gönderilecek ikinci yabancı belli oldu mu? Yabancı basında Nachbar’ın yönetimle anlaşma sağladığı ve ayrılacak ikinci kişinin Nachbar olacağı yazılıyor.
Henüz belli değil. Ama bugün yarın belli olur.

- Peki kim yakın gitmeye?
Vallahi Bojan Popovic olabilir, sonuçta orada lig için yeterli alternatiflerimiz var. Ya da yazıldığı gibi Bostjan Nachbar olabilir. Şu anda kim yakın dersen bu iki ismi sayabilirim. Zaten bu da sır değil, her yerde yazılan edilen, üstünde fikirler yürütülen isimler bunlar.

- Son maçta Nachbar kadrodaydı mesela, Smith kenardaydı. Dışarıda kalacak yabancı oyuncu seçiminde neye dikkat ediyorsunuz? Bir rotasyon uygulamaya çalışıyor musunuz?
Yani elbette bir rotasyon uygulamaya çalışıyoruz. Sonuçta kalabalık bir yabancı oyuncu kadromuz var ve hepsi sağlıklı olduğu zaman işimiz epey bir zorlaşıyor. Ama birinde ikisinde hafif sakatlıklar olduğu zaman falan kolay oluyor dışarıda kalacak olanı seçmek.

- Santiago’nun G.Saray Cafe Crown’a transfer olacağı yönünde söylentiler var. Size ulaşan bir teklif var mıydı bu konu hakkında. Ve Porto Riko’lu oyuncunun transferi kapalı diye bir şey duymuştum ama saçma gelmişti bana. Var mı böyle bir şey.
Yok, hayır. Kapalı değil transferi. Biz sonuçta Türkiye Basketbol Ligi için bir kontrat yapmamıştık kendisiyle. Şu anda bizle olan sözleşmesi bitti ve boşta. İsteyen her takım menajeriyle görüşüp renklerine katabilir Santiago’yu. G.Saray Cafe Crown’un Santiago bizdeyken de bir ilgisi vardı, duyuyorduk ama resmi bir teklif iletmemişlerdi.

- Bu yaz ülkemizde düzenlenecek Dünya Kupası organizasyonu öncesinde şöyle bir ligimize ve Milli Takım’da yer alması kuvvetle muhtemel isimlere bakıyorum da lig alabildiğine kalitesiz, oyuncularımızın neredeyse tamamı formsuz. Özellikle ‘Aman lig şöyle kaliteli, lig böyle kaliteli’ diye kendini kandıran insanlara inat bu yıl berbat bir lig seyrettiğimizi düşünüyorum ben. İlgi de çok azaldı lige. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Ligin kalitesini çok iyi bulmuyorum. Ama şöyle bir şey var. Lig biraz parçalara ayrılmış durumda. Alttaki takımların oluşturduğu gruba C grubu diyelim mesela, onların biraz daha üstündeki takımlara B grubu diyelim. C grubunun kendi içinde yaptığı maçlar çekişmeli, kafa kafaya geçiyor. Bu takımlar bir üst gruba da kafa tutuyorlar, yeri geldiğinde onları yeniyorlar ama tepedeki takımlara güçleri yetmiyor kesinlikle. İlk 2 sıra koptu, ligin üçüncüsü aşağı yukarı belli gibi, dördüncülük için bir çekişme var. Play-Off bileti için bazı takımlar kapışıyor, en altta da birkaç takım artık kurtulma şansı çok az olan Daçka’ya yarenlik etmemek için mücadele ediyorlar. Biraz bölük pörçük. Bunda şeyin de payı var: Ligde gerçek anlamda deplasman yok. Hadi Karşıyaka diyelim, ama gördün son maç gidiyoruz bir anda 20-25 olabiliyor maç. İspanya’daki gibi Gran Canaria deplasmanı gibi bir deplasman var mı mesela? Adamlar Barcelona’yı bile devirdiler o salonda. Oraya ulaşım, salondaki coşku, taraftarın baskısı falan hepsi deplasmanı deplasman yapan etkenler işte. Ligimizde zorlu deplasman sayısı arttıkça bu kopmalar da azalacaktır bence. Bunlara ek olarak takımlarda dominant Türk oyuncuların olmaması da büyük bir etken. Çünkü ligde yabancılar ne kadar baskın olursa olsun, olayı yerliler çözüyor. Sonuçta her takım 4-5 yabancı alabiliyor. Elinizde ne kadar dominant, taşıyıcı rol üstlenen yerli olursa o kadar avantajlısınız. Rotasyonun önemli parçası yerliler kanımca.

Oyuncular formsuz, ona da katılıyorum. Ama bu ne kadar belirleyici olur Ağustos ayında göstereceğimiz performans için bilemiyorum. Sonuçta o dönem çok farklı bir dönem. Milli Takım’da kulüplerindekinden farklı bir sistemle oynayacaklar, yoğun bir çalışma temposuna girecekler yeniden, motivasyon daha farklı olacak, e atmosfer zaten bambaşka. Güzel de olabilir yani herşey. İnşallah güzel de bir derece yaparız.

- Ben de çok umutluyum. Hele ki doğru bir kadro oluşturulur, kendini forma için paralayabilecek, o atmosferin hakkını verebilecek isimler seçilirse başarı çok da uzak değil bence.
%100 katılıyorum. O dönem çok farklı oluyor inan bana.

- Kendimi şöyle avutuyorum zaten: ‘Geçen yaz Hido inanılmaz formda geldi de ne oldu?’.
Yani. :)

- Ligin en formda yerli oyuncusu Evren Büker hakkındaki fikirleriniz nedir?
Evren’i çok beğeniyorum. Oyak Renault’da şans buldu, güzel değerlendirdi. Sonra transferini yaptı. Bu sezonun başında biraz bocalama dönemindeydi ama güzel toparladı. Onun için şu anda en önemli şey ‘Oynamak’ vede rol adamı olmamak . Süre buluyor, güzel de değerlendiriyor, oyununun üzerine sürekli olarak yeni şeyler koyuyor. Bunu bozmamalı. Yeri geldiğinde 1veya 2 oynuyor, önemli bir detay bu.

- Bu sezon başında Efes Pilsen olarak da bir ilginiz olmuştu yanılmıyorsam?
Net bir teklifimiz olmamıştı ama bir ara düşünmüştük yerli rotasyonu için. O sıralarda Cenk Akyol falan da vardı, karışıktı bizde biraz durumlar. Tercihini G.Saray Cafe Crown’dan yana kullandı zaten o da.

- Yerli oyuncular dedik, lafı Sinan Güler’e getirmeden olmaz. Tam ritmini yakalamış ve yükselişe geçmişken ‘Kayıp’ bir sezon yaşadı, hala da yaşıyor.
Onun şanssızlığı o pozisyondaki oyuncu bolluğumuz oldu. Kısa oyuncular bazında elimizde çok seçenek var. Koçun tercihiyle biraz kısıtlamalar geldi sonuçta ister istemez. Ama ben ligin kalan kısmında çok daha fazla şans bulacağını ve 1-2 sene içinde daha iyi bir oyuncu olacağını düşünüyorum.

- Ergin Ataman’ın Rakocevic kavgasından sonra yaptığı ‘Bazı oyunculara haksızlık yaptığımı düşünüyorum’ açıklamasındaki gizli isim Sinan’dı zaten herhalde?
Yani sonuçta bu kararı vermek de çok kolay değil. Sonuçta Rakocevic gibi bir oyuncun var ve kulüp onu oynarken görmek ister. Öyle dışarıdan görüldüğü gibi çok da kolay karar verilebilecek bir durum değil yani. ‘Haydi sen gel kenara, sen gir bakalım’ demeyi beceremeyebiliyorsun bazen. Sonuçta ben koça da hak veriyorum. Şimdi ondan hem Euroleague’de başarı isteniyor, hem ligde şampiyonluk isteniyor. Zaten başlı başına zor hedefler bunlar, bunların üstüne bir de genç oyuncu yetiştirmek veya tüm oyunculara eşit süre vermek mümkün olmayabiliyor. Şimdi mesela Pınar Karşıyaka’da kadro kalitesi daha yüksek olsa, bütçe şimdikinden 2-3 kat daha büyük olsa, dolayısıyla konulan hedefler de büyük olsa Furkan bu süreleri bulabilir miydi? Bu gelişimi gösterebilir miydi? Burada belki kulüp şöyle bir karar verebilir ve diyebilir ki: Benim burada bir oyuncum var ve buraya oyuncu almayacağım, bu genci kullanacağım. Öyle olabilir ancak.

- Rakocevic olayı nasıl kapandı? Ergin Atman tüm gemileri yakmış ve topu yönetime atmıştı ama 3 gün sonra bakınca ne görelim: Rakocevic ilk beşte.
Şimdi bu sorunun direkt muhatabı Ergin Ataman elbette. Ona sor istersen sen bu soruyu bir sonraki röportajda. :) Ben şöyle bir yorum getirebilirim bu duruma: Sonuçta dediğim gibi bu oyuncu kariyerli bir oyuncu, beklentiler çok yüksek. Yönetim oyuncuyu kazanmak istiyor. Staff da bunu istiyor. Sonuçta böyle bir karar verildi ve yola bu şekilde devam edilmesi kararı alındı.

- Salsabasket hakkındaki fikirlerinizi alarak bitirelim röportajımızı.
Salsabasket’i ben geçen sezonun sonlarında keşfettim ve o günden beri sıkı bir şekilde takip ediyorum. Gayet başarılı buluyorum, bence güzel işler yapıyorsunuz. Sana daha önce de söyledim, doğru yolda, bildiğin şekilde, inandığın şekilde gitmeye devam et. Ama seni bu doğru yoldan saptırmak isteyecek kişiler olacağını, seni yanlış yönlendirebilecek insanlarla karşılaşabileceğini de aklından hiç çıkartma. Ben küçüklükten beri basketbolla yatan, basketbolla kalkan bir basketbol adamıyım. Benim evimde çocuklarımla eşimle olan yaşantımda da basketbol önemli bir yer kaplar. Böyle bir insan olunca insan kaliteli, farklı bir şeyler de okumak istiyor. Ve ben Salsabasket’te bunları bulabiliyorum. Dediğim gibi bu şekilde devam et. Blog olarak başlamışsın ama şu anda geldiğin noktada blog olmaktan çıktı artık site. Haliyle sorumluluğu da ağırlaştı senin için. Yolunuz açık olsun.

7 Yorum Yapılmış:

Gürkan Alkan dedi ki...

Beşiktaştan ayrılma sürecini merak ediyordum. O açıdan emeği geçen herkese teşekkür ederim bu röportaj için.

KskHyTr dedi ki...

Samimi cevaplar vermiş umarım koçluk kariyerindede oyunculukta olduğu gibi başarılı olur...

Tayfun Yurdagül dedi ki...

Hey gidi Ufuk Sarıca TeamSystem maçını unutmak mümkün mü :)

Ahmet Karadag dedi ki...

Ufuk Sarica kendine yakisir sekilde samimi ve düzgün cevaplar vermis. Efes Pilsen'e Head Coach olarak yakisir. Umarim en kisa zamanda onu oralarda görürüz...

EmreKSK dedi ki...

rakocevıc'ın turkıyedekı ıstatıstıklerı ıyı demıs ufuk. saka gibi. milyon dolarlık takımlar kuruluyor, darussafakayı alıagayı yendı diye ovunuluyor. bu vızyonla bu zıhnıyetle nasıl efes bır yere varamadıysa ufuk da hıcbıryere varamaz. yazık turk basketboluna, yazık turk basketbolunu bu gunlere getırenlere.

Sarıkaya dedi ki...

Ben bu Guiza örneğini anlayamadım bi' basketbolsever olarak. Basketboldan verilecek örnek bulunamaması ilginç... Anladığım kadarıyla hedef kitle, basket maçına futbol forması ile gelenler..

devrim umut dedi ki...

Turgay Demirel'in aciklamalarina hakli olarak teoki gösteriyorsun, yilin olayi forma skandalini falan nasil atlar diye. Peki senin yaptigina ne demeli? Nasil olurda Efes teknik ekibinden birisiyle ropörtaj yapip o yasak madde bu oyunculara nasil ulasti, kulupte bu konu hakkinda neler konusuldu diye sormazsin? Affedilir sey degil.