7 Mayıs 2010 Cuma

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #22: Trabzon'dan Çıkan En Büyük Oyuncu

Şu sıralar Trabzonspor’un tarihinde ilk kez Beko Basketbol Ligi’ne yükselmesi gündemde ya, ben de bugün uzuuun bir aradan sonra klavye başına geçeyim, Karadeniz’de basketbol denince aklıma gelen ilk adamdan söz edeyim istedim…

Daha önce de bu köşede anlatmıştım; 1993 yılında Avrupa Yıldızlar Basketbol Şampiyonası’nı düzenlemiştik Karadeniz’de… Grup maçları Trabzon ve Giresun’da, yarı final ve final ise Samsun’da oynanmıştı. O şampiyonanın hazırlıkları esnasında birkaç kez Karadeniz kıyılarını ziyaret etme ve yörenin basketbol adamlarıyla sohbet etme şansı bulmuştum. Hemen herkesin dilinde aynı öykü vardı…

Dönem, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, komünist rejimin çöktüğü, yıllardır devletin kanatları altında yaşamaya alışmış vatandaşların ne yapacağını bilemez halde ortalığa saçıldığı dönemdi. Sochi gibi Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki yakın kentlerden Trabzon’a uçan charter uçakları, Tiflis ve Batum’dan eski model lkarus otobüslere doluşarak Akçaabat pazarına alışverişe gelen Gürcü kadınlar, bölge insanı için sıradan görüntülerdi artık…

Ne yazık ki, ortalama Türk insanının algısı, söz konusu trajik dönemi sadece “seks turizmi” üzerinden okumaya yetti ve o günlerde geleceğini arayan bir dolu umarsız insanın iç burkan hikayeleri kaynayıp gitti. İşte o hikayelerden birinin kahramanıydı 2 metrelik dev Gürcü…
Çocuk sayılırdı aslında, henüz 15 yaşındaydı. Ama geniş omuzları, gelişimini neredeyse tamamlamış kas yapısı ve 2 metreyi aşan boyuyla kalabalık içinde kolayca fark ediliyordu. Elde avuçta ne varsa getirip, Rize ve Trabzon pazarlarında satmaya çalışan, sonra da kazandığı üç-beş kuruşla evinin nevalesini alıp Tiflis’e geri dönen annesinin yanında, ürkek bakışlarla kesiyordu etrafı… Bir gün biri yanına yaklaşıp, “Sen hiç basket oynadın mı?” diye sordu ve gözleri parladı bizim oğlanın…

Çok değil, birkaç hafta sonra Trabzon’daki açık hava sahalarında kulaktan kulağa yayılan bir efsane haline gelmişti “Tatu”. Laz çocuklar ona böyle sesleniyor, iki kişinin bile durduramadığı bu devin, nasıl olup da vatandaş yapılacağı ve bir takımda oynatılabileceği tartışılıyordu. Kim becerdi, nasıl yaptı, nüfus cüzdanı bile olmayan bir gence hangi yolla şak diye lisans verildi bilinmez, bir gün Tatu Sağlıkspor formasıyla sahada görüldü ve o sezon Karadeniz basketbolunun en büyük yerel yıldızı oldu.

O sıralarda altyapısını güçlendirmek için Anadolu’yu tarayan ve bu iş için antrenör Türkay Çakıroğlu’nu görevlendiren Darüşşafaka, Trabzon’dan gelen tek cümlelik bir haberle bir anda sarsıldı: “Burada bir çocuk buldum, Mirsad’dan bile iyi!”

Bu cümleden de anlayabileceğiniz gibi, Novi Pazar’dan Efes’e yeni gelmiş olan Mirsad Türkcan (ya da orijinal soyadıyla Jahoviç) İstanbul altyapı liglerinde fırtına gibi esiyor ve rakipler onu durdurabilecek güçlü bir oyuncu arıyordu. Tatu, tam da Türkay Çakıroğlu’nun aradığı adamdı. Önce diller döktü, anneyi ikna etti, sonra tuttu çocuğu elinden, İstanbul’a getirdi. Darüşşafaka mezunu Necdet Seçkinöz o günlerde Cumhurbaşkanı Demirel’in Özel Kalem Müdürü’ydü ve vatandaşlık işini tereyağdan kıl çeker gibi halledebilirdi.

Dev Gürcü’nün Daçka çatısı altındaki İstanbul günleri umutlu başladı ama Trabzon’da yer yerinden oynamıştı. Bir yıl önce seyirci sayısında gözle görülür bir artış yaşanmışken, artık çoğu kişi mahalli ligin tadının kaçtığına inanıyordu. Yerel gazetelerden biri, spor sayfasının en tepesine Türkay Çakıroğlu’nun fotoğrafını koyarak “Oğlumuzu geri ver” manşetini bile attı.

Vatandaşlık işlemleri beklendiği kadar hızlı yürümedi. Mirsad’ın önüne de bürokratik engeller çıkınca, 76 doğumluların oynadığı Karadeniz’deki Avrupa Şampiyonası’nda iki devşirme oyuncumuz forma giyemedi. Koç Cem Akdağ’ın madalya hesapları altüst oldu. Sadece Alpay Öztaş ve Serdar Tabay’la kapatmaya çalıştığımız pota altındaki yetersizliğimize karşın, yine de biraz soğukkanlı ve becerikli olabilsek final oynamamız işten bile değildi. Ama hem yarı finali, hem de üçüncülük maçını uzatmalarda kaybederek dördüncülükte kaldık.

Yaz boyu arkadaşlarıyla antrenman yapmış olan, maçlar Trabzon’da oynanacağı için büyük hevesle kendini hazırlayan Tatu, hayalleri tuzla buz, kenarda nemli gözlerle izledi bu maçları… Son ana kadar pasaportunun yetişeceğine ve vatandaşlığına kabul edileceği ülkenin formasını giyeceğine inandırmıştı kendini… Olmadı, vuslat başka bahara kaldı.

Genç irisi bu oyuncuyu hepiniz tanıyorsunuz aslında… Darüşşafaka’da parlayan, ardından Fenerbahçe’ye transfer olup, 1995-2003 yılları arasında sarı-lacivertli formayı giyen Zaza Enden… 1999’da Avrupa Ümitler Şampiyonası’nda bronz madalya kazanan milli takımımızın kadrosunda da yer almıştı. Sürekli Mirsad’la kıyaslanan, onunla çekişen, rekabet eden ama parkeler üzerinde bir türlü onun seviyesine gelemeyen, gelemediği için de içi içini yiyen, çareyi hırçınlaşmakta bulan bir adamdı Zaza… 2000’li yılların ortasından itibaren basketboluyla değil, gazetelerin magazin sayfalarına sıçrayan olaylarla ve medyatik sevgilileriyle gündeme gelmişti. Sonrasında kaybolup gitti… En son geçen sezon, yıllar önce onu bulup gün ışığına çıkaran ve büyük emek veren Türkay Çakıroğlu ile beraber Eyüpspor’da görüldü, o kadar…

Trabzonspor’un Birinci Ligimizde kalıcı olmasını, Karadenizli gençlere basketbolu sevdirmesini ve keşfedip işlediği yetenekleri Türk basketboluna kazandıran üretken bir ocak olmasını diliyorum. Ama benim gözümde bugüne kadar oralardan çıkmış en şöhretli basketbolcu Zaza Enden’dir. Yani nüfus cüzdanı olmadan nasıl lisans alabildiği hâlâ çözülemeyen Gürcü dev…

Yiğiter Uluğ

6 Yorum Yapılmış:

saLsa dedi ki...

Özledikkkkk.. Ne güzel bir yazı bu böyle abi. Daha sık göster kalemininin o güzel ve büyülü yüzünü. Sen yaz biz okuyalım.

Saygılar..
Anıl..

serpil dedi ki...

bu güzel yazı için çok çok teşekkürler..

Ahmet Karadag dedi ki...

Zaza Enden'in bu "yüzünü" bilmiyordum. Ellerinize saglik Yigiter Bey...

KskHyTr dedi ki...

Çok güzel bir yazı daha özlettin kendini yiğiter abi...

dejavu dedi ki...

Ellerine sağlık Yiğiter abi, özlemişiz.

maliano dedi ki...

Ellerine sağlık Yiğiter abi..