23 Ağustos 2010 Pazartesi

Basketbol Gönüllüsü: Giant Get Together

Öncelikle bu paylaşımı herhangi bir kamuoyu yaratma beklentisi gütmeden yaptığımı belirtmeliyim. Siteye katkımın Türkiye-ABD ekseninde olacağını daha önce ifade etmiştim, fakat bu istisnai durum özel ilgiyi hak ediyor açıkçası.

Şampiyonanın yaklaşmasına aylar kala, gönüllülük başvuruları için zaman geldiğinde TBL.org.tr için -Mete Aktaş'ı kıramayarak ve yine gönüllü olarak- çalıştığım dönemde tecrübe ettiklerimden dolayı fazla istekli sayılmazdım. Elbette çok büyük bir organizasyondu ve benim gibi basketbol aşıkları için 'karnaval zamanı' anlamına geliyordu o iki hafta. Fakat buna değer miydi, onu düşünme sürecine girdim. Özellikle çok yakından takip ettiğim bazı uluslararası yazarların geleceğinin haberini aldıktan sonra, onlarla iletişime girebilmenin çok değerli bir tecrübe olacağına kani oldum ve başvurumu yaptım.

Referanslarım hep basın alanıyla ilgiliydi ve beni çok da şaşırtmayan bir kararla haber ekibine dahil edildim. İnsanlarla iletişim imkanımın üst düzeyde olacağı bir sahada çalışma isteğime rağmen... Zaman geldi, turnuva hazırlıkları başladı ve Esat Yılmaer'le geçen yarım saat, beklentileri çok da yukarı çekmemem gerektiğinin ilk sinyaliydi. Elbette kafamda projeler vardı. Özellikle saha içinden anlık exclusive haber ve röportajların aktarıldığı, resmi siteyi bağlamayacak fakat belki bir bağlantı adresi yoluyla desteklenebilecek bir turnuva blogu hayalim vardı. (Futbolun dünya kupasındaki benzerini belki bazılarınız görmüştür.) Fakat federasyon bu konuda da çıtayı çok yukarı çekmemeye özen gösteriyordu ve doğrusu bu projelerimi dile getirmenin dahi manasız olacağına inanmıştım. Yine bir büyük şampiyonayı sadece ve sadece "idare edecek kadar" organize etmeyi amaçlıyorduk, bu ülkede yaşayanlar için bu da flaş haber sayılmaz...

Adidas Cup'taki ilk görevimde bile görev tanımım için gereğinden fazla kalifiye olduğumun farkındaydım, şüphesiz ki maddi bir beklenti olmadan yapılmayacak bir işti ama organizasyona bir yerinden angaje olma isteğim ağır basıyordu. Yeni Zelanda-İran maçının raporunu resmi site için ben yazmıştım ama benim için tatmin edici olmaktan uzaktı. Yine de basın tribününde dostların yanında olmak -Caner Eler'le Miroslav Raduljica'yı tartışmak mesela- güzel getirilerdi ve o turnuva sonrasında koltuğumda izlemek yerine orada olmayı tercih edeceğime dair son kararımı vermiştim. Ve kendimi ona göre hazırlamıştım.

Ta ki bugün aldığım -ve aşağıya kopyaladığım- e-postaya kadar... Verilen "Avusturya-Macaristan veliahtı" tadındaki sebep inandırıcılıktan hayli uzak olmasının dışında yetersiz de. Beş senelik bir lisede okuduktan sonra, üniversitede de işleri boşlayınca okulu zamanında bitirme ihtimalimi hayli azaltmış durumdayım. Bu yüzden de yazın alacağım kararlar bütün kariyerimi etkileyecek düzeydeydi. Ben şampiyona sebebiyle bu yaz yapmam gereken yönetim stajımı, gelecek seneye sarkıttım. Benim durumumda olan birçok kişi olduğundan da haberdarım, belki daha büyük fedakarlıklar yapıldı bazılarınca. Salt basketbol sevgisi uğruna! Bundan daha da önemlisi, kombine biletlerin hepsi satıldığından ayağıma kadar gelmiş bu şampiyonadan izleyici olarak tamamen mahrum kalacak olmam.

Daha önce "çok sevgili" medya direktörüyle olan konuşmalarım, kendisinin bu siteye katılma haberime olan tepkisi bu kararın gerçek sebebinin ne olduğunu az çok anlatıyor. Burada modern zaman şövalyeliğine soyunacak değilim ve tekrar belirtmek istiyorum ki, herhangi bir kamuoyu arayışım falan da söz konusu olamaz. Ama ben bir ölçüde mağdur oldum, ne yazık ki şu anda sadece benim yanımda dolaştığı için görevden azledildiğini düşündüğüm sevgili arkadaşım Savaş Birdal da mağdur oldu. Farklı birimlerde herhangi bir aykırı duruş göstermiş niceleri de belki, herhangi bir bilgim yok. Tek bilmelerini istediğim, aksi yöndeki tüm çabalara rağmen bu ülkede -ve ne mutlu ki basketbol basınında da- federasyonun a la turca anlayışını aşıp, bahse konu basının vasatlığa sürüklenmesine engel olacak onlarca kişi var. Bu site de bunların bir anlamda simgelerinden. En azından benim görüşüme göre. İstediklerini yapmakta özgürler. Yine şampiyonanın yayın hakkına sahip kanal manipülasyonlar sonucunda bir kez daha en değerli yorumcusuna -milli takım koçunu eleştirdiği gerekçesiyle- "besleme" muamelesi yapacak, basın tribününde kalan gönüllü arkadaşların maç sırasında tweet atması yasaklanacak. Ama onların deyimiyle İrlandalı'nın yumruğu her zaman havada olacak.

Burada da bugün 13:05 itibarıyla adresime düşen e-posta var. Turnuva boyunca yazılarımı zaman zaman Numaraiki adresinden, zaman zaman da buradan takip edebilirsiniz.

"Değerli arkadaşlar,


Son hafta içinde FIBA ile yaşanan görüşmeler sonucunda maalesef uygulamaya koymaktan dolayı memnun olmadığımız bazı kararlar almak zorunda kaldık.


Öncelikle bu mailin sizler kişisel bazda gönderilmediğini ve birçok gönüllüye buna benzer mailler gittiğini bilmenizi isterim. FIBA, son olarak aldığı karar ile gönüllü sayısında önemli bir düşüşe gitti. Her ne kadar bu konuya itiraz etsek de koyulan bazı kuralları değiştirmemiz mümkün olmuyor. Bu anlamda diğer tüm birimlerde olduğu gibi, basın gönüllülerinde de neredeyse yarı yarıya varan bir azaltmalara gitmek zorunda kaldık.


Üzülerek belirtmek isterim ki, bu maili alan arkadaşlarla 2010 FIBA Dünya Şampiyonası’nda birlikte çalışamayacağız.


Yaşanan bu olumsuzluktan dolayı en az sizler kadar üzgün olduğumuzu belirtir, bundan sonraki iş hayatınızda başarılar dileriz,


Sancar Sönmez

2010 FIBA Dünya Şampiyonası
Yerel Organizasyon Komitesi

Medya Direktörü"


"Samimiyetinize güvenmek istiyorum ama bunu başarabilmek çok kolay değil. Öğrencilik döneminde olan insanlar akademik planlarını bu şampiyonaya göre hazırladılar, bunu öncelik addederek program yaptılar. Bir hafta kala gelen bu e-posta kesinlikle hoş değil.

Benim özelimde ise zaten 'over-qualified' olduğum bir işti, ne yazık ki TBF'nin gönüllülük hususunda da çizgisini bozmayıp vasat işlerle yetindiğini görmeme yetti. Size Mediocreland'de kolaylıklar, şampiyonada başarılar.


Rigardz,

Cem Pekdoğru"

17 Yorum Yapılmış:

saLsa dedi ki...

Kardeşim ne diyeceğimi bilmiyorum ama bir yandan da şaşırmıyorum. Ne de güzel özetlemişsin, böyle bir organizasyonu bile kendi tarzlarında 'idare eder' şekilde geçiştirmek isteyen bir federasyona sen, ben, o, bu, fazla geliriz. Onlara onları yalayacak, pohpohlayacak adamlar gerekir ki, orada da bizim yerimiz olmaz.

Benim akreditasyonumu onaylamadılar, canları sağolsun, paramızla biletimizi alıp gideceğiz yarı final ve finale. Bilet bulmak da büyük iş malum.

Tekrardan seni bu siteye seni katan, burada yazman için hayli dil döken kişi olarak kocaman bir özür borcum var.

Diğer arkadaşlardan Alperen Kaplan'ın da anons işi vardı, o da yalan oldu burayla anlaştıktan kısa bir süre sonra. Tahminen bu da aynı konuyla ilgilidir.

Yazık, yazık.

Tüm yazarlarımıza çıkış kapılarımızın açık olduğunu üzülerek belirtmek isterim. Burada durarak bazı şeylerden uzak kalmanız önce beni üzer. Ama yok biz buradayız, yazmaya devam ederiz derseniz de başımla beraber.

Sevgiler, saygılar..
Sana da nefretler TBF..

jane dedi ki...

bende ankara gönüllülerinden biriyim ve fiba ile böyle bir gönüllü kesintisi sorunu yaşandığını biliyorum. burada da IT gibi bir iki bölüm hariç neredeyse yarıya indirildi kişi sayısı.. federasyonun ayıpları yok mu? tabi ki var özellikle tüm gönüllüler eminim farkında çoğunun, ama bu seferki ayıp büyük ölçüde fiba nın

Sheed dedi ki...

anıl,

ben senin kadar kesin konuşmuyorum sebebi hakkında, fakat samimiyetlerine inanmadığım sır değil..

estağfurullah öte yandan, direkt olarak senle ilgili olduğunu sanmıyorum..

jane,

fiba'nın antikalıklarına da yabancı değiliz, dediğiniz gibi olabilir.. (hatta öyleyse daha üzücü, çünkü bundan ağzı yanan biçok genç arkadaşımız olacak..) fakat ben fiba'nın böyle bi direktifi olsa bile bunu, organizasyona 1 hafta kala ileteceğini pek zannetmiyorum.. onlar bunca organizasyonun üzerine bu kadar amatör olmamalı.. belki bi iletişimsizlik problemi..

zaten yazdığım satırlarda da bu kararın altında kasıt aradığımı doğrudan söylediğim herhangi bi cümle yok..

Cem dedi ki...

Keşke yazında adidas İstanbul Cup'ın son gününde görevli olduğun halde yer almadığını da söyleseydin.

Sheed dedi ki...

cem,

bunun yazı içinde anlamlı olduğunu düşünmüyorum.. söylediğin doğrudur, geçerli olduğuna inandığım bi sebep belirterek sorumlumuz sancar sönmez'e bunu bildirmiştim..

sebep e-postada belirtilen olabilir, ben de yazımı bu kabullenme üzerinden şekillendirdim zaten.. bu haliyle bile çok can sıkıcı bi yanı var.. gönüllülük için başvuran insanların da birer hayatı olduğu ve bazı şeylerden feragat ederek bu göreve başvurduğu yeteri kadar düşünülmemiş gibime geliyor.. olay tamamen fiba kaynaklıysa bu onların ayıbı, ben bu ayıbın tetiklediği mağduriyeti paylaşmak istedim.. fazlası değil..

Ahmet Karadag dedi ki...

Sevgili Cem Pekdogru,
öncelikle gecmis olsun diliyorum. Gercekten de sizin ve sizinle benzer durumda olan arkadaslar adina üzüldüm.
Yazilarinizi Efesliler.com zamanlarindan beri begeniyle okuyorum.
Eger sizin görevinize Salsabasket.net'te göstermis oldugunuz faaliyetten dolayi son verilmis ise, söylencek fazla laf kalmiyor. Ancak gecmis aylarda ve yillarda federasyonun göstermis oldugu tavir bu ihtimalin yüksek oldugunu gösteriyor. FIBA'dan herhangi bir direktif gelmis olsa bile, "listeden cikarilanlarin" belirli kriterlere göre tespit edildiginden süphem yok. Bu kriter listesinin en basinda da "Irlanda'li olmama sarit" oldugunu zannediyorum.
Umarim bu ve buna benzer durumlar sizin mevcut olan sevkinizi kirmaz...
Saygilar

Mete Aktaş dedi ki...

Hem federasyonla mahkemelik olmuş Mete Aktaş'ın dergisinde hem de İrlandalı O'Aksac klanından Anıl'ın blogunda yaz. Sonra da federasyondan görev bekle! Seninki de Polyannacılık olmuş be birader!

Şaka bir yana, nedense hiç şaşırmadım. Devlet memuru zihniyetiyle, basketbolu sevmeden basketbolla ilgili iş yapan adamların bulunduğu bir yerde bilgisi dolup taşan, yenilikçi, sürekli kendini geliştiren, araştıran, basketbol tutkunu birilerine tahammül edebileceklerini sanmıyordum, nitekim yanılmadım da.

Bırakın onlar kendi çiftliklerinde, sığ dünyalarında yaşamaya devam etsinler. Elbet onlar da bir gün oradan gider...

HotSauce21 dedi ki...

güzin abla; salsa basket okuyoruz,bizim bileti de iptal ederlermi?

geçmiş olsun cem, esat yılmaer aracılığıyla tüm bulls zamiasına selam gönderiyorum...

Alperen dedi ki...

Cem Abi'nin yazısında belirttiği bu işe dair plan kurma olayını göz önünde bulunduran yok gibi görünüyor. Ben bu iş olacağından dolayı bilet almamıştım ve iş iptal olduğundan turnuvayı seyretmek için bir şekilde bilet bulmaya çalışıyorum şu an. Biletimin kesildiğine dair haberi turnuvaya sadece on gün kala almış olmam, bu haberi aldığımdan evvel turnuva için giyilecek kıyafetlerle ilgili bedenlerimin bile istenmiş olması bana da manidar gelmedi değil işin gerçeği. Göstermiş olduğum performansla ilgili olarak benimle çalışmak istememiş olma ihtimalleri de bir hayli yüksek, bunu göz ardı etmiyorum fakat Efes Cup'da birlikte olacağız sözü bana söylenildikten sonra böyle bir şey yaşanması, üzerine de yapmış olduğum Efes Cup'ın ilk maçının ilk periyodunda son bir deneme teklifinin reddedilmesi de garip. Gariplikler ülkesinde yaşıyoruz, basketbol camiasından gün geçtikçe daha da soğuyorum ama kendi doğrularımı bu güne kadar yaşadığım gibi yaşamaya da devam edeceğim.

Cem Abi, geçmiş olsun; yalnız değilsin merak etme... :)

sannti dedi ki...

Cem zaten söylemek istediklerimin birçoğunu söylemiş. Ama benim de eklemek istediğim bir iki şey var. Gönüllü olarak orada bulunmak çok da umrumda değildi özellikle İstanbul Cup'taki ortamı gördükten sonra ancak "Bir işe madem başladık, sonunu getirelim, kimseyi yarı yolda bırakmayalım" zihniyetiyle Şampiyona'da da elimden geleni yapma kararı almıştım. Ancak bugün gelen mail ben böyle düşünsem de başkalarının benim kadar iyi niyetli olmadığını tekrar ispatladı bana. Turnuvaya 5 gün kala aldığımız "sepetlendiniz" haberiyle g.t gibi kaldık şimdi ortada.

Muhtemelen Türkiye'ye ancak 100 yıl sonra bir daha gelebilecek bir organizasyonu da tv koltuğundan izlemeye mahkum edildik, bilet olma şansına ve imkanına sahip olmamıza rağmen. Haber ekibini de de'leri da'ları ayrı yazmayı zor beceren insanlara teslim etmiş oldular.

TBF'nin Turgay Demirel dönemindeki her türlü oluşumuna ezelden gıcık olsam da, umarım bu işten alınlarının akıyla çıkarlar. Zira beceriksizliklerinde "TBF işin altından kalkamadı" değil "Türkiye bu işin altından kalkamadı" olarak yansıyacak durum tüm dünya'ya. Bu da isteyeceğim son şey olur.

Savaş

Saban dedi ki...

Ben o kadar nötr düşünemiyorum bu konuda. FIBA, şampiyona Türkiye'ye verildikten beri belirli zamanlarda Türkiye'ye gelerek organizasyonun ilerleyişini teftiş etti. Ki bu 4 senelik bir süreye tekabül ediyor. Bu 4 senede, gönüllü sayısı da dahil olmak üzere birçok konuda kesin kararın verilmiş olması gerekiyor. FIBA'nın şampiyonaya beş gün kala gönüllülerde kesintiye gitmesi çok anlamsız.

Fakat bu 4 senede ne zaman FIBA heyeti ziyarete gelse "Başbakan güvencesi" laflarıyla insanları oyalayan, turnuva takvimine hiçbir şekilde uyamamış, Ankara Spor Salonı'nun dışında hala inşaata devam ettiren, Ankara'da skorboardı çalıştıramayan, Abdi İpekçi'nin önüne bir ay kala asfalt döktüren, bitirilen salonlara adam gibi parke bulamayıp Abdi İpekçi'deki parkeleri oradan oraya taşıyacak olan (İzmir ve Kayseri'deki durumlar nedir, onu da bilmiyoruz) bir Federasyon varken, bu işin sorumlusu olarak FIBA'nın gösterilmesi bana mantıksız geliyor.

Burada Sancar Sönmez'e sormak istediğim bir soru var. Maili alan gönüllüler hangi kriterlere göre belirlendi? Deneyim mi, hatır-gönül ilişkileri mi? Bu da kesinlikle açıklanması gereken bir soru.

@Savaş

Seni de iyi anlıyorum biladerim, bu kadar büyük bir organizasyonun ülkemizde yapılması özellikle genç nüfusun basketbola eğilimi üzerinde çok önemli bir araç olacak.

Ama şampiyonaya beş gün kala yukarıda yazdığım problemlerin hala devam etmesi, bu organizasyona ne kadar istekli ve ciddi yaklaştığımızın da bir göstergesi. Neredeyse herkes "Bir an önce bitsin" mantığıyla olaya bakıyor.

Evet, bir sorun çıktığında belki "Türkiye batırdı" yazacaklar ama, şuna inanıyorum ki, başımızda böyle idareciler varken, organizasyon yapmamak bizim için daha hayırlı olabilir.

Saban dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Zetanist dedi ki...

Geçmiş olsun tüm görevlilere.FIBA'nın 5 gün kala böyle bir şekilde görevlileri azaltma yoluna gideceğine inanmıyorum.Amiyane tabirle Türk işi olmuş.

dilemma dedi ki...

tbf'nin sitesini hacklesek mi?

guepetto dedi ki...

Dilerim tüm gerçek basketbol aşıklarının sevgi ve enerjileri sürekli ve verimli olsun.Gönüllü olmanın karşılığı bir kuru teşekkür ama daha önemlisi beraber bir şeyi başarmanın vereceği haz ve güç hissidir.Bundan mahrum bırakmayı bir ceza sopası olarak kullananlar sanırım kendi bacaklarına kurşun sıktıklarının farkında değiller.Basketbolun yeşil formalı ve doğrucu irlandalı çevrecilere ihtiyacı var .Gönüllülerin gönülleri hoş olsun .

Anil dedi ki...

2001 Eurobasket gönüllülerindenim. Ankara ayağında basın grubunda çalışanlardan biriydim. Ulus'taki Atatürk S.S'de Necip Kapanlı tarafından yapılan garip bir mülakat sonrasında seçilmiştim. Ekipteki herkesin bedava maç izlemeden çok organizasyonun başarısı için orada olduğunu hissedenlerden biriyim. Ozan Şişli ve adlarını üzülerek hatırlayamadığım diğer arkadaşlarla güzel iş çıkarmıştık. İngilizce-Türkçe basın bültenlerinin hazırlanması, basın toplantılarının takibini bizzat yürütmüştük. Türk'ün işinin hep son ana sıkıştığının kanıtıydı ASKİ Salonu. Maçlara 2 gün kala kurulan telekom altyapısı, önceden gelip antrenman takip eden yabancı basın mensuplarını şoka uğratmıştı. Sandalyeleri yeni gelmiş, depo görünümdeki basın odasına dalıp biz nerede çalışacağız diyorlardı :) Son hafta içinde tavan skorboardunun yazılımında bug aramaya başlamalar mı dersiniz, herşey son saniyede yetişmişti tabi ki. O günlerde yazdığımız ve EN versiyonu FIBA sitesinde de yer alan maç bültenlerinin çıktılarını tek tek saklıyorum, özveriyle güzel işler başarmıştık. Ekipten bazı arkadaşların fikriyle, maç öncesi röportajlarla bültenleri zenginleştirdiğimizi hatırlıyorum. NBA arefesindeki Pau Gasol, Tony Parker (yanlış hatırlamadıysam) ayaküstü röportajlarının ses kayıtlarını bilgisayarımda saklarım hala. Kambala, Tapiro'lya çekilen fotolarla gelen motivasyon... Sabahta gece yarısına kadar birer sandviçle maç aralarında bile dinlenme fırsatı bulmadan çalışmıştık. Burada okuyan varsa, beraber çalıştığımız tüm arkadaşlara ve zamanın ekipbaşı Can Budak'a selam olsun. Güzel günlerdi, şimdi elimde tuttuğum 29 Ağustos biletine ait maçlara bile işlerimden dolayı gidip gidemeyeceğim belli değil. Gönüllü şevkinin her ne sebeple olursa olsun kırılması üzücü...

Adibelli dedi ki...

Federasyonun yandaş ve muhalif olarak cizdiği çizgiler bir yerden tanıdık geliyor insana.

Dünya şampiyonası açılışında Fazıl Say'ın veto yemesi.

http://www.odatv.com/n.php?n=ne-mutlu-akpliyim-diyene-2308101200