23 Ağustos 2010 Pazartesi

Doğuş Balbay Röportajı (Salsabasket Özel)

Gelecekte Türk basketbolunun en büyük umutlarından biri Doğuş. Texas'ta bu yıl son senesine giriyor. Geçen yıl yaşadığı talihsiz sakatlık onu uzunca bir süre sahalardan uzak tuttuysa da o sakatlığın izlerini sildi, bu ay sonu itibariyle de idmanlarına başlıyor artık. Ayın 20'sinde yeniden Amerika'ya yolcu ettiğimiz Doğuş Balbay ile gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajı (ki soruların çoğu sizin sorduğunuz sorulardı) şuradan okuyabilirsiniz.

- NCAA'den ülkemize dönen kısa oyunculardan Engin ve Sinan'ın geldikleri noktalar ortada. Her ikisi de defalarca milli oldular ve kariyerlerini başarılı bir şekilde sürdürüyorlar. Bu bağlamda senin de hedefin F.Bahçe Ülker veya Efes Pilsen gibi Euroleague seviyesindeki takımlarımızda oynamak mı yoksa NBA şansını kovalamak mı? Kısa ve uzun vadede hedeflerin nelerdir?
NBA şansım devam ediyor. Bu sene okuldaki ve takımdaki son senem olacak. Zaten yaşım itibariyle seneye 2011 draftına otomatik olarak katılıyorum. Bu sezonki hedefim geçen seneki performansımı arttırarak devam ettirmek ve sezonu sağlıklı bir şekilde tamamlamak. Sezonun bitimiyle birlikte ilk önceliğim NBA draftını beklemek olacak.

- Küçük takımdan beri çabukluga ve atletizme dayanan oyun stilinle alt yapılarda adından fazlasıyla söz ettirdin; ancak hiç bir zaman istikrarlı bir şutun olmadı. A takım seviyesine çıktığın zaman -ki zamanı geldi- bu eksikliğinin seni zorlayacağını düşünüyor musun? Bu eksikliğini gidermek için ekstra antrenman yapıyor musun?
Söylediğiniz gibi küçük yaşta sahip olduğum o avantajlarım ilerleyen yaşlarda bana dezavantaj olarak geri döndü. Çünkü altyapılarda o yeteneklerimi kullanarak çok rahat oynayabiliyordum. Şimdi tabii ki biraz onun zorluğunu çekiyorum. Amerika'ya geldiğimden beri şut üzerinde ciddi çalışmalar yapıyorum ve gözle görülür bir şekilde gelişme olduğunu söyleyebilirim. Çalışmalarda yaptığım istikrarlı yüzdeleri maçlara yansıtabilirsem bu problemi atlatacağıma inanıyorum.

- DJ Augustin gibi üst sıralardan NBA'e giden bir oyuncuyla bir yıl antrenman yapma şansına erişmen sana ne gibi katkılarda bulundu? Acaba NCAA'den NBA'e draft olan oyuncularla kendini kıyasladığında eksileri ve artılarıyla kendisini nasıl görüyorsun?
DJ ile beraber yaklaşık 2-3 ay antrenman yapma fırsatım oldu. İlk yılımda geçirdiğim sakatlık sonrası sezonu kapatmıştım. Onu izlemek de çok büyük bir tecrübe oldu benim için. Saha içi ve saha dışındaki kişiliği, liderliği inanılmazdı. Okulda akademik olarak da mükemmele yakın bir öğrenciydi. Ondan çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. DJ dışında yine Texas'tan NBA'e giden TJ Ford ile de karşılıklı oynama fırsatı buldum. Onlarla kendimi kıyasladığımda tabii ki bir tecrübe farkımız olduğunu söyleyebilirim. Dış şutları bana oranla daha iyi ama defansif anlamda onlardan daha üstün olduğumu düşünüyorum.

- Hiç keşke F.Bahçe Ülker'de kalıp Euroleague'de forma giyseydim dediğin zamanlar oluyor mu? Nitekim Tanjevic Hakan Demirel'den verim alamamasından sonra sana da şans verebilirdi. A milli takıma kadar yolun açılırdı. Acaba bu konuda neler düşünüyorsun?
Hiçbir zaman öyle bir düşüncem olmadı. O yönden hiçbir sıkıntım olduğunu düşünmüyorum. Verdiğim karardan dolayı son derece mutluyum ve burada geçen 3-4 senenin ardından bu kararımın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladım. Milli Takım konusuna gelince zaten ben burada geçirdiğim sezonun ardından da A Milli Takım kadrosuna çağrıldım. Ama okulum dolayısıyla kampı erken terk etmek zorunda kaldım. (2 yaz öncesi)

-Altyapılarda ortalığı kasıp kavuran gençlerimizin A Takıma çiktigi zaman aynı etkiyi yapamamalarını hangi etmenlere bağlıyorsun?
Bence bu problem hem koçlarımızın hem de A takıma yükselen genç oyuncuların ortak hatası. A takıma yükselen birçok genç, gelebileceği en son yere geldiğine inanıyor ve çalışmalarını 2 kat arttırması gerekirken daha çok tembelleşiyorlar. Bence A takıma yeni yükselen bir oyuncunun yapması gereken, antrenmanlara kendisini %100 ile vermek ve onun dışında da ekstra çalışmaktır. Ancak bu şekilde o formayı hak ettiğini koçuna gösterebilir. Ben A takıma yükseldim diyip sadece antrenmandan antrenmana giden oyuncular zaten 1-2 senne içinde kayboluyorlar. Bence koçların hatası ise (sistemden ötürü doğal olarak) maç kazanma arzusuyla genç oyunculara güvenmemeleri ve onlara süre vermemeleri. Belki koçlar genç oyunculara biraz daha sorumluluk ve güven verseler, belki hemen olmaz ama ilerleyen zamanlarda bunun faydasını göreceklerdir diye düşünüyorum. Şu anda baktığınız zaman Amerika'dan getirilen birçok oyuncu da kolejden yeni mezun olmuş oyuncular ve yaşları 21-22. Bunlar da genç oyuncu ama nedense bu oyuncular koçlara ayrı bir güven veriyorlar.

-1999 Avrupa Şampiyonası'nda Kerem Tunçeri'nin yaptığı çikistan sonra hiçbir genç oyun kurucumuz Milli takımlar seviyesinde parlayamadı. Özellikle oyun kurucularımızın seviye atlayamamalarını neye bağlıyorsun? Uzun yıllar senden de aynı çikisi yapman beklendi ama son yıllarda biraz radarlardan uzak kaldın. Acaba "Beni bekleyin, geliyorum!" gibi bir iddian var mı?
Sanıyorum bunun cevabı yukarıdaki soruyla ilintili. Kerem Tunçeri çok genç yaşta A takımlar seviyesine yükselip zamanında kendisine çok büyük sorumluluklar verilmiş bir oyuncu. O fırsatı da iyi değerlendirip iyi bir çıkış yaptı ve hala da basketbolunu geliştirmeye devam eden bir oyuncu. Diğer Türk guardlarımıza da bu şekilde ciddi sorumluluklar verilirse eminim ki çok daha fazla çıkış yapan isim görebiliriz. Kendi adıma konuşmak gerekirse; Benden de aynı çıkışı yapmam beklenmiş olabilir ama ben eğitimimi biraz daha ön planda tutup 16 yaşından sonra F.Bahçe A takım kadrosunda yer almak yerine Amerika'ya gelmeyi tercih ettim. Radarlardan uzak kaldığımı da düşünmüyorum. NCAA'de beni takip eden insanlar 3-4 yıldır burada neler olup bittiğini gayet iyi biliyorlardır. Yaşadığım sakatlıklar dolayısıyla uzun süre sahalardan uzak kaldım. Şu ana kadar basketbolumda yaşadığım en büyük dezavantajlardan birinin de sakatlıklar olduğunu düşünüyorum. Sağlığım el verdiği sürece hedeflerim doğrultusunds ilerliyorum.

- Spor ile eğitimi bir arada yürütme işini ne derece başarabildin? Kolej takımlarında idman ve ders saatleriinde esneklik ve uygun planlama yapılıyor ancak Türkiye’de ikisini bir arada yürütmek imkansız. F.Bahçe altyapısındayken sen nasıl yürüttün bu durumu?
Türkiye'de bu ikisini bir arada yürütmek gerçekten zordu. Amerika'ya gelmemin en büyük sebeplerinden biri bu diyebilirim. 15 yaşında F.Bahçe A takımına yükseldiğimde Lise 2. sınıftaydım. Bazen derslerden bazen de antrenmanlardan fedakarlıklar yapıyordum. F.Bahçe A takımındaki 2. sezonumda Avrupa Ligi daha da ciddileşti ve çok seyahat etmeye başladık. Lise 3. sınıfta gerçekten derslerimde çok aksama oldu. Hafta içi Avrupa deplasmanları, hafta sonu TBL deplasmanları olduğu için bazen haftada anca 1-2 gün okula gidebiliyordum. Söylediğim gibi bazen okukdan bazen de antrenmanlardan fedakarlık yaparak ikisini bir arada götürmeye çalıştım. Ama Amerika'ya gidince rahatladım. Çünkü bu işler orada planlı.

- Sakatlık döneminde takım arkadaşların ve teknik ekip sana ne kadar yardımcı oldu?
Bu tür konularda Amerikalılar çok hassas davranıyorlar. Gerek koçlarım, gerekse de takım arkadaşlarım sakatlık dönemlerimde 1 kez olsun beni yalnız bırakmadılar. Onların desteğini sürekli hissettim. Herhangi bir isteğim olursa anında yerine getirmek için her zaman hazırlardı. O dönemleri onların da desteğiyle çok daha kolay atlattım diyebilirim.

- Takım arkadaşların adaptasyon sürecinde sana ne gibi yardımda bulundular?
Adaptaasyon döneminde herşeyden çok dilde çok problem çektim. İlk başlarda İngilizcem olmadığı için toplum içinde bulunmaktan ve konuşmaktan pek hoşlanmıyordum. Ama takım arkadaşlarım sayesinde kalabalık ortamlarda (soyunma odasında) çok daha rahat söz almaya ve konuşmaya başladım.

- Sana göre NCAA’de kariyerine devam etmenin basketboluna bir katkısı oldu mu? Yoksa avrupa'da kalıp en azından bir Euroleague sertliğini tatmak bundan daha mı yararlı olurdu?
Baktığınız zaman NCAA'de birçok lig var. Bizim içinde bulunduğumuz Big 12 ligi NCAA'in en sert ve kuvvetli liglerinden biri. Özellikle defansif anlamda bana çok şey kattığını söyleyebilirim. Zaten sert oynamadığınız zaman burada herhangi bir takımda süre almanız çok zorlaşıyor. Önceden sahiip olduğum Avrupa tecrübem ile birlikte NCAA basketbolu oynamak gücüme güç kattı.

- Yanlış hatırlamıyorsam kendi konferansında eğitim konusunda en iyi ilk 5'e seçilmiştin. Bu kadar ağır temponun içinde bir de eğitimine nasıl bu kadar önem verebiliyorsun. Özellikle yaptığın bir şey varsa bizi lütfen bilgilendir.
Çok düzenli ve disiplinli çalışmayla 2 sene üst üste Big 12 All-Academic takımına seçildim. Buradaki okul sistemimiz de zaten sürekli ders çalışmaya dayalı. Okulumuzda tüm sporcuların ders çalışma saatleri vardır (Study Hall). Her gün antrenmanlardan önce takım olarak gidip özel çalışma odalarında 2 saatlik ödev ve ders çalışma zorunluluğumuz var. Buna ek olarak, tempomuz çok yoğun olduğu için ve bazen haftada 2-3 maç yaptığımız için, eğer deplasmana gidiyorsak uçakta da aynı bu sistemi uyguluyoruz. Özel rehber eşliğinde deplasmanlarda kaldığımız otelde veya uçakta 1-2 saate varan çalışmalarımız oluyor. Bu şekilde sınavlara hazırlanıyoruz ve derslerden geri kalmıyoruz.

- Daha çok işin savunma kısmında başarılı olan bir isimken hücumunu geliştirmek adına neler yapıyorsun?
Hücumum için koçlarımla ekstra çalışmalar yapıyorum. Sezon içinde daha çok 45 dkaikalık veya 1 saatlik çalışmalar oluyor. Eksik yönlerim neyse onların üzerine yoğunlaşıyorum.

- Yurt dışında sporcu olabilmek için hangi yolu izlediğini çok merak ediyorum. Kendini nasıl kabul ettirdin Texas'a? Koçlarla mı görüştün yoksa referans ile mi gittin? Kendini çevrene kabul ettirene kadar nasıl bir çalisma programı uyguladın?
Altyapı Milli takımlarında ve uluslararası turnuvalarda gösterdiğim performansların Amerika'ya gitmemde etkisi çok büyüktü. Bu tür turnuvalarda birçok NBA ve kolej koçu, scoutları oluyor. Milli takımlarda çok iyi performans gösterdiğim turnuvalar oynadım. Bu turnuvalar sonucunda Texas Üniversitesi ile birlikte birkaç tane daha üniversite benimle irtibata geçti. Ben ise Texas'a yaptığım resmi ziyaretten sonra kararımı bu okuldan yana verdim. Sanıyorum referansla gitmek çok daha zor. Kendimi buradaki insanlara kabul ettirebilmek için basketbolumuun dışında İngilizcemin gelişimine de çok önem verdim. Zaten şu anda Texas'ta 4. yılım, takımın ağabeylerinden biriyim. Koçlarım ve diğer oyuncular her geçen gün bana daha fazla saygı duymaya başladılar. Bunda tabii ki basketbolumun olduğu kadar kişiliğimin de önemi büyüktü.

- 2005 yılında yıldızlarda Avrupa şampiyonu olan türk milli takımının kadrosundaydın. 89 jenerasyonunun o şampiyonadan sonra bir tane bile üst seviyeye oyuncu çikartamamasinin nedeni olarak neyi görüyorsun?
Bence 89-90 jenerasyonunun bir tane bile üst seviye oyuncu çıkartamamış olması yanlış bir yorum. Hepsi çok sevdiğim takım arkadaşlarım. O takımda bulunan arkadaşlarımın yaşları şu anda 20-21. Şampiyon kadroda bulunan birçok oyuncu şu anda Türkiye 1. liginde (iyi ya da kötü) bir takım kadrosunda bulunuyorlar. Bazıları süre alıyor, bazıları hiç oynamıyor. Ama eminim ki er ya da geç şampiyon kadroda bulunan bu oyuncular çok daha iyi yerlere gelecek ve Türkiye basketbolu adına iyi işler yapacaktır. Ben dahil.

- O zamanki koçunuz Levent Topsakal’ın ilginç yöntemleri olduğu konuşulurdu, nasıl bir koçtu Levent Topsakal?
Levent abi gerçekten diğer koçlarımdan çok farklıydı. Oyunculuktan gelmiş bir koç olarak oyuncuların neler hissettiğini ve ne düşündüğünü çok iyi anlıyordu. Özellikle bireysel basketbola çok önem veriyordu. Fundemantal konusunda Türkiye'nin en iyilerinden diyebileceğim, saha içinde ve dışında enerjisi hiç bitmeyen bir insan. Oyuncuların hiçbirini ayırt etmeyen, korkmadan hepsine aynı sorumluluğu verebilecek bir koç. İlginç yöntemlerine gelince; Özellikle maç öncelerinde ve molalarda yaptığı konuşmalar gerçekten inanılmazdı. Onun oyuncusu olduğum dönemlerde hem oynadığım basketboldan zevk aldım hem de çok eğlendim.

-Fenerbahçe'den ayrılış hikayen nedir?
Ailemle oturup Amerika'ya gitme kararını vermem ile birlikte Amerika'dan gelen burs tekliflerini değerlendirmeye başlamıştım. Bu süre zarfında Aydın Örs ile yaptığım konuşmalar sonrası ona hedeflerimi ve eğitimimin önemini anlattım. Aydın abi ve tüm F.Bahçe çalışanları benim bu kararıma saygı duyarak geleceğim için attığım bu büyük adımda bana destekçi oldular. Hala da aynı desteği vermekteler.

- Engin Atsür'ün beklenmedik ve şanssız sakatlığının ardından Aydın Örs ve Ertuğrul Erdoğan tarafından bu sene F.Bahçe Ülker kadrosuna katılıp katılamayacağın sorulmuş sana galiba, nedir bu olayın detayı?
Öncelikle Engin abinin sakatlığına çok üzüldüm. Buradan bir kez de sizin aracılığınızla geçmiş olsun demek istiyorum kendisine. En kısa sürede daha kuvvetli bir şekilde sahalara döneceğinden eminim. Milli takım ve özellikle de F.Bahçe Ülker için bir süreliğine büyük kayıp olacak. Benle ilgili sorunuza gelince; F.Bahçe altyapısından yetişip A takıma yükselen bir oyuncu olarak oradaki koçlarımla ilişkilerim her zaman iyidir. Aydın abi ile olsun, Ertuğrul abi ile olsun, aramızdaki ilişki koç-oyuncu ilişkisinden çok abi-kardeş ilişkisi gibidir. Her zaman onların düşüncelerine saygı duyar, nasihatlerini dinlerim. Ben her yaz Amerika dönüşümde oturup F.Bahçe'deki koçlarımla konuşup değerlendirme yaparım. Texas'ta geçirdiğim sezon hakkında, F.Bahçe'nin yeni sezonu hakkında, Milli Takım hakkında konuşuruz. Özellikle Ertuğrul abiyle her yaz bu tür konuşmalarımız geçer. Bu yaz yine geldiğimde Aydın abinin de F.Bahçe'ye tekrar dönüşünden sonra Aydın abi ve Ertuğrul abi ile oturup konuştum. Bu bir transfer konuşmasından çok benim geleceğim hakkında abilerimden aldığım tavsiye ve yardımlar şeklinde geçti. Konuşmamızda ben ilk hedefimin üniversite diplomamı almak ve sonrasında da NBA'e gitmek olduğunu söyledim. Zaten 16 yaşında Aydın abiyle oturup konuştuğumda da bahsettiğim hedeflerim bunlardı. Her zaman olduğu gibi onlar da desteklerini eksik etmeyeceklerini ve benim kararıma saygı duyduklarını belirttiler.

1 Yorum Var:

yugoslavtipiforvet dedi ki...

teşekkürler salsa çok güzel röportaj olmuş.sorularımızın hepsini de sormuşsun.
kendisini biraz fazla iyimser gördüm.biraz daha gerçekçi olmasını beklerdim açıkçası.benim sorduğum soruya da biraz eksik cevap vermiş.ben 2005 yılında yıldızlarda şampiyon olan kadrodan 1989 jenerasyonundan hiçbir oyuncu bir üst seviyeye çıkamadı dedim ve de bu doğru.o kadrodan birkan batuk sadece a takım seviyesinde o da 1990 doğumlu ve onların turnuvası 2006 yılındaydı.aynı şey ibrahim yıldırım için de geçerli.o şampiyonayı birinci bitiren takımın bel kemiği 1989 jenerasyonu tam bir hayal kırıklığı,bence bunu kabul etmesi lazım.andrei sirbu ve erdinç balto gibi altyapıda atletizmi efsane haline gelen iki isim meydanda yok.nikola janjusevic çoktan sırbistan'a geri gönderildi bile...
21 yaş da çok genç bir yaş değildir ayrıca.cenk akyol'un daha önce bir röportajında söylediği gibi:amerika da,ispanya da ve sırbistan da 21-22 yaşındaki oyuncuya genç demezler...
röportajdan anladığım kadarıyla kendisinin kariyer planı engin atsür ve sinan güler ile paralel olarak ilerleyecek.o da nba draftından bir şey çıkmayacağının farkında gibi.eğer avrupa'ya dönerse onu seyretmek ve oyununun ne gibi değiştiğini gözlemlemek çok zevkli olacak