6 Ağustos 2010 Cuma

Dream of Californication: Randle ve Christopher

Jerome Randle ve Patrick Christopher. Her ikisi de özellikle kolej kariyerlerinin son bölümünde önemli birer NBA adayı olarak gösterilse de, yeteneklerini Pasifik sahillerinden Akdeniz sahillerine taşımak durumunda kaldılar. California Golden Bears formasıyla dört yıl boyunca birlikte oynayan ve nihayet senior senelerinde takımlarını konferans şampiyonluğuna taşıyan ikili için bu tecrübe, herhangi bir tecrübeden fazlası olacaktır muhakkak...

Ekibin yeni parçası Cem Pekdoğru'nun imzasını taşıyan bu dopdolu yazının devamı şurada.

Özellikle geçen sezon bu ikili ve yanlarındaki daha çok pis işleri yaparak takımı birarada tutmakla görevli olan takımın ruhani lideri Theo Robertson, tüm NCAA'in en iyi arka alanlarından birini oluşturuyordu. (Rakamları hiçbir zaman diğerleri kadar parlak olmasa da Robertson da buralarda görmeyi çok istediğim esaslı bir elemandır.) Konferansın önemli programları UCLA, Stanford, Arizona ve USC bir önceki sene en büyük yeteneklerini NBA'e yollamıştı ve birer geçiş süreci yaşıyorlardı. Bu bağlamda otoritelerce 'son yıllardaki en kalitesiz Pac-10' olarak nitelense de -ben biraz fazla ileri gittiklerini düşünüyordum- NCAA'in en şöhretli konferanslarından birini kazanmak, dört yılını birlikte eskitmiş bu çekirdek için çok değerliydi. NBA'de de çok parlak olmasa da bir kariyer sahibi olan Mike Montgomery yönetimindeki bu takımın, yalan seribaşı Duke'un çeyreğinden Final-Four yapacak takım olacağına inanıyordum hatta. Sonra o yalan seribaşı ülke şampiyonu oldu gerçi, ama ikinci turda California'nın geri dönüşü karşısında iplere yaslanıp sürenin bitmesini bekleyebilmişlerdi sadece. Tek eksiği zayıf pota altı rotasyonu olan bu güzel takımın en önemli iki parçasını ülkemizde izleyecek olmak benim için de sevindirici.

Jerome Randle

O takımda direksiyonu elinde tutan Randle ile başlayalım. Öncelikle Randle, memleketi Chicago'da lise seviyesinde kısa boyuna rağmen nadide bir skorer olarak önemli bir repütasyon kazanmıştı. Civarda bir şekilde top oynamış herkesin hayali gibi, Randle da Big Ten konferansından bir takıma kapağı atma hayali kuruyordu. Chicago'daki şöhretinin onu iyi programlardan birine sürüklemeye yeteceğini düşünüyordu. Fakat Randle kontrolü elinde tutmak isteyen ve oyun kurucusundan kendi beyninin sahadaki projeksiyonu olmasını bekleyen koçların hiçbirinin gitmek isteyeceği bir oyuncu değildi. (İşte bu yüzdendir ki, bugün kendisini bir Halil Üner takımında görmek bizi şaşırtmıyor.) Bu bir oyun kurucu vücuduna hapsolmuş şutör guarda güvenerek, kendisine şans veren takımsa memleketinin çok uzağındaki Berkeley'den California olacaktı.

NBA'de All-Star unvanına defalarca erişmiş -şimdinin California valisi- Kevin Johnson ve Jason Kidd gibi birçok efsane oyun kurucunun yetiştiği kolejden davet almak, normalde onur verici olmalıdır. Fakat bunun pek farkında gözükmeyen Randle, oyununa çeşitlilik katmak yerine şutunu kusursuz bir düzeye çekmek için çabaladı ilk iki yılında sadece. Ben Braun'a yol verilip de, başa Montgomery getirildiğindeyse Randle kariyerindeki ilk ciddi muhtırayla karşılaşıyordu. Bir seneyi boş geçme pahasına okul değiştirmeyi ciddi ciddi düşünen Randle, sonunda Montgomery ile görüşmesinde bazı tavizler vermeyi tercih ediyordu. Bununla birlikte de artık tecrübe de kazanan Randle-Christopher-Robertson arka alanı gerçek anlamda işlemeye başlıyordu. 2009'da turnuvanın ilk turunda gelen Maryland mağlubiyetine rağmen, 2010'daki konferans şampiyonluğu ve turnuvadaki Louisville galibiyetiyle bu jenerasyon Golden Bears için görevini yerine getirmiş oluyordu...

Randle'ın son iki yılda yaşadığı evrilme, daha ziyade oyuna bakışında ve mantalitesindeki değişimin eseriydi. Koçlarının ona her zaman hatırlattığı gibi sadece güvenilir bir NCAA skoreri olarak, 1.78 boyundaki bir guardın NBA gözlemcilerinden şans bulması sık görülen bir şey değildir. Magic Johnson ile başlayan ve yine eski Cal mezunlarından Kidd, Deron Williams, Derrick Rose ve bu senenin 1 numarası John Wall gibi isimlerle devam eden müthiş fizikli oyun kurucular, Randle gibileri için istisnalar dışında ligin kapılarını kapattı diyebiliriz. Büyük bir skorer olsan da bunun yanında savunmada bu oyuncuların karşısında durabileceğinin, skor bulamadığında başka şeyler yaparak sahada kalabileceğinin emarelerini göstermen şart. Randle da son iki yılda özellikle takım arkadaşlarını oyuna katma noktasında büyük ilerleme kaydetti ve Johnson gibilerini geçerek okul tarihinin en çok asist yapan ikinci oyuncusu olmayı da başardı. (Burada Kidd'in erken mezuniyet kararını da hatırlatalım.)

Peki mantalitedeki bu değişim NBA gözlemcileri için neden yeterli olmadı? Sezon öncesi Portsmouth'taki kamptan davetiye aldığında özellikle asist özelliğini ön plana çıkarmaya çalıştı ve 13 sayı-9 asist ortalamalarıyla bitirdi kampı. Hakkında kurulan her cümleye shoot-first tanımıyla başlanan bir oyuncu için doğru bir kafayla gelmişti kampa. Fakat NBA oyuncularının da işin içine girdiği Orlando Yaz Ligi'nde tam bir 'sudan çıkmış balık' görüntüsü çizdi ve Patrick Ewing'in ilk beşindeki yerini de vasat bir D-League oyuncusu olan Curtis Stinson'a kaybetti günler geçtikçe. Aslında orada da yine asist özelliğini ön plana çıkarma eğilimindeydi ancak karakteristik olarak transitionın egemen olduğu oyunda sürekli yanlış tercihler yaptı, asistlerinden çok top kayıplarıyla göze çarptı ve Vegas'ta tekrar ortaya çıkana kadar kayboldu. Yaz Ligi'nin ikinci ayağının yapıldığı Vegas'ta daha iyiydi ama bu sefer de ilginin üzerinde yoğunlaştığı Wall'un yedeği olarak kimseyi etkileyemedi.

Her şeye rağmen Randle'ın tam Üner'in kalemi olduğunu söyleyebiliriz. Bir deyişle 'bu gibi oyuncular sana maç alır' oyuncusu. Gerçi Aubrey Coleman, Randle'ın oyun kurucu olduğu bir takım için çok ideal ekleme sayılmaz. Fakat öte yandan burayı okuyan hemen herkes Üner'in şimdi ne gibi hesaplar içinde olduğunu bilir: "Coleman beş maç alsa, bir o kadar da Randle alsa kümede kalırım. Diğerleri de birkaç maç yürek koysa play-off yapar, belki Şirinler'i bile görebilirim."

Bu düşüncelerin karşılığını verebilecek bir oyuncu. Boyunun vadettiğinin aksine rakip yarı sahanın her yerinden şut sokabilir. Üner'in kendisine o özgürlüğü verdiğini düşünerek, Randle'ın topu getirdiği gibi sağına soluna bakmadan -sokak tabiriyle- takımını satacağı sahneler görmeye de hazırlıklı olun. İçeride etkinliği tahmin edeceğiniz gibi oldukça az olsa da, eşsiz hızıyla faul aldırmayı iyi bilen bir oyuncu. Sık sık çizgiyi ziyaret edecektir. Coleman ile soyunma odasında birbirlerini vurmazlarsa 17-18 sayı ortalamasının altında kalması sürpriz olur. Çetin Yılmaz tahminimizi de yaptıktan sonra Christopher'a geçelim. Bu arada haberin yorumunda belirttiğim gibi, Coleman'dan sonra ilginç bir seçim gibi gelse de Kevin Braswell'den evladır kesinlikle. Randle yeri geldiğinde topu Coleman'a bırakmayı bilecektir. Braswell konusunda o kadar net konuşamazdım...


Patrick Christopher

Ahmet Kandemir Amerikalı seçimleriyle hep beğeni toplamış bir koçtur, ligde bu alandaki nokta atışlarıyla meslektaşlarının önünde yazılır adı. NBA Türkiye'nin son sayısında Ümit Avcı'nın Gary Neal için güzel bir ifadesi vardı, "Evinin bahçesine Kandemir heykeli dikse yeridir" diye. Herhalde o Neal-Marshall-Hosley üçlüsü de bu seçimlerdeki isabet oranının tavan yaptığı senelerdendi. Towson mezunu Neal'ın aksine bu seneki seçimler daha bilindik kolejlerden. Ama Downey-Christopher-Chism üçlüsünden de, o Pınar Karşıyaka grubuna yaklaşacak kadar büyük bir katkı alabilir. Benim duyduğum kadarıyla Christopher yerine düşünülen bir başka isim Weyinmi Efejuku idi, o da buranın altını üstüne getirebilecek nitelikte spektaküler bir oyuncu. Ben Christopher'ın da performansıyla pişmanlık tohumlarına pek yer bırakmayacağına inanıyorum.

Randle ve Sean Lampley'nin ardından okul tarihinin en skorer üçüncü oyuncusuydu o da. Açıkçası Randle'a oranla NBA için daha uygun paket gibi gözüküyordu, fakat yıllar geçtikçe oyununu tek yönlülükten kurtaramadı. İlk yıllarında izleyenlerin ağzını sulandıran ve daha o günlerde NBA için hazır gözüken fiziğini ve atletizmini bir türlü oyununda bir faktör olarak kullanamadı.

Christopher dışarıdan ortalama üstü bir skorer ve ritmini bulduğunda başınıza büyük iş açacağından emin olabilirsiniz. Ama içeriye girdiğinde bazen kontrolü kaybedebiliyor, bunda handling sıkıntılarının da faktör olduğunu söyleyebiliriz. Çok etkileyici bir oyuncu değil ve o katil içgüdüsüne pek rastlayamıyorsunuz ama Devan Downey'nin olduğu yerde buna çok da ihtiyacı olmayacak. Bence hücumda Downey-Chism gibi içeriden ve dışarıdan her gün etkili olabilecek birer silahınız varsa, tamamlayıcı parça olmaya çok uygun bir isim. Üner'in aksine transferde takım kimyasını her zaman kollayan Kandemir'den kadro mühendisliği açısından iyi bir seçim bence. Özellikle savunmadaki eforunu her zaman yukarıda tutabilirse...



SansürSensin: http://www.youtube.com/watch?v=QhJ-0duCTqI

Bu eğlenceli video ile bitireyim ilk yazıyı. Aliağa Belediyesi ya da Antalya BŞB taraftarı olmayanlar için biraz sıkıcı olmuştur, belki buraya kadar da gelememiştir onlar. Yine de alanında öncü bir siteye zaman zaman da olsa katkı vermek eğlenceli olacak benim adıma.

3 Yorum Yapılmış:

ESKENES dedi ki...

Epey güzel bir başlangıç olmuş, ellerine sağlık.

ibrahim YÜKSEL dedi ki...

güzel bir yazı olmus. zaman ayırdıgınız ve bizimle paylastiginiz icin tesekkurler. ben bu kadar ını bu adamlardan beklemiyordum

dejavu dedi ki...

Ellerine sağlık Cem, harika olmuş yazı.