14 Kasım 2010 Pazar

Let It Roll, Baby, Roll: Michael Roll

Çok uzaklardan takip etsem de naçizane bir Bruin olarak hakkında birkaç kelam etmek için kendimi yetkin sayacağım ilk isimlerden biri Michael Roll. Takıma kabul ediliş sürecinde çok parlak bir yetenek olarak lanse edilmeyen ve ESPN, rivals.com gibi saygın sitelerin Top 100 listelerinde kendine bir yer bulsa da aynı sene kadroya katılan diğer liselilerin fazlaca gölgesinde kalan bu çocuğun, beş senelik uzun yolculuğunun sonunda takımdaki alfa karakter haline gelişine tanık olmak özel bir tecrübeydi. Bu yüzdendir ki televizyonda Bornova Belediyesi maçı varsa, o günkü tüm programlarımı Roll'un sahneye çıkış saatine göre ayarlıyorum. Akatlar'daki maçı malum sebeplerden ötürü kaçırdım ama bir sonraki ziyareti bekliyorum.

Roll ülke çapında iyi bir basketbolcu olarak ününü yaşatmaya başladığında, Orange County'deki Aliso Niguel Lisesi'ne gidiyordu. En ünlü mezunu güzeller güzeli buz patenci Sasha Cohen olan lisenin basketbol programı öyle çok meşhur sayılmazdı ama civardaki kaliteli liselerdendi. Orange County yazınca birçoğunuz aklından Summer, Marissa diye geçirmeye başladınız, biliyorum. Muhtemelen lise yılları hareketli geçmiştir kahramanımızın, kulübe yakın çevrelerdeyseniz bu deneyimlerinden yararlanabilirsiniz. Saha içine dönecek olursak, o dönemdeki ilk izlenimler "savunma yapamayan, şut konusunda yetenekli, sıradan çelimsiz beyaz" profiline denk geliyordu belki. Gelecekte bir UCLA efsanesi olarak anılacağına inandığım Ben Howland'ın bir oyuncuyu kadrosuna katmadan önce ilk olarak karakter süzgecinden geçirdiğini göz önüne alırsak, UCLA recruitment ekibine o profilden fazlasını vadettiğini düşünebiliriz. (Bu biraz havada kalabilecek "karakter" kıstasının daha ziyade saha içinde takımın bütüncül gücünü ferdi çıkarlarının önüne koyan ve savunmada da konsantrasyonu en üst düzeyde tutup kapasitesi ölçüsünde sertlik uygulayan oyuncuları ayırt etmek için kullanıldığını belirtelim. Yoksa otobüste yaşlılara yer verip vermemesine bakmıyorlar. Son dönemden o testi nasıl geçtiğini anlamadığım belki de tek adam, bu sezon Galatasaray Cafe Crown'a karşı da oynamış Nikola Dragovic idi. Sırp lobisi?) Yine de 2005 yazında Westwood'daki kampüste en çok konuşulan freshmanler şu anda Indiana forması giyen oyun kurucu Darren Collison, ne yer ne içer haber alamadığım Kamerunlu uzun Alfred Aboya ve geçen hafta Milwaukee'deki yeni yapının kurbanlarından biri olarak cümle arasına sıkıştırdığım Luc Richard Mbah a Moute olacaktı. Roll'un ilk birkaç senesinde çok mantar takımlara karşı oynanan maçlar dışında pek fırsat bulacağı düşünülmüyordu.

Fakat tam olarak öyle olmadı. Dar rotasyonların katı biçimde uygulandığı muhafazakar kolej basketbolunda, en azından ilk senesini geçiren bir oyuncu için saygın bir yer elde etti. 2-3 rotasyonunda Arron Afflalo, Josh Shipp ve Cedric Bozeman gibi üç büyük ismin arkasında 15 dakikaya yakın ortalamalarla toplamda 74 maça çıktı. Ancak asıl patlamanın beklendiği 2007-08 sezonuna hazırlanırken meşhur "plantar fasciitis" sakatlığı Roll'un da başına iş açtı. İlk yedi maçı kaçırdıktan sonra sahaya çıkıp yavaş yavaş ritmini bulmaya çalışırken, aynı sol topuktaki dokuları tekrar yırtınca sezonu kapatmak zorunda kaldı. Komite, Roll'un üzücü durumuna kayıtsız kalmayıp ona fazladan bir sene daha bahşetti. Şu cümleyi en az benim kadar sarf ettiğini bildiğim bir adama sempati duymamam da mümkün değildi zaten: "Üçüncü senem ama ikinci sınıftayım, biraz karışık." Geri geldiğinde Afflalo ve Bozeman okuldan ayrılmıştı, fakat takımda hala Shipp'in yedeği statüsündeydi. Kalabalık guard rotasyonundan da süre bulamayınca junior sezonunu 17 dakika ortalamaya sığdırabildiği 6.7 sayı, 1.3 ribaund ve 1.4 asistle tamamladı. Ancak oyununun olgunluk dönemine geldiğini işaret eden gelişim alanları da gözlenebiliyordu. Sezon boyunca 52% gibi acayip bir yüzdeyle dış şut atarak (51/99) konferansının en iyisi oldu. Genelde topa hükmeden bir oyuncu olmaması ve kendisine hazırlanan pozisyonlardan beslenmesi hasebiyle her zaman iyi seyreden asist-top kaybı oranı yine takımın en iyilerindendi, fakat genç oyuncuların öğrenme eğrisinin neresinde olduğunu görmek için sıkça kullanılan bu nicelik bahsettiğim oyun karakterinden dolayı çok da ciddiye alınır değildi. Kısacası bir sene daha beklemeliydik.

Roll belki son senesinde Shipp belasından kurtulabilmişti ve bunun sonunda dizginleri ele alabilmesi için iyi bir fırsat olduğu su götürmezdi. Ama sene sonunda dönüp geriye baktığında Shipp'in ayrılığını muhtemelen o kadar da hayırlı bir olay olarak görmeyecekti. Yetenekli guard Jrue Holiday'in ilk senesinin ardından apar topar profesyonellik kararı alması, Malcolm Lee ve Jerime Anderson gibi yine önemli bir lise kariyerinin ardından takıma katılan oyuncuların beklenen seviyeyi zorlayamaması ile Roll'un yanında umarsız bir Sırp ve tecrübesiz birkaç yeni çocuk kalmıştı. Takım belki geleneğine yakışmayacak bir derece sonrasında NCAA turnuvasını evden seyredecekti, 'son yılların en kötüsü' denen ve zaman zaman dalga konusu olan konferansta da finali Washington ve California'ya bırakacaktı. Fakat tüm bu katastrofik arka plana rağmen 2009-10 sezonundan güzel bir hatıra arayacakların aklına savaşçı freshman Reeves Nelson'la birlikte ilk olarak bu sarışın OC adamının karakterli oyunu gelecek. Nelson'ın sakatlığı sırasında tüm yükü neredeyse tek başına üstlenen, NCAA turnuvasına katılmanın tek yolu olan konferans şampiyonluğu için favori girilmeyen ilk tur eşleşmesinde Arizona'ya karşı maçı tek başına kazanan, yarı finalde de limitlerini zorlayarak 27 sayı (kariyer rekoru) üreten biri olarak yine de sezonun sonunun bu kadar erken gelmesini gururuna yediremediği maç sonundaki yüz ifadesinden okunan Roll'un mirasının o kampüste yaşayacağı açık. Karar verici maçta, o kara sezonun sonunda ufak da olsa her şeyin telafisi olabilecek bir umut kapısı aralanmışken eşekliğinden vazgeçmeyip 1/8 ile üçlük atan, boyalı alan fobili yeni nesil uzunlardan Dragovic'i yaşatacak değiller ya.

Benim için Roll'u özel yapan şeyleri göstermek için California maçı sonrasında verdiği röportajın görüntülerini bulmalıyım. Yani saha içiyle en ufak bir alakası yok. Ancak geçen sezon Ryan Toolson'ın tozunu attığı bu ligde, en az onun kadar pür bir şutör olan ve çizginin içerisinden de büyük bir gelişim sağladığını Las Vegas Yaz Ligi'nde gösteren bu adamın da bir şansı olacaktır. Savunmada Bornova Belediyesi'ne Shipp'in verdiği katkının aynısını sağlamasına genetik faktörler müsaade etmiyor. Ancak o konudaki potansiyeli hayli düşük olsa da, o potansiyeli sonuna kadar kullanacağından şüphe duymayacağınız tipik bir UCLA öğrencisi ve Howland seçimi Roll. Sahada her zaman doğru kararları veren, skor tahtasında kendi numarasının yanındaki sayıya değil her zaman takımının ürettiğine bakan, hücum süresinin sonunda atılan istisnai şutlar dışında muhtemelen zorlama tek bir atışını göremeyeceğiniz, mevcut tüm defektlerine rağmen savunmadaki iyi niyetli çabalarından ilham alacağınız şeker gibi bir adam Roll. Ondan önce ülkeye gelen en iyi şutör olarak gördüğüm Richie Frahm'ın katıksız cehaletinin ve Amerikan kibirinin aksine, bu çocuğun Uluslararası İlişkiler mezunu olduğunu not düşelim...

Son senesinde birlikte oynadığı, önemli bir potansiyel olmasına rağmen Roll'a istikrarlı bir şekilde katkı verememiş, hatta turnuva maçlarında tamamen silinmiş Tyler Honeycutt'a oyununa Roll'unkinden neler kattığı soruluyor: "Oyun görüşü. Top onun elindeyken sahadaki herkes güvende hissediyor. Kimse kötü bir şut atacağından, ya da topu kaybedeceğinden endişelenmiyor."

Roll'u basketboldan bir kariyer yaratacak noktaya nasıl bir kişisel gelişim tutkusunun getirdiğini de Howland'a sormuşlar kampüsteki son maçı öncesinde: "Mike lisede yalnızca bir skorerdi, hatta doğrusunu söylemek gerekirse en iyi özelliği gibi gözüken şutunda bile istenmeyen bir 'side spin' vardı. Yani geldiğinde hiçbir konuda kusursuz değildi. Sakatlık nedeniyle kenarda geçirdiği sezonun ardından ülkenin en iyi dış şutörlerinden biri haline geldi. Bu sezonun başında geldiğinde ise iyi bir pasör olmayı da başarmıştı, topa hükmetmesine rağmen takımdaki en iyi asist-top kaybı oranına sahip. Genel anlamda da istikrarlı katkı aldığımız tek oyuncu oydu."

"Liseyi bitirdiğimde geleceğimin basketbol üzerinde şekilleneceğinden emin değildim. Ancak UCLA gibi bir yere gelmek mükemmeldi. Burada edindiğim takım arkadaşları ve başarıyı düşününce, bundan daha fazlasını isteyemezdim."

Son olarak da henüz kolej kariyerinin başında bir kampüs favorisi olan Roll hakkında yapılmış eğlenceli bir video ile bitireyim.



SansürSensin:
http://www.youtube.com/watch?v=ej6SlYxAp3g

6 Yorum Yapılmış:

Doğuş dedi ki...

cem abi ellerine sağlık, bi solukta okudum, enfes olmuş.

Miksiyon dedi ki...

Güzel bir yazı olmuş elinize sağlık ligimizdeki diğer kolejli oyuncular içinde bilgileriniz varsa benzer yazılar bekliyoruz..

fuat dedi ki...

let it roll baby roll!! no homo i guess :))

Sheed dedi ki...

it's guy love!

şaka bi yana, "roadhouse blues" benim için kült bi şarkıdır: http://fizy.com/s/1m61h0

Sheed dedi ki...

randle ve christopher hakkında yazdığım yazının linkini bu yazının içine de iliştirmiştim.. bu oyuncular ve roll pac-10 konferansında oynadıkları için daha yakından takip etme fırsatım oldu, o yüzden öncelikleri buna verdim..

prince ve chism için de tennessee'den yazı bekliyoruz ;)

Özcan Yüksel dedi ki...

roll bu sene ilk olumlu katkısını son olin edirne maçında verdi. Ancak izlediğin kadarıyla çoğu zaman sahada olup olmadığını bile farketmiyorsun. İstikrarsız bir oyuncu bu sene çok inişli çıkışlı performansı olur ancak bir lider kesinlikle değil onu söyleyebilirim