31 Ocak 2010 Pazar

Bugünün En Büyük Güzelliği: Polat Kaya

Halil Üner röportajını gerçekleştirmek için Ayhan Şahenk'te aldım soluğu. Röportajdan sonra maçı salonda izledim, Şakir abiden sosislimi de alarak. Kötü bir maç olacağını biliyordum, hatta Daçka'nın da kazanacağını biliyordum, ya da hissediyordum diyelim. Halil Üner'den Lorenzo Gordon'un sakatlığı nedeniyle hafta boyunca idmana çıkmadığını, Reha Öz'ün de hasta olduğu bilgisini alıp, bu iki ismin gerek olmadıkça kullanılmayacaklarını öğrenince maçın Daçka'yı gösterme yüzdesi biraz daha arttı benim için.

Daçka beni doğrulamak istercesine skorda öne fırlayarak girdi maça. Aliağa'ya ilk 5 buçuk dakikada basket izni vermediler (2 sayısı vardı Aliağa'nın ama o da Davidson'un kendi potasına tiplediği toptu). Vucinic'in gelmesiyle ciddi sorumluluklar yüklenen Polat Kaya ve Hakan Demirel'in yokluğunda takımın tek guardı olarak kalan Alper Özcan tamamlamıştı Daçka'nın 3 yabancılı beşini ama o çok güvenilen (benim de her daim çok beğendiğim) Polat ilk yarıda sadece 6 dakika sahada kalabildi. Faullerini 3'ledi çünkü bu kısa sürede. Halil Üner Gordon'un yokluğunda bir de Hosley erkenden 2 faul alınca boyalı alanda değişik düzenlemelere gitti. Önce İsmail Çevik ve Emre Bayav'ı denedi orada. Baktı olmuyor, Hosley ve Hazer'i yan yana oynattı. En sonunda ise 5 kısaya döndü. O anda Aliağa'nın beşini görmeliydiniz: Kaan - Ceyhun - McClinton - Reha - Hazer. Daçka boyalı alanda Mujezinovic ve Davidson ile iyiden iyiye hakimiyetini kurup, farkı da sürekli 5-6 sayı civarında tutmayı başarırken, Mujezinovic'in bir ribaund mücadelesinde sakatlanıp kenara gelmesiyle devreyi sadece 1 farkla önde bitirebildi. O sırada Aliağa Vukosavljevic hamlesini yaptı ve randıman almayı başardı. İlk yarıda ribaundlarda 28-17 Daçka üstünlüğü vardı. Bunların da 18'i Mujezinovic & Davidson'a aitti. Aliağa'nın devreye birkaç dakika kala maçta ilk kez öne geçtiğini de belirtmeden geçmeyelim ama devre skoru 30-29 Daçka lehineydi.

İlk yarının sonlarında randıman veren Vukosavljevic ikinci yarıya da oldukça hareketli başladı. Daçka pota altını paramparça ederek, ilk yarıda bu işin aynısını beceren Mujezinovic'e nazire yaptı sanki. Takımın tek guardı Alper Özcan faullerini 4'leyip koç Vucinic'i derin düşüncelere salsa da; 3'ü Polat Kaya, 1'i ise Quincy Douby imzalı 4 üçlük Daçka'ya farkı ilk kez çift haneli sayılara çıkartma lüksünü tanıdı. İlk yarıda sayı üretimini boyalı alan üzerinden yapan Daçka, 3. çeyrekte bulduğu sayıların çoğunu dışarıdan, hatta üç sayı çizgisinin gerisinden buldu. Ligde sadece tek galibiyeti olan, evinde daha galibiyetle tanışamamış olan Daçka'da 10 sayılık fark çok da önemli bir şey değildi, zira hemence erittirebiliyorlardı bu farkı rakiplerine. Yine öyle oldu. Son çeyrekte tıkandılar, Aliağa'ya yakalanmalarına ramak kalmıştı ki Quincy Douby çıktı sahneye. Alper Özcan'ın da 5 faulle kenarda oturduğu anlarda, takım arkadaşlarının çoğunun ne yapacak diye elne baktığı anlarda, o sorumluluğu aldı ve çok kritik sayılar bulup skordaki üstünlüğü devam ettirmelerini sağladı. Son dakika içinde Polat Kaya'nın Reha'ya hafif bir faul yaparak tiplediği top, farkı 5 sayıya çıkartırken, maçı da bitirdi. Tabii skor 63-59 iken Davidson'un kaptırdığı topta 3'e 1 gelekte olan Aliağa'ya sayı izni vermeyen o 1 kişiye, yani Can Özcan'a da tebriklerimizi iletmeden olmaz. Kırılma anlarından biriydi.

Daçka'da 3 yabancı çok iyiydiler. Müezzin aklıyla, Douby sayılarıyla, Davidson da ribaundlarıyla gereğinden fazla katkı verirlerken bana göre asıl aslan payı Polat Kaya'nındı. Vucinic'i ilk kez çıplak gözle izledim. Polat'a duyduğu güvene bayıldım. Polat Kaya ilk yarıda sadece 6 dakika sahada kalabilmişti ve 3 faul almanın yanı sıra 2 sayı - 3 de ribaund üretmişti. Ama maç sonundaki rakamları 15 sayı - 12 ribaund. İkinci yarıda aldığı 9 ribaundun 7'sinin hücum ribaundu olduğunu da üstüne basa basa söylemek isterim. Büyük bir katkı bu. Takım olarak zaten ribaundlarda 50-35'lik bir üstünlükleri var ama Polat'ınki ciddi bir detay. Saha içinde sürekli konuşarak, takım arkadaşlarını koordine etmesi de cabası. Böyle devam etsin. Kendi adıma günün en büyük güzelliğiydi onu böyle görmek. İyi ki şu maçı şurada seyretmişim dedirten en önemli şeydi. Kazanmaları gereken bir maçtı, üstte yaklaşmaya çalıştıkları 3 takım da kaybetmişti, iyi bir motivasyon olmuştu maç öncesinde bu da onlar için. Sevindim vallahi, lig kopmasın istiyorum ben biliyorsunuz. Daçka alsın biraz galibiyet, salmasınlar.

Aliağa tarafında bir karmaşa hakimdi bugün. Deplasmanda sadece Kepez galibiyeti çıkartabilen İzmir temsilcisi, sene sonuna kadar dış sahada pek randıman verecek gibi durmuyor. Bugün Halil Üner de o bildiğimiz alıştığımız Halil Ünr gibi değildi. Dün o da hastaydı, zaten o yüzden bugüne bıraktık buluşmayı. Yalnız herşeye tamam da, ben şunu anlamadım. İlk yarıda 7 sayı farkla yendikleri Daçka'ya bugün 7+ yenilmemek için son anlarda taktik faul falan yaptılar, şaşırdım. Yahu sen 7 galibiyettesin, Daçka ligin dibinde. Daçka'nın seni tehdit edeceğine inanıyorsan ve kalkıp Daçka ile ikili averaj hesabı yapıyorsan diyecek bir sözüm yoktur benim. Maç da 9 sayı farkla (71-62) bitti, ikili averajda Daçka üstte. :)

Darüşşafaka CT: 71 - Aliağa: 62 (Daçka'nın 2. Galibiyeti)

Maçtan önce sakatlanan Lorenzo Gordon'un ve hastalığı sebebiyle geceyi yüksek ateşle geçiren Reha Öz'ün zorda kalınmadıkça pek tercih edilmeyeceğini öğrendikten sonra, bugün Darüşşafaka'nın ikinci galibiyetini alabileceğini düşünüyordum. Aslında bu iki eksikten bihaberken dahi dün akşam, Daçka'nın şansını epey yüksek görüyorduk Anıl'la. Bu iki sakatlıkla birlikte zaten dar olan Aliağa rotasyonu epeyce sekteye uğradı. Lorenzo Gordon'un tamamını benchte seyrettiği, Reha Öz'ün de ilk beş başlayarak 1/4 şut isabeti ile yalnızca üç sayı üretebildiği maçı 71-62 kazanan Darüşşafaka, böylece ligdeki ikinci galibiyetini almış oldu.

Oyunu skor anlamında sürekli olarak domine eden ligin tek galibiyetli tek takımı, ikinci çeyrekte Mujezinovic'in ribaund mücadelesinde sakatlanıp kenara gelmesinin ardından Aliağa cephesinde de Berkay'ın takımı daha derli toplu oynatması sonucunda kısa süreli bir panik yaşadı. Ve skorda ilk kez geri düştüler bu dönemde. Dünkü Banvit - Efes Pilsen maçını anımsatan dış atış performansları izledik ilk yarıda iki takım adına da. Daçka 1/10 ile isabet bulurken konuk Aliağa da 1/9 ile yalnızca üç sayı çıkartabildi buradan. Bu iki isabetin de ilk yarının son iki hücumunda gelmiş olması da hoş bir detaydı.

İkinci yarının başında üç sayı çizgisinin gerisinden, devre sonunda bıraktığı yerden devam eden taraf ev sahibi Daçka oldu. Polat Kaya'nın 3/3 isabet ile dokuz sayı ürettiği bu çeyreğin ardından son periyoda 56-46 önde girdi Daçka. Çok genç bir takım Daçka ve kazanamama duygusu gerçekten beter bir duygu. On sayı da önde girseniz son on dakikaya, akıllarda hep maç gidebilir hissi oluyor ki bunu engellemek de mümkün değil. Bunun tek çözümü var; o da kazanmak. Ancak kazanarak yok edebilirsiniz bunu. İki takımın da fazlaca hatalar yaptığı bu son periyotta, Douby ve Mujezinovic ile ayakta kalan taraf Daçka oldu. En az attığı 26 sayı kadar değerli olan 6 asisti ile maçın yıldızı ise Mujezinovic'in bir adım önüne çıkan Douby oldu.

Ligin en fazla top kullanan takımı Aliağa'yı kendi oyun sistemi içerisine çekerek, kendi istediği oyunu kabul ettirerek aldı bu galibiyeti Daçka. Devrede yalnızca 29 sayıya izin verdiler ki bu Aliağa'nın bu sezon ilk devrelerde attığı en düşük sayı. Maç sonunda da 62'de kalan Aliağa'nın, ligin üçüncü haftasında Antalya deplasmanında attığı 59 sayıdan sonra en düşük skoru bu. Emre Bayav'ın da bugün ilk kez Aliağa forması giymesine karşın iki oyuncusunun yokluğunu kapatabilecek bir kadro genişliğine sahip olmayan Aliağa, bu düşük tempolu basketbolda kazanamayarak deplasmanda oynadığı sekizinci karşılaşmada yedinci mağlubiyetini almış oldu.

Daha detaylı bir maç yazısı ve salondan gözlemler saLsa soslu olarak akşam saatlerinde burada olacaktır.

Darüşşafaka Cooper Tires (71): Quincy Douby 26 (3 ribaund, 6 asist), Melih Mahmutoğlu (1 ribaund), Uluğ Kaçaniku (1 ribaund), Bora Hun Paçun 2 (2 ribaund), Burak Selen (1 ribaund), Alper Özcan (2 asist), Polat Kaya 15 (12 ribaund, 1 asist), Haris Mujezinovic 12 (9 ribaund, 1 asist), Jermareo Davidson 14 (18 ribaund, 2 asist), Can Özcan 2 (3 ribaund, 1 asist)

Aliağa Petkim (62): Jack McClinton 19 (3 ribaund, 1 asist), Reha Öz 3 (3 ribaund, 2 asist), Hazer Avcı 2 (1 ribaund), Quinton Hosley 13 (9 ribaund, 3 asist), Emre Bayav (1 ribaund), Vladan Vukosavljevic 16 (10 ribaund), Ceyhun Altay 6 (6 ribaund), Kaan Üner (1 ribaund), Berkay Sahillioğlu 1 (2 asist), İlkay Okay 2 (1 ribaund)

'Sugar' Baldwin

Baldwin'in ikinci Türkiye macerası her geçen gün biraz daha ilginç hal alıyor. G.Saray Cafe Crown maçının içinde Ersin Görkem'le tartışmış olması değil konumuz, başka bir detay var paylaşmak istediğim.

Shan Foster.. Nam-ı diğer 'Sugar' Shan. Vanderbilt'ten okul tarihine adını altın harflerle yazdırarak mezun oldu, 2008 draftında Dallas Mavericks tarafından 51. sırada seçildi, bir İtalya tecrübesi yaşadı ve Vanderbilt'ten arkadaşı Alex Gordon'la aynı takımda oynama hevesiyle Kepez'e geliverdi. Önce Alex Gordon gitti, sonra da kendisi sakatlığı nedeniyle bir türlü o beklenen katkıyı veremedi takımına. Sakatlığı o kadar zorluyordu ki kendisini, dayanamadı, gitti koçundan ve yönetiminden izin istedi. 'Gidip tedavi olmak istiyorum, yoksa kariyerim bitecek' dedi. Bu teklife 'Eyvallah' dedi hem Baldwin hem de yönetim. Yerine Rus oyuncu Nikolay Padius ile anlaşıldı. Rus oyuncu Kepez'e geldi ama geçen hafta lisansı yetişmediği için sahaya çıkamadı. Shan Foster son kez (öyle dendi) Kepez formasını giydi F.Bahçe Ülker karşısında.

Ama gördük ki bu hafta formasını giyerek beni şaşırtan tek isim Lonny Baxter değil. Shan Foster da yine sahalardaydı. Sebep? Yeni transfer Padius'un daha fiziken hazır olamaması. Bu da gayet normal. Çünkü 2009 Nisan'dan beri tek bir resmi maç yapmadı Padius. Yani yaklaşık 9 aydır. Bunun üzerine giderayak son bir kez daha giy şu formayı demişler, rica etmişler. Kırmamış Foster da.

Buraya kadar bir şekilde mantığa oturtabiliyorum olanları. Ama Pazartesi ya da Salı günü ülkesine dönüp tedavisine başlayacak bir oyuncuyu hem gereksiz yere riske etmek, hem kurtarıcı gözüyle bakmak, hem Foster gittikten sonra başbaşa kalıp dakika vermek zorunda kalacağı oyuncuların şevkini kırmak, hem de Foster'a verdiği 28 buçuk dakika ile onu Kepez adına sahada en çok kalan oyuncu yapmak nasıl bir mantık ürünüdür? İşte bunları çözemiyorum. Baldwin'in II. Türkiye macerası baş aşağı gidiyor. En azından benim için. Sonuçta Banvit performansıyla beni de kendine hayran bırakmıştı bu adam. Bir ara toparlayacağım Baldwin'in II. Türkiye macerasıyla ilgili yazıyı. Aklımda. İnşallah koç kovulmadan yetiştirebilirim.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Hani Lonny Baxter Gitmişti?

Lonny Baxter bu hafta Antalya deplasmanında Beşiktaş Cola Turka formasıyla sahaya çıkınca mail kutum yukarıdaki başlık ve türevi konulu maillerle dolmuş. Açıklayalım hemen durumu.

Evet bugün Lonny Baxter sahadaydı ve takımın son transferi Rus oyuncu Fedor Likholitov kadroda yoktu. Sırayla gidelim:

* Lonny Baxter'ı almak konusunda hayli niyetli olan Alman Bamberg son anda bu transferden vazgeçmiş. Sonrasında Rus ve Ukrayna ligi takımlarından teklif alan Baxter, bu teklifleri buradaki ücretin daha altında olduklarından geri çevirmiş. E diyeceksiniz buradaki parasını alabiliyor mu? Alamıyor ama yine de gitmiyor işte daha alt bir miktara. Yönetime söylemiş 'Verin alacaklarımın tamamını, gideyim' diye. Yönetim alacaklarından feragat ederek gitsin istediğinden yanaşmamış pek bu teklife. Şimdilik buralarda yani Lonny Baxter. Somut anlamda alamasa da paralarını, bir gün bir şekilde alacağının hukuki garantisiyle kasmıyor fazla.

* Tamam Baxter gitmedi ve oynuyor eyvallah, peki Likholitov niye oynamadı bugün? Hem de oynadığı maçlarda gayet iyi performanslar ortaya koymuşken? Bildiğiniz üzere TBF'nin yazılı kararı var, ligde maçlara 5 yabancı ile çıkmak isteyen takımlar belli bir miktar parayı havuza ödüyorlar. Ve sonra maçlara sadece 3 yabancıyla katılan takımlar (Daçka ve Renault var sadece) bu parayı bölüşüyorlar. Beşiktaş da sezon başından beri 4 yabancıyla oynadığından, bir anda 5 yabancıya geçmesi için belli bir miktar para ödemesi gerekiyor. Mevcut yönetim, basketbol takımından gelen bu teklifi kabul etmiş ama para yatırma işini Pazar günü yapılacak seçim sonrasına bırakmış doğal olarak. Hani ya biz gelmez isek sıkıntı olmasın diye. Yani Pazar günü Yıldırım Demirören başkan olursa yeniden, haftaya Beşiktaş Cola Turka sahaya 5 yabancıyla çıkacak. Gerçi Murat Aksu da gelse çıkarlar, o da onay verecektir bu karara. Saçma bir bağlayış oldu bu son kısım. :)

Durum bu.

Pekiii.. Bu maddelerden bağımsız, şöyle bir soru sorsam? Neden bu maçta Likholitov yerine Baxter tercih edildi? Sonuçta en son G.Saray Cafe Crown maçında yemişlerdi 90+ sayıyı. Bugün ligin sayı atma konusunda sıkıntı yaşayan takımlarından birine, Antalya BŞB'ye karşı 96 sayı yiyerek, savunmada bir şeyleri beceremeyerek mağlup oldular. Antalya BŞB için ise şöyle ilginç bir done var. Bugün ürettikleri 96 sayı, çılgın bir yüzdeyle üçlük attıkları Aliağa Petkim maçından sonraki en yüksek skorlu oyunları oldu. O maçta 97 atmışlardı, bugün bir eksiğini tutturdular. Baxter'ın bunda payı var mıdır? E vardır illa. Sonuçta biliyoruz kendisinin boyalı alandaki misafirperverliğini.

Mersin BŞB: 71 - T. Telekom: 87 (20 Dakikada İşlem Tamam)

Hafta içinde İspanya'da aldığı mağlubiyetin ardından ligde Mersin deplasmanına konuk olan Türk Telekom, kötü gidişi bir türlü durduramayan Mersin'i ilk yirmi dakika sonunda geçmeyi başardı(28-48). 11 oyuncusundan en az oynattığını yaklaşık yedi dakika sahada tutan Merih Çakıroğlu, haftaiçi oynayacakları Eurocup maçı öncesinde de takımını dinlendirmiş oldu bir bakıma. İlk çeyrekte 11 devrede de yalnızca 28 sayıya izin veren Türk Telekom'un 2010 model savunması, galibiyeti garantiledikleri son on dakikada gardını düşürmesine rağmen bence yine de olumlu bir sınav vermiş oldu ligimiz özelinde. 22 dakika sahada kalarak 8/8 ikilik, 2/3 üçlük ile neredeyse şut kaçırmadan 25 sayı üretip bunun yanına 2'si hücum olmak üzere 5 de ribaund ekleyen Hüseyin Beşok ise takımının ve sahanın en skoreri oldu.

Bu galibiyetle birlikte Merih Çakıroğlu yönetiminde çıktığı beşinci lig maçında beşinci galibiyetini alan Türk Telekom'da, Tutku Açık - Soner Şentürk ikilisinin 17 sayı 11 asistlik oyunlarına bir kez daha dikkat çekmek gerekiyor. Murat Özyer'in ayrılmasının ardından süreleri gittikçe artan Soner'in dahil olduğu bir Telekom hücumu çok daha verimli kesinlikle.

Artık son demlerini yaşayan, aldığı dakikaların çoğunu üç sayı çizgisinin gerisinde gerçirmeyi tercih eden Hüseyin Beşok'tan 25 sayı yiyen Mersin savunmasına da söyleyecek laf bulmakta zorlanıyorum aslında. Haftaya da Akatlar'a geliyorlar, bugün kaybeden Beşiktaş Cola Turka'ya. Mersin için tünelin sonunda ışığı geçtim, bir parıltı bile yok şu an için. Yolcudur Abbas kıvamında gidiyorlar, bakalım nereye bu gidiş.

Mersin BŞB (71): Asım Pars (3 ribaund), Nedim Yücel 4, Altan Erol 8 (1 ribaund), Vincent Grier 8 (5 ribaund- 2 asist), İnanç Koç 12 (5 ribaund- 1 asist), Onur Aydın 2 (1 asist), Jimmy Baron 15 (1 ribaund- 4 asist), Dominic James 15 (4 ribaund- 2 asist), Goran Nikolic 7 (2 ribaund- 1 asist)

Türk Telekom (87):
Kris Lang 4 (1 asist), Serkan Erdoğan 6 (1 ribaund- 1 asist), Lamayn Wilson 5 (5 ribaund), Bekir Yarangüme 9 (4 ribaund- 1 asist), Tutku Açık 8 (2 ribaund- 7 asist), Hüseyin Beşok 25 (5 ribaund- 2 asist), Mutlu Akpınar 3, Soner Şentürk 9 (3 ribaund- 4 asist), Ersin Dağlı 2 (3 ribaund- 1 asist), Ümit Sonkol 13 (11 ribaund), Demond Mallet 3 (1 ribaund- 1 asist)

Tofaş: 73 - Bornova Bld: 71 (Tofaş Son Nefeste)

Geçtiğimiz hafta Aliağa deplasmanında son dakikalarda gelen 25-7'lik seriye rağmen maçı kazanamayan Tofaş, Bursa dışında daha iyi bir basketbol oynadıklarına dair görüşümü kuvvetlendirmişti. Bugünkü rakipleri ligin tehlikeli ve potansiyelli takımlarından Bornova Belediyesi idi. Kaptan Yalçın'ın sekiz sayı ürettiği ilk çeyreğin sonunda 23-12 ile ilk kez çift haneli farkı gören konuk takım, bu bahsettiğimiz potansiyeli de hemen maçın başında ortaya koymuş oldu bir bakıma. İlk periyotta yalnızca on sayı bulabilen Tofaş'ın ikinci çeyrekteki sayılarına, bu kez Shipp ile cevap veren Bornova devreyi 41-34 önde tamamladı. Üçüncü çeyrekte skor bulmakta zorlanan ve bulduğu toplam dokuz sayının üçünü de serbest atış çizgisinden kaydeden Bornova, sırasıyla 23-18-9 sayı ürettiği çeyreklerinden ardından son on dakikaya yalnızca iki sayı önde girebildi(48-50). Çeyreğin başında Bowman'ın üçlüğü ile maçın başındaki iki basketin dışında ilk kez öne geçmeyi başaran Bursa temsilcisi, bu çeyrekte ürettikleri 25 sayının 21'inin altına imzalarını atan Butler - Bowman - Mehmet Yağmur üçlüsü ile yedinci galibiyetini almayı başardı Bursa'da.

Tamamı son çeyrekte olmak üzere 8 sayı 4 asist ile oynayan Butler galibiyette önemli bir pay sahibi olurken, Bowman'ın 18 sayı 10 ribaund 4 asistlik performansı bu kez galibiyet için yeterli oldu Tofaş'a. Can Altıntığ'ın da 15 sayısı da dikkat çekici, bu katkıyı stabil kılabilmesi ise hepsinden daha önemli tabii ki. Maça ilk çeyrekte bulduğu sekiz sayı ile başlayan Yalçın'ın oyunu 10 sayı ile kapatması da dejavu yaşattı bana. Bornova'daki G.Saray Cafe Crown maçında da buna benzer bir sahne görmüştük. Oyuna en iyi başlayan ama en kötü bitiren isim denilince aklıma Yalçın'dan başka isim gelmeyecek sanırım bu sezon.

Tofaş (73): Mehmet Yağmur 6 (3 ribaund- 3 asist), Orçun Göllü 3 (1 ribaund- 1 asist), Brandon Bowman 18 (10 ribaund- 4 asist), Can Altıntığ 15 (5 ribaund- 1 asist), Lamar Edward Butler Jr 8 (4 asist), Cihad Şahin 2 (4 ribaund- 1 asist), Sean Morgan Denison 13 (10 ribaund- 2 asist), Marko Kolaric 8 (6 ribaund), Fırat Toz (1 ribaund)

Bornova Belediyesi (71): Joshua Shipp 20 (6 ribaund- 1 asist), Kedrick Brown 15 (8 ribaund- 2 asist), Yalçın Azizmahmutoğulları 10 (2 ribaund- 1 asist), Çağdaş Erdoğan, Frank Elegar 11 (6 ribaund- 2 asist), Serdar Yavuz 7 (1 ribaund- 2 asist), Tomas Nagys 4 (2 ribaund), Cüneyt Erden 4 (3 ribaund- 7 asist)

Pınar Karşıyaka: 66 - Oyak Renault: 62 (KSK Son 4 Dakikada Döndürdü)

2 haftadır hanesine mağlubiyet yazan, hem de bu mağluniyetleri iki İzmir derbisinde aldığı için biraz da morali bozulan Pınar Karşıyaka ligin alt sıralarından uzaklaşmak için şiddetle galibiyete ihtiyacı olan Oyak Renault'yu ağırladı bugün. Son çeyreğine 8 sayı geride girmesine ve bitime 4 dakika kala 49-59'luk skorla tam 10 sayı geriye düşmesine rağmen maçı çevirip kazanmayı başaran Karşıyaka, ligdeki 9. galibiyetini elde etmiş oldu böylece. Bursa temsilcisinin galibiyetsiz geçen hafta sayısı da 5'i buldu.

Aslında birinci dereceden skor opsiyonlarından biri olan Heytvelt'in sadece 8 sayı üretebildiği bir karşılaşmanın son çeyreğine 8 sayı önde girmesi büyük bir başarı Renault'nun. Artı olarak karşısında bugün ribaund anlamında kendilerini ezen de bir Pınar Karşıyaka varken. Öyle ki 40 dakikalık bölüm sonunda ribaund sayılarındaki 39-23'lük KSK üstünlüğü beraberinde ciddi de bir farkı getirmesi gerekiyor, ama öyle olmadı. KSK tam 20 hücum ribaundu aldı, Renault'nun bu kategorideki beceri sayısı ise sadece 5.

Ancak buradan yaratılması gereken fark, faul sayılarındaki ve dolayısıyla faul atışlarındaki farktan kaynaklanıyor. KSK takımı maç boyunca 13 faul yaparken Renault tam 23 faul yaptı. Bu da faul atışlarında bir takımın diğerini ikiye katlaması olarak yankı buldu (22'ye 11). Zaten maçın kırılma anı da bu faul atışları. KSK'nın maçtaki son 8 sayısı faullerden geldi. Kısır maçın en skoreri 5 isabetli üçlük bulup maçı 21 sayıyla tamamlayan Ryan Toolson. Yeni transfer Corey Brewer da ilk kez forma şansı buldu. 7'si faullerden olmak üzere 12 sayı (2/11 saha içi isabeti) üretti ve Toolson'dan sonra takımın ikinci skoreri oldu. Ancak 23 dakikada sadece 1 asist yapmış olması, transferi duyurduğumuz şu postta kafama takılan kısmı doğrulaması açısından kötü bir istatistik bence. 19 ribaund alarak neredeyse Renault takımının tamamı kadar ribaund toplayan Wesson'un ise diğer maçların aksine skor anlamında çok kısır kalması (3 sayı) şaşırtıcı.

Renault için zor bir deplasmandı ama son çeyreğe 8 sayı önde girdikleri, hatta bitime 4 dakika kala farkı 10 sayıya çıkarttıkları bir maçı vermeleri kötü tabii kendi adlarına. Yalnız kafama takılıyor da bu Ufuk Kaçar ne zaman katkı verecek? Her maç iyi kötü 10-15 dakika oynuyor, skorer adam sonuçta, nasıl durabiliyor sayı atmadan. Skorer insanda sivilce çıkar vallahi böyle kısır bitirilen onca maçtan sonra. Aslında maçı almaya bu denli yaklaşmışken son 4 dakikada sadece 3 sayı atabilen bir takımın içinden tek bir isme yüklenmek ne derece doğru ama Ufuk'un durumu da içler acısı yani. Evet sakattı falan ama kırık kaynıyor be bu kadar zamanda.

Pınar Karşıyaka (66): Serkan Menteşe 3 (1 asist), Corey Brewer 12 (3 ribaund- 1 asist), Birkan Batuk 7 (1 ribaund- 1 asist), Ryan Toolson 21 (2 ribaund- 3 asist), Andre Smith 10 (4 ribaund- 1 asist), Furkan Aldemir 4 (9 ribaund- 2 asist), Valentin Pastal 6 (9 ribaund- 2 asist), K'Zell Wesson 3 (15 ribaund- 5 asist)

Oyak Renault (62): Ahmet Erdoğan 6 (4 ribaund- 4 asist), Ufuk Kaçar (1 asist), Alpaslan Uruk 3, Olumuyiwa Famutimi 14 (2 asist), Nedim Dal 8 (3 ribaund- 1 asist), Tufan Önen 4 (1 ribaund), Wink Adams 10 (4 ribaund- 1 asist), Josh Heytvelt 8 (9 ribaund- 1 asist), Mutlu Demir 9 (2 ribaund)

Banvit: 51 - Efes Pilsen: 57 (Bandırma'da İlk Mağlubiyet Vol.2)

Ligin ilk yarısında evinde oynadığı yedi karşılaşmanın tamamını kazanmasının yanı sıra deplasmanlardan da önemli galibiyetler çıkartarak toplamda 11 galibiyet elde eden Orhun Ene'nin Banvit'inin, bu saha içi başarıları kadar saha dışında da önemli adımlar atıyor olması onları şimdiden bu sezonun en dikkat çeken takımı yapmaya yetecek işler kesinlikle. Oynadıkları güzel basketbolun, takım oyununun sonucunu sahada fazlasıyla alan Bandırma takımının, Madrid yorgunu Efes Pilsen ile oynayacağı maç haftanın sonucu en merak edilen karşılaşmasıydı benim açımdan. Savunmaların ön planda olduğu, her iki tarafın da fazlasıyla şanssızlıklar yaşadığı ve düşük şut performanslarına karşın zevkli bir kırk dakika izlediğimiz maçtan galip ayrılan taraf tecrübe farkıyla Efes Pilsen oldu. Haftaiçinde Eurocup'da bu sezon Bandırma'daki ilk mağlubiyetini alan Banvit, dört gün arayla ikinci kez mağlup oldu Bandırma'da.

Orhun Ene'nin başlangıçtaki tercihi Barış Ermiş - Barış Özcan - Simmons - Chuck Davis - Lance Williams şeklinde olurken Kasun ve Popovic'in tribünden takip ettiği Efes Pilsen beşi ise Kerem Tunçeri - Rakocevic - Shumpert - Kaya Peker - Ermal Kuqo şeklinde idi. Hemen maçın başında sert savunmalarını masaya koyan iki koç da bu maça verdikleri önemi göstermiş oldular aslında bir bakıma. Nachbar'ı kısa bir aradan sonra yeniden Efes Pilsen formasıyla gördüğümüz bu çeyrekte Ermal-Kaya ikilisinin pota altında oldukça müsait pozisyonları 1/7 ile bitirmesine karşılık ev sahibi takım da dışardan 0/6 ile karavana atınca farkın iki taraf lehine de en fazla üç sayıyı gördüğü bu on dakika 14-14 beraberlikte tamamlandı. Shumpert'ın Avrupa'da yapamadığı fakat Türkiye'de halen rahatlıkla sayı bulduğu oyunlarını izlediğimiz bu çeyrekte Banvit'te skorda öne çıkan isim ise 6 sayı ile Keith Simmons oldu.

İkinci çeyreğin ilk dakikalarında Sinan Güler - Rakocevic - Thornton - Nachbar - Kaya Peker şeklinde oyun kurucusuz bir beşle maça devam eden Ataman'a cevap gecikmedi Orhun Ene'den. Ki maç boyunca da genellikle hamle yapan Ergin Ataman, cevap veren Orhun Ene oldu. Bu oyun kurucusuz beşe Yunus ve Barış Özcan ile cevap veren Banvit'in bu tercihini pek beğenmedim açıkçası ben. O dakikalarda Barış Ermiş'in sahada olması daha mantıklı olurdu sanki. Çalınan ve çalınmayan düdükler ile taraftarın da işin içine fazlaca girmesiyle sinirlerin gerildiği bu çeyrekte hiç asist yapamadan yalnızca sekiz sayı üretebilen Banvit, üç sayı çizgisinin gerisinden de 0/5 ile karavana atmaya devam etti. Onlar kaçırdıkça Efes Pilsen de iyi yapamadıkları ama şanslı şekilde sayı da yemedikleri zone tercihlerine devam ettiler. Chuck Davis'in üç, Lance Williams ve Goran Cakic'in de ikişer faul aldığı bu devrede Efes Pilsen'in serbest atış çizgisinden takım halinde 4/12 ile isabet sağlaması da farkın açılmasına engel oldu. Buna karşın devre sonunda 30-20'lik skor ile ilk kez çift haneli farkı gördük karşılaşmada. Cakic'in basketiyle yeniden tek haneye inen fark, 30-22 ile devrenin de skoru oldu.

Efes Pilsen'den yirmi dakikada yalnızca 30 sayı yemesine karşılık hücumda sadece 22 sayı üretebilen ve bize çokça ne yaptığını bilmez hücumlar izleten Banvit'in 0/11 ile üç sayı çizgisinin gerisinden isabet bulamadığı, sezon başından bu yana vurguladığımız takım oyunlarını yalanlarcasına hiç asist yapamadan tamamladıkları bir on dakikaya rağmen soyunma odasına yalnızca sekiz farkla gidiyor oluşu önemliydi tabii ki. Bunu ligde önümüze gelene bir tekme modunda bir devre çıkartan Efes Pilsen'e karşı yapıyor oluşları da bir o kadar anlamlıydı onlar adına. Bu devrede Ergin Ataman'ın Real Madrid maçının ardından gelen eleştirilere nazire yaparcasına tam 11 oyuncusunu kullanması da gözlerden kaçmadı.

Savunmaların aynı sertlikte devam ettiği fakat ilk yarıdaki hataların da iki takım adına tüm hızıyla sürdüğü üçüncü çeyreğin beşinci dakikasında ilk üçlük isabetini Simmons'ın elinden bulan Banvit, skoru da 29-37'e getirmeyi başardı bu üçlükle. Shumpert'ın serbest atış çizgisinden bulduğu tek sayı ile 29-38'e gelen skor, yaklaşık üç dakika kadar bozulmadı. Bu sekansda farkı indirmek adına yakaladığı pek çok fırsatı kolayca harcayan Banvit, yine de bir direnç noktası yakalamayı başardı bu çeyrekte. Farkın çift hanelere çıkmasına hiç izin vermediler, evet kendileri de rahat skor bulamadılar belki ama Efes'li oyunculara da hiç kolay sayı attırmadılar. Direnç noktasını dokuz sayıya sabitleyen Banvit, final periyoduna 40-33'lük skorla yalnızca yedi sayı geride girmeyi başardı herşeye rağmen.

Bu dakikaya kadar genellikle Ergin Ataman'ın hamlelerine cevap vermeyi tercih eden Orhun Ene, gidişatı değiştirmek adına bir karar aldı. Ki bunu yapması gerekiyordu artık bu son on dakikada. Son çeyreğe zone yaparak başlayan Banvit, maç boyunca basit turnikeleri kaçıran Barış Ermiş'in basketi ile farkı beş sayıya kadar indirmeyi başardı(35-40). O ana kadar üç sayı çizgisinin gerisinden sadece bir şut sokabilen rakibinden biraz hallice durumdaki Efes, önce Ender ardından Thornton ile ikide iki atarak bulduğu altı sayı ile cevap verdi bu zone savunmaya. Cakic'in bitime yedi dakika kala takımı adına bu maçtaki ikinci isabetli üçlüğü bulmasıyla birlikte önce 42-48'i gördük skorboardda. Kaya ve Cakic'in karşılıklı sayıları ile de 44-50'e geldi skor bitime beş dakika kala. Kovalayan Banvit kaçan lider Efes Pilsen'di.

Bu sezon sıkıntıya giren her karşılaşmada Banvit adına 'Tehlike anında camı kırınız!' modunda oyunlar çıkartan Lance Williams'ı kullanmak istedi bu kez Orhun Ene. İkinci hamlesiydi bu ve zaman da daralıyordu gitgide. Sayı yemeden tamamladıkları üç savunmanın ardından hücumda topu sürekli olarak Williams'a indiren Banvit, Amerika'lı pivotlarının bu pozisyonların ikisinde isabet bulamaması ve birinde de hatalı yürüme yapmasının ardından, sezonun genelinde olduğu gibi bugün de sessiz kalan Rakocevic'in bitime 02.30 kala bulduğu üçlük; farkı dokuz sayıya çıkararak maçı sonlandıran üçlük oldu. Geri kalan iki dakikada Efes Pilsen'in yapacağı hatalar silsilesine ihtiyacı vardı Banvit'in fakat bugün oyunundan çok tecrübesiyle sahada yer alan konuk takımın buna pek niyeti yoktu. Bu heyecanlı ve mücadele dolu zevkli karşılaşmadan galip ayrılan taraf 57-51'lik skorla konuk Efes Pilsen oldu.

Oyununda önemli bir yer tutan üçlüklerden bugün 2/20 gibi berbat bir yüzdeyle sadece altı sayı bulabilen Banvit'in, takımın en önemli skor gücü Lance Williams'ın 2/13 ile sadece dört sayı üretebildiği bir karşılaşmada Efes Pilsen'e karşı son iki buçuk dakikada maçı kaybediyor oluşu üzerine hafta içinde daha detaylı konuşmak gerekecek diye düşünüyorum. Haftaya da Bandırma'da Fenerbahçe Ülker'i ağırlayacaklar. Bu iki maçın ardından Banvit'in sezon haritasını şekillendiririz demiştik geçtiğimiz haftalarda. Bugün kaybetmelerine rağmen oldukça karakterli bir oyun oynadılar, tebrik etmek lazım. Efes Pilsen ise Siena maçı öncesi bu ligde bundan daha iyi bir test maçı bulamazdı herhalde.

Banvit(51): Barış Ermiş 17 (2 ribaund- 4 asist), Lance Williams 4 (9 ribaund), Chuck Davis 8 (5 ribaund- 1 asist), Yiğitcan Turna (1 ribaund), Barış Özcan (2 asist), Barış Hersek 2 (5 ribaund), Keith Simmons 9 (7 ribaund), Goran Cakic 9 (9 ribaund), Yunus Çankaya 2

Efes Pilsen (57): Charles Smith 2 (2 ribaund- 1 asist), Igor Rakocevic 6 (1 ribaund- 4 asist), Preston Shumpert 11 (4 ribaund- 2 asist), Kerem Tunçeri 5 (1 ribaund), Bootsy Thornton 5 (3 ribaund- 3 asist), Kaya Peker 8 (7 ribaund), Duşan Cantekin (2 ribaund), Bostjan Nachbar 4 (5 ribaund- 1 asist), Ermal Kuqo 10 (9 ribaund), Sinan Güler (1 ribaund- 1 asist), Ender Arslan 6

Antalya BŞB: 96 - Beşiktaş CT: 82 (Antalya'da İlk Kez)

Devre sonunda oynadığı üç önemli ve bir o kadar da zor maçlarda üç mağlubiyet alarak kapanışı kötü yapan Beşiktaş Cola Turka, Akatlar'da aldığı iki kolay galibiyetin ardından bugün Antalya deplasmanına konuktu. Geçen sezonun en heyecan verici geri dönüşünü yaptığı Antalya BŞB karşısında bugüne kadar Antalya'da hiç mağlup olmayan siyah beyazlılar, 24-27 önde kapatmayı başardılar ilk çeyreği. Fakat 27 sayı ürettikleri bu on dakikayı da dahil ederek söyleyecek olursak eğer, dört çeyrekte sırasıyla 27-22-18 ve 15 sayı atabildiler. Buna karşılık ev sahibinin de 24-24-22 ve son çeyrekte zirveye ulaşan 26 sayısı dikkat çekici. Artan Antalya BŞB savunma direncine karşılık zaten sezon başından bu yana savunma yapmayan Beşiktaş Cola Turka portresine oldukça uygun bir durum bu. Şaşırtıcı mı? Kesinlikle değil. Ayrıca siyah beyazlılarda yeni transfer Likholitov'un bugün kadroda yer almadığını, gönderilmesi gündemde olan Baxter'in ise 11 sayı - 9 ribaund ile sahada yer aldığını ekleyelim.

Antalya BŞB'de tam dört oyuncu çift haneli skor atarken, 27 sayı - 6 asist - 4 ribaund ile oynayan Aaron Jackson takımının ve sahanın en skoreri. Önder Külçebaş'tan gelen 10 sayı - 8 ribaundluk katkı da bir o kadar önemli Altar Tunçkol için. Oldukça önemli işler yapıyor Önder Antalya'da. Tıpkı Caner gibi. Beşiktaş Cola Turka'da ise Chatman'ın 23 sayısına sadece Cevher'den 5/5 üçlükle 19 sayılık bir destek gelince 96 sayı yedikleri bir karşılaşmayı kazanmaları da pek mümkün olmuyor tabii deplasmanda.

Antalya BŞB (96): Brian Greene 8 (2 ribaund), DJ Thompson 17 (3 ribaund- 3 asist), Hakan Erol 6 (1 ribaund), Aaron Jackson 27 (4 ribaund- 6 asist), Patrick Femerling 8 (9 ribaund), Önder Külçebaş 10 (8 ribaund- 1 asist), Caner Şentürk 10 (3 ribaund- 4 asist), Oktay Yılmaz 2 (1 ribaund), Umut Yenice 8 (2 ribaund)

Beşiktaş Cola Turka (82): Muratcan Güler 7 (1 ribaund- 1 asist), Engin Atsür 5 (2 ribaund-3 asist), Brad Newley 12 (2 ribaund- 1 asist), Haluk Yıldırım 2 (6 ribaund- 5 asist), Adem Ören (1 ribaund), Mire Chatman 23 (3 ribaund- 5 asist), Cevher Özer 19 (3 ribaund- 2 asist), Kevin Fletcher 3 (3 ribaund)

G.Saray CC: 78 - Kepez Bld: 64 (23 Dakikalık Maç)

Ligin henüz ikinci haftasında Kepez'de Galatasaray Cafe Crown'u mağlup ederek sezonun kendi adına ilk galibiyetine imza atan Kepez Belediyesi ile Antalya'da sezonun ilk mağlubiyetini 74-63'lük skorla alan sarı kırmızılıların, 17. haftada Abdi İpekçi'deki bu karşılaşmasının ligin 13. sırasının yeni sahibini belirleyebileceğini kimse tahmin edemezdi herhalde. Kepez'in haftalardır kırılmaya yüz tutan direncini kırmayı ilk yarının son iki dakikasındaki savunma performansı ile sekteye uğratsa da ikinci devrenin hemen başında ilk üç dakikada yakaladığı 13-0'lık seri ile farkı 26 sayıya kadar çıkaran G.Saray Cafe Crown maçı da yirmi üç dakikada bitirmiş oldu.

Can Akın - Evren Büker - Jasaitis - Wilkinson - Rancik beşiyle maça başlayan ev sahibi takıma karşılık konuk Kepez Belediyesi'nin beşi Mazoutis - Foster - Ersin Görkem - Buckman - Levent Bilgin şeklinde idi. Buckman ve Levent ikilisine karşın hareketli iki uzuna sahip olan G.Saray Cafe Crown bu avantajını kullanarak maça başladığı iki buçuk dakikanın ardından maçın ilk molasını da aldırmayı başardı Baldwin'e, 8-4'lük skor sonrası. Moladan Jovo Stanojevic ile dönen konuk takım onun sayıları ve Mazoutis'e yaptığı asisti ile yakaladığı 7-0'lık seriyle birlikte maçta da ilk kez öne geçmeyi başardı. Kepez'in direncini bir an önce kırmak için her zamankinden daha hızlı hücum etmeye çalışan G.Saray Cafe Crown, hızlı hücum etmekle telaşlı hücum etmeyi birbirine fazlasıyla karıştırdı bu çeyrekte. Bunun üstüne bir de Can Akın'ın 1/4 üçlük, 2 top kaybı ile yaptığı kötü maç başlangıcı eklenince maçı bir an önce maçı koparma isteği yarım kaldı sarı kırmızılıların. Çeyreği 24-17 önde kapatan ev sahibinde, Rancik ve Wilkinson ikilisinin 15 sayının altına imza atması maçın başındaki düşüncenin gerçekleştirildiğini gösteren ve sanıyorum ki Cem Akdağ'ı oldukça memnun eden bir istatistik. Periyot bitimine iki dakika kala önce Jasaitis'i daha sonra da Can Akın'ı yanına alan Cem Akdağ'ın yedi kişilik bu rotasyonuna karşılık Baldwin'in bu çeyrekte tam on oyuncusunu sahaya sürmesi de bu çeyreğe ilişkin bir diğer ilginç nottu.

Oyunun gidişatınan memnun olmayan Baldwin ikinci çeyreğe zone yaparak başladı. G.Saray Cafe Crown'u fazlasıyla zorladı bu zone. İlk çeyrekte olduğu kadar rahat top indiremediler boyalı bölgeye. Sık sık da top kaybı yaptılar bunu denerken fakat bu top kayıplarını sayıya dönüştürmekte savunmadaki kadar başarılı olamayınca Kepez, skor üstünlüğünü de ele geçiremedi bir türlü. Ve 28-21 G.Saray Cafe Crown üstünlüğü ile geçildi 13. dakika. Bu dakikada önce Cem Akdağ ardından da Baldwin son dönemin modasına uyarak dört kısalı sisteme geçtiler. Sarı kırmızılılar Wilkinson'ı, konuk Kepez ise Buckman'ı sahada tutarak dörder kısa ile oynadılar. Washington önderliğinde oyunun ritmini epeyce hızlandıran, ön alanda yaptığı baskı ve sert savunma neticesinde de kaptığı toplarla oldukça basit sayılar bulan G.Saray Cafe Crown, bitime beş dakika kala Caner Topaloğlu'nun üçlüğü ile farkı ilk kez çift haneye çıkarmayı başardı(32-21). Bu sezon pek çok maçta mola almadığı ya da geç aldığı yönünde eleştirilere hedef olan Baldwin 14-2'lik sarı kırmızılı seriyi izleyince skor da bir anda 42-23'e geldi. İlk çeyrekte yapmak istediğini devre sonuna doğru başaran ve Washington'un bu çeyrekteki 10 sayılık skor katkısı ile farkı 20'e yaklaştıran G.Saray Cafe Crown bu sezon çok sık yaptığı hataya bir kez daha düştü bugün. Son iki dakikada yedikleri 8-2'lik Buckman - Foster imzalı Kepez serisi sonrası rakiplerini soyunma odasına yeniden umutlandırarak gönderdiler, 44-31'lik skor ile.

Cem Akdağ'ın içerideki konuşmalarının da bu minvalde olduğunu ise hemen üçüncü çeyreğin başlangıcında gördük. İlk üç dakikada Evren - Rancik - Jasaitis'den gelen 13-0'lık seri ile skoru 57-31'e getirerek o ana kadarki en yüksek farkı yakalayan ev sahibi, maçı da bitirmiş oldu böylelikle. Üç dakika kadar gecikmeli de olsa. Kalan 17 dakikada idman havasında geçmesi muhtemel maç yerine tabii ki Banvit - Efes Pilsen maçını tercih ettim ben de. Aralarda sadece skor için baktığım karşılaşmadan galip ayrılan taraf 78-64'lük skorla G.Saray Cafe Crown oldu. Ve alt sıralardaki önemli bir rakibini yenerken, bir basamak daha yükselmeyi başardı bu galibiyetle sarı kırmızılılar.

Galatasaray Cafe Crown (78):
Darius Washington 16 (2 ribaund- 1 asist), Caner Topaloğlu 4 (6 ribaund- 1 asist), Murat Kaya 5 (3 ribaund), Mike Wilkinson 14 (9 ribaund- 5 asist), Radoslav Rancik 16 (5 ribaund- 2 asist), Evren Büker 11 (2 ribaund- 1 asist), Can Akın 3, Simas Jasaitis 9 (5 ribaund- 3 asist), Fatih Solak (1 ribaund)

Kepez Belediyesi (64): Erdem Türetken 8 (5 ribaund- 1 asist), Jovo Stanojevic 17 (10 ribaund- 2 asist), Levent Bilgin (2 ribaund- 1 asist), Andrius Mazutis 3 (3 ribaund- 3 asist), Barış Güney 12 (2 ribaund), Gökper Gen 3 (1 ribaund), Ersin Görkem 4 (5 ribaund), Mesut Ademoğlu 2 (2 ribaund), Bradley Buckman 4 (5 ribaund- 1 asist), Shan Foster 11 (4 ribaund- 2 asist)

29 Ocak 2010 Cuma

Turgay Demirel Röportajı (Boxer Dergisi)

TBF sitesinde denk geldim röportaja. Boxer dergisi yapmış. Bundan önce de birkaç basketbol röportajı vardı Boxer'ın. Derginin içeriğinden midir nedir, daha bir başka konuşuyor röportajı verenler. Böyle biraz daha açık, biraz daha gündem yaratacak şekilde. Turgay Demirel de uymuş bu furyaya. Röportajın tamamını şuradan okuyabilirsiniz. Birçok açıklaması var başkanın ancak özellikle Kerem Gönlüm'ün doping olayı konusundaki açıklamaları (aşağıda) dikkat çekici. Özellikle de bold yaptıklarım..

Benim bu konuda çok fazla yorum yapmam doğru olmaz. Birkaç sene içinde tüm gerçek çıplaklığıyla ortaya çıkacak. Ama özellikle Milli Takım'a bu durum çok zarar verdi. Beko Basketbol Ligi'nin final maçında yasaklı bir narkotik maddenin Efes Pilsen'in kurayla çekilen iki oyuncusunda da çıkmış olması tesadüf gibi gözükmüyor. Basketbol için büyük bir şanssızlık ve Efes Pilsen için de üzüntü verici bir olay. Oyuncu da savunmasında nerden girdiğini bilmediğini söyleyerek konunun çözümüne de pek yardımcı olmadı. Kurallar da açık. Gerekenler yapıldı ve tahkim de cezayı onayladı. Madde bir tek Kerem'de olsaydı ve vücuduna nerden girdiğim söylemeseydi müsabakalardan iki yıl men alacaktı. Ama aynı madde kurayla çekilen iki oyuncuda da bulununca bunun tesadüflüğü ortadan kalkıyor. Bireysel bir olay gibi gözükmüyor.

Olayda iki taraf var. Final müsabakasında iki kulübün oyuncularına da doping kontrolü yapılıyor. Final serisini kazanan kulüpte doping maddesi olduğu ortaya çıkıyor. Bu da çok profesyonelce seçilmiş, enteresan bir madde. Laboratuar raporu geldikten sonra, ikinci sporcu da test verdiği için ve cathine de belli bir eşik değerinin altında olunca doping sayılmıyor. Ama bu hareketin organize olup olmadığına dair şüpheleri uyandırıyor. Fenerbahçe, ikinci oyuncuda da madde olduğuna dair duyum aldıklarını bildirdi. Kerem Gönlüm, B numunesini açtırırken de Köln'deki laboratuara diğer oyuncuda da maddenin olup olmadığı yazılı olarak soruldu. Laboratuardan gelen cevap her iki kulübe de iletildi ve Fenerbahçe açıklama yaptı. Kimlerden örnek alındığı da zaten belli, o yüzden oyuncunun adının söylenmesinde de bir sorun yok. Esas Türkiye'ye girmesi narkotik olarak yasal olmayan bir maddenin maç günü iki oyuncuda birden çıkmasının soruşturulması gerekiyor. Belli bir süre sonra kamuoyu her şeyi öğrenir. Hiçbir şey gizli kalmaz. İlla birileri konuşacaktır.

Herkes gibi benim de kulağıma gelen şeyler var bu konuyla ilgili. Başkanın durup dururken böyle açıklamalar yapması pek beklediğim bir şey değildi açıkçası. Şaşırdım o nedenle. Beklemek lazım kendisinin de dediği gibi. Ben bekliyorum en azından.

Yiğiter Uluğ ile Nostalji #17: Kılavuzu Karga Olanın Burnu Bogdan Tanjevic

Başlık bana ait değil. Sevgili Feridun Düzağaç, Radikal’de tiryakisi olduğum yazılarından birinde kullanmıştı bu hınzır cümleyi. Feridun, basketbola duyduğu ilginin iyi bir Beşiktaş taraftarı olmaktan öte gitmediğini, olayları çoook uzaktan takip ettiğini ısrarla vurgulayan bir dost… Ama elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, biz basketbol yorumcularının, bunca yıldır uykusunda bile bu güzel oyunla yaşayanların, basketbolcu ağabeylerin, kardeşlerin sayfalar dolusu yazıp da anlatamadığı bir şeyi altı kelimelik tek bir cümleyle olabilecek en güzel biçimde anlatmıyor mu? Dudağınızda tebessüm izi bırakan mizahi tadı da cabası…

Sanatçı olmak böyle bir şey demek ki… Herkesin görüp de bir türlü tarif edemediğini, özlü bir sözle bir çırpıda, hem de tarihe geçecek şekilde anlatıvermek.

Dönelim bu haftaki kahramanımıza… Onu çıplak gözle ilk kez gördüğüm günü gayet iyi hatırlıyorum. Spor Sergi Sarayı’nda bir Avrupa Kupası maçıydı: Eczacıbaşı-Indesit Caserta (Tarihin 7 Aralık 1983 olduğunu, bugün Mehmet Durupınar’ın “Türk Basketbolunun 100 Yıllık Tarihi” kitabından öğrenme şansına sahibiz). Üzerinde koyu renk bir kazakla, saha kenarında tıpkı bugünkü gibi bağırıp çağırdığını, bıyıklı ve bugüne nazaran daha kilolu olduğunu hatırlıyorum. O gün çalıştırdığı İtalyan Caserta, Avrupa’nın devleri arasında değildi ama kendisinden söz edilirken, sürekli takdir ve saygı dolu ifadeler kullanılıyordu. Henüz 32 yaşındayken, kimselerin tanımadığı oyunculardan kurulu Saraybosna takımını Avrupa şampiyonu yapmıştı (o takımın kadrosunda Svetislav Pesiç ve Nihat İziç de vardı). Dile kolay, tamamen Yugoslav kökenli oyuncularla ve küçücük bütçeli bir ekiple Real Madridleri, Bolognaları, Milanoları, CSKA Moskovaları geride bırakıp, bugünün Euroleague şampiyonluğuna denk düşen kupayı kazanmak… 1980’de Moskova’da Yugoslavya, olimpiyat şampiyonluğuna ulaşırken, efsanevi koç Zeravica’nın yanında asistan koltuğunda oturuyordu. 1981’de başantrenör oldu ve aynı Yugoslavya takımını (meşhur Dalipagiç, Delibasiç, Kiçanoviç, Slavniç, Cosiç kuşağı) Avrupa ikincisi yaptı. 1982 yılında gelen cazip tekliflere hayır diyemedi ve İtalya’nın yolunu tuttu.

Sözün özü, Bogdan Tanjeviç ta o yıllarda, henüz kariyerinin başlarındayken bile Avrupa’da saygın bir antrenördü. Şöhreti, kendisinden önce gelmişti Spor Sergi’ye…

Tanjeviç’in uzun bir İtalya macerası oldu. Caserta’dan sonra gittiği Trieste’de, üçüncü lige düşmüş takımı birinci lige çıkarması, daha sonra çok erken yaşta keşfettiği yetenekler Dejan Bodiroga ile Gregor Fucka’yı bu takımın formasıyla basketbol alemine armağan etmesi, sponsor Stefanel’in takdirini kazandı elbette... Koraç Kupası’nda final oynadıkları 1993-94 sezonunun ardından, Tanjeviç’i de, takımı da alıp, gidip Milano’ya sponsor oldular. Aynı ekip, 1994-95 ve 1995-96 sezonlarında da Koraç finali oynadı. Hiçbirini kazanamadılar. 1996’da Efes Pilsen ve Türk basketbolu için anlamı çok büyük olan o tarihi gecede kupa kaptan Tamer Oyguç’un ellerinde yükselir ve biz sevinç çığlıkları atarken, Bodiroga, Fucka, Gentile, Rolando Blackman kenarda boyunları bükük oturuyordu. Basın toplantısına gittiğimde, Tanjeviç’in kapıda sigara içerek gazetecileri beklediğini gördüm. Yüzü kağıt gibiydi. Aynı eşiğe üç kez gelmiş ama bir türlü atlayamamıştı. Üstelik Efes’e karşı sadece bir basket farkla kaybetmişti kupayı… O gün yüreğimin bir yarısı kazanan Aydın Örs için ne kadar sevinmişse, diğer yarısı da hiç tanımadığım ama yıllardır methini duyduğum bu çalışkan basketbol adamı için o kadar üzülmüştür.

Tanjeviç’le yollarımız 1999 Avrupa Şampiyonası’nda, Fransa’da bir kez daha kesişti. O, favori bir takımın, İtalya’nın başındaydı. Bizse Erman Kunter yönetiminde tarihin en genç kadrolarından biriyle (ilk beşte 20 yaşındaki Kerem Tunçeri, Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur) oradaydık. Antibes’te aynı grupta buluştuk. İlk gün Hırvatistan’a mağlup olan İtalya, ikinci gün bizim Hırvatistan’ı mağlup etmemizden sonra Bosna ile hayat-memat maçına çıktı. Yıldızlardan anlayan birileri varsa baksın, 22 Haziran 1999 Bogdan Tanjeviç’in hayatındaki en şanslı gün olabilir. O gün, bitime 3-4 dakika kala Bosna’nın çift haneli farklarla önde gittiğini hatırlıyorum. İtalya için mağlubiyet, turnuvanın sona ermesi demekti. Ertesi gün bizi yenseler bile son sıradan kurtulamayacaklardı. İşte tam da o anda evrenin göremediğimiz bir köşesinde bir şeyler oldu, belki de bir göktaşı bir gezegene falan çarptı ve oyunun gidişatı değişiverdi: Biri çıktı, top kayıpları ve berbat şut seçimleriyle inanılmaz hatalar yaptı, adeta İtalya’yı ayağa kaldırdı. Son düdük çaldığında skorbord İtalya’nın 64-59 galip geldiğini yazıyordu. İtalyanlar ve koç, hatalarından ötürü Bosnalı Adis Beciragiç’e teşekkür borçluydu. Tanjeviç’in, bizim Aziz Bekir adıyla tanıdığımız bu oyuncuya olan teşekkür borcunu, yıllar sonra onu asistanlığına getirerek ödediğini biliyoruz.

Bizim son topta elimizden kaçırdığımız, ikinci turda Litvanya’nın farklı yendiği İtalya, çeyrek finalden sonra bambaşka bir takım oldu. Sırasıyla Rusya, Yugoslavya ve İspanya’yı yenerek Avrupa şampiyonluğuna ulaştı. Tanjeviç hem kupalarına bir yenisini eklemiş, hem de Koraç’tan kalma kalp kırıklarını halının altına süpürmüş oluyordu böylece… Bir kez daha takdirimizi kazanmıştı. Turnuvanın başlarında onu çok eleştiren İtalyan basını sonunda diz çökmüş, “Bu adam ölüyü bile diriltir” makamından çalıyordu. Fucka’yı, Bodiroga’yı nasıl bulup yetiştirdiği ve birer yıldız haline getirdiği öyküleri yine arşivden çıkarıldı, Karadağlı basketbol adamının uzun süreli çalışma şansı bulduğu yerlerde ne kadar başarılı olduğu, basamakları ağır ama sağlam adımlarla tırmandığı tezi defaten işlendi. Tuhaftır, yetiştirdiği oyuncular listesine üçüncü bir ismi yazmak mümkün değildi ama herkes, sürekli onun ne kadar büyük bir yetiştirici olduğundan söz ediyordu. Bu da bir pazarlama başarısıydı ve ayrı bir artı hanesine yazılması gerekliydi şüphesiz…

99 Avrupa şampiyonluğundan 5 yıl, 3 takım (Buducnost, Asvel, Virtus Bologna) sonra Tanjeviç İstanbul’a geldi. Devamını hepiniz biliyorsunuz, nostalji köşesinde yazmaya gerek yok.

Bitirmeden, yine başlıktaki espriye bir dokunalım... Evet, Tanjeviç’in taraflı-tarafsız bütün basketbolseverleri sinir eden takıntıları var. Evet, inatçı bir adam. Evet, Fucka’lı, Bodiroga’lı günlerden beri 2.00 metre boyunda olup topu yere vurabilen her çocuğu oyun kurucu yapabileceğini sanıyor. 2.10 boyunda olup biraz şut atabilenlerin de birkaç pozisyonu bir arada oynayabileceğini inanıyor. Sürekli uzun vadeli projeler sunuyor, geniş zamanlar istiyor. Bu arada dünya basketbolunda değişen trendleri ıskalıyor. Bunların hepsine eyvallah. Ama o, elindeki kadroyu gençleştirmek istedikçe Mrsiç ile Mirsad’ın sözleşmelerini uzatan, “istemiyorum” dedikçe Solomon’u, Kinsey’i, Giricek’i alıp getiren ''karga''ların hiç mi kabahati yok?

Yiğiter Uluğ

Dodo Trabzon'la İmzaladı

Sabah duyurmuştuk haberi. Resmi imzalar atıldı. Toplantı sonrasındaki açıklamalara şuradan ulaşabilirsiniz. Trabzonspor gibi büyük bir gücü TBL'de görmek isterim şahsen. Renk getirir, soluk getirir, keyif getirir.

Karşıyaka Tercihini Yaptı: Corey Brewer

David Holston'un sakatlanması ve forma giyemediği 2 İzmir derbisinden mağlubiyetle ayrılması üzerine oyun kurucu arayışlarına giren Pınar Karşıyaka'nın Tierre Brown ve Corey Brewer'ı denemeye alacağını yazmıştık hafta başında. Sınavı geçen Corey Brewer olmuş. 35 yaşındaki tecrübeli guardın kariyerinde Sevilla, Estudiantes, Aris, Spirou Basket, Zadar ve ASK Riga var. İki sezon oynayıp 2004'te ayrıldığı Estudiantes'te geçirdi geçen sezonu. Kariyeri boyunca sürekli olarak çift haneli ortalamalar tutturmuş ancak asist ortalamasının maç başına 3'ün üstüne çıkmaması biraz düşündürücü. Tecrübesiyle (hem ACB, hem de Eurocup tecrübeleri var) takıma kısa vadede gerekli soluğu aldırır inşallah. İzleyip göreceğiz. Bu haftasonu oynanacak Oyak Renault maçında sahada olacak Brewer. İlk maçında KSK seyircisinin önüne çıkacak olması da ayrıca bir kişisel şansı. Şurada oyuncuyla ilgili bir video var, izlemek isteyenler için. Salsabasket özel haberidir.

edit: Bazı haber sitelerinde bu haber duyurulurken NBA'de oynayan Corey Brewer'ın resmi kullanılmış. Komik. Adamların ad ve soyadları aynı sadece. Ama Google Search anlamıyor bunu, ne yazarsan onu döküyor işte. :)

Doğan Hakyemez Trabzonspor'da

Doğan Hakyemez TB2L'nin iddialı takımlarından Trabzonspor'da basketbol şubesinin başına geçti. Resmi imza bugün saat 10:30'da atılacak. Adı bir ara F.Bahçe Ülker ile de anılan Doğan Hakyemez TBF'deki Medya ve Tesisler Direktörlüğü görevini de bıraktı Trabzon'daki işi için. Antalya BŞB'de bulunduğu konumun aynısı diyebiliriz kısaca tecrübeli ismin Trabzon'daki pozisyonu adına. Antalya'da işler istediği gibi yürümemişti, şimdi yeni bir şehirde, yeni bir proje ve yeni bir heyecanla yeniden izleyeceğiz kendisini. Hayırlısı olsun diyorum kendi adıma.

28 Ocak 2010 Perşembe

4'te 0

Avrupa arenasında son 16'ya kalma başarısı gösteren 4 temsilcimiz (Efes Pilsen, Türk Telekom, G.Saray Cafe Crown ve Banvit) bu hafta gruplarında çıktıkları ilk maçlarda tulum çıkartmayı başardılar. Ama tersten. Ligimizin bu yılki büyük kalitesi (!) bir kez daha kendini belli ederken, iki İspanyol, bir Rus, bir de Belçikalı, ensemize vurup aldılar kolayca peynirimizi. En beklenmedik darbe 3 numaralı kupada mücadele eden Banvit'ten geldi. Ezip geçeriz dediğimiz Belçika takımına Bandırma'da bu yıl (lig ve Avrupa dahil) Banvit'i deviren ilk takım olma keyfini yaşattık. Maç içinde ortaya konan oyun ve galibiyet adına umutlanış bakımından bakacak olursak ise Efes Pilsen'den yedik darbeyi. Messina'nın Real Madrid'ine karşı çoğu kişi kafadan bir mağlubiyet yazmıştı Efes hanesine ve çoğu kişiye göre bu galibiyet normal karşılanmalı ama ben öyle düşünmüyorum. Grup fena, her maça asılmak lazım, her maçı kazanılabilecek gözle bakmak lazım. Dün Madrid'den 2 puanla dönseydik grubun masasına sağlam bir yumruk vuracaktık. Olmadı. Nasip değilmiş.

Alba'lı Cemal

Cemal Nalga'nın Alba Berlin ile anlaştığını epey bir önce yazmıştık ama Alman ekibinin bu transferi resmi siteden duyurması biraz geç oldu. Ancak geç olmuş olsa bile güç olmadı. Bizim kulüplerimize verilmesi gereken bir 'profesyonellik' dersi de barınıyor çünkü haberin tam göbeğinde. Sakatlanan Adam Chubb'ın yerine transfer ettikleri Cemal Nalga'nın kariyerine şöyle bir göz gezdirirlerken bu yıl yaşanan forma skandalına da açık açık değinmiş Alba Berlin resmi sitesi. Bizim (özellikle futbol) kulüplerimiz gibi değiller yani. Biz ki: Oyuncunun kariyerinde oynadığı takımların arasına sırf kendi ezeli rakibimiz olduğundan ötürü o malum takımı yazmayan bir zihniyetle büyüyoruz, bozar bizi bu entel dantel işler.

Cemal'in yeni takımının formasını ilk kez giyişi ise bu Salı oldu. Eurocup'ta Top-16'ya kalan ve kupanın da iddialı adaylarından biri olan Alba Berlin'in deplasmanda Le Mans'ı 63-68 yendiği karşılaşmada 3 dakika da olsa süre almayı başaran Cemal, maçı 2 sayı ile tamamladı.

27 Ocak 2010 Çarşamba

R. Madrid: 77 - E. Pilsen: 70 (Bu Kez İyi de Oynadık Ama..)

İyi oynadı Efes ama bu kez de iyi oynayarak kaybetti. Böylesi daha da koyuyor herhalde adama. Takımın en iyisi Charles Smith tam da vitesi 5'e takmışken 5 faulle oyun dışı kalınca (hakem üçlüsüne selam olsun) bir anda dağıldı temsilcimiz. Önce Llull'un, sonra da Reyes'in bulduğu iki kritik basket-faul çekti ipimizi. Şu maçtan alınacak bir galibiyet (hem de böyle hırslı bir oyunla) ne de güzel olacaktı ama olmadı işte. Efes'te bugün iyi oyun dışında değişik bir şey daha vardı. Daçka'dan ayrılan Ekrem Memnun, yardımcı koç olarak benchte oturuyordu. Ufuk Sarıca, Ekrem Memnun ve Emir Alkaş'la arkasını sağlama almıştı Ergin Ataman. Ama son periyotta yine kendi bildiğini okudu. 5+8 ile 13'e ulaşan Efes Pilsen kadrosunun bu maçın 12 kişilik maç listesinde yer veremediği oyuncu ise Sinan Güler oldu. Kadroda yoktu genç oyuncu.

Ataman'ın ilk beş tercihi Ender - Smith - Thornton - Kaya - Kasun şeklindeydi. İlk iki buçuk dakika 2-1 geçilmişti ki Ender'in o meşhur bombeli üçlüklerinden biriyle maçtaki ilk basketini buldu Efes Pilsen. Savunmada istekliydi takım, bir sürpriz yapmaya geldikleri belliydi. Biraz Real'in isabetsiz şutları, biraz Efes'in bulduğu boş üçlük imkanları derken Thornton'un yaptığı pas arasının ertesinde Jaric'in sportmenlik dışı faulü gelince, Efes de bir hücumdan 4 sayı çıkartmayı başarınca 8-15'e zıplayıverdi skor. Ender'in Prigioni'ye neredeyse her hücumda normalden çok daha kolayca geçilmesiyle Popovic siftahını yapmak üzere oyunda buldu kendini. Çeyreğin sonu gelmişti zaten. İlk 10 dakikanın skoru 13-19 ile temsilcimizin lehineydi. Rakocevic, Nachbar, Santiago ve Kerem ise daha hiç süre almamışlardı.

Maçın ikinci çeyreği yine tıpkı ilk çeyrek gibi kısır bir ilk iki buçuk dakika ile başladı. Hatta bu sefer kısır demek bile insaflıca olurdu, çünkü iki takım da birbirine sayı imkanı vermemişlerdi. İlk çeyreğin kısırlığına Ender'in üçlüğü son vermişti, bu çeyrekteki görev Thornton'a aitti. Yolladığı üçlükle ikinci kısmın sayı perdesini açıverdi. Popovic'ten de istediği verimi alamayan Ataman, eski bir Madrid'li olan Kerem'i sürdü oyuna. Messina'lı Madrid ofansta istediklerini bir türlü yapamıyordu. Lavrinovic'in içinde olduğu setler hariç tabii. Bu adamın hastasıyım yıllardır. Ermal onu nasıl tutsun ki, bir çıktı mı dışarıya tüm kozlar Lavrinovic'e geçiyor zira. Kerem'in siftahını yapmasının ardından sıra Rakocevic ve Santiago ikilisine geldi. Devreye 4 küsür dakika kala oyuna dahil olan iki tecrübeli oyuncu, tek bir katkı veremeden devreyi bitirdiler desem abartmış olur muyum? Sanmam. Efes Pilsen'in bu çeyrekte ürettiği toplam 14 sayı var, 12'si üçlüklerden. Tek ikilik isabeti var, o da Ermal'in zorlama oynadığı bir post-up sayesinde geldi. 1 tane Thornton, 1 tane Kerem, 2 tane de Shumpert ile bu çeyrekte 4, devrenin tamamında 6. üçlüğüne ulaştı Efes Pilsen. Llull ve Kaukenas'ın üçlükleriyle gerekli cevabı tez zamanda verme başarısı gösteren Real Madrid ise böyle kötü bir 20 dakika (ofansif anlamda) sonrasında soyunma odasına sadece 30-33 ile gitmenin haklı sevincini yaşadı. Sahada ilk 20 dakika itibariyle çift haneli skorlara ulaşan kimse yoktu, maçın en skoreri 9 sayılı Lavrinovic'ti. Tek süre almayan oyuncu kalmıştı 12 kişilik Efes kadrosunda. O da Nachbar'dı.

İlk iki çeyreğe inat, sayı bombardımanı ile başladı üçüncü çeyrek. İlk üç buçuk dakikaya tam 21 sayı sığdı. Efes tarafında Kasun'un 6, Madrid tarafında ise Bullock'un 7 sayılık katkıları vardı bu 21 sayılık ralliye. Bu maçta skor üretme konusunda siftah yapamayan Garbajosa, üst üste bulduğu 6 sayı ile önce skoru dengeledi, sonra da üstünlüğü 2 sayı ile de olsa Real Madrid'e getirdi. Bunun üzerine maça başladığı beşle ikinci yarıya giren Ergin Ataman '4 kısa' hamlesini yaptı hemen. Kaya çıktı Shumpert girdi, yanında bir de Ender - Popovic değişikliği gelince Efes Pilsen takımı sahada 5 yabancılı bir görüntü aldı. Madrid ekibinin rüzgarı arkasına alıp skoru forse etmesi kısmen de olsa engellenmiş oldu böylece. Savunmadaki mismatchler rakibin yaptığı top kayıpları neticesinde Efes Pilsen'e avantaj sağlar duruma geldi. Thornton'un son üçlüğü girmeyince 56-53'lük skor ile bitirdik 30. dakikayı. Madrid'in ilk 3 çeyreğinde ürettiği skorların 13 - 17 - 26 şeklinde artarak gidişi, yavaş yavaş hücumda istediklerini yapmaya başladıklarının da bir göstergesiydi aslında. Yine de son çeyreğe fazlasıyla umutlu girdi Efes Pilsen.

Ataman 4 kısadan vazgeçmeyerek başladı son çeyreğe de. Tek uzun Ermal, aynı zamanda tek Türk pasaportlu oyuncuydu sahadaki beşte. Onu Thornton, Smith, Shumpert ve yeni transfer Popoic tamamlıyordu. Ermal'in bu maçtaki görüntüsü oldukça olumluydu, ki ben bunları düşünürken bir zor pota altı sayısı daha buluverdi tecrübeli oyuncu. Ama bugün takımın en iyisi uzak ara Charles Smith'di. Madrid'e de, bu salona da oldukça aşina olan 35'lik delikanlı iki kritik üçlük bulup takımını 60-61 ile skorda öne taşıdı. Bu iki isabetli üçlüğün üstüne savunmada vurduğu müthiş blok ve süre bittikten sonra salladığı uzun metrajlı üçlüğün bile girmesi bugünün onun günü olduğunu anlamamız için yetti de arttı bile. Bugünün suskunlarından Jaric'in hücum süresi biterken bulduğu üçlük fazlasıyl can yakarken, Efes'in Smith'i üretime devam etti. 2 top çaldı. Birinde kendi bastı smacı, diğerinde Shumpert'a 'Al da at' dedi. Son 4 dakikaya girilirken skorda 67-67 eşitliği gördük. Jaric'in bulduğu 4 sayı skordaki dengeyi 71-67 ile Madrid lehine bozarken, Popovic'e Bullock'un yaptığı faulü görmeyip, 2 hücumda Charles Smith'i beşleten hakem triosuna da ne desem bilemedim? 'Ayıp' kelimesi yeterli olur mu? O ana kadar konsantrasyon konusunda hiçbir sıkıntı yaşamayan hatta Smith sayesinde her topa çalınacak top gözüyle bakan temsilcimizin dikkati de dağılıverdi bu durum üzerine. Skorda tıkandık, savunmada bozulduk. Önce yazın Eurobasket'te kafasına kafasına blokladığımız Llull'un, sonra da tam Ender'in üçlüğünün üstüne az da olsa umutlandığımız anda Reyes'in basket faulleri maçı bitirdi. Umutları da tabii (77-70).

Ergin Ataman'ın elindeki onca derin kadroya rağmen neden son 10 dakikayı (5 faulle kenara gelen Smith'in yerine Ender'i almasının dışında) aynı beşle oynadığı elbette sorulacaktır doğal olarak. Hele Smith'in oyun dışı kaldığı anlarda, takıma saha içi liderlik etmesi konusunda (Her ne kadar kötü bir maç geçirse de) Rakocevic neden denenmedi sorusu bizzat sorulmalıdır? Smith'siz oynanmak zorunda kalındığı o son dakikalardaki bocalama vermedi mi bu maçı? Ya da rakibin elindeki Jaric de maça kötü başlamamış mıydı? Al işte adam çıktı attı en kritik dönemde peşpeşe 7 sayıyı. Üzülüyor insan, bu kadar iyi oynayıp buraya kadar getirdiği bir maçı, hem de 7 sayıyla rakibine vermek koyuyor adama. Kadro 12 kişilik ama Kerem Tunçeri 6, Rakocevic 4, Santiago 3, Nachbar ise koca bir 0 dakika aldılar bugün. Gecenin son cümlesi büyük adama: Charles Smith - 18 sayı, 7 ribaund, 4 asist, 5 top çalma, 1 blok. Keyif veriyorsun.

Real Madrid (77):Pablo Prigioni 7 (2 ribaund, 5 asist), Darjus Lavrinovic 11 (4 ribaund, 3 asist), Marko Jaric 9 (4 ribaund, 2 asist), Felipe Reyes 9 (5 ribaund, 1 asist), Rimantas Kaukenas 11 (2 ribaund), Novica Velikovic 6 (2 ribaund, 1 asist), Jorge Garbajosa 6 (3 ribaund), Sergi Jidal, Louis Bullock 12 (3 ribaund, 1 asist), Sergio Llull 6 (3 asist),

Efes Pilsen (70): Mario Kasun 8 (2 ribaund), Charles Smith 18 (7 ribaund, 4 asist), Igor Rakocevic (1 asist), Preston Shumpert 8 (3 ribaund), Kerem Tunçeri 3, Bootsy Thornton 14 (2 ribaund, 6 asist), Kaya Peker 6 (2 ribaund, 1 asist), Ermal Kuqo 6 (4 ribaund), Bojan Popovic 1 (2 ribaund, 2 asist), Daniel Santiago, Ender Arslan 6 (1 ribaud)

Konuşan Fotolar #10

Nihat İziç: -------
İlkan Karaman: -------

Hasan Özmeriç Selçuk Üniversitesi İle Anlaştı

Casa TED Kolejliler'den ayrıldıktan sonra başka takım çalıştırmayan, sadece A2 Milli Takımı yardımcı antrenörlüğü görevini devam ettiren ve bu sezon başında Karşıyaka dahil birkaç takımın transfer listesinde olan Hasan Özmeriç, TB2L takımlarından Selçuk Üniversitesi ile anlaştı. TB2L A Grubunda 14 maçın 10'unu kazanarak 3. sırada yer alan Konya temsilcisinin yeni koçu ile Salsabasket olarak hem bir hayırlı olsun demek hem de ilk görüşlerini almak için görüştük. Koç her zaman olduğu gibi yine temkinliydi:

'TB2L'deki her takım gibi bizim de hedefimiz TBL. Ancak bunun çok kolay bir hedef olmadığını da gayet iyi biliyoruz. Adım adım düşünüp, adım adım gitmek istiyoruz. Önce grubumuzu en iyi yerde bitirmek, sonra çapraz eşleşmelerden gelecek rakibimizi geçmek, son olarak da Play-Off grubunda sevinen iki takımdan biri olmak istiyoruz.'

Gran Canaria: 73 - T. Telekom: 65 ( ACB >> TBL - Vol: 9)

Türk Telekom'un yeni grubunu ve fikstürünü gördüğümde kafadan mağlubiyet yazdığım bir maçtı aslında Gran Canaria deplasmanı. Bu umutsuzluğuma rağmen maçın başından itibaren livescore'dan takip ettim skoru, Telekom ilk çeyreği bir sayı ile önde kapadıktan sonra sadece 12 sayı üretebildiği ikinci periyodun sonunda soyunma odasına 36-31 yenik girdi. Üçüncü çeyrek sonunda 56-46'da yakaladım maçı tv'de. Moladan Tutku'nun üçlüğü ile dönen Telekom, son çeyrek öncesinde farkı yeniden tek haneye indirmeyi başardı. Bu maçın ardından Ankara'da grubun nispeten zayıf iki takımıyla üstüste oynayacakları maçlarda alacakları galibiyetlerin gruptan çıkma adına onlara büyük avantaj sağlayacak olmasının yanı sıra, bu sezon İspanya deplasmanına giden dört takımımızın da - ki biri Türk Telekom- galibiyet çıkartamamış olması dolayısıyla umutlu değildim son çeyrek öncesi. Bu periyodun ilk beş dakikasında savunmada fazlaca hareketli olan ve her topa hamle yapan, yapmaya çabalayan Telekom, üçüncü çeyrek sonundaki üçlüğü de dahil edersek yakaladığı 12-2'lik seri ile 58-58'e getirdi skoru. Ve bu savunma çabası ile bir acaba dedirtti bana. Fakat acı gerçek bir kez daha çarptı suratımıza berabere girilen bu son beş dakikada. TBL'de beşinci sırada yer alan bir takımın İspanya deplasmanında, ACB sekizincisini yenebilmesi için ekstra şut sokması ya da oldukça sert bir savunma yapması gerekiyordu. Bu ikisini de yapamayan Telekom, üstüne bir de oldukça basit top kayıpları ekleyince son beş dakikanın skoru 15-7 ev sahibi lehine oluştu. Ve Gran Canaria 73-65'lik skorla sahadan galip ayrılan taraf oldu.

Bu mağlubiyet Türk takımlarının bu sezon İspanya deplasmanında oynadıkları beşinci karşılaşmada aldıkları beşinci mağlubiyet. İç sahada da durum farklı değil. Şimdilik 9-0'lık bir İspanya üstünlüğü var Eurocup ve Euroleague'de iki ülke takımları arasında oynanan karşılaşmalarda. Bu serinin devamında da yarın Efes Pilsen, Madrid deplasmanına konuk olacak. G.Saray Cafe Crown da Valencia ile karşılaşacak üçüncü haftada. Benim pek umudum yok açıkçası ama bakalım bu yeni gruplar sonrasında İspanya takımlarına karşı hanemize bir galibiyet yazdırabilecek miyiz?

Gran Canaria 2014 (73): Josh Fisher 5 (1 ribaund, 2 asist), James Augustine 13 (4 ribaund, 1 asist), Sitapha Savane 15 (3 ribaund, 1 asist), Tomas Bellas (2 asist), Marcus Norris 11 (2 ribaund, 6 asist), Daniel Kickert 6 (4 ribaund), Jim Moran 3 (4 ribaund, 1 asist), Jaycee Carroll 4 (3 ribaund, 5 asist), Melvin Sanders 8 (4 ribaund, 2 asist), Will Mcdonald 8 (4 ribaund, 1 asist),

Türk Telekom (65): Kris Lang 14 (12 ribaund), Serkan Erdoğan (1 asist), Lamayne Wilson 7 (5 ribaund, 1 asist), Bekir Yarangüme 3 (1 ribaund, 1 asist), Tutku Açık 3 (1 ribaund, 2 asist), Hüseyin Beşok 1, Soner Şentürk (1 ribaund, 1 asist), Erwin Dudley 18 (6 ribaund, 1 asist), Ümit Sonkol , Demond Mallet 19 (2 ribaund, 4 asist)

26 Ocak 2010 Salı

G.Saray Cafe Crown: 79 - Unics Kazan: 85

Maçı izleyemedim, livescore üzerinden takipteydim. Sarı kırmızılıların devreyi 45-41 önde kapamasını sağlayan ikinci çeyrek dışındaki tüm periyotlarda 5+ farklı Unics Kazan üstünlüğü vardı. Maçtan önce hem bu maçın hem de bu grubun favorisiydi Ruslar. G.Saray Cafe Crown'un gruba 'Buradayım' mesajını verebilmesi için kazanması gereken bir maçtı, olmadı. 4 yabancıdan 73 sayılık bir katkı var. Toplam ulaşılan rakamın 79 olduğu düşünülürse oldukça büyük bir pay bu. Kalan 6 sayının 6'sı da Can Akın'dan. Murat Kaya ve Evren Büker sıfır çekmeselerdi de 3-5 sayı atsalardı belki bir ritm değişirdi, belki maçın galibi bile değişirdi. O da olmadı. Grubun ilk maçında yenilgi yazdı hanesine G.Saray Cafe Crown.

G.Saray Cafe Crown (79): Darius Washington 13 (2 asist), Caner Topaloğlu, Murat Kaya (2 ribaund- 3 asist), Mike Wilkinson 20 (8 ribaund), Radoslav Rancik 19 (12 ribaund- 5 asist), Evren Büker (1 ribaund- 2 asist), Can Akın 6 (1 ribaund- 1 asist), Simas Jasaitis 21 (4 ribaund- 1 asist), Fatih Solak (2 ribaund)

Unics Kazan (85): Terrell Lyday 16 (6 ribaund- 5 asist), Marko Popovic 17 (5 ribaund- 8 asist), Igor Zamanskiy 5 (2 ribaund), Petr Samoylenko (3 asist), Kresimir Loncar 17 (1 ribaund- 1 asist), Saulius Stombergas 4 (3 ribaund- 1 asist), Vladimir Veremeenko 8 (6 ribaund- 2 asist), Maciej Lampe 17 (8 ribaund- 2 asist)

Banvit Bu Yıl Bandırma'da İlk Kez Kaybetti (80-88)

EuroChallenge'daki tek temsilcimiz Banvit, ikinci tur grubuna beklenmedik bir yenilgiyle başladı. Hem de bu yıl ne Avrupa'da, ne de ligde maç kaybetmediği Bandırma'da. Rakip Belçika temsilcisi Antwerp Giants'tı ve yenilgi hiç hesapta yoktu açıkçası. Maçın başında 9-9'dan 9-19'a zıplayan skor, devre sonunda 30-46 halini aldı. İkinci yarıya isabetli üçlüklerle başlayan Banvit, üçüncü çeyreğin bitimine 2 dakika kala 52-60 ile farkı tek hanelere indirmişti ki: 2 dakikalık bölümde 3-10'luk bir Antwerp serisi izledik. Son çeyreğe 15 sayı geride girmek durumunda kalan temsilcimiz tıpkı üçüncü çeyrekte olduğu gibi son çeyreğin son 2 dakikasına girilirken de farkı 8 sayıya çekmeyi başardı ama daha fazlası için zaman kalmamıştı (80-88). Keith Simmons 20 sayı ile takımın en skoreri olurken, ona 13'er sayı ile Lance Williams ve Yunus Çankaya eşlik etti. Hafta sonu Erdemir deplasmanında sakatlanan Barış Ermiş ise bugün hiç süre almadı. Maçın detaylı istatistikleri şurada.

İlk tur grubunu 5'er galibiyetle tamamlayıp lider olarak bir üst tura çıkan Banvit ve Roanne bu grubun da favorileriydi. %50 galibiyet yüzdesi tutturup ikinci tur vizesini alabilen Enisey ve Antwerp Giants ise bu ikiliden sonra geliyordu. Tabii kağıt üstünde. Bugün iki favori de yıkıldı. Eski dost Kambala'yı kadrosunda barındıran Rus temsilcisi Enisey, evinde Fransız Roanne'ı 75-70 ile geçerken Kambala'dan gelen 12 sayı - 11 ribaundluk katkı önemliydi. Roanne'ın bu yıl EuroChallenge'daki en skorer ismi olan bir diğer eski dost Ralph Mims'in 18 sayısı ise galibiyet için yeterli olmadı.

Banvit (80): İbrahim Yıldırım 2 (1 ribaund- 3 asist), Lance Williams 13 (7 ribaund), Chuck Davis 7 (3 ribaund), Yiğitcan Turna 3 (2 ribaund- 5 asist), Barış Özcan 9 (1 ribaund), Barış Hersek 4 (3 ribaund), Keith Simmons 20 (2 ribaund), Goran Cakic 9 (1 ribaund- 1 asist), Yunus Çankaya 13 (1 ribaund)

Antwerp Giants (88): Roel Moors 11 (2 ribaund- 2 asist), Christophe Beghin 4 (3 ribaund- 2 asist), Bryan Hopkins 28 (7 ribaund), Thomas Gardner 18 (2 ribaund- 1 asist), Timoty Black 19 (2 ribaund- 2 asist), Brandon Gay 8 (4 ribaund- 2 asist), Aleksander Lichodzijewski (3 ribaund), Brecht Guillemyn, Graham Brown (5 ribaund- 2 asist)

5+8

Efes Pilsen'in mevcut şifresini (5+8) Fehmi Özgüler imzalı şu foto da ortaya koymuş. Belki şans eseri denk gelmiş, belki de gerçeğe çok yakın. Bilemeyiz. Yarın Madrid'de Top-16 sürecinin ilk maçına çıkacak Efes Pilsen. Her maça saldıracaklar, saldırmak da zorundalar. 'Hedef maç' klişesinin kabul görmeyeceği bir grup var çünkü ortada. Bol şans bir zamanlar bu ülke basketbolunun Milli Takımı statüsündeki temsilcimize. Bol şans orta okul çağlarımızda beni ve birçoğumuzu Abdi İpekçi kapılarında yatıran ekibimize. Geçmişe özlemle. Her açıdan.

Kadir Çıpa Mersin BŞB'de

Ligde kötü günler geçiren Mersin BŞB, yerli kadrosuna Daçka altyapısından Kadir Çıpa'yı da dahil etti. Kadir'i ciddi anlamda beğenen biriyim. Altar Tunçkol'lu Daçka'da vermişti ilk parlama sinyallerini, hatta o yıl Play-Off'ta F.Bahçe Ülker'le Ayhan Şahenk'te oynanan maçlardan birinde sonradan oyuna girip sürpriz bir katkı vermişliği de vardır. Neyse konumuz o değil. Konumuz Kadir'in Daçka cephesinden gördüğü muamele. Altyapısından yetiştiği bir kulüpten 'Seni kadroda düşünmüyoruz, git kendine kulüp bul' direktifini alması elbette profesyonel hayatta olabilecek bir şey ama daha takım bulamayıp mevcut takımıyla idmanlara çıkma isteğinin 'Kadro dışısın, idmana giremezsin' şeklinde reddedilmesi fazlasıyla ayıp. Hele ki bunu yapan takım Daçka olunca insan biraz daha şaşırıyor. Ligin dibinde takılmak onların da akıllarını başlarından almış herhalde. Gelenek görenek hak getire.

Bir Zamanlar Fenerbahçe

Soldan Sağa: Coşkun Teziç, Güray Kanan, Zeki Gülay, Cenk Gürsoy, Coşkun Özsoy, Göksel Zeren, İbrahim Kutluay, Gökmen Öder, ?, Serkan Eler, Sarp Erimer, Onur Berberoğlu, Murat Özgül (Coach)


Zeki Gülay & İbrahim Kutluay

Tuğrul Demir de Görevinden Ayrıldı

Yaşanan Cemal Nalga olayının hemen ardından iç adalet mekanizmasını bu coğrafyada pek göremediğimiz bir hızda çalıştırarak ceza alması muhtemel tüm görevlileri şubeden uzaklaştırmıştı Galatasaray kulübü. Federasyondan önce verilen bu cezalar yeterli midir, değil midir tartışılır. Kulübün vermiş olduğu bu cezaların az olduğu kanaatinde olduğumu da ekleyerek yazının bu kısmına gelebilecek topları engellemiş olayım en baştan. Bu kaos ortamında göreve Cem Akdağ, Cihansever Yeşildağ, Nur Gencer ve Tuğrul Demir dörtlüsü getirilmişti Kasım ayının sonunda. Göreve getirilen dört kişiden herhangi birinin aklında orta vadede bu yönde bir kariyer planı olmadığını coach Cem Akdağ ve menajer Nur Gencer'in o dönem yaptıkları açıklamalarda görmüştük. Fakat 'Tehlike anında camı kırınız' modunda bir sürece giren sarı kırmızılı yöneticiler, bu kararı aldılar, belki de almak zorunda kaldılar. Bu kararın üzerinden henüz on gün geçmişti ki, Nur Gencer'in sağlık sorunları sebebiyle görevinden ayrılmak istediğini ve bu isteğin de yönetim tarafından olumlu karşılandığını bildiren bir yazı yayınlandı Galatasaray resmi sitesinden. Nur Gencer ise bunun üzerine Adnan Polat ve Turgay Demirel'i hedef alan açıklamalar yaptı ve 'Başımı yediler' dedi. Hatta geçtiğimiz hafta da turkbasket.com'daki köşesinde bu açıklamalarına devam etti.

Nur Gencer'in görevden ayrılmasının ardından, Ocak ayının sonunda görevi bırakan bir diğer isim de şube koordinatörü sıfatıyla göreve getirilen Tuğrul Demir oldu. Pek çoğumuzun hafızasında Ahmet Cömert'teki Telekom maçında sahaya girerek Erşan Kartal'ı tokatlaması ile yer alan Tuğrul Demir, yönetimin çok ihtiyacı olduğu bir zamanda, gel dedikleri anda koşarak geldiği görevinden sessiz sedasız ayrıldı. Şu an için bu konu hakkında iki taraftan da herhangi bir resmi açıklama yok fakat Demir'in artık görevde yer almadığını söyleyebiliriz net şekilde. Murat Tümer'in şubede görev alması ile alakalı olabilir diye düşünüyorum sadece, daha fazlasını bilmiyorum.

Kriz anında verilen bu kararların üzerinden henüz iki ay geçmemiş iken göreve gelen iki idarecinin de görevden ayrılmış olması, Galatasaray Cafe Crown özelinde konuşulması gereken pek çok sorunu da beraberinde getiriyor tabii ki. İdarecilerin bu kararlarının ardından işin teknik kısmında yer alanların da pek de rahat çalıştıklarını söylememiz pek mümkün değil bu tabloda. Sırf bugüne özgü bir durum da değil bu tabii. Çok uzun zamandır plansız - programsız şekilde yoluna devam eden, günü yaşayan ve değil bir sezon sonrasını bir hafta sonrasını dahi net şekilde göremediğimiz bir şube için de kuşkusuz hiç şaşırtıcı değil bu gelişmeler.

Sıkıntılar erkek takımıyla da sınırlı değil aslında Galatasaray'da. Bayan basketbol şubesinde de menajer Mihriban Oğuz görevinden ayrıldı. Ligde beklenilmeyen mağlubiyetlerin alınmasının ardından coach Zafer Kalaycıoğlu'na yöneltilen çatlak sesler de daha gür çıkıyor artık. Ve orada da belirsizlik devam ediyor açıkçası şu an için.

Galatasaray Spor Kulübü'nün bünyesinde yer alan branşlar içerisinde açık ara en başarılı branş olan Engelsiz Aslanlar'ın şube kaptanı Dilara Endican'ı salondan çok yapılan galalarda, davetlerde gördüklerini söyleyen taraftarlar da şube kaptanını artık salonda görmek istediklerini belirterek bir imza kampanyası başlattılar. Salonda asılan pankartın üzerine imza atıyor maçlara gelen taraftarlar, kazanılan kupada emeği olan eski oyuncular. ''Şube Kaptanını da Salonlarda Görmek İstiyoruz..'' pankartının sonuna eklenen ''Ya da..'' takısı ile de gerekenin yapılmaması durumunda pankartın tamamlanacağını gösteren bir incelikle salona çağırıyorlar şube kaptanı Dilara Endican'ı. Bakalım bu çağrıya nasıl bir cevap gelecek Dilara Endican'dan.

Hafta İçi Avrupa Programı

26 Ocak Salı
19:00 Banvit - Antwerp Giants
20:00 G.Saray Cafe Crown - Unics Kazan (GSTV)
22:30 Gran Canaria - Türk Telekom (TRT-2)
27 Ocak Çarşamba
21:45 Real Madrid - Efes Pilsen (SkyTürk)

3 Kupada son 16'ya kalma başarısı gösteren 4 temsilcimiz, bu turdaki ilk maçlarına çıkıyorlar. G.Saray Cafe Crown ve Türk Telekom'un bu turdaki gruplarını şuradan, Efes Pilsen'in grubunu ise şuradan duyurmuştuk. Banvit'e değinmemiştik hiç. Onlar da Antwerp Giants (BEL), Enisey Krasnoyarsk (RUS), Chorale Roanne Basket (FRA) ile mücadele edecekler çeyrek final için. İlk turda 6 takımın 2'sini kaybettik, bu turda kaç takım düşer, kaç takım devam eder? Göreceğiz.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Mirsad ve İbrahim'e Büyük Onur

Euroleague resmi sitesinde 'Son 10 yılın en iyi takımı' anketi başladı. İki tanesi bizden olmak üzere toplam 50 aday var. Mirsad Türkcan ve İbrahim Kutluay'ın bu listeye girmiş olmaları büyük bir gurur. Hem oyuncular adına hem de Türk Basketbolu adına. Gerçi ikinci kısım için çok da emin değilim. Zira TBF'nin sitesinde bu konuyla ilgili tek bir satır yazı yok. Alışıldık bir sahne. Abdi İpekçi'nin havuza döndürlüşü sırasında kaç vida sıkıldığı, kaç metreküp su doldurulduğu güncel bir şekilde basketbolseverlere bildirilirken, bu tip asıl gerekli olan bilgiler/haberler nedense bir türlü yer bulamıyorlar kendilerine sitede. Yazık.

50 aday içinden pozisyon farketmeksizin 10 oyuncuya oy verebiliyorsunuz. Gerçi internet üzerinden yapılan oylama, sonuca sadece %25 oranında etki edebilecek ama Mirsad için yine de umutlanabiliriz diye düşünüyorum. Ligimize selam çakmış, ya da halen ligimizde boy göstermeke olan birçok yıldız da var listede. Beard, Blair, Brown, Kakiouzis, Langdon, Rakocevic, Vujanic. Çoğunun künyesinde de Efes Pilsen yazıyor bu oyuncuların. Bu da Efes için büyük bir gurur olsa gerek. 50 kişilik listeden 7 oyuncuya giydirmişler lacivert beyazlı formayı.

Oylarınızı şuradan kullanabilirsiniz. Son tarih 11 Mart 2010. Her IP adresi için 24 saat sonra yeniden oy kullanma hakkı var, öyle her makinadan bir kere oy kullanma yok yani. Her 24 saatte 1 oy gönderebiliyoruz. Saçma bir şey ama, öyle.

Karşıyaka 2 Amerikalı Deneyecek: Brown & Brewer

Beşiktaş Cola Turka maçında sakatlanan David Holston'un yokluğunda çıkılan 2 İzmir derbisini de kaybeden Pınar Karşıyaka'da guard açığını kapatmak için harekete geçildi. İki Amerikalı oyuncu denenecek ve beğenilmesi durumunda birisiyle sözleşme yapılacak. Böylece takımdaki yabancı oyuncu sayısı da 5'e çıkacak. 4 Amerikalı + 1 Bosman (Wesson) şeklinde. Bu da demek oluyor ki, sahaya 4 yabancıyla çıkılacak ve her maç bir Amerikalı tribünde oturacak.

Peki kim bu deneme testinden geçecek Amerikalılar? Bir tanesi Mersin'in denemek için getirdiği ama transfer için son bir hakları (Bir sezonda maksimum 8 yabancıyla sözleşme yapabiliyorsunuz TBL için) olduğundan ve bunu da bir Amerikalıdan yana kullanmak istememelerinden ötürü kadroya katılması düşünülmeyen Tierre Brown. Diğeri ise 2 ay öncesine kadar ACB takımlarından Granada ile idmanlara çıkan Corey Brewer. NBA'de mücadele eden adaşı ve aynı zamanda soyadaşı ile bir alakası yok. Brewer İspanyol pasaportu bekliyormuş, aldı mı almadı mı bilmiyorum. Aldıysa ya da alırsa Bosman statüsünde oynar o zaman. Salsabasket özel haberidir.

Halil Üner Röportajı - Ön Hazırlık

Salsabasket'in sıradaki konuğu Halil Üner. Hafta sonu Daçka maçı için İstanbul'a gelecek olan Aliağa Petkim'in renkli koçu Halil Üner'e sorularınız varsa buradan bana ulaştırabilirsiniz. Saygı çerçevesinden çıkmadan tabii.

Kedrick Brown'a Özel

Fotoğraf Bornova - Karşıyaka maçından. Tribünlerde Kedrick Brown'a özel pankartlar açılmış. Hoş bir enstantane. Paylaşmadan olmaz. Foto: TBF

24 Ocak 2010 Pazar

TBBL All - Star(?) 2010

Dün Seda Tekindağ'dan gelen kötü haber bayan basketbol camiasının moralini fazlasıyla bozsa da, çok önceden planlandığı gibi bugün Ankara'da TBBL All - Star organizasyonu gerçekleştirildi. Tıpkı TBL All - Star'ında olduğu gibi oyuncu seçimi için öncelikle resmi siteden oylama yapılan bu organizasyonda, verilen oylar şeffaf şekilde açıklanmadığı için oyuncu tercihleri hakkında fazla birşey yazmak istemiyorum açıkçası. Katie Douglas, Sophia Young, Nicole Powell gibi bayan basketbolunun dünya genelinde önemli kabul edilen isimlerinin kadroya dahil edilmemesini anlamak mümkün değil. Tıpkı geçen sene Seimone Augustus'un kadroya alınmaması gibi. Bizim ülkemizde sırf adı yapıldı olsun diye düzenlendiği için bu organizasyonlar, yıldız oyuncular da haftasonunu bu organizasyonla geçirmektense dinlenmeyi tercih de edebiliyorlar tabii, bu da işin diğer boyutu. Fakat her iki şekilde de sorunun kaynağı çok açık.

Rusya Ligi'nin ardından WNBA'den en fazla oyuncuyu bünyesinde barındıran ligimize yakışmayan bir organizasyon bu ne yazık ki. 2000'lerin başından itibaren düzenli olarak bu alana kaynak yaratan Fenerbahçe ve uzun zaman sonra yeniden bayan basketbol şubesinin varlığını hatırlayarak, ezeli rekabeti bu alanda yeniden yeşerten Galatasaray, ciddi rakamlar ödeyerek dünyaca ünlü oyuncuları getiriyorlarsa bu lige şayet; ligin All - Star organizasyonu da yapılmış olmak için yapılmamalı.

Oyuncu tercihleri dışında koç seçiminde de önemli bir isim atlandı bugün. Türk Karması'nın koçluğunu Panküp Kayseri Şekerspor'dan Ayhan Avcı üstlenirken, Yabancı Karması'nın başında ise Fenerbahçe ile ligin ilk yarısını namağlup tamamlayan Haydar Kemal Ateş bulunuyordu. Kendisini bayan basketbolunun misyoneri olarak tanımlayan ve bu alanda yaptığı hizmetler ile de bu tanımlamayı fazlasıyla hakeden, geçen sezon devraldığı Mersin BŞB'i iki sezonda başa oynayan bir takım konumuna getiren Ceyhun Yıldızoğlu bu organizasyonda görev almalıydı diye düşünüyorum naçizane. Bayan basketbolu denildiğinde benim aklıma gelen iki isimden biridir Yıldızoğlu, pek çok kişi için de böyle olduğunu biliyorum aslında. Organizasyonun sponsorluğunu üstlenen Panküp'ün bu tercihlere etkisi olmuş mudur acaba diye de düşünmeden edemiyor hani insan. Neyse, en iyisi saha içinde kalarak devam edelim biz bu organizasyona zira bunlar sadece bugünün sorunları değil ve ayrıca yazmakla da bitecek gibi durmuyorlar pek.

Üçlük yarışmasında bu sezon birçok maçını canlı olarak seyrettiğim Bowen favoriydi. Gerçekten çok düzgün bir bileği var, maç içinde de ısınmaya başladığında durdurmak pek mümkün olmuyor, mesafeye bakmadan isabet sağlayabiliyor şutlarında. Plaseler ise ligin tecrübeli şutörlerinden Esra Şencebe ve bu sene FIBA tarafından 'Avrupa'da Yılın Genç Bayan Basketbolcusu' ödülüne aday gösterilen Botaş takımından Gülşah Gümüşay'dı. Finale de bu üçlü kaldı. Esra Şencebe şut mekaniği sebebiyle zaman problemi yaşarken, Gülşah ilk turda çok iyi bir skor yapmanın verdiği avantajla geldiği final turunda son istasyona 24 puanın 18'ini toplayarak geldi. Fakat sanıyorum ki, biraz da yaşının vermiş olduğu heyecan ile sol dipten karavana atınca, yarışmayı kazanan isim 22 puan ile Çankaya Üniversitesi'nden Lindsay Bowen oldu.

Birbirine çok yakın derecelerin yapıldığı yetenek yarışmasını kazanan isim ise ilk turu 31, ikinci turu ise 30 saniyede tamamlayan Seda Erdoğan oldu. Çankaya Üniversitesi'nden Brooks favorimdi aslında ama fazlasıyla yanılttı beni. :) Tarsus Belediyesi'nde forma giyen Seda, Serkan Erdoğan'ın da kardeşi. Bimeyenler için not düşelim onu da.

Erkek Yerli Karması'nın yaptığını bu kez bayanlar yapabilir mi şeklinde düşünceler vardı maç öncesinde ama gelenek bozulmadı. Mevcut durumda önümüzdeki beş yılda da bozulması pek mümkün durmuyor zaten. Yabancılar karması maçı 108-78 kazandı. Bu sezon Beşiktaş Cola Turka'nın skor yükünü tek başına sırtlanarak, takımı sürükleyen isim olan Sales de maçın MVP'si seçildi 21 sayı 8 ribaundluk performansı ile.

Bir All - Star organizasyonunu daha geride bırakmış olduk böylece. Kalbi kırılmaması, küstürülmemesi gereken herkese gereken özenin gösterildiği ama basketbolun güzelliği adına da hiçbir şey izleyemediğimiz, dahası bu potansiyele sahip isimlerin ya organizasyona katılmadığı ya da katılanların ortamın sıkıcılığından dolayı bitse de gitsek havasında takıldığı bir All - Star daha başarıyla(?) tamamlandı. Darısı önümüzdeki sezonlara..