28 Şubat 2010 Pazar

Banvit: 91 - Pınar Karşıyaka: 73 (Takım Oyunu)

Play-off yarışında iyi bir yer kapabilmek için yarıştığı üç takımın da kaybettiği bir haftada Bandırma deplasmanındaydı Pınar Karşıyaka. Beşiktaş Cola Turka'nın günün ilk maçında lider Efes Pilsen'e kaybetmesinin ardından bugün kazanarak üçüncü sıraya yeniden yerleşmek için ellerini ovuşturmaya başlamıştı aslında ev sahibi Banvit. Bu anlamda iki takım için de kritik bir karşılaşmaydı, 20. haftanın kapanış maçı. Banvit'in rakibine nazaran daha fazla hücum silahına sahip olması, evinde iyi sonuçlar alması ve Karşıyaka'nın deplasmanlarda zor galibiyet alma trendinin bileşkesinde ev sahibi Banvit ağır basan taraftı maç öncesinde. Beklenildiği gibi de oldu. Maça hızlı başlayıp, 10 sayılık marjı ilk çeyrekte yakalayan ve sürekli olarak bu farkı koruyarak üzerine koymayı başaran Banvit, üçüncü çeyreğin başında üç dakika içerisinde yakaladığı 12-1'lik seri ile farkı 20 sayının üzerine çıkartmayı başardı. Bu sekansda koç Hakan Demir'in mola almaması dikkat çekiciydi aslında. İlk yarıyı da tamamen geride götürmesine karşın farkın en fazla 12 sayıya kadar çıkmasına izin vermişti İzmir temsilcisi, 20 barajının geçilmesinin ardından dönmeleri de o kadar kolay olmadı tabii.

Sakatlıklardan dönen iki guard Barış Ermiş ve Holston'ın ilk beşlerde yer aldığı karşılaşmanın ilk yarısında kusursuza yakın bir basketbol oynadı Banvit. Lance Williams - Chuck Davis ikilisi ile boyalı bölgeyi kullanırken, Barış Ermiş'in skorer oyunu ile de iç - dış dengesini sağlamış oldular. Maçın hemen başında şut kaçırmadan takımının ilk 10 sayısını üreten Toolson'a karşılık aynı dönemde Banvit'li beş oyuncunun skor üretmesi de bu takım oyununun efektifliğine bir işaretti. İlk yarıda ürettiği 19 basketi 11 asist üzerinden gerçekleştiren ev sahibine karşılık Pınar Karşıyaka'nın takım halinde yalnızca 1 asisti bulunuyordu. Ki maç sonunda da bu noktada 20-6'a ciddi bir üstünlüğü var evsahibinin. Banvit'te asist yapan oyuncu sayısının altı, Pınar Karşıyaka'da ise yalnızca iki olması da bu istatistiğin bir diğer boyutu.

Sakatlıktan dönen Holston'ın eski formuna dönmesi zaman alacak elbette. Bu dönemde Toolson'ın maçın başında yüzdeli başlamasının ardından desteğe ihtiyacı vardı fakat o desteğin beklenildiği iki isim Wesson ve Andre Smith ikilisi 8/23 gibi oldukça düşük bir yüzdeyle hücum edince durumu toplamak hiç de kolay olmadı onlar için. 3.çeyrekte skor 57-37 ile 20 sayı barajına gelmişken savunma odaklı yakaladıkları 6-0'lık seride gösterdikleri direncin dışında sahada pek diş gösteremediler bugün. O kısımda da Banvit'in potaya yönelmekten ziyade topu potaya atma tercihi etkiliydi aslında. Savunmada etkin olmadığı bir deplasman maçını kazanması da kolay değil Karşıyaka kadrosu için. Hele ki rakip evinde sadece Efes Pilsen'e kaybetmiş bir Banvit ise.

Bandırma temsilcisinde skoru üstlenen üç isim var: Barış Özcan, Lance Williams ve Chuck Davis. Fakat sezon başından bu yana skoru üstlenen bu üç ismin dışında altı kalın olarak çizilmesi gereken iki isim var ki onlar Banvit'in almış olduğu bu 14 galibiyette gerçekten büyük pay sahibi olan isimler: Keith Simmons ve Goran Cakic. Savunmada müthiş performanslar izledik iki oyuncudan da, sezon başından bu yana olduğu gibi. Bu ikilinin 19 sayı 9 ribaund 3 asistlik oyunlarını 5/6 saha içi isabeti, 9/10 serbest atış performansı ile üretmesi de bu katkıyı çok daha anlamlı kılıyor.

Bugün aldığı galibiyetle Bandırma'daki 9., toplamda ise 14. galibiyetine ulaşarak 3. sıraya yükseldi yeniden Banvit. Pınar Karşıyaka ise bir aylık periyotta dört zorlu maç oynayacak. Bunlardan ilki Banvit maçıydı. Sırasıyla F.Bahçe Ülker - G.Saray Cafe Crown(d) - Efes Pilsen ile oynayacaklar, çok çok zorlu bir fikstür. Play-off yarışı içerisindeki rakiplerinin de alacağı sonuçlara göre bu dönemeci en az hasarla atlatmaları lazım, yolun devamında daha iddialı olabilmek için.

Maç sonunda salonda pasta keserek doğumgünlerini kutlayan Yunus Çankaya ve Keith Simmons'a mutlu yıllar diyelim biz de buradan. Yunus Çankaya ismini her duyduğumda beni gülümseten şu güzel video ile de sonlandıralım bu haftasonunu. :)

Banvit (91): Barış Ermiş 9 (1 ribaund- 8 asist), Lance Williams 18 (5 ribaund), Chuck Davis 21 (7 ribaund- 4 asist), Yiğitcan Turna 1 (2 ribaund), Barış Özcan 21 (3 ribaund- 3 asist), Keith Simmons 15 (4 ribaund- 2 asist), Goran Cakic 4 (5 ribaund- 1 asist), Yunus Çankaya 2 (2 ribaund- 2 asist)

Pınar Karşıyaka (73): Serkan Menteşe (1 ribaund), Birkan Batuk 9 (3 ribaund), Ryan Toolson 21 (1 ribaund), David Holston 12 (1 ribaund- 4 asist), Andre Smith 10 (6 ribaund), Furkan Aldemir 3 (6 ribaund), Alper Saruhan 9 (6 ribaund- 2 asist), Kzell Wesson 9 (4 ribaund)

Efes Pilsen: 78 - Beşiktaş CT: 69 (10 Dakika Yetti)

Çarşamba günü oynadığı zorlu Maccabi maçının ardından pazar gününün ilk maçında, oldukça erken bir saatte, Beşiktaş Cola Turka ile karşılaştı Efes Pilsen. Haftaiçinde Abdi İpekçi'de sezonun en önemli karşılaşmasına çıkacak olmaları konsantrasyonları olumsuz yönde etkiliyor tabii, bunu önlemek mümkün değil. Geniş kadroda süre alamayan isimlere şans vererek bu durumu onlar için fırsata çevirmek tek çıkar yol gibi gözükse de, Ermal - Sinan ve hatta Dusan üçlüsünün aldıkları sürelerde gösterdikleri etkisiz performans, Ergin Ataman'ı ideal takıma döndürmek zorunda kaldı maç içerisinde. Ki maç sonunda da Ermal ve Sinan'a olan kırgınlığını belirtti koç özel olarak. 'Akıllar Euroleague'de, dolayısıyla bu isimlerin burada göstereceği performanslar ile güven tazelemeleri lazım' diye de ekleyerek.

Beşiktaş Cola Turka ise Mire Chatman'sız ilk lig maçında yeni transfer Perry'e pek süre veremedi. Takımı tanımıyor oluşu ile birlikte rakibin Efes Pilsen olması da ayrıca etken bunda tabii. Üç çeyrek boyunca oyunun içinde olmalarına ve 24-16 geride kapattıkları ilk çeyreğin ardından sürekli olarak skoru önde götüren taraf olmalarına karşın, hiçbir zaman 'Maçı kazanacağız' mesajını da veremediler maç içinde. Son çeyrekte savunmada vites arttıran ve o ana kadar otuz dakikada altı top kaybı yapan siyah beyazlıları, bir çeyrekte 5 top kaybına zorlayan Efes Pilsen savunması, yalnızca bir saha içi isabetine izin verdiği bu on dakikanın ardından sahadan 78-69 galip ayrılan taraf oldu.

Malaga flörtü ile birkez daha gündeme gelen Rakocevic'in tribüne çıktığı Efes Pilsen'de, Nachbar'ın Maccabi maçının ardından bugün de sahanın en istekli, en verimli oyuncusu olması tesadüf değil. Maç içerisinde üç ve dört numaralı pozisyonlarda oynadı değişken olarak. Ve artık sahada somurtan bir Nachbar portresi yok, hepsinden önemlisi bu bence. Formsuz Shumpert'ın yerine dahil edildiği 4 kısalı sistemde daha fazla verim verdiği de aşikar. Sloven oyuncu, 29 dakika sahada kalırken, bu süre TBL kariyerindeki en uzun süre oldu aynı zamanda. Nachbar haricinde öne çıkan isim ise 18 dakikada 9 sayı 8 asistlik bir oyun ortaya koyan Ender Arslan'dı ki o 9 sayının tamamını ilk çeyrekte üretti. 18 dakikada 8 asist gerçekte iyi bir rakam. İlk yarıda altı dakika oyunda kalıp 1 sayı 3 ribaund ile maçı tamamlayan Dusan ise henüz çok eksiği olduğunu gösterdi bir kez daha. Bu tarz maçlarda gereken süreleri almak için daha fazla çalışmalı ve bir de her topa reaksiyon gösterip zıplamamalı tabii.

Beşiktaş Cola Turka için hiç de kolay bir maç değildi ki zor durumda gösterdikleri bu direnç de takım kimyalarının başarısı ile doğrudan alakalı bir olay. Sakatlıktan dönen Cevher 19 sayı 8 ribaund ile bıraktığı yerden devam ederken, Chatman'ın olmadığı bir kadroda Baxter'in 4/11 ile hücum etmesini kaldırabilecek bir derinlik yok ne yazık ki siyah beyazlılarda. Dediğim gibi ona rağmen gösterilen bu direnç ve son on dakikada kaybedilen maç, takım kimyaları adına olumlu bir sınavdı. Kötü oynadıkları için değil, dar rotasyonları yüzünden kaybettiler bugün. Son çeyrekte sadece Baxter'in pas arasıyla bulduğu smaç ile tek saha içi isabet bulabilmeleri de Chatman'ın liderliğini, takımı derleyip toplamasını aradıklarını gösteriyor zaten fazlasıyla. Perry bugün özelinde beğenilmemiş olabilir ki şu dönemde siyah beyazlı formayı giyip de top getirecek siyahi oyuncu olmak isteyeceğim son şey olurdu herhalde. Sürekli bir kıyas durumu oluşacak çünkü.:)

Bu arada maçın en kritik anında Baxter'ın pas arası yapıp vurduğu smacı üstüste tam dört kez izleten ve kritik iki hücumu kaçıran yönetmene de sevgilerimizi sunalım unutmadan. Maçın en kritik anını, normal bir smacın tekrarını dört kere vererek kaçırıyorsan, söylenecek söz yok gerçekten.

Efes Pilsen (78): Mario Kasun 6 (2 ribaund), Charles Smith 12 (5 ribaund- 2 asist), Preston Shumpert 2 (2 ribaund- 2 asist), Kerem Tunçeri 5 (2 ribaund- 1 asist), Bootsy Thornton 13 (5 ribaund- 4 asist), Kaya Peker 9 (7 ribaund- 2 asist), Duşan Cantekin 1 (3 ribaund), Bostjan Nachbar 20 (4 ribaund), Ermal Kurtoğlu 1 (3 ribaund- 2 asist), Sinan Güler (1 ribaund), Ender Aslan 9 (1 ribaund- 8 asist)

Beşiktaş Cola Turka (69): Fedor Likholitov 2 (1 ribaund- 1 asist), Muratcan Güler 4 (1 ribaund- 1 asist), Engin Atsür 7 (2 ribaund- 3 asist), Marque Perry 2 (4 ribaund- 2 asist), Brad Newley 11 (5 ribaund- 1 asist), Haluk Yıldırım 5 (4 ribaund- 3 asist), Lonny Baxter 12 (5 ribaund- 1 asist), Adem Ören 7 (1 asist), Cevher Özer 19 (8 ribaund- 1 asist)

Cumartesi Maçlarına Kuş Bakışı

Bornova Belediyesi: 50 - Mersin BŞB: 67
Çok değil daha geçen hafta sonu 95-59 ile geçmişti Mersin Bornova'yı. 1 haftada çok büyük şeyler değişmedi, aksine o güne göre Mersin daha da morallendi, Bornova Kedrick Brown'u kaybetti vs. Tek elde kalan Halkapınar'da Bornova'nın zor maç kaybetmesi gerçeğiydi. Ama Kedrick'siz hiç izlememiştik onları. 3 silahşörlerden biri kaybolunca, kalan 2 silahşörden (aynı zamanda takımın en skoreri) Shipp de 4/14 saha içi isabette kalınca, zaten hassas olan takım yapısı yerle bir oluyor tabii. Mersin kolay bir galibiyet çıkarttı İzmir deplasmanından. Kupa moralinin lige yansıma yapacağını zaten tahmin ediyorduk, öngörüyorduk. Daha ilk maçtan siftahı yaptılar ve koç Mete Babaoğlu'nun 'Rahatlamak için maç kazanmalıyız' sözünün gerek şartını yerine getirmeye başladılar. Daha ilk maçtan. Şaka maka 9 günde çıktıkları 4 maçta 3 galibiyet almış oldular. Bir kez daha tekrarlıyorum, sıkıntı yaşamayacaklar, tırmanacaklar yukarı. Ki zaten eldeki kadro için bu çok da mucize bir durum değil.

Kepez Belediyesi: 82 - Darüşşafaka CT: 63
Ligde kalmasını beklediğim bir diğer takım da Kepez'di malum. Yapılan Tab Baldwin - Aziz Bekir değişikliği onlara ilk başta saha dışında bir avantaj getirmişti bize zorla öğretilen basketbol anlayışına göre. Yeni transfer Marcus Hall'u her ne kadar koç Aziz Bekir maç sonu 'Antrenör arkadaşlar yardımcı oldular. Böyle bir oyuncu var, alır mısın dediler... Defans zayıf mesela adamın, inşallah iyi çıkar' şeklinde yorumlasa da iyi transfer olduğunu biz şurada naçizane belirtmiştik. Dün ilk yarıda Daçka'nın skoreri Douby ile yaptıkları düello skorun dengede kalmasını engelleyemezken, ikinci yarıda Kepez tarafı Stanojevic'in aklı ve Ersin'in katkısı ile ağır bastı. Buckman'ın parasal sıkıntılar nedeniyle oynamadığı söylendi ama net bir şey bilmiyorum. Tek bildiğim o yokken Mujezinovic - Davidson ikilisine karşı yaşanabilecek olası ezilmeyi Stanojevic'in tek başına göğüsleyip, gerisin geri göndermesinin oldukça önemli olduğu. Ligde 5 hafta aradan sonra 5. galibiyetini aldı Kepez. Daçka ise son haftalarda aldıkları kritik galibiyetlerin ardından kabaran heves duygusunu biraz içine atmış oldu. Hem Mersin hem de Kepez morallenmişken, kurtarmaları hayli zor gibi duruyor.

Aliağa Petkim: 93 - Türk Telekom: 77
Halil Üner, Daçka maçı öncesi kendisiyle yaptığımız röportajda '10 galibiyete ulaştık mı ligde kalırız' demişti. O sırada 7 galibiyetleri vardı ve önlerinde Daçka (d), Antalya BŞB gibi 2'de 2 yapmaya uygun bir fikstür vardı. Onlar 2'de 0 çektiler o dönemde. Sonra gittiler kritik bir Mersin galibiyeti çıkardılar deplasmandan. Telafi ettiler. Ancak kupa arasında Reha'nın ameliyat olarak sezonu kapatması ve zaten hali hazırda daracık olan yerli rotasyonunun iyice kel kalması onlar adına fena bir işaretti. Bu durumda takımdaki yabancı oyuncu kalitesine bakmak gerekiyor. Geçen yıl Kepez'i ligde tutan neydi? Fitch & Traylor gibi iki kaliteli ismin kadroda bulunması. Halil Üner bu işi, ligin gerçeklerini iyi biliyor, kadrosundaki Hosley, McClinton, Gordon gibi adamlar çıkıp tek başlarına orta sıra maçları kazandırabiliyorlar takımlarına. Üçü birlik olduğu zaman da dün Telekom'a yaptıkları gibi herkesi yeneblir konuma geliyorlar. Dengesiz bir yapıları var ve bu dengesiz yapının söz geçirebileceği takımlardan biri de başdengesiz Telekom elbette. Dün 3 yabancıdan toplam 72 sayılık katkı aldı Aliağa. Zorlasak Telekom kadar işte. Aslında ribaundlarda 46-25 gibi çılgın bir Telekom üstünlüğü var ama bir şekilde maçı vermeyi, hem de farklı bir biçimde vermeyi becerebilmişler. Telekom'u yazmak pek keyif vermiyor zaten bana, anlayamıyorum çünkü, onları ayrı bir birime havale etmek gerekiyor. İncelenmesi gereken, hakkında tez yayınlanması gereken bir takım Telekom. Dudley oynamamış, Mallet yüzdesiz kalmış, Wilson 0/4 ile üçlük atmış, Serkan 12-13 dakika sahada kalmış. Bir tek Lang çırpınmış, onun da tek başına kazandırdığı maç sayısı toplasan 2'yi geçmez. Belki o kadar bile yoktur.

Erdemir: 69 - Tofaş: 71
Erdemir iç sahada verdiği Kepez maçından sonra bu maçı da çok arayacak ileride. Şu 2 maçı alsalar ligi 5. sırada bitirme yolunda en büyük aday olacaklardı ama kendi düşen ağlamazmış. Tofaş'ın sezon başında yaşadığı küme düşme stresini üzerinden attıktan sonra her türlü sonucu alabilecek bir takım haline geldiğini gözlemledik zaten. Hem içeri de hem de dışarıda. Potansiyelli bir takımın, birlik beraberlik içinde olduğu zaman herşeyi başarabileceğini bir kez daha ispatladılar bize bu yıl. Play-Off yarışında ilk 8 takımdan sadece Bornova aşağı inebilir gibi duruyor ama yine de yarışın içinde olduklarını kolayca söyleyebiliriz onlar için. Erdemir için maçı kazanmak çok da kolay bir şey değil bu rakamlarla. İç sahada 69 sayı at, üçlüklerde 3/18 ile oyna, yeri geldiğinde tek başına 10 asist yapan bir guardın olmasına rağmen toplamda sadece 10 asistte kal, en verimli yerlin Erkan Veyseloğlu 0/9 saha içi isabet yakalasın, skor beklediğin adamların bir çoğu suskun kalsın, ribaundlarda 44-31 ile geride kal.. Kolay değil bu şartlarda galibiyet. Rakip tam 20 top kaybı yapsa bile alamazsın maçı, burada görüldüğü üzere. Tofaş'ta en sevdiğim özellik (ki bunu sene başında üzerine basa basa yazmıştım) tek bir skorere bağımlı kalmamaları, her maç değişik adamlar skoru sürükleyebiliyorlar. Mesela son haftaların en baba adamı Bowman suskun bu maçta. Ama Mehmet Yağmur, Melih Sevda, Can Altıntığ ve Sean Denison devreye girmiş, maçı alıp gitmişler. 4 oyuncunun 3'ü Türk, dikkat çekerim. Hele Mehmet Yağmur'un 13 sayı - 14 ribaund - 7 asistlik oyununa ne demeli? Keşke sezonun ilk triple-double'ını yapaydın be Mehmet, dünkü performansa bu yakışırdı. Tofaş özellikle Bowman hamlesiyle çok kişiyi ters köşe yaptı bu yıl, buna kendi içlerindeki insanlar da dahil. Bize sadece tebrik edip, ayakta alkışlamak düşer kendilerini.

Oyak Renault: 77 - Antalya BŞB: 85
Mersin kazanmış, Kepez kazanmış.. Maç öncesi alınabilecek dopingin en büyüğü alınmış yani. Ya da şöyle değiştireyim cümleyi, 'Maç öncesi alınabilecek en büyük doping hazır ama Renault kafaya dikmemiş, yarım ağızla az birazını içmiş onun'. Daha ilk çeyrekte yakalanan 17 sayılık fark, devre sonuna da aynen taşındı, son çeyreğe girerken bu fark 8'e düşse de kendi evinde oynadığın bir maçta, 10 dakikalık süreçte bu farkı koruyabilirsin herhalde. Ama yok, koruyamadı Renault, son çeyrek skoru 15-31 Antalya BŞB lehine. Para sıkıntısı nedeniyle, suratları biraz asık, moralleri biraz bozuk bir şekilde Bursa'ya ayak basan Antalya BŞB'yi Bursa'da yenecek leziz bir İskender tek başıan toparlayamazdı herhalde. Renault da el verdi onlara, aldıkları bir çok değerli galibiyete bir yenisini daha ekledi Altar Tunçkol ve öğrencileri. Bu yıl sezon başında Bursa'da Cevat Soydaş Turnuvası'nı kazanmışlardı, ligde de 2'de 2 yaptılar Bursa'da. İskender'in katkıları çok da yabana atılacak cinsten değil ama kabul edelim. Şaka bir yana Altar Tunçkol ve ekibi büyük bir iş çıkarttı orada bu yıl. Sezon başında komple değişen takımın, yaşanan onca para sıkıntısına rağmen, bir arada tutuluyor oluşu ve üstüne 20 maçta 10 galibiyet gibi sezon başında teklif edilse hemen üstüne atlanacak bir yüzdeyi yakalamış olmaları bu yılın üzerinde yazılıp çizilesi gereken konularındandır kesinlikle. Renault için de yazılacak çok şey var tabii. Son 2-3 yılda onca sıkıntıya rağmen ligde kalmış olmaları bu sezon öncesi epey bir rahatlatmıştı onları ama kazın ayağı hiç de öyle olmadı. İşler sarpa sardı, yapılan hatalar çok, kimisi mecburiyetten yapıldı, engellenemedi ama kimisi de alenen yapılmış hatalardı, bal gibi de müdahale edilebilirdi. Çok hedef maç kaçırdılar peşpeşe, hepsini kaybettiler. İşleri zor, şu anda Daçka'nın yanında onlara yarenlik edecek bir numaralı aday konumundalar. Hem Antalya hem de Renault adına birer yazı sözüm olsun, fırsat bulursam bu hafta inceleyeceğim iki takımı da derinlemesine.

F.Bahçe Ülker: 81 - G.Saray Cafe Crown: 77
Maçı iyi bir moral yakalayan evsahibi takımın kazanacağını tahmin ediyordum, bu açıdan skor sürpriz değil benim için ancak son çeyrekteki oyuna tutunuş ekstra oldu biraz. Üçüncü çeyrekte süper bir ritm yakalamışken bir takım nasıl son çeyrekte her daim rakibini oyuna dahil eder anlayamıyorum. Ligdeki Efes maçının bir benzeri oldu aslında. Ömer Onan üçüncü çeyrekte (o günkü kadar olmasa da) yine azdı, takımı farka uçurdu. Son çeyrek oyun sonlara doğru tıkandı, o gün Preldzic'in girdiği devreye bu kez Ukic girdi, maç içeride kaldı. Derbinin en kritik noktası Ömer Onan'ın Jasaitis'e vurduğu kilit tabii ki. Ömer Onan dudağı kanadı diye kenara geldi son çeyrekte hatırlarsınız, o sırada daha ilk hücumda Jasaitis'in kaldırıp üçlüğü sallamasının ve isabet bulmasının aslında ne anlama geldiğini anlayabiliyordur herkes. Ukic'in performansının da altını çizmek gerek. O geldiğinden beri takımın yakaladığı ivme de şans eseri değil elbette. G.Saray Cafe Crown peşpeşe kazandığı 6 önemli maçtan sonra, Cem Akdağ'ın 'Rehavet' korkularını boşa çıkartmadı, son 6 lig maçında sadece 2 galibiyet alabildi. Bu maçlara Avrupa macerasını da eklersek galibiyet yüzdesi epey bir dibe düşüyor son maçlardaki. Şu anda küme düşüyorlar mevcut puan tablosuna göre, elbette oradaki adaylara göre çok daha büyük bir kadroları var ama hala oradan çıkamamış olmaları kötü, çünkü çıkmalarına yetecek kadar galibiyeti toplamışlardı haftalar önce. Haftaya Efes ile oynuyorlar, hani orada Renault olmasa büyük bir sürpriz olur mu diye kafamı bulandıracağım ama Renault sağolsun herkese güven veriyor.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Giricek Over Fatih Solak


Bugünkü derbinin en izlenesi hareketi. İzleyemeyenler için link.

F.Bahçe Ülker: 81 - G.Saray C.C: 77 (Ukic Başladı, Ukic Bitirdi)

İki ezeli rakibin mücadelesinin parkeye yansıdığı derbide, 100. randevuydu bugün. Ligdeki tek rakibi Efes Pilsen'i mağlup ettikten sonra üstüne bir de kupada safdışı bırakarak Teknosa Türkiye Kupası'na ulaşan F.Bahçe Ülker, ritm kazanmış şekilde geldi derbiye. Ve salonun dolması için de yeterli bir sebep vardı bugün, rakip G.Saray Cafe Crown'du. Sarı kırmızılılar ise hafta arasında iyi mücadele ettikleri Valencia deplasmanında uzatmalarda aldıkları yenilgi ile Avrupa defterini kapatarak geldiler Abdi İpekçi'ye. Oyunun kontrolü sürekli olarak ev sahibi F.Bahçe Ülker'in elinde bulunmasına karşın, son dakikaya kadar oyunun içerisinde kalmayı başaran ve aradaki kadro kalitesi ile kadro derinliğini bu mücadele gücü ile kapatan G.Saray Cafe Crown sahadan sadece dört sayılık bir farkla 81-77 mağlup ayrıldı.

Roko Ukic - Emir Preldzic - Ömer Onan - Mirsad Türkcan - Oğuz Savaş beşiyle maça başlayan F.Bahçe Ülker'e karşılık konuk G.Saray Cafe Crown'un ilk beşi Can Akın - Evren Büker - Simas Jasaitis - Radoslav Rancik - Mike Wilkinson şeklindeydi. Karşılıklı basketlerle geçilen beş dakikanın ardından Ukic sazı aldı eline. Ve ikinci beş dakikada şut kaçırmadan tam 13 sayı üretmeyi başardı. Buna karşılık sarı kırmızılılarda Mike Wilkinson 9 sayı 1 asist ile üretilen toplam 13 sayının tamamına yakınında pay sahibiydi. İlk çeyrekte sarı kırmızılı takımın ürettiği sayıyı tek başına üreten Roko Ukic, çeyreğin de 22-13 önde kapatılmasını sağlayan isimdi.

Rakibine nazaran daha zayıf ve daha dar bir kadroya sahip olan Cem Akdağ, oyunu hızlandırmak isteğinde olduğunu gösterdi hemen maçın başlangıcında. Ki bu gayet mantıklı bir tercihti, sete sette galibiyet çıkartması oldukça zordu çünkü G.Saray Cafe Crown'un. Boyalı bölgede de ligin en geniş uzun rotasyonuna sahip F.Bahçe Ülker'li uzunları durdurmayı başardılar. Ki maç sonunda ribaundlarda oluşan 36-30'luk G.Saray Cafe Crown üstünlüğü görmeye pek de alışık olmadığımız bir durum. Sahadaki beş oyuncusunun da şutuna olan güveni ile hızlı basketbolu tercih ettikleri bu maçta planları bozan ise dış şut performansları oldu onlar adına. Öyle ki ilk çeyreği 0/6 ile tamamladıktan sonra, bir ara 1/15'i gördüler üç sayı çizgisinin gerisinden. Onlar adına bugünkü hücum planını aksatan kısım da burası oldu kesinlikle. Maç sonunda da 4/24'de kaldılar, çizgisinin gerisinden.

Bütün maçı çift haneli farklarla önde götürmesine karşın rakibinin direncini kırmayı başaramayan F.Bahçe Ülker karşısında, oyunun hiçbir anında geri adım atmadı sarı kırmızılılar. Ki hafta arasında da önemli bir deplasmanda 45 dakika mücadele etmişlerdi. Bu yorgunlukla ve dar rotasyonla gösterdikleri bu direnç taktirlik gerçekten. Cem Akdağ'ın takımlarını farklı kılan özellik de budur zaten. Zamanında Petra'lı, Vickie Johnson'lı Galatasaray bayan basketbol takımının bu kadar sevilmesinin nedeni de aldıkları kupalar değil, sahada gösterdikleri o mücadele azmi idi. Bugün de sezon genelinde olduğu gibi bu mücadeleyi gösterdiler fakat karşılarında çok güçlü ve kaliteli bir rakip olunca bu mücadeleyi galibiyete çevirmek o kadar da kolay olmuyor.

Yazıyı G.Saray Cafe Crown özelinden yorumlamış gibi olduk sanki ama F.Bahçe Ülker'in, Efes Pilsen'i de devirmesinin ardından formalite maçları oynadığını biliyoruz hepimiz. Herkes final serisini bekliyor, ellerini ovuşturarak. İki takım arasında bu kadar güç farkı varken, bu şekilde yorumlamak daha verimli olacaktır düşüncesindeyim ben. İlk çeyreği 13 sayı ile tamamladıktan sonra Tanjevic kesiğini yiyerek kenara gelen Ukic'in, uzun süre kenarda oturması ve maçın en kritik iki hücumunda rakip ivme yakalamış iken ürettiği beş sayı ile maçı koparan isim olması alıştığımız bir tablo kesinlikle. Ve anlam veremediğimiz bir tablo aynı zamanda. Tıpkı son çeyrekte Tanjevic'in sol köşeden üçlük atan Wilkinson'la yanyana saha içinde duruyor olmasına teknik faul çalınmaması gibi. Teknik faul çalamıyorsunuz madem, en azından bir uyarın görüntü icabı da olsa. Hoş bir andı kesinlikle, unutulmazlar arasında yerini de aldı.

Kinsey'in sakatlığı nedeniyle tribünde olduğu, Gricek'in de geçirdiği bağırsak enfeksiyonu nedeniyle yalnızca altı dakika süre alabildiği maçta Ukic 19 sayı ile en skorer isim olurken tartışmasız maçın da yıldızıydı. Özellikle ilk çeyrekteki beş dakikalık şovu izlenmeli kesinlikle. Ömer Onan da savunmada Jasaitis'i durdurmayı başardığı gibi hücum sahasındaki 17 sayılık oyunu ile bu takımın en önemli yapı taşı olduğunu gösterdi bir kez daha. Hakemin kararına itiraz eden tribünlere, hakem doğru karar verdi, itiraz etmeyin işaretiyle de çok farklı bir oyuncu olduğunu göstermiş oldu bir kez daha. Belki de maçın en güzel hareketiydi bu. İkinci çeyrekte Giricek'in Fatih Solak'ın üzerinden vurduğu smaç ise bambaşkaydı. Anlatılmaz, izlemek lazım.

Fenerbahçe Ülker (81): Roko Leni Ukic 19 (1 ribaund-2 asist), Mirsad Türkcan 10 (10 ribaund- 1 asist), Ömer Onan 17, Rasim Başak 3 (2 ribaund-1 asist), Semih Erden 4 (5 ribaund-1 asist), Gordan Giricek 2 (1 ribaund-2 asist), Damir Mrsic 4 (2 asist), Lynn Greer 9 (3 ribaund-1 asist), Oğuz Savaş 9 (3 ribaund), Emir Preldzic 4 (5 ribaund-3 asist)

Galatasaray Cafe Crown (77): Darius Washington 17 (4 ribaund-2 asist), Caner Topaloğlu 5 (3 ribaund), Murat Kaya 2 (1 asist), Mike Wilkinson 18 (9 ribaund-4 asist), Radoslav Rancik 17 (9 ribaund-2 asist), Evren Büker 8 (4 ribaund-1 asist), Can Akın 5 (2 ribaund-1 asist), Simas Jasaitis 5 (4 ribaund-1 asist)

Erdemir: 69 - Tofaş: 71 (Deplasman Kralı)

Cumartesi programının son maçında Ereğli deplasmanına konuktu Tofaş. Sezon başında kurulan kadronun şu anda Play-Off yarışı içerisinde olmasını kimse beklemiyordu belki ama oynadığı iyi oyunla, özellikle deplasmanlarda gösterdiği başarılı performanslar ile dokuz galibiyetle geldi Ereğli'ye Bursa temsilcisi. Farkın iki adım adına da çok açılmadığı ilk yarı 36-36 beraberlikle sonuçlandıktan sonra, ev sahibi Erdemir'in dominasyonunu gördük üçüncü çeyrekte. 58-51 önde tamamladıkları bu periyodun ardından final bölümüne de basketle başlayarak skoru 60-51'e getirmeyi başardılar. Ki bu o ana kadar maç içerisinde yakalanan en yüksek farktı, fark maç boyunca çift haneye çıkmadı hiç iki takım adına da. Son dokuz dakikada Mehmet Yağmur'un 6 sayısı ve asistleri ile başını çektiği beş oyuncu üzerinden 20 sayı üreten Tofaş, yakaladığı 20-9'luk seri ile galibiyete ulaşan taraf oldu. Son dakika içerisinde galibiyeti getiren basket ise maçı 14 sayı ile tamamlayan Melih Sevda'dan geldi. Son hücumda önce Alex Gordon, sonra da Nate Funk ile üçlük denemelerinden isabeti bulamayınca Erdemir, üstüste dördüncü galibiyetini almış oldu Tofaş.

Bursa temsilcisinde 12 ve üzerinde sayı üreten dört isim var. Ama bundan daha önemlisi ise takım oyununa katkı yapan, sessiz sedasız görevlerini yerine getiren isimlerin varlığı. Kolaric'in 11 ribaundu, Can Altıntığ'ın 15 sayısı, maçı kazandıran basketi atan Melih Sevda'nın 14 sayısı gibi. Son haftaların formda ismi Bowman yalnızca sekiz sayıda kalırken 13 sayı 14 ribaund 7 asist ile oynayan ve muazzam bir maç çıkartan Mehmet Yağmur, onun yokluğunda sahneye çıkan isim oldu bugün. Bu sezon yükselen performansına zirve yaptırmış oldu böylece. Bu performanslarla birlikte 10. galibiyetlerini alıp Bursa'ya dönüyorlar, başarılı takım oyunları ile. Tebrik etmek lazım, yaptıkları gerçekten büyük iş.

Erdemir cephesinde ise son dört maçtaki üçüncü mağlubiyet oldu bu. Devreyi yedi mağlubiyette kapatmışlardı, bu sekanstaki düşüşü beklemiyordu sanırım kimse. Bugün de Leon Williams - Kone - Ümit Türkoğlu gibi isimlerin varlığına rağmen ribaundlarda 44-31 ezilmişler. 16'sı hücum ribaundu. 20 dakika sahada kalan Erkan Veyseloğlu'nun 0/9 saha içi isabetini bu rakamla birlikte değerlendirdiğimizde mağlubiyet çok da sürpriz değil aslında. Erkan'ın bu oyununun yanı sıra Hakan Köseoğlu'nun 5 asist /3 top kaybında kalması ve Alex'in sadece 13 dakika oyunda kalması mağlubiyetin hazırlayıcıları olmuş. Alex Gordon konusu detaylı bir konu aslında. Elinizde Alex Gordon gibi bir oyuncu varsa 27 dakika kenarda oturmamalı. Mevcut Erdemir kadrosunda fazlalık yarattığını düşünüyorum ben ve hatta işleyen sistemi de biraz bozduğu kanısındayım. Daha sonra detaylandırırız bu konuyu, şimdilik burada bırakalım.

Bursa dışında daha iyi oynadıklarını düşündüğüm Tofaş, deplasmanlarda altıncı toplamda ise 10. galibiyetini almanın mutluluğuyla Bursa yolunda şimdi. Önümüzdeki beş hafta oldukça zorlu bir fikstürleri var, o dönem öncesinde iyi bir moral olmuştur bu galibiyet onlar için.

Erdemir (69): Melih Yıldız 1, Nate Funk 12 (4 ribaund), Ümit Türkoğlu (1 ribaund- 1 asist), Erdal Bibo 5 (1 asist), Hakan Köseoğlu 9 (2 ribaund- 5 asist), Alex Gordon 6, Erhan Yetim 3 (4 ribaund- 1 asist), Mohamed Kone 11 (9 ribaund), Leon Williams 17 (6 ribaund- 2 asist), Erkan Veyseloğlu 3 (3 ribaund), Emre Ekim 2 (2 ribaund)

Tofaş (71): Mehmet Yağmur 13 (14 ribaund- 7 asist), Orçun Göllü (3 ribaund- 1 asist), Brandon Bowman 8 (4 ribaund- 1 asist), Melih Sevda 14 (1 ribaund- 3 asist), Can Altıntığ 15 (2 ribaund- 1 asist), Lamar Butler 3 (1 ribaund), Cihad Şahin, Sean Denison 12 (6 ribaund), Marko Kolaric 6 (11 ribaund- 1 asist), İlkan Karaman (2 ribaund)

Oyak Renault: 77 - Antalya BŞB: 85 (Bursa'da Harakiri)

Alt sıralarda kıyasıya bir yarış içerisinde olduğu iki rakibi Kepez ve Mersin BŞB'nin önemli galibiyetler aldığı, diğer iki rakibi G.Saray Cafe Crown ve Daçka'nın da deplasmanlarda kaybettiği bir haftada, evinde Antalya BŞB ile karşılaştı Oyak Renault. Maça da çok hızlı başlayarak bir anda öne fırladılar, henüz beş dakika dolmadan farkı çift haneye çektikleri ilk çeyreği 27-10 önde tamamladılar. İkinci periyotta da skoru ve oyunu kontrol ederek, farkı 19 sayıya kadar çıkardıkları bu yarıyı 48-31 önde kapattılar. Herşey istedikleri gibi gidiyordu bu devrede, galibiyet için gereken farkı da yakaladılar aslında fazlasıyla. Fakat rüzgarın terse dönmesi uzun sürmedi. Oyak Renault'un son altı maçta galibiyet alamamış olmasının verdiği psikoloji de devreye girince rüzgarın şiddeti fazlasıyla hissedildi tabii. Önce farkı tek haneye çekti Antalya takımı, ufak ufak yaklaşmaya başladılar. 8 sayı geride girdikleri final periyodunda, Aaron Jackson + Hakan Erol yapımı 11 sayı ile önce 69-69'da eşitliği sağladılar. Ardından da ilk kez öne geçmeyi başardılar, bitime beş dakika kala. Bir dakika içerisinde 2'si Aaron Jackson'dan olmak üzere gelen üç isabetli üçlük tüm maçın, belki de ligin, kaderini değiştirmiş oldu böylece.

Devresine 17 sayı, final periyoduna 8 sayı önde girdiğiniz maçın son on dakikasında tam 31 sayı yiyorsanız şayet konuşulması gereken şeyler de farklı boyutlarda oluyor ister istemez. Üstelik iki önemli rakibiniz kazanmış iken kaybediyorsunuz bu maçı. 19 sayıdan verdiği bu maçı çok arayacaktır Oyak Renault. Sezon başından beri çalan çanlar, bu mağlubiyetin ardından volümü biraz daha arttırmış vaziyette artık. Söylenecek pek fazla birşey yok, bu mağlubiyetin tek anlamı biz ligde kalmak istemiyoruzdur bence.

Altar Tunçkol ise sessiz sedasız işini yapmaya devam ediyor. Finansal sorunları devam ediyor sezon başından bu yana fakat bugün 10. galibiyetlerini çıkartmayı başardılar Bursa'dan. Play-off yarışı içerisinde kalmaya devam ediyorlar.

Oyak Renault (77): Ahmet Erdoğan 16 (1 ribaund-3 asist), Ufuk Kaçar 5 (1 ribaund-4 asist), Olumuyawa Famutimi 9 (3 ribaund-1 asist), Nedim Dal 2 (2 ribaund-2 asist), Tufan Önen 2 (4 ribaund), Alex J Scales 13 (4 ribaund-5 asist), Josh Heytvelt 20 (14 ribaund-4 asist), Mutlu Demir 10 (1 ribaund)

Antalya BŞB (85): Teoman Örge, Brian Greene 12 (9 ribaund-2 asist), DJ Thompson 9 (8 ribaund-1 asist), Hakan Erol 17 (2 ribaund-1 asist), Aaron Jackson 24 (3 ribaund-5 asist), Patrick Femerling 2 (3 ribaund-1 asist), Caner Şentürk 13 (1 ribaund-2 asist), Salih Uğraşan (1 ribaund), Oktay Yılmaz, Umut Yenice 8 (2 ribaund-1 asist)

Aliağa Petkim: 93 - Türk Telekom: 77 (Bir Telekom Klasiği)

Reha Öz'ün sakatlığı nedeniyle sezonu kapatmasının ardından iyice daralan rotasyonu ile haftaiçinde Kızılyıldız deplasmanından galibiyet çıkartan Telekom'u konuk etti bugün Aliağa. Maçın skorunu bilmeyen birisine Aliağa'da Ceyhun ile birlikte yerli rotasyonun en önemli halkası Reha Öz'ün sezonu kapattığını ve Telekom'un ribaundlarda 46-25'lik üstünlük kurduğunu söylediğimizde, maçı Türk Telekom'un rahat şekilde kazandığını söyler sanırım ama pek öyle gelişmemiş bugün işler. McClinton hiç çıkmadan oynamış, Hosley ve Ceyhun da 37'şer dakika sahada kalmışlar. 18-24 geride kapattıkları çeyreğin ardından diğer tüm çeyrekleri önde tamamlamayı başarmış Aliağa. 93 sayının 72'sine imza atan Hosley - McClinton - Lorenzo Gordon üçlüsü de galibiyeti getiren isimler olmuşlar. Aslan payı 31 sayı 7 ribaund 4 asist ile oynayan Hosley'e ait kuşkusuz. Ligin en fazla top kullanan takımı Aliağa'nın oyununa ilk devrede yanıt verebilen Telekom ise, ikinci yarıda kesilmiş gibi duruyor. İkinci devre skoru 51-40 Aliağa lehine oluşmuş.

2/6 ikilik 3/11 üçlük isabeti ile 13 sayı üreten son haftaların formda ismi Mallet, maç öncesinde ondan çekinen Halil Üner'i oldukça rahatlatmıştır herhalde bu performansıyla. Dudley'in de sakatlık nedeniyle forma giyemediği Telekom'da Lang'in 20 sayısı kadar dikkat çekici olan bir diğer rakam ise tam 31 adet üç sayılık denemesinde bulunmuş olmaları. 31 tane dış şut kullanıyorsunuz, en skoreriniz uzun oyuncunuz. Normal olmadığı kesin fakat Telekom'un basketbolunu sorgulamamayı öğrenerek büyüdük neyse ki. :)

Bu galibiyetle birlikte toplamda dokuzuncu, Aliağa'daki yedinci galibiyetini almış oldu Halil Üner. Alt taraf ile bağlantıları koparmışlardı zaten artık tamamen play-off yarışı içerisindeler.

Aliağa Petkim (93): Jack McClinton 25 (3 ribaund- 2 asist), Hazer Avcı, Quinton Hosley 31 (7 ribaund- 4 asist), Vladan Vukosavljevic 5 (1 ribaund- 1 asist), Ceyhun Altay 10 (6 ribaund- 6 asist), Kaan Üner 2 (2 ribaund- 2 asist), İsmail Çevik (1 asist), Lorenzo Gordon 16 (4 ribaund), İlkay Okay 4 (2 ribaund)

Türk Telekom (77): Kris Lang 20 (8 ribaund- 1 asist)), Serkan Erdoğan 3 (1 ribanud- 1 asist), Lamayn Wilson 10 (9 ribaund- 2 asist), Bekir Yarangüme 6 (5 ribaund- 1 asist), Tutku Açık 8 (3 ribaund- 6 asist), Hüseyin Beşok 9 (6 ribaund- 1 asist)), Mutlu Akpınar, Soner Şentürk 3 (2 ribaund- 1 asist), Ümit Sonkol 5 (7 ribaund), Demond Mallet 13 (5 ribaund- 5 asist)

Bornova Belediyesi: 50 - Mersin BŞB: 67 (Altın Galibiyet)

Kupada finale çıkma başarısı gösteren Mete Babaoğlu'nun Mersin'i ligde Bornova deplasmanına konuktu bugün. Kupada farklı şekilde mağlup oldukları Mersin'den rövanşı almak isteyen Bornova Belediyesi'nde kupadaki maçta sakatlanan Kedrick Brown bugün forma giyemezken, konuk Mersin'de de yine kupada Karşıyaka maçında sakatlanan Vincent Grier da takımla birlikte değildi. Kupadaki iyi mücadelenin lige yansıyacağını biliyorduk zaten, maça da çok hızlı bir giriş yaptı Mersin BŞB. Ve 40 dakika boyunca rakibinin öne geçmesine hiç izin vermeden altın değerinde bir galibiyet çıkarttı bugün İzmir'den. Bu psikoloji içerisinde 40 dakikayı önde götürüp galibiyet almaları üzerlerindeki baskıyı attıklarının en iyi göstergesi. Üstelik evinde sadece Efes Pilsen ve Banvit'e kaybetmiş bir Bornova karşısında.

Bugün 10 sayı ve üzerinde skor üreten tam dört isim var Mersin'de. Bornova'da ise çift haneye çıkan tek isim Frank Elegar. Bornova hücumu için kritik öneme sahip Kedrick Brown'un yokluğunda Shipp de 4/14 saha içi isabeti ile oynayınca 50 sayıda kalmalarını normal karşılamak lazım. Bu sezonki en düşük rakam bu Bornova özelinde. Mersin cephesinde 17 sayı 9 asist 6 ribaund ile oynayan Dominic James, 4/7 üçlükle 14 sayılık katkı sağlayan James Baron ve 17 sayı 12 ribaund 2 asistlik bir maç çıkartan Asım Pars - Nedim Yücel ekürisi kupadaki işleyişi devam ettirmişler bugün aynen. Kupada gösterilen başarılı performansların lige yansıması özelinde konuşmuştuk daha önce, Mersin bu trendin içerisine girmiş durumda artık iyice. Önümüzdeki hafta Mersin'de Oyak Renault ile çok çok kritik bir maç oynayacaklar.

Bornova Belediyesi (50):
Josh Shipp 9 (7 ribaund- 1 asist), Umutcan Özyıldırım 2 (1 ribaund-1 asist), Yalçın Azizmahmutoğulları 2(3 ribaund- 1asist), Çağdaş Erdoğan 8 (4 ribaund- 2 asist), Frank Elegar 13 (2 ribaund- 1 asist), Serdar Yavuz 8 (4 ribaund- 3 asist), Tomas Nagys 8 (7 ribaund-1 asist)

Mersin BŞB(67): Asım Pars 10 (6 ribaund- 1 asist), Nedim Yücel 7 (6 ribaund-1 asist), Altan Erol 2 (1 ribaund), Burak Yönder (1 ribaund), İnanç Koç 11 (2 ribaund- 1 asist), Onur Aydın (1 ribaund-1 asist), James Baron 14 (2 ribaund), Dominic James 17 (6 ribaund-9 asist), Goran Nikolic 6 (6 ribaund-1 asist)

Kepez Bld: 82 - Darüşşafaka CT: 63 (Yerli Oyuncu Farkı)

Son üç maçında iki galibiyet alarak 'Daha ölmedim' mesajını net bir şekilde veren Daçka, kupa arasında Tab Baldwin ile yolları ayırıp Aziz Bekir ile yola devam etme kararı alan Kepez deplasmanına konuk oldu bugün. Ligden düşecek takımı doğrudan tayin edebilecek bir maç olması açısından haftanın en önemli maçıydı bence. Maç öncesinde 'Sert defans yapıp, oyunu hızlandırarak kolay fast-break sayıları bulmak amacındayız' diyen Aziz Bekir, yeni transfer Marcus Hall ile elini kuvvetlendirirken Buckman'ı da tribüne yollamıştı. Daçka cephesinde ise bildiğimiz tablo hakimdi yine, Douby'nin eline bakacaklardı.

İlk çeyrekteki Marcus Hall - Quincy Douby düellosundan galip çıkan isim 12 sayı üreten Marcus olurken, 11 sayı ile oynayan Douby çeyreğin 23-20 geride kapatılmasına mani olamadı kendi takımı adına. Ligdeki gidişatlarını doğrudan etkileyecek bir maçta daha sert savunmalar beklerken iki takım da oldukça yumuşak başladı aslında savunmada. Başroldeki iki ismin yardımcıları ise tecrübeli Jovo ve Mujezionovic idi ilk on dakikada. Dengede geçen ilk çeyreğin ardından ikinci çeyrekle birlikte Kepez oyun ve skor üstünlüğünü ele almayı başarsa da, Ersin Görkem'in etkisiz oyunu farkın çift haneye taşınmasına engel oldu. Üç kez dokuz sayı barajında takılı kaldı Kepez Belediyesi ve Douby'nin 19 sayı attığı bu devrenin son iki dakikasında yakaladığı 6-0'lık seri ile soyunma odasına yalnızca 1 sayı ile geride girdi Daçka. Hall'un etkili birebirleri kadar Ersin Görkem'i oyun içerisine çekme çalışmaları da takımı oynatma yeteneğini göstermesi açısından olumluydu gelecek haftalar adına. Bu devrede Daçka'nın 11 kez serbest atış çizgisine gitmesine karşın, ev sahibi Kepez'in serbest atış kullanamaması da ilginç bir detaydı. Toplam altı faul yaptı zaten konuk takım bu devrede.

İkinci yarıya Ersin Görkem'in basketleriyle başlayan Kepez Belediyesi, yeniden skor üstünlüğünü ele alarak oyunu sürükleyen taraf oldu. Aslında maç başlangıcındaki karşılıklı basketleri saymazsak, böylesine kritik bir karşılaşmada sürekli olarak oyunu domine eden taraf onlardı. Bu da içerisinde bulundukları durumda oldukça zor ve bir o kadar önemli bir karakter göstergesi. Bu çeyreğin sonunda Daçka'nın yapmış olduğu çeşitli zone savunmalara karşı zorlansalar da o noktada Jovo Stanojevic tecrübesi ve basketbol aklı ile oyuna müdahil olarak önemli bir galibiyet aldırdı Kepez'e.

Konuk takımda 63 sayının 53'ü üç yabancıya ait. Yerlilerden gelen 10 sayılık bir katkı var. Kepez'de ise beş yerli oyuncudan gelen toplam 35 sayılık bir oyun var ki sayılardan da öte saha içinde gördüğümüz oyunda da oldukça etkindi Kepez'in yerlileri. Maç sonucu da doğrudan etkileyen bir istatistik oldu tabii bu. Maç sonunda oluşan 19 sayılık fark maçın hakkı olan bir fark değil tabii, Kepez'in galibiyeti kesinleştikten sonra Daçka'lı oyuncular da bıraktılar maçı. Orada yaratılan suni bir fark bu, onu da ekleyelim.

İlk maçında tüm meziyetlerini sergileyen ve bence geçer not alan Marcus Hall maçı 17 sayı 8 ribaund 4 asist ile tamamlarken, Jovo Stanojevic 12/15 gibi yüksek bir yüzdeyle 27 sayı üretip 9 da ribaund çekerek galibiyetin mimarı oldu. Tamamı 2. yarıda olmak üzere 15 sayı üreten Ersin Görkem de Kepez organizasyonu için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiş oldu. Bu galibiyetle birlikte biraz olsun nefeslendi Kepez. Daçka için ise Mersin'in bugün Bornova deplasmanında kazanmasının ardından artık işler çok çok zor bir hal aldı. Tek bir kişinin eline bakarak bu kadar oluyor işte. Yapacak birşey yok.

Kepez Belediyesi (82): Erdem Türetken 9 (5 ribaund), Jovo Stanojevic 27 (10 ribaund- 1 asist), Levent Bilgin 2 (1 ribaund- 1asist), Andrius Mazutis, Nikolay Padius 3 (1 ribaund), Barış Güney 4 (1 ribaund- 7 asist), Ersin Görkem 15 (4 ribaund- 2 asist), Mesut Ademoğlu 5 (2 ribaund)

Darüşşafaka Cooper Tires (63): Quincy Douby 25 (3 ribaund- 4asist), Bora Hun Pacun 5 (5 ribaund, Cevat Alper Özcan 2 (4 ribaund- 2asist), Polat Kaya 3 (2 ribaund-2 asist), Haris Mujezinovic 12 (2 ribaund), Jermareo Davidson 16 (12 ribaund), Can Özcan (4 ribaund)

Rakocevic - Malaga Flörtü

İsrail deplasmanında yaşananların devamında Igor Rakocevic - Ergin Ataman - Efes Pilsen yönetimi arasında yaşananları birebir bilemesek de tahmin etmek hiç zor değil. 'Bundan sonra kadroya girme şansı son derece azdır.' dediği Rakocevic'i, Fenerbahçe Ülker karşısında ilk beş başlatmak zorunda kalmıştı Ergin Ataman. Bu durumu fırsata çevirmek isteyenler oluyor tabii, Rakocevic gibi bir isim sözkonusu olduğunda. Amerikalı guardları Juan Dixon'ın da yasak madde kullandığının ortaya çıkmasının ardından, Rakocevic'e yönelen ekip Malaga olmuş. Bu topraklarda o bildiğimiz Rakocevic gibi oynayamayan Sırp oyuncuyu kadrosuna katmak isteyen Malaga'nın bugünkü şartlar altında Rakocevic'i ikna etmesi zor olmaz ama çok daha önemli bir sorunları var. O da transferin maddi boyutu. Efes Pilsen'in istediği fiyat ile öerilen fiyat arasında yaklaşık üç katlık bir farkın olması, transferi çıkmaza sokuyor. Unicaja Başkanı da işin "şimdilik" yattığını kabul etmiş yaptığı açıklamada, bir mucize olması gerektiğini de ekleyerek. Haber burada, çeviri ise sevgili Yiğiter abiden.

O tartışmanın ardından oynadığı karşılaşmalarda Rakocevic'in sahada takıma yarar sağlamaktan ziyade zarar verdiği apaçık. Zaten oluşturulmakta zorluk çekilen takım kimyasını bozması da ayrı bir konu. İşin maddi boyutunu bir yana bırakıp bu çerçevede değerlendirdiğimizde, uygun bir fırsatta hemen elden çıkarılacağını söylemek yanlış olmaz herhalde.

Nachbar'ın da aynı minvalde açıklamaları olmuş bu arada Slovenya basınına. Daha önce aldığı süreleri ve top kullanma şansını burada bulamayan Rakocevic gibi O da, sisteme ve takımdaki rolüne alışamadığından dem vurmuş. Son Maccabi maçında, Shumpert ile oynanan dört kısalı sisteme Nachbar'ın monte edilmesi işe yaramış gözüküyordu. Rakocevic elden kaçtı artık, Nachbar'ı kazanmaya çalışmak lazım.

Fenerbahçe: 85 - Spartak Moskova.:87 (Kaçan Final Four)

Final four yolunda önüne bir kez daha Spartak Moskova engelini çıkaran Fenerbahçe, eşleşmenin ikinci karşılaşmasında dün Spartak'ı ağırladı Caferağa'da. Halen bu alanda dünyanın en iyi takımı olarak gösterilse de, Lauren Jackson'ın ayrılmasının ardından geçen yılki oyunundan oldukça uzak bir görüntüde Spartak. Ekaterinburg'un şampiyonluk yolunda daha şanslı gösterilmesine karşın, Spartak'ın elindeki güçlü kadro onları tabii ki çok farklı bir yere koyuyor bu organizasyon içerisinde. Kasım ayının sonunda Caferağa'da oynanan grup karşılaşmasında da son çeyreğe kadar iyi direnmişti Fenerbahçe. Ama o gün WNBA'den takım arkadaşı olan Penny Taylor - Diana Taurasi düellosunu kazanan 29 sayı üreten Taurasi olmuştu. Ve tabii Spartak da. Dün de yine Taurasi başroldeydi. Tam 38 sayı üretti Amerika'lı, bir kez daha gösterdi rakipsiz olduğunu. Pota altında bölgesinin en iyisi olan Fowles'dan da 26 sayı 19 ribaundluk bir katkı gelince çok rahat kazandıklarını düşünebilir insan eğer skoru bilmiyorsa. Üçüncü çeyrekte bir ara farkı 17 sayıya kadar yükselten Fenerbahçe, bu avantajını koruyamayınca Diana Taurasi - Fowles ikilisi de uzatmaya götürdükleri maçı almayı başarmışlar, 85-87'lik skorla.

Sayı farkına bakılmaksızın kazananın belli olduğu eşleşmede, ki bu konuda da bazı yanlış bilgiler var bazı sitelerde, bu seviyede 17 sayılık farkı koruyamamak ciddi bir hata şüphesiz. Karşısında Taurasi gibi insanüstü bir varlığın olmasına karşın, bunu başarabilirdi Fenerbahçe. Kazandığı taktirde tur Rusya'da sonlanacaktı ve kesinliğe yakın bir ihtimalle elenecekti sarı lacivertliler fakat bu mücadele, bu istek taktire şayan gerçekten. Futbol takımının, erkek basketbol takımının 'formanın hakkını verin' eleştirileri ile gündeme geldiği şu günlerde; bu takımın yüreğinin büyüklüğü ile orantılı değil salona gelen taraftar sayısı. Daha fazlasını hakediyorlar.

Dün galibiyet alamasalar da, başardıkları çok büyük bir iş kesinlikle. Bugün konuyla alakalı pek çok yerde bu maç konuşuluyor, Avrupa'da. Bu sezon Spartak'ı içerde/dışarda bu kadar zorlayan bir takım olmamıştı. Bu da Fenerbahçe'nin kadrosunun yeterliliğini gösterdiği kadar ufak bir rötuş ile F4'ün kaçırıldığını yönetime gösteren ince bir detay aslında. Uzun zamandır dillendirilen fakat nedense yönetim tarafından yapılmayan o küçük hamlenin yapılma vakti geldi artık. Kaçırılan fırsatlar can sıkıcı boyutta, bu takım Euroleague'de F-4'ü hakediyor. Dün Spartak karşısında ortaya koyan oyunla bunu bir kez daha kanıtladılar. Grupta Fenerbahçe'den daha az galibiyet alarak, Spartak'tan kurtulan Brno'nun final four'a kalacak dördüncü takım olma olasılığının gayet yüksek olması da ayrıca sinir bozucu tabii. Bir çözüm bulunmalı bu sisteme.

Fenerbahçe (85): Birsel Vardarlı 6 (3 ribaund- 2 asist), Begüm Dalgalar 2 (1 ribaund), Esmeral Tunçluer 13 (3 ribaund- 5 asist), Nicole Powell 23 (7 ribaund), Nevriye Yılmaz 14 (7 ribaund), Penny Taylor 11 (2 ribaund), Tammy Sutton-Brown 16 (5 ribaund- 1 asist)

Spartak Moskova Region(87): Janel Mc Carville 6 (6 ribaund- 2 asist), Marina Karpunina (1 ribaund), Sonja Petrovic (2 ribaund), Aneta Jekabsone-Zogota 6 (4 ribaund- 2 asist), Ilona Korstin 1, Sue Bird 10 (2 ribaund- 3 asist), Irina Osipova (3 ribaund), Diana Taurasi 38 (6 ribaund- 2 asist), Sylvia Fowles 26 (19 ribaund)

Hacettepe Üni: 51 - Trabzonspor: 58 (TBL Yolunda)

Birinci lig yolunda önemli adımlar atan iki takımın keyifli olmasını beklediğimiz mücadelesini izlemek için salondaydık bugün. Maliano ve koç Murat Özyer ile birlikte. Maç önü muhabbetini kısa tutup salona erken geçelim düşüncemizin doğruluğunu içeriye adım attığımızda gördük. Maçın başlamasına yarım saat kala tıklım tıklım doluydu salon. A grubunun birincisi Hacettepe ile onu iki galibiyet geriden takip eden Trabzonspor'un mücadelesini, gelecek yıl TBL'de görmemiz muhtemel takımları, izlemek istemişti Ankara'lılar. Cuma akşamı, saat 17.45'de. Türk Telekom, boş salon, Ankara'nın kaliteli basketbolseveri üçgeninde gerekli boşlukları doldurmak için şöyle alalım sizleri, biz maça devam edelim.

Burnu bandajlı şekilde kenarda oturan Eddy Fobbs'suz Trabzonspor, ev sahibine nazaran daha istekli taraf olarak göze çarptı maç boyunca. Parkedeki oyunculardan başlamak üzere koç Aleaddin Yakan'da, yöneticilerde, kendisine ayrılan bölümü doldurup taşıran taraftarında hatta bütün maç kıpır kıpır yerinde duramayan malzemecesinde dahi bunu gözlemlemek mümkündü. Sertliğe daha müsamahakar davranılan bir ligde, bu hırsla sahaya çıkan Trabzonspor skorda öne fırlasa da Hacettepe geriden gelerek yakaladı onları. Ve yaklaşık otuz beş dakika bu çerçeve içerisinde oynandı. Üçüncü çeyrek sonunda skor dört kere el değiştirmiş, altı kere de beraberlik sağlanmıştı. Böylesine yakın geçen bir mücadelede, hele ki birinci lig hedefi bulunan iki takım mevzubahis ise, ufak gerginliklerin olması da kaçınılmaz tabii. 3. çeyrekte önce İlker Türel'e ardından Trabzonspor benchine çalınan teknik faullere Trabzonspor'lu yöneticilerden yoğun tepkiler gelince, o ana kadar yerinden kıpırdamayan Doğan Hakyemez araya girerek ortamı yumuşattı.

3. periyotta ev sahibi takımın aldığı toplam ribaund sayısından daha fazla hücum ribaundu alan ve neredeyse her defasında iki kez hücum etmeden kendi sahasına dönmeyen Trabzonspor, son çeyrekteki başarılı dış şutları ile sahadan 58-51 galip ayrılmayı başardı. İki takımın da bu sezon içinde ürettikleri en düşük skorlar bunlar. Bu istatistik parkedeki savaş hakkında net bir fikir oluşturacaktır sanırım kafalarda. Bitime bir dakika kala Hadi'nin üçlüğü ile farkı 11'e kadar çıkartmışlardı aslında ama moladan iyi dönen ve farkı tek haneye çeken Hacettepe olası bir ikili averaj durumunda avantajını korumayı başarmış oldu bu mağlubiyete karşın.

Maç boyunca hakem ikilisin hemen hemen hiçbir kararından memnun olmayan Aleaddin Yakan'ın bu isyanının maç sonundaki tezahürü serbest atışlarda oluşan 25-5 Hacettepe üstünlüğü. İkinci yarı serbest atış çizgisine hiç uğrayamadı bordo mavililer, daha önce başlarına geldi mi bilemiyorum. Henüz maçın başında faul problemine girdi aslında Trabzonspor, ilk olarak Fırat Aydemir iki faul alarak benche gelen isimdi. 30-28 Trabzonspor üstünlüğü ile tamamlanan devrede çalınan faul sayıları 8-16 şeklinde idi. 3. çeyreğin ortasında iken henüz Hacettepe takımına faul çalınmadığını skorboarddan maçın hakemine işaret eden Fırat Aydemir tebessüm ettirdi hepimize. Tıpkı son dakika içerisinde boarda set çizen Aleaddin Yakan'ın dengesini kaybedip gerisin geriye hareketlenmesi ile benchin kahkaha tufanına tutulması gibi. Özellikle Volkan İncekara ile Jamison uzun süre kendilerine gelemediler. :)

Bugün aldığı galibiyetle aradaki farkı tek maça indiren Trabzonspor'un, evindeki ilk maçı 10 sayılık bir farkla kaybettiği için kalan üç haftada liderlik şansı yok denecek kadar az. Ama bugünkü maç sıralamayı belirlemeden önce bir mesaj maçıydı ve gereken mesajı fazlasıyla verdikleri kanısındayım ben. TBL organizasyonuna Trabzon deplasmanının da dahil olması çok keyifli olacak kesinlikle. Hacettepe'de forma giyen Kemal Tunçeri'nin cezası nedeniyle bugün forma giyemediğini hatırlatıp, üçüncü çeyrekte ayak bileğinden sakatlanan ve maça devam edemeyen Serhat Büker'e de geçmiş olsun dileklerimizi iletelim.

Hacettepe (51): Melih 2, Caner 12, Berent 5, Özgür 11, Dearman 14, Onur, Cem 4, Sercan 3, Serhan

Trabzonspor (58): Hadi 7, Kerem 2, Volkan, Orçun 7, Jamison 10, Ramazan 3, İlker 5, Fırat 9, Melih 9, Hakan 4, Umut 2

26 Şubat 2010 Cuma

Seda Tekindağ'dan Sevindirici Haber

Ceyhan Belediye'nin tecrübeli oyuncusu Seda Tekindağ'dan geçirdiği ağır trafik kazasından sonra durumunun iyiye gittiğine dair ilk gelişme geldi. Bilincinin tamamı yerinde değil fakat en önemlisi hayati tehlikeyi atlatmış olması. Basketbola dönmesi şuan için uzak ihtimal, kalplerimiz ve dualarımız kendisiyle.

Üner: Mallet İçin Özel Önlem Alacağız

Ligin 20. haftasında evlerinde oynayacakları zorlu Türk Telekom maçı öncesinde Aliağa Petkim koçu Halil Üner'in maçla ilgili görüşleri şöyle:

İki haftalık arayı iyi hazırlanarak geçirdik fakat önce Reha'nın ameliyat olması, uzerine bir de Kaan'ın hafta başında ayak bileğini burkması tatsız bir sürpriz oldu. Kendisini maça yetiştirmek için büyük çaba sarfediyoruz. Telekom takımının son haftalardaki çıkışı maçın ne kadar zorlu olacağının habercisi. Biz kendi saha avantajımızı kullanarak maçı kazanmak için elimizden geleni yapacağız. Özellikle Mallet'in son haftalarda çok formda olması bizi düşündürüyor, bu oyuncuya gereken önlemleri alacağız.

Bilgilendirme

Yiğiter Uluğ'nun her Cuma keyifle okuduğumuz nostalji yazılarına 1 haftalık ara veriyoruz. Yiğiter abi yoğun iş temposu nedeniyle bu haftalık affını istedi. Herkesten de özür diledi. Yoğunluğun sebebini de açıklayayım, zira fazlasıyla hayırlı bir sebep. Yiğiter Uluğ yeniden A Milli Futbol Takımı İletişim Sorumluluğu görevine döndü. Bu nedenle bu hafta yoğun bir koşuşturmaca içindeydi. Kocaman bir hayırlı olsun diyorum kendisine buradan. Öpüyoruz yanaklarından Yiğiter abi.

Slovakya'da Yılın Basketbolcusu: Radoslav Rancik

Sezon başında Okan Çevik'li Galatasaray Cafe Crown teknik ekibinin 4 Bosman hamlesi çerçevesinde takıma kazandırılan isimlerden biriydi Radoslav Rancik. Bir önceki sezon yaşadığı ağır sakatlık neticesinde sezonun önemli kısmını saha dışında geçirmiş olmasa, belki de yakın zamanda Florya'ya yolu hiç düşmeyecek bir isimdi. Yılın adamı olan Cemal Nalga haricinde pivot barındırmayan kadrosuyla yola çıkan G.Saray Cafe Crown'un, aynı şekilde son yılların en ilginç sezonunu yaşayacağını da hiçbirimiz bilmiyorduk tabii. Hayatı çekici kılan şey de tam olarak bu değil mi aslında? Bilmediğiniz bir ülkede, tanımadığınız bir takımda yeni bir sezona başlamak, üstelik geçirdiğiniz ağır bir sakatlığın ardından. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, ilk kez dolu bir salona oynanan ve kazanılan F.Bahçe Ülker derbisinin ardından malum skandalın patlaması. O sıkıntılı günlerde, sezon başındaki 4 Bosman hamlesinin avantajını fazlasıyla kullandı aslında G.Saray Cafe Crown. Avrupa basketbolunu gayet iyi bilen, tecrübeli yabancı oyuncuları ile. Saha içindeki sempatik tavırları, sıcakkanlılığı, bizden biri gibi oluşu, hırsı ve tabii ilginç şut stili ile bu isimler içerisinde öne çıkan isim O'ydu bence. Ligde kalma yolunda direnişi başlatan isimlerin başında gelen isim Radoslav Rancik, bu özellikleriyle kısa zamanda taraftarın sevgilisi olmayı başardı . Ve şimdi herkes uzun yıllar sonra, iki sezon üstüste kadroda tutulacak olan yabancı oyuncunun Rancik olması yönünde baskı yapıyor yönetime. Simas Jasaitis ve Mike Wilkinson ile birlikte şüphesiz. Washington konusu biraz sürüncemede malum, farklı görüşler var o konuda.

'2009 Yılının En İyi Basketbolcusu' ödülünü almış Radoslav Rancik, ülkesi Slovakya'da. 15 Mart'ta başkent Bratislava’da düzenlenecek törenle ödülünü alacak olan Rancik, bu sezonki performansının ödülünü alma sırası geldiğinde de bu kadar başarılı olabilecek mi bakalım? Taraftar kalmasını çok istiyor. Peki yönetim? Şimdilik onlardan bir ses yok, Mart ayından sonra oturup planlayacaklar basketbol şubesinin gelecek sezonunu.

İTÜ'nün 2.Yabancısı: Mike Benton

5 yıldır TBL'ye hasret olan İTÜ, tek yabancısı Lee Dukes'ın yanına 2. yabancı transferini gerçekleştirdi. Büyük Kolej ve Pınar Karşıyaka formalarından hatırladığımız Mike Benton ile anlaştılar. Ligdeki grafikleri geçen senelere oranla kötü ancak playoffa girecekler büyük ihtimalle. Zaten ana hedef playoff. Benton TB2L kalitesinin üzerinde bir oyuncu hiç şüphe yok ki. Bu sezon Illyakos takımında o alıştığımız Benton'u göremedik. İTÜ'ye faydası olacağı kesin, hayırlı olsun her iki cepheye de.

25 Şubat 2010 Perşembe

Ukic: Tanjevic'in Eski Tarz Bir Basketbol Anlayışı Var

Repesa ile Tanjevic arasında konuştukları diller dışında en ufak bir benzerlik yok. Siyah ve beyaz gibi. Repesa mükemmel bir koç. Çalışkan, takımını her türlü zorluğa hazırlamasını çok iyi biliyor. Ama aslında ortak oldukları bir nokta var, o da genç oyuncularla çalışmayı seviyor olmaları. Bogdan Tanjevic’in ise biraz daha eski tarz bir basketbol anlayışı var. Kafasındaki sisteme uymayı seviyor, fazla değişikliğe gitmiyor. Ama sonuçta nasıl yaptığınızdan çok ne yaptığınız önemli.

Ukic NTVSpor'a verdiği röportajda Repesa ve Tanjevic'i işte bu yukarıdaki cümlelerle değerlendiriyor. Tanjevic hakkında birçok kişinin öngördüğü 'Demode basketbol oynatıyor' görüşüne o da katılıyor anlaşılan. Röportajın tamamını merak edenleri şuraya alabiliriz.

KSK'da Gökhan ve Cem İle Yollar Ayrıldı

Pınar Karşıyaka'da Gökhan Girenes ve Cem Dinç ile yollar ayrıldı. Gökhan Girenes zaten fazla süre almayan, basketbol sahası üzerinde fotoğrafını bulmak için hayli uğraşacağınız bir isimdi, basketbolu bırakmaya karar vermiş. Yeni transfer edilen Cem Dinç ise istediği süreleri alamadığı için ayrılmak istediğini iletmiş. Almanya'ya yerleşecekmiş. Cem bu kez de beceremedi, artık sorun kendisinde mi başkasında mı onun muhasebesini yapması gerekiyor. Uzun lafın kısası iki oyuncu da Pınar Karşıyaka kadrosunda yer almayacaklar artık.

Bu arada sakatlığı nedeniyle uzun süredir takımdan uzak kalan David Holston idmanlara başlamış. Bu hafta yer alıp almayacağı belli değilmiş, tam olarak hazır olmadığından ötürü ama haftaya sahada olurmuş. Salsabasket özel haberidir.

Yok Artık Vince Carter

Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!

24 Şubat 2010 Çarşamba

Efes Pilsen: 63 - Maccabi Electra: 56 (Seriye Devam)

İsrail'deki karşılaşmada ürettiği 62 sayı ile bu sezon Euroleague'deki en düşük skorunu yapan ve sahadan 72-62 mağlup ayrılan Efes Pilsen, bugünkü galibiyet stratejisini oyunu yavaşlatıp sete seti oynamak üzerine kurmuştu. Hızlı oyunu seven Gershon'un takımını 56 sayıda tutarak ve ilk maçtaki skorundan sadece bir sayı fazla atarak galip gelmeyi başardı bugün Efes Pilsen. Bu rakamın Maccabi'nin bu sezon Euroleague'deki en düşük skoru olduğunu söyleyelim hemen. Top-16'da galibiyetin anahtarı bir kez daha kendini gösteriyor net olarak, bu iki istatistiğin gölgesinde. Bugün için ilk hedef galibiyet, ikinci hedef ise 10 sayı üzerinde bir galibiyetti. İlki gerçekleşti, ikincisi yarım kaldı ne yazık ki. İsrail'de maç sonunda anlamsız şekilde yaratılan o suni farka, bugün daha fazla üzülmüştür sanırım herkes. Yine de, ev sahiplerinin kazanma serisinin devam etmesi ve grubun yol haritasının şekillenmesinde büyük öneme sahip bir galibiyet bu.

İlk maçta ribaundlarda ezilen, özellikle verdiği hücum ribaundları ile rakibine ikinci şans sayıları bulduran Efes Pilsen bugün de tam 10 hücum ribaundu verdi. Fakat bu kez derslerine çalışmışlardı, onlar da epey tehtid ettiler rakip boyalı bölgeyi. Ve maç sonunda 46-36 üstünlük sağladılar bu alanda rakiplerine. Ki bunlardan 15'i hücum ribaundu. Yine ilk maçta asistlerde ikiye katlamıştı İsrail'liler, bugün kendi istediği tempoyu oyunun büyük bölümünde kabul ettiren lacivert beyazlılar o sistemi bozarak asistlerde de 16-11 üstünlük sağladılar rakiplerine. İsrail'de 27 basketi 21 asist üzerinden elde ettiklerini hatırlamak lazım tam da bu noktada. Tempoyu yavaşlatıp hatta çoğu zaman yok ederek, bu yöntemle bu önemli silahlarını ellerinden almış oldu Efes Pilsen. Konuk takımın ilk maçtaki match-up zone savunmasına karşı topu alçak posta indirme yoluna giden ve bunda da oldukça başarılı olan Ergin Ataman, ikinci çeyrekte yaratılan kaos ortamında bunu unutan takımına soyunma odasında bazı hatırlatmalar yapmış olmalı ki top özellikle son çeyrekte oraya inmeye başladı yeniden. İlk maçta olduğu gibi bugün de fazlaca kenarda oturan ve yalnızca 2 sayı ile maçı tamamlayan Kaya'ya karşın, Kasun 7/10 saha içi isabeti ile 14 sayı üreterek takımın en skoreri olmayı başardı O'nun yokluğunda. Yani oradan da gereken desteği almış oldu bir şekilde Efes Pilsen.

Maça 9-0'lık bir seri ile hızlı bir giriş yapan ve ilk üç dakikada 0/7 ile sahaiçi isabeti bulamayan rakibine karşı moral avantajını da eline alan Efes Pilsen, kendisine 10 sayılık bir farkın gerektiği bu karşılaşmada vurup geçemedi, gereken yerde. Maccabi'nin henüz oyuna giremediği anlar daha iyi değerlendirilebilirdi ama ilk çeyreği sadece yedi sayı farkla 21-14 önde tamamladık. On dakikada yalnızca dört saha içi isabeti bulan bir rakibe karşı, 9-0'lık bir başlangıç yapmış iken çift haneli farkı görmemiz gerekiyordu ama 1/7'lik dış şut yüzdesi buna engel oldu ilk on dakikada. İkinci periyotta ise oyuna dönen ve kendi istediği basketbolu oynamaya başlayan Maccabi 16-5'lik bir seri ile önce yakaladı, ardından da skorda ilk kez öne geçmeyi başardı. Bu sekansda, Efes Pilsen'li oyuncuların sahada uyurgezer modunda davranmaları ve anlamsız dış şut zorlamaları neticesinde Maccabi'nin sevdiği oyun tarzına çanak tutmaları oyunun ritmini bir anda rakibe döndürdü. Tam 10 adet üçlük denedi bu çeyrekte ki çoğu kaldır at şeklindeydi bunların. Yine de devre sonunda Nachbar - Ender - Kaya - Rakocevic dörtlüsünden gelen 9-0'lık seri ile 35-30 önde girmeyi başardık soyunma odasına.

İlk yirmi dakikada deplasmanda oynayan Maccabi'nin takım halinde yalnızca dört faul yapmış oluşu yirmi dakikaya dair anlatabileceğimizin herşeyi özeti aslında. Potayı hiç zorlamayınca faul yapma gereği de hissetmedi tabii İsrail'liler. İlk çeyreğin son hücumunda faul hakkımız çok önceden dolmuş olmasına karşın, Kerem'in bundan bihaber olup faul yapma arzusunda olması da - ki hatta arkadan müdahale ile yapmaya çabaladı baya- ilginçti. Bir diğer ilginç nokta ise, Rakocevic'in oyunda olduğu dilimlerde Efes Pilsen'in yediği seriler ve bozulan hücum dengeleri idi.

Oyunu fazlaca dış şuta yıkmak Ergin Ataman'ı da memnun etmemiş olacak ki üçüncü çeyrekte yalnızca iki tane dış şut kullandık. Ve topu ilk çeyrekte olduğu gibi boyalı bölgeye indirmeye çalıştık. Kaya Peker'in bugün pek gününde olmaması sebebiyle bu istek biraz sekteye uğrasa da Mario Kasun, çok istekliydi. O açığı fazlasıyla kapattı bugün. İkinci devrede temponun yükselmesine hemen hemen hiç izin vermeyen Efes Pilsen, galibiyetin anahtarını bulmuştu aslında. Kilide sokup, çevirmek biraz zaman aldı sadece. Ki bunun temel sebebi de maç genelindeki 5/25 dış şut yüzdesi idi. Son çeyrekte Kasun'un fileyi koparması ile yaklaşık beş dakika duran karşılaşmada, tempo iyiden iyiye düşünce galip de belli olmuştu aslında. Bugüne kadar bu tempoda oynanıp da Maccabi'nin kazandığı maç yoktur herhalde.

14 sayı 13 ribaund(6'sı hücum) ile maçı tamamlayan Kasun önemli bir performansa imza atarken, yalnızca 2 sayı atmasına karşın 11 ribaund çeken Kaya Peker de iyi iş çıkardı, hücumdaki isteksiz oyununa rağmen. Hepsinden önemlisi ise 18 dakika sahada kalıp 6 sayı 3 ribaund 2 asist ile oynayan ve son pozisyonda yere atlayıp topu kaparak Charles Smith'e asist yapan Nachbar'ın istekli oyunuydu. Sezon başından beri sisteme dahil edilemeyen isimlerden Rakocevic için artık kapılar kapanma noktasına gelmiş olsa da Nachbar bugünkü istekli oyunuyla bir ses verdi. Devamı için gereken hamleyi Ergin Ataman'dan bekleyecektir artık.

Son çeyrekte skor 51-44 iken Rakocevic'in tepeden kaçırdığı üçlük ise maçın, belki de turun, kader anıydı. O şutun girmesiyle sağlanacak atmosferde 10 farkın üstüne çıkılması gayet olasıydı, ilk maçtakine benzer bir senaryoda. Yarın grubun şekillenmesi açından oldukça kritik bir maç oynanacak İspanya'da, Real Madrid ile Montepaschi Siena arasında. Real Madrid'in kazanması durumunda dört takım da ikişer galibiyetle sıralanmış olacak ki işte o andan itibaren kalan tüm maçlarda kağıt kalem elde, üçlü dörtlü averajları takip ediyor olacağız. Maç bizim, avantaj şimdilik Maccabi'de ama dörtlü averaja doğru bir gidişat varken üç sayılık bir avantaj bu, ceplerde umutlarla gözler yarın akşam İspanya'da olacak.

Efes Pilsen(63): Mario Kasun 14 (13 ribaund- 2 asist), Charles Smith 11 (3 ribaund), Igor Rakocevic 6 (2 ribaund- 3 asist), Preston Shumpert, Kerem Tunçeri 8 (2 ribaund- 2 asist), Bootsy Thornton 7 (6 ribaund- 4 asist), Kaya Peker 2 (11 ribaund- 2 asist), Bostjan Nachbar 6 (3 ribaund- 2 asist), Bojan Popovic 2 (2 ribaund), Ermal Kurtoğlu 2 (1 ribaund), Daniel Santiago 2 (2 ribaund), Ender Arslan 3 (1asist)

Maccabi Electra Tel Aviv(56): Raviv Limonad 4 (2 ribaund), Derrick Sharp, Andrew Wisniewski 5 (3 ribaund), Doron Perkins 9 (6 ribaund- 4 asist), Guy Pnini 3, Alan Anderson 7 (2 ribaund- 3 asist), Stephane Lasme 2 (5 ribaund- 1 asist), Chuck Eidson 2 (2 ribaund- 2 asist), David Bluthenthal 15 (5 ribaund- 1 asist), D’Or Fischer 9 (7 ribaund)

Efes Pilsen: 63 - Maccabi Electra: 56 (Avrupa'nın "Efe"si Geliyor)

Kasun'un 14 sayı - 13 ribaundluk performansı ve biraz istek maçı kazanmamıza yetti. Maccabi'yi neredeyse hiç zorlanmadan yendik. Güzel bir başlangıçla 21-14'lük çeyreğin ardından ikinci çeyrekte bocalasak da soyunma odasına yine önde gitmeyi bildik 35-30 ile. Son çeyreğe kadar üstünlüğümüzü koruduk ve son anlarda akıllı hücum eden, iyi savunma yapan, maçı daha çok isteyen taraf bizdik. Sürekli dış atış deneyerek maç kazanılmayacağını er ya da geç farkedip pota altından oynama formülünü devreye soktuk. Bir şekilde birisi ya da birileri sahne alacaktı, bugün Kasun oldu o biri. Tecrübeli oyuncu 4 hücumda topu iyi takip ederek smaçladı, Maccabi uzunlarına karşı ribaundlarda üstünlük kurdu. Kerem 8 sayı-2 asistle mücadele etti, oyunu iyi okudu. Ataman'ın fazla süre vermediği Nachbar girdikten sonra hücumdaki akıcılığı sağladı. Ayrıntılı maç yazısı birazdan...

MVP'de Son Halka: Victor Claver

Ay başındaki şu postun sonuna görünen köy durumu nedeniyle, şimdilik notunu ekleme gereği hissetmiştik. Güncelleme tahmin ettiğimiz gibi uzun sürmedi. Eurocup'da haftanın en değerli oyuncusunu rakiplerden çıkartmayı başardık bir kez daha. G.Saray Cafe Crown karşısında 36 dakika sahada kalarak 6/8 ikilik 2/4 üçlük isabeti ile 21 sayı üretip, bunun yanına 5 ribaund 4 asist 5 top çalma ekleyen Victor Claver, ikinci gruplarda dördüncü haftanın en değerli oyuncusu seçildi. Bu ödülü, Benetton deplasmanında ürettiği 27 sayı ile takımına galibiyeti getiren F.Bahçe Ülker'in eski, Panellinios'un yeni oyuncusu Devin Smith ile paylaştı İspanyol.

Boroussis, Maric ve Teodosic Euroleague'de, Ricci ve Victor Claver de Eurocup'da Türk takımlarına karşı yıldızlaşan isimler oldular sezonun geride bıraktığımız kısmında. Bu isimler haricinde Filip Videnov, Oliver Stimac ve Rakovic gibi isimler de yine bu sezonun kendi adlarına en yüksek rakamlarına bizim savunmalarımız karşısında imza attılar. Savunma sahasında takım ismi farketmeksizin sıkıntılar yaşadığımız çok açık. Haftaiçi Avrupa mesaisinin ardından düzenli olarak Mvp postu giriyoruz. Her hafta rakipten en değerli oyuncuyu yaratmak tesadüf olmasa gerek artık.

Reha Öz Sezonu Kapattı, Aliağa Zorda

Aliağa Petkim'in başarılı oyuncusu Reha Öz, bel fıtığı ameliyatı olup sezonu kapattı. Zaten mevcut kadroda yerli oyuncu rotasyonu hayli kısıtlıydı, şimdi Reha da yok, işler iyice zorlaşacak onlar için. Berkay'ın teknik kadronun kararıyla kadro dışı bırakılması, Reha'nın sezonu kapatması, bir de geçen gün Kaan Üner'in idmanda ayağını burkması üst üste gelince Halil Üner'i de almıştır bir düşünce. Bu arada Halil hoca da kalple ilgili bir sıkıntı yaşamış geçen gün. Reha'ya olduğu gibi ona da kocaman bir geçmiş olsun dileyelim buradan. Salsabasket özel haberidir.

Kepez'e Bir Yabancı Daha: Marcus Hall

Tab Baldwin'le yollarını ayırıp takım direksiyonunu yardımcı koç Aziz Bekir'e teslim eden Kepez Belediyesi'nde bir yabancı transferi daha gerçekleşti. Colorado mezunu Marcus Hall Antalya ekibine katıldı. Oyuncunun işlemlerine başlandı, bu hafta sonu şayet bir aksilik olmazsa takımındaki yerini alacak. Kepez'de şu anda 5 yabancı oldu Hall gelince ama sahaya 4 yabancıyla çıkmaya devam edecekler. Büyük ihtimalle Mazutis yiyecek kesiği.

Marcus Hall, lise zamanlarında atletizmden döndürülüp basketbola yönlendirilen bir genç. 100 metreyi 10.8 saniyede koştuğunu okudum nette onla ilgili bilgileri tararken, üzerine çalışsa sağlam bir 100 metreci olabilirmiş. Ancak o basketbolu tercih etmiş, yönlendirmeleri de dinleyip. Colorado'da başarılı bir dönem geçirip, en iyi ve en yararlı basketbolunu oynadığı (Maç başına 14 sayı - 3.9 ribaund - 4 asist - 1.8 top çalma) 2007-08 sezonundan sonra mezun oluyor. Yolu Bulgaristan'a düşüyor genç point-guard'ın. Levski Sofya takımıyla anlaşan Marcus Hall, o ligin efsane oyuncularından biri oluyor bir yıl içinde. Bahsettiğim sezon da geçen yıl zaten. Bulgaristan liginin sayı kralı ve en değerli oyuncusu seçiliyor. Hele 31 sayı - 11 ribaund - 12 asist ile bitirdiği bir CSKA Sofya maçı var ki, tarifi hiç de kolay değil. Yalnız böyle güzel bir sezonun ardından bu yılki durağı İtalya 2. ligi takımlarından Fastweb Casale Monferrato oldu, o biraz düşündürücü. Onun dışında hem kolej kariyeri, hem de Bulgaristan'da yaptıklarıyla ligimize renk katacak bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla.

Yalnız Kepez döndü dolandı yine aynı yere geldi, şu Alex Gordon'u ellerinde tutabilseler bunların hiçbirine gerek kalmayacaktı ama şimdi sırf bir Alex Gordon bulabilmek için binbir takla attılar. İnşallah bulabilmişlerdir aradıklarını. Ya da bir başka deyişle inşallah alabilirler istediklerini Marcus Hall'dan. Salsabasket özel haberidir.

Chatman'ın Yerine Marque Perry

Beşiktaş Cola Turka'da sözleşmesi feshedilen Mire Chatman'ın yerine Marque Perry geldi. 29 yaşında, 1.80 boyunda. Onu Euroleague'de Olympiakos ile oynadığı dönemden ve elbette en yakın olarak bundan 3 yıl önce Banvit formasıyla TBL'de boy gösterdiği sezondan hatırlıyoruz. En son Ukrayna'da Donetsk forması giyiyordu. İyi kötü ortalama 15-16 sayı - 4-5 de asist yapar maç başına. Kötü bir guard değil elbette ama Chatman'dan sonra kim gelirse gelsin işi hayli zor olacaktı. Nasıl ki Naumoski'den sonra gelen Mula'nın işi zordu, Perry'nin de işi zor şimdi. Hayırlısı olsun Beşiktaş Cola Turka'ya. Çabuk bir hamleyle, guard transferini yapabilmiş olmalarını kutlamak lazım. Kimileri sırf bu işi beceremediklerinden ötürü Euroleague'de elini kolunu sallayarak çıkacağı grupta sonuncu oldular malum.

Valencia: 98 - G.Saray CC: 95 (Avrupa'da Yolun Sonu)

Eurocup'da ikinci gruplar belirlendiğinde, Unics Kazan - Valencia - Hapoel Jerusalem'in yanına giden G.Saray Cafe Crown'un bu grupta en fazla 1 galibiyet alabileceğini tahmin ediyordum, yazmıştım da hatta bunu. Kadronun darlığı, rakiplerin görece kaliteli ve geniş kadroları ile sarı kırmızılıların ligdeki mücadelelerin daha kritik bir hal almasının bileşkesinde bunu tahmin etmek zor değildi. Hele ki İspanya, Rusya ve İsrail deplasmanlarının olduğu bir grupta yer alıyor iken. Oynadığı dört maçta dört mağlubiyet alan G.Saray Cafe Crown, bu dört maçta da büyük gayret sarf ederek ciddi bir emek koydu ortaya. Ve bu dört maçta da neredeyse son topa kadar oyunun içerisinde kalmayı başardılar. Bugün de Valencia deplasmanında, son dakika içerisinde iki kez dört sayılık marjı elde etmelerine rağmen taktik faullerde takım olarak 1/6 atınca, ki en kritik olanı Evren'in 0/2 atması idi, 83-83 uzatmaya gitti karşılaşma.

Hakemler özelinde yazan biri olmadım hiç, yazanı/konuşanı da sevmedim hatta. Ama bugün gerçekten son dönemde izlediğim en berbat hakem triosu vardı sahada. İspanya deplasmanında oynuyor iken, tribünlerin etkisiyle ev sahibi avantajının oluşmasını elbette normal karşılıyorum. Ama bugünkü yönetim gerçekten berbattı. Hele kritik iki üç pozisyon var ki, tekrarlarında net olarak gördük kararların yanlış olduğunu. 26 sayı 3 asist 4 top çalma ile gecenin en başarılı ismi olan Darius Washington'ın normal sürenin sonunda beş faulle kenara gelmesinin ardından uzatmalara dair pek bir beklentim yoktu açıkçası. Neredeyse beş kişi ile oynuyor G.Saray Cafe Crown, en sıcak isim de çıkınca uzatmalara vites yükselterek girdi ev sahibi. Ona rağmen yine de yakaladı rakibini G.Saray Cafe Crown fakat son hücumda ribaundu vermelerinin ardından dört faulle oynayan Wilkinson'un faul yapıp yapmama tereddütü yaşaması maçın da neticesini belirlemiş oldu. 98-95 ev sahibi lehine olarak.

Üçüncü çeyreğin sonuna doğru Washington ve Jasaitis'in isabetli dış şutları ile farkı açan ve 66-54 öne fırlayan G.Saray Cafe Crown'da, bu anda fast break'de Jasaitis'in pasında 2'e 1'i bitiremeyen Rancik'in bu pozisyonunun ardından gelen 10-0'lık Valencia serisi maçın yol haritasını çizen ana hatlardan biriydi. Maçı 14 sayı 7 ribaund 2 asist 5 top çalma ile tamamlayan Evren Büker'in taktik faullerde ikide sıfır atışı da bir diğer kritik andı maç içerisinde. Tabii hepsinden önce devre sonunda De Colo'nun orta sahadan bulduğu son saniye üçlüğü yer alıyor, bu maçın öyküsünde.

Bu mağlubiyetle birlikte bu sezon Avrupa defteri kapanmış oldu sarı kırmızılılar için. Kalan dönemde tamamen lige konsantre olacaklar. Genel anlamda sezon başında yaşanan krizin ardından başarısız bir Avrupa dönemi geçirdiklerini söylemek haksızlık olacaktır. Bu grup içerisinde bundan daha iyisini beklemek de aynı şekilde yine haksızlık olacaktır bana kalırsa.

Power Electronics Valencia (98): Kosta Perovic 9 (2 ribaund), Victor Claver 21 (5 ribaund- 4 asist), Jose Simeon 3, Serhiy Lishchuk 15 (7 ribaund), Marko Marinovic 1, Rafa Martinez 24, Florent Pietrus 2, Nando De Colo 19 (7 ribaund- 4 asist), Thomas Kelati (5 ribaund), Matt Nielsen 4 (9 ribaund- 4 asist)

G.Saray Cafe Crown (95): Darius Washington 26 (1 ribaund- 3 asist), Caner Topaloğlu (1 ribaund), Mike Wilkinson 14 (6 ribaund- 3 asist), Radoslav Rancik 19 (11 ribaund- 1 asist), Evren Büker 14 (7 ribaund- 2 asist), Can Akın 3 (1 asist), Simas Jasaitis 18 (4 ribaund- 2 asist), Fatih Solak 1 (1 ribaund)

23 Şubat 2010 Salı

Antwerp Giants: 72 - Banvit: 59 (Bitti Gibi Birşey)

İlk üç maçta aldığı tek galibiyetin ardından Belçika deplasmanındaydı bugün Banvit. Bandırma'da oynadığı ilk karşılaşmada devre arasında 16 sayı farkla geride girdikten sonra ikinci yirmi dakikada durumu toparlayamayıp, 88-80 kaybederlerken hepimizi de şaşırtmışlardı aslında. O maçın rövanşında bugün kazanmaları gereken bir karşılaşmaya çıktılar. Chuck Davis ve Lance Williams'ın sayıları ile direndikleri ilk çeyreği 19-17 geride tamamladıktan sonra, ikinci periyotta teslim bayrağını çekmişler. İkinci periyodun skoru: 29-15. Son çeyrekte sağladıkları 19-9 üstünlük sadece sekiz sayı üretebildikleri üçüncü periyodu telafi etmeye yetince, sahadan da 72-59 mağlup ayrılan taraf oldular bugün.

Belçika takımının ribaundlarda kurduğu 39-24'lük üstünlük (10'u hücum ribaundu) ve 26 basketi 20 asist üzerinden üretmelerine karşılık Banvit'in takım halinde maçı 7 asist ile tamamlaması, skoru da doğrudan etkileyen istatistikler. Deplasmanda olmasına karşın rakibinden dokuz kez daha fazla serbest atış çizgisine giden Banvit'in, buradan yalnızca iki sayılık bir avantaj yaratabilmiş olması da mağlubiyeti getiren bir diğer etken olmuş. Sezon başından bu yana Banvit'te herkese çizilmiş belli roller var iken, sezonun ikinci yarısının son dilimine doğru hızla ilerlerken Barış Hersek'in halen bu sistem içerisinde kendisine bir rol alamamış oluşu da kesinlikle ayrı bir yazı konusu olmayı hakediyor. Not düşelim şimdilik buraya.

Bu mağlubiyetle birlikte L grubunda son sıraya geriledi Banvit ve turu şans meleklerinin insafına bıraktı bugünden sonra. Son iki hafta Bandırma'da oynayacağı iki maçı kazansa dahi sıralamada üstünde yer alan takımlardan ikili averajda üstünlük kurabileceği tek takım olarak gözüken Roanne Basket'e Fransa'da 23 sayıyla mağlup oldukları için 24 sayılık bir galibiyet gerekecek haftaya. İmkansız mı, elbette değil ama dağın öte yakasında tur artık.

Antwerp Giants (72): Roel Moors 12 (5 ribaund- 4 asist), Christophe Beghin 11 (6 ribaund- 3 asist), Bryan Hopkins 8 (6 ribaund- 6 asist), Timoty Black 12 (5 ribaund- 3 asist), Brandon Gay 19 (8 ribaund- 1 asist), Mwema 2, Brecht Guillemyn (2 ribaund- 1 asist), Graham Brown 8 (4 ribaund- 2 asist)

Banvit (59): İbrahim Yıldırım 2 (2 ribaund- 1 asist), Barış Ermiş 4 (2 ribaund- 2 asist), Ufuk Gürgen 9, Lance Williams 10 (4 ribaund), Chuck Davis 15 (5 ribaund), Yiğitcan Turna (2 ribaund), Barış Özcan 6 (1 ribaund), Barış Hersek (1 asist), Keith Simmons 5 (3 ribaund), Goran Cakic 1 (2 ribaund- 1 asist), Yunus Çankaya 7 (2 ribaund)

C. Zvezda: 76 - T. Telekom: 78 (Umuda Yolculuk Sürüyor)

Ay başında Ankara'da oynanan ve Kızılyıldız'ın 89-67'lik farklı skorla kazandığı maçta olduğu gibi bugün de maça hızlı başlayan taraf Türk Telekom'du. İlk maçın ilk beş dakikasında oyunu domine eden Telekom, bugün bu süreyi biraz daha uzatarak ilk on dakikada 4/4 üçlük isabeti bulan Mallet önderliğinde ilk çeyreği 26-13 tamamladı. Kötü başladığı ilk maçta toparlanıp farklı bir galibiyet alan, üç maçta aldığı üç galibiyet ile de grupta lider durumda bulunan Kızılyıldız bu kez ikinci çeyrekte kendine gelmeye başladı. Ve savunmada fazlaca sertleştikleri bu çeyreğin skoru 29-8 ev sahibi lehine oluştu. Telekom'un bu çeyrekte yalnızca üç saha içi isabeti bulabildiğini ve bunlardan ikisinin Bekir Yarangüme - Mallet imzalı üçlükler, diğerinin ise Hüseyin Beşok'un hücum ribaundu ile geldiğini ekleyelim.

Alışık olduğumuz bir Telekom tablosu bu aslında. Normal şartlar altında çok şaşırmamız gereken 29-8'lik bir çeyrek skoruna şaşırmıyoruz o yüzden. Üçüncü çeyreğin ortasında 56-40'ı gördük skorboardda ki maçın tekrar bize döneceği hususunda hiçbir umudum yoktu. Serbest vuruş, hareket halindeki futbolcu vb betimlemelerinden sonra Kerem Öncel'in sunduğu maçın bir futbol değil basketbol maçı olduğunu ne zaman idrak edeceğini öğrenmek için izlemeyi düşünüyordum kalan dakikaları. Ama önce Mallet ses verdi yeniden, üç sayı çizgisinin gerisinden. Arkasından Wilson, Dudley ve Bekir yardıma geldiler. Maçın hemen başında 12 sayı öne geçip, üçüncü çeyrekte de bir ara 16 sayı geriye düştüğü bu ilginç karşılaşmadan, son on beş dakikada yakaladığı 38-20'lik seri ile galip ayrılmayı başardı Türk Telekom.

7/11 üçlük isabeti ile 25 sayı bulan ve sahanın en skoreri olan Mallet'in iki sayılık denemelerinde isabet bulamaması da oldukça ilginç bir not oldu bu maça dair. Tutku Açık - Soner Şentürk ikilisinin 6 sayı, 5 asist/9 top kaybı ile oynadığı karşılaşmada Wilson ve Dudley'in skora verdiği katkılar önemliydi onlar için. Özellikle Dudley yine kurdu mancığını orada, 6/7 ile orta mesafe şutuyla durdurulması güç bir silaha sahip olduğunu gösterdi bir kez daha.

İlk üç maçta alınan üç mağlubiyetin ardından gelen bu deplasman galibiyeti 'Herşeye rağmen şansımızı son ana kadar kovalayacağız.' diyen Merih Çakıroğlu'nu haklı çıkartan bir galibiyet oldu. 2.05'lik Sırp pivot Oliver Stevic ve bir dönem Tekel forması da giyen(spiker Kerem Öncel her ne kadar onun Telekom'da oynadığını söylemiş olsa da) 30 yaşındaki Filip Videnov'a 18'er ve 16'şar sayı ile bu sezonki en yüksek rakamlarına ulaşma fırsatı veren Telekom savunması ile bu iş nereye kadar devam edecek göreceğiz. Şansın devam ettirilmesini sağlama noktasında şüphesiz önemli bir galibiyet ama günlük başarı neticesinde gelen bir galibiyet olması da bir o kadar düşündürücü.

Kızılyıldız (76): Marko Keslj (1 ribaund- 1 asist), Elmedin Kikanovic 2 (3 ribaund), Mike Taylor 16 (6 ribaund- 4 asist), Nemanja Nedovic 2, Oliver Stevic 18 (8 ribaund- 3 asist), Vuk Radivojevic 4 (2 ribaund), Flip Videnov 16 (2 ribaund), Vladimir Stimac 9 (6 ribaund- 2 asist), Nemanja Bjelica 9 (5 ribaund- 4 asist)

Türk Telekom (78): Kris Lang 10 (6 ribaund), Serkan Erdoğan, Lamayne Wilson 15 (8 ribaund- 1 asist), Bekir Yarangüme 8 (5 ribaund- 1 asist), Tutku Açık 2 (2 ribaund- 3 asist), Hüseyin Beşok 2 (1 ribaund), Soner Şentürk 4 (1 ribaund- 2 asist), Erwin Dudley 12 (5 ribaund- 1 asist), Ümit Sonkol (3 ribaund), Demond Mallet 25 (2 ribaund- 4 asist)

Doğuş Balbay 5 Ay Yok

Amerika'daki temsilcilerimizden konu açılınca bu işin piri diyebileceğim altyapıcı dostum Oğuz Yenihayat'tan (Altyapibasket.com) takviye bilgi geldi hemen. Doğuş Balbay 20 Şubat'ta oynanan Texas Tech maçında sakatlanarak hastaneye kaldırılan genç oyuncumuzun sol diz ön çapraz bağlarında kopma tespit edilmiş. Ameliyat olacakmış Doğuş. Sahalara dönmesi 5 ayı bulur deniyor. Geçmiş olsun diyoruz kendisine. Murat Murathanoğlu bize verdiği röportajda Dünya Şampiyonası kadrosunda düşünülebilir demişti Doğuş için, ama sonra kendi takımında potaya bile bakmıyor olmasından dem vurmuştu. Her açıdan kötü bir sakatlık, kötü bir haber.

Deniz Kılıçlı WVU'da Oynamaya Başladı

Sezon başında gittiği West Virginia Üniversitesi'nde ileride Enes'in de alması muhtemel tarzda bir ceza alarak uzun süre forma giyemeyen temsilcimiz Deniz Kılıçlı nihayet oynamaya başladı. Sağolsun Konyalı Portlandılar'dan kardeşim Can, Deniz'in maçlarından videoları koymuş. Takımının formasıyla sahaya çıktığı ilk maç olan Pittsburgh maçında taraftarların ona karşı olan sevgisi görülmeye değer. Şu NCAA maçlarındaki taraftarların her anı görülmeye değer zaten. Muhteşem bir görüntü oluşturuyorlar. Buyrun Can'ın konuyla ilgili postu şurada. Deniz'in videolarına ulaşabilirsiniz. Yolun açık olsun Deniz.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Cemal'den Güzel Performans

Verdiği röportajda Alba Berlin'de olmaktan dolayı çok büyük mutluluk duyduğunu belirten Cemal Nalga, yeni takımının Euroleague seviyesinde bir takım olduğunu ve O2 salonunda 14.000 kişiye oynamanın fazlasıyla heyecan verici olduğunu söyledi. Almanya'daki en büyük yardımcısının, aynı zamanda Alba ile anlaşmasına vesile olan eski takım arkadaşı Mithat Demirel'miş. Peki ne alemde Cemal Nalga?

Bu hafta Bundesliga'da en önemli maç Alba Berlin ile Telekom Baskets arasınd oynanan müsabakaydı. Maçı 83-48 gibi uzak ara bir skorla kazanan Alba Berlin'de Cemal Nalga geldiğinden beri en fazla süresini (18 dakika) aldı. 10 sayı - 9 ribaund ile oynayan temsilcimiz savunmada da çok başarılıydı.

Detaylar Almanya'daki Salsabasket okuyucusu Hasan Küçükyalçın'dan. Eline diline sağlık gurbetteki kardeşim.