23 Şubat 2011 Çarşamba

Nişantaşı'nda Bir Efsane: Horace Grant (Mete Aktaş)

Geçtiğimiz haftasonu NBA’in Türkiye ofisi tarafından düzenlenen ‘All-Star Partisi’ etkinlikleri çerçevesinde İstanbul’a gelen Horace Grant ile Cumartesi akşamı onuruna Nişantaşı Midpoint'te düzenlenen özel partide keyifli bir sohbet gerçekleştiren 'Big Boss' Mete Aktaş'ın Horace Grant yazısını ve efsaneyle olan eğlenceli sohbetini buradan okuyabilirsiniz.

NİŞANTAŞI’NDA BİR EFSANE: HORACE GRANT
1990’lı yılları domine eden Chicago Bulls’un 1991, 1992 ve 1993’te kazandığı şampiyonluklarla elde ettiği ilk ‘three-peat’in en büyük mimarlarından biriydi Horace Grant. Clemson Üniversitesi’nde geçen başarılı bir dört yıllık NCAA kariyerinin ardından 1987 NBA Draft’ında Bulls tarafından 1. tur 10. sırada seçilen 2.08 boyundaki power forvet, Michael Jordan ve Scottie Pippen’ın sürüklediği Bulls kadrolarında kendisine verilen rolü kabul edip, temelleri yeni yeni atılan üçgen hücum sisteminin üçüncü dişlisi olarak vazgeçilmez bir görev adamı oldu.

Michael Jordan’ın 1993’te beklenmedik bir şekilde basketboldan ‘geçici’ olarak emekliye ayrılmasından sonra lige birlikte adım attığı ve yakın bir dostluk kurduğu Pippen’ın ardından 1993-94 sezonunda “co-starring” pozisyonuna geçen Grant, kariyerinin en iyi sayı (15.1), ribaund (11.0) ve asist (3.4) ortalamalarına erişirken All-Star olmayı da başardı.

1994-95 sezonu öncesinde free-agent olarak Orlando Magic’e transfer olup iki genç yıldız, Shaquille O’Neal ve Anfernee ‘Penny’ Hardaway’in yanına ‘ağabeylik’ yapan ve 4 numarada O’Neal’ın yanındaki boşluğu dolduran Horace Grant’in gelişiyle Magic şampiyonluğun önemli adaylarından biri haline geldi. Magic, 1995’te Doğu Konferansı şampiyonluğunu konferans yarı finalinde Jordan’ın dönüşüyle umutlanan Chicago Bulls’u 4-2, konferans finalinde ise Indiana Pacers’ı 4-3’le geçip tarihinde ilk kez NBA Finali’ne yükselirken kahramanlardan biri yine meşhur çerçeveli gözlükleriyle sahaya çıkıp yüreğini ortaya koyan Horace Grant’ti. Final öncesinde kağıt üzerinde favori olarak gösterilen Orlando’nun nefesi ise finalde ‘son şampiyon’ Houston Rockets’a yetmedi ve Rockets, Magic’i 4-0’la süpürerek coach Rudy Tomjanovic’in efsaneleşen ‘bir şampiyonun yüreğini asla küçümsemeyin’ sözünü sarfetmesini sağladı.

1999-00 sezonu öncesinde Seattle Supersonics’e takas edilen Grant, 2000-01 sezonunda ise Patrick Ewing’i ‘Emerald City’ Seattle’a getiren meşhur ‘blockbuster’ takasla kendisini kariyerinin 4. şampiyonluğunu kazanacağı Los Angeles Lakers’ta buldu.

36 yaşına gelen Grant bir kez daha ‘küçük kardeşim’ dediği Shaq’in yanında bu kez sarı-morlu formayla power forvet mevkiinde değerli katkılar vererek Lakers’ın finale yükselip burada Allen Iverson’lı Philadelphia 76’ers’ı 4-1’le geçerek üst üste 2. şampiyon olmasında rol oynadı.

4. şampiyonluğun ardından ikinci Magic serüveni için Orlando ile anlaştı Grant ancak 1.5 sezonun ardından o dönemki Magic coachu Doc Rivers’la yaşadığı sürtüşme yüzünden takımdan ayrıldı. Karl Malone ve Gary Payton’ın şampiyonluk yüzüğü umutlarıyla Kobe Bryant ve Shaquille O’Neal ile güç birliği yaptığı Lakers’a 2003-04 sezonu öncesi geri dönen 39 yaşındaki Grant, sarı-morluların Detroit Pistons’a 4-1 kaybettiği final serisinin ardından ise 17 yıllık NBA kariyerini noktaladığını açıkladı.

Horace Grant 2004’ten bu yana basketbolun içinde kaldı. Belki coach veya yorumcu olmadı ancak NBA’in ‘global elçilerinden’ biri olarak basketbolun genç kitleler tarafından ilgi görmesi için çalışmalar yapıyor. Grant son olarak geçtiğimiz haftasonu NBA’in Türkiye ofisi tarafından düzenlenen ‘All-Star Partisi’ etkinlikleri çerçevesinde İstanbul’daydı. Cumartesi akşamı onuruna Nişantaşı Midpoint’te düzenlenen çok özel VIP partiye katılan Horace Grant’le ben de burada tanışma ve sohbet etme fırsatı buldum. (Bu arada yanında getirdiği 4 şampiyonluk yüzüğünü ‘test etme’ şansı vermesiyle de açıkçası gönlümü fethettiJ ) Belki biraz da saatler ilerledikçe içtiği votka-portakalların etkisiyle ‘Horace Baba’ kıvamına gelmesi sayesinde efsane oyuncu birçok konu hakkında da ilginç açıklamalarda bulundu.

İşte bunlardan bazıları…

1987-1994 arasında forma giyip 3 şampiyonluk kazandığı Chicago Bulls ve Michael Jordan hakkında:

'Üç şampiyonluk kazanana kadar hem fiziksel anlamda hem de ruhsal anlamda çok fazla acı çektik. Detroit Pistons’a karşı kaybettiğimiz play-off serilerinden sonra insan içine çıkamaz hale geliyorduk. Üstüne üstlük bir de Michael Jordan gibi kaybetmeyi asla kabul etmeyen bir süperstarın kahrını çekiyorduk. MJ kaybettiği zaman hakikaten çekilmez biri oluyordu. Ama çok ama çok büyük bir oyuncuydu. Sizler onun sahada yaptıklarını görüp şaşırıyordunuz. Biz onu her gün idmanda izliyorduk. İnanılmaz şeyler yapıyordu. Gelmiş geçmiş en büyük oyuncu tanımını hakikaten hakediyor.'

2001’de şampiyonluk kazandığı ve iki sezon giydiği L.A. Lakers hakkında:

'Takasla Lakers’a geldiğimde aslında bazı çekincelerim vardı. Daha önce Phil Jackson için oynamıştım, Shaq’le yan yana aynı takımda forma giymiştim ama Kobe Bryant beni endişelendiriyordu. Michael Jordan’ın direktiflerine uymak benim için sorun değildi. Ama Kobe Bryant bana patronluk taslarsa ters bir tepki vermekten korkuyordum. Neyse ki öyle olmadı. Kobe egosu gerçekten çok yüksek biri ama benimle iyi geçindi. Ben de onunla tabiî ki. Lakers’la çok başarılı bir sezon geçirdim ve finalde Sixers’ı yenerek şampiyon olduk. Allen Iverson’ın Türkiye’de oynadığını biliyorum ama ne yazık ki ABD’ye dönmüş. Oysa burada olsaydı ona nispet yapıp 2001 şampiyonluk yüzüğümü gösterecektim!'

“1993 Bulls ile 2001 Lakers kadroları kapışsa kim kazanır?” sorum üzerine:

'Haha zor soru! Shaq’i durdurmanın imkanı olmazdı belki ama 1993’te 30 yaşında, oyununun zirvesinden Michael Jordan bu seriyi ve Kobe Bryant’ı tamamen domine ederdi. 28 yaşındaki Horace Grant’in de 36 yaşındaki Horace Grant’in kıçını tekmeleyeceğini de söylememe gerek yok sanırım! Bu eşleşmeyi Bulls alır!' :)

Ve bir itiraf:

'Chicago Bulls’ta 7 sene oynadım. L.A Lakers’ta ise sadece 2. Ama kalbim Lakers için atıyor. Onlar kaybettiği zaman, kötü gittiği zaman hayat bana zehir oluyor. 2008’de Boston’a finalde kaybettiğimizde yaşadığım yıkımı anlatamam. Ayrıca Lakers organizasyonu bana her zaman çok iyi davranıyor, benimle hala çok ilgileniyor.'

Kobe mi Jordan mı?

'İkisiyle de aynı takımda oynamış biri olarak cevabım…Michael Jordan. Bunu tartışmak bile gereksiz. Onu anlatmak için kelimeler gerçekten yetersiz kalır.'

Kobe-Shaq rekabeti hakkında:

“2004’te ikisi arasında yaşanan krizler Shaq’in Lakers’tan ayrılmasına neden oldu ki bence Lakers doğru bir karar verdi. Shaq o dönem kendisine hiç iyi bakmıyordu. Fiziksel olarak berbat durumdaydı. Kobe’nin ona basın aracılığıyla ‘şişman’ demesine inanılmaz bozulmuştu. Kobe’nin bu sözlerine biz de inanamamıştık. Evet haklıydı ama basının önünde Shaq’i bu şekilde küçük düşürmesi çok yanlıştı. Ertesi gün erkenden idman tesislerine geldiğimizde kıyametin kopacağını biliyorduk. İdmandan bir saat önce Kobe ve Shaq’le birlikte ben, Karl (Malone), Gary (Payton) ve Derek (Fisher) bir araya geldik. Ve kıyamet koptu. O gün özellikle Shaq’in Kobe’ye karşı söylediklerini hatırladıkça ve öfkesi gözümün önüne geldikçe terliyorum! Kariyerim boyunca böyle bir sahneye şahit olmamıştım. Şu kadarını söyleyeyim Kobe o gün birkaç yeri kırılmadığı için çok şanslı. :)

Bugünkü NBA ile 90’lı yıllardaki NBA arasındaki fark hakkında:

'Bugünkü oyuncuları anlamıyorum. Herkes ligde fiziksel sertliğin çok fazla olduğundan bahsediyor. Demek ki 90’lı yıllarda oynasalar her maça zırhla çıkmak isteyeceklerdi. New York ve Detroit’le oynadığımız maçlar sonrasında her yerimiz yara bere içinde olurdu. Bir gün deplasmandaki bir Knicks maçı sonrasında formamı çıkardığımda sırt kısmının kan içinde olduğunu gördüm. Aynaya baktığımda yaklaşık 25 cm’lik bir yara izi gördüm. Ben, Bill Cartwright, (Bulls pivotu) Charles Oakley ve Anthony Mason (Knicks forvetleri) aramızda sözlü bir anlaşma vardı. Maç bitene kadar sahada olup biten itişip kapışmadan asla şikayetçi olmayacaktık. Hakemlere şikayet etmeyecektik. Dostum orada gerçekten çok vahşi şeyler oluyordu. Yani bence en büyük fark fiziksel sertlikte. 90’lı yıllar NBA’de özellikle pota altlarında kan kokusunun eksik olmadığı yıllardı.'

7 Yorum Yapılmış:

Özcan Yüksel dedi ki...

Çok güzel bir söyleşi olmuş sorular da gayet başarılı. Bulls ve Knicks uzunları arasındaki anlaşma Majestelerinin yenildiği zaman huysuzluğu ve Kobe'nin Shaq'a şişman demesinden sonraki antremanda kavgalarını ilk defa burada okudum.

barlas dedi ki...

eline saglik mete aktas, harika bir soylesi!

Osman dedi ki...

NBA'i Türkiye'de en iyi bilen, yazan 4-5 kişiden biri kesinlikle Mete Aktaş. Onun Fanatik basket ve Milliyet'teki tam sayfa yazdığı müthiş eğlenceli ve bilgi dolu yazılarını hiç kaçırmazdım. NBA TV'de yorumcuydu hatta o sıralar.Bundan sonra salsabasket'te yazacakmı acaba?

basketçi dedi ki...

ana gözlüğü yok :DD

ako dedi ki...

aslında gözlükle gidip fotograf cektirmek güzel olurmuş.
röportaj da çok keyifli. ali özsoyun fanatik basketeki köşesinden beri ilk defa bu tarz bilgilerin olduğu bişey okudum

kerem bayazit dedi ki...

çok güzel olmuş elinize sağlık
ancak;


Detroit Pistons’a karşı kaybettiğimiz play-off serilerinden sonra insan içine çıkamaz hale geliyorduk. Üstüne üstlük bir de Michael Jordan gibi kazanmayı "kaybetmek olucak heralde " asla kabul etmeyen bir süperstarın kahrını çekiyorduk.

dejavu dedi ki...

Evet, orada ufak bir yazım hatası olmuş, düzelttim. :)

Çağlar..