2 Mart 2011 Çarşamba

Gerçek ve Hakikat (Bir Yiğiter Uluğ Yazısı)

Güzel Türkçemizin gözünü seveyim… Sözcükler arasına ne de güzel görünmeyen sınırlar koymuştur. Gündelik kullanımda onları pek fark etmeyiz de, birinin ağzından yanlış bir şey çıktığında sağdan-soldan itirazlar yükselir. Sözgelimi gerçek ve hakikat. İlk bakışta aynı şeyden söz ediyor ikisi de, ama öyle mi? Gerçek ile hakikatin aynı anlama geldiğini, hayatımızda bire bir aynı yerleri doldurduğunu kim söyleyebilir?

Gerçek şimdiki zamandır, hakikat geniş zaman… Gerçek bir kabulleniştir, hakikat sürekli bir arayış… Birinin ayaklarını yere basmasını istediğimizde “Gerçekçi ol” deriz mesela… Ama “hakikatçi” olunmaz. Hakikatin peşinden koşulur sadece…

Yaklaşık üç buçuk aydır içinde debelenip durduğumuz doping çukurunu düşününce, sözcükler arasında böylesi kılcal farklara daha çok ihtiyaç duyduğumuza inanıyor insan…

Modafinil: Amerika’da serbest, Avrupa’da yasak
Her şey 13 Kasım 2010 günü başladı. O gün Fenerbahçe kadın basketbol takımının İstanbul Üniversitesi ile oynadığı maçtan sonra doping kontrolü vardı. Kurada 12 ile 13 numaralar çıktı ve sarı-lacivertlilerin bu numaraları giyen iki oyuncusu, Anna Vajda ile Diana Taurasi’den idrar numuneleri alındı. Her zaman olduğu gibi, numuneler kargo yoluyla Ankara’ya, Hacettepe Üniversitesi Doping Merkezi’ne gönderildi. Aralık ayında Taurasi’nin Fenerbahçe maçlarında forma giymediğine şahit olduk. Sakatlığı yoktu ama oynamıyordu. “Takım içinde bazı sorunlar var” dedikoduları yayılırken, 23 Aralıkta bomba patladı: Doping!

O noktadan sonra her şey çok hızlı gelişti. B numunesi de pozitif çıktı, Basketbol Federasyonu durumu Fenerbahçe’ye bildirdi ve oyuncuyu tedbirli olarak disiplin kuruluna sevk etti, bu tip durumlarda verilen cezanın iki sene olacağı öne sürüldü… Ve Avrupa’da şampiyonluk hedefiyle yola çıkan sarı-lacivertli kulüp en önemli kozundan vazgeçti, Ocak ayı başında Taurasi’nin sözleşmesini feshetti. Taurasi’nin takımdaki en iyi arkadaşı Penny Taylor da bir haftaya kalmadan İstanbul’u terk etti.

Analiz sonuçları, Taurasi’nin Modafinil adlı uyarıcıyı kullandığını söylüyordu. Bu Amerika’da reçetesiz satılmayan ama özellikle jet pilotları arasında kullanımı yaygın bir ilaç. Dikkati yoğunlaştırıyor. Bir özelliği daha var: Taurasi’nin yazları oynadığı WNBA Ligi’nin yasaklı ilaçlar listesinde yer almıyor!

Taurasi ilk günden itibaren kesinlikle böyle bir ilaç kullanmadığını ve bir hata yapıldığını söyledi. Doğrusu, ben de yüreğimin bir yanıyla hep ona inandım. Karşımızda “günümüz kadın basketbolunun Michael Jordan’ı” diyebileceğimiz, olağanüstü bir yıldız vardı ve böyle büyük bir sporcunun böyle küçük bir hataya kurban gitmesi hiç akla yakın gelmiyordu.

Krizi yönetmek
Fenerbahçe yönetimi, Taurasi’nin yalvarışlarından etkilenmemiş olacak ki, iki hafta gibi kısa bir sürede kontratı feshetme yoluna gitti. Aslında onları eleştirmek de kolay değil çünkü peş peşe zorlu maçlarla dolu bir takvimleri vardı. Daha da önemlisi, geçmişte adı dopinge karışan sporcularıyla hemen yolları ayırmışlar ve bunu kulübün yazısız bir kuralı haline getirmişlerdi (Kambala örneği). Ancak şu soruları da sormak mümkün: Taurasi sakatlansa, diyelim kasında bir yırtık tespit edilse ve 3-4 hafta sahalardan uzak kalmak durumuna düşseydi, Fenerbahçe onun yerine birini arayacak mıydı? Madem ki, en çok güvendiğiniz sporcunuz masum olduğuna kuvvetle inanıyor ve vereceği mücadele sonunda haklı çıkacağını söylüyor, ona birkaç haftalık bir süre verilemez miydi? O sürede Taurasi antrenmanlarını İstanbul’da sürdürse, Penny Taylor kaçar mıydı? Günlük kaygılar ve panik sonucu krizin iyi yönetilemediği aşikâr. Basketbol Federasyonu’nu suçlamak da yersiz çünkü WADA tarafından kabul edilmiş 35 laboratuardan biri “Doping testi pozitif çıkmıştır” derken, o oyuncunun sahaya çıkmasına değil Turgay Demirel, Muammer Kaddafi bile izin veremezdi.

Bu kısa zaman diliminde Taurasi’nin avukatı Howard Jacobs ile bu dava için özel olarak tuttuğu ünlü anti-doping uzmanı Lauren Vivier, Ankara’ya geldiler, Hacettepe yetkilileriyle beraber B numunesini tekrar incelediler, sonra da teşekkür edip gittiler. Ardından, Jacobs WADA’ya bir itiraz dosyası gönderdi, içine Vivier’in “Modafinil analizinde numunede üç noktadan ölçüm yapmak gerekiyor. Oysa Hacettepe, bu ölçümü tek noktadan yapmış ve elde ettikleri veri ile rapor sonucu uyuşmuyor” görüşünü de koydu.

Sonrası malum… WADA, Hacettepe’ye “Raporunuzu geri çekin” dedi, onlar da çekti. Türkiye’nin en saygın bilim ve spor adamlarından Uluslararası Olimpiyat Komitesi üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Erdener, 21 Şubat günü ne yazık ki hiçbir şeyi açıklayamayan açıklamalar yaptı ve hatayı kabul etti. Bu arada Hacettepe cephesinden “A ve B numunelerinde varılan sonuçlar doğru. Ancak prosedürde hata yaptığımız için raporları çekmek zorunda kaldık” cümleleri de duyuldu.

Kargoda geçen 9 gün
Dopingle Mücadele Ekibi’nin, Diana Taurasi’den idrar numunesini aldığı 13 Kasım Cumartesi günü, Türkiye uzun bir tatile adım atmıştı. 16 Kasım Salı günü Kurban Bayramı’nın ilk günüydü. Pazartesine denk gelen arife günü pek çok yer gibi Hacettepe Doping Merkezi de kapalı olduğu için, kargoyu İstanbul’dan Ankara’ya taşıyan şirket teslimatı yapamadı. Numuneler, bayram tatilinin bittiği 22 Kasıma kadar kargo şirketinde kaldı.Hangi koşullarda bekletildiği belli olmayan bu numuneler üzerinden Hacettepe’nin analizde sağlıklı sonuçlara ulaşamayacağını söyleyenler var. Ancak Taurasi’nin avukatı Jacobs’un itiraz dilekçesi bu teze dayanmıyor.

Baştan başlamak mümkün mü?
Geldiğimiz noktada iki ayrı tez çarpışıyor…
Birinci grup, Fenerbahçe’nin bir komplo ile karşı karşıya olduğu görüşünde. Doping Kurulu’nun Taurasi-Taylor ikilisini özellikle baskı altına almaya çalıştığını, Basketbol Federasyonu resmi açıklama yapmadan doping haberlerinin ve bu durumda verilecek olası cezaların medyaya sızdırıldığını, Hacettepe’nin de hatasıyla resmi tamamladığını öne sürüyorlar. Onlara göre, federasyonun şu anda Taurasi’nin dönüşüne özel izin (çünkü Fenerbahçe’nin yabancı hakkı dolmuştu) vermesi bile timsah gözyaşlarından başka bir şey değil. Zaten takım Avrupa’dan elendi. Üstelik olup bitenlerden sonra Taurasi’nin İstanbul’a dönmesi de düşük bir olasılık.

Karşı görüş, öncelikle Taurasi’nin masum olmadığına inanıyor. Kontrolde bir hata varsa, aynı gün numune veren Anna Vajda’da niye bir şey çıkmadı? Üstelik Hacettepe, bir yöntem hatası yapmışsa, bu hatadan dönmek mümkün. Neticede numuneler hâlâ ellerinde. Taurasi’yi suçlayanlar, Amerika’da kadın basketbolunun sevilmesinde, yayılmasında ve para kazanmasında büyük pay sahibi olmuş, WNBA’in marka değerine katkı yapmış bu yıldızın, ülkesinin gücü sayesinde kollandığı görüşünde. Taurasi’nin sportif saygınlığını koruması, gelecek yıl göğsünde “USA” yazılı formayla olimpiyatlarda yer alabilmesi, bizim şu an içinde bulunduğumuz kayıkçı kavgasından daha “derin” bir mevzu. Amerika, yetiştirdiği en büyük sporculardan birinin, adını telaffuz bile edemedikleri bir “üçüncü dünya laboratuarı” tarafından verilen raporla iki yıl zorunlu tatile çıkarılmasına razı olmadı. WADA’ya bastırdılar, o da Hacettepe’yi sıkıştırdı. Çalınan minareye de uygun bir kılıf bulundu. Bilimsel anlamda Hacettepe’nin başına “çuval geçirildi.”

***

Peki, bunca toz dumanın ortasında hakikati istiyor muyuz? Cevabınız evetse Taurasi’den alınan numuneler hâlâ orada, Hacettepe’nin kilitli kasalarında duruyor. İster orada, ister başka bir merkezde bu defa analizi doğru yöntemle yapıp, hakikate ulaşmak mümkün. Numuneler bozulmuşsa ve analize uygun değilse, en azından bir bilim adamı tarafından yapılacak tatmin edici bir açıklamayı hak ediyoruz herhalde…

Yok, “Hayatın gerçekleri, dünyanın güç dengesi çok başka, onlara karşı çıkmak bize mi kaldı?” diye düşünüyorsanız hakikatle alâkanız yok demek ki…

20 Yorum Yapılmış:

matadorxx dedi ki...

burada daha önce bir arkadaş modafinil maddesinin doping testlerinde çıkma oranı hakkında bilgi vermişti. neredeyse 1000 de 2,1000 de 3 gibi bir oran vardı. birkaç hafta içinde aynı maddenin birbirinden alakasız 4 sporcuda çıkması zaten çok mantıksızdı. bu saatten sonra konuşmak gereksiz kime kızacaksın? sözün bittiği nokta...

Bilge dedi ki...

Ben Yiğiter Uluğ'a hakikat nedir söyleyeyim.
Hacettepe'nin bu işi bilmediği, yöneticisinin ve medyanın büyük bölümünün kötü niyetli bir linç kampanyası yürüttüğü..
elimizde kesin hakikat olarak bir tek bunlar var.
Taurasi dopingli çıksa bile bu gerçek değişmeyecek. O linçten medet ummayın artık.
Haa Sayın Uluğ bu güç dengelerine karşı çıkamıyorsa hakikatle alakası yok demek ki. Efenim?

baldur dedi ki...

taurasi olayı gösteriyor ki spor medyasında aklı başında bildiğimiz (ya da bize kendilerini öyle göstermeyi başarabilmiş) memhmet demirkol, yiğiter uluğ, cem dizdar, attila gökçe gibi kişilerin, adnan aybaba, gökmen özdenak, ahmet çakar gibilerinden pek de farkı olmadığı. çok iyi oldu bu olay, herkesin gerçek yüzü meydana çıktı. sporun romantik yanıyız biz edebiyatıyla bir yere kadar demek ki.

gurcan dedi ki...

Labaratuvar doping testinin yanlis oldugunu kabul etmis. Bu daha neyin cabasi..Yuh kere yuh..Hacettepenin degil Fenerbahcenin basina cuval gecirildi Avrupa sampiyonlugumuz calindi ve hala utanmadan Fenerbahceyi suclayici yazi yazabiliyor Yigiter bey. Ben bu kadar tarafli bu kadar holiganca yazilmis bir yazi daha gormedim bu konu hakkinda... Kime neye hizmet ediyorsun acikca onu yaz Yigiter Ulug laf salatasi yapma bence

quovadis dedi ki...

Yiğiter Uluğ keşke adın gibi davransaydın !!! Hala gereksiz dayanaksız düşüncelerle kafa karıştırmaya şüphe uyandırmaya çalışma çabanın arkasında acaba hangi GÜÇ DENGELERİ var ??? Ancak işin içinde FB olunca senin gözlüklerin başka bir gözlüğe dönüyor malesef.
( bunu kanıtlayabileceğimiz bir sürü fikrin ve yazın var )
Diyorsun ki ; Madem ki, en çok güvendiğiniz sporcunuz masum olduğuna kuvvetle inanıyor ve vereceği mücadele sonunda haklı çıkacağını söylüyor, ona birkaç haftalık bir süre verilemez miydi? Madem ki böyle düşünüyordun bunu o zaman neden yazmadın ???
Hala madde hakkında açıklamalar yapıp sanki olay gerçek te ABD ve WADA tarafından örtbas edilmiş havası veriyorsun. Yazın o kadar kasıtlı ki tarafsız havası vermek için dediğin ben de yüreğimin bir yanıyla hep ona inandım diyip satırlarca kinini kusmaya devam ediyorsun. Arayada gerçek hakikat ve çok bayatlamış kriz yönetimi edebiyatları katarak ilüzyonlar yaratmaya devam edip amacına ulaşacağını sanıyorsun ama çok yanılıyorsun çünkü sen çok uzun bir zaman önce deşifre oldun malesef.

intuition dedi ki...

Yiğiter Uluğ baştan aşağı bilgisizce yazmış. Öncelikle Modafinil Dünya'nın her ülkesinde yasak bunu bir belirtelim.
Gelelim sonraki aşamalara.

Taurasi'nin hem a ve hem b numuneleri pozitif değil. İkisi de negatif durumda, zaten ortada yapılan yanlış da bu. Kullanılan örnekte bulunan değer normalde bir oyuncuyu "dopingli" saymayacağı halde bu değere göre pozitif raporunu yazdığı için Hacettepe, Taurasi dopingli sayıldı. Olayın detaylı olarak açıklanmamasının sebebi ise WADA'nın kendisinin soruşturma yapmasından kaynaklanıyor. Soruşturma sırasında da haliyle dışarıya "Bu oldu, bu yapıldı" denemez, aynı zaman da başka bir ölçüm de doğal olarak yapılamaz. WADA zaten soruşturmayı bitirdiğinde gerekçeli kararı açıklayacaktır.

OsmanNevres dedi ki...

WADA durumu tespit etmiş, Hacettepe, TBF özür dilemiş ve hatayı kabullenmiş.
Biz hala acaba gerçek ne diye düşüneceğiz öyle mi?
Peki yazarın çözüm önerisi ne? 3 paragraf önce "9 gün bu numuneler kimbilir nasıl bir ortamda saklandı" diye güvenirliğine şerh koyduğu numunelerin tekrar tahlil edilmesi...
Pes...
"Çuval" hikayesini hatırlatıp, tuhaf bir komplo üzerinden "gerçek mağdur Hacettepe'mi?" sorusunu sormayı iyiniyet çerçevesine sığdıramıyorum bir türlü.
Peki Monique Coker, Orhan Şam ve Ali Mesut'un durumu nedir?
Her şeyin sorumlusu "Şeytan Amerika'nın" bir başka oyunu olmalı....

orkun dedi ki...

Asıl mağdur taraf olan Fenerbahçe'yi ve Taurasi'yi yine şüpheli pozisyonuna ittirip bir komplo teorisinin peşine takılmanın ne alemi var Yiğiter Bey? Bu kadar güzel güzel detaylarını verdiğiniz hikayede Turgay Atasü denen şahsın hiç mi adı geçmez?

tuna54 dedi ki...

öncelikle çok güzel bir yazı.sarmal olmuş bu konu hakkında bu kadar net bir yazı çok güzel olmuş.yiğiter uluğ gibi birine bile bu kadar fanatik holigan yorumlara ise pes yani.

ahmet dedi ki...

Oraya cekip buraya cekip sonucta gene bu olayda magdur otesi olan Fenerbahce'yi suclamaya calismak..Bazilari gorev edindi bunu kendine resmen son yillarda.Isin icinde Fenermi var o zaman kesin saibe olmali gozuyle yazilmis bir yazi. Yigiter Ulug,sizinde tarafsiz gazetecilikle alakaniz yok demek ki...

sinan dedi ki...

Yiğiter Uluğ doğru demiş herkesin aklı hala karışık. bağımsız bir merkezde tekrar yapılmalı o test detaylı şekilde kimsenin aklına soru işareti gelmeyecek şekilde bilimsel dört dörtlük bir açıklama ile bu olay sonlandırılmalı. doğru veya yanlış. Belkide son paragraf doğrudur bilemyiz.

alper dedi ki...

Daha onceki yazilarinda sirf okunmak icin gercek disi hikayeler uydurmasi beni sasirtmamisti ve yanlis hatirlamiyorsam bir okuyucu yalanini duzektmisti. Yine beni sasirtmadi

...S.f.R... dedi ki...

Ne saçma bir yorumdur bu ya sanki sadece Taurasi nin cezası iptal edildi Coker ve ORhan Şam'ın da cezaları iptal edildi olayı çevirip sadece Taurasi ye bağlamak ne kadar güzel. Ayrıca Fenerbahçe neden 2-3 hafa beklemedi demekte çok kolay ben eminim Fenerbahce Taurasi yi göndermese Doping yapan oyuncu gönderilmiyor diye yine dünya kadar laf edilirdi.Fenerbahçe Taylor'ın numunesinin Kölnde açılmasını istedi diye bile neredeyse vatan haini ilan edildi memleketin kurumlarına güvenmedi diye. Bunca olay olduktan sonra bile yine acabalarla Fenerbahce Ve Taurasi yi zan altında bırakmakta ancak yanlı yorumcuların yapabileceği bir şey. Atasü hakkında tek kelime bile edilmemsi de bunun açık bir özetidir.

Cakivu dedi ki...

Bu yazının yazılmasın daki kökeni ve asıl nedenleri bilen bilir. Tarafsız olmaya çalışıp ultra taraflı gözükmek o kadar trajikomikki... Yiğiter Bey buraları okuyorsa tekrar söyleyelim aklı başında hiçbir takım kendisine yönetici görevi vermeyecektir. İntikam almak için istenilen yazı da yazılabilir, veya geçmiş hesaplara istinaden kafaları karıştırmak için her yol denenir. Peki kötülükler presnliği, hep haksız Fenerbahçeyi de geçtim, burada asıl konumuz olan Taurasi'den kim özür dileyecek? Olayın bilimsel/kurumsal detayları daha kesinleşmemişken 2 yıl ceza alsın diyenler, hıncal gibi tv köşelerinden ülkenin en büyük ayıbı diye ağlayanlar, daha ne olduğunu bilmeden yollayın şu kızı da ahlak seviyemiz yerine gelsin diye salık verenler, medya ve kamuoyu gazına gelip ilk uçakla gönderenler, kim acaba?

Sözü geçen maddenin birkaç oyuncuda bu kadar kısa sürede rastlanmasına olsun, testlerin köln de yapılmasına itirazlar olsun her türlü öyle çirkin kumpaslar varki bu olayda, hacettepenin, federasyonun etekleri tutuşurcasına özür dilemesi ve olayın kapanması için ellerinde geleni yapmasına rağmen vizyon sahibi yazarlarımız sahip oldukları çok gizli bilgilerle bize seçenekler sunmakta o yüzden Taurasi lütfen dönme, burası ahlak değerli çok yüksek sadece bizim gibi özel insanları yaşadığı acaip demokratik bir hukuk devleti, sen anlamazsın bizden, git çok değersiz wnba de ve olimpiyatlarda madalya almaya devam et, biz de çok var uluslararası başarı zaten bir başkasına daha ihtiyacımız yok...

intuition dedi ki...

Fenerbahçe'ye düşman olanlar zaten belli. Bir de ellerine klavye aldı mı sallamakta da üzerlerine yok, soruyorum Yiğiter Uluğ'a yalan yanlış bilgilerle madde Amerika'da serbest diyor da e be güzelim bu madde Kars'ta da mı serbest?
Komplo teorisi kurmaya madem meraklısınız hadi size 10 puanlık uzman soruları bunlar?

1) Dünya'da 6 tane vak'a yokken bu ilaç ile ilgili 4 ayrı ilde farklı sporcuda aynı dönemde Modafinil çıkması nasıl olabiliyor? Üstelik bunlardan bir tanesi de 3.ligdeki Karslı bir sporcu
2) Modiodal ilacını ömrünüzde kaç defa gördünüz, eczacı arkadaşlarınıza sorun bakalım kaç tane satıyorlarmış?
3) Tamamamen rassal olması gereken bir kura çekiminde, 3 hafta üstüste Taurasi'nin seçilme olasılığı 1/216 iken bu ihtimal nasıl gerçekleşti?

O kadar komplo meraklısıysanız bunları cevaplayın. Bol keseden WNBA devreye girdi bik bik bik böyle oldu diye konuşmaya gerek yok. Diğer 3 tane sporcu için de mi girdi WNBA?

shadowturk dedi ki...

ARKADAŞLAR YORMAYIN KENDİNİZİ VE BU ADAMI OKUMAK VE YAZDIKLARINI YORMAK İÇİN İÇİN ZAMAN HARCAMAYIN.GEREK YOK.BU SÜREÇTE YAZDIKLARINDAN PİŞMAN OLMUŞ VE NE YAPSAM DA LAFI DOLANDIRIP KAFALARI KARIŞTIRSAM DA, YİNE SEMPATİMİ SÜRDÜRSEM DERDİNDE.ARTI PARANTEZ KENDİSİNİN MAÇ YORUMLARINI GEÇMİŞTE İLGİYLE TAKİP EDERDİM.

Oguz dedi ki...

yiğiter uluğ yu yeni yüzyıldaki yazılarından, 90ların ortasında ntv haftasonu kuşağındaki basketbol panoramasından bu yana takip ederim, ancak hakikat bu kadar yanıbaşındayken böylesine talihsiz bi yazıyı kaleme alması beni hayal kırıklığına uğrattı ve üzdü.

ozgur sahin dedi ki...

Bir anda herşey silindi gözümde, bir efsaneden bir holigana dönüşü tam anlamda pekiştirdiniz. Zaman zaman yapıyordunuz ama tam oldu şimdi. Ayrıntıya inmeyeceğim ama yazık...

Da Vinci dedi ki...

Numuneler orda bir yerde durmuyor. Prosedür gereği B numunesinin analizinden sonra iki numune birden imha edilir diye biliyorum.

Ayrıca modafinilin WNBA'de yasak olmadığı bilgisi de hiçbir temele dayanmıyor.

Yiğiter Uluğ'un bu kadar bilgisizce bir yazı yazdığını ilk defa gördüm. Yakışmamış!

Gurhan Ul dedi ki...

Zaten kendisini okumazdım, şimdi göz dahi gezdirmem. Yazıklar olsun gazeteci kimliğine