31 Ekim 2012 Çarşamba

Kazanan Bir Kez Daha Ergin Ataman Oldu

Haftanın sonucu en çok merak edilen maçında kazanan taraf Ergin Ataman oldu. Rakibin en önemli hücum silahında her adamı değişen savunma çalışması, maça tutucu bir beşle başlayarak Anadolu Efes'in son dönemdeki o yüksek temposunu engelleyerek maça iyi başlamasını önleme fikri, hücumda ise bol bol koşarak ve pozisyon sayısını arttırarak oynama fikri, görünürdeki geniş rotasyona karşılık yine dar bir oyuncu topluluğu ile oynama isteği ve dönem dönem 4 kısalı oyuna dönüşü ile kazanan bir kez daha Ergin Ataman: 73-83. Kaybeden ise yine bir kez daha Oktay Mahmuti oldu. Değişen ise sadece koçların başında bulundukları takımların isimleri.

G.Saray Medical Park, 24-14 önde başladığı karşılaşmada 21/40 ikilik, 12/19 üçlük, 5/7 serbest atış isabetleriyle tamamladı 40 dakikayı. Takım halinde atmaya geldikleri bir gündü yani. Sakatlıktan dönerek ilk maçına çıkan ve belki de takıma en soğuk isim Henry Domercant, 13 dakikada 3/4 üçlükle 9 sayı yolladı Efes potasına. Dahasına gerek var mı? G.Saray'ın mevcut yapısında oynayacağı oyunla takımın kaderini çizecek isim ise bana göre Milan Macvan. Zira onun back-up'ı yok, İlkan elden kaçırıldığında Cevher'in de çoktan Beşiktaş'la anlaştığını hatırlayalım. Macvan, Efes savunması karşısında 30 dakikada 8/9 isabetle, 3/3 üçlük, 19 sayı - 3 ribaund - 1 blok üretti. Atmaya gelen G.Saray, takım halinde 83'ü görürken haliyle savunmada da daha iştahlı olan taraftı.Oyunun her iki alanını da iyi oynarken tüm hafta bu maça konsantre olmanın ödülünü de almış oldular. Ergin Ataman - Oktay Mahmuti arasında son iki sezondaki 8. karşılaşma oldu bu, skorbordda 6-2 Ergin Ataman üstünlüğü yanıp sönüyor.

Anadolu Efes, Oktay Mahmuti'nin takımı değil. Bir süre sonra belki bir forma girecekler ama o yapı da Mahmuti'nin aklındaki takım olmayacak muhtemelen. Gülmeyen yüzler, sorunlu bakışlar ve boşa geçen günler. Değişen sadece oyuncu ve teknik adam isimleri..

Jurica Zuza - Cedi Osman - Tyrone Nelson

Sezon başında düzenlenen Federasyon Kupası'nda Sayı Krallığını gösteren liste: 78 doğumlu Zuza ile 85 doğumlu Nelson arasında 95 doğumlu Cedi Osman. Cedi'nin fotoğrafı 2000'li yılların henüz başında çekilmiş olsa gerek. Bu detayı yakalayan Berkay Sahillioğlu'na teşekkürler.

TBL'den Pazar Notları

F.Bahçe Ülker: 74 -  Mersin BŞB: 50
Hafta arasında Real Madrid karşısında mağlup olan F.Bahçe Ülker, ligde oynadığı iki maçı da son topta kazandıktan sonra 3. hafta mücadelesinde Mersin BŞB’i ağırladı. Salonundaki yapım çalışmaları nedeniyle ilk yarı tüm maçlarını deplasmanda oynamak zorunda kalan Güney ekibi, bir yandan bu durumun yarattığı dezavantajla boğuşurken öte yandan da dar rotasyonu genişletebilmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Willie Solomon ile anlaştılar, sağlık kontrolünden geçen Amerikalı oyuncu bu karşılaşmayı tribünden takip etti. Önümüzdeki hafta parkede olması bekleniyor. F.Bahçe cephesinde ise Bo, Madrid karşısında sakat sakat oynadığı için bu maçı da pas geçti. Sakatlığı bulunan bir diğer isim Sato ise sadece 4 dakika parkede kaldı.

Çok düşük tempo, daha da düşük yüzdeli şutlar, tadsız&tutsuz bir maç izledik doğrusu. 3.periyodun sonlarına doğra J.P.Prince – David Andersen’in yüze darbeye kadar ilerleyen münakaşasında Prince diskalifiye edilirken Andersen de teknik faul aldı (Koç Babaoğlu maç sonunda bu olay hakkında serzenişte bulundu, nacizane görüşüm iki oyuncunun da diskalifiye edilmesi yönünde idi). Bu olay salondaki taraftarı hareketlendirirken bu kızışma parkeye de yansıdı ve F.Bahçe Ülker biraz olsun hareketlendi. O hareketlilikte başrolü alan isim ise Bremer oldu: 10 sayı – 3 asist. İlkan Karaman 20 dakikada 15 sayı – 10 ribaund – 2 blok ile verimliliğin tavanında bir maç çıkartırken bir kez daha kenardan enerji getiren isim oldu. Portföyüne dış şutu eklemeye çalıştığını bağırıyor adeta İlkan, bu karşılaşmada da iki denemesinden bir isabet çıkardı. 7 sayı – 3 asist – 5 ribaund ile oynayan Barış Ermiş’in adını da maç yazısına eklemek lazım. Olimpija deplasmanının son bölümünden itibaren iyi oynuyor Barış. Pianigiani’in ön alanda istediği sert, sürekli baskıyı da başlatabilecek bir kimliğe sahip.

Mersin takımının kulüp tarihindeki 215 TBL maçında ürettiği en düşük skor: 49 (special thx tblstat). F.Bahçe Ülker potasına yollayabildikleri ise 50 sayı. Willie Solomon hamlesi David Holston’lı oyun kurucu bölgesini muhakkak ki rahatlatacaktır fakat boyalı bölgedeki savunma sorunu ile forvet pozisyonundan skor katkısı alabilme sıkıntısı halen devam edecek gibi duruyor. Mete Babaoğlu’nun işi yine çok zor..Takımda Holston – Solomon – Michael Wright gibi değerli parçalar var lakin büyük resim şu an için epeyce parçalı. Birleştirmek için tutkaldan fazlasına ihtiyacı var koçun. Tabii ilk yarıyı deplasmanda geçirecek olmaları da çok zorluyor onları.

Aliağa Petkim: 74  - Antalya BŞB: 92
Son olarak Chalmers – Caner Şentürk hamlelerini gerçekleştirerek kulüp tarihinin en bütçeli kadrolarından birini kuran Aliağa Petkim, ‘Farmar’ın ücretinin yarısından daha azına takım kuran’ Altar Tunçkol’un Antalya’sını ağırladı. Boyalı bölgeden 30/48, yay gerisinden 7/22 ile isabet bulurken 18 asist üzerinden 37 isabet sağlayan Antalya BŞB, dar rotasyonunda 8 farklı isimden skor, 6 farklı isimden asist katkısı alarak Aliağa potasına tam 92 sayı yolladı ve bu sezonki ilk galibiyetini aldı. Sezona girmeden yabancısını değiştiren Tunçkol, iki haftadır takım olarak iyi durumda olduklarını söylüyordu, nihayet kazanarak morallendiler. Atmaya geldikleri İzmir’de üretilen 92 sayı bu takımın koşması durumunda neler yapabildiğini göstermesi açısından değerliydi. Carter 23 sayısıyla takımın en skoreri oldu.

Adını şu an hatırlayamadığımız bir Fin takımına elendikten sonra Kupa’ya da veda eden Aliağa, ligdeki 3. maçında 2. yenilgisini aldı. Koç Bıyıktay, maç sonunda bir kez daha oyuncularından bazılarını suçlar açıklamalarda bulundu. Sözleşme yenilenen Ratkovica, sanırım bu isimlerden en tepeye yazılacak olanı. Lakin yenilen 92 sayıyı ona yıkmak da doğru değil. Savunma yapmadan bu ligde, hele ki bu sezon, ekmek olmadığını görüyor olmalı Aliağa cephesi. Shumpert’ın dönüşünü bekliyorlar fakat onun da yavaşlayan ayakları ile savunmayı toplaması mümkün değil. Ki Aliağa’nın hücumda zaten sorunu yok. Takımın lideri yok, en önemli sorun bu. Orhan Haciyeva'nın 26 sayısı iyi istatistik, hepsi o.

Beşiktaş: 72 - Tofaş: 55
Hafta arasında Barca deplasmanında 40 dakika boyunca karakterli bir top oynayan, son 5 dakikaya yalnızca iki basket geride giren Beşiktaş, Euroleague temposundan lige dönüşte Karşıyaka'da sorunlar yaşamıştı. Bu haftaki rakip Tofaş, pek zorlayamadı onları. İki tarafın da tutuk başladığı maçta farkı yaratan isim bir kez daha kenardan gelen Tutku Açık oldu. 6-1 Tofaş üstünlüğü ile geçilen bölümü takiben oyuna giren Tutku Açık ile 20-3'lük Beşiktaş serisi izledik ve maç koptu gitti.17 dakikaya 3/5 üçlükle 9 sayı - 5 asist - 3 top çalma - 2 ribaund sığdıran Tutku Açık, Tofaş'ın 55 sayı üretebildiği günde maçı aldı götürdü. Christopher'ın 20, Jerrels'ın yine dağınık tarzıyla 14 sayı ürettiği günde kilidi açan Tutku, maçı bitirdi. Tutku'nun dümende olduğu bölümde, Muratcan Güler'in parkede ne yapılması gerekiyorsa onu yaptığı anlarda Jerrels da rahatlıyor ve skora daha rahat gidiyor. Beşiktaş için sezonun en kritik eşiği buradaki paylaşım olacak gibi duruyor. Tutku'nun maçı bitirmesinin ardından kalan bölümde Tofaş kovalamak için birazcık uğraştı ama kapı çoktan suratlarına kapanmıştı bile. Asistlerdeki 18-7 Beşiktaş, top kayıplarındaki 20-14'lük Tofaş üstünlüğü skorborda doğrudan yansıyan rakamlar oldu maç sonunda.

Tofaş, 3. hafta sonunda 2.yenilgisini almış oldu böylece. Yenilgilerden daha mühimi ise parkede görülen mutsuzluk. Bu izlediğimiz takım, ki ilk hafta Ankara'da çıplak gözle izledim, pek Ahmet Çakı takımı değil gibi. Geçen yılki kadrodan çok da büyük değişiklikler olmamasına rağmen takım kimyası sorunlu. Listenin tepesine Burtt yazılacak sanırım ama sorun onunla bitmiyor. Rolleri belirleme konusunda Erdemir kariyerinde epeyce beğendiğim bir isim olan Çakı, Bursa'da henüz bunu başaramamışa benziyor. Bunu ne zaman, ne ölçüde başarabilecekleri onlar adına oldukça kritik.Dediğim gibi neşter Burtt'ten vurulmaya başlanabilir.

29 Ekim 2012 Pazartesi

TBL'den Cumartesi Notları

TED Ankara Kolejliler: 91 - Royal Halı G.Antep BŞB: 73
Haftanın açılış maçı Ankara'daydı. Telekom sponsorluğunun gerçekleşmemesi nedeniyle finansal açıdan zor günler yaşayan TED Kolejliler, yerli rotasyonun en değerli parçalarından Murat Kaya'nın sakatlığına rağmen Antep potasına tam 91 sayı yollayarak evindeki 2. galibiyetine uzandı. Maça 14-0'lık seriyle başlayarak kontrolü ele geçiren Başkent ekibi, Antep'in zone savunmasına karşı devre sonunda moturu kapatsa da Jovo - Penney ikilisinin vurucu gücüyle sahadan galip ayrıldı. Geçtiğimiz hafta F.Bahçe Ülker deplasmanında aldığı maçı veren TED Kolejliler'de Jovo'nun varlığı geçmiş dönemdeki Sunter takımlarına nazaran topun içeriye inmesini sağlıyor. 40 dakika sonunda 42 ikilik, 21 üçlük denemesi oldu Başkent ekibinin. Sunter takımlarında daha çok tersini görürdük. Dışardan açık çeke sahip isimler ise Kirk Penney- Kaya ikilisi. Jovo - Penney ikilisinin 49 sayı - 7 ribaund - 6 asisti, Antep'e eş değer zaten. İlk beş olarak lig ortalamasının epeyce üzerinde bir kadroya sahip olan Kolejliler'i hazırlık dönemi de dahil olmak üzere uzunca süredir izliyorum. Roller net olarak oturmuş durumda. Tek sorunları rotasyonun darlığı, ki ileriki dönemde canlarını en fazla yakacak nokta da burası olacak sanırım. Finansal sorunlara karşın evlerinde Tofaş ve Antep gibi iki takıma karşı alınan farklı, rahat galibiyete bir alkış göndermek lazım. Son bir not da maça ilk beş başlayan Caner Erdeniz'e gelsin, rotasyonun bir parçası olabilmek için epeyce çaba sarfediyor; gözlerden kaçmasın.

Antep cephesinde ise işlerin iyi gitmediği aşikar. Sezona 0/3 ile başladılar, Collins'in tedavisine Amerika'da devam ediliyor. Koç Doğan Deniz'in maç başındaki kötü başlangıca rağmen mola almaması salonda epeyce muhabbet konusu oldu. Nitekim kalan 35 dakikada o 5 dakikanın diyetini ödediler, kovaladılar kovaladılar ama yetişemediler. İki yabancı uzununu genelde bir arada kullanmamayı tercih etti koç. Bu tercihi de ilginçti doğrusu. Yunus Çankaya, çok sıcak başladı ama yetmedi. Erden Eryüz'ün neredeyse hiç çıkmadan oynamak zorunda kalması da Antep ekibinin ayakta kalmasını zorlaştırdı. 29 ikilik, 26 üçlük denemesi gerçekleştirdiler, ki post-up oyununu neredeyse hiç görmedik. Jovo - Nedim gibi bir ikiliye sahip rakibinizi devirmek için içeriye girmemeyi tercih ettiyseniz dışardan %70'le falan atmanız gerekiyor. Antep'te oyuncuların ruh halini, surat ifadelerini beğenmediğimi de eklemeliyim. Haftaya oynayacakları Mersin BŞB maçı sezonun geri kalanı adına belirleyici olabilir onun için.

Olin Edirne: 60 - Hacettepe Üniversitesi: 81
Ligin henüz 3. haftası olmasına karşın sezon sonunda ligden ayrılacak takımı belirleyebilecek bir maçtı bu karşılaşma. Geçtiğimiz hafta Mehmet Yağmur'u genç takımla idmanlara çıkartan ve kadro dışı bırakan Edirne ekibinde Mehmet Yağmur, bu önemli maça ilk beş başladı. Geçen hafta mevcut ekibi için ''Edirne'deki en iyi kadrom'' demişti koç Taştimur. Bu tarz hamleleri seviyor Taştimur, öğrendik artık. Fakat bu kez ters tepti bence bu akıl oyunu. Hüseyin Beşok önderliğinde iki sezondur önemli sınavlar veren, duruş sergileyen Hacettepe Üniversitesi, harika başladığı maçı öyle de bitirdi ve farklı şekilde galibiyete uzandı. 23/36 ikilik, 9/20 üçlük isabetlerine karşın Edirne ekibinin 2/13 serbest atış istatistiği maçın özeti. Tam 5 oyuncu çift hanelerde skor üretti, Glover 20 - Bennerman 15 - Önder Külçebaş 14 - Polat Kaya 12 - Eldridge 11 sayı. 38-24 ribaund, 17-10 asist üstünlüğü 81-60'ın belirleyicisi oldu. Koç Alp Bayramoğlu'nun gösterdiği çaba, oyuncuların parkede sergilediği duruş şahane. İmkanı olan Ankaralıların salona gitmesini tavsiye ederim, sonucu bilemem ama maç sonunda takımı alkışlayacağınızın garantisini de verebilirim.

Edirne'de bugünlerde Mehmet Yağmur özelinde yaşanan gelişme son iki senede farklı isimler üzerinden yaşandı. Seibutis gitti, menajerler gitti, idareciler gitti, hatta koç Taştimur gitti geldi ama sonunda hep ''biz bir aileyiz'' denildi. Bu anlamlı sözün Edirne tarafında içinin boşaltıldığını görüyoruz. Lige çıktığı sezonda herkesin sempatisini kazanan o takımın kırıntısı bile kalmadı, ne acı..

Erdemir: 75 - Banvit: 82
Haftanın sıkı maçlarından biri de Ereğli'deydi. Bu tarz maçlarda pek hata yapmayan Banvit, tüm maçı 6-10 sayı aralığında önde götürerek kazanırken Meija 19 sayı - 4 ribaund, Stimac 12 sayı - 12 ribaund ile öne çıkan isimler oldular. Geniş rotasyon, skor ve süre dağılımı, ortalama savunma ve zor bir deplasmandan çıkan galibiyet, Banvit adına alıştığımız tablolardan. En temel sorunları ise bu oyunu istikrarlı şekilde sergileyememek, 40 dakika içerisinde zaman zaman büyük kopukluklar yaşayabiliyorlar. Erdemir ise iç sahada şanssız bir fikstürle başladı sezona: F.Bahçe Ülker - Banvit - G.Saray Medical Park. Arada Antep deplasmanından son periyotta geri dönüşle çıkardıkları galibiyet ve Ereğli'deki iki maçta sergilenen güzel oyunlar umut verici. Sean Marshall'ın 19, Henderson'ın 14 sayısı Erdemir takım oluşumu adına şart performanslar, lakin Alper Özcan'ın 15 sayı - 1 asist - 2 ribaund'ı ile Nusret Yıldırım'ın 14 dakikadaki 8 sayı - 1 top çalma - 1 ribaund'ı dikkat çekici. İki ismin de sezon başından bu yana takımın en istekli isimleri olduğunu not düşerken koç Hakan Demir'in bu gelişimdeki payını da atlamayalım. Genç isimlere Ereğli'de de süre/şans vermeyi sürdürüyor koç. Yarattığı savaşçı takım sezon sonunda düşme potasının uzağında kalacağa benziyor, fakat bu rotasyonda Melih Mahmutoğlu'nun vereceği katkının belirleyici olacağını da ekleyelim, bu maçı 0/4 üçlük, 4 sayı ile kapattı keskin şutör.

Pınar Karşıyaka: 79 - Türk Telekom: 66
İlk iki haftayı evinde aldığı galibiyetle geçen Pınar Karşıyaka, 30 dakikasını yenik götürdüğü karşılaşmanın son 10 dakikasında sadece 11 sayıya izin verip hücumda da taraftarıyla bütünleşerek tam 28 sayı üretti ve 3. galibiyetini alarak namağlup ünvanını korudu. Bu sezon yeni bir yapılanma içerisine giren Telekom karşısında yetecek kadar oynadı İzmir ekibi. Dixon 21 sayı - 6 asist, Aminu 20 sayı - 11 ribaund, Thomas 12 sayı - 5 ribaund ile skoru sırtlanan isimler oldular. Maça ilk beş başlayan Soner&Evren ikilisinin skor üretemediği Karşıyaka, yıllardır bu tarz maçlarda evinde taraftarının desteğiyle uyandığında gerçekten durdurulması zor bir  takım halini alıyor. Son 10 dakikada Telekom'un üstünden geçtiler adeta. Bu sezonki takımın potansiyeli onlar adına belki de son yılların en iyisi. Henüz yerli isimler açılmamış iken Kupa'da gösterilen performans, ligde 3/3 yapmak değerli. Tam da bu aşamada önümüzdeki hafta Tofaş deplasmanı önemli bir sınav olacak Karşıyaka için. Maç sonunda koç Sarıca'nın ''teknik olarak şikayetim yok, mental açıdan gelişmemiz lazım'' açıklamasını da not düşelim.

Telekom ise farklı bir deney yapıyor bu sezon. Koç Eş'in takımı savunması zor bir ekip kesinlikle. Fazlaca dış şut kullanıp, düzene pek bağlı kalmayan bir ekip. Dolayısıyla rakiplerini ters ayak üzerinde yakalama potansiyelleri sezon boyunca olacak. Ki bu karşılaşmada 30 dakika boyunca iyi yaptılar bunu. Son periyotta Arena'daki rüzgarı dindirmek için tüm molalarını kullanan Başkent ekibinin gücü bu fırtına karşısında çaresiz kaldı. Karşıyaka'nın ilk 20 dakikada biri taktik olmak üzere toplamda sadece 3 faul yapması ise maç sonunda Başkent ekibinin serzeniş konusu oldu. 40 dakika sonunda Telekom'un serbest atış sayısı uzun süre görülmeyecek güzellikteydi: 1/1.

26 Ekim 2012 Cuma

Perşembe Akşamından Notlar


Fenerbahçe Ülker - Real Madrid

Fenerbahçe'nin ilk devrenin genelinde yaptığı savunmanın açıklanabilir bir yanı yoktu doğrusunu söylemek gerekirse. Sanki Real Madrid'e hiç çalışmamışlar, hangi oyuncunun sahada ne yapacağını bilmiyorlar gibi bir görüntü vardı sarı lacivertlilerde. Begic'in pota altındaki etkinliği, Fernandez'in istediği açık alanı çoğu hücumda bulması, Carroll'un üç sayı çizgisinin arkasından yüzdeli oyunu bu durumun kanıtıydı. Oğuz'un erken ikilemesi, yerine giren Kaya'nın pota altı savunmasında ortaya hiçbir şey koyamaması ribaundlarda ivmenin net bir şekilde Madrid tarafına kaymasına sebep oldu. McCalebb'in de sakatlığından dolayı o bildiğimiz aktifliğinde olmaması Fenerbahçe'nin maçta hakimiyeti eline almasını engelledi.

Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen devre skoru sadece 6 farkla Madrid lehineydi. Bunda da Andersen'in takıma dahil olduğundan beri ilk kez maç içinde aktif olması (ilk devre 2/2 3 pt - 10 sayı) ve Bogdanovic'in ısrarla çemberi zorlayarak hücumu rahatlatmamasının payı büyüktü elbette. Soyunma odasından dönüşte Madrid'in istediği maç zeminini yaratmaya devam etti Fenerbahçe. Top kayıpları ve verilen hücum ribaundlarında bir değişiklik olmaması üçüncü çeyrek ortalarında farkı bir ara 15'e kadar çıkardı. 25 dakikadır devam eden gidişatı  bozan ilk durum ise Pianigiani'nin 4 kısa hamlesi oldu. Bo - Sato - Bojan - Emir - Oğuz beşi rüzgarın ilk kez Fenerbahçe'nin arkasından esmesini sağladı. 11-0'lık seri ile kopmaya izin vermediler ve tekrar maçın içine dahil oldular. Pianigiani'nin son çeyrekte bu maç için en yüksek verimi veren pota altı ikilisini (Andersen - İlkan) sahada tutmasıyla daha düzenli bir performans ortaya koydu sarı lacivertliler, ancak Rodriguez - Rudy - Carroll üçlüsünün 3. çeyrekte sekteye uğrayan hücum ritimini tekrar canlandırması maçı Madrid'e getirdi.

Fenerbahçe Ülker'in -TBL dahil- son 5 maçta potasında ortalama 80 sayı görmesi Pianigiani'nin canını sıkan bir noktadır büyük ihtimalle. Khimki maçında her ne kadar kötü savunma yapsalar da yüksek tempolu hücumlarının katkısıyla sahadan galip ayrılmayı bilmişti sarı lacivertli ekip. Ancak bu kez karşılarında açık alanda kendilerinden daha etkili bir rakip bulunca işler istedikleri gibi gitmedi.


Barcelona Regal - Beşiktaş

Maça içeride Markota - Vidmar ile başlamayı tercih etti Erman Kunter, ancak Vidmar her ne kadar etkili olsa da Markota'nın pota altındaki mücadelede Vidmar'a yeterli desteği verememesi Barcelona'nın ilk dakikalarda buradan fazlaca sayı bulmasına sebep oldu.  Fark daha 6 dakika içinde çift haneli seviyelere geldi ancak Falker - Markota değişikliği ve Christopher - Jerrells ikilisinin hücumda bire bir üzerinden de olsa devreye girmesi maçı tekrar dengeye getirdi. Temponun iyice düştüğü ikinci çeyrekte Beşiktaş, savunmasını da oturtmasının katkısıyla öne geçmeyi başardı. Barış Hersek 2. çeyrek itibariyle Muratcan Güler'den X factor görevini devraldı ancak ikinci devrede, özellikle seçeneklerin azaldığı son çeyrekte tercih edilmemesi sorgulanabilir bir tercihti. 

Erman Kunter'in de maç sonu açıklamalarında sıkça değindiği üçüncü çeyrek performansı sonuca direk etki etti belki de. Artan top kayıpları, düşen şut yüzdesi ve her şeyden önemlisi hücumda Vidmar - Christopher - Jerrells üçlüsünün yanına alternatif bir isim gelmemesi duraklama süresinin iyice uzamasına sebep oldu. Üçüncü çeyrek sonlarında Vidmar'ın 4. faulünü alması son çeyrekte uzun bir süre Dasic - Cevher - Markota rotasyonuna 'mahkum etti' siyah beyazlıları. Tabi bu dakikalarda Barış H. ve Falker seçeneklerinin hatırlanmaması da ilginçti, en azından berbat bir performans ortaya koyan Cevher Özer'de bu kadar ısrar edilmesini ben anlamadım. Pascual'in de Beşiktaş'taki bu fizik dezavantajının üzerine Tomic'in yerine Jawai'yi oyuna alarak gitmesi maçı koparan nokta oldu. 

Bu kadar kötü bir şut gününde olmasına rağmen (17/37 2pt - 5/19 3pt) son 3 dakikaya kadar maçın içinde kalan Beşiktaş'ı tebrik etmek lazım. Belki Barcelona'nın çok iyi bir maç çıkaramamasının da bunda etkisi büyük ancak işin mücadele kısmında diğer etkenlerden bağımsız çok iyi bir Beşiktaş vardı sahada. 3. çeyrek performansı bir tık daha üst seviye olsaydı sonuç farklı olabilirdi.

25 Ekim 2012 Perşembe

Şimdi Nerede #25 : Quinton Hosley

Blogspot formatına geri dönmemizin ardından eski yazı serilerini devam ettirmemek olmazdı. O zamanlar ekipte olmamama rağmen, okuyucu olarak takip etmekten en keyif aldığım seriyi, Şimdi Nerede'yi, bu kez ben başlatayım dedim. Quinton Hosley ile startı verelim..

Üniversite yıllarında Lamar Community College ve Fresno State Buldogs'ta forma giyen Quinton Hosley, 8 farklı takım ile Pre-Draft Camp'e çıkmasına rağmen Draft günü adı okunan 60 oyuncu arasında kendine yer bulamamıştı. Sonrasında hikayesine bizlerin dahil olduğu ve Avrupa basketbolunun kendisini tanıdığı yere, Pınar Karşıyaka'ya geldi. 2007-2008 sezonunda TBL ile az da olsa haşır neşir olan herkesin şimdi bile hatırlayacağı bir performans ortaya koydu. Ahmet Kandemir'in başarılı yabancı seçimleriyle oluşturduğu Neal - Marshall - Hosley üçlüsünü bu satırları okuyan çoğu kişi unutmamıştır. Bu üçlü Karşıyaka taraftarıyla yakaladığı sinerji ile o sezonun en büyük hikayelerinden birine imza atmıştı. 


Bu üçlüden her biri ayrı özeldi ancak Hosley'nin Karşıyaka formasıyla yaptıkları TBL'nin son 10 yılda gördüğü en dominant 3 performans arasına girer bana göre. Sınırı olmayan skor potansiyeli, pozisyonuna göre kısa boyuna rağmen ribaundlardaki hakimiyeti, çok üst düzey atletik yetenekleri ona normal sezon MVP'sini getirmişti. Bunun yanında sezonu ribaund ve verimlilik puanında 1., sayı ortalamasında 2. sırada bitirdiğini ekleyelim.* O zamanlar TBL'nin Fantasy Challenge'ı konumunda olan Beko BFL'de fiyatı ne kadar yüksek olursa olsun kadromdan çıkarmazdım Hosley'i, çünkü her hafta minimum 20-10 yapacağını bilirdim. 17-13 ile bitirdikleri normal sezonun ardından Play-off'larda Efes'i ilk maçta deplasmanda mağlup etmelerine rağmen sonraki 3 karşılaşmayı ortalama 14 fark ile kaybetmeleri sezonu Karşıyaka ve Hosley adına sonlandırdı.

Bu rüya sezonun getirisi büyük oldu beklenildiği gibi. Gary Neal, Barcelona'ya; Sean Marshall, Aris'e giderken; Hosley, Real Madrid'in yolunu tuttu.. Ancak Madrid'in onun kariyeri açısından zirve olmasının yanında, düşüşe başladığı yer olma özelliği de var. Koç Plaza'yla yaşadığı sorunlar Euroleague seviyesinde uzun süre tutunmasının önüne geçti. Sezon ortasında tekrar Türkiye'ye Galatasaray ile geri dönmesine rağmen Karşıyaka'da kendine tanınan rahatlığı burada bulamaması ve takım içi çatışmalar gibi faktörlerin etkisiyle 08-09 sezonun sonunda sarı kırmızılılardan ayrıldı. Daha sonra Aliağa, Joventut Badalona ve Dinamo Sassari ekiplerinde de şansını denese de buradaki maceralarından hiçbiri 1 yılın üzerinde sürmedi.

Şu anda Polonya 1. Ligi'nde Stelmet Zielona Gora forması giyiyor. İlk 4 maçın ardından 19.5 sayı ortalaması yakalamış durumda, son Asseco Prokom maçında 9-14 saha içi isabeti ile 29 sayı üretti. Büyük ihtimalle burada göstereceği performans ona son kez bir Euroleague - Eurocup takımının kapılarını açacak, değerlendirip değerlendirememek ve o seviyede istikrarlı bir şekilde kalmak tamamen onun elinde. Ha bu arada bu kadar takım dolaştığına bakmayın, daha 27 yaşında!

*: Bilgiler, Dandik TBF istatistik veri tabanına rağmen çok önemli, değerli bir iş yapan TBLstat.net'ten.

24 Ekim 2012 Çarşamba

Beşiktaş Milangaz Laneti Sürüyor

Geçtiğimiz sezonu üç kupayla tamamlayan o yılki adıyla 'Beşiktaş Milangaz'da şampiyonlukta önemli roller üstlenen yabancı oyuncular sakatlanmaya devam ediyor.

Daha önce Maccabi Tel Aviv'le anlaşan Pops Mensah Bonsu'nun sakatlığından dolayı İsrail ekibiyle sözleşmesi imzalanmazken, gösterdiği çıkışla Avrupa devi CSKA Moskova kadrosuna dahil olan Zoran Erceg de iyi başladığı sezonda sakatlandı. Sırp forvetin 4 ay parkelerden uzak kalacağı açıklandı.

Siyah beyazlılardan ayrılanlar lanetinde bu iki isme eşlik ediyor diyebileceğimiz üçüncü isimse Carlos Arroyo. NBA'den istediği paraları alamayan Porto Rikolu guard hala boşta.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Salsa'nın Gözünden TBL'de 2. Hafta

Tofaş: 71 - Mersin BŞB: 68 / Eurochallenge'da geçilen tur dışında, şu ana kadar oynadığı resmi maçlarda istediği sonucu alamayan Tofaş, evinde oynadığı ilk maçta ligdeki ilk galibiyetine uzanmayı başardı. Görünen o ki; Ahmet Çakı yönetiminde yeni bir sisteme geçen Tofaş'ın hala biraz zamana ihtiyacı var. Ama önemli olan bu geçiş sürecinde çok fazla kayıp vermemek. Geçen haftaki TED yenilgisinin ardından bu maçta kazanmaktan başka çare yoktu onlar için, onlar da hata yapmadılar. Geldiği günden beri düşük performans göstererek aslında bu geçiş sürecinin uzamasına direkt etki eden oyun kurucu Steven Burtt, bu maçta nihayet ses vermeyi başardı ve karşılaşmayı 23 sayı- 5 ribaund- 1 asist ile tamamladı. Mutlaka ki bu performansın da galibiyette büyük etkisi oldu. Mersin BŞB ise salon sıkıntısı nedeniyle ilk yarıda oynayacağı maçların tamamını deplasmanda oynayacak. Bu kolay bir durum değil. En basiti Tofaş adına, alınan bir iç saha galibiyeti ile gelen nefes alma olayını onların yaşama şansı yok ilk yarı için. Her hafta deplasmandalar ve bu cidden zor bir süreç. Nitekim takım 0/2 ile başladı sezona. Deplasmanda oynama zorluğunun yanında dar da bir rotasyonla mücadele etmekte güney ekibi. 8 oyuncu ile oynamak onları gelecekte de zorlayacağa benzer. Koç Mete Babaoğlu sanki 1-2 takviye yapacak gibi, ya da yapmalı gibi bence.

Royal Halı G.Antep BŞB: 75 - Erdemir: 78 / Ligin yeni takımlarından G.Antep BŞB, evinde kendi taraftarı önünde maçın büyük bir kısmını önde götürmesine rağmen, son çeyrekte Ereğli ekibine yakalandı. Gerçi ilk yakalanma anında Yunus'un sayılarıyla farkı kritik bir dönemde yeniden 8 sayıya kadar çıkarttı ama ilk hafta F.Bahçe Ülker karşısında ne kadar inatçı bir takım olduğunu gösteren Erdemir, rakibini yeniden yakalayıp bu kez öne de geçti ve maçı alıp gitti. G.Antep BŞB'de bu sezon sistemin iki önemli parçası Andre Collins ve Isaiah Swann ikilisi, son dönemde Andre'nin sakatlığı nedeniyle bozulmuş durumda. Geçen hafta Olin karşısında oynayan ve sakatlığı nükseden Andre Collins, tedavi için Amerika'ya gönderildi. 10-12 gün orada kalacak. Onun yokluğunda o bölgeyi Erden Eryüz ve ikiden bozma guard Isaiah Swann ile geçmeye çalışıyor Doğan Deniz. Biraz eğreti duruyor tabii. TB2L'de dar rotasyonla oynayarak aldıkları TBL vizesinin rüyasından biraz uyanmak lazım, TBL'de benzer şekilde uygulanan dar rotasyon can yakar. Bir de evey TB2L'de de çok fazla üçlük kullanıyorlardı ama TBL seviyesinde her maç böyle üçlük denemesi ikilik denemesinden fazla olursa, sıkıntı yaşarlar. Girerse kralsın o ayrı, ama ya girmezse? Erdemir cephesinde ise kadronun dibine kadar kullanan bir Hakan Demir var. Öyle ki; Nusret Yıldırım ve Alper Özcan gibi kadronun son bölümünde yer alan adamlar bile F.Bahçe Ülker karşısında bir şeyler yapabiliyorlar. Önemli bir deplasman galibiyeti ile dönüyorlar eve. Net bir oyun kurucuya sahip olmamaları, onları gelecekte zorlar mı kestiremiyorum ama mücadeleden yana hiçbir sıkıntı yok Erdemir'de.

G.Saray Medical Park: 79 - Aliağa Petkim: 67 / Shumpert'sız ve kontratı feshedilen Taquan Dean'siz Aliağa, yeni takviyeleri Chalmers ve Caner'den de faydalanamadığı maçta, Domercant ve Dudley'den yoksun G.Saray'a karşı beklenenden daha fazla direndi. Son periyoda kadar maçı kafa kafaya götüren İzmir ekibi için geleceğin parlak olduğu kanaatindeyim. Kupada son 8'e kalamamışlardı ama Kocaeli'deki performansları da fena değildi, ilerleyen günlerde toparlamaları yüksek ihtimal. Belki Ratkovica'yı değiştirebilirler, iyi bir hamle yapılırsa o değişiklik de fayda sağlar takıma. G.Saray ise iyi bir hazırlık dönemi geçirdi ve şu anda form durumları iyi seviyede. Geçen hafta Antalya'yı çok kolay geçmişlerdi. David Hawkins'in bu seneye taşıyıp taşıyamacağından emin olmadığım performansı şimdilik gayet yüksek. Bu maçta da maçı koparan adam oldu kaptan. Ergin Ataman'ın kurduğu kadro, bu yıl hem Avrupa'da hem de ligde zirveye oynayacaktır zaten. Ama bu maçta biraz mücadeleden kaçma ve işi dış şutlarla bitirme isteğindeydiler, ki bazı maçlarda bu tip sıkıntılar yaşayabilir büyük takımlar. Şutlar çok yüzdeli değildi ve bu da Aliağa'ya cesaret verdi ama sonunda hata yapmayıp maçı kazanmayı bildiler, 2/2 ile yola devam ediyorlar.

Türk Telekom: 76 - Antalya BŞB: 75 / İki takımın da parlak bir sezon öncesi geçirmedikleri aşikar. Antalya BŞB'de parasal sıkıntılar uzunca bir süre kafaları parkeye verme konusunda sıkıntı yarattı takıma, hala da çözülebilmiş değil sorunlar. Ayrıca kurulan yeni kadronun birbiriyle uyum konusundaki sıkıntısı da onları epey bir zorladı. Türk Telekom ise kaliteli isimlerden oluşan bir kadronun 'takım olabilme' sürecinde daha. Geç toplandılar ve bu sancılı dönemi normal karşılayabiliriz onlar adına. Lige beklenenden daha iyi girdi Telekom. Formda Beşiktaş karşısında deplasmanda oyunu son topa kadar taşımayı başardılar, Antalya BŞB ise kırılgan yapısı ise G.Saray karşısında erkenden havlu attı. Bu şekilde çıkılan maçta Antalya BŞB skoru uzun süre önde götürdü ama Telekom son düzlükte gelip rakibini yakaladı ve maçı da kazanmayı başardı. Şahsen beklediğimden daha iyi bir Antalya BŞB vardı bu maçta sahada, ben Telekom'un biraz daha rahat kazanabileceği fikrindeydim. Dee Brown'un iki haftadır süren iyi performansı önemli, Ceyhun Altay da kritik yerde kritik katkı verdi bu maçta. Antalya BŞB'de ise yerli kadronun zayıflığı dikkat çekiyor. Reha Öz bu maçta o bölgedeki kelliği gidermeye çalıştı ama genel olarak yerli oyunculardan katkı alamıyor Antalya BŞB. Ayrıca bu maça dair bir detay da, Antalya BŞB'nin Türk Telekom'a göre 4 takım faulü daha fazla yapmasına rağmen, güney ekibinin tam 13 serbest atış daha fazla kullanması ve bu avantaja rağmen maçı kazanamaması.

Pınar Karşıyaka: 86 - Beşiktaş: 79 / Misli.com'da yaptığım maç tahminlerinde de beklediğim üzere, beni şaşırtmayan bir Pınar Karşıyaka galibiyeti ile noktalandı haftanın en önemli maçı. Karşıyaka'nın zaten yıllardır iç sahada artı bir motivasyon ve ekstra bir güçle oynadığı malumumuz, geçen hafta Mersin BŞB karşısında çok da aman aman bir basketbol oynamadan kazanmayı başardılar ama asıl güzellikleri bu haftaya saklamışlardı. Güzel oynadılar ve hak ederek kazandılar. Ufuk Sarıca yönetiminde 2/2 girdiler lige ve bence bu yıl 6.'lıktan daha iyi bir yerde bitirecekler gibi ligi. Yabancı oyuncular kaliteli ve takımın kimyasına uygun, yanlarına alınan yerlilerin de hiçbiri bu seviye için boş isimler değil. Nitekim yerli oyuncuların hiçbiri çift haneli skor üretmediği halde oradan 26 sayılık bir katkı alabildi Karşıyaka. Bir de Ümit'in, Evren'in, Soner'in, Caner'in çift haneli skorlar ürettiği maçları düşünün. Bence iyi yolda Karşıyaka. Beşiktaş ise çok formda girdi sezona ama hem Euroleague hem TBL maçı oynama trafiğinde bu kadronun ara sıra sıkıntılar yaşaması beklenmesi gereken (en azından benim beklediğim) bir durum. Bu maçta Curtis Jerrells'ın yokluğu elbette onlar için sığınılacak ilk bahane ama bence uzun vadede mevcut kadronun üç günde bir maç yapabilme trafiğinde zorlanacak birçok ismi var. Ve bu tip yenilgiler şaşırtmasın kimseyi. Peki 10/23 gibi ortalama üzeri bir yüzdeyle üçlük attığı, ikilik atış ve faullerde rakibinle aynı değerlerde olduğu bir maçı nasıl oldu da kaybetti Beşiktaş? 40-26'lık ribaund teslimiyeti ve tam 9 ekstra Karşıyaka hücumu desem? Bir de Curtis Jerrells'ın oynamadığı bir maçta Patrick Christopher sahada kaldığı 27 dakikada sadece 1 sayı üretebiliyorsa, zaten o gün senin günün değildir.

Banvit: 62 - Olin Edirne: 51 / Olin geçen hafta G.Antep BŞB'yi devirirken sahanın en etkin isimlerinden olan Mehmet Yağmur'du ve o Mehmet Yağmur dün Banvit karşısında yoktu. Benzer ofansif sisteme sahip iki takımın maçında yine beklendiği üzere savunmalar konuştu ve Olin'in daha çok tercih ettiği şekilde maç düşük skorlarda kaldı. Banvit'in henüz hazır olmadığı ve bu sezon üzerine giydiği 'gerçek bir oyun kurucusu olmayan düzen' ceketin halen üzerlerine tam olarak oturmadığı gerçek. Olin ise kupa maçlarından sonra iyi bir ritm yakaladı. Jelinek ve Parakhouski tercihleri, Gökhan hocanın sistemine cuk oturan, hatta o ilk efsane sezondaki Seibutis-Samardziski ikilisini hatırlatan isimler. Protic konusunda bazı soru işaretlerim var, Mehmet oradaki açığı şimdilik kapatıyor ama Protic'in yerine daha iyi bir isimle, daha etkin bir Olin izleyebiliriz gibi sanki. Banvit üçüncü çeyrekte yakaladığı diferans ile maçı cebine koydu ama Efes maçında olduğu gibi gelecek için çok da olumlu sinyaller veremedi bu maçta da. Zamanla daha iyi olacaklar mı? Mutlaka. Ama ne kadar iyi olacaklar, orasını bekleyip görmek lazım.

F.Bahçe Ülker: 79 - TED Kolejliler: 77 / F.Bahçe Ülker Euroleague'den sonra ligde de 2/2 yaptılar ve yollarına kayıpsız devam ediyorlar ama Erdemir deplasmanında olduğu gibi, bu maçta da motivasyonu eksik bir F.Bahçe vardı sahada. Bo McCalebb'in yokluğu elbette oynanan kötü basketbolda önemli bir etken ama bu kadronun Murat Kaya'dan da yoksun TED'i yenebilmesi için (hele ki iç sahada) Bo'ya ihtiyacı yok, olmamalı. Ama dün yine Ereğli'de olduğu gibi son nefeste kazandı F.Bahçe. Ki bu kez tamamen rakibinin ikramı sayesinde. Çekirge 2. kez sıçradı da denebilir bu duruma. Pianigiani her ne kadar maçtan sonra takımın reaksiyonundan memnun olduğunu söylese de, oyuncuların lige motive olma konusunda bazı sıkıntılar yaşadıkları açık. Belki daha isimli takımlar karşısında bu sıkıntıyı yaşamayacaklar ama ligin akıbeti bazen umulmadık maçlarda alınan sürpriz yenilgilerde gizli olabiliyor maalesef. Dün Union Olimpija deplasmanının en özel ismi Barış Ermiş maça çok iyi başladı, hemen maçın başında 2 penetre, bir sol smaç, bir sağ turnike. Ama o kadar. Gelmedi gerisi. Ne sayı, ne de asist anlamında. Bremer desen, henüz verimli oynama konusunda ciddi sıkıntıları var. Allah'tan Can Maxim Mutaf girdi de, süre aldığı kısıtlı bölümde ciddi bir enerji verdi takımına. Sonrası zaten TED ikramı. Hedef maç değildi belki onlar adına ama bu kadar avuç içine aldıkları bir maçı bu şekilde vermeleri pek yakışmadı tecrübesi yüksek takıma.

Hacettepe Üniversitesi: 54 - Anadolu Efes: 87 / Haftanın son maçı idman havasında geçti. Cuma akşamı Olympiakos karşısında -özellikle ilk yarıda- son yılların en özel Efes performansını ortaya koyan lacivert beyazlı takım, Hacettepe maçına da daha ilk dakikadan itibaren çok net başladı ve masaya yumruğunu başlama düdüğü ile birlikte vurdu. 15-1 ile başlayan maç, 30'u gördü. İyi bir idman oldu Efes için. Hacettepe için ise kaybedilmiş bir şey yok. Hedef maç değildi onlar için. Tabii bu kadar kolay teslim olmasalar kendi adlarına daha iyi bir prova olurdu ama güçleri yetmedi ne yazık ki.

Tofaş Efsane Renklerine Geri mi Döndü?

Uzunca bir süredir forma rengini FIAT'ın renklerinden ilham alarak Kırmızı-Beyaz olarak belirleyen Tofaş, sanki yeniden o şaşalı günlerindeki renklerine dönmüş gibi. Hoş, bu renklerle küme de düşmüşlerdi ama Tofaş dendi mi hala akla Mavi-Beyaz formalar gelir. Eğer ki uzun soluklu bir karar ise bu; Tebrik ederim.

Ve sabahın köründe attığım bu postta o efsane Tofaş'a bir selam etmeden de geçmeyelim.

20 Ekim 2012 Cumartesi

TB2L 3.Hafta Analizi




TB2L'de heyecan artarak devam ediyor. Bu hafta da bolca çekişmeli maçlara, basketbol mucizelerine sahne oldu.Heyecanın hiç düşmediği bu haftada  oynanan maçlara bakarsak ;

Gelişim Koleji: 64 - Trabzonspor: 65 : Maç analizini "salsa" yapmış ancak bir iki cümle söylemeden geçemeyeceğim bu maçı. Trabzonspor için herhangi bir deplasman maçından çok daha fazla önemliydi bu maç. En azından öyle olması gerekiyordu. Ligin çok üstünde bir kadro, şampiyonluk hedefi varken, 0/4 resmi maç istatistiği ile bu maça geldiler. Maç iki tarafa da gidip geldi fakat son 1 dakika TB2L'nin ilginçliklerine yakışır cinstendi. Dobie ve Erdem Türetken'in sayılarıyla geriden gelip son 22 saniyeye 1 sayı farkla önde giren Trabzonspor, Gelişim Koleji hücumunda Sercan Ergin'e faul yaptı. Sercan çizgide 0/2 atmasına rağmen hücum şansı tekrar Gelişim'in oldu. Ancak Burak Erol , Orçun Tunca'nın bloğuna takıldı ve Trabzonspor sezonun ilk galibiyetini aldı. Gelişim Koleji'nde Burak Erol 12 sayı - 6 ribaund, Porrini 11 sayı - 7 ribaund - 6 asist , Trabzonspor'da Erdem Türetken 12 sayı - 7 ribaund, Fırat Aydemir 12 sayı - 5 asistle oynadı.

Final Gençlik: 89 - Darüşşafaka: 92 : Ligin galibiyetsiz ekiplerinden Final Gençlik, kendi sahasında sezona iyi başlayan ve ligin hücum gücü en yüksek takımlarından Darüşşafaka'yı ağırladı. Final yine iyi başladığı maçın sonunu getiremedi. Oğuzhan Sungur ve yabancıları Moses'ın kötü oynadığı ilk devrede 12 sayı üstün olan Final, bu üstünlüğünü maç sonuna taşıyamadı. Marcus Hall önderliğinde Daçka oyunu dengelemeyi başardı. Maçın kırılma anı ise; Final bench'inin  2 sayı öndeyken, bir hatalı yürüme itirazı yüzünden aldığı teknik fauldü. O dakikadan sonra mental üstünlük de skor üstünlüğü de Daçka'ya geçti ve konuk takım 92 - 89 sahadan galip ayrıldı. Final Gençlik'de Moses 16'sı ikinci devre olmak üzere 20 sayı - 13 ribaund, Oğuzhan Sungur 18'i ikinci devre olmak üzere 20 sayı (8/11 isabet) ile oynarken günün kazananı Daçka'da Marcus Hall yine üzerine düşeni yaptı ve 9/13 saha içi isabetiyle 28 sayı - 6 asistle oynadı. Ayrıca Daçka'da Petrovic 22 sayı - 3 ribaund - 4 asist, Cihan Mumcuoğulları 16 sayı - 7 ribaundla oynadı.

Pİ Koleji: 106 - Yeşilgiresun Belediye: 102: Bu hafta TB2L açısından gerçekten özeldi. Bir basketbol mucizesi de Ankara'da yaşandı. Amerikan Kolej filmlerinde görebileceğimiz cinsten bir 24 saniye yaşandı. Son 24 saniyeye Yeşilgiresun 95 - 87 önde girdi. Can Uzun'un basketi farkı 6 sayıya indirdiğinde maçın bitmesine 12 saniye kalmıştı. Gökper Gen, kendisine faul yapan Serhan Kavut'la girdiği ağız dalaşı yüzünden aldığı teknik faulle 5.faulüne ulaştı ve oyun dışı kaldı. Kendisinin yerine o gün 3/4 faulle oynayan Volkan Çetintahra girdi. Ancak tecrübeli oyuncu çizgiden 0/2 ile ayrıldı. Teknik faulden doğan 2 serbest atışı da sayıya çeviren Serhan Kavut, Pİ Koleji'nin farkı 4 sayıya indirmesini sağladı. Kenardan bir hücum şansı daha olan Pİ Koleji Delic'in üçlüğüyle skoru 94 - 95 yaptı. Maçın bitmesine 3 saniye kala Yeşilgiresun'da topu Alex Gordon oyuna soktu. Ancak topu Serdar Güngör'e topu kaptırıp bir de üstüne faul yapınca Alex Gordon, maçı kazanma şansı Pİ Koleji'ne geldi. Çizgiden 1/2 ile ayrılan Serdar Güngör maçı uzatmaya taşıdı. Uzatma bölümünde Pİ Koleji, mucize yaratmanın enerjisiyle sahadan 106 - 102 galip ayrıldı. Yeşilgiresun'da Alex Gordon 38 sayı - 8 asist - 5 top çalma ile yine takımını hücum anlamında sırtladı. Ofoegbu erken faul problemine girmesine rağmen 17 sayı - 6 ribaund, ilk devreyi müthiş oynayan ancak ikinci devre durulan ve belki de maçın kaderini değiştiren hatayı yapan Gökper Gen 19 sayı - 9 asist, İsmail Çevik 16 sayı - 13 ribaund - 3 asist ile oynadı. Pİ Koleji'nde günün yıldızı Serhan Kavut 9/15 isabetle 32 sayı - 9 asist ile maçın yıldızı oldu diyebiliriz. Delic 20 sayı - 10 ribaund, Ufuk Yanar 15 sayıyla galibiyeti getiren isimler oldular.

İstanbul BŞB: 63 - Bandırma Kırmızı: 47 : İstanbul BŞB, büyük bölümünü Sezgin Eriş olmadan mücadele ettiği maçta Bandırma Kırmızı'ya alan savunmasıyla çember yüzü göstermedi ve 16 sayı farkla galip geldi. Fark bir ara 25 barajına dayandı. Eksik Bandırma Kırmızı, maçın başından sonuna kadar bir varlık gösteremedi. Özellikle ribaundlarda çok ezildiler. 1/16 üçlük atıp 6 asistte kalarak da alan savunmasına çözüm üretemediler. İstanbul BŞB, iyi savunmasını Sezgin'in olmamasına rağmen hücumla ödüllendirmeyi bildi. Cüneyt Erden'den istedikleri katkıyı pek alamadılar bugün. Onlar için şu an bir sorun gözükmüyor. Ancak ben biraz erken form tuttuklarını düşünüyorum. Bunun ne kadar doğru bir düşünce olduğunu 25.haftadan sonra göreceğiz. Bandırma Kırmızı iki yabancısının  Fatih Canıtitiz, Mert Gizir, Tolga Geçim ve sakatlığı sebebiyle forma giyemeyen Yiğitcan Turna'nın iyi performanslarını ekleyebildiği sürece üst sıralarda yer alabilir. Bunu Federasyon Kupası'nda da gösterdiler. İstanbul BŞB'de Ufuk Kaçar 16 sayı, Arthur Duck Johnson 16 sayı - 14 ribaund,  Recep Doğrusöz 15 sayıyla oynadı. Bandırma Kırmızı'da 2 yabancı toplam 23 sayı buldu. Fatih ve Mert onlara 7'şer sayıyla eşlik etmeye çalıştı.

Vestel: 73 - Başkent Gençlik: 58 : Geçen hafta Darüşşafaka ile müthiş keyifli bir maç oynayan Vestel evinde ismini, kadrosunu, hedeflerini oturtamamış Göztepe Sportif ile karşılaştı. Maçın başından sonuna üstün bir oyun sergilediler ve 15 sayı farkla maçtan galip ayrıldılar. Vestel iyi oyunculardan kurulu bir ekip. Takım olma yolunda her gün her hafta bir adım atıyorlar. Kritik haftalar geldiğinde en sağlam duracak, mental çöküş yaşamayacak ekiplerden biri gibi geliyor bana. Göztepe Sportif son dakikada kuruldu. Şimdilik bu kadar oluyor. Onur Aydın takviyesi geldi takıma. Yine de eksiklikleri çok. Vestel'de Kerem Özkan 17 sayı - 11 ribaund, Justin Knox 15 sayı - 6 top kaybı, Tay Waller 11 sayıyla oynadı. Göztepe'de Admir Aziz Kan 11 sayı - 6 asist, Onur Aydın 10 sayıyla mücadele etti.

BEST Balıkesir: 73 - Pertevniyal: 71: Baştan sona çekişmeli geçen 2 mağlup takımın mücadelesinden ev sahibi takım BEST Balıkesir galip ayrıldı. Maçın bitimine 8 saniye kala Robert Lowry'nin faul çizgisinden bulduğu isabetlerle 72 - 71 öne geçti BEST Balıkesir. Tayfun Erülkü son topta hatalı yürüme yaptı ve top BEST Balıkesir'e geçti. Yunus 1/2 atarak farkı 2 sayıya çıkardı.  Bir şans daha eline geçirdi Pertevniyal ancak Tayfun'un atışı isabetli olmayınca kazanan taraf BEST Balıkesir oldu. Açıkçası beni en çok şaşırtan takım BEST Balıkesir oldu. Bu performansı beklemiyordum onlardan ancak yabancılar iyi uydu takıma. Yunus Akçay da çok büyük oynuyor. Pertevniyal'de Cedi benim en büyük patlamayı beklediğim oyuncu. Bu hafta bu ışığı verecek düzeyde bir performans sergiledi. Burakcan geçen seneki performansından uzak. 2 yabancıyla oynamaları tabii Bulut, Efekan gibi isimlerin sürelerini düşürüyor. BEST Balıkesir'de Robert Lowry  19 sayı - 9 ribaund - 8 asistle triple-double'un yanından geçti. Yunus Akçay ve Alparslan Uruk ise 13'er sayıyla takımlarına katkıda bulundular. Pertevniyal'de Cedi 8/12 isabetle 20 sayı, Dewayne Reed 17 sayı - 7 ribaund - 5 asistle oynasa da galibiyete yeterli olmadı.

mackolik.com Uşak Üniversitesi: 81 - Maliye Milli Piyango: 69 : Uşak Üniversitesi deplasmanda ligin iddialı ve hücum gücü en yüksek takımlarından Maliye Milli Piyango'yu ilk üç çeyrekteki performansıyla yenmeyi başardı. Maçın son çeyreğine 70 - 50 önde girdi Uşak Üniversitesi ancak son çeyrekte gelen 17-1'lik Maliye serisi maçı ortaya getirse de Uşak Ünviersitesi tekrar toparlandı ve sahadan galip ayrıldı. Maçkolik.com Uşak Üniversitesi süreyi de topu da yine iyi dağıttı. Son çeyrekte oyundan kopmaları onlara az daha pahalıya mal oluyordu. Maliye Milli Piyango hücumda iyi olmadığı her gün bu mağlubiyetlere gebe. Bugün de 18 top kaybı yaptılar ve sadece 11 asistte kaldılar. Maliye Milli Piyango'da Graham 25 sayı, Derrick Williams 19 sayı, Hakan Yapar 11 sayıyla oynasa da galibiyete engel olamadılar. Mackolik.com Uşak Ünviersitesi'nde Şahin Ekmen 18 sayı, Justin Carter 16 sayı, Selahattin Akyol 13 sayı - 7 asist ile oynayarak galibiyette önemli pay sahibi oldular.

İstanbulspor: 61 - Akhisar Belediyesi: 69 : Lige 2 mağlubiyetle başlayan Akhisar Belediyesi son 3 dakikadaki 10 - 2'lik seriyle ilk galibiyetini aldı. İstanbulspor Onur Sonsırma takviyesiyle hücum sorununu çözmek için önemli bir adım attı. Bu hamleye de ihtiyaçları vardı. Çünkü 70 sayıya ulaşmaları için en az 2 oyuncularının üst düzey performans göstermeleri gerekiyor. Hinkle 13 sayı - 7 ribaund, Bristol 13 sayı - 19 ribaundla yine görevlerini yerine getirdiler İstanbulspor'da ancak yerli rotasyonundan Arda Demircioğlu 11 sayı - 5 asist, Azizcan Özdemir 9 sayı ile oynadı, diğer oyuncular oyuna skor katamadı. İstanbulspor'un takım halinde 3/25 üç sayılık isabetiyle oynadığını da söylemek lazım. Akhisar Belediyesi 2 haftadır ucundan döndüğü galibiyete sonunda bu hafta ulaştı. Onlar geçen seneki düzenlerini büyük ölçüde koruyorlar. Orta sıralarda kendilerine her zaman yer bulacaklardır. Can Terzioğlu 15 sayı, Tyrone Nelson 13 sayı - 7 ribaund, Güven Esmer 14 sayı ile galibiyete katkı veren isimler oldular.

Torku Selçuk Üniversitesi: 87 - İzmir BŞB: 56 : Bu maç ne Torku Selçuk adına kritik bir maçtı ne de İzmir BŞB adına hedef maç. Ancak maça genç bir beşle başlamayı tercih etti Selçuk ve ilk çeyreği 24 - 17 önde kapattı İzmir BŞB. Fakat ikinci çeyrekle birlikte dengeyi kurdu Selçuk, daha sonra da farka koştu. Dediğim gibi İzmir BŞB için hedef maç değildi bu fakat hala galibiyetleri yok. Selçuk'da Hadi  bir sakatlık yaşamış. Onlar için şu maçta başlarına gelebilecek en kötü şeylerden biri olur eğer durum ciddiyse. Selçuk'da  Fırat Töz 17 sayı - 5 ribaund - 5 asist, Burak Selen 15 sayı - 5 ribaund, Hadi Özdemir 12 sayı - 5 ribaund - 4 asist, Orçun Göllü 10 sayı - 6 asistle mücadele etti. İzmir BŞB'de Ömür Gökçepınar 11 sayı, Tamer Gürpınar ve Cengiz Aydın Ergen 8'er sayıyla maçı tamamladı.

3.hafta böyle geçti TB2L'de. Artık iyice ısınıyor takımlar lige. Heyecanın, sürprizlerin ve mucizelerin devam edeceği 4.haftada görüşmek üzere.

Anadolu Efes: 98 - Olympiakos: 72

Maçın ilk devresinde olan bitenin Euroelague sezonunda eşine pek sık raslandığını söylemek zor. Özellikle Efes'in son Milano ve Banvit maçlarında pozitif bir görüntü çizmemesi, ilk devrede yaşananların daha çarpıcı hale gelmesine, Olympiakos'a daha fazla şok etkisi yaratmasına sebep oldu.

Verilen hücum ribaundları haricinde ilk 15 dakikada her şeyin Efes adına kusursuza yakın işlediğini söylersek abartmış olmayız. 'Domine etmek' teriminin altını dolduran bir performansa imza attılar. Farmar - Gordon ikilisinin baskılı savunmasıyla başlattığı ve her fırsatta hızlı hücumu zorlayan tempo, Olympiakos'un ritmini bozmaya yetti. Kısalarda Vujacic haliyle 'enerji' konusunda bu iki ismin gerisinde kaldı ancak o da eline geçen şut fırsatlarını -ilk devre itibariyle- kaçırmadan değerlendirerek maksimum katkıyı vermeyi başardı. Geçen yılki şampiyon kadroda çok az değişikliğe gitmelerine rağmen Olympiakos'un özellikle içeriye indirmeye çalıştıkları toplarda iletişim kopukluğu yaşayarak top kaybı sayılarını minimize edememeleri ve koç Barzokas'ın söylediği gibi 'Efes'e reaksiyon verememeleri' farkın iyice açılmasına sebep oldu.

İlk 20 dakikadaki skor ilerleyişi
Bu momentumun Efes adına 40 dk. boyunca sürmeyeceği belliydi, temponun sekteye uğrayacağı anda nasıl bir duruş ortaya koyacakları merak konusu haline geldi maç içinde. 3. çeyreğin başlarında 16-3'lük seriye engel olamasalar da işlerin kritik bir noktaya gelmesinin önüne geçmeyi başardılar.

Farmar'ın 25 sayı - 8 ribaund - 9 asistlik acayip performansının üzerine eklenecek bir şey yok, her ne kadar Efes takım olarak çok iyi bir iş çıkarsa da sürükleyici ana parça kesinlikle Jordan Farmar'dı. Kerem Tunçeri ve Jamon Gordon'ın da Farmar'a 8 asistle destek vermesi ile bu üçlü toplamda 17 asisti buldu, bu durumun en fazla katkı sağladığı isimler de Savanovic ve Barac oldu. İkili toplamda 8/11 ile 24 sayı üreterek skor dağılımında önemli bir role sahip oldu. Semih'in 19 ile Farmar'ın ardından Efes'te verimlilik puanında ikinci sırayı alması yanıltıcı olabilir, nitekim istatistiklerinin çoğunu maçın koptuğu son çeyrekte geliştirdi.


Barış Ermiş İmzasıyla Kapanan Gece

Malum Sato olayı ile tadı kaçan F.Bahçe Ülker, kağıt üzerinde kendisine rakip olamayacak kalibrede olan ama benim şahsen her daim iyi bir basketbol ülkesi olarak önünde ceket iliklediğim Slovenya'nın en iyisi Union Olimpija deplasmanında, 10.000'e yakın etkin taraftar önünde kritik bir galibiyet kapıp gruptaki totosunu 2/2'ye getirdi. (75-81).

'Kritik' ibarem belki hoşunuza gitmemiş olabilir ama hemen açayım.. Bana göre maçın kritikliği ne Sato'dan ne de deplasman zorluğundan.. Tamamen Bo'dan kaynaklanıyor. Bitime 9 dakika kala maç ortadayken sahanın F.Bahçe Ülker adına en umut/keyif/zevk veren adamı Bo bileğini burktu ve kalan dakikaları kenardan suratındaki acı eşliğiyle takip etti.

F.Bahçe Ülker'in Bo'suz oynadığı ilk dakikalarda Bremer önderliğindeki performansı herkese 'Amanin Bo' nidalarını attırırken, Pianigiani'nin 'Haydi yürü sahaya' hareketi ile kendini sahada bulan Barış Ermiş'in performansı gecenin en keyifli detayı oldu kesinlikle. Barış süre aldığı bölümde 'oyun kuruculuk' adına çok önemli bir performans ortaya koymadı, hatta ilk iki hücumunda ağır saçmaladı, hem kenardan hem de kaptandan azar işitti ama sol taraftan yolladığı iki üçlük, çaldığı top ve takıma aldırdığı nefes inanılmaz bir değere sahipti. Galibiyeti getiren adam oldu. Zaten bu tip anlar değerlidir oyuncular için, batabilme ihtimalin olduğu kadar çıkabilme ihtimalin de vardır. Hatta o maçın kahramanı olabilme ihtimalin de.

Barış bugün ikincisini hatta hatta üçüncü ihtimali seçti.. Ne de iyi etti..

Bo'nun yokluğunda saçmalayan F.Bahçe Ülker hoş görünmedi göze kabul, hatta Union Olimpija biraz becerikli olsa ve o dönemdeki onlarca hücumdan boş dönmese Barış'ın ermişliği de bir şey ifade etmeyebilirdi . Amma velakin benim geçen hafta Khimki maçında bir ara kendini hissettiren süreç sonrasında da dediğim bir söz vardı, bugün maç sonunda da aynı sözü tekrarladım: Geçmiş sezonlardaki F.Bahçe Ülker olsa bugün burada bu maçı kaybederdi.

Ama kaybetmediler, 2/2 yaptılar.. Koç farkı, kadro kalitesi farkı..

Neye bağlarsanız bağlayın artık..

Trabzonspor Zor da Olsa Siftahı Yaptı

Geçen sezon veda ettiği Beko Basketbol Ligi'ne sene kaybetmeden dönmek isteyen ve bu isteğini karşılayabilecek kalitede de bir kadro kuran Trabzonspor, Federasyon Kupası ve lig maçlarında oynadığı 4 resmi maçı da kaybetmiş olmanın moral bozukluğu ile çıktığı Gelişim Koleji deplasmanında farkı bir ara 14 sayıya kadar çıkartmasına rağmen, son saniyelerde kıl payı kazanarak siftah yaptı (64-65).

Öyle ki geriden gelen ve rüzgarı arkasına alıp öne geçmeyi de başaran Gelişim Koleji'nde Sercan Ergin bitime 4 saniye kala 0/2 atmasa, ya da o girmeyen faul atışlarının sonunda tekrardan bir hücum şansı bulan İzmir ekibi oradan bir basket çıkarabilse Trabzonspor ligde 0/3, resmi maçlarda da 0/5 olacaktı. Ki geçen haftaki Selçuk Üniversitesi yenilgisi ile kaynamaya başlayan kazan, böyle bir sonuçta hepten fokur fokur olacaktı.

Biraz şans, biraz da son bölüm becerisi ile galibiyeti kopartan Trabzonspor, 2012-13 sezonundaki ilk resmi galibiyetini almış oldu. Şahsen Bursa'da çıplak gözle izlediğim, geçen haftaki maçını ise TV başından takip ettiğim Trabzonspor için 'şimdilik' çok da olumlu cümlelerim yok. Henüz iyi basketbol oynayamadıklarını, mevcut kadro kaliteleri düşünüldüğünde oynamaları gereken basketbol çizgisinin epey uzağında olduklarını, hücumda plansız ve bireyselliğe bel bağlamış, savunmada ise çok sağlıksız göründüklerini söylemek gerekiyor. Elbette her takım gibi onlar da zamana ihtiyaç duyuyor ama kadro kalitesi düşünüldüğünde oynanan basketbolun da yavaş yavaş yukarıya çıkması gerekiyor artık.

Bugün ne olursa olsun galip gelebilmek kritik bir detaydı Trabzonspor adına. Yenilginin kıyısından dönerek aldıkları bu galibiyet, onlara ne kadar uyarıcı etki yapacak? Önümüzdeki haftalarda göreceğiz.

19 Ekim 2012 Cuma

Brose Baskets: 71 - Beşiktaş: 86

Kadro olarak Fenerbahçe - Efes - Galatasaray üçlüsü kadar iddialı gözükmese de Beşiktaş sezona sağlam bir giriş yaptı ve bu performansını sürdürüyor. Cumhurbaşkanlığı Kupası, son çeyreğin başlarında kopan Partizan maçı ve şimdi de her ne kadar rakip iyi bir görüntü çizmese de çok değerli, belki de TOP 16 kapılarını daha 2. haftadan aralayan Bamberg deplasmanında 15 sayı fark ile alınan galibiyet.

Maç skorunda fark 15 olarak duruyor tabi ancak son çeyrekte Bostjan Nachbar'ın istatistiklerini geliştirerek, benim gibi Fantasy Challenge kadrosunda bu hafta kendisine yer verenleri mutlu etmesi haricinde ekstra bir gelişmeye sahne olmadı. 29-19'luk çeyrek skorunun üzerinde durmaya gerek yok haliyle. Peki maçı bu noktaya getiren noktalar neydi?

İlk devredeki 7/10'lik üçlük yüzdesi tekrar etmesi kolay olan bir istatistik değil ancak burada üzerinde durulması gereken nokta o 7 isabetin neredeyse hepsinin doğru hücum organizasyonları sonucunda gelmesi. Özellikle Muratcan ve Tutku'nun ilk çeyreğin sonundan itibaren sahada birlikte bulunduğu dakikalarda dış şutları iyice açtılar, Jerrells ve Markota'nın katkısı ve Bamberg'in buna 0/10 ile cevap ver(eme)mesi ile iyice fark yaratan bir duruma dönüştü dış şut isabeti. 3. çeyreğin son 6 dakikasında Beşiktaş'ın potasını Bamberg'e kapatması da maçı koparan sekans oldu. Bu dakikalarda faul yüzdesinin iyice düştüğünü de atlamamak lazım. Eğer Bamberg evinde seyircisiyle momentumu eline geçirebilseydi sorun haline gelebilirdi bu durum.

Daha sezonun başlarında olmamıza rağmen takımda rol dağılımının oturduğunu görmek çok olumlu Beşiktaş adına. Kısalarda Jerrells'ın bu yapı içinde potansiyelini sahaya yansıtabilmesi, Muratcan ve Tutku'nun oyunda olduğu dakikalarda Beşiktaş hücumunun daha alternatifli ve aktif hale gelmesi, uzunlarda Markota'nın dış şut tehditini verimli kullanmaya başlayarak daha etkili bir silah haline gelmesi, Falker'ın kenardan getirdiği üst düzey enerji vs. diye uzar gider liste.. Şu anda bu düzenin bir parçası haline gelemeyen tek bir isim var siyah beyazlılarda: Vladimir Dasic. Hücum ve savunmada olaydan alakasız bir görüntü çizdi ilk maçlarda ancak Dasic'i kadroya dahil ederken Erman Kunter ve Beşiktaş teknik ekibi bu tip riskleri biliyordu. İki haftada yaptıklarıyla isminin üzerinin çizilmemesi lazım hemen, kimsenin de bu kadar sürede olumsuz bir yargıya vardığını sanmıyorum Dasic hakkında.

2'de 2 ile başlamak çok önemli Beşiktaş adına, gruptan çıkmak için gereken en az bir deplasman galibiyetinin yanına da tik atıldı daha ikinci haftadan. Şu anda içeride alınacak Rytas - Bamberg galibiyetleri TOP 16 biletini getirecek gibi gözüküyor siyah - beyazlılara..

Geri Döndük!

Döndük..

Yeniden buradayız.. Yeniden evimizdeyiz..

Anlık haberler geçen, anlık bilgilendirmeler yapan, gecesi gündüzü birbirine karışmış bir haber portalı değiliz artık..

Zaten ne yalan söyleyelim, hiç bir zaman da istememiştik bu durumu..

Yorucu, gereksiz ve bize tek bir faydası olmayan bu keşmekeşi bir yerde bir şekilde sonlandırmak gerekiyordu..

Ve biz de bunu yaptık..

Son 2-3 haftadır içimize dolan keyfin haddi hesabı yok..

Sadece yoğunluğumuz azaldığı için değil bu keyif.. Keyfimiz aynı zamanda Salsabasket'in eski düzeni ile yeniden dönecek olmasından.. Yazan taraf olarak bizlerin, yazmaktan keyif aldığı asıl şeyleri yazma rahatlığına yeniden kavuşacak olmamızdan..

Kısaca; özgürlüğümüze yeniden kavuşacak olmamızdan..

Güzel olacak.. Özlediğiniz ve 'Niye yok artık?' dediğiniz tüm köşeler burada olacak yeniden..

Biz mutluyuz, biz keyifliyiz..

Artık bizi bayan işleri değil, keyif aldığımız işleri yapacağız..

Özgün içerik üretmenin keyfine varacağız.. Yeniden..

Yazacağız, yazacağız, yazacağız..

Sizinle beraber..

ANIL AKSAÇ

Not1: Sitemize hem www.salsabasket.net hem de salsabasket.blogspot.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.. www.salsabasket.net sitesinden yönlendirme ilk gün biraz sorunlu olabilir ama sıkıntı en geç geceyarısı çözülecektir.

Not2: Wordpress üzerinde yayın yaptığımız son 1,5 senedeki içeriği de Arşiv adı ile ayrıca bir sitede tutacağız, onun da bilgisini geçeceğiz netleştiğinde..