21 Aralık 2012 Cuma

Bu Polisin Vicdanı Var mı?

Dün TBL'de Olin Edirne-Mersin BŞB maçı oynandı. Maçla ilgili kelam edilecek bir şey yok. Dün tribünde öyle bir olay yaşandı ki izlerken içiniz parçalanıyor.

 

Küçükken kaybolduğumu hissedersem polis arabası arardım etrafta. Bu beni güvende hissettirirdi. Küçük korkak bir çocuk için gerçekten 'emniyet' hissi veriyorlardı bir zamanlar. Fakat son zamanlarda doğruyla adı anılmaz oldu Türk polisinin. Bu videodaki polis umarım ömür boyu vicdan azabı çeker. Gerçi vicdanı var mı yok mu onu bilemiyorum.

18 Aralık 2012 Salı

85 Mezunun Son Durumu..



21 Mayıs 2011'de Genç Erkekler Türkiye Şampiyonası sona erdiği zaman "85 Yeni Mezun Verdik" başlıklı bir yazı kaleme almıştık. Bu yazımızda, ülkemizin çeşitli illerinden şampiyonaya katılan takımların kadrolarında yer alıp, Genç takım yaşı dolan ve altyapı kariyerine veda ederek adımını Büyükler kategorisine atmaya hazırlanan 85 gencimizin bundan sonraki kariyerlerinin ne olacağını takip edeceğimizi söylemiştik.

2011 mezunlarımızı unutmadık, araştırdık ve aşağıda anlatacağımız neticeye ulaştık. Ülkemiz basketbol altyapısının çalışmaları neticesinde da ne derece başarılı olduğunu görebileceğimiz verilerle işte sonuçlar:

Bu şampiyonada başlıkta da belirttiğimiz gibi 85 oyuncunun genç yaşı dolmuştu. Bunlardan 36 tanesinin 2012-2013 sezonunda basketbol oynamadıklarını gördük. Yani 85 evladımızın % 42,4'ü basketbolu bırakmış. ÜZÜCÜ !!! Bu sezon Erkekler Bölgesel Basketbol Ligi'nde oynayan evladımızın sayısı ise 31, yani % 36,5'i epey düşük seviye basketbolcu olmuş. Kaybımız şimdiden 72 sporcu oldu. VAHİM !!! Türkiye Basketbol 2. Ligi'nde oynayanların sayısı 10, yani toplam rakamın % 11,8'i. Bu gençlerimizin oynadıkları süreler 4 dk ile 32 dk arası olsa da hepsini ortalamaya vurduğumuzda yaklaşık 15 dk civarı. Yani çoğunluğu yedek oyuncu durumunda hala.

 En üst seviye takımların yer aldığı Genç Erkekler Türkiye Şampiyonasından, en üst seviye ligimize, yani Beko Basketbol Ligi'ne çıkartabildiğimiz oyuncu sayısı ise sadece 8, yani toplam mezun sayımızın % 9,4'ü. Bu gençlerimizin ortalama süreleri ise 8 dk civarı. Yani onlarda yedek oyuncu durumundan kurtulamamışlar hala. Netice itibariyle altyapılarımızda geldiğimiz nokta matematiksel olarak pek iç açıcı değil.

Genç yaşı dolduğunda birinci lig seviyesinde basketbol oynayabilecek düzeyde oyuncuyu her jenerasyonumuzdan birer ikişer tane de olsa çıkartamıyoruz belki ama aklıma takılan tek bir nokta var. İkinci lig seviyesinde bile takımına ciddi katkı sağlayabilecek düzeyde oyuncu yetiştiremez hale gelmişsek eğer, vay halimize ! Yada yetiştiriyoruz da ikinci ligde görev yapan koçlar mı bu oyunculara güvenip oynatmıyorlar, bu konuda şüphelerim var. Sebebi her ne olursa olsun, 2011 Genç Erkekler Türkiye Şampiyonası sonrası altyapılarımızdan mezun ettiğimiz gençlerimizde çok başarılı olduğumuz söylenemez.

Bu sezonun bitiminde ise 2012 mezunlarına bir göz atacağımızı belirtip 85 kişilik 2011 listemizi aşağıya güncelleyelim:

Adı - Soyadı D.T. Altyapı Kulübü 2012-2013 Sezonu
Seray Yildirim 1992 Antalya BŞB BEKO BL - Antalya BŞB / 10-3 Maç – 1:19 dk ort
Arda Kubilay Merih 1993 Antalya BŞB Oynamıyor
Doğan Can Gözlü 1993 Antalya BŞB Oynamıyor
Sadik Huzeyfe Kiliç 1993 Antalya BŞB Oynamıyor
Salih Kural 1993 Antalya BŞB Oynamıyor
Yiğitcan Akcan 1993 Antalya BŞB EBBL - Kütahya Gençlik Mrk.
Mustafa Akin Bergansa 1992 Beşiktaş EBBL - Basket Spor
Ahmet Buğrahan Tuncer 1993 Beşiktaş BEKO BL – Aliağa Pektim / 10-10 Maç – 13:54 dk ort
Mehmet Ali Yatağan 1993 Beşiktaş EBBL - Basket Spor
Tufan Findikli 1992 Bornova Bld. TB2L – Başkent Gençlik / 13-3 Maç – 24:41 dk ort
Ali Alpdeniz Kirçal 1993 Bornova Bld. Oynamıyor
İsmet Velaga Sejfic 1993 Bornova Bld. Oynamıyor
Mert Alp Arkin 1993 Bornova Bld. EBBL – Tire Bld.
Yavuz Kerim Övgü 1993 Bornova Bld. EBBL – Kuşadası Gençlik
Hasan Can Özkan 1992 Darüşşafaka EBBL – Şişli
Mert Kurtuluş 1993 Darüşşafaka EBBL – Büyükçekmece Basketbol
Semih Akdemir 1993 Darüşşafaka Oynamıyor
Yiğit Bariş Paşaoğlu 1993 Darüşşafaka EBBL – İzmit Basketbol İht.
Berkay Candan 1993 Fenerbahçe BEKO BL – Olin Edirne / 10-10 Maç 17:46 dk ort
Buğra Berk Güler 1993 Fenerbahçe EBBL – Şişli
Emre Çevik 1993 Fenerbahçe TB2L – Darüşşafaka / 13-1 Maç 3:53 dk ort
Erbil Eroğlu 1993 Fenerbahçe BEKO BL – Erdemir / 10-9 Maç 9:25 dk ort
Kerem Hotiç 1993 Fenerbahçe Oynamıyor
Oğuzhan Turan 1993 Fenerbahçe TB2L – Trabzonspor / 13-2 Maç 6:58 dk ort
Doğukan Sönmez 1992 Galatasaray TB2L – İstanbulspor / 13-8 Maç 9:49 dk ort
Burak Ersin 1993 Galatasaray Oynamıyor
Kaan Akçay 1993 Galatasaray Oynamıyor
Yiğit Çalkap 1993 Galatasaray EBBL – Rima UPS
Ahmet Fatih Cantitiz 1992 Bandırma Kırmızı TB2L – Bandırma Kırmızı / 13-13 Maç 31:52 dk ort
Özgür Şahin 1993 Bandırma Kırmızı EBBL – ASE Anadolu Basket
Sezer Uzun 1993 Bandırma Kırmızı Oynamıyor
Talip Eralp Seymen 1993 Bandırma Kırmızı EBBL – Ormanspor
Atakan Güngör 1992 Genç Telekom Oynamıyor
Ergin Groşa 1992 Genç Telekom EBBL – ASE Anadolu Basket
Engincan Öngen 1993 Genç Telekom EBBL – ASE Anadolu Basket
Nazim Başol 1993 Genç Telekom EBBL – Demirspor
Sakut Taylan Süerkip 1993 Genç Telekom TB2L – Pi Koleji / 13-7 Maç 9:57 dk ort
Ali Ulaş Peker 1993 Hacettepe Üniv. BEKO BL – Hacettepe Üniv / 10-4 Maç 5:15 dk ort
Arda Özgenel 1993 Hacettepe Üniv. Oynamıyor
Cem Sağ 1993 Hacettepe Üniv. Oynamıyor
Çağdaş Duru 1993 Hacettepe Üniv. Oynamıyor
Enes Kutluhan Bayram 1993 Hacettepe Üniv. EBBL – Yenişehir
Eray Aydos 1993 Hacettepe Üniv. Oynamıyor
Faruk Bahçecitapar 1993 Hacettepe Üniv. EBBL – Yenişehir
Mustafa Kaya 1993 Hacettepe Üniv. EBBL – Selçuklu Bld.
Nihat Mithat Mahşer 1993 Hacettepe Üniv. Oynamıyor
Vahit Anil Acar 1993 Hacettepe Üniv. Oynamıyor
Adem Yilmaz 1993 Muratpaşa Bld. EBBL – Zirve Üniv.
Ahmet Aykurt 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Ahmet Şeker 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Ahmet Anil Can 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Ali Uğur Kalkan 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Bilal Ercivan 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Emin Alkim Kabaca 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Hayrullah Çelik 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Kaan Güngör 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Kağan Kavraal 1993 Muratpaşa Bld. EBBL – Boluspor
Kazim Baran Gölbaşi 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Mert Can Gevlek 1993 Muratpaşa Bld. Oynamıyor
Suat Cem Usal 1993 Muratpaşa Bld. EBBL – Zirve Üniv.
İsmail Budaker 1993 Nergiz Spor Oynamıyor
Muharrem Emre Ünal 1993 Nergiz Spor Oynamıyor
Nihat Cemre Özer 1993 Nergiz Spor EBBL – Bornova Bld.
Oğulcan Sevim 1993 Nergiz Spor TB2L – İzmir BŞB / 13-4 Maç 21:58 dk ort, Takımdan ayrıldı..
Yağiz Kar 1993 Nergiz Spor Oynamıyor
Fatih Güngör 1992 Oyak Renault EBBL – Gücümspor
Ali Çetin 1993 Oyak Renault Oynamıyor
Barkin Omurtay 1993 Oyak Renault EBBL – Bornova Bld.
Berkay Yunu 1993 Oyak Renault EBBL – Gücümspor
Berke Yetkin Yalçin 1993 Oyak Renault EBBL – Pendik Yıldızları
Ceyhun Mert Yilmaz 1993 Oyak Renault Oynamıyor
Ferhat Açikgöz 1993 Oyak Renault EBBL - Kütahya Gençlik Mrk.
Soner Erol Adman 1993 Oyak Renault EBBL – Zirve Üniv.
Uğur Tezcan 1993 Oyak Renault EBBL – Pendik Yıldızları
Yiğit Can Vardal 1992 Pertevniyal TB2L – Akhisar Bld. / 13-1 Maç 6:43 dk ort
Buğra İsmail Dülçekçi 1993 Pertevniyal EBBL – Şişli.
Bulut Altin 1993 Pertevniyal TB2L – Pertevniyal / 13-13 Maç 11:55 dk ort
İlker Er 1993 Pertevniyal Oynamıyor
Murat Can Baş 1993 Pertevniyal EBBL – Çorlu Şifa Trakya Gücü
Ramazan Tekin 1993 Pertevniyal TB2L – Pertevniyal / 13-13 Maç 21:11 dk ort
Güray Dalaman 1992 Karşıyaka EBBL – ASE Anadolu Basket
Muhammed Doğan Şenli 1992 Tofaş BEKO BL – Tofaş / 10-3 Maç 4:26 dk ort
Samet Geyik 1993 Tofaş BEKO BL – Tofaş / 10-8 Maç 7:38 dk ort
Uğur Dokuyan 1993 Tofaş BEKO BL – Tofaş / 10-4 Maç 2:04 dk ort
Zafer Saba 1993 Tofaş EBBL – Şişli takımındaydı, ayrıldı

Murat Polat

15 Aralık 2012 Cumartesi

Türk Telekom - Erdemir (3 Uzatmalı Maçtan Notlar)

Ankara Arena bugün uzun süre akıllardan çıkmayacak bir maça sahne oldu. Türk Telekom - Erdemir, kağıt üzerinde çok şey vaad eden bir karşılaşma olarak durmasa da, beni ters köşeye yatırmayı başardı. 3 uzatma bir kenara, karşılaşmadaki play-off mücadelesi, bireysel düellolar skordaki sayılamayacak derecede iniş-çıkış -salonda olmayanlar abartı bulacaktır büyük ihtimal- sezonun şimdiye kadarki en iyi 3 maçından biri yaptı Türk Telekom - Erdemir'i.

Maçta ne olup bittiğine gelecek olursak.. Aslında normal sürenin özetini, başlayan ve bitiren Erdemir, genelde iyi oynayan Telekom diye özetlemek mümkün. Dee Brown'un çeyrek sonunda gönderdiği üçlüğü çıkarırsak ilk 10 dakikada 7 sayı bulabildi Telekom. Bu durumdan kurtulmaları ise kesinlikle savunma sayesinde oldu. İlk çeyrekte yaşadıkları senaryoyu ikinci çeyrek ve üçüncü çeyreğin genelinde Erdemir'e yaşattılar ve geriden gelerek farkı çift hanelere kadar çıkarmayı başardılar. Deplasman ekibi uzun bir süre bu gidişata cevap veremedi ancak son çeyrekte kilidi açan ikili tabi ki de Marshall - Henderson oldu. Son topta ise Erdemir aleyhine çalınmayan net faul maçı uzatmaların ilkine taşıdı.

Bu dakikalarda belirleyici olan noktaların maç sonunda diri kalma ve faul problemine girmeme olduğu belliydi ancak Telekom ilk uzatmada pota altında önem arz eden iki uzununu, Pasalic ve Zupan'ı kaybetti. Telekom formasıyla daha ikinci maçına çıkan Lance Williams'ın içeride tek silah olarak kalması ve içeride birçok kolay fırsattan yararlanamaması kafa kafaya giden maçta Telekom'un eksi hanesine eklenen detaylardan biri oldu. Erdemir cephesinde ise koç Hakan Demir'in 2 ve 3. uzatmalarda Sean Marshall'ı tercih etmemesi dikkat çekiciydi. Normal sürede gayet iyi bir performans ortaya koymasına rağmen, iyi bir ritm yakalayan Henderson ve Balazic'in önüne set çekmek istemedi belki de. Ve maç sonunda istediğini de aldı, Marshall'ın getirdiği maçı, bu ikili koparıp aldı.

Erdemir adında maçın atlanmaması gereken performanslarından biri kesinlikle Emre Bayav'dan geldi. Kenardan getirdiği enerji ile takımı adına X-factor olmayı başardı (10 sayı - 10 ribaund - 2 blok). Maça iyi bir giriş yapan Melih Mahmutoğlu ise 3. çeyrekte hakeme itirazı nedeniyle aldığı teknik faulün ardından bir daha şans bulamadı.  

Türk Telekom ise maç içinde verdiği kayıpların etkisiyle sonu getiremedi, daha doğrusu uzatmalar ilerledikçe Erdemir'e oranla daha zayıf kaldı. Zupan ve Pasalic'in faul problemi, Lance Williams'ın formsuzluğunun yanına 3. çeyreğin ortasına kadar çok iyi bir yüzdeyle 20 sayı atan Dee Brown'un kenarda kaldığı sürede soğuması da eklendi. Dee Brown 52 dakika 24 saniye sahada kaldı, yaralanma sebebiyle zorunlu olarak kenara gelmese 55 dakikanın tamamını oynayacaktı. Şu anda nasıl bir yorgunluk seviyesinde olduğunu tahmin etmek kolay değil. Takım olarak alan savunmasına hücum edememe sorunları, son uzatmada yerini Dee ve Can Uğur'un üç sayı çizgisinin dışında çaresiz bakışlarına bırakınca, maç da Telekom'un ellerinden kayıp gitti. Ama  böyle bir maçın oluşmasında Erdemir ile payları %50-%50, mücadeleyi hiçbir zaman bırakmamalarından dolayı tebrik etmek lazım kendilerini.

X-factor köşesinin Telekom ayağında ise Alper Saruhan var. 17 sayı - 6 asist ile takımının en önemli yerli performansına imza atmayı başardı.

Arena'nın 100 m yanında aynı saatlerde başlayan Gençlerbirliği - Beşiktaş maçına rağmen Ankara'da günün yıldızı basketboldu, ona şüphe yok..

Not 1: Maçtaki adrenalini en iyi özetleyecek not, Erdemir koçu Hakan Demir'in maçın kritik bir pozisyonunda, kenarda taktik verirken sakatlanması oldu herhalde. Son çeyreğin uzun bir kısmında ayağa kalkamadı Demir.

Not 2: 3 uzatma TBL tarihinde sık rastlanan bir durum değildir muhtemelen, net rakamı sormak lazım TBL Stat'e.

12 Aralık 2012 Çarşamba

12.12.12'de '12 Numaralı Jordan' Hikayesi

Bugün takvim yaprakları 12.12.12'yi işaret etmekte. Türk insanı olarak kelime oyunlarını sevdiğimiz gibi bu tip sayısal oyunları da pek bir seviyoruz. Bir düşünsenize kim bilir kaç nikah kıyılacak bugün? Sırf bugün evlenebilmiş olmak için çırpınan çiftler, muhtemelen tarihin en fazla nikah kıyılan Çarşamba'sı yapacaklar bugünü. Evlenmiş, evini barkını kurmuş, üstüne bir de 3 yıllık cila çekmiş bünyeme eskiden beri komik gelen detaylarda boğmayayım sizleri de. Çünkü benim bugüne ve bugünün sayısı 12'ye dair hikayem başka... Bambaşka..

Bugünün özel numarası 12 bunu koyalım bir kere cebe.

Sorum şu: Michael Jordan'ı kaç numaralı forma ile tanıyorsunuz? İlk cevap 23..

Bir de kısa süreli beyzbol denemesinin ardından yeniden basketbola döndüğünde -23 numaralı efsane forması emekli olduğu ve salonun tavanına asıldığı için- giydiği 45 numara değil mi?

Peki Jordan'ı üzerinde bugünün özel numarası '12' yazan bir forma ile hatırlayanınız var mı?

Muhtemelen yok..

Masalcı dedeler misali, ufaktan yaşımızı da belli edeceği gerçeğine aldırış etmeden keyifli bir kısa hikaye anlatayım o zaman sizlere..

Sene 1990, günlerden Sevgililer Günü, yani 14 Şubat...

Orlando Arena'da oynanacak Orlando Magic - Chicago Bulls maçı öncesinde NBA tarihinin en unutulmaz isimlerinden olan ve bu paralellikte hayranı da bol olan Michael Jordan'ın formaları çalınır. O dönemin popüler hareketi olsa gerek bu çalma çırpma işleri, zira aynı ay içinde Miami'de oynanan All-Star maçı öncesinde de yine NBA'in en önemli şutörlerinden biri olan Reggie Miller'ın forması çalınmıştır. Aranmıştır, taranmıştır, ama ne fayda, forma bulunamamıştır...

Orlando'da formaları çalınan Michael Jordan, bu işe ciddi bir tepki gösterir, bağırır çağırır, maça çıkmak istemez. Ama çıkmak da zorundadır, takımını bu kritik maçta yalnız bırakmaması gerekmektedir..

Ve Michael Jordan, sırtında isim kısmı boş olan 12 numaralı bir Chicago Bulls forması ile basketbolunu oynayabilmek adına parke üzerine çıkmak zorunda kalır.

Maçı uzatmalarda Orlando Magic kazanmıştır ama Michael Jordan tam 49 sayı üretmiştir ve bu çılgın performans, Chicago Bulls tarihinde 12 numaralı formayı giyen oyuncular arasında yapılmış en yüksek skordur. Bir rekordur amiyane tabirle.

Yani kıyısından köşesinden yine tarihe imzasını atmıştır Majesteleri...

Yarın öbür gün bir resimde, bir videoda, ya da çok alakasız bambaşka bir yerde Michael Jordan'ı 12 numaralı Chicago Bulls formasıyla görürseniz gözlerinizi ovuşturmayın, fotoğraf hilesi sanmayın, hele hele 'Yok arkadaşım, Michael Jordan Bulls kariyerinde hiçbir zaman 12 numaralı formayı giymedi' diye de kimselerle iddiaya girmeyin.. Benden söylemesi..

Ha şimdi bu keyifli hikayenin ardından 49 ve 12 sayıları üzerinden gidip sakın MHP'nin 40. yılına bağlayacağımı da sanmayın bu olayı..

Kendi başına, kendince, kendi haddince, e biraz da keyiflice bir hikayeydi bu..

Anlattım bitti..


9 Aralık 2012 Pazar

Bandırma Notları

-- Son birkaç haftalık dönemde, mevsim normallerinin üstünde seyreden seyyahlığımda son durak Bandırma'ydı. Banvit'in, ülke sınırları içindeki standarda minimum 4 gömlek büyük gelen organizasyon anlayışını yerinde görmeyi bir süredir istiyordum. Geçen seneki yolculuk planım da Mikail'in çelmesiyle yerde kalmıştı (evet, destanlara konu olabilecek üşengeçliğimin bu konuda herhangi bir etkisi yok). Bu seneki Valencia maçının da motivasyonuyla, biletleri 1 ay öncesinden ayırma cesaretinde bulundum.

-- Son zamanlarda ne kadar seyahat ediyorsam, lalelik düzeyim de o kadar artıyor sanırım. Sağda solda bir sürü şey unutmaya başladım. Doktor protein eksikliği dese de, babama göre mesele 'umursamazlık'.

-- Bu gereksiz anektodu da geçtiğimize göre, orada karşılaştığım ortamla devam edebilirim. Salsabasket'in gidişatını ve son durumunu en az benim kadar merak ediyorlar Bandırma'da. Bunu duyduğumda yaşadığım ufak şaşkınlığın biyolojik tepkimesi olarak gülümseyebiliyorum sadece. Ama içerilerde bir yerde hoşuma gittiğinin anlaşılması da zor oluyor tabii.

-- Röportajda Orhun Ene'nin de söylediği gibi; Bandırma bir parti şehri değil. En fazla, Kenan Bajramovic'i Liman AVM'de eşi ve küçük çocuğuyla vitrin keserken görebildik. Ama öğrenci kesim açısından gayet şeker bir mekan. Hani olur da federasyonumuz buraya bir organizasyon vermeyi planlarsa...

-- Banvit organizasyonuyla ilgili geçirdiğim iki gün boyunca fark ettiğim kadarıyla en çok kullandığım iki kelime 'reel' ve 'rasyonel' oldu. Bu kadar ayakları yere basan bir basketbol kulübü görmemiştim daha önce.

-- Abartılı bir kapasiteye sahip olmayan, kutu gibi, belli bir yoğunlukta atmosfer yaratma potansiyeli olan salonlara hep farklı bir sempatiyle yaklaşmışımdır. Listemde Kara Ali Acar'ın karşısına bir 'tamamlandı' yazıyorum.

-- Bir de naçizane tavsiye; olur da Bandırma'ya giderseniz, Idobus'ün Güzelyalı - Balıkesir güzergahı yerine Ido'nun direkt Bandırma'ya seferini kullanın. Biz ettik, siz etmeyin.

-- Son olarak ise, bir önceki yazıda ortaya çıkardığım "Amcamgillere Selam Bölümü". Röportaj teklifimizi kabul eden ve sorulara içtenlikle beraber uzun uzun cevap veren Orhun Ene'ye, bizleri orada harika bir şekilde ağırlayan ve neredeyse tüm ihtiyaçlarımıza koşuşturan, başta Turgay Çataloluk ve Turgay Zeytingöz olmak üzere, adını hatırlayamadığım için kusura bakmamalarını dilediğim tüm Banvit - Kırmızı teknik ekibi'ne ve yöneticilerine dev minnettarım.

-- Kesinlikle buraya bir daha gelmeliyim.

Edit: TDK baskısı.

7 Aralık 2012 Cuma

Sorguluyorum


Anadolu Efes, Euroleague'de Caja Laboral'den 15 sayı fark yiyerek hayal kırıklığına uğrattı taraftarını. Sezon boyu gözüme takılan ama düzelir mi acaba dediğim şeyleri bir listeleyeyim dedim.

Takımın genel anlamda savunma seviyesi yerlerde de boyalı alan evlere şenlik. Ribaundlarda desen Laboral ezdi geçti. Neyi eleştiriyorum: Savunma ve ribaund. Esteban Batista'nın öne çıkan özellikleri ne: Savunma ve ribaund. Fakat Semih'i yedekleyen isim savunma zaafları olan, hücumdaki yeteneklerini parkeye dökemeyen Stanko Barac. Bir de Ermal Kurtoğlu var Batista'nın önünde ama o da pek düşünülmüyor, onu saymıyorum bile.

Sinan Güler ilk yarıda 7 dakikaya yakın süre aldı 4 sayı-2 asist-4 top çalmayla oynadı. Josh Shipp ise ilk üç çeyrekte 24 dakika civarında süre alırken 2/6 şut isabetine ek olarak Sinan'dan daha az verimlilik puanına ulaştı. Neyse ki maçın sonunda Sinan dakikalarını arttırsa da maç çoktan Caja Laboral'e gelmişti bile.

Sezon başında Jordan Farmar çok kısa süreler dinlenerek müthiş gidiyordu. Şimdilerde kenardan gelen rol oyuncusunu oynuyor. Oynamaya çalışıyor, oynamak zorunda. Hal böyle olunca Jordan Farmar yerine daha ucuza o rolü daha iyi yapabilecek biri alınamaz mıydı diyorum. Bakın daha iyi bir adam alabilirlerdi demiyorum, o role daha uygun biri alınamaz mıydı diyorum.

Doğuş Balbay bugün çok güzel bir mücadele örneği sergiledi. Nedeni Kerem Tunçeri'nin olmamasıydı. Kerem Tunçeri iyileşince Doğuş Balbay yine tribüne çekilecek çok büyük ihtimalle.

Bir de Birkan Batuk var ki faul problemi yaşayanlar onun yanında oturmak isterler. Nasılsa benchten kalktığı yok.

Doğuş Balbay-Sinan Güler-Birkan Batuk-Ermal Kuqo-Esteban Batista gayet iyi bir beş bu lig için. Belki takımda daha iyileri var ama bu kadar geride kalmayı hak etmiyorlar.

Oktay Mahmuti basın toplantısında esti gürledi. Tamamen takımdan memnun değil bunu dile getirdi. Esteban Batista'yı ise düşünmediğini söyledi. Ben o anlık sinirle söylenen bir söz olduğunu düşünmek istiyorum, temenni benimkisi.

Bunlar benim gözüme çarpan Efes'in büyük yanlışları. Doğruları da isteyen çıkarsın. "Doğrular > Yanlışlar " diyen beri gelsin.

Orhun Ene Röportajı (Salsabasket Özel)

Banvit'in Valencia'yla yapacağı maç için soluğu Bandırma'da aldık. Daha önceden röportaj sözü aldığımız Orhun Ene ile de karşılaşmadan bir gün sonra gerçekleştirdik röportajımızı.

Bandırma seyahatimiz boyunca bazı şeyleri daha iyi anlıyoruz. Banvit kulübünün sınırlı bütçelerle büyüklere kafa tuttuğunu biliyorduk fakat gidip görünce daha fazla takdir etmemek elde değil. Kulüpteki her çalışanın işini büyük bir özveriyle yapması, üst kademe yöneticilerle alt kademedekilerin birbirleriyle müthiş uyumu ve en önemlisi adım adım ilerlenmesi oldukça etkileyici. Hatta şunu rahatlıkla söyleyebilirim Banvit'teki yöneticilik zihniyeti İstanbul'daki ligin dört önemli gücünden de evinde yıkılmayan Pınar Karşıyaka'dan da çok ötede bir noktada. Ligimiz için çok yukarıdalar. Fırsatını bulan bir kez Bandırma'yı seyahat listesine mutlaka eklesin, bir kez bu takımı yerinde izlesin. Röportaja geçmeden önce şunu eklemem gerekiyor ki Orhun Ene başka koçlar gibi üç adım ileri, iki buçuk adım geri ilerleyen bir koç değil. Birer birer atıyor adımlarını ama hiç geriye adım yok. Çok daha realist, her sezon hedefimiz Final-Four zihniyetindekilerin aksine olayın farkında muhteşem bir adam.



Banvit'in Eurocup'taki gerek geçtiğimiz sezonlarda gerek bu sezon hedef maçlarında yeterli performans gösterememesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Olaya öyle de bakabiliriz ama bugün bakın Efes'e, Fenerbahçe Ülker'e, Euroleague'de mücadele edenlere, büyük maçları belli bir yere getirip kazanamadıklarında karakteri ortaya koyamamış oluyorlar. Biz geçen sezon 12 maç oynamışız ilk grupta 4, ikinci grupta 3 galibiyet alıp averajla çıkamamışız. Bu işler gerçekçi değerlendirilmiyor buradaki gücü sadece kadrodaki isimlerle değil bundaki önceki başarılarıyla da değerlendirmek lazım. Takımların bütçelerine, tecrübesine ve geçmişte aldıklarına başarılara bakılır ondan sonra hedef konulur. Çok iyi takip etmeyen insanlar İspanya Ligi'nde Real Madrid'i bilir, Barcelona'yı bilir Valencia'yı sıradan bir takım olarak bilir ama öyle değil. tabii ki hedefimiz var başarılı olmak istiyoruz hedefler koyuyoruz ama bizim koyduğumuz hedefler orada bir sürü değişen faktörler var. Azovmash, Valencia, Kuban, Unics Kazan ve Galatasaray Medical Park'ın bütçelerine baktığımızda Banvit bu takımların çok üzerinde değil. Orada 15-16 takım var, kolay olmayan takımlar. Zor bir gruptayız zaten, "Banvit bu kupayı alır, Banvit bu gruptan rahat çıkar" gibi söylemler arkası dolmayacak laflar, temenniden öte değil, gerçekçi olmak lazım. Hayal kısmı sadece motivasyonunuzu yükseltir, doğru olduğunu düşünmüyorum. . Milli takım konusunda da aynı şeyi düşünüyorum. 'Bizim yedi tane NBA oyuncumuz var' demek doğru değil her NBA oyuncusu süperyıldız değil. Şampiyonluğa oynarız gibi klişelerden kurtulmak lazım. Baktığımızda sadece evimizde düzenlenen turnuvalarda üst sıralarda yer alabilmişiz. Bu insanlara da saygı duyuyorum fakat ben böyle düşünmüyorum. Taraftarlar, basketbolseveler heyecanlı olabilirler, güven hissedebilirler bu hoş bir şey fakat buralarda mücadele etmek de çok kolay değil. Bizim için deplasmanlara gitmek de ayrı zorluk. İstanbul'a gitmemiz gerekiyor. Kış döneminde iyice zorlanıyoruz. Bu enerjiyi de sezona yaymak gerek, bir kısmını lige bir kısmını Avrupa'ya harcıyoruz. Dünde bu enerjiyi tam olarak yansıtamadık. Biz onların enerjisinde ve direncinde değildik. Biz dün kötü oynadık, istediğimiz enerjide değildik. İnşallah önümüzdeki maçı kazanıp gruptan çıkarız. Dünkü maçı kaybetsek bile ben yine bunları söylerdim zaten.


Eurocup ve TBL istatistiklerine baktığımızda Avrupa'da daha yabancılara endeksli bir takım oluyor Banvit. TBL'nin ilerleyen süresi için bu sizi kaygılandırıyor mu?

Dünkü maç biraz daha özel bir maçtı. Bu seviyelerde daha çok mücadele etmiş oyuncularımız daha fazla sahada kaldılar. Her seferinde böyle oynayacağız diye bir şey de yok. Ligde bazen üç yerliyle de oynuyoruz, oynayacağız da. Sezon ilerledikçe Türk oyunculara daha fazla ihtiyacımız olacak. Bütün sezonu aynı oyuncularla aynı şekilde oynayamazsınız. Kadromuzda genç yetenekli isimler de var onların da daha fazla oynadığı dönemler olacak.


Her sezon belli bir çıtanın üstünde gidiyor Banvit. Son üç yılda da yarı finale kalınması, geçen yıl finali son topta -Eğer oradan finale kalsaydınız geçen sezonki iç&dış maçlarını düşünürsek Beşiktaş serisi çok daha farklı olabilirdi...- kaçırması yükselişi resmediyor. Bandırma şehri için İstanbul takımlarının önüne geçen 'eski Tofaş' olmak mümkün olacak mı?

Ben eski Tofaş'ın doğru bir model olduğunu düşünmüyorum. Oradaki başarıyı takdir ediyorum ama bence o zamanki kurulan Tofaş'ın hatalarını bugünkü Tofaş hala çekiyor. onlar bütçeyle bu noktaya geldiler, İstanbul takımlarının bütçelerinin de üzerine çıktılar. Her şehrin, ilçenin kaldırabileceği bir potansiyel var. Bizim Bandırma'nın da Banvit'in de bütçe olarak o noktalara ulaşması kolay değil. Hiçbir zaman ne Efes'in ne Fenerbahçe'nin ayırdığı bütçeleri ayırmak söz konusu olamaz. O günkü Tofaş'ın 15 milyon dolardan fazla bütçesi olduğunu düşünüyordum. O zamanki Efes'ten ve Ülker'den fazla bütçeyle mücadele ederek şampiyonluk geldi. Biz İstanbul ekiplerinin dörtte biri, beşte biri bütçelerle mücadele ediyoruz. Bu kulüp daha önceden bir çizgi belirlemiş, altyapı kurmuş. O oyuncuların üste çıkarak onların A Milli Takım düzeyine ulaştığında getireceği orta sınıfın üstündeki yabancılarla iyi işler yapabilir ama biz ancak bu şekilde mücadele edebiliriz. O paraları verdiğinizde otomatik olarak şampiyonluk adayı oluyorsunuz. Geçen sezon Efes bizden daha iyi takım olduğu için bizi elemedi, daha tecrübeli o seviyelerde daha fazla oynamış isimlerin etkisiyle bizi geçti. Buraları oynayabilme farkı son topta ortaya çıkıyor. İlerleyen yıllarda Şafak da Kerem'in tecrübesine ulaştığında o sorumluluğu alarak bizi farklı kılacaktır.


İzzet Türkyılmaz draft edildi, önemli bir potansiyel Türk basketbolu için. İzzet'in buradaki misyonu nedir? Kariyerinde geleceği maksimum noktası nedir?

Oyuncular bir şekilde draft olduktan sonra, orada oynayabilecekleri şansı düşündükten sonra buradaki performansları, konsantrasyonları çok büyük düşüş gösteriyor. Bir anlamda onlar için burası geçici bir şey oluyor, gelecek hayatlarını düşünüyorlar. İnsan doğasında olan bir şey, bunu gösteren oyuncular da var göstermeyenler de var ama draft edildikten sonra genç oyuncuların kafası karışıyor. İzzet'in gücü kuvveti de biraz arttıktan sonra bir eksiği kalmayacak yetenek olarak ama orada önemli bir rol üstlenebilmek için Avrupa basketbolunda biraz daha fazla kalması gerektiğini düşünüyorum. Bu da neticede oyuncuların serbest kaldığı dönemde oyuncu/menajer/aile karar verecek. Koçların artık pek bir ağırlığı olmuyor, iş öyle bir hal aldı. Fırsatlar o kadar gelişti ki bunlar da doğal şeyler ama oraya kısa vadeli gidip yanlış şeyler yaparak dönenlerin hali de ortada. Menajerlerin içinde bulunduğu kısa vadeli gelecek planlaması yapılmasının sağduyulu olduğunu düşünmüyorum. Zamanlama yanlış oluyor, oranın gerçeklerinden uzak oluyorlar. O zaman sıkıntı yaşıyorlar. Neticede bu kararı kendi verecek. Bu kulüp oyuncusu gidiyor diye bu oyuncu bizi neden bırakıyor diye oyuncusuyla ters düşecek bir kulüp değil. Bu kulübü yöneten insanlar oyuncusunun NBA'e gitmesi onları da mutlu edecektir elbette.


NBA'de oynama şansı ortaya çıktıktan sonra gerekli konsantrasyonda olamayan oyuncuları söylediniz. İzzet sizce gerekli konsantrasyonu gösteriyor mu bu sezon?

İzzet çok yetenekli bir oyuncu ama bu yeteneklerini maçı kazanabilmek için nasıl kullanacağını henüz bilmiyor. Konsantrasyonunda da inişler çıkışlar oluyor. Çalışkan bir oyuncu, yürekli bir oyuncu. Konuşulduğunda işini en iyi yapmaya çalışan bir oyuncu. Üstünde çok büyük bir baskı olduğunu düşünüyor. Yeteneklerine ben de hayranlık duyuyorum ama İzzet'in hala çalışması gerekiyor.

Türkiye'de tipik bir klişe var 'Genç oyuncular oynamalı' diye. Saygı duyuyorum ama katılmıyorum buna. Sonuç ne olursa olsun genç oyuncuları oynattınız diye size kamuoyunda belli bir kredi oluşuyor. Ben bunun adaletli olmadığını düşünüyorum. Elbette genç oyuncular oynatılmalı. Daha oynama kıvamına gelmemiş, sırf genç oldukları için zorlanarak süre verilerek o rolün altında ezildiğinde olması gereken noktanın gerisinde çok isim gördük. Bu anlamda da sırf belli yaşın üzerinde diye bazı oyunculara da adaletsizlik yapılıyor, adil değil bu sistem. Ben basketbolun adil olması gerektiğini düşünüyorum. İzzet bugün daha fazla süre almak istiyorsa çok daha verimli olup Chuck Davis'in çok daha üzerinde olması gerek ki hem burada daha fazla süre alsın hem de oraya gittiğinde roller üstlenebilsin. Oynamak için mücadele eden 12 oyuncu var, sırf genç oyuncu oynatacağız diye orada gerekeni yapan, emek veren, mücadele eden oyuncuların süresini kısamayız. O zaman da kendi takımınıza karşı adaletsiz olmuş olursunuz. Euroleague'de mücadele eden takımların genç oyuncu yetiştirmek için maç içinde süre vermek onlar için doğru değil. Bence bir genç oyuncu süre almayı hak ediyorsa, oralarda oynamayı hak ediyorsa oynamalı. Gelecek sezona hazırlanır fakat hak etmeden süre almalarını doğru bulmuyorum. Ligde hak eden genç oyuncular var, onları genç olarak görmüyorum,  basketbolcular hepsi. Antrenörler olarak elimizden geleni yapıyoruz fakat sınırsız kredi veremeyiz.


Barış Ermiş geçtiğimiz sezon kariyerinin zirvesine ulaştı ve Fenerbahçe Ülker'e geçti ancak burada ne kadar çabalasa da koçun gözünde bir türlü Bremer'ın önüne geçemedi, bu durum Barış'ın konsantrasyonunun düşmesine neden olabilir mi haftalar ilerledikçe?

Empati kurabilirim en fazla, orada da çok değerli bir koç var sonuçta benim işim değil. Türkiye'yi çok iyi takip etmemiştir, Barış'ı da yeni yeni tanıyordur. Onla telefonla da konuşuyoruz ona söylediğim gibi mücadele etmek zorunda. Koçun fikrini değiştirmek için ne gerekiyorsa yapması gerek, olay Barış'ta bitiyor. Olmuyorsa da Barış elinden geleni yapmanın huzurunu yaşar, profesyonellik böyle bir şey. Bremer da iyi bir oyuncu, bu konuda koçlar ikiye bölünebilir. Şu anda Barış bence de iyi oynuyor fakat Bremer da yabana atılmayacak biri. Barış'ın kendini kabul ettirip, başarılı olacağını düşünüyorum.


Barış'ın gidişiyle Şafak Banvit'te de süreler bulmaya başladı. Şafak'ın kariyerindeki gelişimi nasıl olacak?  Banvit ondan neler bekliyor?

Şafak'tan çok memnunum. Şöyle şanslıyız Şafak konusunda, draft olmadı. Olsa çok mutlu olurduk fakat draft olmaması üzerindeki baskıyı da azalttı. Şafak'ın fiziksel olarak eksikleri vardı bu sezon onları da atlattı. Güçlendi, savunmasını daha iyi hale getirdi. Basketbola daha konsantre geldi. Çok iyi bir ailenin çocuğu. Şafak'ın ailesi basketbolun hiç içine girmiyor, sadece bir kez annesini görmüşümdür. Benim de iki çocuğum var onlarla ilgili de konuşuyorum. Herkesin çocuğuyla ilgili kaygıları var, eşim de basketbolcu ben de basketbolcuyum. Eşimin anne olarak kaygılarını anlayabiliyorum. Ailenin dışardan olaya daha fazla müdahil olduğu zaman ya çocuğunuza antipatiyle bakılıyor ya da gereksiz bir kredi kazanılıyor. Şafak'ın kafasındaki bazı şeyleri daha iyi oturttuğunu düşünüyorum, ilerleyen dönemde Türk basketboluna da önemli hizmetler edecektir.


Genç oyuncular demişken baktığımızda genç oyuncu algısında da değişim başlandı. Eskiden 18-19 yaşlarında ciddi süreler alan isimler olurken şimdi bu 22-23'lere çıkmış durumda. Yabancı sayısının artması mı temel sebep yoksa gençlerin daha olmadan 'iyi oyuncu oldum' havasına girmesi mi?

Sadece gençler için değil Türk oyuncuların tamamı için süre bulmak çok zorlaştı. Üç tane sahada yabancınız oluyor, bir de Türk pasaportlu olduğunda dört. Dörtten altıya kadar giden yabancı sayıları oluyor neredeyse kadronun yarısı. Bu durumda gençlerin süre bulması hayalperestlik olur. Eczacıbaşı'nda 20 ve 21 yaşlarında şampiyon olurken ciddi süreler alıyordum ama o zamanlar Avrupa'da çok mücadele etmezdik. Macar takımlarıyla, İsveç takımlarıyla bir tur oynardık sonra ne olurdu hatırlamıyorum. Bu yüzden yabancı oyuncuya daha az ihtiyaç duyulurdu. Bunu sadece Türkiye'ye bağlamamak lazım. Oyuncu dünyanın her yerinde basketbolcu olmayı hedeflemelidir. Bugün bakıyorsunuz hiç olmadık bir yerden Litvanyalı oyuncu çıkıyor, hayat. Zamanında TAU'da, Real Madrid'de oynayan oyuncularımız oldu ama ara takımlarda oynayan oyuncu sayımız çok az.


Daha çok Avrupa'nın üst liglerinden biri olarak görüyoruz sene başında yapılan transferlerle. Sizce bu bir yanılgı mı? Sizin için içinde bulunduğumuz ligin konumu nedir Avrupa'da?

Ben sözde bir değerlendirme olduğunu düşünüyorum. Neden değerlendiriliyor dersek bütçeyle değerlendiriliyor. Her sene Avrupa'nın en iyi liglerinden biriyiz klişesi var. Açıkçası o seviyeleri yakalayamadığımızı düşünüyorum. Bakıyorsunuz CSKA, Barcelona üst kupada, Khimki, Kazan, Bilbao'nun bu kupada yakaladığı istikrarı Türk takımları yakalayamıyor. Geçen sezon alt kupada Beşiktaş'ın bir başarısı var o kadar.

Bugün bakıyoruz İspanya liginde de çok ciddi bir mücadele var. Kafaya oynayabilecek 7-8 takım sayabiliyorsunuz. Biz de lig çok çabuk kopuyor. Hedefi olan Avrupa'da mücadele eden takımlarla alt taraftaki takımlar arasında ciddi bir fark var. Ligimizde oynanan basketbol kalitesinin dönem dönem iyi olsa da genel itibariyle iyi olmadığını düşünüyorum. Eğer basketbolumuzda o bütçelerin karşılığında kalitede basketbol oynansaydı Beşiktaş'ın şampiyon olmaması gerekirdi. Beşiktaş çok büyük bir iş yaptı ama üst taraftakilerin çok kötü olmasından dolayı şampiyon oldu. İyi lig dendiği zaman üstteki takımların çok iyi olması gerektiğini düşünüyorum.


Suni bütçe artışıyla birlikte yayıncı kuruluşun da belli bir ilgisi oldu fakat bu daha çok belli bütçelerin yayıncılığına giriyor biraz. Son olarak o haftanın en iyi maçı olan Pınar Karşıyaka-Banvit maçının yayınlanmamasını örnek verebiliriz...

Bu ülkede bu mantık hiç değişmiyor. Onların bu argümanı var biz bu işten para kazanıyoruz bu yüzden para değeri olan şeyi yayınlamak isteriz' şeklinde. Karşıyaka-Banvit maçının izlenebilirliği düşük olduğu için de tercih edilmiyor. Ülkedeki spor mantığının değişmesi lazım. Onun değişmesi için de o konumdaki insanların çok daha farklı bir bakış açısının olması lazım. Bu işe verdiğin paranın karşılığını almak olarak baktığın zaman bunun sonucunda alınan kararlar böyle oluyor. Düşünün futbolda da işler böyle olmuş durumda. Alex Ferguson'un açıklaması vardı artık ligi yayıncı kuruluşlar yönetiyor diye. Sadece spor değil her şey bu noktaya gelmiş durumda. Sistem kendi kendini bu hale getirmiş durumda. Oyuncular, antrenörler, kulübün içindekiler daha fazla para kazanmak istiyor, o sistem üzerinde yayıncı kuruluş federasyonun da üzerinde bir noktaya gelmiş oluyor. Bizim oyunculuk zamanımızda bu iş amatörken ya da bu kadar profesyonel değilken bu işin misyon tarafını da yüklenen insanlar vardı. O zaman daha farklı bir atmosferi vardı bu işin. Bundan sonra da sistemin değişmesini beklememek lazım.

Banvit'in maçı iddaa'da yayınlanıyor. Ben hayatımda hiç oynamadım, binlerce insan oynuyor. Bugün merkeze yemek yemeğe gittiğimde hocam maç ne olur diye soruyorlar. Sakın oynamayın bizim takıma diyorum çünkü biz öyle bir takım değiliz. Ben hiçbir zaman handikap nedir nasıl verilir bilen bir insan değilim. Biz rakibi 20-30 farkla yenelim hesabında biri değiliz. Gençlere de süre vermek isteriz, diğer maça nasıl daha diri kalırız onu hesaplarız. 1 sayı handikaptan giden maçlardan sonra kulübe gelen mailleri görün. İnsanların o konuda utanmaz şekilde tavırları var. 50 lirama kan doğradınız Allah da sizi şöyle bildiği gibi yapsın diyen binlerce insan var. Spora artık böyle bakan çok sayıda insan var maalesef.

Karşıyaka maçımız bütün maç genelinde kimin kazanacağı sonuna kadar belli olmadan bir mücadele içinde geçen bir maçtı. Şut kaçmıştır, turnike kaçmıştır fakat ortadaki mücadele izlenmeye değerdir. Kazanmak için kora kor yapılan mücadele güzeldir, böyle bir maç oldu. Bir hafta boyunca insanlara bu maçın yayınını verin verin desek de artık onların bileceği iş. Onların verdiği katkıyı da azımsamamak lazım çok önemli bir kaynak ama bu iş böyle devam ettiği sürece ticarete dönüşmeye ilerliyor.


Eurobasket kuraları çekildi. Tanjevic döneminin genelinde eleştirilse de TBF'nin sabrı ve Tanjevic'in de yanlışlarından dönmesiyle(Kerem Tunçeri ve Ömer Onan'ı yeniden kadroya dahil etmesi) dünya ikinciliği geldi. Sonrasında siz göreve geldiniz, bizce gerekli sabır gösterilmeden yaşanan süreçle Tanjevic tekrar geldi. Şimdi takımda belirsizlik hakim. Bu belirsizlik bizim işimizi iyice zorlaştıracak mı?

Oradaki insanlar da milli takım antrenörlerle ilgili çalışma yapıyorlardır. Kaygılı olunacak bir durum olduğunu düşünmüyorum. Tanjevic gibi bir antrenörün gelmesiyle, oyuncuların gelişimiyle Türk milli takımı çok önemli bir yere sahip. Federasyonun döneminde alınan başarılarla beraber bana göre oraya kaliteli bir antrenörün gelmesi de kolaylaşacak. Avrupa Şampiyonası'nda yapılacaklar turnuvadan sonra değerlendirilecek şeyler bence.


Oyuncularını nasıl görüyorsunuz? Onlarla ilgili ilk aklınıza neler geliyor?

Belli yaşın üstündekileri kardeşim gibi görüyorum, diğerlerini de çocuğum gibi görüyorum. Takımımızın en önemli özelliği düzgün karakterlerden kurulu olması. Onlarla beraber çalışmaktan mutluluk duyuyor.

Basketbolcu olarak ilk aklıma gelen özellikleri ise Sammy Mejia'yı arabayı son vitese takmış yolda slalom yapan biri olarak görüyorum. Chuck Davis diyince aklıma ilk savunma geliyor, savunma bakanımız kendisi. Stimac diyince aklıma ribaund geliyor. Keith Simmons çok fedakar birisi. Kenan ise tam bir asker. Kalin Lucas'ı diğer gençler gibi görüyorum ama ikinci yılı olmasına rağmen winner bir karakter görüyorum. Serkan'ı takım arkadaşım gibi görüyorum. Erkan müthiş karakter, çok çalışkan.


Mejia geçtiğimiz sezonu kenarda geçirdi. Mejia'nın o paslanmayı bu kadar kısa sürede nasıl atabildi?

İyi basketbolcu yeteneklerini hiçbir zaman unutmaz. Böyle oyuncular iki maç bocalar sonrasında mutlaka toparlar. Oynamadığı zaman yeteneklerini kimse almadı ondan. Çok düzgün bir karakter, oyun içerisinde topa yön verirken kompleksleri de yoktu. En başında seçerken de Erman ağabeyden çok olumlu tepkiler aldık.


Banvit'in oyuncu seçimlerinde sadece saha içindeki tavırlara değil yaşam biçimi, aile hayatı gibi unsurlara da dikkat ediliyor anlaşılan...

Burası parti şehri değil. Yabancılar buraya geldiklerinde parti yapmaya gelemezler. Barış'la falan bazen konuşuyoruz da birkaç farklı takımdan basketbolcu toplanıp öğle yemek yiyorlar, keyif yapıyorlar ama burada gidilen yerler belli. Buradaki oyuncular genelde evde oturacağıma gidip biraz şut atarım der, bu da bizim için çok önemlidir. Belki de bu temel sebepten buraya gelen oyuncuların neredeyse tamamı gelişme kaydetti.


Antrenörlükte gelecek hedefleriniz var mı? Avrupa'da çalışmayı hiç düşünüyor musunuz?

Tabii Avrupa'da da çalışmak isterim ama benim için önemli olan sorumluluğumun olduğu, işimi yaparken alacağım kararlarda rahat olacağım yerlerde olmak. Çalışacağım yer bütçelerle de alakalı değil, buradaki her kararımda Banvit'in çok önemli bir desteği var. Bazen hata da yapsam çok rahat ve destek görerek aldım kararlarımı.

Antrenörün başarısı için hangi ligde olduğu önemli değil. Işık'la ikinci ligde de çalıştım. Oradaki başarınız NBA şampiyonluğuyla eşdeğer olmayabilir ama kişisel mutluluk açısından oldukça önemli.


Orhun Ene'ye bir kez daha teşekkür ediyoruz samimi açıklamaları için.

Buğra Bayazit&İbrahim Tilki

6 Aralık 2012 Perşembe

Gurur! Ve Uyanış.. Ve Dönüş..

Bazı anlar vardır, ki o anlar için 'Şükretmek!' en kolay ama en -belki de- tek çıkar yoldur. Bu sabah öyle bir an yaşadım. Daha önce iki kez bana 'Internette Spor Gazeteciliği' kategorisinde birincilik ödülü vermeyi layık gören TSYD, her yıl düzenlenen geleneksel seminerin bu yıl gerçekleştirilecek olanında benim de konuşmacı olarak katılmamı istedi. Bu duygunun tek adlandırılış şekli 'Gurur'dur. Kattığı mutluluk karşısında yapabileceğim ise şükretmekten başka bir şey değildir.

Profesyonel işim bu değil ama profesyonel olmadan da -sadece aşkla- çoğu profesyonelden daha çok emek harcanabileceğini gösterebildiğim bir mecradır Salsabasket. Zamanında bir tepki olarak doğduğu basketbol camiasında hak ettiği değeri görmüş, hatta kontrolümüz ve isteğimiz dışında büyümüş bir markadır. Çok şükür o istemediğimiz, sevemediğimiz haber portalı olma halinden geç de olsa döndük ama, heyecanımızı kaybettiğimiz de bir gerçek. Burada ilk zamanlardaki içeriğin benzerlerini oluşturacaktık ama birkaç aydır bunu başarabilmiş değiliz. Bu sabah alınan bu telefon bu yolda bir ikaz ışığıydı belki de. 

Buraya, bu yuvaya, ilk zamanlarındaki haliyle sahip çıkmamız gerektiğini kafamıza vuran..

Çok boşladık seni 'blog olan Salsabasket'.. Haklısın..

Ama döndük, artık buradayız..

Anıl Aksaç

Maymuncuk Hawkins!

G.Saray-Beşiktaş derbisinde bir kez daha gördük ki; Hawkins bu ligde oyun kilitlendiği zaman her türlü kapıyı/kilidi açabilen en önemli parça. Bir nevi 'maymuncuk' gibi.

Maçın ilk yarısında fırtına gibi esen Galatasaray, özellikle ofansta siyah beyazlıların her şeyi konumundaki Curtis Jerrells üzerinde kurduğu baskı ile rakibinin oyun planına ciddi bir hasar verdi. Baskı altında pek de bir varlık gösteremeyen Curtis Jerrells'tan başlayan kötü gidişat tüm takıma sirayet etti ve Galatasaray savunma temelli bulduğu sayılarla az skorlu maçta farkı bir anda çift hanelere uçurdu.

G.Saray'ın hücum aksiyonları da tıpkı Beşiktaş gibi kötüydü ama ilk yarıda savunmanın asistanlığı ile bulunan kolay sayılar onları maçı uzak ara kazanabilecek havaya soktular. 20 dakikalık dilimde yapılan tam saha baskı, boş alan bırakmayış, rakibi bolca top kaybına zorlayış; G.Saray adına ilk yarının artılarıydı. Keza ilk yarı bittiğinde skorbord da bu tabloyu inkar etmiyor ve 37-25'lik G.Saray üstünlüğünü yazıyordu.
Beşiktaş ikinci yarıda Vidmar önderliğinde yattığı kış uykusundan uyanır gibi oldu. Hücum anlamında iki takımın da kötü gününde olduğu bir maçta, savunmalarıyla hayata dönmenin tek yol olduğunu geç de olsa anladılar. Top kayıplarını azaltıp, Galatasaray'ın ilk yarıda 3-4 hücumda bir bulduğu kolay sayıları ortadan kaldırdılar. Sarı kırmızılılar ilk yarıda Beşiktaş'tan farklı görünmelerini sağlayan savunma bazlı kolay sayılar olmayınca, skor üretiminde ciddi sıkıntılar yaşadı ve 3. çeyrekte sadece 6 sayı üretebildi. Vidmar'ın savunmada saldığı korku skoru 41-41'de dengeye getirip, maçın rüzgarını siyah beyazlılara çevirir hale gelmişti.

İşte tam bu anda Hawkins çıktı sahneye. 41-41 sonrasında sazı eline alan David Hawkins, hücumda herkesin birbirine bakıp ne yapacağını bilmez durumda olduğu dakikalarda bir kez daha neden Ergin Ataman'ın ondan vazgeçemediğini ispatladı. Geçen sezon Beşiktaş formasıyla çokça yaptığı 'Maça damga vurma' halini artık sarı kırmızılı forma için yapıyordu. Hawkins'in tamamen bireysel becerileriyle ürettiği 9 sayıyla en kritik anda 14-0'lık seriyi yakalayan Cimbom, maçı aslında orada kazandı zaten. Son bölümde Beşiktaş bir kez daha oyunun içine girme fırsatını yakaladıysa da yapılan tercih hataları maçı ev sahibinde tuttu.
Galatasaray Medical Park bu galibiyetle ligde 8/8 yaparken, liderlik koltuğundaki 'namağlupluk' keyfini de sürdürmeyi başardı. Beşiktaş cephesinde ise başarılı Avrupa performansına rağmen ligde ortaya konan vasat oyun, oyuncuların iki platform arasında bir konsantrasyon sıkıntısı yaşayıp yaşamadığı sorularını akıllara getiriyor ister istemez.

Tabii bir de dengeli kadro kurma faktörünü atlamamak gerekiyor. 'Kadro mühendisliği' tabirinin spor literatürüne kazandırılmasını sağlayan bu kabiliyet, Ergin Ataman'da inanılmaz derecede ağır basıyor. Erman Kunter'in Beşiktaş'ı bazı pozisyonlarda kalabalık, bazı pozisyonlarda ise kel kalırken; Mösyö Erman Kunter 'Kadro mühendisliği' dersinde de biraz sınıfta kalıyor ister istemez. Ancak sıkıntıların farkında Erman Kunter de. Kadroya yapılması planlanan dokunuşlar da var olan bu sıkıntıları mümkün mertebede azaltmak adına zaten.

Derbiye dair değinilecekler listesinde 26 sayıyla damga vuran David Hawkins kadar, Ergin Ataman da vardı..

Maçtan birkaç gün önce 'Dünyanın her yerinden oyuncu bakıyoruz' açıklamasını yapan tecrübeli koç, maç sonunda 'Şu anda transfer gündemimizde yok' dedi..

Koç seviyor yönetime üstü kapalı mesajlar göndermeyi..

Anıl Aksaç

2 Aralık 2012 Pazar

Yoksa Siz Hala?

Hepimizin malumu şu yere göğe sığdıramadığımız, hatta işi abartıp ACB'nin önüne koyduğumuz(hangi akılla?) güzide ligimizin bir yayıncı kuruluşu var ki evlere şenlik.

Geçtiğimiz hafta Pınar Karşıyaka-Banvit maçı es geçildi. Geçen yıl birçok kez maç seçimleri nedeniyle tartışılmıştı yayıncı kuruluş. Gerçi basketbolu seven kitle ne kadar isyan etse de onlar için Türkiye Basketbol Ligi değil bu ligin adı. İstanbul Basketbol Ligi bence.

Spiker&yorumcu konusunda ne iyi ne kötü bir şey söylemeye hakkım var çünkü evimde Lig TV yok. "Evinde Lig TV yoksa ne diye ahkam kesiyorsun" derseniz de size durumumu şöyle açıklayabilirim. İstanbul'da oturuyorum, basketbolu mümkün olduğu kadar salonlardan izlemeye çalışıyorum ve TBL'de İstanbul dışındaki takımlardan merak ettiklerimin aralarındaki maçları zaten izleyemeceğim.

Bugün o yayıncı kuruluşun güzide spikeri Regal Barcelona-Cajasol maçını izlemeye gitmiş Palau Blaugrana'nın adını Camp Nou yapmış twitter'da hem de defalarca. Ben bunlara verilen tepkilere sadece güldüm ve önemsemedim, çünkü önemsemiyorum. Şimdi soruyorum: Yoksa siz hala yayıncı kuruluşu ciddiye alıyor musunuz?

İbrahim Tilki

Cedevita Zagreb: 73 - Anadolu Efes: 81 (Maç Öncesi - Salondan İzlenimler)

Başlıkta falan herhangi bir yanlışlık yok, öncelikle oradan başlayayım. Zagreb'in, bende Yugo dönemlerinden kalma basketbol merkezli cazibesi, kendimi bildim bileli vardı zaten. İşin içine THY kampanyası* da girince, benim için gemileri yakmak zor olmadı. Okul da bana göre bir şey değil hem. Zagreb'de hacı olmak için en uygun maç haftasıydı, açık ara.

Takdir edersiniz ki Zagreb'de bir maç izlemek, salona girip-çıkmak kadar basit ve mazbut bir eylem sırasıyla gerçekleşmez. En azından 93' Haziran'ından, salonun adının değişmesinden sonra.

Kaldığımız otelin salona tükürme mesafesinde olması, yolda kaybedilecek zamanın başka etkinliklere dağıtılabilmesi demek. Zaten ufacık şehir merkezinde her bir tarafa tramvay hattı mevcut, bir uçtan bir uca maksimum yarım saat sürer (bkz: klişelerde boğulmak). Maçtan önce, tavsiye üzerine Drazen Petrovic'in zamanında satın aldığı "Amadeus Cafe"ye uğruyoruz. Dumanaltı olması hariç bir falsosu yok. Bir de illa "Cedevita için" dediler. Cedevita da ne; bizde bir ara çok meşhur olan Tang yok mu, hani soğuk suya karıştırılan toz? Heh, onun rezil bir tada sahip olanını düşünün. Bir de bu bayağı meşhur olmuş Yugo topraklarında. İşte, Tito zamanında komünizmin getirdiği tekelleşme nelere kadir azizim.

Neyse, sıra salonun dibindeki Drazen Petrovic Memorial Center'da. Orada çalışan bayanın işi, bana göre dünyadaki en mükemmel iş: kronolojik olarak Drazen Petrovic'in kariyerini anlatmak. Zaten çoğunu biliyorum ama yine de dinliyorum anlattıklarını. Bazen kısa kesip, "sen zaten biliyor gibi duruyorsun delikanlı" ayağına yatıyor. Sunumu dinledikten sonra, ufak müzede biraz keşfe çıkıyoruz. Girmememiz gereken bir yere yaklaştığımızı, ne kadar Hırvatça anlamasak da, aşağıdan gelen tatlı bir bayan sesiyle fark etmemiz uzun sürmüyor. Ses, Drazen'ın annesi Biserka Petrovic'e ait çıkıyor. Ben zaten iki kelimeyi İngilizce'de zar zor yan yana getirebiliyorken, kadıncağızı görünce Türkçe'yi de unutuyorum; bir "oha" bile diyemiyorum. Allah'tan Mali* iyi bu konuda da, "sizi görmek büyük onur, fotoğraf çekinebilir miyiz" falanla kurtarıyor durumu.

Müzedeki alışveriş köşesinde, Anne Petrovic'in hediye ettiği anahtarlıklar bizi kesmiyor, ben net bir 500 kuna falan bırakıyorum oraya (Türk Lirası'na çevirmek istemiyorum, annem okuduğunda bana gönderdikleri parayı kesme tehlikesini kaldıramayabilirim). Velhasıl kelam, maç saati yaklaşıyor. Bizi nelerin beklediğini bilmeden salona yollanıyoruz.

Çok erken olmasa da, salona bir şekilde giriyoruz. Ne kadar Avrupa'daki tribün anlayışı klişesini size tekrar tekrar satmak istemesem de, belirtmem gereken şeyler yok değil. İşinde gücünde derdi tasası bulunup da, basketbolla deşarj olma gibi bir gayeleri yok. Tiyatro stayla yani.

Rakip takım taraftarına sataşmak gibi saçmalıkları da yok; bir kişi hariç. Arkamızdan ilginç bir Türkçe'yle küfür eden bir abi vardı. Bir oldu, iki oldu ses çıkarmadık da, sonunda bizim üzerimize oynadığını fark edip gülüştük. Muhabbet de öyle başladı zaten. 2 ay gibi bir süre İstanbul'da tarih öğretmenliği yapmış; tahmin edin en çok öğrendiği kelimeler ne?

Neyse, hacı abi aynen devam etti döktürmeye; Türk basketbolunda sorunun mental olduğunu, Atina'da maç kazandıktan sonra Hacettepe'ye, Olin'e maç vermenin mantıklı bir cevabının olmadığını dile getirdikten sonra ben bayılmışım sanırım şaşkınlıktan, anca ayıltmışlar maç sonunda.

Bir de Avrupa'daki salonlarda en imrendiğim olayı deneyimleme şansı buluyorum; tribünde bira içmek. Zaten olay sadece merak. Yoksa ne o Pan marka bira bir şeye benziyordu, ne de o soğuk biranın şişmek üzere olan boğazıma etkisini görmezden gelmeye değdi. Ha bir de, "abi Avrupa'da bira, sudan ucuz yea" geyiğini yapan insanlar var ya etrafınızda, onlara inanın.

Neyse, Efes ilk çeyrekte Zagreb'in ekstra şutları ve 3. çeyrekteki ufak bir türbulans harici pek de zorlanmıyor. Biz de "ayağımız uğurlu geldi" diye keseri kendimize yontmak için kullandıktan sonra, mutlu-mesut otelimize dönüyoruz.

Not: Olay tamamen bundan ibaret değil tabii. Drazen'ın mezarını da ziyaret etme şansı buluyoruz. Fakat o ziyaretin bende uyandırdığı duyguları kelimelere dökemediğimden bir şey yazazmıyorum...

Amcamgillere Selam Sekansı
*THY kampanyasını bana haber veren Cemre'ye minnetarım.
*Kutsal toprakları gezdiğimiz bu mübarek günlerde beni orada yek bırakmayan Mali'ye çok teşekkürler.
*Ayrıca birçok konuda yardımı dokunan Efes yardımcı koçu Emir Alkaş abiye de teşekkürler, saygılar, hörmetler.