1 Şubat 2013 Cuma

Euroleague Haftasından Notlar


Beşiktaş: 55 - Maccabi: 77

Karşılaşma öncesi geçen hafta Siena deplasmanında gösterilen performans, Maccabi'nin ilk tura oranla daha kötü bir form çizgisine sahip olması, evde oynama avantajı gibi etkenlerle hem taraftarlar, hem de Erman Kunter'in söylediği gibi takım, bu maçı gerçekten kazanıp grupta ilk galibiyetlerini alabileceklerine inanmıştı. Fakat Euroleague'de maç kazanmak için en basit açıklamasıyla 'doğruları yapmanız' gerekir ancak siyah beyazlı ekibin ilk 20 dakikada yaptıkları arasından tek bir olumlu detay çıkarmak mümkün değildi.

İlk dakikalarda Vidmar'ın pota altında Shawn James - Nik Caner Medley ikilisine toslaması Beşiktaş'ın gardını düşüren ilk noktaydı. Dışarıda da Ewing - Jerrells gibi hücumu canlandırmanın sadece ve sadece şut atmaktan geçtiğini sanan bir ikiliye sahip olunca Beşiktaş'ın ilk çeyrekte set üzerinden gelen sayısı 0 oldu doğal olarak. Erman Kunter, ikinci çeyrekte bu sorunu aşmak için sakatlıktan yeni dönen ve hazır olmadığı belli olan Tutku Açık'ı bile denedi ama işe yaramadı. Erken açılan farkın getirdiği motivasyon düşüklüğünü Blatt'in ekibi 2. şans ve fast-break sayılarıyla verimli değerlendirdi ve 15 dakika içinde fark 25'i buldu. Tam 8 dakika boyunca 12'de tıkanıp kalan Beşiktaş'ta Kunter'in ilk molayı devre sonlarına doğru alması ayrı bir tartışma konusu.

İlk devre sonundaki asist/top kaybı oranları: Beşiktaş 3/16 - Maccabi: 12/7. Tabloyu en güzel özetleyen istatistik.

Maçın geri kalan bölümünde ise Beşiktaş'a tek umut ışığı veren gelişme Shawn James'in kısa sürede dörtlemesi oldu ancak bu fırsatı da verimli kullanamadılar. Daha 15. dakikada yarattığı farkı maç sonuna kadar rahat bir tempoda koruyarak maçı aldı Maccabi. Basın toplantısında Erman Kunter'in ''Bu seviyelerde mücadele edebilmemiz için zamana ihtiyacımız var, şu anda o seviyede değiliz'' açıklaması çoğu şeyi özetliyor. En ufak bir momentum kaybında önlenemez bir düşüş içerisine girmek, TOP 16 düzeyinin affetmeyeceği şeyler.

Olympiakos: 82 - Fenerbahçe Ülker: 71

Fenerbahçe Ülker'in deplasmandaki son EL galibiyetini hatırlıyor musunuz? Hatırlamamanız mümkün, çünkü takvimi tam 3 ay geriye sarmanız gerek, 19 Ekim'e. Slovenya'da Union Olimpija'yı mağlup etmesinin ardından sarı lacivertliler İstanbul dışında oynadığı son 6 maçı kaybetti. Perşembe akşamı Pire'de de değişen bir şey yoktu.

Fenerbahçe'nin maça çok iyi bir hücum performansıyla başlaması belki de başlarına gelen en kötü şey oldu. Hücumun bu kadar iyi bir start alması zaten berbat olan savunmaya verilen önemi ikinci plana attı. Evet, Fenerbahçe ilk çeyrekte 24 atmıştı ancak 23 sayıyı da potasında görmüştü. Devamlılık sorunu burada tekrar kendini gösterdi, 2. ve 3. çeyrekte Olympiakos 20-25 ile devam ederken sarı lacivetlilerde skor dağılımı 12-13'te kaldı.

Devre sonlarına doğru yaşanan Acie Law - Romain Sato kavgası sonrası iki oyuncunun da atılması iki ekip adına çok büyük bir sıkıntı yaşatabilecek potansiyeldeydi. Emir ve Ömer'in sakatlıkları sebebiyle daralan 2-3 rotasyonu Sato'nun da devre dışı kalmasıyla iyice sınırlandı. Olympiakos cephesinde ise Acie Law, o ana kadar 12 sayıyla maçın en skoreriydi ve Mantzaris'in de yokluğu sebebiyle Spanoulis 1 numarada alternatisiz kaldı. Bu eksiklerin üstünü kapatmakta daha iyi iş çıkaran taraf ev sahibi oldu. İkinci devrenin başından itibaren rüzgarı arkalarına aldılar ve Fenerbahçe'nin kırılması pek de zor olmayan direncini dağıtarak farkı 20 seviyelerine kolayca çıkardılar. İşin ilginci, bu dakikalarda Spanoulis top bile kullanmadı neredeyse.

Fenerbahçe'de sorunların saha içindeki gelişmelerden daha farklı olduğu apaçık belli ancak şu süreçte bu durumu düzeltmek adına atılmış hiçbir adım yok. İlk 6 maç sonunda dereceleri 1/5 ve kaba bir hesapla gruptan çıkmak için minimum %50 galibiyet seviyesine ulaşmaları gerek, bu da fikstürün belli bir aşamasında 4 maçlık bir galibiyet serisi yakalamalarını gerektiriyor. Önlerinde Siena, Caja Laboral ve Khimki deplasmanları var. Kolay gelsin.

Unicaja Malaga: 73 - Anadolu Efes: 78

Anadolu Efes son 1 ay içerisinde Beşiktaş ve Fenerbahçe'ye oranla yükselişte seyrediyor ve bunun geçici bir rüzgar olmadığı, takım karakterinin sezon ilerledikçe oturduğu belli oluyor. Bu akşam da bunları destekleyen bir ilk devre performansı ortaya koydu Efes. Rakip geçen hafta CSKA deplasmanından galibiyet çıkarmış Malaga olmasına rağmen Oktay Mahmuti'nin ekibi kendi oyun karakterini sahaya yansıtmayı başardı. Savunmada ortaya konulan direnç (ikinci çeyreğin ilk 5 dakikasında sayı yemediler), hücumdaki birebir sayısının gün geçtikçe azalması gibi olumlu faktörler Efes'i soyunma odasına 28-38 gibi ciddi bir avantajla götürdü.

3. çeyreğin ortalarında Shipp'in farkı 16'ya çıkaran üçlüğünden sonrası ise pek olumlu seyretmedi lacivert beyazlılar adına. Malaga'nın üzerindeki ölü toprağını atarak dış şutlarda iyi bir yüzde yakalaması ve maalesef Türk takımlarının Avrupa'daki maçlarında genel sorunu haline dönüşen 'rakibin yakaladığı seriler sonrası kolay dağılma' Efes'i de vurdu ve maç 4 dakika içinde tekrardan kafa kafaya geldi. Takımının düşüşe geçtiği sekansta 'yürek koyan' isim kim oldu peki? Tahmin etmek zor değil. Kerem Gönlüm, 'terinin son damlasına kadar' teriminin altını fazlasıyla doldurdu yine bugün. Malaga'nın geri döndüğü anlarda sahada sağlam duran tek oyuncu olmasının yanı sıra, Farmar'la maçı koparan iki isimden biri oldu ayrıca.

Kerem Gönlüm özelinden çıkacak olursak Anadolu Efes, geçirdiği karanlık sekansa rağmen İspanya deplasmanında ayakta kalmayı başararak çok çok kritik bir galibiyet elde etti. Farmar - Gordon - Shipp gibi üst düzey bir backcourt'a ek olarak bugün Kerem Tunçeri ve Vujacic de iyi iş çıkardı. Efes'in asıl sıkıntı yaşadığı/yaşayacağı yer ise pota altı. Burada Semih ve Barac gibi güven vermeyen iki oyuncuya sahipler ve ciddi rakiplere karşı Kerem Gönlüm her zaman yeterli olmayabilir.








Henüz Yorum Yapılmamış