15 Şubat 2013 Cuma

Mahmuti - Efes - Gelenek

Basketbolun medyada yerini arttırması 2001 Avrupa ve 2010 Dünya Şampiyonalarıyla özetlenir. Basketbolun medyada yerini korumasını ise Türk takımlarının Avrupa'da şampiyonluk hedefleriyle çıkılan sonu hüzünlü biten masallara dayandırıyorum.


Yıllardır Türk futbol kulüpleri hedefi Avrupa'da kupa olarak koyar, Mart'ı göremezdi. Basketbolda da durum buna doğru yönelmişti. Hedefler Final-Four'du ancak Top 16 sonrasını gören olmuyordu. Futbol kulüpleri Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'a ek olarak geleneğini kaybetmeye başlayan Efes'i de bu takımlardan farksız görüyorduk. Her sezon başı yanlış yapılanmalarla hedefi zirve koyan ancak ne zihniyet olarak ne de ortaya konan performans olarak bunun çeyreğine ulaşamayan Efes günden güne kimliğini kaybediyor, olmadığı bir şeye dönüşüyordu: En çok harcayan ve başarıdan uzaklaşan...



Bu sezon başında bu geleneğin en önemli temsilcilerinden olan Oktay Mahmuti'nin tekrar yuvaya dönmesiyle bir nebze umutlanmıştı eski Efes'i özleyenler. Bir nebze diyorum çünkü Mahmuti'nin istediği kadroyu oluşturma şansı yoktu. Geçen sezondan yüklü kontratları devam eden yabancılar biraz can sıkıyordu. Üstüne Semih Erden, Jordan Farmar gibi sorun olabilme tehlikesi olan isimlere uzun dönemli yüksek maliyetli kontratlar verildi. Sezon başladığında akıllara gelen ilk ve en önemli soru belliydi. Bu takım ne kadar Oktay Mahmuti'nin istediği gibi bir takımdı? Maçlar oynandıkça ufak tefek ışıklar saçılsa da parıldamıyordu bir türlü Efes. Başlarda Farmar'ın sırtladığı takımda o da düzenden çıkınca işler iyice sarpa sarmıştı. Geldiğinden beri yarardan çok zararı olan Barac'ta ısrar eden koç Oktay Mahmuti geçen yıl Zouros'un gelir gelmez rotasyon dışına çıkardığı Vujacic'e de önemli bir kredi sundu. Bu iki ismin iyi yaptığı şeyler olduğunu kabul ediyorum fakat Oktay Mahmuti'nin sıfırdan kuracağı bir takımda bugün bile yer alacaklarını düşünmeme rağmen bugün öyle bir noktaya evrildiler ki hepimiz hayretle bu değişime tanık olduk. Savaşmadığı için eleştirilen Stanko Barac'ı boyalı alanda çarpışan(kısmen) ve ribaundlara da katkı vermeye çabalayan bir oyuncuya dönüştürdü. Sasha Vujacic baskılı savunma yapıyor, mücadele ediyor, rakibin en etkili kısalarıyla cebelleşiyor. Ne kadar inandırıcı olmasa da Sharapova sonrası Vujacic artık basketbolun her yönünde gayret gösteriyor. Bu takıma geldiğinde ne Vujacic ne Barac ne de bu sezon gelip başlarda tek başına götüren Farmar'ın sezon içinde böyle rollerde oynayacağını düşünmediğine eminim. Biz izleyenler bu oyuncuların bu şekilde bir evrim geçirerek Efes'in bu kadar başarılı olabileceğini öngöremezdik.

Basketbolda bir gün iyi olabilirsiniz ama sezon genelinde bunun üzerine koyamadıktan sonra düzenini oturtan takımlar geriden gelerek önünüze çıkabilir. Oktay Mahmuti geldiğinden beri Efes'in gelişimi iki ileri üç geri değil, adım adım sürekli ileri giden düzenin ne kadar muhteşem olduğunu görebiliriz. Uzun bir aradan sonra Final-Four sesi çok güçlü yükseliyor. Efes geleneğini tekrar kazandıran adam Oktay Mahmuti karşısında şapka çıkartmaktan başka yapılacak bir şey yok...

Not: Yazıda hep Efes olarak değindim. Ruhu Efes Pilsen, adı Anadolu Efes olan takımı böyle özetlemek en kolayı belki de.


İbrahim  Tilki

Henüz Yorum Yapılmamış