31 Ocak 2013 Perşembe

Basketbol Ateşinin Sardığı Bir Şehir : Bolu


Erkekler Bölgesel Basketbol Liginde 4. Grupta yer alan ve oynadığı 11 maçta 10 galibiyet ve 1 mağlubiyet ile TB3L'ye çıkma başarısını gösteren Boluspor'la salsabasket ekibi olarak güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

Basketbol Şube Başkanı Fatih Yamaner ve Baş Antrenör Atalay Gemen ile yaptığımız sohbette takımın hedeflerini, şehrin desteğini ve Bolu basketbolunun durumunu konuşma fırsatı bulduk. Boluspor bünyesinde 2.sezonunu geçiren basketbol şubesinin bu denli yükselişi, dolu tribünlere oynaması ve ardından gelen başarıyla şehir olarak hedefe daha da inandıklarını belirten Yamaner, halkın desteğinin günden güne arttığını ve bir basketbol şehri olma yolunda emin adımlarla ilerlediklerini ifade etti. Yaptıkları iki yeni transferin yanı sıra geçen hafta içinde Darüşşafaka ve Pertevniyal karşısında yaptıkları hazırlık maçlarının çok çok olumlu geçtiğini de sözlerine ekleyen Yamaner, takımlarına inandıklarını ve TB2L yolunda şehir ile bütünleştiklerini de sözlerine ekledi.

Bizleri takım antremanına davet eden ve sözlerine geçen seneki antrenör Cengiz Karadağ'a teşekkür ederek başlayan baş antrenör Gemen ise, Cengiz Hoca'nın şehirde yarattığı basketbol havasına değinerek onun açtığı bu yoldan ilerlediklerini ve Bolu halkının haftalar ilerledikçe artan desteklerini gördükçe başarıya daha da inandıklarını belirtti. EBBL'deki zorlu rakiplere de dikkat çeken Gemen, EBBL'den TB2L'ye çıkmaya aday takım sayısının Beko Basketbol Ligi'ndeki şampiyonluk adayı sayısından bile daha fazla olduğunu da sözlerine ekledi. Takımın şu ana kadarki performansından memnun olduklarını belirten Gemen, ilerleyen haftalardaki zorlu mücadelelerde Bolu Halkının desteğinin daha da artacağına takım olarak emin olduklarını ve bu destekle takımın hedeflerine ulaşmak istediğini de belirtti.

Bizlere verdikleri samimi cevaplar için Şube Başkanı Fatih Yamaner ve Baş Antrenör Atalay Gemen'e salsabasket ekibi olarak teşekkür eder, basketbol ateşinin bu kadar kısa sürede sardığı Bolu şehrine ve Boluspor takımına TB2L yolunda başarılar dileriz...

Alp Aşırım

29 Ocak 2013 Salı

Eurochallenge Gününden Notlar (Karşıyaka - Tofaş)

Pınar Karşıyaka: 89 - Joensuun Kataja: 70 

Son İzmir maceralarında Aliağa'yı 77-64 yenip Eurochallenge biletini kapan Joensuun Kataja için bugünkü maç ilki gibi geçmedi. Arena'da oynadıkları 4 maçta rakiplerine akıl sınırlarını aşan bir şekilde ortalama 29.3 fark atan Karşıyaka, Kataja'nın da deplasmanda varlık göstermesine izin vermedi. Standartı öyle bir yükselttiler ki, 19 fark şu ana kadar sezonun en kötüsü oldu Karşıyaka adına.

Maça yaptıkları hızlı girişin ardından daha 2. çeyreğin başlarında farkı 20 seviyesine çektiler ve maç sonuna kadar korumayı başardılar. Pas trafiğinin yine en üst seviyede olduğu bir hücum performansı izledik yeşil kırmızılılardan. Top kayıplarından buldukları 27 sayı da tempoyu arttırma çabalarının başarılı olduğuna bir kanıt. Bunun üstüne Dixon - Diebler - Can Maxim üçlüsü dışarıdan 15/22 ile atınca Ufuk Sarıca'nın ekibi en ufak bir stres yaşamadan rahat bir galibiyet aldı.

Grupta 3/3 ile gidiyorlar, geri kalan maçlarda da kayıp yaşayacaklarını sanmıyorum. J Grubu'nda Hapoel devre dışı kaldı, Levallois - Gravelines - Szolonki Olaj arasında büyük bir savaş olacak son üç maçta. Oradan kimin geleceğini kestirmek kolay değil ama Karşıyaka adına F4 çok yakın. Şampiyonluk mu? Neden olmasın.

Tofaş: 70 - Krasnye Krylia: 78

Eurochallenge Top 16'da açılışı, skorun son saniyelerde belirlendiği iki maçla yapan Tofaş, Kyrlia karşısında da buna yakın bir senaryoyla karşılaştı. Grup aşaması dahil bu sezon maç kaybetmeyen Rus ekibi karşısında galibiyete çok yaklaştı Tofaş, ancak son çeyrekte eline geçen fırsatları değerlendiremeyince liderliği devralma şansını kaçırdı.

İlk devrede Kyrlia adına en büyük farkı yaratan isim 21 sayıyla oynayan Andre Smith oldu. Karşıyaka günlerinden de alışık olduğumuz üzere 4 numarada oynamasına rağmen dış şut tehditiyle önemli bir skor potansiyeline sahip ve maçın ilk bölümünde Tofaş'tan da onu durdurmaya yönelik bir hamle gelmeyince sezon ortalamasını daha 20 dakikada yakalayıp geçti. Tofaş hücumları ise genellikle Nichols - Elonu üzerinden işledi, bu ikili toplamda 22 sayı üreterek Andre Smith'e kafa tuttu. 3. çeyreğin ortalarında yakaladığı 9-0'lık seri ile rüzgarı ilk kez net bir şekilde arkasına aldı Tofaş, ama uzun vadede korumayı başaramadı. İlk devrenin kahramanı Andre Smith'in yaklaşık 2 dakika içerisinde ürettiği 7 sayı, skordaki üstünlüğü tekrar Kyrlia'ya getirdi. Son çeyreğin ilk dakikalarında sayı bulmak konusunda tıkanan Tofaş'ın imdadına 3+1'lik oyunuyla Lukauskis yetişti ancak Tofaş farkı bir ara 2'ye kadar indirmesine rağmen 3. çeyreğin sonlarında kaybettiği avantajı geri kazanamadı.

İlk maçlar sonunda K Grubu'nda Tofaş - Khimik - Norrköping 1/2 ile eşit derecede. Krylia ise namağlup ünvanını korumaya devam ediyor, büyük ihtimalle birincilik koltuğunu bırakmayacaklardır bundan sonra. Son 3 maçta Bursa'da Norrköping'i mağlup etmenin yanında Khimik veya Kyrlia deplasmanlarının birinden bir galibiyet çıkarmaları şart. İşleri zora girdi.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Texas'tan Akhisar'a Uzanan Bir İstikrar Hikayesi : Tyrone Nelson


Tyrone Nelson ismi çoğu basketbolsevere pek de bir şey çağrıştırmayabilir fakat TB2L'yi yakından takip eden insanlar ve de Akhisarlılar için çok şey ifade eden bu Texas'lı genç, lige damgasını vurması bir yana yaşadıklarıyla da hafızalara kazınıyor. Gelin bir de Nelson'a Salsabasket gözüyle bakalım...

1985 doğumlu Nelson, küçük yaşlarda başlayan basketbol ilgisi sonucunda lise yıllarındaki yeteneğinin farkedilmesi sonucu kendini NCAA liginde New Mexico forması giyerken bulur. NCAA'deki 18 sayı 9 ribaundluk ortalaması sonucu NBA draftlarını beklemeye başlar. Sizin de gördüğünüz gibi buraya kadar herşey gayet düzenli ve normal. Peki Nelson'un NBA draftını beklerken kendini Akhisar'da bulmasını sağlayan şey ne olabilirdi ki?...

Motorla pizza kuryeliği yapan bir kişinin uzun boylu siyahi biri tarafından soyulduğunu polise bildirmesi olabilir miydi acaba... Evet tam da böyle oldu. Kuryenin verdiği ifadeler doğrultusunda Nelson'ı bir alış veriş merkezinde yakalayan polisler apar topar hapise atar bu New Mexico'da parlak günler geçiren genci.

Neticede kefaletle serbest kalan Nelson bu süreçte takımdan atılmış, NBA de artık bir hayal olarak kalmıştır. Yaşadığı günlerin etkisiyle psikolojisi bozulan ve üzerine atılan iftirayla yaşamak zorunda kalan Nelson'a inanan tek kişi eski antrenörüydü. Geçimini sağlamak için Amerika'nın yerel liglerinde forma giymeye başlayan Nelson, lige yeni çıkınca yabancı oyuncu araştırmalarına başlayan Akhisar Bld. yetkilerinin ilgisini çeker. Yapılan anlaşma sonucu Nelson, Akhisar'ın yolunu tutar...

Akhisar Bld.'nin ilk yabancısı olarak kayıtlara giren Nelson, ilk sezonundaki 21.4 sayı, 10.7 ribaundluk ortalamasıyla hafızalara kazınırken, bu formunu ikinci sezonunda devam ettirip 20.4 sayı 11.3 ribaund, üçüncü sezonunda ise 21.7 sayı 11.9 ribaundluk performansıyla göz doldurdu. Şu an dördüncü sezonunu geçiriyor ve önceki sezonlarına yakın ortalamayı tutturmuş durumda. Akhisarlılar için ise bir Amerikalı değil, gerçek bir Akhisar'lı artık..

Onu etrafını saran çocuklara çikolata alırken, sezon çalışmalarına herkesten önce gelirken görmek artık herkes için normal bir hal almış durumda. Sessiz, sakin fakat antrenman ve maçlarda üst düzey hırslı, uyumlu ve fedakar olarak tanımlıyor takım arkadaşları ve antrenörleri .Ve 'Onun gibi yabancı bulmak çok zor' diye de eklemeyi unutmuyorlar. Tabii artık yabancı bir oyuncu değil içlerinden biri olduğunu da açık bir biçimde görüyoruz.

Bu ülkeye bu denli alışmış ve herkes tarafından benimsenmiş bir insanın buradan ayrılması da çok zor olacak elbette fakat artık Nelson'u buraya bağlayan bir detay var. Çünkü geçen sene Urla'nın seçkin ailelerinden Kıdal ailesinin kızı Emine ile dünya evine girdi ve mutlu bir evliliği var...

Hayatında yaşadığı zorluklar ve Akhisar'da olduğu ilk senelerde aile fertlerini bir bir kaybetmesine rağmen, performansından ödün vermeyip karakteriyle de takdir toplayan Tyrone Nelson'un hayat hikayesi gerçekten de şaşırtıcı olaylarla dolu. Ama madalyonun diğer yüzü bu denli istikrarlı ve sorunsuz bir oyuncunun niye BBL ekiplerimizin ilgisini çekememesi. Akhisar'dan Avrupa'ya gitmesini ve ordan daha fazla para vererek almayı mı bekliyoruz acaba!!

Kısacası Nelson kimse görmek istemese de bu ligi domine etmeye devam ediyor. Ona bu istikrarlı performansına hayran olduğumu söylediğimde bana verdiği kısa cevap ise içinde çok şey özetliyor aslında; 'Thanks bro... It's not easy...'

27 Ocak 2013 Pazar

Senaryo Benzer Peki Sonu?

Sezonun ortası geldi ve takımları tek tek ele almaya devam ediyoruz. Bir önceki yazıda Beşiktaş'ın sezonuna bakış atmıştık, sırada Galatasaray Medical Park var.



Cem Akdağ'ın dipten alıp Oktay Mahmuti'yle Euroleague gören Galatasaray Medical Park'ta geçen sezonun sonunda bu başarıları az bulan Ünal Aysal ve kurmayları bükemediği bileği takıma kazandırarak hedefleri büyüttü. Ergin Ataman beraberinde gelen Yağızer Uluğ ve Yakup Sekizkök ikilisi de kenar yönetimi oluşturdu. Henry Domercant&David Hawkins çekirdeği kurulup Jamont Gordon, Milan Macvan, Boniface Ndong, Cenk Akyol, Engin Atsür, Ersin Dağlı gibi Euroleague takımlarında forma giyebilecek isimler kadroya dahil edilince hedefler büyütüldü.

Sezonun ilk kısmını mağlubiyetsiz geçiren Ergin Ataman'ın ekibi Lokomotiv Kuban yenilgisinden sonra duraklama dönemine giren Galatasaray Medical Park dört mağlubiyet daha aldı bu süreçte. Önce Göksenin sonra Domercant sakatlıkları nedeniyle sezonu kapatınca Ergin Ataman kariyeri boyunca en sevdiği yönteme başvurdu, eskiden çalışıp bildiği bir oyuncusuyla yola devam etmek. Carlos Arroyo'nun gelişiyle her şey çözüldü derken David Hawkins'in yasaklı(keyif verici) madde kullanması baş ağrılarını arttırmaya yetti. Sezon başında takımın direksiyonunda olması planlanan iki isim de sezon sonu gelmeden denklemden çıktılar.

Hafızaları biraz tazelersek buna benzer olaylar geçen sezon TBL'de başka bir takımın yaşadıklarına az çok benziyor. Beşiktaş geçtiğimiz sezona Deron Williams, Semih Erden, Lamar Odom, Marcellus Kemp, David Hawkins gibi iddialı bir çekirdek kurarak sezona başlamıştı. D-Will, Semih ve Odom lokavtla takımdan ayrıldı, Marcellus Kemp sakatlıklardan kurtulamadı. Lokavtla gidenleri David Hawkins'le bağdaştırabiliriz. Kemp benzeri durum Domercant ve Göksenin'in başına geldi. Beşiktaş'ta sezon başında yan rolde düşünülen Hawkins sürükleyici olmuştu, burada da Jamont Gordon'un Arroyo'nun gelişiyle birlikte yükselişine dikkat çekmekte fayda var. Arroyo yine bildiğimiz gibi, Ulm ve Antalya BB maçlarında çok daha hazır bir şekilde etkili bir performans ortaya koydu. Bu yazı okunduğu sırada gündemde olan üç numara transferi yapılıp Bonsu'yla olan benzerlik de tamamlanmış olabilir.

Şimdilik kötü giden bir şey yok Galatasaray'da ama bu yapı ciddi bir sınav vermedi henüz. Galatasaray Medical Park ve geçen yılki Beşiktaş belki farklı yapılanmalar, farklı amaçlarla oluşturulan kadrolardı ama yollar kesişti. Bakalım Ergin Ataman kendini tekrarlayabilecek mi?

Murat Didin & Serdar Apaydın (Foto)


Fotoğraf yine her hatırladığımızda derin bir 'Heeeey gidi günler heyyy!' çektiğim 90'lı yılların ilk çeyreğinden. Murat Didin hem Ankara TED Kolejliler'in hem de A Milli Takımı'n başında Mehmet Baturalp ile birlikte. Hatta aynı dönemlerde çeşitli yaş gruplarındaki Milli Takım'ları da sayarsak bir ara 4-5 takımı aynı anda çalıştırmışlığı da var kendisinin. A Milli Takım kadrosunu seçerken dönemin iki önemli ismi Levent Topsakal ve Tamer Oyguç'u gözünün pek tutmaması, hatta Levent ile mecazi anlamda kanlı bıçaklı olması o dönemin basketbol merkezli haberlerinin ilk sıralarında genelde. İşte o Murat Didin'in TED Kolejliler takımındaki genç yeteneği Serdar Apaydın ile olan nostaljik bir karesi. Murat abinin simsiyah saçları ve bıyıkları dikkatlerden kaçmıyor tabii. Kendisi ODTÜ İnşaat Mühendisliği mezunudur, ama böyle bir okulu kazanıp güzel de bir ortalamayla bitirmek değil, basketbol denen merete koçluk yapmak düşürmüş adamın saçlarına ince ince akları. Al sana koç olmanın zorlukları Volume: 13214152353..

Dip not: Murat Didin TED Kolejliler günlerinin ardından F.Bahçe'nin başına geçer ve daha ilk senesinde Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı kazanıp kariyerinde 1. lig seviyesindeki ilk kupasını kaldırır. Sonra Ülkerspor ile 1 lig, 2 Cumhurbaşkanlığı kupası daha ekler kariyerine. Şimdilerde Almanya'da Gloria Giants Dusseldorf takımında, takımın sahibi, koçu, herşeyi. Gözlerden uzakta ama gönüllerden değil. Serdar Apaydın ise geçen yıl Antalya BŞB ile yaşadığı kısa koçluk kariyerinin ardından şimdilerde F.Bahçe Ülker A Takımı'nın menajeri.

25 Ocak 2013 Cuma

İlginç Coğrafyalardan Türkiye'ye

Yolu Türkiye Basketbol Ligi'nden geçmiş veyahut geçiyor olan, enteresan uyruklara sahip oyuncuları derledik. Elbet göz ardı edilen veya yaş itibariyle hatırlayamadığım olmuştur. Affola.


Sammy Mejia / Dominik Cumhuriyeti  Pasifik’in güzel bir köşesinden, Amerika’daki lise ve üniversite kariyerinin ardından Avrupa’ya yol almak zor olsa gerek. D-League’de de tutunamadıktan sonra 1 senelik Yunanistan macerası, onu Erman Kunter’in radarına sokmaya yetmiş olsa gerek. Cholet’de Euroleague gördükten sonra bir sene CSKA’da bench ısıtma aktarmalı Banvit’le anlaştı. Çok dev bir karaktere sahip, ecnebilerin deyimiyle ‘driven’. Fakat Banvit’te başaracakları için çok uzun bir zamanı yok.

Dominick Mejia / Dominik Cumhuriyeti  07-08 sezonunda Kepez Bld. kadrosunda bulunduğunun kanıtı var fakat hatırlayabilene şapka çıkartırım. Zaten listeye almamın önemli sebeplerinden biri tek maça çıkmış ve o maçta da sadece bir (sayıyla 1) ribaund almış olması ve Sammy Mejia’yla olası akrabalığı. İkincisi pek olası değil de, yine de belirtmek gerek.

Romain Sato / Orta Afrika Cumhuriyeti  NCAA’de bir Orta Afrikalı. Liseyi ve üniversiteyi Amerika’da okuyan Sato, 2004 yılında San Antonio Spurs tarafından draft edilse de çok geçmeden yolunu Avrupa’ya çevirmek zorunda kaldı. İtalya 2. Ligi’nde çılgın attıktan sonra bir hegemonya öncesindeki Montepaschi Siena’yla anlaşarak İtalya basketbolunun tepesine yerleşen takımın bir parçası oldu. Panathinaikos’la geçirdiği 2 senenin ardından da Fenerbahçe Ülker’in pek iyi gitmeyen sezonundaki nadir pozitif etmenlerden şu sıralarda.

Kimani Ffriend / Jamaika  Chuck Kornegay’in takımdan ayrılmasının ardından Murat Didin’in Beşiktaş’a bir armağanı oldu Kimani. Çok dev hücum yetenekleri olmamasına rağmen ribaund ve blok yetisini dev yüreğiyle birleştirince taraftardan çok büyük bir sevgiyle karşılaşması da çok sürmedi.  Özellikle maç içindeki bir pozisyonda topun kendisinden çıktığını taraftara işaret edip ortalığı yatıştırmasını hala net hatırlarım. Sonraki sezonlarda Mersin Bşb. ve Bornova Bld. ile ülke sınırları içine dönse de Beşiktaş’taki çizgisini yakalayamadı.

Trevor Harvey / Bahama Adaları  Florida State gibi gayet iyi bir üniversitede kolej kariyerini geçiren Harvey, profesyonel kariyerine Fenerbahçe’de başladı. İyi fiziğiyle beraber blok ve ribaund özellikleri göze çarpıyordu. Nitekim buradaki kariyerinden fazlasını göremedi. Fenerbahçe’den sonra Fransa’da 1 sezon Chalon forması terlettikten sonra Bulgaristan, İsveç, Macaristan gibi ülkelerde kariyerini sürdürmeye çalışsa da pek başarılı olamadı bu konuda. Şu sıralar neyle uğraştığına dair herhangi bir veri yok. Belki ailesinin yanına dönmüş, kendi toprağını falan işliyordur.

Paul Afeaki / Tonga Krallığı  Pasifik Okyanusu’nun güneyinde kalan bu oluşumu açıkçası ben de ilk defa duyuyorum. Utah Üniversitesi’nden mezun olan Afeaki’nin, Galatasaray’la anlaşacakken Fenerbahçe’li yöneticiler tarafından kaçırılıp kulübe kazandırıldığına dair de bir hikaye mevcut. Türkiye’de 1995 yılında düzenlenen All-Star’daki smaç şampiyonluğu dahil olmak üzere, gücünü saçlarından aldığını iddia etmesi de farklı bir konu. Türkiye kariyerinden sonra Japonya ve Lübnan’da oynamış, hatta Lübnan’da vatandaşlığa geçip 2002 Dünya Şampiyonası’nda Lübnan formasıyla Türkiye karşısına çıkmışlığı da var. Hayat çok enteresan.

Ali Nayab / Afganistan  98-99 sezonunda, o zamanların Mydonose Ted Kolejlileri’nin ligde tutunmasının baş mimarlarından kendisi. 12,5 sayı – 4,5 asiste yakın ortalamalar tutturması yine kayda değer bir olay. Tabii bu tek sezondan sonrası yok istatistiklerde. Belki ülkesine döndüğünde işgal kuvvetlerinin gazabına maruz kalmıştır, kim bilir.

*Esteban Batista da basketbol haritasında pek büyük yüzölçümü olmayan Uruguay vatandaşıdır. Bir ara yazacaktım buraya uzun uzun, sonra niyeyse vazgeçtim. Onu da ekleyeyim unutmadan.

*Anton Cogic, 84-85 ve 85-86’da İtü forması giymiş. Fakat uyruğuna dair herhangi bir bilgi bulamadım maalesef. Bu bilinmezlik nedeniyle burada ufak bir kısmı hak ediyor.

*Carlos Morban (Dominik Cum. / Erdemir),   Ja Ja Richards (Virjin Adaları / Mersin Bşb.) de uzun uzun değinilmeyecek, ama görmezden de gelemediğim iki isim. Çok göze batmadılar zaten oynadıkları sürede.

Not: Bu son. Niye büyük fontta olduğunu anlamadım, düzeltemedim de.

Feda'nın Basketbol Yolu

Beko Basketbol Ligi'nde ilk yarı tamamlandı, Avrupa kupalarında ilk turlar çoktan tamamlandı, takvimler Şubat 2013'e geldi. Sezonun yarısını devirdiğimizi düşünürsek takımların durumuna bir bakmak lazım. İlk olarak Beşiktaş'a bir bakalım.



Geçen sezon Ergin Ataman'la D-Will çehresinde ilginç bir yapı kuran, lokavtla sezon içinde yeniden yapılanan ve rakiplerinin yetersizliğini çok iyi değerlendiren siyah beyazlılar önce Türkiye Kupası', sonra Eurochallenge son olarak Beko Basketbol Ligi'nde zafere uzandılar. Sezon bitti Demirören ailesi kulüp sponsorluğundan çekildi, Ergin hoca gemiyi 'ilk terk eden olmadan gitti' ve "FEDA" sezonu basketbol şubesinde de başlamış oldu. İlk hamle olarak Erman Kunter'le anlaşan Beşiktaş için zorlu sezon başlangıcı yapılmış oldu.

Ezeli rakiplerin istemediği isimler kadroya katılınca taraftardan çatlak sesler gelmeye başlamıştı. Bütçe düşük olunca Erman Kunter tanıdığı ve potansiyelini ortaya çıkarmayı bekleyen isimlere(Dasic?) yöneldi transfer döneminde.

Euroleague ilk turunda CSKA Moskova-Barcelona ikilisi haricinde oynanan altı maçta beş galibiyet taraftarı biraz aldatmış olsa gerek Top 16'da ilk dört maçta galibiyet gelmemesi çok sorgulandı. Hatta bu tartışmalar o kadar büyüdü ki Erman Kunter'inden oyuncularına herkes hedef tahtasına konuldu. Çok tartışılan Curtis Jerrells'ın Euroleague'deki üç sayı yüzdesi %39'a ulaşmışken Partizan'da %13, Fenerbahçe Ülker'de %28'di. TBL'de ise %46'ya kadar çıkıyor bu istatistik. Top kaybı istatistiğinde ise ligde maç başına 2 top kaybediyor Jerrells. Top kullanma açısından ligdeki türevlerinden Farmar ve Kalin Lucas'ın da Jerrells'la çok yakın olması durumun korkulduğu kadar olmadığını gösteriyor. Bu bardağın dolu tarafı. Boş tarafına bakacak olursak herkesin ortak fikri Jerrells'ın takımı oynatamaması olacaktır. Jerrells Brose Baskets ve Lietuvos Rytas maçını kazandıran isim olduğunda taraftar nasıl takımı oynatamama özelliğini görmediyse Top 16'da da buna çok fazla takılıyor. Erman Kunter de durumun farkında olduğu için bunlara çok kulak asmıyor olsa gerek. Lafı uzatmadan Jerrells'ı uluslararası alanda örneklendirmek gerekirse aklıma Russell Westbrook geliyor. İkisi de çok iyi niyetle bir şeyler yapmak istiyorlar ama bazen tek başına bir yükü sırtlayamıyor insan, onun ağırlığında eziliyor böyle olunca o çaba da anlamını yitiriyor. Jerrells ve Westbrook'un da problemi bu bana göre.

En çok eleştirilen Jerrells konusunu geçtiğimize göre diğer hedef tahtasına konulanlara geçme vakti. Patrick Christopher, Daniel Ewing ve Randal Falker'ın yetersizliklerine karşı çıkacak olmayacağı gibi bu düşük maliyetlerde daha iyisini bulmak çok da kolay değil. Dasiç alınabilir bir riskti. Geçen sezon Hawkins, Bonsu ve Arroyo gibi transferlerden çok farkı yok. Tutsa yıldız olup Beşiktaş'ın çocuğu olacaktı, tutmayınca olmadı. Markota ve Vidmar için kötü sebepler diye bir şey yok ki izahı olsun diyip geçiyorum, aksini düşünen çarpılabilir.

Genel anlamda daha genişleyen yerli rotasyonunda istenilenin alınamamasını da ele almak gerek. Muratcan çok önemli bir rol üstleniyor, çok iyi bir sezon geçiriyor. Serhat Çetin geçen yıldan daha kötü durumda gözükse de dakikaların azalmasıyla istatistiklerin düşmesine bağdaştırmak mümkün. Can Akın ise sakatlıktan sonra bir türlü maç ritmini bulamadı. Tutku sakatlıklardan arınamayan bir başka isimdi. Cevher Özer'in formsuz bir sezon geçirdiğini kabul edelim. Cemal ve Barış'tan beklentileri düşük tutmakta fayda var ancak Cemal geldiğinden beri parkedeki görüntüsüyle sezon başından bu yana kendisini hazır tuttuğunu gösterdi. Açıkçası benim beklediğimden birkaç kademe daha hazır görünmüştü Nalga.

Toparlamak gerekirse Beşiktaş için kabul edilebilir bir sezon. Yanlışlar yok mu elbette var. Ancak Abdullah Sözer'in garip açıklamalarını, Haluk Yıldırım'ın enteresan muhasebe hesaplarını bir kenara bırakmak gerek. Hawkins, Arroyo, Ersin Dağlı ve yardımcı koçlar Galatasaray'a kaptırıldı diye kızan taraftarlar eğer Hawkins takımda tutulsaydı son yaşananlardan sonra kim bilir neler diyecekti bu açıdan bakmış mıydınız? Bunun geleceği görmekle hiç alakası yok ama başarılı olmak için Türk spikerlerin çok sevdiği "Biraz da şans lazım" cümlesini hatırlatmak gerekiyor. Hawkins konusunda Beşiktaş yönetimi şansıyla filmin sonunda gülen taraf olabilme şansını yakaladı. Bu yıl az parayla küçük dağlar yaratılmadı elbette ama Erman Kunter vizyonu biraz sabır gerektiriyor. Beşiktaş bu sezon birçoklarına göre başarılı değil çünkü geçen yılın üç kupalı takımı. Peki başarılı kabul edilmenin şartı ne? Maalesef Türkiye'de Bütçe&Beklenti hiçbir zaman doğru ayarlanmıyor, ayarlanamayacak da. Eğer Erman Kunter rahat kararlar alabileceği bir ortamda burada devam edecekse ilerleyen yıllarda bu sezonun emekleme dönemi olduğunu görebiliriz. Sabırla ilgili birçok atasözü var kapanışı onlardan biriyle yaptığımı düşünün.

İbrahim Tilki

23 Ocak 2013 Çarşamba

Karşıyaka - LigTV - Bir Garip Hikaye

LigTV ilk yarının analizini yaparken, ilk 15 maçın sonunda en iyi takımı 'Pınar Karşıyaka' olarak seçti. Gerçekten de Ufuk Sarıca yönetiminde baştan aşağıya yenilenmiş kadrosuyla ligin tepe takımlarını bir bir devirerek, deplasmanlarda da geçen yıllara göre çok daha dominant bir karakter ortaya koyarak, 15 maçta tam 12 galibiyet alarak ve hatta Avrupa Kupası'nda da çeyrek final adına yoluna emin adımlarla yürüyerek bu övgüyü fazlasıyla hak eden bir takım Karşıyaka.

Lakin koca bir ironi temalı kısa hikayemiz tam da burada başlıyor..

- Pınar Karşıyaka'yı devrenin en iyi takımı seçen: Lig TV
- LigTV: Beko Basketbol Ligi'nin tüm yayın haklarının sahibi
- Pınar Karşıyaka'nın ilk yarıda oynadığı lig maçı sayısı: 15
- Pınar Karşıyaka'nın LigTV'den naklen yayınlanan maç sayısı: 4
- Pınar Karşıyaka'nın İstanbul takımları dışındaki takımlarla yaptığı maç sayısı: 11
- Kaf-Kaf'ın İstanbul dışı takımlarla oynadığı maçlardan naklen yayınlanan maç sayısı: 0

Başka sözüm yok hakim bey..

20 Ocak 2013 Pazar

Yılmaz Vural & Basketbol (Foto)

Bugün ikinci kez futbol merkezli yürüyor gibi olacağız ama bu fotoğraf da kaçmaz be. Yılmaz Vural bu akşam maç 2-1 Elazığ lehine iken oyuna girecek oyuncusuna taktik veriyor.. Elindeki basketbol tahtası ise dikkatli gözlerden kaçmıyor.. Ha belki tahtanın diğer tarafı futbol içindir ama bu durum bile bu fotoğrafın arşivlerde yerini almasına engel olmasa gerek. Hocanın kırmızı kart gören oyuncusu Marvin için maç sonunda kullandığı 'Benim aptal oğlum, benim gerizekalı oğlum..' ifadesi ise ayrıca bir arşivlik.. Seviyorum hocayı.. Hem de çok..

Tanju Çolak & Basketbol (Foto)

Fotoğraf 90'lı yılların başından. Tanju Çolak F.Bahçe'ye transfer olduğu dönemde ilk haftalarda golle tanışamaması üzerine soluğu basketbol maçında almış, benchte takılıyor. Kimbilir.. Gol atamadım ama belki basket atarım demiştir kral. Levent Topsakal, Cenk Renda ve Can Sonat da fotoğrafın basketbol ailesi adına göze çarpanları..

15 Ocak 2013 Salı

Adını All-Star Koydum

Çok ilginç bir ülkeyiz. Bunu siyasetten spora, hayatın her alanında görebiliyoruz. Bu ilginçliğimizin sebeplerinden bir tanesi de önem verilmesi gereken tarihlere, olaylara, organizasyonlara gereken değeri vermeden çok da önemli olmayan şeyleri müthiş bir etkinlik gibi gösterme çabamız.


Bugün Beko All-Star organizasyonunun basın toplantısı düzenlendi, kadrolar açıklandı. Yerli kadrosuna baktığımızda İstanbul takımları haricinde Kenan Sipahi ve İzzet Türkyılmaz girdi. Kenan takımında iyi kötü bir şeyler yapıyor, yapmak için çabalıyor da bir yığın dört numara dururken neden İzzet? Sebebini şöyle açıklayayım hemen. TBF, Banvit'in başarısını bir oyuncuyla taçlandırmak istedi, tek sebep bu. İzzet'in oynadığı basketbol, geriye kalan 12 takımda mücadele eden isimler bunlar tamamen ikinci planda. Kariyerinin en kötü sezonlarından birini geçiren Ömer Onan kadroda yer alıyor. E hadi Mehmet Yağmur, Nedim Yücel gibi isimler saçma sebeplerden(oylamadaki İstanbul takımlarının taraftar etkinliği) dolayı yok kariyerinin en iyi sezonlarından birini geçiren Cenk Akyol nerede? Ligin sayı kralı Ali Karadeniz yok. 

"Oy atsınlar o zaman kardeşim" diyen için de şunu söyleyeyim yapacakları çok zor bir şey değil. NBA'in All-Star oylaması gibi bir etkinlikle ilk beşleri belirle, yedekleri koçlar ve medya mensupları belirlesin. Bunu becerebilmek bunu akıl edebilmek bu kadar mı zor? 

En mantıklısı bu organizasyonu hiç yapmamak olabilir aslında. Yıllardır yapılıyor, akıllarda James White dışında kalan muhteşem bir an var mı? Dünyanın en kötü All-Star etkinliğini yapıyor olabiliriz. Neyse Hadise çıkar, bir şarkı üstüne de kıvrak bir dans. Ertesi gün kimse eleştirmez, Hadise All-Star'ı coşturdu başlıkları atılır. Ne güzel organizasyon.

Not: O kadar salladım salladım haklarını da vereyim yaptıkları tek doğru konusunda. Bu yıl takımların koçları Ufuk Sarıca ve Orhun Ene olacak.

13 Ocak 2013 Pazar

Eurochallenge'daki Rakipler (Karşıyaka)

Yepyeni bir yapılanma ve artık bir şekilde karşılanması gereken mevcut, alışılmış hedefler. Ülkede basketbol mazisine/kültürüne sahip nadir kulüplerden olan Karşıyaka, bu seneki gidişatıyla özlemini yaşadığı Avrupa zaferine daha da yakın.

Eurochallenge'da Top16'ya gelindiğinde, rakipleri yazma gibi bir hedefim vardı (nitekim Tofaş'ı yazdım) fakat Karşıyaka'nın rakiplerinde yine de biraz zorlandım. Sadece Ventspils'i izleyebildim az miktar, Joensuun'u da "Aliağa'yı eleyen çilgın Finler" olarak biliyorum. Gaz Metan Medias da ismi kulağa hoş gelen kapalı kutu bir Rumen takımı, şimdilik.

Not: Benim esas merak ettiğim, bu gruptan lider çıktıktan sonra Karşıyaka'nın eşleşeceği takım. Tahminim, karşı gruptan Gravelines/Paris-Levalllois'dan liderliği ele geçiremeyeni. En zorlu çeyrek final eşleşmesi olacağını da şimdiden iddia ediyorum, çünkü iki takım da Fransa'da an itibariyle tepede galibiyetleri birbirine çok yakın birkaç takımdan biri.

Joensuun Kataja

İlk turdaki Krasnye Kyrlia deplasmanı hariç, savunmada iyi iş çıkaran bir takım. Temeli Amerikan oyuncular üzerine kurulu, birkaç önemli yerli eklemesi olan da bir rotasyonları var. Tabii Aliağa'yla oynadıkları eleme maçlarını yayınlayan kanal yoktu sanırım, izleme fırsatı bulamadık. Belki ÖzEgeTv falan.

İlk tur genelinde de, sayı ortalaması olarak üst sıraları zorlayan Jermaine Flowers, ilk değinilmesi gereken oyuncu olabilir. İçeriden dışarıdan skor üretebiliyor, faul aldırma konusunda da hiç fena değil, biraz da eli uzun (8 maçta 2.9 top çalma ortalaması ne yahu?) ve ribaundlara dev yardımı var (hatta takımın en ribaund'cu iki isminden biri).

Petri Virtanen ve Johnell Smith, guard rotasyonundaki bitirim ikili. Virtanen daha şutör, Smith daha delici. Jerald Fields'la Julian Terrell da boyalı alanın ikilisi ama guard'lar kadar iyi ikili olmadıklarını söyleyebilirim. Biraz 'undersize'lar ve Fields kolay faul yapabilen bir uzun, az üzerine gitmek yolu yarılamak demek. Ayrıca kısalardan Antti Kanervo'nun dış şutu, müsamaha gösterildiğinde asap bozabilir. Juho Neronen'in de fizikli bir 3 numara olması sorun yaratma ihtimaline sahip.

BK Ventspils

İlk turdan 6/6'yla gelen Letonya'nın (Riga'dan sonraki) nadide gülü Ventspils, bu gruptaki en dişli rakip kağıt üzerinde. İnanılmaz bir top paylaşımına sahip, özellikle alan savunmasına iyi hücum edebilen bir takım. Dış şutlarına ayrı kafa patlatmak gerek.

Oyuncuları ayrı ayrı tutup da değerlendirmek çok da sağlıklı değil Ventspils'de. Yine de konuşmadan geçmek de olmaz. Donald Sims'le Folarin Campbell guard rotasyonunda başı çekiyor. Onların bencillikten uzak oyunları bu paylaşımı oluşturuyor takımda. Sandis Valters - Janis Timma - Martins Laksa'nın çok domine etmeden, faydalı ve yüzdeli oyunları takıma derinlik katıyor.

Aldığı az sürede muazzam iş yapan, Letonya'nın yeni gencosu Martins Meiers uzunlarda listebaşı. Temastan kaçmayan, iyi bir de bitirici Meires. Şöyle gözler üzerinde olsun hafiften, Eurobasket'in yeni formatı nedeniyle Letonya'yı daha çok izleme fırsatı bulacağız önümüzdeki senelerde. Yine Ronalds Zakis, çember altının kas gücü. Nadir patlamaları hariç zararsız bir arkadaşımız. Son olarak Arturs Berzins; gerektiğinde yay dışına kadar menzilini açabilen mobil bir 4 numara. Bu kadar sayıyorum ama takımın en çok ribaund alan ismi guard Folarin Campbell. O da ayrı acayip.

Gaz Metan Medias

Takımın neredeyse her şeyi Deven Mitchell, durdurulması gereken yegane isim. Küçük bir kasabanın idealist kaymakamı gibi. Konsantrasyon sorunu olmayan gerçekten iyi bir skorer. Önümüzdeki sene Avrupa'nın bambaşka bir köşesinde, daha nitelikli bir takımda görülmesi şaşırtmaz.

Slobodan Dundjerski, Yugo temeliyle yetişmiş ve sırf bu yüzden bile tehlikeli olabilecek bir guard. Atmak kadar organizasyon konusunda da gönüllü, top kayıpları hakkında da pek konuşmak istemiyor olsa gerek. Paul Graham ve Rares Mandache de kısa rotasyonunda etliye sütlüye pek karışmadan işini yapan oyuncular, istisnai durumlar hariç tabii ki.

Michael St. John'ın dominasyonuyla başladıkları bu Avrupa yoluna Aleksandar Mladenovic'in oyuna dahil olmasıyla devam ediyorlar. İlk üç maç Aziz John, son üç maç deliren bir Mladenovic (sırasıyla 29-18-17 sayı). İkisi beraber çok daha etkili olabilirler sanırım. Ivan Ivanovic de nadir patlamaları dışında 'sahada olması yetecek' tecrübeli ağabeylerden.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Eurochallenge'daki Rakipler (Tofaş)

Eurochallenge'da turlar ilerledikçe, temsilcilerimizin rakipleri de daha bir radarımda olanlar arasından denk geliyor. Böylece de daha rahat konuşabiliyorum olası akıbet konusunda. İsveç Ligi'ne yayın bulamadığımdan, Norrköping Dolphins'in maçlarını pek izleyemedim ama Khimik ve Kyrlia'yı birkaç kez yakalamışlığım var.

Ufak bir Tofaş değerlendirmesinden sonra başlayayım diğer takımlara; gittikçe daha da beklediğim seviyeye doğru ilerliyorlar ama hala orada olmalarına biraz var. Tofaş, kupayı kaldırma potansiyeli olan takımlardan biri ve bunun hakkını verdiği sürece bu gruptan çıkmaya en büyük aday, Krasnye Kyrlia'yla birlikte.

BC Khimik Yuzhne

Sacayakvari üç Amerikalının, Avrupalı parçalarla gayet sağlam desteklendiği bir rotasyona sahip Ukrayna ekibi. Mümkün olduğunca hızlı oynayıp, sonuca gitme peşindeler. Bu sonuç, sadece dış şutlardan ibaret değil; maç başına 24 faul atışı kullanıyorlar. Yüksek tempo pek güzel, fakat ilk turda en fazla sayı yiyen ikinci takım Khimik.

Direksiyonda, klasik Amerikalı guard, genelde atmaya meyilli fakat 3-5 asisti de yanına koymayı eksik etmeyen Wiillie Deane var. Maç başına neredeyse 4 top kaybı yapıyor olması da, üzerindeki baskının olası artışında rahatça afallayabileceğinin ufak bir kanıtı. Tempoyu Devoe Joseph'le beraber dikte ediyorlar. Devoe Joseph demişken, stilini fazlaca Sammy Mejia'ya benzetiyorum niyeyse. Mümkün mertebe alçak irtifada dribbling'lerle hücumda gayet sorumluluk alıyor. İlginç olan ise, üçlük yüzdesinin neredeyse faul yüzdesi kadar olması. Olası bir taktik faulün Joseph'a yapılması pek yanlış bir tercih olmaz yani.

Ana kısa rotasyonunun kalan parçaları da pek yabana atılır gibi değil. Karadağlı Suad Sehovic, pozisyonuna göre gayet iyi bir ribaund'cu olan tam bir yan parça (parkede en çok kalan Khimik oyuncusu olduğunu da eklemek lazım). Ekstra bir hücumu yok fakat riske etmek de akıl karı olmaz. Sergiy Popov ve Oleksandr Ryabchuk ise Joseph - Deane'in boşluğunu dolduruyor gibi dursa da; Popov iyi bir atıcı, Ryabchuk ise daha bir organizatör oynayan ceza şutörü.

Uzun rotasyonunun da kısalardan hafif kalır yanı pek yok. Özellikle Sava Lesic, ecnebilerin deyimiyle 'stretch 4' kavramına gayet iyi uyuyor. Pek kayda değer dış şutu olmasa da faul almayı bilmesi ve iyi ribaund kabiliyeti sorun çıkarabilecek türden. Stanislav Zavadskyi ve Vernon Goodridge, sağlam bitiricilikleri ve ribaund ortalamalarıyla, savunmada yabana atılmaması gereken iki değerli uzun. Fakat benim favorim, Vitaliy Kovalenko. Gerek tipi, gerekse oyun tarzı olarak gözünü budaktan sakınmayan, fazla fazla sert bir görev adamı. Göz ardı edilememesi gereken de bir dış şutu var.

Krasnye Kyrlia

Gerek hücum, gerek savunma potansiyeli neticesinde, bu kupa için adı geçebilecek bir takım neredeyse Krasnye Kyrlia. Görece kolay bir gruptan kayıpsız geldiler Top16'ya. İlk turdaki maçlarda, yay içinden %59 gibi saçma sapan bir yüzdeye sahipler. Yay gerisi de %36'yla kabul edilir bir seviyede. Bunlar kadar önemli olan bir diğer detay ise, maç başına neredeyse 20 asist yapmalarına rağmen yine maç başına 13 top kaybını görmemeleri. Hücum rakamları gayet parlakken, savunmada da durum pek farklı değil. Çember altından ziyade, dış şut savunmaları daha başarılı diyebilirim. VTB Ligi araya girmeden oynanan son maçlarda CSKA'ya deplasmanda kök söktürdüklerini de belirterek diğer paragrafa atlıyorum.

En çok parkeden kalan Kyrlia oyuncusu ve takımın hücum merkezi olan Aaron Miles'a merhaba deyin. Maç başına asist ortalaması olarak ilk turun en iyi 3. oyuncusu olmasının yanında, asist/top kaybı ortalamasının 2'nin üzerinde olması, değerini kanıtlamak için bence yeterli veriler. Aldığı belli dakikada çok net skor üreten Evgeny Kolesnikov da, bir uzunu kıskandıracak yüzdelere sahip. Üçlük olarak %50'yi görmesi bir yana, bahsettiğim şey yay içinden %60'ın üzerinde isabetle oynaması. Takımın ilk turdaki en skorer ismi Chester Simmons'ı durdurmak zaten zor olacakken, bir de Kolesnikov'a ekstra mesai harcamak gerekecek. Neyse ki, ikisi de çok faul alma üzerine oynamayan kısalar.

Omar Thomas da yine Kyrlia'nın yüksek yüzdeye sahip skor ayaklarından. Rusların yeni gencolarından olan Dmitry Kulagin de, neredeyse skor hariç her şeyi yapabilecek kapasitede. Hatta ceza şutörü bile demek yanlış olur, o kadar hücumdan uzak. Rusya'nın son U20 kadrosunda da bulunan Viktor Zaryazhko da iyi bir ceza şutörü, ne kadar çok uzun sürelere alamasa da.

Jeremiah Massey'nin Bamberg yolunu tutmasıyla biraz güç kaybeden uzun rotasyonunda başı çeken isim, 91'li Nikita Balashov. Biraz ince olmasına rağmen çok iyi bir bitirici ve fiziğine göre iyi bir ribaund'cu. Yine iyi bir bitirici olan Yury Vasiliev'le fena bir ikili olmuyorlar. Vasiliev'in kayda değer bir blokçu olduğunu da atlamayayım. Ana rotasyonu tamamlayan isim, eski Karşıyakalı Andre Smith. Massey'nin gidişinden sonra daha çok dakika alacağını söylemek yanlış olmaz.

Norrköping Dolphins

Sadece 2 galibiyet alıp, 3'lü averajın ekmeğini yiyerek Top16 yapabilmek de nasıl dev şans belli değil. Bir de grubu süpüren Ventspils'e bir şekilde teşekkür borçlular sanırım. Hücum konusunda, özellikle yay içinden rezalet bir performansları var ilk turda. %40 nedir yahu? Ama ribaund ve asist konusunda sınıfı geçtiklerini söyleyebilirim. Yine de faul çizgisinden sağlam puan kırarak, kendilerini sınıfta bırakıyorum (sıfırcı öğretmen). Ama özellikle üçlük çizgisi dışı olmak üzere, fena bir savunma takımı değiller. Yine de hiçbir şekilde Tofaş ayarında bir takım olmadıklarını belirtmem lazım.

İyi bir atıcı olan Edgars Jeromanovs ile pozisyonuna göre bayağı iyi bir ribaund'cu olan Pavel Ermolinskij, hücumun kontrolünde başı çekiyorlar. Bu ikiliyi, iki iyi atıcı Anton Saks ve Keith Gabriel tamamlıyor.

Şimdilik takımın en değerli ismi Oladapo Ayuba, genelde üzerinden oynanan uzun konumunda ve takımın skor yükünü çekiyor. Kısa boyuna rağmen de çok çok iyi bir ribaund ortalamasına sahip. Göteborg çocuğu, daha çok 'perimeter'ı kullanan Martin Ringström de hareketli sayılabilecek bir 4 numara. Ama ribaund konusunda pek ciddi durmuyor. James Hughes da kalıplı, attığından çok toplamacılıkla ilgilenen, basketboldaki üretim toplumunun ferdlerinden.

İlk topluluklara sarmamdan mütevellit, yazıyı bitirmenin vaktidir sanırım. Gruptan çıkacak ikili tahminim de Kyrlia - Tofaş, yukarıda belirttiğim gibi.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Beşiktaş 1998-99 (Foto)

Beşiktaş'ın 1998-99 sezonu öncesinde yaptığı sezon açılışı töreninden bir fotoğraf.. Kimler yok ki fotoğrafta? Ömer Büyükaycan, Kevin Thompson, Nedim Yücel, Faruk Beşok, Rüçhan Tamsöz, Tamer Oyguç, Turabi Genç, Andre Woolridge.. Ortada duran koç Ahmet Kandemir ve yardımcısı Yücel Platin de epey gençlermiş he o zamanlar.. Dile kolay 14-15 sene.. O günlerden hala basketbol oynamaya devam eden iki kişi var, Nedim Yücel ve Onur Aydın. Nedim bugün TED Kolejliler formasıyla Beşiktaş'a rakip olacak.. Faruk Beşok ise Beşiktaş'ta Erman Kunter'in yardımcısı olarak karşımıza çıkacak yine bugün..

Eurocup'taki Rakipler (Banvit)

Ülke sınırları içindeki açık ara en doğru yapılanma neticesinde son birkaç senedir ligde ve Eurocup'ta belli eşikleri geçmesini beklediğimiz Banvit için, işin Eurocup kısmı adına pek olumlu bir sezon geçiyor. İlk turdaki iki Valencia mağlubiyeti hariç; deplasmanlardaki Azovmash ve özellikle Würzburg galibiyetleri (ki Würzburg maçı, ecnebi deyimiyle 'win or go home' maçıydı) Top16 kapısına getirdi yine Bandırma ekibini. Geçen seneye nazaran, bu sene görece daha kolay bir gruptalar. Top8, hatta F4 bu sene sürpriz olmayacaktır Banvit için.

Budivelnik Kiev

Gayr-ı ciddi Ukrayna liginin bu güzide temsilcisi, ilk turda Prienai - Nymburk - Hapoel Jarusalem gibi nasıl bir araya geldiklerine anlam veremediğim bu üç takımın arasından, biraz zorlanarak çıktı. Ha neticede sezon başında bu seviyeler için iyi para harcadıklarını da düşünürsek, Top16 onlar için biraz standart bir gelişme heralde. Yani en azından öyle olmalı.

Hücum olarak da, savunma olarak da pek ahım şahım olayları yok. Yay gerisinden düşük yüzdeli hücumları genelde bireysel çabalar oluşturuyor. Savunma direnci de pek dengesiz. Belli bir mental gücü topladıklarında gayet sağlam bir takım olabiliyorken, diğer türlü saldım çayıra mevlam kayıra biraz.

Geçen sene Chalon'un Fransa şampiyonluğuna büyük katkısı olan Malcolm Delaney'nin Kiev seyahati biraz şaşırtmıştı. Schilb'in arkasında Robin olacağına, kendi Gotham'ına gitmek daha mantıklı geldi sanırım. Takımın en skorer oyuncusu olmasının yanında, ribaund'lara katkısı da fark edilir seviyede (gerçi genel olarak Budivelnik kısalarında mevcut bu; gerek Artur Drozdov, gerek George Tsintsadze). Faul aldırmak konusunda da meziyetleri pek altta kalır durmuyor. Kısa rotasyonunun tamamlayıcı oyuncuları da Drozdov ve Tsintsadze. Düşük dış şut yüzdeleri, yapılabilecek bir alan savunmasına davetiye çıkartıyor biraz (Sergiy Gorbenko'nun dış şutları hariç). Sezon arasında Prokom'dan gelen forvet Frank Robinson'ın da alışma sürecini tamamlamasını bekliyorlar.

Biraz kalıplı olan Michalis Anisimov'la içerde boğuşmak biraz zor, o yüzden Stimac'ı daha da parke üzerinde görmek şaşırtmaz. Tam bir 4 numara olan Leo Lyons'ın ribaund ve skor potansiyeli de bir hayli tehlikeli. Eski toprak Dainius Salenga da hareketli 4 numara olarak rotasyona derinlik katıyor.

Buducnost

Maç skorlarından da anlaşılacağı üzere, gayet iyi savunma icra eden bir düşük tempo takımı Buducnost. Guard'ları dahil bayağı fizikli bir takım. Bilbao'nun grubundan biraz toz yutarak gelmeleri işleri biraz daha zorlaştırabilir. Hücumda ise belli bir opsiyon yok, neredeyse ana rotasyona eşit dağılmış durumda.

Aleksa Popovic'le beraber Cedomir Vitkovac başı çekiyorlar kısalarda. Popovic çok dev skorer olmasa da, fizik avantajının getirisiyle iyi ribaund katkısı veriyor, savunmayla beraber. Vitkovac ise arada nutuk tutulması yaşadığı akşamlar hariç önemli skor katkısı yapabiliyor. Takımın herhangi bir uzunundan fazla olan maç başı ribaund istatistiği de biraz dudak uçuklatıcı.

Bir de Nikola Ivanovic var. Genç olmasının verdiği enerjiyle çok çok ekstra işler çıkarma potansiyeline sahip, diğer kısalar Vlad Mihajlovic ve Demarquis Bost'la beraber. Marko Popovic'in de, Zalgiris'teki adaşı kadar tehlikeli bir şutör olduğunu belirterek uzunlara geçeyim.

Yine ecnebi deyimiyle, takımın 'go-to-guy'ı Gerald Lee. Dış şutlarla pek arası olmayan, boyalı alan çevresini mesken bellemiş iyi bir skorer. Bu konuda pek bir ribaund'cu olan Strahinja Milosevic'le gayet iyiler. Arkalarında ise Dusko Bunic var.

Triumph Lyubertsy

Geçen seneki Eurochallenge F4'undan sonra, bu sene daha nitelikli bir hedefle Eurocup'talar. Genel olarak atmak üzerine kurulu bir hücumları var. Çember altı, işlendiği sürece dev maden olur.

Tywain McKee, koçun oğlu ve Rusların yeni gencosu Sergey Karasev ve Yuval Naimy olmak üzere üç net dış atıcıları var. Özellikle Naimy ve Karasev'in yay dışından can yakma potansiyeli biraz daha fazla McKee'ye göre. McKee için de bir örnek vermek gerekirse, Mire Chatman tipi bir guard.

Altyapılardan gelen genç yeteneğin patlama yapmaya başladığı seneler vardır, Sergey Karasev için de 'o sene bu sene'. Babasının takımı sığlığına girmeyeceğim ama babasının varlığı, onu parke üzerinde daha rahat hissettiriyor denebilir.

Tasamin Mitchell, 4 numara için biraz 'undersized' olmasına rağmen sezonun şu kısmına kadar beklentileri pek yanıltmadı Triumph adına. Geçen sezondan Kyle Landry daha temiz bitiriciyken, Devin Searcy ve Evgeny Valiev de boyalı alanın tamamlayıcı kolluk kuvvetleri. Ama dediğim gibi, Banvit'te bu fiziki üstünlük varken kullanmalı.

Eurocup'taki Rakipler (Galatasaray MP)

Sezona büyük bir dominasyonla giren Galatasaray, sezonun ilk yarısını da aynı doğrultuda bir performansla göremedi açıkçası. Gerçi ligdeki 3 mağlubiyetin 3'ü de deplasmanda ve ligin kalburüstü takımlarına, ki bu gayet kabul edilebilir. Fakat özellikle Eurocup gruplardaki son maçta gelen Donetsk yenilgisi, hedef gerçekten kupayı kaldırmaksa eğer, kaybedilmemesi gereken bir maç olarak aklımda kaldı benim.

Sezon arası, Arroyo eklemesiyle beraber ufak bir nefeslenme bölümü olmalı Sarı-Kırmızılılar adına. Keza pek parlak bir kura çekmediler Top16 için. Unics Kazan zaten başlı başına yetmiyormuş gibi, formda giden bir Kızılyıldız ve geçen sene Almanya'da final oynayan Ratiopharm Ulm var grupta. Ne yalan söyleyeyim, şu grupta ne sonuç çıksa sürpriz gelmez, en azından bana.

Unics Kazan

Kazan'ı öyle uzun uzun anlatmama gerek var mı bilmiyorum. Çoğu genelde aşina olunan iyi oyunculardan kurulu, bu kupanın üstünde kadrolardan. Chatman - Eidson'ın üzerinden şekillenen hücumları temel aldıklarını düşünürsek, pek de zayıf bir temel gibi durmuyor. Buna rağmen çok dev bir asist takımı değiller; bire bir hücumlar ve Vougioukas'a inen topların da sayısı koalisyonu oluşturabilecek düzeyde. Savunma konusuna da biraz kafa yordukları söylenebilir. İlk turdaki Zielona Gora faciası hariç (içerde 91 yiyerek 15'le kaybetmişlerdi), yedikleri sayı ortalaması diğer 5 maçta 70'ten biraz fazla (70,2). Belli oyuncular haricinde değişen maç kadroları ve rotasyon da ayrıca kafa patlatılması gerek bir durum, bir bakalım.

Guard'da tanıdık bir isim, uzun şortlarıyla paytak paytak hücum eden Mire Chatman var. Unics Kazan'ın iki atardamarından biri diyebilirim. Diğeri de son zamanlarda ortaya çıkan 'point forvet' kavramının vücut bulmuş hali Chuck Eidson. Top dağıtımında ana arteller kapatılacaksa, başlangıç noktaları buralar olacaktır.

İyi bir skorer olan tecrübeli Terrell Lyday de bir kısaya göre güçlü fiziğiyle gayet rahat faul alabiliyor. Petr Samoylenko ve Igor Zamanskiy de ana kısa rotasyonunu tamamlıyorlar. Az top kullanmalarına rağmen isabet oranları yüksek ve özellikle Zamanskiy, kağıt üzerine yansımayan işlerin baş oyuncusu Kazan'da.

Yunan kuvvetlerinden devam. Dağılan Obradovic Beyliği'nden kaçıp buraya sığınan Ian Vougioukas ve Kostas Kaimakoglou, en az Chatman - Eidson kadar önemli hücum açısından. Son 2 sene içindeki harika gelişimleri doğrultusunda Kaimakoglou sert bir 'üçbuçuk' olarak iki çeşit miss-match'e de uygun oynayabiliyor. Takımın da ilk turdaki en skorer ismi zaten. İkinci sırada ise muazzam bir alçak post hücumcusu Vougioukas var. Normalde sakin sakin topunu oynar gibi gözüküyor ama biraz damarına basınca pek sağlıklı sonuç vermez. Geçen sene Kazan'ın EL Top8 yürüyüşünde büyük yeri olan Vlad Veremeenko da uzun rotasyonundaki değerli koltuğunu terk etmiş değil. Çember yakınlarının hücum - savunma - ribaund üçgeninde dönüp dolaşıyor genelde. Dışarılarıda gezmek onun stili değil. Onu yapan Mike Wilkinson var yerine çünkü. Galatasaray'ın forma skandalı senesinden hatırlayacaktır meraklıları. Eli tuttuğunda biraz can yakar bileği.

Kızılyıldız (Crvena Zvezda)

Son birkaç senede Partizan gölgesinde kaldıktan sonra az sivrilme döneminde Kızılyıldız. Adriyatik'te Igokea'nın peri masalı sezonuyla devreyi lider kapaması nedeniyle ikinci durumdalar. Eurocup ilk turda da resmen 'sıka sıka ilerlediler' (hani askerlik muhabbeti? cmylmz? yanlış anlaşılsın istemem). Sezon arasına kadar gidişat zaten iyiyken, bir de Ali Traore eklemesi yaparak iyiden iyiye hedef büyülttüler.

Bu başarılı hücum sisteminin başında DeMarcus Nelson bulunuyor. Biraz tempocu, hızlı bir guard. Kariyerinin geri kalan kısmına nazaran, Kızılyıldız'da biraz daha asistlere yoğunlaşmış durumda. Nelson bir yana, takımın skor yükünü başka bir delikanlı çekiyor. O bir Kızılyıldız çocuğu, o bir Melih Gümüşbıçak törpüsü... Ve o bir-ki-üç; Igor Rakocevic! 34 yaşında da olsa, huzuru tekrar evinde bulmuş sanırım. Harika yüzdelerle neredeyse maç başına 19 sayısı var. Anlayacağınız, pek Ergin Ataman'ın bıraktığı gibi değil. Vuk Radivojevic, kısaları destekleyen, ceza şutörü sayılabilecek bir oyuncu. Çok top kullanmaması bir yana, daha çok sorumlu olduğu departman savunmayı ilgilendiriyor.

Mike Scott'la Bojan Subotic, oyun tarzları birbirine benzeyen 3,5'lar ve çoğunlukla beraber ilk 5 başlıyorlar. Bu da eşleşmesi biraz karışık iki ayrı pozisyon yaratıyor. 4 numarada kenardan gelen Boris Savovic de geçen seneki hatırladığımız çizgiden bir hayli uzakta, iyi anlamda. Daha fazla dış şut kullanıyor ve ribaund'larda daha hırçın. Pivotta, hali hazırda iki adet kalıplı oyuncuları mevcut; eski Partizanlı Rasko Katic ve geçen seneyi Trabzon'da muazzam geçiren Elton Brown. Pota altı sertliğiyle beraber pas dağıtım konusunda da sıradan uzunlardan daha üst düzeydeler. Buraya bir de post oyunu Eurocup için etkin faktör olan Ali Traore gelecek. Vay ki ne vay.

Edit: Misko'nun güncellemeyi kaçırmışım, Ali Traore işi yatmış Kızılyıldız'da.

Ratiopharm Ulm

Kadrosunda en az Alman kadar Amerikan da barındıran, son zamanlarda çoğu Bundesliga takımının yakalandığı 'atıyorlar efendim, durduramıyoruz' nöbetlerine ara ara tutulma potansiyeline sahip, dengesiz mi dengesiz bir takım Ulm. Buna rağmen çok da sert ve mücadeleci bir boyalı alan rotasyonuna da sahipler.

Allan Ray'in fütursuz atıcılığını, Lance Jeter ve Per Günther'le biraz biraz dengeliyorlar. Zaten asistleri tamamen guard'lar üzerinden dönen bir takım değil Ulm. Sebastian Betz, Steven Esterkamp ve temiz yüzlü çocuk Philipp Schwethelm de kısa rotasyonunun tamamlayıcı parçaları. Betz hariç, ceza şutu konusunda can yakabilirler.

Boyalı alandaki John Bryant - Dane Watts kombinasyonu şimdilik iyi sonuçlar veriyor. Fizikli ve mümkün olduğunca çember altında, mücadeleden kaçmayan bu ikili biraz sorun yaratabilir gibi. Keaton Nankivil, bunun aksine daha haraketli ve dış şutu olan bir 4 numara. Olaya çeşitlilik katıyor. Rotasyonu tamamlayan ise, geçen yaz Turgut Atakol'un MVP'si seçilen Daniel Theis. Yine gayet sert oynayan bir uzun. Boşlanmaması gerektiğini de bizim son U20 Milli Takım az çok biliyordur en azından, onlara sorulabilir.